mustafaozbag.org

361. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Kasım 2013 · 1:40:24

Allah'ın ve sellem adası ayetin ikinci ayetinde, Ey inananlar, inananlara söylüyorum. Kur'an-ı Kerim'in değişik hitapları vardır. Ey insanlardan, bütün insanlardan, ey inananlar, ey müşrikler, ey kafirler der, hitap eder. Burada inananlara hitap, müslümanlara, seslerimizi peygamberin sesinden fazla yükseltmeyin. Suhiler bunu adab olarak kendilerine edep etmişlerdir. Kendilerine edep ederekten birbirlerine karşı yüksek sesle bağınıp çalınmayı yasaklamışlar.
Birbirlerine karşı yüksek boynumlu konuşmaktan birbirlerini yasaklamışlar. İnsanlara bağırıp çağıranları hoş görmemişler. Hatta bu manadan solagan atmayı dair hoş görmemişler. Mümin bağırıp çalınmaz demişler. Mümin birbirine karşı sesini yükseltmez, kavga etmez, birbirine karşı hakaret etmez demişler. Bu noktada tabii ehl-i sufi de buradan kendine bir pay çıkarmış hayliyette.
Üstadlarının yanında fazla ses çıkarmamak, yüksek sesli konuşmamak, bağırıp çalışmamak, gülüşmemek, ağır şakalar yapmamak, kahkahalar atmamak, bunları edep olarak tendi aralarında işlemişler. Hatta bu ayet-i kerime indikten sonra Hz. Ebu Beker Efendimiz, Hz. Ömer Efendimiz, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle konuşurken, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri duyabileceği kadar konuşurlarmış.
O duyabileceğinden fazla asla seslerini yükseltmezlermiş. Birbirleriyle de konuşurlarken, fısıldaşarak da konuşurlarmış. Hz. Peygamber Efendimiz'in yanında. Rivayet edilir ki, Hz. Ömer radiyallahu an hazretleriyle Hz. Ebu Bekir radiyallahu an hazretlerinden arasında, bir sahabeden dolayı küçük bir anlaşılamama yaşamış ve seslerini yükseltmişler. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden aradır. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bundan rahatsız olmuş ki, hemen bu meseleyle alakalı vahiyiydir. Ve o vahiyden sonra Ömer helak oldu diye Hz. Ömer Efendimiz çok pişmanlıyordu. Hatta bununla alakalı daha öncesinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurunda sesini yükselten bir sahabe evden dışarı çıkmamaya başlamış.
Çünkü ayet-i kerimenin sonunda amelleriniz boşa gider diyor. Amelleriniz boşa gider, ağır bir tehdit. Demek ki edebe, erkana riayet etmeyen bir kimsenin amellerinin boşa gitme tehnikesi varmış. Sufiler bu tehdidi kendi üzerlerine alıp, derviş kardeşlerine ve üstadlarına karşı edep ve terbiyeden asla ve asla taviz vermemişler.
Çünkü o kimsenin amellerinin boşa gitme tehdidini kendi üzerlerinde görmüşler. Sahabenin üzerinde yaşadığı şeyler ümmete ölçü olmak içindir. Sahabeyle Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin arasındaki ilişkiler, gelecek olan ümmete ölçü olması noktasındandır. Sahabelerin birbirleriyle olan ilişkileri, sahabelerin eşleriyle çocuklarıyla olan ilişkileri, sahabelerin Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle ilişkileri, bizi dinin real hayatta nasıl yaşanması gerektiğine dair bir ölçüdür. O yüzden o iki sahabenin arasında kalmış bir mesele olarak görmeyin. Ve sahabelerin üzerinde onların yaşanması, hikmeten bize ölçü olması içindir.
Hikmeten bize ölçü olması için, onlar birer ölçü abidesi şeklinde oldular. Eğlenmeleri, boşanmaları, yemeleri, içmeleri, edetleri, savaşları, gayretleri, mücadeleleri, zikirleri, eğlenmeleri, her şeyleri bizim için birer ölçü mesabesinde oldular. İşte sahabe-i kiram kendi arasında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin huzurunda sesini yükseltince, Cenab-ı Hak hemen ayeti kerimeyi inzal etti.
Dedi ki, Peygamberin huzurunda sesimizi yükseltmeyiniz. Bu ölçüdür, edeptir, adaptır. Derviş kardeşine karşı sesini yükseltme. Senden bir gün önce ders alana sesini yükseltme. Derdağın içerisindeki abilerine sesini yükseltme. Üstadına sesini yükseltme. Zikrullah esnasında zikir yaptıranından fazla sesini yükseltme.
Haklıyım deyip avaz avaz bağırma. Haklıyım deyip etrafa çekirme. Haklıyım deyip insanları azarlama. Bu sufi adabı. İnsanlar haramların mücadelerine başlarlar. Bu herkesin yapması gereken şeydir. Ama asıl nefsi zorlayan şey, ince edeple edeplenmektir. Asıl nefsi zorlayan şey, ince ahlakla ahlaklanmaktır. Eğer ince edeb ve ahlakla ahlaklanırsanız, Allah sizin kalbinize ünham eder. Allah sizin kalbinize kendi hakikatini indirir. Allah sizin kalbinize kendi doğrultusunu indirir.
Ve siz bilmeden dahi doğruyu işlersiniz. Cenab-ı Hak kalbi olarak sizi sev ve idare eder. Bu, o sufinin edebi ve adabıyla alakalıdır. Ve edeb bu manada olmazsa olmaz bir şeydir. Sufiler edebi olmazsa olmaz görürler. Hatta tabi imamları, tabi imamları, edebi olmayanın dini yoktur demişlerdir.
Edebi olmayanın dini yoktur demelerinin sebebi, ayet-i kerimenin sonunda ametleriniz boşa gider tehdidindendir. Eğer bir kimse İslam'ın edeb ve kurallarını kendi üzerinde uygulamıyorsa, o edeble edeplenmiyorsa, Allah muhafaza eylesin. Amelleri boşa gider. O yüzden dili korumak, dili korumak, gözü korumak, evi ayağı korumak, edeplenmede en büyük noktalardan birileridir.
Kıymetli dostlar, bu ayetten sonra ikinci ayet gelir. Eğer onlar sen kendilerinin yanına çıkıncaya kadar sabretselerdi, onlar için daha iyi olurdu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin evi hücre hücreydi. Ve bu ev hücrelerinin içerisinde Hz. Ayşe Valdemiz'in hücresi Mescid-i Nebevi açılıyordu.
Ve bu hücreler veya tek göz odalar diyeyim, tek göz odalar, öyle müştemilatlı bir yapılar değillerdi. Hurma dallarından, hurma kütüplerinden yapılmış, bugünkü dilde böyle konuşursam Allah beni affetsin, size göre çok itidai, derme çatma evlerdi. Üzerlerinde hurma dallarından dam ve onun üzerinde işte hafif bir toprak yağmur suyu geçirmesin diye günün konumuna göre ve kapılarında örme, bilen, kilim gibi şeylerden kapıları vardı. Kilimi kaldırınca evin içi görünüyordu, odanın içi görünüyordu. Ve sahabeler bazen Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine muhabbetlerinden dolayı teklifsiz içeri giriyorlardı.
Ve Cenab-ı Hak onların bu konumlarını terbiye etti. Ve dedi ki keşke onlar sen dışarı çıkıncaya kadar bekleselerdi. Burada bir edep çıktı orta yere. Ve o edep de şu, siz hatta bu ayeti kerimeler indikten sonra sahabeler Hz. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine geldiklerini beyan etmek için elleriyle, yumruklarıyla ses vermeyi kaldırmışlardı.
