Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Aralık 2013 · 1:42:58
Başka şehirlerden gelen bayan kardeşlerin gece dönüş yapması uygun mudur? Bu konuda bir pandezi aydınlasın. Burada İslam dünyasının içerisinde fıkıhî olarak bir ittifak yok. Hanefiler bir kadının yanında mahremi olmaksızın seyahat etmelerine müsaade etmemişler. Hanefî ulemasının bu konuda, Hanefilerin kendi içerisinde bir ittifakları var. Bu ittifaka göre bir kadının yanında mahremi olmak sınırlı, işte 80 kilometre ileriye gitmesi mümkün değil. Şafiî uleması buna yanında işte güvenlik söz konusu olursa müsaade etmiş.
Bu meselede hani bazen derim ya, yeniden iştahat edilmesi gereken noktalar var diye. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri uzun bir mesele. Yani buna müsaade edenlerin elinde. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin uygulaması var. Meseleye kısaca buradan girilirse, bunun Hanefî'ye göre mümkünatı yok bir kadının tek başına mahremi olmaksızın seyahat etmesinin.
Ama diğer iştahat âlimlerinin bu noktada iştahatları var. Bu iştahatlar da sonuçta ayağı yere basmayan boş iştahatlar değil. Yerinde bazı meselelerin iştahat edilmesi gerekir dediğim meselelerden birisi de bu. Çünkü şu anda bu noktada üniversitede okuyan kızlar, memur olan veya işte bir yerde çalışan bayanlar veyahut da işte seyahat noktasında mecbur seyahat etmesi gerekenlerin önünde Hanefî fıkıhçılarının ittifak halinde verdiği bir fetva duruyor.
Ama velakin Şafii fıkıhçıları, zannediyorum Hanbeli fıkıhçıları, burası kesildiği Şafii'den sonrası, buna müsaade etmişler. Müsaade ederlerken de bu noktada ayakları yere basmıyor, ayakları yere basıyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada kendisinin uygulattığı bir zarfî. Mesela bir bayana Medine'ye getiriyorlar, esir alıyorlar bir kabilenin reisinin kızı. O kabilenin reisinin kızını yanına güvenlik amacıyla bir seriye, yani 10 kişilik bir askeri grup verip, onu tekrar babasının yanına gönderiyor. Yani normalde bunu yaparken Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri güvenliği söz konusu öne çıkarıyor. O kadının güvenliğini sağlıyor, o güvenliğini sağlayarak da onu tekrar yerine gönderiyor.
Yanında 40 kişi yok, yanında başka bir mahremi diyor. O yüzden normalde burada güvenlik söz konusu olur. Eğer bir bayanın bu noktada tek başına, buradan dağın başından gidecek değil ama bir hadis-i şerif daha var, hani dünya öyle bir hale gelir ki bir kadın kendi bulunduğu yerden çıkıp Mekke'ye Kabe'ye tek başına gider gelir der, güvenlik açısına. Hadis-i şerif var, ahir zamanın son döneminde bütün dünyanın arzın İslam olmasıyla alakalıdır bu. Bu ilahi kelimatullahın bütün dünyayı, yeryüzünü normalde ilahi kelimatullah düşüncesinde oturtturup o zaman bir kadının işte Paris'ten, Londra'dan, Moskova'dan, Washington'dan tek başına Kabe'ye gelip haç yapması veya ziyaret etmesi gibidir bu nokta.
Öyle olunca, bu güvenlik söz konusu olunca bayanların tek başına seyahatlerinin mümkün olabileceği, bu ileriki zamanla alakalı ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o kabilenin, reisinin, kızının güvenliğini sağlayarak da onu tekrar kendi şehrine geri gönderir. Hatta onun esir edilmesine de kızar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Üzülür. O yüzden bu tip uygulamalar var, bu uygulamalardan hareket ederekten güvenlik sağlanıyorsa, güvenliyse, mesela örneğin şu anda Suriye güvenli bir yer değil, Suriye'den gidemezsiniz. Irak güvenli bir yer değil, gidemezsiniz. Örneğin. Normalde siz de gidemezsiniz. İslami bir noktadan bakılırsa, şu anda mesela Irak güvenli değil, Suriye güvenli değil, Mısır güvenli değil, Lübnan güvenli değil.
Bu güvenli olmayan yerlerde dini, din noktasında iştahat edilir, oraya hiç kimse gitmez. Bayanların bu noktada şehirler arası yolculuk yapmasına zaruret söz konusu olursa müsaade edilir. Bunu Hanefi'ye göre düşünürseniz bu mümkün değil. Ama tekrar söylüyorum ben, din yaşanmak içindir. Meşhurdur. Din, Kur'an, sünnet imamların iştahıdır. Bir tek imam değil. Bu noktada Hanefi'ye bakarız. Orada bir problemi çözemezsek, o zaman diğer mezheplere bakabiliriz. Diğer mezheplerden bu noktada yaşanabilir bir çıkış noktası varsa uygulayabiliriz. Biz birkaç kardeş, 40 hadisi şerif ezber demeye niyet ettik. Bizim için neler tavsiye edersiniz? Bu arada misafirlerimiz var. Onları da tanıtayım. Gazemir'den tanışıyoruz.
Kardeşlerimiz, Gazemir MHP ilçe başkan yardımcısı. İl başkan yardımcısı, siz ilçe başkanı. Allah razı olsun. İl başkan yardımcımız da Gazemir'den tanışıyor. Oradan sohbetlerden tanışıyoruz. Allah razı olsun eksik olmasınlar. Ziyaret etmişler bizi. Huzurlarınızı teşekkür ediyorum kendilerine de. Allah razı olsun. Sayın başkanımız, Gazemir'deki bizim o ilk vakıftaki sohbetlerimizi takip ederdi. Gelirdi zamanımız için. Allah razı olsun. Kendisine teşekkür ediyorum. Biz birkaç kardeş, 40 hadisi şerif ezberlemeye niyet ettik. Bizim için neler tavsiye edersiniz? Ravileriyle birlikte mi ezberlememiz gerekiyor? Bunun bu noktada ravileriyle ezberleme şartını koymak biraz şey değil benim kendimce.
Biz bir şeyi ezberlerken, bir şeyi okurken amel etmek kastıyla ezberleriz. İlim satmak için değil. Sufiler ilim satmak için uğraşmazlar. Amel etmek için uğraşırlar. Amel etmek için uğraşırlar. O yüzden bir şeyi okurken, bir şeyi ezberlerken, amel etmek için. Muhakkak kim 40'dan hadisi şerif ezberini tutarsa cehennem ona haram olur. Hadisi şerif. Ama bunu ravileriyle ezberlerseniz ilim ehli için geçerli. Ama bizim için, bizim gibi fukara sufiler için bu şart yok. İnşallah siz ezberleyin, amel edin. Vav harfi takı yüzük takmak caiz nedir? Ya normalde insanlarda bu tip takıntılar var. Bu nasıl bir böyle beyin çalışmasıdır? Nasıl bir akıl yürütmedir?
Bunu bilmiyorum. Harflerin üzerinde veya ne bileyim o takıların üzerinde değişik işaretler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri akik yüzük takmış. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri üzerinde başka aksesuar olarak hiçbir şey yok. Bunu erkekler açısından söylüyorum. Erkekler takacaklarsa sünnet, ben sünneti size tavsiye ederim. Bir tek akik yüzük. Bu akik de akik taşı da o kimsenin tenine değecek. Mühür kullananlar, devlet başkanları işte ne bileyim herhangi bir şeyin başkanıysa ve mühürü de yanında taşıyacaklar ya, o mühür önemli çünkü onlar da mühürleri normalde bu sertçe parmaklarında taşırlarmış. Çünkü mühür kimin eline geçerse herhangi bir emrin altına mührünü vuracak, imzalayacak, o kanun yerine geçecek.
Bunun gibi. Ama ve lakin bunun haricinde bir erkeğin parmağına başka bir şey takması sünnetten değil. Birisi takarsan ne olur? Yani bu noktada o haram istemiş demem. Veya o kendince onu bir süs yapmış, kendince ona bir şey yapmış. Eyvallah onun kendi yolu. Eşahat yerine başvurcusu olarak şal takmak doğru mudur? Omuzların eşyapla kapalı mı olması gerekiyor? Bakın, bu konuda benim tavrım, tarzım, düşüncem benim. Bir kadının başını örtmesi, kollarını, bacaklarını, işte bilek, bacaklarını derken bilek kemiğinden nikası, el bilek kemiğinden nikası, başını, yüz hariç başını örtmesi bu teseffür. Bu teseffür. Neyle örttüğüne bakmayız. Bu normalde hani tırnak içerisinde siyasi tartışma haline geliyor ya bir şeyler.
Bu dinin işi değildir. Din bunun hükmünü vermiş genel kaide olarak. Ben bazen anlatırım ya, ben İzmir Bayındırlıyım, bizim orada eski kadınlar peştaman dedikleri, bez peştaman dedikleri peştaman giyerlerdi. Karadenizlilerdi. Karadenizlilerin peştamanı farklı, biz ikinden farklı. Düğünlerde ipeklisini giyerler, düğün olmadığı zaman normalde giyerler. Üzerlerine önceden siyah kara örtü derlerdi, bir örtü takarlar kocaman. Onun şey yaparlardı. Abim zorunda üniversiteyi kazanınca annemi zorla mounta giydirdi. Kız istemen gideceğimiz zaman. Annem mountayı giyerken ne zorlandı kadıncağız. Oranın kültürü bu. Şimdi anneme kalkacaktı birisi o gün için onu değiştirecek çok zorlu.