Hani ben geldim deriz ya böyle vururuz ya. Bunu dahi kaldırmışlardı. Ses verecekleri zaman tırnaklarıyla vururlardı. tık tık tık fazla ses çıkartmasın diye. Veyahut da öylesine edeb ederlerdi ki beklerdi çıkmasını. Ne zaman çıktı o zaman derdini söylerdi. Ne zaman çıktı o zaman ihtiyacını belirtirdi. Ne zaman çıktı o zaman mazuratını anlatırdı. Edeb ederlerdi. Yakin olmak, uzak olmak bu meselede önemli değildi. Çünkü o bir peygamberdi. Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine adaf ve edep gerekirdi. Bu adaf ve edebi kendi aralarında da uygulamaya başladılar. Öntüler giderler, kapılarda daha fazla vururlardı. Ama bu ayeti kerime inince hiç kimse birbirinin kapısını ısrarla vurmamaya başladı.
Ardından daha edebler çoğandı malum. İşte üç sefer vurmaya başladılar. Dördüncüyü vurmadılar. Üç sefer hafif yok ki tıkladılar. Dördüncüsünde normalde onu terk ettiler. Bununla alakalı, edeplerle alakalı malum Buhar'ın, Buhari'nin Edeb-i Mühret'i var. Özellikle kardeşlere o kitabı hususiyetle tavsiye ediyorum ki okuyup uygulayın. Birbirlerinizin arasında da Edeb-i Mühret'teki hadis-i şerifleri okuyup uygulamaya çalışın. Çünkü insan olmak edebden geçer. Eğer biz insan olacaksak bu bizim edebimizle alakalıdır. Bu bizim terbiyemizle alakalıdır. Bu bizim ahlakımızla alakalıdır. Çünkü Hz. Allah güzel ahlakı neredeyse ibadetlerle eş değerde tuttu.
Eğer o amellerinizin boşa gitmesini istemiyorsanız amellerinizin karşılığını bekliyorsanız muhakkak güzel edeple güzel ahlakla ahlaklanmamız gerekir. O yüzden kıymetli dostlar biz o güzel ahlakı o güzel edebi muhakkak edinmemiz gerekir. Bakın burada sufilerin adamını erkanını anlatırken fark ediyor musunuz hiç?
Süleyhi nasıl ibadet ettiklerini anlatmamış hiç. Dememiş sabahlara kadar namaz kılarlardı diye. Enteresan şey. güzel ahlakı güzel edebi anlatıyor bize. Güzel ahlakı güzel edebi anlatıyor. Yunus'un tefsiri sanki. Hani bir gönül kırdın ise kırdığın namaz namaz değil. Bir gönül kırdın ise yaptığın haç haç değil. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mandat edin diyordu ya oruç tuttunuz ama eğer dilinize sahip çıkmadıysanız siz oruç tutmadınız. Aç kaldınız. Güzel ahlak, güzel edeb bu noktada amelleri daha da kıymetlendiriyor.
kıymetli dostlar bu yüzden dilinize sahip çıkın. O yüzden öfkenize sahip çıkın. O yüzden içinizden gelen suizanlara sahip çıkın. Helak edersiniz kendinizi. Bilmeden konuşmak, görmeden konuşmak, duyduğunla hükmetmek veya insanların arasında yüksek seslerle kavga etmek sufi adaf ve erkanına aykırıdır. O yüzden sesinizi yükseltip insanlarla bağırmışmayalım, insanlarla kavga etmeyelim inşallah. Allah bizi onlardan eylesin. Astroloji ve kursların dinimizde yeri var mıdır? Yani sonuçta din bütün varlığın her şeyini kapsar.
İlla ki var mıdır deyip de bu konuyla alakalı ayeti kerime veyahut da emir söz konusu olacak değil. Sonuçta varlığın Rabbi Allah göklerin de uzayın da kainatın da Rabbi Allah orada herhangi bir şey varsa onu incelemek onu araştırmak onun üzerinde ilim çalışması yapmak haram olmasa gerek. 18 bin alemin sıralaması var mıdır? Eğer varsa insan bunun en başında mıdır? Böyle bir 18 bin alem vardır. Var olduğunu kabul ederim. Bunu sayısala sokmak çok hoş bir şey değil. Ama velakin eski eserlerin hepsinde böyle bir alem aldesi vardır.
Ona bakacak olursanız alem bir tanedir iki değildir. Siz o biri istediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz. varlık varlık bu manada hiçbir şey yok iken Allah bir şey yarattı. Varlığın başlangıcı bir şeydi. Ve o bir şeyin içerisinde Cenab-ı Hak sonsuz sayısız alem içine zerk etmiş olabilir ki öyledir. Öyle inanıyorum. O yüzden 18 bin alem deyip de alemi sınırlamak çok hoş bir şey değil. Belki de hani bunun eski dilde eski anlayışta sayısız sonsuz manasında söylenmiş olabilir. O yüzden ben alemin bu noktada hızla daha çoğaldığına hızla çoğaldığına hızla arttığına inananlardanım.
Bunun başında varlık olarak varlığın içerisinde insan Allah'ın halifesi noktasında halifesi noktası olunca kaç bin alem var diyorsanız o da insanlar yani Adem'de var Adem'de mevcut o zaman siz ne kadar alem olduğunu alemin küçüğü hütbündeki Adem'e bakmak gerekir. Adem'e baktığımızda biz 18 bin alemden fazla görürüz herhalde. bu noktada alemlerin içerisinde insan da bir alem ama bu alemin içerisinde insan yani bu manada Adem bütün alemleri içine kapsayan noktada. E o noktadan da girecek olursak ilk yaratılan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetten ruhaniyeti ve nuraniyeti o zaman varlığın içerisindeki bütün alemi içinde tutan içinde hapseden içinde neşvi neva ettiren Muhammed Mustafa'nın ruhaniyeti ve nuraniyeti diyebiliriz.
Kız çocuklarının kulak kaldırması işi sünnet mi? Kadınlar mutlaka kulaklarına tüpe takmalı mı? Mutlaka takmalı diye bir şart yok. Bu geleneksel bir şey o geleneksel bir şey de din yasaklamamış o yüzden dileğe küpe takabilir dileğe takmaz. Kafir ile mümin arasında kul hakkı olduğunda mahşer günü kafir müminin imanını ister demiştir. Kafir müminin imanını nasıl isteyebilir? Mahşer kurulduğunda herkes iman ister ki mahşer kurulduğunda iman istemeyen bir şey birisi mi olacak? ki ayet-i kerimede o anı resmeder Cenab-ı Hak resmederken ayet-i kerimede cehennem kendilerin ceyalarıyla bizi tekrar yeryüzüne gönder.
Biz iman edip iyi amellerden işleyenlerden olacağız diye. Mahşer kurulduğunda kim imanı istemez ki? Mahşer kurulduğunda kim ihlası samimiyeti istemez ki? Mahşer kurulduğunda kim cehennemden kurtulup cennete gitmeyi istemez ki? Mahşerde en geçerli akçe iman ve amel orada geçerli akçe o. Kim istemez ki o geçerli akçeyi? o yüzden hakka hukuka riayet edelim. Hakka hukuka riayet edelim. Hiç kimsenin hakkını yememeye hakkını gasp etmemeye kimseye zulmetmemeye kimseye dilimizle gözümüzle elimizle ayağımızla zarar vermemeye kimseye suizan beslememeye kimsenin hakkında kötü düşünmemeye gayret edelim.
İnşallah Okuduğum bir kitapta insan Kur'an'la ikizdir diye bir cümle geçtim. Bu cümle ne demektir açıklar mısınız? Hakkınızı helal edin. Bunu söyleyene sorun. Birisi orada bir şey aldıysa ben burada şerh etmek zorunda değilim. Ben o kadar ilmi geniş bir kimse de değilim. Allah bizi affetsin İnşallah. Ama muhakkak Kur'an insanın yaratılış fıtratına uygundur. Kur'an insan içindir. Kur'an insan içindir.
O yüzden Kur'an'ın içerisinde insan ve varlık fıtratına aykırı hiçbir hüküm yoktur. Nefsi sürekli ben diyen bir insan bu konuda nefsini nasıl tercih etmelidir? Kendini bir şey satmasını, yükseklik görmesini nasıl engelleyebilir? Herhalde bu soru benim için soruldu böyle mecazi. Aynı şeyleri kendimde görüyorum. Allah beni affetsin İnşallah. Ne zamanki insan kendi üzerinden çıkan hayırlı ve güzel şeyleri Allah'ın bir lütfu ikramı olarak gördü. Ne zamanki kendisine gelen hayırlı iyi güzel şeyleri Allah'ın ikramı olarak gördü. O zaman o kimse kendi nefsinin tasavvutundan yavaş yavaş kurtulmaya başladı.
İyilikler Rabbinizden. eğer sizin üzerinizden bir iyilik tecelli ediyorsa eğer sizin üzerinizden bir iyilik bir doğru bir güzellik bir tatlılık tecelli ediyorsa Allah'ın size lütfudur ikramıdır. Sizin üzerinizden başkalarına gitmiştir ki bu Allah'ın lütfudur. Eğer bir başka şeyden size geliyorsa bu da Allah'ın ikramıdır size. O yüzden sakın bunu böyle kendi beceriniz kendi başarınız kendi çalışmanız kendi gayretiniz gibi görmeyin. Muhakkak ki başarmak için çalışmak gayret etmek koşturmak onu istemek onu arzu etmek bu noktada onunla alakalı olması gereken şeyleri yapmak şarttır. Ama ve lakin bunun neticesi Allah'ın lütfudur. Suviler derler ki biz ne kadar becerikli ne kadar günerli ne kadar çalışkan ne kadar bu meseleye ehliyette olursak olalım başımıza gelen iyilik güzellik tatlılık veya başarı Allah'ın lütfu ikramıdır diye düşünürler.
O yüzden ama sizden tecelli eden bir iyilik ama size doğru gelen bir iyilik Allah'ın lütfu ikramıdır. Sakın bunu kendinizden münhasır olarak görmeyin. Peygamberlere velilere sahabelere ki sahabelerde vardır bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde de vardır velilerin üzerinde de vardır bu onlar bir fazileti anlatırken kendilerinden örnek verirler. Hz. Mevlana bu meseleye bakarken meslemesinde onlar hiç olmuştur onların ben demesi Allah adınadır der. Yani onun ben demesi benim üzerinden Allah yaptığı manasındadır der. ama bu yine de terbiye açısından yine de nefis terbiyesi açısından yine de bir başkasının bu meseleyi benlik noktasından görmemesi açısından insanın kendisini görmemesi gerekir ki kendimizi görmemeye gayret edelim.
Kendimizi gördüğümüz müddetçe biz Allah'ı göremeyiz. Kendini görenler Allah'a karşı kör olurlar. Bunu kendini görmek her iyilikte güzellikte her hoşlukta onu kendisinin başardığını onu kendisinin yaptığını ima ile alakalıdır. Yoksa insan Allah'ın kendi üzerindeki sanatına Allah'ın kendi üzerindeki hünerine Allah'ın kendi üzerindeki fiilyatlarına Allah'ın kendi üzerindeki hakimiyetine hükmüne ilmine bilgisine baktığında muhakkak ki Allah'ı tanınır. Bu işin başka veçesidir. Ama nefsi tatmin etme nefsi yüceltme şeytanın ve nefsin işidir.
Allah muhafaza eylesin. Eskiden sema şu anda yaptığımız semadan farklı. Peki neden eski sema bu kadar bir iş görüyorduk? Biz eskisinden farklı yapmıyoruz. Bizim sema stilimiz ve sistemimiz eski arkadaşlar bilirler zikrullahın ortasına bir arkadaş koyan o haydarisiyle sarıyla sema ederdi.
Şimdi tennuresiyle sema ediyor. Benim ilk şeyh efendi Allah rahmet eylesin onun zamanında gördüğüm sema oydu. Arkadaşlar çıkarlar haydarileriyle sema ederlerdi zikrullah da. Şeyh efendinin bir pervanesi olurdu. Ona pervane denirdi. Üstadın pervanesi denirdi. şeyh efendi zikrullah tayken şeyh efendi çıkarırsa o çıkardı zikrullah ha. Tarikat azabıdır. Nakib nügabbaların da pervane edinme verilmiştir. Yetiştirenlerin de bir pervaneleri vardı. Onlar da zikrullah esnasında çıkarlar sema ederler.
Şimdi arkadaşlar tennureleriyle sema ediyorlar. Arasındaki fark bu. Tekkede yaptığımız semada daha önceki semaların çok fazla farklılığı yok. Öldükten sonra günahlarımızdan dolayı azap çekeceğiz. Peki uykuda yara ölüm değil mi? Uyandıktan sonra hiç azap görmüş gibi bir halimiz yok. Bunun hikmetini açıklayabilir siz günahlarınıza bir ağlayın da günahlarınıza kusurlarınıza bir tövbe edin de bir hesaba çekeyim kendinizi de uyandığınızda ne hale geldiğinizi görün. Veyahut da gerçekten siz uyuduğunuzda sizi bir hesaba çekseler de bir daha o yatağa huru huru uyumak için yatıyorsunuz mu yatmıyorsunuz mu yoksa yatmaktan korkuyorsunuz mu korkuyorsunuz mu uyursam tekrar hesaba çekildiğin korkusuyla oturup sabaha kadar zikir mi yapıyorsunuz görün.
Gafletle yaptığımız için biz gafletle uyanıyoruz. Biz günahımızdan da gaflet etmiş vaziyetteyiz. Öyle olunca yataklarımız bizim çok rahat geliyor. Bir uyku bir uyku bir uyku Allah Allah gözlerimiz şişi uyumakta gaflete düşmüşüz. Ben kendi nefsim için söylüyorum bunu günahımızdan habersiziz. Kusurlarımızdan yanlışlıklarımızdan habersiziz. O yüzden biz bir yatıyoruz yatar yatmaz başlıyoruz horlamağa. Birisi kalk demese biz uyuyacağız ömür boyu. Bu gafletimizden kaynaklanıyor. Allah bizi affetsin inşallah.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlar ki Allah-u Teala bana bir horozdan bahsetmeme izin verdiler. ayaklara arıza bakmış boynu arş-ı alanın altında bükürmüş. O horoz diyor ki seni tehdit eden şanın nedir buna cevap verilir ki Allah'a yalan yere yemin edenler onun azametini bilemez. Efendim bu hadişleri bizlere açıklar mısın? Razun el hadis. Evet böyle bir hadis okumuştum hatırlıyorum. Zannediyorum ben onu Razun el hadiste okumuştum. Bu tip ibareler var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azleten Allah-u Alem böyle bir hal gösterildi. Bunun normalde hal olarak kabul edilip iman etmemiz gerek.
Bu manevi bir şey. Bu manevi hali ancak manevi bir hal ile çözümlenemiz. Cenab-ı Hak yaşatsın cümlemize. Amin. İnşallah onu yaşayıp o hal ile halledenlerden olup onu anlamaya çalışalım. Efendim evlatlarımızın sınavları için sizden ve derviş kardeşlerimizden dua istiyoruz. Cenab-ı Hak mahşer sınavını verenlerden eylesin. Amin. Cenab-ı Hak kabir sınavını verenlerden eylesin. Amin. Son nefeste sınavını iyi verenlerden eylesin. Amin. Yoksa dünya gelip geçer. Dünya gelip geçer. Evlatlarımızın dünyada derslerinin geçmesi için gayret ettiğimiz kadar keşke herkes evlatlarının namazı, orucu, abdesti, zikri, fikri için gayret etse.
Ben de dahilim buna. Keşke evlatlarımızı altı yaşında, yedi yaşında namaza gayret ettirsek. Sekiz yaşında, on yaşında namazlarını dosdoğru kılanlardan olsalar. İnşallah. Asıl gayret bu. Asıl gayret o. Biz vali olsun, doktor olsun, hakim olsun, avukat olsun, iş sahibi olsun, makam olsun, mevki olsun diye gayret ederken ahiretlerini unutuyoruz evlatlarımızın. Kur'anlarını unutuyoruz. Hadis öğrenmelerini unutuyoruz. Namaz kılmalarını unutuyoruz. Allah'ın zikretmelerini unutuyoruz.