Bu da onun gibi, İslam bu tip yöresel, geleneksel, kültürel bunlarla savaşmamış. Türklerin İslam olmasında en büyük etken de İslam'ın bu yüzü. Bakın, Türklerin İslam olmasında en büyük etken de bu yüzü. Çünkü genel olarak o Orta Asya kavimleri bir şeyi dayatmayı, direkmeyi kabul edecek karakterde değiller. O yüzden bu noktada işte başının neyle örtüğüne bakmıyoruz.
Allah bizi affetsin. Önümüzdeki var olan sakın cemaatlerin peşinde giden kişilerin akıbetleri, ameller niyetlere göredir hadis şerifi hükmünde mi olacaktır? Yoksa onların durumları ne olacaktır? Bir kimse göz göre göre bile bile Kur'an ve sünnetin dışında bir şeyi işlerse, o kimse ameller niyetlere göredir diyelim.
Haramda, küfürde, şirkte, hangi bir noktada göz göre göre zararda hikmet aranmaz. Din, Kur'an ve sünnettir. Kur'an ve sünnetin dışında olan bir şey de bir kimse ameller niyetlere göredir diyemez. Açık, içki içmek haram. Bir kimsenin içki içmesinden hikmet aranmaz. Daha şirk koşmak haram. En büyük günahı kebay, bundan hikmet aranmaz. Haksız yere bir adamı öldürmek, bundan hikmet aranmaz. Sivil bir kimseyi katletmek, bundan hikmet aranmaz. Canlı bomba olmak, sarmak bombaları gidip otobüsün içinde patlatmak, hikmet aranmaz. Örnek yiyorum, uyuşturuncadan hikmet aranmaz.
Haramlar belli, yasaklar belli, din belli. Din yeniden oluşmuyor ki. Allah bizi affetsin. Yediğimiz et ve tavuk ürünlerinin İslam'ı usulle, Bismillah, Allah'ın adıyla kesilmediğini bilemiyoruz. Bu konuda sorumluluğumuz var mı?
Gücünüzün yettiklerinden sorumlusunuz. Takva dairesinde gönül isterse insanlar, bildiğin üzerine besmele kesildiği bile bile olan hayvanlardan yesin. Ama burada bir üstün niyet geliyor. Bir Müslüman dünyasında bir İslami bir memleketten kesilen hayvanların üzerinde şek şüphe yapmak, biraz fazla besmele kesildi mi, çekildi mi, çekilmedi mi demek, biraz fazla şüphecilik. Ama hiç olmazsa aldığınız bütün ürünlerin üzerine besmele çekerekten yemeye gayret edin. Gönül isterdi ki küçük kazalarda yaşayanlar bilirler temiz kasap hangisidir, iyisi hangisidir, gidip oradan alırlar. Ama büyük şehirlerde böyle bir şey söz konusu değil. O yüzden işte böyle bildik markalar da deneyeceğim, insanları aldatıyorlar şu anda, onlar da aldatıyorlar.
Gönül arzu eder ki insanlar bu noktada bildikleri, tanıdıkları, işte böyle güvendikleri bir yerden yesinler. Önceki sohbetlerimizde tek takke takmanın sünnette olmadığını söylemiştim. Takke imdaki sarık ile mi olması gerekiyor, tek olarak takılmaz. Bakın Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri başını örterdi, başını örttüğü şey takke değildi, başını örterdi.
Başı örtmek sünnet, takke takmak sünnet değildi. Başı örtebilirsin, ha başı neyle örtüyoruz biz şimdi, takkeyle örtüyoruz. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri özellikle müşriklere, Yahudilere, Hristiyanlara benzemek istemezdi. Bakın benzemek istemezdi. Saçlarını uzattı, onlar da saçlarını uzattı, o kısalttı. Sarık, Bedir savaşından kalma sünnet. O gün için müşrikler aynı Müslümanlar gibi giyiniz, Müslümanlar gibi davranmaya başladılar. Cebrail aleyhisselam ve melekler başlarındaki sarıkla geldiler. Sarık takmak Bedir'den sonra sünnet oluyor.
Sarık sünnet. Sarığı bağlayacak o kimse. Takke takması şart değil. O zaman başını bir şeyle örtüp, bir şeyle sarık olarak kullanabilir. Bu sarı olabilir, siyah olabilir, pembe olabilir, kırmızı olabilir, bor olabilir, beyaz olabilir. Renk harit. Sünnet. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin kıpkırmızı bir erkeğin kıpkırmızı her şeyle kırmızı giymesini reddendi. Yoksa bir kimse tek haydali kırmızı veya tek gömlek kırmızı yer. İslam'da tek renk, tek kıyafet yok. Evet önceki sohbetlerle sadece takke giyeceğinize hiç takmayayım daha iyidir. Yahudinin kipası var, biraz daha büyüdünce takke. Bizim takkeler de yavaş yavaş zaten kipa haline getirdiler. Farkında değiliz biz.
Normalde hani bizde Osmanlı şey var ya, Fes de yok aslında Türklerin kültürü değil Fes. Bizde bize sonradan girme. Yani o değişim, hani batılılaşma var ya Osmanlı'nın son dönemine damgasını vuran. Son dönemde, batılılaşmanın son döneminde o Fes Osmanlı'ya giriyor. Ondan öncesinde Fes de yok. Ondan öncesinde ne var? Keçeden arakiyeler var. O bizim normalde hani Mevlevi sufilerinin giydiği arakiye dediğimiz keçe arakiyeler var ya, bizim kültürümüzde arakiye var, kalpak var. Ondan sonra Orta Asya'da hala da giyilen, normalde o başı örten, soğuktan, sıcaktan koruyan, başımıza giydiğimiz, kalpak dediğimiz veya bört dediğimiz şeyler var.
O börtlerin de kendi içinde dinleri var. Kağanların börtleriyle, havanın börtü aynı değil. O börtün büyüklüğüne göre o sultanın hakimiyeti söz konusu. Onun da içinde ayrı bir kültür var. Ama normalde söz konusu olan şey takke ise tek başına takke yok sünnetten. Birilerinin başında var ya bak şimdi bize. Yani seni küçültmek için söyleyeyim. Mesela bu takke yok sünnetten. Ama başı örtmek kastıyla onu taktıysa sünnet. Bir şey demiyorum. Ama velakin benzemekten uzak durmakta fayda var. Benzemekten. Benzememeye çalışmak da sünnet çünkü. Yani bir kimsenin Yahudi'ye benzememeye, bir kimsenin Hristiyan'a benzememeye, bir kimsenin müşrike benzememeye çalışması da ibadet.
Çünkü siz kendinizi neye benzetirseniz, meyliniz o tarafa doğrudur size. Siz kendinizi benzettiğiniz tarafa doğru kalbiniz meyletmiştir size. Allah bizi muhafaza edersin. Yahudi mallarını kullanmakta ve Yahudi alışveriş merkezlerinden bir şey almakta bir sakınca var mıdır? Örneğin Ariel, Detercen ve Tesco, Kipa'nın Yahudi olduğu söyleniyor. Gönül arzu eder ki bütün Müslümanlar tüketim maddelerinden hızla kaçsınlar. Az tüketsinler, çoxdur etsinler. Tüketirlerken de yerliyi tüketsinler. Tüketirlerken de yerliyi tüketsinler. Gönül arzu eder ki Müslümanlar büyük alışveriş merkezlerinin kapısından içeri girmesinler. Gönül arzu eder ki Müslümanlar bankadan içeri girmesinler.
Büyük kocaman emperyalist devletlerini içimize soktuğu, içimize soktuğu her türlü bu tip yapılanmalardan uzak dursunlar. Bakın gönül bunu arzu eder. Girmesinler. Hani bir daha önceki yıllarda bir tartışma çıktı. Büyük alışveriş merkezlerinde mescit yokmuş da mescit istiyorlar. Utanmıyorlar. Bunlar yıkılsın demiyorlar da mescit istiyorlar. İçini islamileştirecek bir mescitler. İçini islamileştirmeye çalışıyorlar. Yani kökten reddetmiyorlar. Kökten reddetmiyorlar. Bunun içerisinde her türlü fuhşiyet var. Her türlü şeytaniyet var.
Her türlü heva var. Her türlü nefsaniyet var. Senin cebinde de kredi kartı var. Gitmişsin de faiz, hem faiz haram demişsin, hem de faizden uzak demişsin. Almışsın kredi kartını da cebine. Gidip nerede gittin harcı canlı mı? Gittin büyük alışveriş merkezine. Nerede kaldı? Ne bu şimdi? Ne bu? Bir de oraya mescit olsun. Hiç çıkmaz. Zaten öyle yaptılar. Mescidi de yaptılar, oteli de yaptılar. Adam orada yiyor, orada içiyor, orada yatıyor, orada kalkıyor. Bütün kazancı ne varsa onu yatırıyor. Arkasında kim var? Uluslararası kapitalist güçler var. Biz de oturacağız burada şimdi diyeceğiz ki ARI'yi kullanmayalım. ARI'yi kullanmayın bırak.