Allah'a iyi bir kul olmalarını unutuyoruz. Edeb, terbiye, güzel ahlaklı olmalarını unutuyoruz. Allah bizi unutanlardan eylemesin. Bir Müslüman oy verdiği partinin içki, zina, kumar, faiz gibi haramları yasaklamamasından dolayı verdiği oydan sorumlu mudur? Bundan önce Müslüman oy vermese sorumlu olmayacak mı? Ben hiçbir partiye oy vermedim. İçkiden, kumardan, faizden, kumuştan sorumlu değil miyim şimdi? Hangi parti İslam hukukuna göre kurulabiliyor ki?
Türkiye, Cumhuriyeti, Devleti, Anayasası, İslam hukuku mu? Türkiye, Cumhuriyeti, Devleti, hukuku, ceza, borçla, icra, iflas, evlenme, boşanma, İslam hukuku mu? Biz haramın göbeğinde helal, ümit eden, haramın göbeğinde helal hayal kuranlarımız.
İnsan, iyisini seçmeye çalışacak. Kötünün iyisini. Siyaset, kötünün iyisini seçeceksiniz. Hangi partiye oy atarsanız atın. Kendi istediğiniz milletvekili mi seçiyorsunuz? Yutturmaca ben demokrat değilim, demokrasiye de inanmıyorum. Demokrasi benim sistemim değil. Ben demokrasiye inananlardan değilim.
Ben işte bugünkü seçim sistemi şöyle ben hepsinde kökten reddedenler dedim. Benim sistemim ve düzenim değil. Ben la ilahe illallah Muhammedun Resulullah dedim inandım ona. Zaten la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyen bir kimsenin düzeni, sistemi, hukuku ona uyması gerekir. Yani bir taraftan la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyecek, öbür taraftan da ben demokratım dediğinde tecid-i iman, tecid-i nikah gerekli ona. Ya dini noktada ben böyleyim ama işte siyasi noktada veyahut da işte yaşadığımız devletin hukuku böyle geç onların hepsinden. Onların hepsinde geç.
O yüzden bu tartışma yani bu tartışma derken bu soru kötten yanlış. Bir sistemin içerisinde öylesine bir keşmekeşlikte, öylesine bir kargaşalıkta yaşıyoruz ki birileri bir şeyler adına daha önce mesela Ecevit'i destekleri.
Bazı cemaatler, bazı tarikatlar, bazı şeyh efendiler, bazı vakıf kurum ve kuruluşlar bunları biliyoruz artık biz. Bunları sattıracak, gizleyecek. Hani derler ya, mızrak çuvala sığmıyor artık. İnsanlar veya hikmet vardır işte hocamızın gördüğünde, hikmet vardır şeyhimizin gördüğünde deyip CHP'ye oy atanlar, Ecevit'e oy atanlar, 28 Şubat'ta işte MHP, Mesut Yılmaz ne var yanlarında bir de?
Çinler mi vardı? Yok. Neyse bir toplamışlardı ya 28 Şubat'ta işte. Hikmet vardır, onları destekleyenler filan. Bunların hepsi de boş şeyler. Yani onları bilmiyorlar mı insanlar şimdi? 12 Eylül'de hangi cemaatlerin, hangi tarikatların 12 Eylül'ü desteklediği veya dilermediği, 28 Şubat'ta hangi cemaatın, hangi tarikatların 28 Şubat'ı zınmen destekledikleri, dilermedikleri, Kur'an kurslarının kapatılmasına göz yumdukları, İmam Hatip'in ortaokullarının kapanmasına göz yumdukları, bilinmiyor mu?
Şimdi seçimler geliyor, seçimler gelince gene bir ne o ortalık alamor olacak, oraya mı destekleniyor, buraya mı destekleniyor diye. Yine dışarıdan yönlendirmeler, yönetilmeler, dışarıdan yine tavsiyeler, dışarıdan dediğin uluslararası aranada, içeriden yönlendirmeler, içeriden desteklermeler, bunların hepsi de yaşanacak. şimdiden işte işaret fişeklerini de görüyorsunuz zaten. Bir kadının geçinmeye gönlüyorsa, getirdiğin ekmek bile bahanedir. Bir kadının geçinmeye gönlüyorsa, sen ona evde nasılsın desem bahanedir. Bir adamın geçinmeye gönlüyorsa, dakika bir, gol bir, içeri girer, pauto ne duruyor burada da.
Geçinmeye gönlüyorsa, adamın geçinmeye gönlüyorsa, normal her zamanki kahveyi yapmıştır kadın, ne biçim kahve yaptın senden? Geçinmeye gönlü yok. Şimdi, bugünkü siyasi sizdenle, yani, bugünkü hükümetle geçinmeye gönlü olmayanlar, şimdiden kavga çıkartacak yer arıyorlar ve kavga çıkarıyorlar. E şimdi, gelecek böyle sorumlular, sorular, nereye oy atalım?
Veya attığınız oydan sorunlu değiliz. Muhtemel sorunlu, insanlar yaptığı her şeyden sorunlu. Getirecekler sizin önünüze. Ya bu hükümet ne kötüymüş dedirttirecekler size. Ben hükümet borazancısı değilim. Sakın ha, öyle de algılamayın. Ama bunu getirecekler insanların önüne. Ben sadece geriye çekilip seyrediyorum şimdi. 53 yaşındayım, 12 Eylül'de görmüşüm, 28 Şubat'ı da. Çekilen sıkıntıları, acıları da görmüşüm. Kim çekmiş, kim çekmemiş, onu da görmüşüm. Yalnız değinmek istemiyordum ama yani işte Kur'an kursları için, imam hatifler için kılını kımıldatmayan, saçının telini oynatmayanlar, dershaneler için ortalığa kaldırıp acet namazları kılıyorlar.
Gazi'ye yardım için otoriteden izin anılmalıydı, öyle yardım edilmeliydi derken şimdi otoriteye oyun eğilmiyor. Pis Yahudi, Müslümanlar için yardım gidecek, Allah'ın lanetlediği o pis dedi, lanet ettiği Yahudi'yi otorite görenler, kendi devletinin, kendi vatandaşının seçtiği hükümeti otorite görmüyorlar.
Bunlar gelecek önümüzdeler. Hayat o kadar çok uzun değil. Önceden insanlar hikmet görürlerdi. Bizim 12 Eylül'den önce bütün Risale-i Nur okuyucu kısmı Yeni Asya ekibi Süleyman Demirel desteklerlerdi. Siz 12 Eylül'den öncesini ben yaştakımlar bilir 12 Eylül'de.
Süleyman Demirel giden Risale-i Nur abileri Risale-i Nur külliyatının önünde oturun onlarla bir fotoğraf çektirip gelirler bize derlerdi ki bayındır da gittik evine ziyarete evinde başbakanın Risale-i Nur külliyatı var. Onun önünde fotoğraf çekildik. Nurcu Süleyman hikmet var. bunun mücadelesini veren bir fukara var karşınızda. Ben derviş olduktan sonra daha mücadele devam etti. Şunu dedi. Sağ şimdi bazen haber gönderiyor. Hala da Süleyman Demirel'i benim şeyhimden faziletli mi görüyor?
Sorun diyorum. dedi ki o Süleyman Demirel senin şeyhinden daha faziletli bir adamdır. Aynı tezgahlar önleniyor. İliklerine işlemiş demek değil. Bunu sıyırıp atamıyorsunuz. Kılcal damarlarına girmiş bir gidin bakın şimdi bunu taş atmak için söylemiyorum. Böyle okuyucular yazıcılar onun içerisinden çıkanlar böyle birisi böyle işte bilhassa böyle tarikatlara işte daha öncesinde milli görüşler bunlarla bir türlü böyle böyle sempatik olamamışlar.
Olamamışlar. O hani Risale-i Nur'da Üstad dediği zaman Said Nursi Hazretleri kardeşliği önünde tutar. Der ki kardeş olun. Cemaatler cemiyetler tarikatlar kardeş olun. Bir yerde olun. Tek vücudun. Sizin nefsinizin hoşuna gitmeyecekse dahi bir yerde durun. İstenmez. Bu İslam dünyasında da aynı. Gelir elin Yahudisi karıştırır içimizi. Gelir elin bir fitnecisi karıştırır içimizi. Gelir elin şeytana tatmışı şeytanın yumuşı karıştırır içimizi. Adam benim şeyhimi faziletli görmeyen adam Süleyman Demirel faziletli görüyor. Böyle bir körlük olur mu?
Böyle bir şeytan aldatmacısı olur mu? Kim bu adam? İşte geçmiş dönemde benim kasabomun Risale-i Nur okuyucularının imamım. Arkasındaki herkes onu doğru görür. İta mağruftadır. İyiliktedir. İtaat doğrudadır. Kimse bakmaz buna. Çok basit işte. Yani Ecevit'i boyattı insanlar. Boyattıkları kim? Başörtüsüyle meclise giren bir kimseyi başörtüsünden dolayı meclisten çıkartan onu hakaret eder.
Bir kimsenin başörtüsüne hakaret etmek küfürdür. bir kadının başörtüsüne hakaret etmek başörtüsüne dil uzatmak küfürdür. Bunda ısrar eden kimse dinden çıkar ve ısrar etti için dinden çıktınsa nikahı da düşer. Bir kimsenin sarığını küçük görmek bir kimsenin dini bir kisvesini küçük görmek sakalını küçük görmek sakalına laf söylemek sarığına laf söylemek dini kisver haydaresine cübbesine dini kisver laf söylemek ona hakaret etmek bir kimsenin inandığı hadis-i şerife laf söylemek hakaret etmek bir ayet-i kerimeyi inkar etmek
bir ayet-i kerimeyi yok görmek bir hadis-i şerifi veya hadis-i şerifleri inkar etmek yok görmek sahih görmemek adamın küfrüne sebeptir. Hatta ölesine küfrüne sebeptir ki bazı meselelerde yapmış olduğu ibadetlerin hepsi de yoktan sayılır hiç sayılır. Hatta ölesine küfür noktaları vardır ki o kimse haccını tazelemesi gerekir namazlarını yeniden iade etmesi gerekir oruçlarını yeniden iade etmesi gerekir öyle küfür noktaları vardır. Ve bunların hepsi de o küfür noktalarında büyük bir çoğunluğu. Yani bir tarafta öyle küfür noktalarında dolaşan bir kimse var bir tarafta da namazında abdestinde orucundan niyazında Allah diyen peygamber diyen Kur'an okuyan birisi var. Sen kalkacaksın şimdi küfür noktasında dolaşan bir kimseyi bana fazileti göstereceksin.
Ben de işte hocamız hacımız üstadımız ne bileyim adına ne derseniz deyin siz o böyle dedi bunun peşinden gideceksiniz. Yaşadım bunları. Bunları yaşadım. Daha söyleyemedim. Kardeşlik hukukuna balta vuracağım. Kardeşlik hukukuna karşı o hukuku zedileceğim diye söyleyemedim. O kadar çok şey var ki. O kadar çok şey var ki. Susuyorum. Kardeşlik hukuku diyorum. Mustafa Özbağ şimdi zamanı değil. Mustafa Özbağ tam insanlar dini yaşayan insanlar ayaklanmaya çalışırken ayaklanırken yanı başındakine hançer sokmak zamanı değil deyip susuyoruz.
Susuyoruz. O yüzden şimdi diyeceğiz ki işte bir yere oy attı kimse ondan sorumlu mudur? Örnek Türkçak birisi de sorumlusunuz diyecek. Hiçbir yere oy atmayın diyecek. Örneğin yani böyle bir mütedeyim bir insan düşünün. Onun oy atmaması kime fayda? Mütedeyim mi kimse oy atacaksa yine mütedeyim gördüğün bir yere atacak. Onun oy atmaması demek mütedeyim bir partiye oyun gitmemesi demek. Kime faydası olacak? Bunlar şimdi insanların içerisine tatlı tatlı şırıngayla verilecek.
Gazetelerden, radyolardan mesaj verilecek. Tatlı tatlı. Risaleler yayınlanacak, mektuplar yayınlanacak, köşe yazıları yayınlanacak, internette, Facebook'te yayınlanacak, böyle bir sistemde oy atarsanız, siz de bu sistemi desteklediğinizden dolayı siz de kübüreklisiniz. Feslasını yayınlayacaklar. Böylece mütedeyim insanların oy kullanmalarını engelleyecekler ki, bu işin ayrı bir tezgahı. mütedeyim insanların mütedeyim bir partiye oy atmaları engellenecek ki, elin küfürbazı başımıza gelsin diye. Bir fitne furyası çıkarılacak ki, Müslümanlar dağılsınlar, para kende olsunlar, Müslümanlar birbirlerine düşsünler, birbirleriyle dövüşsünler, aradan da küfürbazlar çıksın.
Seçimler geliyor. Şimdi herkesin Müslüman olma zamanı. Şimdi yine bir tane ne olur? Şeyli çarşaflı bir kimsenin yakasına bir rozet takarlar. Nerede çarşaflılar var? Girerler şimdi rozet takmak için sıraya girerler. Şimdi herkes yumuşak Müslüman olur. Biz kimsenin dinine inancına karışmayacağız derler. Din ve vicdan hürriyeti var derler. Şimdi ne kadar mükemmel küfürbazlar çıkarırlar önümüze. Onlar birer böyle dini imam gibi çıkarlar. İçlerinden birkaç tane diyanetten müftü, birkaç tane hoca da alırlar. Birkaç tane ilahiyatçı profesör de alırlar yanlarına.
Her seçim döneminde oynanan oyunlardır bunlar. Bir bakmışsınız herhangi bir ilahiyat profesörü yılın 364 günü dine küfürbaz eden, dine hakaret eden bir partide derler ki bir de onu aldatırlar. Sen buraya gel, bizi de kurtar derler. O da kurtarıcı gibi gider öyle, hep kendisi batar. Ne hikmetli insanlar görürsünüz şimdi seçimlere yakın. Çok görürsünüz der. Nice allame görürsünüz oy atmanın yanlış olduğuna dair. Fetva veren nice allame görürsünüz bu iktidara da bir ders vermek gerekir deyin fetva veren. Nice allame görürsünüz bu da şımarda canım arada bir şefkat tokadı vuralım buna deyin ilahlık taslayan.
Bunlar yakın. İşaret fişeği geldi. Şimdi hükümet dese ki tamam vazgeçtim dershanelerle uğraşmıyorum gene uğraşsaklar. Başka bir şey çıkartacaklar ortaya. İşaret fişeği geldi. Allah bizi affetsin. Amin. bir Müslüman dinle ilgisi alakası olmayan bir partiye oy verebilir mi? Sizce verebilir mi? Verebilir diyenler elini kaldırsın. Olu ver hocam. Hazar veremez diyenler ben verebilir diyenler elini kaldırır. Dinle alakası olmayan bir partiye Müslüman oy verebilir mi?
Evet ver elini kaldırsın. Bunu neden yaptım biliyor musunuz? ümmetim yanlışta toplanmaz. Hadi şişelim. Ümmetim yanlışta toplanmaz. Aslında şimdi parti planı oynatacağım da.
Diyecekler ki bu iyice ipi kopardı. Kapıda girerken dedim bir arkadaşım benim volant kayış korktu bu arada. Komple korkmuş olacak şimdi yani. Değil mi? Yani o partinin bireylerinin dindar kişilikli mi olması gerekiyor? Evet. Ben mesela bir partiye oy vermek olmuş olsam ben o partinin başındaki o kimsenin dindarına bakarım. Bunları da nereden çıkarıyorum? Hani namaz kıldıracak ya bir imam. Namaz kıldıracak olan imamları kıyaslar ya İstanbul kası. Hanefiler derler ki birisi Kur'an-ı kerif okumasını biliyorsa birisi bilmiyorsa hafız olan olacak.