Siz o ARI'yi satan yerin içine girmeyin. Kim diyecek ki? Sivrisinekle uğraşıyoruz. Yani öbür gün bir şey olur yine medyada, sosyal medyada, hüra, Yahudi mallarını ne yapalım, ne o? Boykot edelim. Boş. Yahudileri içerek atanı boykot etmiyoruz da, malını boykot edeceğiz diye uğraşıyoruz. Yahudilerle kol kol olanları boykot etmiyoruz da, malını boykot edeceğiz diye uğraşıyoruz.
Masonları boykot etmiyoruz. Tapınakçıları boykot etmiyoruz. Onların güdümündeki şirketleri boykot etmiyoruz. O şirketlerin güdümündeki medyayı boykot etmiyoruz. O medyanın güdümündeki siyasileri boykot etmiyoruz. Onların güdümündeki yapılanmayı boykot etmiyoruz da, gideceğiz Aryel'i boykot edeceğiz. Eyvallah. Hayır demiyorum. Bataklık başka yerde. Bataklık başka yerde. Bataklık arıyorsanız, bataklık başka yerde. Bataklık Aryel'de değil. Aryel işin sonu. Aryel işin sonu. Ve sen şimdi herkes kredi kartlarının cebinden çıkarsın, herkes utanacak. Kimisi mecburiyetten devlet oraya yatırdı diyor.
İyi, kredi kartı kullanma. Maaş kartı kullanma. Var mı herkeste kredi kartı? Var. Cahil cahil kullanıyor mu herkes? Kullanıyor mu. Olmayan parayı yiyor mu herkes? Yiyor. Ondan sonra da bir güzel faiz ödüyor mu? Ödüyor. Ondan sonra la ilahe illallah diyor. Kim faizle iştigal etersen?
Faizle. Almış, vermiş, satmış, kâtiplik yapmış, getirmiş, götürmüş. Annesi bu hadis-i şerif hüdü yapıyor. Böyle tüylerin diken diken oluyor. Hatta böyle hoca hükmünde bir kimse, Hz. Peygamber böyle söylemez ya dedi. Söylemiş ne yazık ki dedi. Diyor ki, annesiyle Kabe duvarının dibinde nikah işlemiş gibi olur. Bir yerde diyor, annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi olur. Televizyonda bunu söyledim, program sondu. İçimden de dedim, ben şimdi bunu dedim, cevafta bunu söyleyeceğim. Haftasını dedim, ayına, bir dakika ayına ne yapalım diyecekler dedim. Ben söyledim, dedim ki benim sözüm var. Bakın, bir yıllık sözlerdir, önümüzdeki hal bitiyor dedim dedim.
Ya hocam yok dedim. Ha o programın ardından söyledim. Bir dakika programa gittim de, tamam yani benim dediğim, oturdu yerleşti. Tamam, ileride ayrı oldu. Donatıp söyledim. Telefonlar geldi, çünkü geldi hocam dediler. Rahatsız oldular değil mi dediler bu hadis-i şerifte? Rahatsız oldular dediler. Çok basit. Bu hadis-i şerif rahatsız ediyor insanlar. Hocaefendi gibi duran bir kimse de, gibi diyorum. O da dedi ki ya, bu böyle ağır meseleler değil. Konuşmasanız dedi, hayır dedim. Hz. Peygamber sallallahu ve sellem adetlerin konuştuğunu konuşmak da sürekli. Böyle elimi omuzuna koydum, hocam dedim. Yoksa cevazı veriyorsun sen dedim, bu tip şeylere.
Allah muhafaza ederse. Amin. Gücünüzü yetteyince uzak durun. Gücünüzü yetteyince. Gücünüzü yetteyince. Mübarek insanlar. Almayın kredi kartı. Ödeyemiyorsunuz. Harcıyorsunuz. Ya ben çok iyi biliyorum. Adnan bir arkadaşın iki üç sefer kredi kartını kırdı. Tekrar geldi adama. Bu kırmaktan bıktı. Ona kredi kartı gelmekten bıkmadı. Öyle olmadı mı Adnan? Kaç tane kırdın sen arkadaşın? Geliyor gönderiyorlar. Allah muhafaza ederse.
Müslüman bir erkek Yahudi veya Hristiyan bir kadınla evlenebilir mi? Evet. Müslüman bir kadın, Hristiyan ve Yahudi bir erkekle evlenebilir mi? Hayır. Sabah namazı için uyanık kalktığında nefis sürekli yat uyu diyor bu durumu nasıl atlatabiliriz? Çok basit. Nereden dediğini biliyorum. Namaz kılmadığın zaman içinde oluşan huzursuzluk iyi bir şey midir? Ya huzursuzluk seni aldatmasın. Sen namazını kıl. Hanımımızın akrabalarının düğününde saçım açmak istemesi ve açmasında bizim bir sorumluluğumuz var mıdır? Kadın kadına ise kadınların kendi aralarında saçlarını açmalarında bir sıkıntı yok. Evlilikte bir arada yaşarken hanımımız ile annemizi nasıl idare etmeliyim? Arada kalan hep erkek oluyor.
Dünyanın en zor mesleği bu. Bu öylesine zor bir meslek ki. Bu bitmemiş daha devam ediyor aynı yazıdan daha. Bir insan vefat ettikten sonra dünyayla ilişkisi tamamen kesiliyor mu? Yakınlarını görüp duyuyor mu? Olması hiç gitmesin dünyadan. Sünnetleri yerine kaza kılmak konusunu açıklayabilir misiniz? Çok açıkladım. Bazı kesimler bir taşla iki kuş vuruluyor diyorlar. Öyle olmaz diyorlar. Ne yapmalıyız? Neden bir taşla beş tane kuş vursun? İki etmiyorsa? Şişli zikir olur mu? Tasvim ediyor musunuz? Şişli zikirden ne? Şiş kebab mı yapıyorlar zikirden? Burhan ve keramet nedir?
Keramet Allah'ın yarattığı, velilerin, evliyaların, birbirinin üzerinde yarattığı harikulade halde. Burhan ise değil. Milli gazetedeki tasavvuf vaktimizle ilgili çıkan haber hakkında ne düşünüyorsunuz? E onunla alakalı düşüncemi söyledik. Zaten arkadaşlar da herhalde bu konuyla alakalı uğraşıyorlardı. Düzeltme yazısı yazacaklardı. Yazdılar, yazmadılar, bilmiyom var mı? İsmitten arkadaş. Yazıldı mı düzeltme yazısı? Murtaza bilhassa bu noktada çok iyi ilgilendi. Düzeltme yazısı yazılmış. Alışverişlerde kredi kartını kullanmak. Ne o? Tek çekim taksit yapmakla sakınca var mıdır? Şiirler uyguladığı mutanika hakkında ne düşünüyorsunuz? Daha önce söyledim.
Caiz değil. Kızlı erkekler ev hakkında ne düşünüyorsunuz? Belli değil mi? Ne düşüneceğim bununla alakalı? Adnan Oktar ve Ne o? A9TV yaptığı programlarla ilgili neler düşünüyorsunuz? İzlemediğim için bilmiyorum. Bazı bankalar faizsiz kredi reklamı yapıyorlar. Kar işi yapıyoruz diyorlar. Faizsiz kredi çekilebilir mi? Faizsiz banka olur mu? Türkiye Cumhuriyeti ve İkdemokrati Hukuk Devleti'dir. Bütün hepsi de Yasalarının hepsi de Herkes için geçerlidir. O yüzden faizsiz banka denilenler de Sonuçta bankacılık yüksek kurumuna tabi o kavruma tabi İcra-i İkraz hukukuna tabi Türkiye'de bir şey hukuk olarak İslami değilse Oradaki İslami hiçbir kurum ve kuruluş yoktur.
Buna diyalet de dahil. Kimse kimseyi aldatmasın. Türkiye Cumhuriyeti devleti demokratik, laik, hukuk bilmem. İşte anayasada ne yazıyorsa öyle. Bunun altında İslami tekrar söylüyorum. İslami dini bir kurum olması mümkün değil. Kim derse ki biz dini bir kurumuz, İslami bir kurumuz. Hiç sabahlara kadar tartışmama gerek yok. O kurumun bağlı olduğu bir kanun var. Bir anayasa var, bir madde var. Partiler dahi buna. Yani burada MHP İzmir il başkan yardımcısı var. Yani bu noktada, o da zaten katılır bana bu noktada. Partiler dahi. Kimse kimseyi kandırmasın. Kimse kimseyi aldatmasın.
Camiler dahi kurum olarak İslami bir kurum değildir. Okullar, yurtlar, dershaneler. Şimdi gündemde ya. Birer dini kurum ve kuruluş değillerdir. Bir şey dini kurum mu? Benim bildiğim dini kurum şu. Bir şey din mi? Dini kurum mu? Evet. Oradan hiçbir ücret alınmaz. Orada ücret yoktur. Orada ücret varsa orası ticarethanedir. Orası ticarethanedir. Ne öğretiyorsan, aha tıpta okuyor şu anda.