Her ikisi de hafızsa güzel okuyan olacak. Her ikisi de güzel okuyorsa işte örneğin sakallı olan takva arıyor. Şimdi başlar parti başkanlarının içine soruyu sordunuz golü yediniz. Şimdi parti liderlerine bakın. Hangisini Kur'an-ı kerim okurken gördünüz? Ya soruyu sordunuz mu golüde yersiniz. Şimdi dini olarak bakacağız şimdi. Hangisi Kur'an-ı kerim okuyor? Hangisi beş vakit namaz kılıyor? Hangisi abdestli dolaşıyor?
Hangisi bir iş yaparken besmele çekiyor? Hangisi bu noktada Kur'an ve sünnete daha fazla uyuyor? Hangisi daha ahlaklı? Bunu neden söylüyorum? Soru gelmiş ya nasıl olsa tam gol at diye bana önümüzdeki günlere de bu işaret bir şey olsun. Sizlere birileri gelecek diyecekler ki hikmet var ee filancanın desteklenmesi lazım. İyi. Kardeş bu Kur'an-ı Kerim okumasını biliyor mu? Hayır. Hiç Kur'an-ı Kerim okurken duydun mu? Hayır. Burada insanların yüzde kaçı namaz kılıyor? Bir bir parti milletvekilleri yüzde kaçı namaz kılıyor?
Yüzde kaçının eşi örtülü? Okul menşe'si ne? Çok basit. Beni şimdi partici görecekler de ben golü atmadan duramayacağım. 53 yaşındayım, 52 yaşındayım. Ben ortaokul birden beri siyasetin içindeyim. Orta birden beri. Ben ülkücülükle orta birde tanıştım. Orta birden beri ben siyasetin içindeyim. Hasbelkader siyaseti biliyorum. Orta birden beri Necmettin Erbakan Harit başbakanların içerisinde Kur'an-ı Kerim okuyan bir tane başbakan görmedim.
Orta birden beri ben cumhurbaşkanının beş vakit namaz kılan bir cumhurbaşkanı görmedim ben bu güne kadar. Gördüm diyen ben yaşlı olanlar elli kalır. Cevdet Sunay cumhurbaşkanı seçilince koltuğa otururken Bismillahirrahmanirrahim demiş İrtica Cumhurbaşkanı'nın köşküne girdi diye ayak alırmış arasalığı.
Bir ötal vardı beş vakit namazından yakın korumasını korumalını yapandan duymuştum onu da. dedi ki ben yanımda yanımda yanımda bulmuş onun hep böyle yanımda bulmuş gibi ben dedi bir vakit namazı kılmadım ben ona dediğimi namazları cem edebilirsin diye dedi ki öcal da cem ediyor dedi. Mesela bir toplantıya girecek diyormuş ki ben şurada önce bir namazı kılayım öğleyi ikinci kılıyormuş öylesi giriyormuş toplantıya üç saat dört saat beş saat devam edecek çünkü. Cem ediyormuş öylesi giriyormuş. dedi nereden biliyordur dedi. Dedim Ramüz ehadisi ezbere bilen beş kişiden birisi oldu. Evet.
Birisi Erbakın hocam Ramüz ehadisi Hıbsın'dan biri. Birisi Özal birisi şimdi o hadis tesir dersleri yapan bir profesör var. Cevat Akşis hocam. Bunlar şeyin kimliğiniz zaten adı Gümüşalemizden sana Mehmet Zahid Kotku Hazretlerinin gözde talebeleri. Onlar çünkü Ramüz ehadisten bunların şeyleri tarikat derslerini oradan yaparlar. Ahmet Zihayet Gümüşanevi'nin Ram ehadis ehadisleri topladığı bir kitap vardır. Aynı zaman bunun şerhi de vardır. Ravileriyle beraber kılsatıp ezber ettirlermiş. Bu kadar bu meseleye yeterler.
ama bekleyin seçimlere yapın bu iştah da büyüyecek. Bu iştah da büyüyünce işaret fişesleri gelecek. Sakın kafanızı bulandırmayın. Sakın söyleyeceğimiz bir tek bir şey var. Kardeş namaz namaz kılan bir başbakan namaz kılmayan bu kadardır. Biz affetsin. Bazı fetva konularında İmamız İmam Azam Ebu Hanefi Hazretleriyle İmam Yusuf ve İmam Muhammed arasında farklı görüşler bulunmakta. Tabi olurken hangi yolu izleyebileceğimiz ve imamlarımız hakkında bize bilgilerimizi çözer misiniz demiş.
kardeşler buradaki fıtihi meselelerde bu İmam Azam İmam Muhammed İmam Yusuf bir noktada iki tanesi bir yerde buluştuysa o ikisinin buluştuğu ölçü alını birinci derecede. Mesela İmam Azam İmam Muhammed bir noktada birleşmiş o ölçü alını mesela İmam Muhammed ve İmam Yusuf bir noktada birleşmiş o ölçü alını veya işte İmam Yusuf ile İmam Azam Hazretleri birleşmiş o ölçü alını eğer uygulanabilirse bu uygulanması gerekir.
Eğer uygulanamazsa bunların içerisinden uygulanabilecek bir fetha tercih edilebilir. Bizim çünkü yolumuz imamların iştahına uymaktır. Çoğu namaz içerisinde meydana gelen bir okuyuş yanlışlığıyla namaz dozulur mu? Hayır. Kur'an okurken manasını bilmediğimiz için biz cemaate imamlık yapmamıza sakınca var mıdır? Hayır. Nefis meratibleri ile kalbi meratipler farklı mıdır? Evet. Eğer farklı ise bunlar nedir? Farklıdır. Kalbi meratiplerle nefis meratibleri aynı değildir. Nefis meratibleri yürüyen insanlar bir müddet sonra kalbi meratiplerle başlar ki o kalbi meratibleri eski sufiler seyir sülükün başladığı nokta olarak görmüşler ama bu fukara öyle görmüyor.
Seyir sülük nefs emariden başlar son noktada biter. Bunun içerisinde mesele anlaşılsın diye kalbi yol ile nefsi yolu ayırt etmişler. Onların birbirlerinden arasında çok bir fark yoktur. O yüzden seyir sülük bu noktada bir kimsenin sufi noktasında gidip bir üstaddan ders aldı ona bağlandığı anda onun seyir sülükü başlar. Onun kalbi noktasında nefsi noktasında ikisi de birbirinin içerisinde devam eder gider. Burada önemli olan ders alan kardeşlerin birinci derecede farz ibadetlerini yerine getirmesi olmazsa olmaz günah-i kebari haramlardan uzak durması derslerini çekip Allah yolunda hizmet etmesi ve Kur'an ve sünnet edebiyle edeblenmesidir.
Bunu arhunlara arttırmak vardır mümkündür ama kısacası budur. Bir kimse ders aldıysa o kimse üzerine farz olan ibadetleri yerine getirecek haramlardan uzak duracak günlük bir günü çekecek zikrine devam edecek edeb ile edeplenip Allah yolunda hizmet edecek. Yük yolda düşerir. Ama bunlarsız bir sufilek olması biraz güç. Bana arkadaşını söyle sana dinini söylerim diyor Hz. Ebubekir. Bu durumda namazı aksatan bir kimseye arkadaş olan bir kimse zamanla namazını aksatmaya başladıysa bu onun üzerine rüya bulunduğunu mu gösterir hakkınızı helal edin.
ıtırcı dükkanına giden ıtır kokar demirci dükkanına giden iz kokar. Namazı aksatmayın. Namazı aksatmak yok. Namazı aksatmak yok. Çünkü namazın aksaması onun hayatının bütün ibadetlerinin aksamasına sebep. Namazsız bir müslümanın düşünülmesi mümkün değil. Namazsız bir subinin düşünülmesi mümkün değil. Allah bizi affeder. Amin. Ayet ve hadislere göre tesettür nasıl olmalıdır? Bugünkü tesettür giyim firmalarının sattığı tesettür kıyafetleri Kur'an ve sünnete uygun mudur?