Tıpta okumanın belli bir bedeli var mı? Daha. Var mı ilahiyatta okuyan aranızda? İlahiyatta okuyor. Oranın okulda bir bedeli var mı? Var. Tıpta okuyan kimseyle ilahiyatta okuyan kimsenin arasında bir fark yok. İlahiyatta okuyan kimse dini ilimler ter okuyor. Tıpta okuyan kimse tıbbi ilimler okuyor. İkisi de buradan sonuçta para kazanırken, birisi tıptan parası kazanacak. Birisi de işte gidecek ilahiyat fakültesini bitirdi. Bir yerde müftü olacak. Müftülükten para kazanacak. Müftünün para kazandığı kutsal da doktorun para kazandığı gayri kutsal mı olacak? Bu kandırıyorlar. Ne?
İşte İslami bankacılıkmış. Nereden çıkardın? İslami kurum diyen kimse bugünkü yasalara göre suç istiyor. Gelsin o banka bana biz İslami bankayız desin. Cumhuriyet savcılığına bir şikayet edeyim ben ona bak ne oluyor? Gelsin diğer kişiler biz İslami kurumuz desin. Bir şikayet edeyim ben ona Cumhuriyet savcılığına ne oluyor? Türkiye'de hiçbir kurum ve kuruluş İslami değildir. Hiçbir kurum ve kuruluş. Resmi kurum ve kuruluşların İslami olması mümkün değildir tabi. Bizi anlatıyorum yine. Sen Müslüman olabilirsin.
Sen mümin olabilirsin. Senin çalıştığın kurum İslami diye düşünme ne alakası var? Camide imanlık yapan da devletten maaş alıyor, polislik yapan da devletten maaş alıyor. Aynı devletten maaş alıyorlar. Camide imanlık yapan şimdi çok mukaddes bir iş yapıyor. Polisler şimdi çok gayrimukaddes bir iş yapıyor. Askerler gayrimukaddes bir. Veya vergi dairesinde çalışanlar veya adalet bakanlığında çalışanlar hepsi de devletin icini yapıyor. Biz hangisini hangisinden daha kutsal göreceğiz şimdi? Halit Hoca üniversitede öğretim üyesi. Ne suçu var? Onunki neden kutsal olması? Adam Milli Eğitim Bakanlığı'nda görevli. Milli Eğitim Müdürlüğü'nde görevi neden onunki kutsal olması?
Geldiler bana çok önce ben böyle konuşuyorum diye. Ya hocam işte bizim hakkımda böyle diyormuşsunuz. Bizim istişare heyetimiz var. İşte biz alacağımız hani kuralları o dinli heyete sunuyoruz. Dedim hocam bıraktın bana. Bıraktın bana. Bana anlatma hiçbir şey. Bir tek bir şey söyleyeceğim sana dedim. Buyur dedim. Ben geldim senden dedim. Bunu aldım. Senin dediğin gibi olsun. Ben o zaman iplikçilik yapıyorum. Bana dedim 20 ton ipliği sattın. Veyahut da 20 ton ipliği bana verdin. Ben ödeyemedim. Benim evimi satacağım mı dedim ben? Evet dedim. Arabamı satacağım mı? Evet. Dinem dedim benim evimi, arabamı, evimin içerisindeki makul kullanacağım eşyalarımı varsa karnımı doyuracak.
Tezgah, makine ne varsa. Bunları satamazsın ana feye göre dedim. Kaldı. Bunları bana satmayacağına dair taahhüt et. Ben senden dedim 20 ton değilim. 200 ton iplik alış. Çok basit dedim. Durdu. İcra iflas hukukuna bağlı mısın dedim ben. Evet dedim. İcra iflas hukuku uyguluyor musun dedim ben. Evet dedim. İcra iflas hukuku dedim. Nereden geldik? Uzaydan mı geldik? Türkiye Cumhuriyeti anayasası, Türkiye Cumhuriyeti kanunların içinde değil mi? Evet. Neresi İslam'ın dedi? Alıyorlar tabi oraya profesör birkaç tane ilahiyat fakültesinden alan. Onların da ayrık hesaplarını onlar milyarlara, beşer milyarlara kaçan para yatırıyorlarsa yatırıyorlar.
Herkese diyorlar ki bizim istişare kurulumuz var, fetva kurulumuz var. Kim? Profesör bilmem kim? Olur. Çok güzel. Ala. Hiç bana diyorum bunları söylemem. Böyle baktı. Çok basit dedim. İcra iflas hukukuna bağlı mısın? Evet. Bitti. Hatta gider ömür payici denilen bankalardan iltimaç görebilirsiniz. Böyle enteresan bir şey.
Ahir zamanda öyle gençler çıkacak ki onlar böyle parlak yüzleri, yumuşak yüzleri olacak. Ümmetin parasını ütmek için kuzu kuzu postuna bürünmüş kutlar olacak. Gidin şimdi hepsi de öyle hepsi var. Yumuşak. Vay hacı ablacım hoş geldin. Hacı baba hoş geldin. Şöyle oturun. Gayet böyle narinler, nazikler. Ne kadar İslamiler olacak. Hepsi de pırıl pırıl böyle. Ne kadar İslamiler. Onu dedim ben. Sakal bırakalımız yok içimizde hiç dedim. Kaldı. Hiç gördünüz mü? O İslami bankalarda sakallı çalışan bir kimse. Yok. Yakında olur ama merak etmeyin. Göstermelik bir tane de güzel sakallı birbirine koyarlar oraya. Biz de gideriz.
Kur'an-ı Kerim hareket nazil olduğu bilmiyor. Hareket. Hareket. Neyinin kim olduğunu merak edip öğrenmek istedim demiş. Bununla alakalı okuma şekliyle alakalı yedi tane okuma şeklinin olduğu. Alimler ki, ulemalar ki belirlenmiş. Bu konuda hatta sahabelerin içerisinde böyle okuyanlar var. Orhan öğreti geliyor. Hz. Peygamber sallallahu ve selam'ın adresinde bunu reddetmiyor. Efendim ünlü selam'a vardığınız kara kargalar gibi oldular demişler. Hasab suresinin 9. Cibab ayeti iner mi? Ne vurularsa kendilerine sardılar başlarında sanki kargalar vardı denerek övülmüştür. Cevbu Davut Givasu'daki siyah çarşaf bazı şeyhlerin zorlaması ve amblemi oldu dediniz.
Efendim bayanlara sohbet verirken göz teması olacak şekilde bayanlara sohbet verdiniz. Açıklarsanız çok sevinirim. Bu noktada örtünme ayeti geldiğinde herkes ne bulduysa onu örtündü. Hz. Aişe validemizin de bu noktada insanların birden örtündüklerine dair rivayetler var. Ama ve lakin örtünme oradaki insanların kültürleriyle alakalı.
Tekrar söylüyorum. İslam bu kültürü reddetmemiş. Yemenliler Yemenliler gibi giyinmiş. Medineliler Medineliler gibi giyinmiş. Mekkeliler Mekkeliler gibi giyinmiş. Veya o etraftaki kabileler kendi kıyafetleriyle giyinmişler. Kendi kültürlerinin oyunlarını oynamışlar. Hazretçiler Hazretçiler gibi davranmış. Yemeklerini dahi değiştirmemişler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin muhterem amellerimize getirdikleri hediyelerden de belli. Mesela işte keler getirmişler yemek için. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin önüne koymuşlar. Kadınlardan birisi demiş. Resulullah'a söyleyin sallallahu aleyhi ve selleme.
Ne yediğini ona söyleyin. Demişler ki ya Resulullah bu keler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri tabağı önünden itmiş ortaya. Orta yaratıyor. Orta yaratıyor. Annemizin erkek kardeşleri demişler ki. Haram mı ya Resulullah? Hayır demiş. Benim kavmimin yiyeceği değil. Kavminin yiyeceği değil yememiş. Ama reddetmemişler. Bu haram dememiş. Yani bir kavmin kendi yiyeceği, kendi rengi, kendi haram olmadığı müddetçe kültürünü İslam reddetmemiş. Sünneti bu noktada biz geniş dairede algılamazsak sıkıntı yaşarız. Bazen derim ya hadi gidin Sibirya'daki bir kimseye siz çarşaf giydin. Örtünmek bu değil. Hadi gidin Antarktika'da yaşayan bir kimseye çarşaf giydin.
Örtünmek bu değil. Hadi gelelim şimdi erkeklerin hepsini de böyle giyineceksiniz diyelim. Birbirlerinden kültürler iletişimler olmuş. Kültürler birbirlerinden etkilenmişler. İslam dünyası büyümüş. İslam dünyası büyüdükçe o etkilişimlerden kendileri de etkilenmişler. Bunu şimdi göz ardı etmek. Bunu göz ardı etmek. Normalde göz ardı ederekten bir şeyi simgeleştirmek benim kendi dairemde, kendi düşüncem. İslam o olmasa gerek. Bu noktada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in kendi kültüründe bıçaklarıyla oyun oynamak yok. Ama mescidin içerisinde bıçaklarıyla oyun oynayan bir kavim var.
Hz. Peygamber ona müsaade ediyor. Sallallahu aleyhi ve sellem. Ama bunun içerisinde Arapların kendi kültürlerinde böyle bir şey yok. Onların kendi kültürlerinde kendilerince yemekler var. Değişik kültürlerin kendilerince yemekleri var. Haram olmadığı müddetçe o kültürlerin yemeklerini nasıl reddetmiyorsak tesettürünü de reddetmeyiz. Bayanlarla sohbete gelince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri bayanlara sohbet etmiş. Gitmiş hatta Medineli bayanlar gelmişler demişler ki Ya Resulallah erkekler sizden sohbetlerinizi geliyorlar. Biz nasiplenemiyoruz. Demiş gün tayin edin ev tayin edin. Gün tayin etmişler ev tayin etmişler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri gitmiş onlar orada sohbet etmiş.
Bir ikincisi bayram namazlarından sonra cuma namazlarından sonra kadınların kısmına gidip bayanlara da özel sohbet etmiş. Hatta bir keresinde Bilal-i Habeşi de yanındadır. Bilal-i Habeşi'nin yanında kadınlara cömertlikle alakalı sohbet eder. Bilal-i Habeşi, kadınlar başlarlar altınlarını tasadduk etmeye. Bilal-i Habeşi der ki ben elbisemin eteğini kaldırdım. Kadınlar onun içerisine atıyorlardı yüzlüklerini, küpelerini, bileziklerini de. Ve Bilal-i Habeşi ile beraber kadınların arasında o tasadduk edilenleri alır. Ve onları sohbet eder. O yüzden bir alimin, hakimin, bir amirin, bakın amir, alim, hakim hükmünde olan kimselerin, üstadların bayanlara sohbet etmesinde bir sıkıntının olmadığına dair bütün imamların bu noktada iştahı var.
Ama bu hadise istismara açık bir mesele. Bu noktada istismar edenler olmuş mu? Olmuş. Hakimler hakimliği istismar etti diye bütün hakimleri istismarcı görmek, doktorlar doktorluğu istismar etti diye bütün doktorları istismarcı görmek, bir meslek sahibinin mesleğini istismar etti diye bütün meslek sahibilerini istismarcı görmek herhalde hakibiyet değildir. Allah'ın tutan elini, yürüyenin ayını gören gözü olmak ne demektir? Kul bu doğrultuda Allah için neler yapabilir? Zaten o Allah için bir şeyler yapa yapa yapa … o noktaya gelmiştir. O yüzden o kul o noktada da Allah için yaşar artık. Kendisi için yaşadığı bir şey kalmaz.
Kendisi benliğinde keşfettiğim bir hastalığımı iyileştirmekte zorlanıyorum. Ben hastalığı iyileştirmeye çalıştıkça nefsim daha çok konuşuyor. Ve zikir halakasında başlıyor konuşmaya. Sen söylesen, sen söylesin, böylesin, zikir yapamıyorsun gibi bir sürü şey söylüyorum. Bu durumu nasıl engelleyebilirim, düzeltebilirim? Bırak, konuşsun konuşsan. Yani insanın içerisinde bir mekanizma vardır. Yani nefis anlayınız mekanizma, o habire konuşur insan. Bu insana habire vesvese verir. Devamını söyler. Bu noktada siz onu dinlediğiniz müddetçe o kuvvetlenir. Ama siz onu yok hükmünde görürseniz dinlemezsiniz. Onun dediğini yapmazsanız o zayıf var.
Bırakın o mekanizma, kendi kendini orada konuşsun. Hani bir şey olurdu, bir toplulukta cahil bir kimse vardır. O cahil kimse habire size böyle rahatsız eder. Siz onu kâli alın, bir sefer cevap verirseniz başınıza derdi alınız. O tip cehalet noktasında Kur'an-ı Kerim der ki, sen cahillerden yüz çevir. Yani hiç muhatap ol, kabul etme onu. Çünkü Kur'an-ı Kerim bu noktada müthiş bir tespit yapar. Bir kimse var, cahil. Oranın havasını, civasını bozuyor. Böyle cahil belli ama. Cahillerin de farkında değil. Öyle topluluklar vardır. En çok bilen olur, en çok her şey bilen olur. Her şeye dev vurur, her şeye saz vurur, her şeye maydanoz olur o. Aslında cahildir, bilmiyordur.
Ama habire şey yapar. Siz ona cevap vermeye kalkarsanız onu büyütürsünüz. Onu hiç yokmuş gibi kabul edeceksiniz. Bir kimse vardır, cahilliğini bilir. Ama cahilliğinden vazgeçmez. Kur'an-ı Kerim onu da tespit etmiş. Siz onlara selam deyip geçiniz. Takılma. Ama bir de vardır, cahilliğini biliyordur, öğrenmek istiyor. Bu nedir diye soruyoruz. Siz de onlara nasihat ediniz der. Ayet-i Kerim'den. Hani gelir ya sahabeden birisi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Mekke'nin birkaç tane zenginine dini anlatmaya çalışıyordur. Gelir sahabeden birisi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cübbesine tokunur.
Bana dinimi anlat ya resulallah. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, hani bunun şimdi böyle sırası mıydı? Burada bu zengin zevata, bu Mekke'nin müşriklere din anlatıyordum. Hani bunun farkında değilsin gibisinler. Yüzünü ekşittir ya. Cenab-ı Hakk'a hemen ayet-i Kerim'de onları cebrail aleyhisselam. Sen onun yüzünü ekşittinler. Tabiri caizse tehdit ederdir. O zaman din nasihattır. Sizden birisi, bir iyiyi, doğruyu, güzeliği öğrenmeye çalışıyorsa, soruyorsa, siz ona nasihat edin. O bilmediğini biliyor. Bir kimse var, yani bilmediğini bilmiyor. Bir kimse de var, bilmediğini, bilmediğini de bilmiyor.
Dokunma. Yokmuş kabul ettim. Yüzünü dahi dönme ona. Yüzünü dahi dönme. Bu dışarıdaki olan nefsaneye. Bir de insanın içinde var. Ne bu? Nefis. Sen ona normalde cevap yetiştirmeye çalıştıkça o güçlenecek. Sen onunla normalde varmış gibi kabul edeceksin. Bir kimlik kabul edeceksin ona. Sen varsın diyeceksin onu. Sen varsın dedikçe de o büyüyecek. Bunu böyle dışarıda çok yaşarsın. Birisine hasbelkader din anlatmaya çalışırsınız. Bir şey söylemeye çalışırsınız. O hep böyle sizinle cedelleşir. Cedelleşiyorsa bırak onu. Din cedelleşme tartışma işi değil çünkü. Bu da onun gibi.
Nefsiniz size diyecek. Zikrullah yapamadın, namazı kılamadın. Dost oruç tutamadın. Dost orucun sınılacak. Tek bir cevap. Dost oru yaptım ki otur otur. Bitti. Demek ki bu kardeşimiz bir şeyi doğru yaptığına inanıyor. Veya bir şeyi doğru yapmaya çalıştığına inanıyor kendince. O yol olunca nefis onunla mücadele edecek bir yer arıyor. Çok basit. Ben hiçbir şeyi doğru yapamadım. Hiçbir şeyi hayatımda doğru bir şey yapamadım. Ey nefsim. Neden benimle uğraşıyor ki? Zaten ben doğru yapamadığımı beyan ettim. Ve bu dışarıdan da gelir. Birisi der. Böyle mi namaz kılıyorsun? Sorma ya benimki. Zayıflığın işi, acizlerin işi. Allah'ımın işi benimki.
Bizim neyimiz dost oru ki? Bitti. Dışarıdaki bir kimseye de bir şeyi doğru yaptığınızda veyahut da bir şeyi böyle mükemmel yaptığınızda anlatmaya çalışıyorsanız yenilirsiniz. Yenilirsiniz. Allah muhafaza eylesin. O yüzden amel etmişsiniz. Amelinize sahiplenmeyin. Ben dost oru bir şey yapamadım. Allah kabul etsin. Dost oru Kur'an-ı Kerim'i okuyamayız. Ümit ederiz. Hani yanlış, eksik Kur'an-ı Kerim kasıtı değil. Telaffuz edemezse melekler düzeltir gönderirmiş ya katına. Bizimkiler hep öyledir. Biz dost oru okuyamayız. Bizim namazımızla, zikrimizle, fikrimizle, şükrümüzle, hamdimizle dost oru değildir. Ümit ederiz.
Cenab-ı Hak melekleri vasıtasıyla düzeltir. Katına alır kendisinin layık göreceği şekilde kendisi getirir. İyice alalım. Ümitimiz o. Kalbimi o kadar kirli görüyorum ki bu konuda içimden bir sesle sürekli sen götürsün, terbiyesizsin, hedeften yoksun musun diye söylüyor. Bu da benim bazı ümitsizliğe düşürüyor. Yaptığım şeyleri samimiyetle yapamıyordum diye soruyorum kendimi. Bu durumda ne yapalım? Kendinizi öyle görmüyor musunuz ki? Kendinizi iyi görüyorsunuz ki nefsiniz size kötüsünüz diyor. Siz kendinizi kötü görmüş olsaydınız nefsiniz size iyisiniz derdi. Siz kendinizi iyi gördüğünüz için nefsiniz size kötüsün sen diyor. Sen kendini faziletli gördüğün için nefsin seni faziletsiz gösteriyor.
Sen kendini edepli gördüğün için nefsin seni edepsiz gösteriyor. Demek ki sen kendini fişe davetmişsin. Sen kendini ya ben hedefsizin tekeyim deseydim nefsin diyecekti ki hayır sen hedeflisin. Asıl nefis mücadelesi bu. Sen kendini iyi gördükçe nefis seni aşağı çekmek isteyecektir. Demek ki sen kendini iyi görüyorsun. Eğer sen kendini kötü görseydin hani meşhur ya Eller Yahşi ben Yaman Eller Arpa ben Saman Böyle görseydin nefis çıldıracaktı.