Valla tesettür giyim firmalarını takip eden bir kimse değilim cahiliyim. Bunu bilmiyorum. Ama tesettür Hanefilere göre bir kadının el, ayak, yüz, müstesna diğer kalan yerlerini vücutlarının içi görünmeyecek ve vücut hatları belli olmayacak şekilde örtmesin. Bir hadiste zekat vermeyen ve cihad etmeyen cennete giremez diyor. Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri bugün cihad kapısı kapandı. Bizim burada ne yapalım lazım? Kim demiş cihad kapısı kapandı diye? Bu fetvayı kim vermiş? Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden herkes cihad ediyordur. Cihad sadece kılıcı kalkanı alıp tüfer kaleşe alıp birilerini vurmak değildir.
Kur'an ve sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele cihada ekberdir. Çünkü onu yaşatmak için önce kendin yaşaman lazım. Kendin yaşayacağın için nefisle mücadele olur. O yüzden cihada ekberdir. Siz o uğurda devam edin. İnşallah. akıl hastalarının mükellef olmadığına göre onların ahiretteki durumları nasıl olacak? Akıl hastası yakını varsa bir kimsenin anlatayım. Yoksa anlatırsam şimdi herkes akıl hastası olmak ister. Ama bir kimsenin aklı var da sonradan hasta olursa aklı var olduğu zamanda yine sorumlu olur. Akıl hastaları sorgusuz sualsin cennetin birinci katına gidecek. İbrahim aleyhisselam onları dini tebliğ edecek orada. Ondan sonra o tebliğe göre istidaklarına göre cennetin diğer katlarına tekrar dağıtılacak.
İslam'da yas var mıdır? İslam'a uygun yas nasıl tutulur? Kaç gün yas tutulur? İslam'da yas diye bir şey yok. Ama velakin bir kimsenin çocuklar için anne babası öldüyse üç gün üzüntülü durmaları üç gün böyle hüzün duymaları müsaade edilmiş. Eşler için biraz daha uzun olmuş bu. Bazı fetvalar var kırk güne dair. Yani ölen adam ölmüş kadın kırk gün işte böyle üzgün durabilir diye. Hatta bunu böyle kadınların o dört ay ölünce çünkü dört ay iddet bekleme fikri var. İşte dört ay iddet bekleyeceği için o kadının süslenmesi kokulanması böyle çok iyi güzel kıyafetler gelmesini hoş görmemişler. edep-adap olarak çünkü o dört ay iddet bekleyecek.
Evlenmesi de mümkün değil. Ama erkekler için böyle bir şey yok. İslam'a uygun yas diye de bir şey yok. Adamlar vefasız deme. Fatun'u göndür yarın ertesi gün selamun aleyküm. Hürriyet kazandı. Sevgi kine dönüşür mü? Dönüşürse intikam alır mı? Mecaz olan sevgiler kine dönüşür. Bir kimse gerçekten sevmiyordur. Hakikat noktasında sevmediğinden dolayı hatta bu şöyle olur. Bir kimse birisini sevdiğini söyler. Sevdiğini söylediği kimseden yüz bulamazsa ondan nefret etmeye başlar. Döner ondan intikam almaya çalışır.
Bu sevgi mecazdan kaynaklanıyor. Bu sevgi menfaatle alakalı. Genelde bunu erkekler de kadınlar da yaparlar. bir kadın bir adamın sevdiğini söyler. Kendince fedakarlık etmeye başlar onun için. Adam onu almazsa döner adamdan intikam almaya çalışır. Aynı şeyi adamlar da yapar. Adam bir kadını sevdiğini söyler. Kadın onunla evlenmezse döner ondan intikam alır. Bu menfaatler ön planda tutulduğu için olur. Şimdi diyeceksiniz ki ya evlenmek hani bir yerde bulmak menfaattir. çatının altında durmak. Kadın da erkek içinde evlilik nikah menfaattir.
O menfaatin hukuki yoludur nikahlanmak evlenmek. Sünni demek hukuka uygun demektir. Bir kadınla bir erkeğin evlenmeyi istemesi birbirlerinden birbirlerinden menfaatlenmeyi hukuk ilişkileştirmesidir.
Çünkü evlilikler menfaatin üzerine kurulur. Bu menfaatin üzerine kurulurken insanlar birbirlerine muhabbet beslerler. Muhabbet beslerler. Bu muhabbet sevgi değildir. Bu muhabbet sevgi değildir. Bugün toplumun içerisinde yaşamış olduğu hal budur. Bunu kötü görmeyin. Hazreti Mevlana Celaleti Muazzef der ya herkesin aksak dolaştığı yerde sen düzgün dolaşırsa gelirler senin ayağını kırarlar bu yapış yürüyor derler. Sakın böyle eğlenecek olanlar ya işte böyleymiş gerçek evlenmeyelim demeyin.
Bu işin realitesi bu. Gerçekler de evlenirken realiteyi bilerekten evlenir. yok işte kırmızı hemen hayal kurum var ya kırmızı pancurlu evimiz olacak. Hiç kimse demez. Evim de istemiyor mu? Vak da istemiyor. Biz istersen köprü altında yaşayalım. Her genç kızın rüyası beyaz gerindik evi. Her seviyorum diyen kimse hakikat noktasında sevemediğinden dolayı sevgiyle alakalı bir problem çıktığında dönüş ondan intikam alacak. Şunu diyeceklerim senin uğruna şunu yapmadın mı?
Bitti. Erkekler de söyler ya ben seni bakmadım mı? Bitti. Kadınlar söyler ya ben sana şunu yapmadım mı? Bitti. Bir kimse birbirine birbirine yaptığını söylüyorsa önüne koyuyorsa mesele bitmiştir. İki arkadaş ben sana şunu yapmadım mı? diyorsa yapmış olduğu sana iyiliği senin önüne koyuyorsa mesele bitmiştir. Hadi şerif bunu yasakla. Ne için yasaklar? salt sevgi olsun diye yasaklar. Ama herkes birbirine bunu söyler. Bir ev olsun o evin çatısının altısında yaşasınlar.
Şunlar böyle şeydir. Aslında o etraftan aldığı eğitimi ve öğretimi söylüyordu. Evin eşyaları olsun. Harika. Harika şeyler. Kadın evde kocasını beklesin. Harika. adam kendisini bekleyen evde bir kadın var. Harika. Yemekleri dört dörtlük yapmış. Güler yüzü, tatlı dilli, yumuşak huylu. Her şeyle süslenmiş, giyinmiş, kokulanmış. Hoş geldin padişahın diyen bir kadın var eder. Her adamın riyası. Hiçbir adam elinde tavayla bekleyen bir kadın hayal etmez. Adam kapıdan içeri girdi, doğum kafasına bir tava. Böyle bir kadın hayal etmez hiç kimse.
Tavak kafasına geldi, seni çok seviyorum dedi adam. Böyle bir şey yok. Veyahut adam daha içeri girer gitmez. Kadın selam, kadına ne o? Kadını gördü, daha hiçbir şey yapmadan, küt bir yumruk kurdun. Ne oldu? Dost doğru yürüdü. Hiç kimse böyle bir adam hayali yapmaz. Sonuçta evlilik bir şekilde karşılıklı menfaattir. İnsanların sevgileri menfaatle başlar. İnsanların Allah'a olan sevgileri de menfaatle başlıyor. Bizim önümüzde Allah, bizi rızıklandıran, yediren, içiren, giydiren, ev, hanım, çoluk, çocuk, araba, kat, yat, şeyh, dergah, tarikat, bütün her şeyin güzelliklerini önümüze seren bir rah.
Doğru mu? Doğru mu? O yüzden sevilmeyi hak ediyor. Eğer bunları vermezse sevilmeyi hak etmeyecek. Bunları verdiği için sevilmeyi hak ediyor. Allah'a bakış açın mu? Allah kızı affetsin. Ön sınırlarda ayaklarını uzatıp oturan ve ders başladığında hala oturmaya devam eden kardeşleri uyarmalı mıyız?