Hayır sen çok iyisin diyecekti. Sufi hep kendini eksik noksan zararda görür. Sufi hep kendini yanlışta görür. Sufi hep kendini hep kendini. Bu noktada bu tematın en kötüsü benim der. Siz öyle deseydiniz bu soru farklı olacaktı. O zaman diyecekti ki nefis beni iyi gösteriyor hep. Ben de diyecektim ki doğru yolusun devam et. Kendini hep kötü gör. Fiş de seni hep iyi göstermeye çalışsın. Seni oradan aldatıyor. Ama zaten sen kendini iyi görüyorsan nefis seni almış kucağına zaten. Seni hop atıp duruyor boyuna. Bir de seni bir daha kandırıyor. Neden kandırıyor? Sen iyi değilsin. Sen kötüsün. Sen edepsizsin diyor.
Seni temelli batırıyor. Sen zaten bir batırgınlığın içindesin. Sen bir batmışsın burana kadar. Kendini iyi görmekle batmışsın. Sen kendini iyi gördüğün için nefis sana senin kötü olduğunu söyleyerekten seni ümitsizlikler çukuruna götürüyor. Batak diye iyice batırıyor seni. Buradan kurtul. Ben ne kötü bir insanmışım de. Bak o zaman sana diyecek ki ya sen ne iyi bir insansın. Sen her zikrullah bittiğinde dostları zikrullah edemedim de. O sana diyecek ki hayır affı oldun sen bugün diyeceksin. Seni öyle aldatacak. Sen affı oldun gör desen kendi kendine diyecek ki ha ha sen de affı olduysan diyecek. Burada herkes affı olmuştur. Onun sesi bitmez.
O yüzden sen kendini bu noktada onu hiçbir ibadet ehli olarak görmeyelim. Hiçbir ameli dost soru sen yapmadın. Hiç. Hiç. İyi görmek ayrı bir nefis mücadelesi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dini yoktur. Anayasada da bu şekilde geçerlidir. Bunun hakkında ne düşünüyorsun? Ne düşünecek ki? Allah Allah. Daha da aykırık dururum dini yok diye. Bunu söylememe gerek var mı? Devlet dairesinde tanıdık aracılığı ile işe girmek kul hakkına girer mi? Bir laf söylesem şimdi devlet dairesindekilerin hepsinde devleti başlatmaları lazım. Tadışı şerif var.
Ahir zamanda devlet dairelerinde iş yapmamak, devlete iş yapmamakla alakalı. Batar ortalık. Ortalık batar. Bakın devletlerin yıkılma sebeplerinden birisi. Hangi zaman olursa olsun bu. Devlette iş yapacak olan bürokrat ve memurların liyakata göre iş yapılmamasıdır. Bir kimsenin o meseleyi ehliyetli olup olmadığına bakılmaksızın insanların o makamlara, o mevkilere getirilmesidir. Osmanlı'da ne zaman ki Yeniçeriler alıncağı zaman Yeniçeri ağlarına rüşvetler geçmeye başladı. Ne zaman ki Osmanlı'da kayırmacılık, ne zaman ki Osmanlı'da değişik rüşvetler değişik, ehliyetsiz insanlar değişik yerlere gelmeye başladı.
Osmanlı baktı. Medreselerin başındaki alimler riyakatlı değildi. Tekkelerin başındaki şeyhler riyakatlı değildi. Askeriyenin içindekiler riyakatlı değildi. Çeşitli siyasi entrikalarla son dönem batının dayatmasıyla, batının dayatmasıyla siyasi entrikalarla insanlar Osmanlı'nın içerisinde cirit atmaya başladı, Osmanlı yıkıldı. Dışarıdan arama. Suhbiler bir şeyi içeriden arama. Eğer tohumun merkezi, tohum düzgünse ağaç düzgün olur. Merkez bu manada. Bir şeyin merkezi, bir şeyin kalbi hükmündeki bir yeri. Her şeyin kalbi var. Ağacın kalbi tohumda saklıdır.
Bir siyasi teşekkülün kalbi söz konusudur. Bir şehrin kalbi söz konusudur. Bir ülkenin kalbi söz konusudur. Kalp sağlamsa hadis-i şerif. Der ki vücudun öbürü ağzaları da sağlamdır. Kalp çürükse ağzalar da çürür. O zaman bir topluluğun kalbi hükmündeki yerler birinci derecede dini yaşamaya çalışan, yaşatmaya çalışan yerlerdir.
Dini yaşamaya ve yaşatmaya çalışan yerler eğer ki ehliyetli değil ise, oradan çıkanlarının hiçbirisi de ehliyetli olmaz. Bu değişmez hukuktur. Bakın bu değişmez hukuktur. O yüzden liyat, Allah emanetleri ehline vermenizden hoşnutluk duyar. Bu ayet-i kerime niçin iniyor? Mekke fethediliyor. Mekke fethedilince Hazreti Ali radıyallahu anh hazretleri, Kabe'ye yıllardan beri, yüz yıllardan beri hizmet eden o kavimden anahtar alıyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine getirmek için, o esnada o kavmin o hizmetçisi geliyor, diyor ki ya Muhammed bilirsin ki benim kavmim, ataların, ceddim bu Kabe'ye hizmet etmiş insanlardır.
Buraya hizmet etmek bizim hakkımızdır der. Hazreti Peygamber de Hazreti Ali Efendimiz'e der ki anahtarı ona teslim et. O kimse de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bu adaletinden Müslüman olur anında. Demek ki emaneti kime verecekmişiz? Ehline. Ehline. Riyakat sahibiz. Bu neye verdiler? Kim şimdi doktor olmayanın önüne gider beni ameliyat etler? Var mı geçer oğlum? Yok. Biz şimdi canımızı teslim ederken bir hastalığımız var. Aman en iyi doktor nerede ona bakıyoruz öyle değil mi? Hatta gidiyoruz birisine bakıyoruz, o esnaflık yapmıyorsa bize. Ha bu doktor iyi bakmadı bize ya diyor. Öbürü ki vay hoş geldiniz, nasılsınız, iyi misiniz, sağlığınız nasıl? Aç bakayım ağzını, A de bakayım, A, B de bakayım.
B, iki tık tık, bir şık şık böyle bir esnaflık yaptık. Ne muayene etti ya? Ne muayene etti ya? Neden? Esnaflığı güzel. Öbürü ki oturdu yerden. Çevir kafanı çevirdi. A de A, B de B yazdı. Hiç muayene etmedi. Öyle değil miyiz? Bir şeyin, bir şeyin emanet, liyakat sahibidir. Bu tekkelerde bozuldu önce. Osmanlı'da önce bu tekkelerde bozuldu. Medreselerde bozuldu. Şeyh hefat etti, oğluna bıraktı. Oğlun liyakatlı mı değil kimse bakmadı. Göl yatan da olsa eksik olmaz dedi. Oğlan oturdu oraya.
Dergah o sülalede kaldı. Babadan oğla, babadan oğla, babadan oğla. Liyakat yok, çile çekmemiş, sıkıntı çekmemiş. O gelmemiş dergahdan. Dergahın tozunu yalamamış. Tozunu yalamamış. Dergahın hizmetini yapmamış. Babası Allah yolunda koşturduysa, koşturuyorsa o başka yolda koşturmuş. Şeyh'imizin oğlu demişler, koşturmuşlar. Önce oradan başlamış. Liyakatsız şeyhler, liyakatsız alimler, liyakatsız amirler, liyakatsız padişahlar, pardon bakanlar, paşalar, liyakatsız padişahlar, o da bakmış. Bakınmışlar oradan. Liyakatsız.
Yani onca asker şehit oldu, sarık olmuşlar. Liyakatsız. Kim verecek hesabını? Liyakatsız. Birinci Dünya Savaşı kim verecek hesabını? Liyakatsız. Paşalar liyakatsız. Ondan sonra beni çağırıyorlar savcılığa. Sen ne dedin? Var ya liyakatsız paşalar. Adam baskıyı yiyor. FKK geliyor basıyor sınırda. Amcam yatıyor. Kim paşa? Liyakatsız. Liyakatsız. Bir bakan giriyor, bir işin başına getiriyorlar. Batırıyor komple bakanını.
Liyakatsız. Başkanı geçiyor, belediye başkanı oluyor. Liyakatsız. Batırıyor belediyeyi. Kimse bir yere getiriyor, batırıyor adam orayı. Liyakatsız. Adama on tane koyun versen, sekizini geri getiremeyecek. Adam bakıyorsun bir yerde bir şey olmuş. Liyakatsız. Bütün insanlığın en büyük problemi bu. Liyakatsızlık. E liyakatlı olursa iş vermiyorlar. Bayıltır orman işletme müdürlüğünde bir sene içerisinde üç tane yer dolaştır. Bazen örneklerim yaptım. Ya bir sene de adam üç yer dolaşır mı?
Teminat mektuplarını yazıyorum ben. Ben de hepsi de. Teminat mektubunun günü geliyor. Adam parasını yatırmamış. Ben veriyorum. Ne oldu teminat mektubunu? Devletin parası. Ortalık ayağa kalkıyor. Yani o tüccarı mam almış ya, tomruk almış, işte kereste almış. Onu orada böyle idare ediyorlar. Adam üç gün, beş gün, on gün, on beş gün parayı yatırmıyor. Aslında teminat mektubunun gününde paraya çevirilmesi lazım. Baktılar benden sıkıntı var. Haydi beni yolu inşaata koydular. Tamam. Yolu inşaata geçtim ben. Adam yangın koruma yolu açmış. Yangın şeridi açmış. Kaç metre açacak?
İki bin beş yüz metre. Ben alıyorum şeridi, şoförü de alıyorum. Başlıyorum ölçmeye ben. Gidiyorum, gidiyorum, gidiyorum. İki bin beş yüz olacaksın. İki bin iki yüz. Bir daha ölçüyoruz geriye bir daha. Tam dağın tik tepesi. Kantar içinde kalıyoruz biz. Şoför diyor ki ya. Ya Mustafa gitmeyelim ya. Bize mi kaldı? Diyorum yürü. Ölçüyoruz gidiyoruz iki bin iki yüz metre. Aşağıdan doğru, yukarıdan aşağı bir daha gidiyoruz biz. İki bin iki yüz. Dağın tam yarması. Tam böyle tepeye yaparlar çünkü. Yangın oradan oraya geçmesi. İki bin iki yüz metre. Geliyorum ben iki bin iki yüz metre. Adam bitirme tutanağını o şeyi yazmış. Hak edişi yazmış adam. İki bin iki yüz metre.
Ben imzalamıyorum. Üç yüz metre daha yapacak diyor. Adam yok kayalıktı, yok bilmem ne dedi. Geliyorlar da gidiyorlar da mazot çıkartıyor. Beni inandırmaz kardeşim iki bin iki yüz metre. Ve bir daha beklenmediler beni. Hadi oradan bir daha şıkladılar. O zaman orman genel müdürlüğünde bir ara genel müdür yardımcılığı yaptı. Hasan Sof vardı. Bizim Bayındır'dan o da eski ülkücülerden ondan sonra onun genel müdürlükte o zaman o eğitim daire başkanlığı yapıyor. Genel müdür yardımcılığı falan filan böyle. Ondan benim samimi olduğumu da biliyorlar. Atamıyorlar. İzmir'de bölge müdürlüğünde bu normalde bölge müdür yardımcısı var. Onu da tanışıyoruz.
Atamıyor o beni müdür. Oradan başka yere sürdü beni. Bir yıl içerisinde üç yer dolaştı. Oraya gittim orada da pik boru çıktı. İki bin metre pik boru satmışlar. Ne boru meydanda ne döşendiği meydanda ne bir şeysi meydanda. Ben imzalamıyorum. Boruları göreceğim diyorum. Depocuya dedim gördün mü? Boruları görmedim. Oğlum sen görmedin. Döşeyen görmedi. Ben görmedim. Parası ne bize? Romp borular nerede? Pik boru. Dökün boruya. Kadın geldi bir attı bacak bacak üstüne benim üstümde. Ne istiyorsun? Söyle dedi. Boruları istiyorsun dedi. Nasıl yani dedi. Basma yapacağım. Boru bir yere döşendiysen. Döşendiği yerde göreceğim. Döşenmediyse dedim. Döşenmediği yerde göreceğim.
Ben bu boruyu göreceğim. Yoksa buraya izah atmayacağım. Kim izah atıyorsa atsın dedim. Verdim evra elini. Yalnız görüşebilir miyiz dedi. Vallahi görüşelim dedi. Önemli değil. Geç dedim odaya. Geçtik odaya şimdi. Gene attı bacak bacak üstüne. Dedim. İstediğin kadar bacak bacak bacak üstüne at. İstersen dedim. Bacaklarını havaya çıkar. Dedim göreceğim. Müdür. Biz o zaman on beş gün gider son şeye gidiyoruz. Hesaplar patlamaya. Ilıca var. Ilıca'ya gittik. Ilıca'da yatıp kalkıyoruz. Müdür oraya kadar geldi. Ya Mustafa'cığım dedi. Bu borular döşemiş. İmza atmayormuş. Müdür bey döşendiği yeri gösterin dedim. Kaz döşem. Göreceğim orada. Böyle baktı. Müdür bey dedim.
Ben 12'ye övüldüm vatan için dedim. Memleket için. Vatan haini dediler bize dedi. Biliyor musun dedim. Daha kendi memleketime iki yıl giremedim. Ben o zaman dedik bitti. Bilim. Ülke Ocakları Gençlik Derneği'nde muasiptir.
Bana dedim parayı verdiler. Benim adım sülalet belli. Kimliğim, kişiliğim belli. Bu Bayındır'da dedim güvenilir adamım dedim. Bana dediler ki dedim para işleri sanayi. Ben o zaman 17 yaşındaydım. Yaşım tutmuyordu. Evrak'ta sahtecilik yaptı dedim. 18 yaşında gösterdiler beni. Ben 17 yaşındayken Bayındır Ülke Ocakları Derneği'nde muasiptim dedim. Böyle baktım dedim. Ben oradan gelmeye müdürüm dedim. Onu ben imzalamam dedim. Onu bana da dedim imzalatacak birisi yok dedim. Var evraklar dedim. Aldı evraklar. Torbalı Orman Fidanlık Müdürlüğü'ne 2000 metre pit boru gelmiş. Dedim depocuya git teslim al.
Ben de geleceğim bakacağım dedim incelincel. Depocu gitti teslim oldu. Depocuya dedim yanacaktı başın senin. Olmayan şeyi nasıl dedim teslim oldu. Nasıl imzaladım. Tık yok burada. O da her akşam içiyor. Onu bir gece iki gece içirdiler biliyorum ben. Gittim bindim arabaya kuruldum arkaya. Müdür Hussi demiş arabayla götüren görsün demiş. Bindim arabaya kuruldum arkaya. Şoföre dedim. Bu dedim kaçıncı gidişimiz senden dedim ben. Valla dedim bu herhalde son gidişimiz bizim senden. Biliyor mu dedim son gidişimiz. Gidelim. Tek tek saydım boruları. Ölçtüm saydım. Dedim bunlar hurda da satarlar. Hepsine teker teker baktım. Hepsini tek tek inceledim. İşaretledim hepsini de.
Aldım getirdim. Zaten iki ay sonra da şey efendim istifa ettim. Ötemişe geçtim sonra. Diyakat elinizde bir iş var mı? Evet. Gücünüzün yettiğince en iyi şekilde yapmaya çalışın. Siyasimiş. Satarlarmış. Yok. Hakkın rızası. Hakkın rızası. Eğer herkes olmuş olsaydı ve herkes böyle davranmış olsaydı yani hakkın rızasını gönderseydi. Mesele hal olurdu. Bugün sorularla geçti. Bir şey okuyamadık. Hakkınızı helal edin. İnşallah bitsin artık. Yunus Emre meslevi okuduğu zaman demiş ki çok uzun olmuş. Ben olsam ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm derdim diyor.
Burada ne demek? Bunlar insanların kendi kendilerine kendilerince ürettiği sözler olsa gerek. Çünkü Yunus gibi bir kimse, Hazreti Mevlana gibi bir kimse küçümseme noktasında durmaz. Bu ariflerin, bu ariflerin, dostların sözleri değil. Düğün yapmaya imkan olmayan kimse dini nikahı önceden yapıp ayrı evlerde oturabilir mi?
Eşlerin birbiri üzerinde kalktığın hükmü nedir? Düğün yapınca yapsınlar o zaman nikahlarını. Ayrı evlerde oturacaklar. Ben şu mantığı anlayamıyorum. Bu kağıdı nikahladım. Bu kağıt nerede? Madem babasının anasının yanında duracak neden nikahlayayım o zaman?
Ben baba olarak diyeceğim. Aa kızım seni nikahladım hala daha buradasın. Önce düşünüyorum ben birisini nikahladım. Eee? Ya ne yapacağım ben şimdi? Hadi üç gün, beş gün, on gün sabreder bir kimse eyvallah. Yani çok affedersiniz minnet.
Yani dağda odun değil, ovada çalı değil. Üç gün, beş gün, on gün. Hadi bir ayağı tamam. Geri kalanı kafam almıyor. Hadi düğün olurken evet gerçekleşecek. İşte eşya alacaklar ben bir de diyorum ya. Yani ev kimin? Evlenen insanlar. Bırakın eşyaları kendileri beğensinler. Bırakın ne istiyorlarsa onları alsınlar. Kendilerine ev kuruyorlar. Hadi üç gün, beş gün bunlar tamam. On gün düğün azası eyvallah. Bunu kabulleneceğim. Yeni kalanlar çok böyle kabullenesin gelmiyor. Kendince. Ya da böyle beş ay, altı ay, bir sene bekleyenler var. Ben kendi kendime duruyorum.
Ya bu diyor normal bir şey değil. Zaten uzatmak da normal. Evlilerini kolaylaştırsın. Kolaylaştırsın. Çok basit. Benim mantığım basitti. Bir adam evlenecek mi? Evet. Hazırdır onun her şeyi nesi varsa. Bir bayan evlenecek mi? Kadın, kız evlenecek. Hazırdır. Ay işte hazırlık için üç gün, beş gün, on gün, bir ay, iki ay. Hadi neyse. Şimdi insanlar o halde. Tamam. Yeni kalan. Boş. Kafam basmıyor. Araya nefis giriyor.
Araya heva giriyor. Araya şeytan giriyor. Araya bir sürü şey giriyor. Sünnete uyumaya çalışın. Sünnete elinizin erdiğince uyumaya çalışın. Sünüzü yetince uyumaya çalışın. Kadının bizim içimize koyduğu kültürü, o popüler kültür dediğimiz neydi belirsiz, o kültüre karşı dayanın. Evlenecek olan iki dakikada evlenir biter.
Evlenecek misin kardeşim? Geldin mi sen kızı istemeye? Evin hazır mı? Nerede oturacaksın söyle. Çadırda mı oturacaksın? Nayronun altında mı oturacaksın? Hangi evde oturacaksın? Şurada oturacaksın. Tamam. Hazır mı senin hazır? Hadi al bu gece götür. Ne zaman alacaksın? Şu gün. Tamam. O güne kadar yap hazırlıklarını. O gün al götür. Allah yolunu açık etsin. Tamam. Kız da senin nişanla yapalım. Yapalım mı? Aldık nişanla yaptık sana. Nişan günü düğün gününe ilan et. Nişanı bu gece taktın. Aa tamam. Düğün ne zaman? 20 gün sonra düğün günü. Belli mi belli?
20 gün sonra düğün de. Tamam etmişsin. Kızlar, erkekler, birbirlerinizi aldatıp kandırmayın. Kız anne babaları, duygunuzla hareket etmeyin. Kur'an ve sünnete göre hareket edin. Bitar, biter, gider. Feslerde tanıştın diye uğraştın.
Birisi de İslami değil. Üzerinizin üzerinde duyguyla bakmayın. Kur'an ve sünnete göre bakın. Deyin ki kızım seni istediğin kimseyle ben ne vereceğim? Yeter ki yanlış bir şey yapma. Tamam işlemeyin. Puan alacağım diye uğraşmayın. Yani 5 dakika bile değil. Ya bir görüşelim de, bir konuşalım da, bir gezelim de, bir tozalım da. Bir fotoğraflar çekilelim de. Feste de yayınlayalım da. Ya normalde bak inan olun, inanın bakın, inanın. Yani 15 gülde bir sırf o böyle hani arkadaşlık ekliyorlar ya.
Onlara cevap vermek için giriyor. Görmek istemiyorum. Kapatacağım. Yani o dervişin, bir dervişin, ama kızlama erkek, nahoş görüntülerini görmekten için iğreniyor. Yok böyle bir şey ya. Kur'an'ı sünnete anlatın. Onlar fahşiyet için, heva ve heves için yaptılar bunu Avrupa. Biz onu Kur'an ve Sünnet'in oradayı uygulayalım. Yandan resimler, önden resimler, oradan resim, buradan resim. Ne bu? Başka bir şey koyacak başka bir şey yok mu? Hakkı konuşacak bir şey yok mu? Kendi resminde mi hakkı anlatacaksın orada?
Seviyesiz. Kendi için fotoğraflarını koyuyorlar. Seviyesiz. Seviyesiz. İmanıyla, zikriyle, vakarıyla, Kur'anıyla, sünnetiyle önde değil. Sessiz. Başka bir şey. İslam bu değil. Sufilik bu değil. Seviyesizlik yapma. Yapma. Dur oradan.
Dur değil. Çok millet böyle şeyinci oldu sanki böyle. Kendi kendine. Millet ölüyor mu dese fotoğrafını çekecek adamı. Herkesin elinde bir cep telefonu haber fotoğraf çekiyor. Kendini çekiyor bir de. Ne kadar elbesilce bir şey. Açık açık. Elbesilce. Ya kardeş ya. Adam çocuğunun fotoğrafı 118 tane. Karısının fotoğrafı 118 tane. Beraber çekilmişler yan yana, poz poza, yanak yana.
Şekerin yükseliyor. Girmiyor mu hiç? Ha şimdi kapatayım. Ha şimdi kapatayım. Allah'ım diyorum yarabbi ya resulullah. Bu nasıl diyorum bu ümmet? Ne hale gelmiş diyorum kendi kendime. Adam almış karısını. Yani tarif etmek istemiyorum. Sırf tarif ediyorum. İnsanlar bundan uzak dursun diye. Adam almış karısını koltuğunun altına. Öyle çek demiş. Kime çektin ola? Birisi çekti o. Gençlik gidiyor orta yerden. Gençlik gidiyor orta yerden.
Gençlik gidiyor. Gençlik gidiyor orta yerden. Ümmet'ın kendisinden bana şey geldi. Mail geldi. İsrail aleyhine yazmayın diye. Fatih'in dedi.
Birisi dedi bana. Takip edinin çok ya dedi. Hesabını senin dediği şey yapamazlar. Ne o? Kapatamazlar dedi. Yani hesabı böyle çok takip edeni çok olunca kapatamıyorlar. Lan geçimden dedi. Kapatsınlar istedikleri zaman. Sıkıntı yok. Ve ne olacak ki ondan sonra yayılıyor bu gevşeklik. Adam feste konuşacak, anlaşacak, uyulaşacak. Ondan sonra gidecek birbiriyle buluşacak. Ondan sonra diyecek ki anne baba biz birbirimizi seviyoruz. Ay ne kadar güzel. Al tıkladım evladım seni. Eee şimdi ne istiyoruz? Hepinizi biraz da boğaçalım. Tamam. Bunun içinde ne lazım? Bize bir nikah koyun. Nikahını yıkadık edip sizi.
Tamam. Ondan sonra. Üç ay sonra tüyansın. Ne oldu? Eee biz uyuşamadık, elektrik alamadık. Bir kadın yüz sefer boşansa, yüz sefer evlense helaldir. Bir kadın yüz sefer boşanıp yüz sefer evlense helaldir. Bir erkek yüz sefer boşansa, yüz sefer evlense helaldir. Ama bir erkek ve kadın nikahsız bir sefer ilişkiye girerse haramdır. Haram. Bir kadın, bir erkek evlilik için üç sefer konuşur. Helaldir.
Nikahsız dördüncü konuşması zina hükmündedir. Haramdır. Haramdır. Bir kimse. Bakın çok basit söylüyorum. Çok basit. Evlenecek olan. Üç sefer konuştunuz. Tamam. Ben ikna edeyim. Yeter ki harama girmeyin. Yeter ki haram. Bir haram. Yeter ki haram. Anne babalar çocuklarınızı bunu taahhüt et.
Yeter ki evladım seni istediğinle evlendireceğim. Seni istediğinle evlendireceğim. Yanlış yapma. Oğlum seni istediğinle evlendireceğim. Yanlış yapma. Kız kardeşim, kızım, yavrum. İstediğinle evlendireceğim seni. Yanlış yapma. Yanlış yapma. Ya işte biz evleneceğiz. İşte nikahı yapalım. Sonra düğünü yaparız. Yok kardeş. Biz ev birlik ederiz. Ne isim varsa görelim. Sen o gün evlen. Örnekleri var içimizde. Örneği var.
Konuşmayacaksın dedim. Konuşmadı. Tık tık tık tık. Harbi oldu. Bitti. Örneği var. İbrahim nerede İbrahim? Falanırlar. Nişan bugün, düğün bugün. Tek kelime konuşmadı. Konuşmadı. Nasıl istiyorsanız öyle. Onda da annek o.
Örneği var evinizde. Örneği örneği. Adam gitti gece. Tamam mı oğlum? Tamam. Benim çocuğun tatili. Bu çocuk ikide bir de oraya gidip gelmesin.
Bu çocuk dedim gelirse ben çalışacağım dedim ben. Nikahın o. Hay bir şey değil bu.
Havay bir şey. Yapmayın. Çocuklarınıza yaptırmayın. Evlen.
Ne kadar. Teşekkür ederim. Hakkınızı helal edin. Çok basit. O yüzden ya işte ben altı ay nişanlı. Ya altı ay bittikten sonra gel kardeşim. Al kardeşini git. Al karını git. Kimin ne olduğunu bilmiyoruz çünkü. Allah bizi affetsin. Ve bunun yanında insanlar hızla, hızla bozuluyorlar. Herkes bu bozulmaktan payını alıyor. Kusura bakmayın burada daha var ama sorular. Saat on bir oldu. Bugün sohbet uzadı. Cenab-ı Hak cümlemizi affetsin inşallah. Saygı değerli hocam. Buradaki cemaat.
Sizlere saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sizlerle birlikte olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum efendim. Hayırlı akşamlar diliyorum. Hocama da ve cümle cemaat'a da sağlıklı, sağlıklı, uzun ömür diliyorum efendim. Kendini tanıtayım diyorum. Olsun şu an adattan. Evet efendim ben Gazi Emir'de ikamet ediyorum. Hocamı İzmir'e, Gazi Emir'e geldiği zaman programlarda da mümkün olduğu kadar katılmaya çalışıyorum. Hem programlara hem hocamızın sohbetlerine. Tabii ticaretle uğraşıyorum. Tabii siyasi bir kimliğim de var. Gazi Emir ilçe başkanıydım. Son seçimlerde birinci bölge dördüncü sıra milletvekili adayıydım.
Şimdi de il başkan yardımcısıyım. Çok teşekkür ederim. Saygılar size. Saygılar, hürmetler hocama. Saygılar, hürmetler hocama.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.