Hayır, uzun. Ara suresi 182 Onlar bilmeyecekleri bir günden bir yönden derecelendirilir, dereceleri yaklaştıracağız demiş. İmanı taklidi, iman-ı ilmi, iman-ı ayak, iman-ı hak, iman-ı hakikati, ayette bilinmeyen yönler, derece nelerdir? Tasavvuf ehlinin imamı, iman bu şeyin, bu beş şeyin neresindedir? Oy, ay, imanı taklidi, iman-ı ilmi, iman-ı ayak, iman-ı hakikati, çoğaltalım da bunlar, az kalmış. Nereden yazdıysanız bu yazdana bir mektup gönderin bu soruyu soran, bu beşteyim, yedi olacak diyeyim.
Ciddiyim. Bu bilememiş. İmanın bu noktada yedi merhalesi var diyelim. Beşte kalmış bu, bilememiş kararı. Ciddiyim bu noktada. Ama bunu çoğalttığınız zaman bunu yedi olarak getirseniz ben deceğim bunun yetmiş merhalesi var. Yetmişi getirseniz yedi yüz diyeceğim. Yedi yüzü getirseniz yedi bin diyeceğim. Yedi bini getirseniz yedi milyon diyeceğim. Yedi milyonu getirseniz yetmiş milyon diyeceğim. Yetmiş milyonu getirseniz yedi yüz milyon diyeceğim. En iyisi bunun hepsini toplayalım. Resulullah da gitti. Anlaşıldı.
Bunlar belki de anlaşılsın diye böyle söyleniyor ama o kimse kendi kendine diyecek ben imanı şimdi hakta mıyım? İmanı hayanda mıyım? İmama ayağında mıyım? Yani bu insanın bu noktada yol inişini sekteye vur. biz iman ettik kardeş. İman edilmesi gereken bildiğimiz ümmetimiz ne varsa hepsine de iman ettik. Ve iman ettiğimiz dinin emirlerini yaşamaya gayret eden müminler sınıfından olmaya çalışan Müslümanlar hızlı. Musa aleyhisselam Hızır'la karşılaştığında doğru yok.
Rüşd olarak sana öğretilen bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim diyor. Siz de bizim Hızır'ımız siz izminizden faydalanmak için nasıl tabi olabiliriz? Tabi olmak teslim olmak mıdır? Nasıl faydalanabiliriz? Biz Allah muhafaza eylesin Allah'a sığınırız böyle bir şeyden ne yazık ki biz o noktada ve makamda değiliz. Allah bizi affetsin inşallah. Bugün enteresan bir teklif aldık.
Pazar günü düğünümüz var. Eğer mümkün ise bugün nikah kıyabilir misiniz? Emrah ve Ayşe Emrah burada mı? Sensin. Burada mı eş adayı? Gel buraya o zaman. Gelsin eş adayın daha şuraya ön tarafa. Geldi mi?
Daha dur nikahı görüşürsün? Geldi mi? Eş adayı? Gülay orada mısın sen? Ayşe orada olduğuna şehadet etti mi? Yanına birisini daha al şahitlik olarak. Ayşe olduğuna şehadet ediyorsunuz oradan? Yeni tanıyorsun o zaman sen de onu. Var mı orada annenin, annenin birisi? Hiç kimsen yok mu? Bir tek ben varım yani. O da güzel bir şey.
Soy ismi ne Ayşe? Tereddüt ettin ama almış ya. Değeceğim yok da. Nüfus kağıdının yanındaysa bak bakayım. Soy ismi Türkler mi? Siz gülüyorsunuz. İlim o. Ya o şüphe etmek değil. Size bir ilim öğretiyorum. Yol öğretiyorum size. Yoksa bir kimse, herhangi bir kimse oraya paravanın arkasının birisini koyar. Adı da bu der. O da ben de buyum der. Burada dinin nikahını kıyarsın. Kimin dinin nikahını nereden bicek? Ya fıkıh ilmi böyle bir şeydir.
Baktın mı nüfus süzdanına? Onun da mı kimsesi yokuz abi? Mehir konuştunuz mu? Konuşsaydın ya bir var.
Sana ne kadar mehir koyduk ya. Şereşkül. Baten ciğerin yanlısı. Şereşkül, altan. Ne patatesi. Şereşkül. Şurada değil herhalde. Eyvah. Keşke konuşsaydın diyor bu ciğer yanı. Geçenlerde arkadaşını da kurtaramadı o. Gitti bu bayağı gideceksen ölünceye kadar gidecek bu ciğer yanında. Geldi mi Mustafa?
Gel buraya. Mustafa. Senin ciğerin yanmadı bunun ciğeri yanmış bak ha. Ne diyor hocam. Gel hoş geldin gel. Keşke konuşsaydın bak. Geliyor şimdi iki beşlik yenge oturtcam o zaman. Gert. Bunlar iki beşlik bunlar. İki beşlik olsun. Bunların şimdi ikisi de meyver alınlar. Bir kuyumcu bir kanı çarlar. O zaman açılır mı o kiloyla? Çok rahat açılır değil mi? Tamam. Niye kızlar benim elbimde ikisine de alın beşer kilitli.
Sizin ne yapacaklar? Bana ver tekrar. Onu da verdiler. Allah'a yedini verdin. Sen onlara ne vereyim? Allah'a yedini verdin. İki sene de kız vermişiz. Bir de yüzüne daha fethi ki. Laatın mı atıyorsunuz? Allah'a. İki sene de birer tane kız verdi. Bir de yüzüne altın mı vereceksin? Nereye kandıracaklar? Ben varım. Sizin rengi yıkıyor. Kavışlamak da yok. Geldi mi ki fışırdanı? Yok çocuğa. Neyi neyi istiyorsunuz?
Sorun bakalım. Hanefi fıkıhına göre o mehir sayılmıyor. Hanefi fıkıhına göre mehirin bir meta oyuncusu.
Bir meta. Mesela işte seni hacca götüreyim. O mehir sayılmazdır. Ama haç parası derse o mehir sayılır. Örneğin. O yüzden normalde bana bir dua etsin yeter. Hadişehir'de vardır bu ama Hanefi fıkıhıcıları demişler ki bunun meta olması gerek. Bunun en azı bir kimsenin kendi hayat seviyesine göre 3 ay geçinebileceği en azı 3 ay geçinebileceği bir meta, bir para.
Hayat seviyesine göre. Bir kimse örneğin işte Aylık kirası 5 bin lira olan bir evde oturursa 3 ay 3 bin lira. O evin 2'şer bin lirada gider olmuş olsa 6 bin lirada 9 bin lira. Örneğin. En az 10 bin lira. Onun hayat seviyesine göre. Veya kiminin hayat seviyesi 3 aylık bin lirada. Kiminin hayat seviyesi Kızın kendi hayat seviyesi. Hayat standardı. Mesela diyelim ki 100 bin liradır. Aylık 30 bin lira gideri vardır kızın. Olabilir. Hayat standardı. Ona en az onun kadar belirlenmesi gerekir. Bekliyorum. Aylık 1 bin liraya geçiyor. Ben de ki yapıyorum. 1 bin lira. Altın ne kadar?
Bu 5 bin lira. 82 bin lira. O zaman 1 kilo altın 80 milyar mı yapıyor? 82 milyar. Öyle mi yapıyor? 100 grama 8-200. Aylık kilo. Onu mu istiyor şimdi? Hayat standardını mı istiyor? O zaman 100 gram 24 ayar altın yapalım. Gönlüm rahatladı mı? Sen bilirsin deseydi 5 kilo. O sen bilirsin demedi. Adamı kurtardı ya da kendini kurtardı. Değer kendine batırdı. 100 gram 24 ayar altın. Allah'ın emri peygamberi ve sellem Hazretleri'nin İmam-ı Azam Hazretleri'nin iştahı üzerinden.
Evrak, yukarıda bulunan Ayşe'yi nikahına aldın mı? Nikahına aldın mı? 100 gram vehirle nikahına aldın mı? Vehri müeccel olarak. Ayşe, kabul ettin mi? Kabul ettin mi? Kabul ettin mi? Duymadık tam. Allah mübarek eylesin. Allah inşallah hayırlı evlatlar. Özür diliyetler nasip etsin.
Emrinizi yüzün kırmayın inşallah. Allah mübarek eylesin. Bak şurada hoş bir şey olmuş.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi