mustafaozbag.org

360. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 15 Kasım 2013 · 1:41:41

Allah yetenize hayır etsin, yüzünüzü de hayırlı eylesin, ayırınızı, ömrünüzü de hayırlı eylesin inşallah. Birkaç haftadır sorulara bakmıyoruz. Bu hafta günü üstlenize inşallah sorulardan başlayalım. Mustafa Efendi, arabalarını, ailelerine, iş yerlerine nazar borcu takanlar var. Bu kursusta bilgi veriyorum.
Bu tip nazar borcu takmak, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadis-i şeridi, mucibince haram. Bu noktada o nazar borcu'nun nazardan korunacağına inanmak ve böyle inanarak takmak büyük ittifak halinde küfür. O yüzden evlerinize, arabalarınıza, hayvanlarınıza, atınıza, eşeğinize, köpeğinize, dairenize, nazardan korunması için bu tip nazar borcu, taş, kemik, değişik böyle alet, edevat, takım, takımak, takmak, buna inanmak.
İnanaraktan takarsa Allah muhafaza eylesin küfür ama öylesine takarsa günahı kebale. O yüzden bunu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yasak olur. Mustafa Efendi sohbetlerinizi evli besmele, hamlele, salüle çekmeden başlamamız menfi anlamda dikkatini çektik dedi. Yoksa acaba işten sessizce mi okuyorsunuz? Bizim cahilliğinize verin, bilmememiz bize verin. Edebsizliğimize ağırlamış olduğumuza verin. Allah bizi affetsin. Amin. Hazreti Mevla'nın celaleti rumanzefleri meslecesinin başında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin inşallah temelişinden dolayı ayet-i kerimelerin nüzumünün kesildiğinden bahsederekten devam eder.
İşte o hekimli akraplar bunlar der. Cariyeyi iyileştirmek için uğraşırlarken inşallah demeyi unuttular der. Akabinde de der ki, bince inşallah demeyenler vardır ki, onlar inşallahın canı olmuşlardır der. Hani o hiç inşallah demez ama, o inşallahın canı olmuştur. İnşallahın canı olunca, inşallah demezse dair o inşallahtır.
Bunun gibi. Allah rahmet eylesin, herkes muhakkak, hafızlar var, Kur'an-ı Kerim'i çok iyi okuyanlar var. Şeyh Efendi, hasta olanları okuyor. Okurken de, yani bunun yanlış anlaşılmasını şimdi, ben biliyorum ne okuduğunu, okuduğu Fatiha-yı Şerife.
Okurken de bazen, Fatiha okuduğu belli oluyor, hani sessiz çıkıyor. Birisi öyle dedi, ya Fatiha okuyor, bir tek Fatiha okuyor. Evet dedim, başka bir şey okuyor mu acaba ya? Bildiğim kadarıyla hayırdır. Şöyle dedi, yani bir tek Fatiha okumakla mı şifalı olurdu? Evet dedim ben, alim ya o kimse.
Dedik ya, Fatiha yanlış anlama, düzgün okuyamıyor dedi. Ha evet dedim ya. Evet dedim. Ama dedim, sen düzgün okuyor, senin okuduğu şifa bulmuyor dedim ya. Senin nazarında, o eksik oluyor, okuyor. Onun okuduğu şifa bulmuyor ya. Maharet dedim. Demek ki tam düzgün okumakta değil, inanmaktadır. Maharet demek ki o dilde dedim, o ağızdadır. Biz tabi Şeyh Efendi gibi olamayız, Allah rahmet eylesin. Ama muhakkak bir bir sohbet başlarken, bir vaaza başlarken, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Eyyüzü Besmele çekerekten başlardı. Sonradan sahabe, Eyyüzü Besmele'den sonra Allah'ı ham dedi.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine salat selam edip bir şeyi konuşmaya başladılar. Adap o olması gerekir. Ama biz böyle çok hedef, adap görmediğimizden Allah bize affetsin. Mürsül-i Kamil'e neden ihtiyaç duyuyoruz? Bu ihtiyaç değildir. Bu suhbiler nazarında fazlidir. Suhbiler nezdinde niçin fazlidir? Biz Fatiha-i Şerife'de bizi salihlerle beraber eyle diye dua ederiz. Cenab-ı Hak başka ayet-i kerimelerde de siz salihlerle beraber olun diye evveler. Bir kimse hem dua edecek salihlerle beraber olun diye, olayım diye, hem de o kimseye emredilecek salihlerle beraber olun diye, o kimsenin muhakkak salihleri bulup onlarla beraber olması gerekir.
Bu farz, Cenab-ı Hak salih insanları da Kur'an-ı Kerim'de değişik yerlerde tarif edilir. Mürşid-i Kamil demek, o salihlerin içerisinde derece ve fazilet noktasında en yüksek mertebede olan kimse demek. Ayet-i kerimede Allah'ın yeryüzünde direkleri vardır dediği, manevi direkleri vardır dediği ve Hz. Abbas Efendimiz'in ve Abbas'ın oğlu Abdullah'ın da bu ayet-i kerimeyi tesir eder ki, Peygamber sallallahu anh ve Sedem Hazretleri'ne sorup, peygamberlerden sonra günü günü günü imanı yaşama ve yaşatmak için mücadele edenler olarak yorumlamışlar.
O zaman bir kimse bu noktada salihler cümlesinin yanında olması, salihlerle beraber olması faz, o salihlerin içerisinde fazilet ve derece bakımından en üstün noktada duran o mürşid-i Kamil'lerin yanında da durması, arayıp bulması farz. O yüzden bu bir ihtiyaç değil. Bu bir ibadet. Namaz nasıl ihtiyaç değilse, ibadet ise, oruç nasıl ihtiyaç değil, ibadet ise, zekat nasıl ihtiyaç değil, ibadet ise, haç nasıl ihtiyaç değil, ibadet ise, dinin bütün hüküm ve kuralları nasıl ihtiyaç değil, ibadet ise, dinin hüküm ve kurallarının içerisinde de salihlerle beraber olmak bir ihtiyaç değil, baz. ibadet, zikrullah halakasına oturmak, ibadet.
O münafıklar az zikrederler. Az zikretmek münafıklık. O zaman devamlı zikretmek, münafıklıktan kurtulmak. Halakayı zikrullaha oturmak, vacip hükmünde. Şu oturduğumuz halakaya oturmak, vacip hükmünde. vacip hükmünde bir ibadet etmek, bu işin ihtiyacı değil. Bunu yapmak, bu noktada, bu dairede, ibadet ihtiyaçtan dolayı değildir.
Mevlana Hazretleri Alevindir. Bütün Müslümanlar bu manada Hazreti Ali Efendimiz'i severler. Hazreti Ali Efendimiz'i sevmek, bu manada Alevilik ise, bütün Müslümanlar Alevilik. Çünkü Ehl-i Beyti sevmek imandandır. Hazreti Ali Raddallahu An Hazretleri'ne, Hazreti Fatımat'ın Zehra Hanım'izi, Hazreti Hasan Efendimiz'i, Hüseyin Efendimiz'i ve onlardan devam ede gelen sülaleyi, Ehl-i Beyti sevmek, bu noktada vacip hükmünde.
O zaman bütün Müslümanlar, Hazreti Ali Raddallahu An Hazretleri'ni severler. Hazreti Ali Efendimiz'i sevmek, Kur'an ve Sünnet tarihinde duranların hepsine de biz, Alevi diyebiliriz o zaman. Ama bugünkü anlamda, bugünkü noktada kullanılan Alevilik değil mi? Ya bugün bir siyasi organizasyon gibi, veya Kur'an ve Sünnet'in kısmen bazılarının dışında durduğu bir fraksiyon gibi, o noktada olan bir Alevilik değil mi?
Gerçek manada Hazreti Ali Efendimiz'i sevmek, Kur'an ve Sünnet'e simsık yapışıp, Ehl-i Beyti muhabbet beslemektir. Bu noktada duruyorsa, herkes Alevidir, ismi ne olursa olsun. Ama bütün Müslümanlar, bütün Sufiler ve aynı zamanda Orta Asya'dan itibaren, Ehl-i Beyt'ten din öğrenmiş olan Türkler, Ehl-i Beyt'e karşı aşırı derece bir muhabbeti vardır. Sufilerin aşırı derecede bir muhabbeti vardır. Bu muhabbetlerimizden dolayı dışarıdan bakan bir kimse, onlara Alevi diyebilir. Bu o kadar da çok önemli değil. Ama Türkiye'de son 150 yıldan, 200 yıldan beri, tartışmalar, hadiseler, kelimelerin üzerinde, mananın üzerinde değil. Kelimelerin ve mananın, kelimelerin üzerinde olup, mananın, aslının konuşulmadığından dolayı, insanlar o içi boş tartışmaların içerisine doluyorlar.
Alevilik bir kelime, bir algı, manasına bakan yok. Manasına bakmadan herkes bir alevilik tutturmuş gidiyor, bir alevilik tartışması gidiyor. Bu her aşırı derdinde, aşırı ayında bu zirve yapıyor. Aşırı eden sonra aleviler, aleviliklerini unutuyorlar. Ne bileyim işte, herkes kendi gittiği noktayı, durduğu noktayı unutuyor. Devam ediyorlar. Hayat devam ediyor. Ama Sufilerin o ehlibeyt sevgisi, aşırı olsa da olmasa da, Muharrem'e igazse de gelmese de, sevgileri devam ediyor. O yüzden biz ehlibeyti kendimiz de severiz. Ehlibeyti sevdiğimizden dolayı da, bize alev ediyorlarsa, bizim bu noktada gocunacak bir şeyimiz yok. Biz bu noktada, dinin ve dinin içerisinde tasavvufu, ve tasavvufun içerisinde, sunfi bir hayatı ve düşünceyi, Kur'an ve sünnet noktasından, anlamayı, Kur'an ve sünnet noktasından yaşamayı, hedefleyip seçenlerden, seçenlerdeniz.
Kendimizce. O yüzden bize ölçü Kur'an ve sünnet, bize ölçü ashabın hayatı, yaşantısı, bakışı, bize ölçü imamların iştahatları, bize ölçü sufilik noktasında, ilk Sufilerin yorumları, hayatları, düşünceler. Yaklaşık 16 yıldır sohbetlere geliyorum. Ön halakata duran, manevi halbiyar gördüm diyen kardeşlerin, bazıları yok olur. zikri ve cemaati bırakıp gittiler. Giden kardeşler, müsaadeni mi gittiler? Yoksa sizin tabirinizle, onları kedi mi yedi? Bu kardeşler için de biliyoruz, son nefese kadar zikrı bahmesinde, dostlarının dizinin dibinde kalmanın sırrı nelerdir? Yol bir taraftan kolaydır, bir taraftan zordur. Kolaydır, teslim olursa, bir kimse kolaydır.
Bir taraftan zordur, nefsi ağır gelir. Bir de, bazı şeyler vardır, böyle üç günlük, beş günlük, on günlük, bir yıllık, iki yıllık, üç yıllık, beş yıllıktır. İnsanlar buna böyle gayret, güç yetiştirebilirler, nefes yetiştirebilirler. Ama bazı şeyler vardır, son nefese kadar. Sufilik son nefese kadar olan bir yol. Yolun içerisinde hayatın hengamesi, intiharlar, yolun içerisinde eksiler, artılar, yolun içerisinde doğrular, yanlışlar, eksiklikler, fazlalıklar, dergitler, engelli arazide, inişler, çıkışlar, yokuşlar, hep vardır. Gönül hazretler ki, yola giren, yola başlayan bir kimse, son nefese kadar, yolun sonunu da görsün.
Ve tabii sizin tespit ettiğiniz kadar, siz on altı yıl, bu fakirin yaklaşık, yirmi altı olsa ne yapıyor? Yirmi altı, yirmi yedi yıl. Yirmi yedi yıldan beri, benim de gördüklerimi tespit ettiklerim var. Bu normalde hal görmüş, görmemiş, rüya görmüş, görmemiş, onunla bağlantılı, ilintili bir şey değil. Bu, o kimsenin son nefese kadar, gidilip gidemeyeceğini, o kimsenin kendi, şahsiyeti, kimliği, kişiliği, terbiyesi, gayretiyle alakalı.
İnsanlar gayret gösterirler, gösteremezler. O başından geçen sıkıntıları, başından geçen imtihanları, göğüs giremezler. Kimisi gitme kapısını örmüştür. Kimisi gitme kapısını örmemiştir. Ne bileyim, bu böyle bizim biraz da sufi algımız, gönülle, sevmekle alakalıdır. Ben sufiliği emir vakıfı olarak görmemiş. Gönül vermek, sevmekle algılarım. Ve insanları gönül vererekten, severekten, muhabbet ederekten, koşarak da, gür, özgür bir şekilde, gür ve özgür bir şekilde, Kur'an ve sünneti yaşasın, sufiliğini yaşasın isterim. O yüzden, bizim hep kapı, açıktır orada. Gerçek olana da, gidecek olana da. Ama, ben giden kardeşlere de hak veriyorum. Şöylesine hak veriyorum.
Yani gerçekten, sabretmek, gerçekten mücadeleye devam etmek, gerçekten, yolun gereklerini yaparaktan, ama toparlayaraktan, ama yakılaraktan, ama yıkılaraktan, ama aksayaraktan, ama noksan, sekerekten gitmek, ama koşarakten gitmek, gerçekten herkes için kolay bir şey değil. Ben hep böyle, kendimce, arkadaşlara da onu söyledim. Arkadaşlar, bu yolun bir günlük, bir günlük olarak görmeyin. Hatta Allah rahmet eylesin, Şehir Efendi'ye atıntıda bulundum, ona laf söylediğim güne, anlaşılır ben böyle diyerekten. Ben derim ki, Şehir Efendi ile bizim aramızda, hiç mi sıkıntı yaşanmadı derim. Bunu herkes için yaşandı. Veyahut da bizim, dergaha, tarikata girdiğimizde, tarikatın, dergavan içerisinde, kocaman kocaman abiler var.
Yani hiç mi, aramızda sıkıntı yaşanmadı? Yaşandı. Ben hep şunu, önemli görüyorum. Ne yaşarsan yaşa, sen dersini yap, gel halakaya otur, önünde bir hizmet alanın varsa, hizmetine devam et. Sen yanlış anladıysan, yolda düzelir, seni yanlış anladılarsa, yolda onlar kendilerini düzeltirler. Benim kendimce, hani burada demişler ya, sırrı nedir diye, benim kendimce durduğum nokta odur. Ben kendimce öyle dedim. Mustafa Özbağ, Allah rızası için burada dur, sen önüne gelen vazifeyi, yerine getirmeye çalışır. Çalış. Anlamadıysan, yolda anlarsın. Birisi sana anlatır.
Seni anlamadılarsa, bir gün onlar da anlarlar. Yeter ki senin durduğun nokta, Kur'an'a, sünnete, imamların iştahına, ve suhiliğin temel prensiplerine uygun olsun. Kime? Dışarı insanları anlatırken. Bunu kendine de anlat. Kendini de bu noktada tut. Ama, din ve yol olarak tavsiye edeceğin şeyler, bunlara uygun olsun. Buna uygun olarak, insanlara bunu anlat. Kendin de buna uygun olarak, yaşa ve bu yaşamaya devam et. Bu benim kendi hayatımın üzerinde, sövgülük noktasında, kuruladığım bir prensipti. Derviş olduğumda, dergah çok çalkantılıydı. Çok dalgalıydı. Nice arkadaşlar, böyle eski dervişler, filan böyle işte, ırdalandılar, çalkalandılar.
Yol kayması yaşadı. Bırakıp gidenler oldu. Onlar, Şeyh Efendi'nin zamanında, ben Şeyh Efendi'nin yanında yaşadım. Ama normalde, işte, algıyla alakalı, ama zaman içerisinde, senin algın değişiyor. Ama zaman içerisinde, beraber koştuğun, arkadaşlarının algısı değişiyor. Ve yol, koşanın, gidenin, orada duranın oluyor.
Yoldan çıkanın yolu olmuyor. Yolu bırakanın yolu olmuyor. Bunu hep, görmüş ve, kendince tespit etmişimdir. Şeyh Efendi Hazretleri'nin zamanında, Şeyh Efendi'yi terk edenlerin, hala da bir şeyhleri yok. Şeyh Efendi'den sonra, Şeyh Efendi'nin zamanında, gevşeklik yapanların, Şeyh Efendi'den sonra gittikleri, bir mürşidi kamil de yok.
Eğer, o gidenler, veyahut da, işte, bir eksiklik, noksanlık görerekten gidenler, veya eleştirerekten gidenler, veya yorgunluktan, veya mutkınlıktan, veya nefsin, dağdağsına düşük gidenler, hala daha, kendilerine bir yol bulamadılar. Yolsuzlar. Eğer, bir kimsenin, yapmış olduğu şey doğruysa, onun getirisi, önü doğru olması gerekir. Ve, deriz ki o zaman, doğru bir şey yapar. Getirisi doğru oldu çünkü. Ama, o getirisi doğru değil ise, bir kısmı, namazı, niyazı terk ettiyse, bir kısmı, gelmiş olduğu, o, kötü noktaya, tekrar döndü ise, o zaman yapmış oldukları, doğru bir şey değilmiş, nefislerinden, kendi hevalarından yapmışlar.
O yüzden bunlar, yolun içerisinde gördü, yolun içerisinde yaşanır. O yüzden, Cenab-ı Hak, ayeti kerimede, gerçekten iman edenler, çok azdır der. Ve ben onu, aşıklığa vururum. Gerçekten aşık, çok azdır. Burada, size bir, abi tavsiyesi olsun. Yaşım 52, büyük bir çoğunluğunuzdan, yaşlıyım dur artık. Halakadan, ayrılmamaya gayret edin. Olmuşum, ayılmamaya gayret edin. Sıkıntılar, anlama var, anlaşma hataları, her yer ve her şeyde olur. Bu, evliler vardır, şimdi aranızda, eşleriyle bile bunu yaşarlar.
Eşinle dair an gelir, algı noktasında, anlaşamadığın zaman olur. Sabırlı ol, bekle. Bekle. Bir arkadaşınla bile bunu yaşayabilirsin. Sabırlı ol, bekle. Bunun başındaki, zakirinle de yaşayabilirsin. Sabırlı ol, bekle. yoluna devam et, hizmetine devam et. Bu, bütün hayatının içerisinde, bu tip algılar, bu tip haller yaşayabilirsin. Önemli olan, senin, doğru noktada, doğru yerde, doğru şeyler yapmaya gayret etmendir. Bunun yolunu, yordamını öğren, devam et. nasıl insanoğlu, bir yıl içerisinde, dört mevsim yaşıyorsa, hayatının da dört mevsim var, karını da yaşayacaksın, yani kışını da yaşayacaksın, sonbaharını da yaşayacaksın, baharını da yaşayacaksın, yazını da yaşayacaksın.
Sufilin de içerisinde, karı, buzu, güneşi, baharı, kirazı, narı bulacaksın. O yüzden, sabırlı olmak, yola revan olmak, hizmete revan olmak, zikrullaha revan olmak, ibadete revan olmak, ahlakını güzelleştirmeye revan olmaktır, doğru olarak. Çok böyle, arengirli, çok böyle, girintili, çıkıntılı, meselelerle uğraşmak değildir, sufilin. Sufilik, Hz. Mevlana'nın, nesnevisinde, belirttiği gibi, dinleyip, dinler der ya, dinler. Sufilik, dinlemektir. Dinler. Betle. Sen hizmetini yerine getir. Ama dinle. Kendini dinle, arkadaşını dinle, şeyhini dinle, zafirini dinle, kardeşini dinle, yeni geleni dinle, gideni dinle, dinle.
Ama sen, Kur'an ve sünnet dairesinde kalarak da, yoluna devam et. O yüzden, giden kardeşler, kötü insanlar değiller, algı noktasında, algıları, onları o tarafa doğru yönel. Aslında, gidilip konuşulsa, kendi içlerinde, tabii insan nefsi, hatasını hiçbir zaman, kolay kolay, kabullenmez.
Kendi hatalarını kabullenip, geri dönmek, nefis için en zor olan şeydir. Hepsinden teker teker konuşulsalar, neredesin dediğinde, mesele çıkar ortaya. Bazen karşılaşıyorlar benimle, hürmet ediyorlar, Allah razı olsun, abi diyorlar, görüşüyoruz, konuşuyoruz. Ben böyle, kendimce, samimi gördüklerimi, diyorum ki, neredesin şimdi? Önceden her gün, yüz sefer, salatu selam getiriyorsun. Şimdi getiriyor musun? Hayır. Yüz sefer, tövbe çekiyorsun. Şimdi tövbe ediyor musun, yüz sefer? Hayır. En az haftada, iki gün halatayı, zikrullaha katılıyor. Şimdi katılabiliyor musun? Hayır. Kim karda? Dün akşam, biraz bahsettik ya, nimet, insanın elindeyken, insan, nimetin, kadrini, kıymetini bilmeli.
Nimet, elinden gittikten sonra, nimetin, kadrinin, kıymetini bilmeye kalkmak, artık, saflıktan başka bir şey değil. nimet elinizdeyken, şu zikrullah halakasına oturmamız, nimet. Bu nimet, elinizdeyken, kadrinin kıymetini bilir. Eğer bu nimet, elinizdeyken, kadrinin kıymetini bilirseniz, bu benim için de yeter. Bu Mustafa Özba için de yeter. Bu tertemiz, halakayı zikrullahta kalırsın. Ama, Allah'ın en büyük iştir dediği, Allah'ı zikretme nimetinin, kadrini ve kıymetini bilmezseniz, Allah, o en büyük, en kıymetli işini, en büyük, en kıymetli insanlara yaptırır. Eğer, bu noktada, o insan, bu kıymeti bilmezse, senin yerine başka birisi gelir, o kıymetli işi yapar.
Boş kalmaz orası. Burası boş kalıyor mu? Kalmıyor. Bu onun, ayeti kerimesini biliyor musunuz? Siz azar saparsanız, Allah yeni bir kavim getirir. Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Bunu sufi algısına, tefsir ederseniz, siz burada azar saparsanız, kıymet bilmezseniz, Cenab-ı Hak sizi alır, nasıl siz daha önce, bu işe, layık görüldüyseniz, bir başkasını layık görür.
Bakın, Osmanlı devletti, kocaman imparatorluktu, İslam'ın bayraktarlığını yapıyordu. İslam'ın bayraktarlığını yapan, koskoca bir imparatorluk, çöktü. Ve, Osmanlı'nın çöküşüne, sebep olan, alimler, şeyhler, dervişler, paşalar, padişahlar, bu çöküşten sorumlular, medresinin başındaki, alim, düzgün talebe yetiştirmediğinden sorumlu, şeyhler, düzgün, sufi yetiştirmediklerinden sorumlu, askeriye, düzgün paşa yetiştirmemekten sorumlu, Enderun mektebi, düzgün siyasetçi ve bürokrat yetiştirmemekten sorumlu, padişah bunların başında,
padişah da bunları düzgün organize edememekten sorumlu, öyle birisi geldi, dışarıdan yıktı, yok öyle bir şey, sen eğer ki, her şeyini, Kur'an ve sünnete, adaba, erkanına, riayet ederekten, yolunu, işini, gücünü tutturursan, dışarıdan birisi gelip seni yıkamaz, dışarıdan gelip senin birisi altını oyamaz, biz yıkarsak kendi kendimizi yıkarız, Bursa'daki bu dergah 28 Şubat yaşadı, yıkmadı bizi, bizim içimizden bazı kardeşleri yıktı, bazı arkadaşları yıktı, birilerini yıktı, ama Bursa'daki yapılanmayı yıkamadı, bakın Bursa'daki yapılanmayı yıkamadı,
bu Mustafa Özbağ'la alakalı değil sadece, Mustafa Özbağ tek başına ne yapacak ki, bizim o gün için yanımızdaki, etrafımızdaki arkadaşların, dimdik durması, dirençli durması, yola devam etmeleri, direnmeleri, mücadele etmeleri, Bursa'daki yıkıntıyı önledi, 28 Şubat'ta, bütün her yerde, dersleri iptal ettiler, herkes, dersine kilit vurdu, herkes kilit vurdu, o günleri yaşayan arkadaşlar şahit buna, ama Bursa'daki kilit vurdu, biz mahallelerde toplandık, evlerde toplandık, basıldık, orada toplandık, burada toplandık,
rüzgar gibi biz, geçtik, gittik, geldik, orada olduk, burada olduk derken, Cenab-ı Hak o günleri geçirdi, bitirdi, o zaman, seni dışarıdan birisi yıkmaz, seni ancak sen yıkarsın, buraya dışarıdan birisi gelip yıkmaz, buraya biz yıkarız, nasıl biz yıkarız, Kur'an'a, sünnete uymayız, nasıl yıkarız, sufi, ağdaf ve erkanına uymayız, nasıl yıkarız, biz o, ilmek ilmek, süzülüp, süzülüp gelen, o, nur, ırmağını, kirletmeye kalkarız, yıkılırız o zaman, her planında yıkılır, hem de cemaat planında yıkılır o zaman, Allah muhafaza ederiz,
o yüzden önemli olan, önemli olan, Kur'an ve sünnet dairesinde, yolun adabına, erkanına riayet edip, kendini buraya çiğnemek, ben kendimce doğru yolunu görüyorum, şeyh efendi benim zakirliğimi aldı, insan bir günde, ağzına bir şey olmuyor, benim zakirliğim alındı, işte ne bileyim ben, bir müddet öyle, Allah affetsin, bir arkadaş çavuştu, şeyh efendi ona dedi, o dersleri yaptırsın, bir müddet öyle gittim ben, vayındır doldu bunları, kolay değil, hem de öyle,
günah-ı kebahi filan değil, desem dudağınız uçuklar, nikah esnasında, mehir konuşmamakta, şeyh efendinin söylediği oyuncu, oğlum dedi, nikah esnasında mehri konuşmamışsın dedi, mehir sonradan konuşulmuş dedi, pir efendiler o yüzden dedi, zakirlini aldılardı, da ben sormadım ha, şeyh efendi tekrar zakirliği verdi bana, zakirliği verince, o zakirliği alınan, o kardeşin bir akrabası vardı, bir köyün çoğusuydu, şeyh efendi arkadan, otobüste giderken sordu, efendim dedi,
ona bana, işte, Mustafa kardeşin, zakirliğinin alınması sebebi neydi, dedi, şeyh efendi bunu söyledi, ondan sonra, tabii öbür o akrabasının, ders alınması, ders yaptırma, yani, onun tekrar, şeyh efendi onu zakir etmedi, zaten, ders sonra yaptırsın dedi, zakirsin demedi, dedi, tekrar iade edince, şeyh efendi onu, hani, iadesi ne deyince, oğlum, Mustafa abinin piranları çok seviyorlardı, ona bir zarar gelmesini, ona bir sıkıntı gelmesini istemiyorlar, dedi, ceza vermektense, dedi, zakirliğini aldılar, dedi, ama çok seviyorlar,
oğlum, dedi, biz onların emrindeyik, dedi, ver deyince, verdik, dedi, seviyorlar, oğlum, dedi, tekrar, ona, yapacak bir şey yok, dedi, bu yol, insanın başına her şeyi görüyor, ben şu hatayı yapmam, diye düşünmüyorum, ben bu kusuru işlemem, diye düşünmüyorum, her şey olur, önemli olan, kendini oraya bağlamaktır, biz zakirliğimiz alındı, diye, hiç, gayrimiz bile olmalı, ben bütün arkadaşları topladım, hemen haber gelir gelmez, arkadaşlar, bundan sonra, İsmail kardeş dersi yaptıracak, hepimiz de ona biat edeceğiz, hepimiz de ona itaat edeceğiz,
hepimiz de onu dinleyeceğiz, birinci derecede dinleyecek olan benim, o arkadaş sonra dedi ki, senin dedi, davranışın dedi, bizim dedi, nasıl davranmamızın, gerektiğini öğretti dedi, biz dedi, biz zakire nasıl davranılacağını, bilmemiştim, tabii ben o arkadaşa, şeyhefendi, zakinsin demese dair, ona zakinmiş gibi ben, davranış sergiledim, Allah rızası için yaptım, hatta arkadaşlar diyorlardı ki, ya ağabey sen ne yapıyorsun, şimdi her zakirin, çavuşun etrafında, seven dervişleri var, o dervişler, o zakirlerini, o çavuşlarını,
kendilerince, en önde görmek isterler, ve onun birisine itaat etmesine, birisinin önünde boyun eğmesine, şeyhefendiden başkasını, kabullenmek istemezler, bu vardır dervişlerin içinde, ya mesela işte, semazenler, Bursa'da o kadar çok yoktur bu, Bursa'da bunlar, zaman içerisinde kırıldı, ama zaman zaman olur, mesela kendince der ki, ya ben Adnan abiden başka kimseyi tanımak istemez, ben Adnan abiyi tanırım der, kendince kendini o noktaya koyar, ve onu kendince doğru görür, ve işte kendince öyle der, benim başımda Adnan abi var,
kimseyi dinlemem, işte örneğin, bir şeyin bir şey söyledi, bir şeyin kendi içinden der ki, ya ne dinleyeceğim seni der kendince, bu sunum bilik değildir abi, bu doğru değildir, o gün içinde arkadaşlar orada, mesela bizim bayındırdak arkadaşlar, benimle karşı böyle bir, eşli arkadaşımız hepsi de, ülkücülükten gelmiyor, o ders yaptırma verilen kardeş de, MSP'den gelmiyor, bir de böyle, yani geliş yol farklılığı da var, bunlar hep böyle ince nüanslardır, insanlar bunları göz önünde yorumdururlar, ve o arkadaşa, normalde arkadaşlar itaat etmek istemiyorlardı,
kendilerince, ama bendeki böyle, şeksiz şüphesiz itaatı görünce, onlar diyorlardı ki, ya abi sen ne yapıyorsun, yolun doğrusu bu diyorum, yolun doğrusu bu, sen ona böyle davranacaksın ki, ölçü olacaksın, bu noktada sen, bir orada delil olacaksın, nasıl davranılması gerekiyorsa, öyle davranacak, arkadan gelenlere de örnek olacak çünkü, neyse o arkadaş sonradan, tabii işte ben, yine Cenab-ı Hak, işte oranın, zakirin noktasında, Şeyh Efendi verdirttirince, Cenab-ı Hak ona verdirttirince, bu sefer, o arkadaş bana onu söylemişti,
benim bizim nasıl davranmamız gerektiğini öğrettim bize dedi, ama tabii, ardından ben zaten, ödemişe, Şeyh Efendi göçürdü, ödemişe göçürünce, işte, bayıldır da belli bir, ııı, hareket, vardı, o aşağı düştü, sonradan Şeyh Efendi bir gün sohbet esnasında, Mustafa Efendi gitti, işin bitti dedi ona, o deyince, o bir yine, ayranı kabardı, dedim bak, hani, dinleyecektim ya, bir söz, Şeyh Efendi ona dedi ki, Mustafa Efendi gitti, işinin bitti dedi, hani, eskisi gibi çalışmıyor musunuz manasında söyledi, dışarıda o ipi kopardı,
ipi koptu, ondan sonra bir daha ip bağlanmadı zaten, o gitti, geldi, gitti, geldi, bir türlü ipi bağlanmadı, hala da ipsiz, bakın hala da ipsiz, her şey yaşanır, yaşanmayacak hiçbir şey yok, size tavsiye, bir yer buldun mu, burası için olması şart değil, bir yer buldun, tuttun mu, elinden tuttun, sufilik bu, sana manevi bir emir gelinceye kadar, orada devam et, manevi emir ne, Hz. Peygamber, Sallallahu ve Selam Hazretleri'ni gördün, dedi ki sana, senin şeyhin bundan sonra filanca, üstadım, selamünaleyküm,
aleykümselam, efendim, bana böyle bir emir verdi, Hz. Peygamber, Sallallahu ve Selam Hazretleri'ni, hala, helallaş, git oraya, bakın yolun doğrusudur, bakın bu yolun doğrusu, yoksa başka bir şeyhi de görülsün, rüyanda, bir pir efendi de görülsün, rüyanda, onlar seni almak isterler, başka bir şey efendi almak ister, yolun içerisinde bunlar olur, sakın mevsine uyma, Allah affetsin, yani kendimi met etmek için söylemiyorum, böyle gelirler değil, kimisinin elinde kement, kimisinin elinde balık ağır gibi ağır, kimisi sohbet esnasında,
yakalayacaklar beni ya, kimisi zahiren gelirdi, gel benim halifem ol, gel benim hemen incazetini yazayım, biz şehitler toplantısına gittiğimizde, dört beş tane şey, halifelik verecekti bana ondan, ben şey efendi'nin yanında gidiyor, işte Mustafa Efendi, böyle laf arasında soruyorlar, işte Abdullah Efendi senin icazetini yazmıştır, yok diyorum ben icazet de istemiyorum, icazet de yazmadım diyorum ben, hani halifelik icazetiyle alakalı, ama toplantıya herkes halifesini getiriyor, biz sorduk halifem dedi senden için,
size öyle demiş diyorum ben, ağlayacaklar, diyor ki bizde halifelik icazetini hazır Mustafa Efendi, Allah razı olsun, ben onun için burada değil, ağlar mı senin, ondan sonra birisi şeyh efendinin yanında, kendisi söyledi şeyh efendiye, bak benden için, Abdullah Efendi dedi, Mustafa Efendi halifelik teklif ettim, gel icazetini yazayım dedim, kabul etmem dedi, ondan önce şeyh efendi, Allah rahmet eylesin, bana söyledi, ben kabul etmedim dedim yine, efendim ben onun için burada değilim dedim, yok dedi, bu böyle bir şey dedi,
ben de söyledim dedi, benimkini de kabul etmedi, hani böyle şeyhine vurdurdu, yani bir şeyhe kabul etmiyorum, demek mümkün mü? Kendi insanı şeyhine, ben sadece oğlum yazayım icazetini, senin dedi, efendim ben onun için burada değilim dedim, bu kadar, Allah Allah, oğlum herkes icazet almak için koşturuyor, sen de ben onun için burada değilim diyorsun, hatta ödemişten çıktık, İzmir'e doğru gidiyorduk, artık ödemişten ne konuşulduysa, veya trende ne konuşulduysa, o bölgede, oğlum herkes icazet için koşturuyor dedi, sen dedi,
icazet istemiyorum, efendim bana bir şey lazım değil, ben onun için burada değilim, ben dedi, siz bölünceye kadar, ben kendime size hizmet etmek için dedim, odakladım kendime, ben başka bir şey istememeyim dedim, Allah Allah dedi, tabi bunun üzerine oluyor bu muhabbet, bunlar her şeyle yaşanır bak, önemli olan, orada durmaktır, manevi işaret neymiş, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, az getire soru, manevi işaret bu, yoksa sen devam et, kim ne derse desin, kim sana ne teklif ederse etsin, kim sana ne verecekse versin,
hiçbirisinin de bir faydası olmaz, burada koç olan bir secere yazdırsan, altının da imzası olsa, herhangi birisinin, insanlar rüyasında görmese, insanların kalbinde muhabbet, sevgi olmasa, toplanır mı buraya? Ben istediğim kadar, icazet, mühürlet koy, doktordan örnek veriyoruz zaten, hoş, orada da var, e şimdi, Murat Bey, kanserli uzman, e şimdi, hakkını helal etsin, o da böyle met ediyormuş gibi olacak ama,
yani hastane, onkoloji hastanesi gibi olmuş, işte bizim samimi olduğumuzu bilenler, dolaylı olarak bana şey yapıyorlar, randevu verecek zaman yok, dolu, e şimdi normalde, bilgisi, tecrübesi, bu noktada ilmi olmamış olsa, ne millet yiyorsun oraya, randevu alamamışlar, bana geldiler, biz randevu alamıyoruz, işte şu güne kadar dolu, bize randevu vermediler, işte, bir görüşü versen, bize randevu asla, sabah, saat on, dedim ya bu saatte, ben de biliyorum ya işi, öğrendim ya, ben kıtı sefer gittim ya yanına, dedim, şimdi hastalarını dolaşıyor,
sanki ben orada çalışan, parçalanan gibi böyle, biliyorum, dedim, şimdi hastaları dolaşıyor, dedim, saat bir buçuk ikide, ben telefon açarım, o zamana kadar, dedim, hastaları dolaşıyor, dedim, meşgul, fazla, ben şimdi, dedim, meşgul etmeyeyim, bir buçuk ikide ararım, ben size bir randevu alırım, dedim, bir buçuk ikide, tekrar geldiler, dükkana, rahatsızlığım yok, gelmelerine tekrar, tabii, hasta insanlar, bir medet bekliyorlar, ama randevu yok, yani boş zaman yok, dedim, hocam böyle böyle randevu almak istemişler,
dedim, böyle böyle, boş zaman yokmuş, bir gün verdi, yani telefon açtım, yani işte, dedi, yarın da gelse olur, ama dedi, daha geniş bir şekilde, zamanda cumartesi gelsinler, dedi, Allah razı olsun, öyle, incitip rande etmedi, yani yarın da istiyorlarsa, gelsinler, ama daha geniş zaman, cumartesi, dedi, aradığım salonu da, çarşamba mıydı, dedim, çarşamba idi, değil mi, yani normalde, gün yok, aynı şey, bakın, aynı şeydi bunlar, insanlar, sizde aradığınız olmazlarsa, gelmez kimse, esnaf dükkanı da aynıdır, iş yapamıyorsan,
hata senindir, bir dükkan iş yapmıyor mu, hata dükkan sahibindedir, çeşidini takip etmiyordur, malını takip etmiyordur, elemanını takip etmiyordur, iş düzenini takip etmiyordur, hata anındır, bakın, hata anındır, Murat Bey, iş yapmıyorsa, hata anındır, hata anındır, hastalara iyi davranmıyorsa, hastalara karşı, yumuşak, şefkatli davranmıyorsa, hata anındır, ama, gider hastanın, bana söylediği şey var, ya Allah razı olsun, çok iyi, çok yumuşak davranıyor, hiç, profesör gibi, biri söz dedi, hiç profesör gibi değil ya dedi,
hani profesörler konuşmuyorlar ya adamlarla, insanlarla hastalarla, ki bir bilgileri var ya, biri öyle dedi, yani dışarıdan görev dedi, onu dedi, orada dedi, onkolojide profesör olarak görmez yer dedi, hani tevazulu, bunlar güzel şeyler, bak nasıl, ilgi çekiyor, her şey aynıdır, yine sizin karakaşınızla, karakırsınızla, bir gün iki gün, herkesin aradığı var, aradığı var, herkesin derdi vardır, derdine, dermana çıkar insanlar, ve derdine, derman bulduğu yerde durur, derdi neyse, derdi kanser, orada duruyor, onu arıyor,
derdine, işte, hanım obu ile alacak, o en iyi, en güzel, en ucuz, neredeyse onu arar durur, derdi ne, o kimsenin Allah, onu en iyi öğreneceği, en iyi bulacağı, en iyi tanacağı yere gider o kimse, o zaman, önemli olan, o kimsenin, doğru yerde, doğru şeyler yapmasınız, hayatınızın, hangi bölümüne bakarsanız, bakın, bir kadının, adamdan aradığı vardır, bir kadın, adamdan aradığını bulamazsa, kadın huzursuz olur, bir adamın, kadından aradığı vardır, adam, kadından aradığını bulamazsa, huzursuz olur, bir çocuğun, anne babadan,
aradığı vardır, huzursuz olur, bir anne baba, çocuktan aradığı vardır, onu bulmazsa, huzursuz olur, iletişim kopar, basit, düzlemde, hayat böyledir, işin manası, sonradan gelir, Allah bize affetsin, inşallah, çok uzun, bu yorgusunun, itaat ve teslimiyeti, nasıl olmalıdır, akıl bu iki şeyin, neresindedir, bize nerede lazım olur, bilgilerinizi, bu itaat ve teslimiyeti, geliş dairede, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, itaat maruftadır, yani itaat, iyiliktedir, doğruluktadır, bu manada, itaat, Kur'an ve sünnet dairesindedir,
Kur'an ve sünnet dairesinde, olan bir şeye, itaat edilir, bir de her bir mesleğin, sanatın, her yolun, bir edebi adamı, kuralı vardır, doktor, tıpta okuyor şimdi, tıpta okurken, ben bütün tıbbi bilgiler öğrenim, ben oca saymam, diyemez, öyle değil mi? Demek ki orada bir hiyerarşi var, itaat, hiyerarşi var, teslim olmalı, bakın teslim olmalı, işte birisine, normalde işte kalp ameliyatı olacak, kalp ameliyatı olacak olan, bir kimsenin, yani, başında kocası dedi ki, göğüsü keseceksiniz, göğüsten alacaksınız, doktorun şunu deme hakkı yok, veya şunu diyemez, ben sırtından keseceğim de alacak, ya itaat, Kur'an ve sünnet de, bu Kur'an ve sünnet de alakalı bir şey değil, ama bakın bu, mesleki itaat, şimdi Halit Hoca, su ürünleriyle alakalı anlatıyor, talebinin birisi diyecek ki,
hayır öyle değil, ben senin gittiğin yolda ne diyeceğim, bir dini meselede, dinle alakalı meselelerle, Kur'an ve sünnet dairesindedir itaat, bir kimse haram bir şey söylenirse, o itaat etmez, bu haram bir şey söyleyen, kim olursa olsun, din noktasında, itaat, Kur'an ve sünnette, imamların iştahatında, ne bileyim işte, imamların iştahatında, ve bu noktada, yol noktasında, sufilik noktasında, itaat, o zaman üstad dağıtır, o zaman, o hiyerarşi, yukarıdan, piramidin üstünden, aşağı doğru, itaat ve teslimiyet devam eder,
sufiler, sufiler, üstadlarına teslim ve itaat ederler, sufi, üstadından başka kimseye, teslim olmaz, ama, itaat eder, semazenler, işte o mıtrık grubu, komple, Adnan'a itaat eder, ama o grup, üstada teslim olur, teslimiyeti, manevi noktada, üstadadır, Adnan dedi ki, bu tepede duracağınız, tamam, üstad geldi, inin oradan dedi, Adnan'ın sözü kalmadı orada, otomatikman orada, itaat ve teslimiyet de, üstada aittir, teslimiyet, farklı bir şeydir,
itaat ise farklı bir şeydir, bir kimse, örneğin, üstada teslimiyet derken, yol noktasındadır, yol noktasındadır teslimiyet, ama asıl teslimiyet, bu manada, manevi olarak, Allah'a'dır, yolun adabı, erkanı, çalışması, işleyişi noktasında, üstada teslim olunur, ama gerçek manada, bu noktada, asıl, teslimiyet, Allah'a'dır, Allah'a teslim olunur, gibi üstada teslim olunur, ama, Allah'a teslim olmuş, gibi değildir o, hani, eskiler demişler ya, gastrin önündeki, bir, mevta gibi, o şeyhinin önünde, ama bu,
o şeyhi, Allah'laştırmadan, olmalı, insanlar, bazen şeyhlerini, Allah'laştırırlar, şeyhlerin de, nefislerine, hoş gelir, Allah'laşmak, bu yolun, nesilin, vaatasıdır, bakın, bu yolun, vaatasıdır, şeyhin, Allah'laşması nedir, şeyh, fard, vacip, nafile, sünnet, ibadetlerden önce, kendisinin koyduğu, kuralı, öne koyuyorsa, şeyh Allah'laşmıştır, bunu böyle açık açık, hiçbir, sufi topluluğu, konuşamaz, hiçbir şeyh de, konuşmaz bunu açık açık, siz, otuz üç sefer, subhanallah, otuz üç sefer, elhamdülillah, otuz üç sefer, Allahu Ekber'in önüne,
üstadınızın, virdini koyuyorsanız, o zaman, üstadı ilahlaştırıyorsunuz, Allah'laştırıyorsunuz, önce, Hz. Resulullah, sallallahu ve sellem, azetlerinin, otuz üç, olan, subhanallah, elhamdülillah, Allahu Ekber, zikrini yapacak, o kimse, ve, üstad, sohbetinde, yani, siz, işte, verdiğin, virde, dikkat edin, ha, o virde, teslim olun, o virde önemlidir, dediği anda, üstad Allah'laştır, o zaman, üstada da teslimiyet, ve itaat, Kur'an ve sünnet dairesinde, olmalı, Kur'an ve sünnet dairesinde, Kur'an ve sünnet dairesinde, sünnet dairesinde,
sufi, üstadın önünde, mevta gibi olur, Kur'an ve sünnet dairesinde, bu nedir, ona dedi ki, evladım, namazını kıl, o mevta gibi, namazına devam eder, ateşe gir derse girer, bak, girer, itaat, ateşe girmek, Kur'an'ın dışında bir şey değil, Kur'an'ın dışında olan şeyler değil bunlar, sünnet ve resulullahın dışında olan şeyler değil bunlar, içki iç derse içmez, kumar oyna demerse hiçbir şey zaten, ben 27 yıllık,
sufi hayatım boyunca, yani Allah affetsin, yanlış anlaşılmasın, Türkiye'de, benim diyen yaklaşık, yani ben aşağıdan söyleyeyim, 40-50 tane şey tanımışımdır, ben hiçbirisinin ağzından duymadım, harama sevk ettiklerini, sohbetlerinde bulundum, ikili ilişkilerim oldu, hala daha konuşuruz, sohbet ederiz kimisiyle, telefonlaşırız, karşılaştığımız yerlerde sohbet ederdik, toplantılar vardı, ortalarda sohbet ederdik, zaman zaman az da olsa, ben onların cemaatlerine gidip geldim olmuştur, ben birisinin ağzından, Kur'an ve sünnetin dışında,
bir şeyi tavsiye ettiklerini, bile bile görmedim, kimse suizan beslemeye, içinde gerçekten böyle işte, kendi zannımca benim, hata yapmış da olabilirim, mürşidi kamil olarak görmediklerim vardı, mesela babadan oğula devam etmişler, örneğin, babadan oğula, oğuldan oğula, oğuldan oğula gidiyor, mesela bir tanesinin, işte şimdi o şeyhlik yapıyor, ismini zikretmeyeyim o yüzden, mesela babasıyla küstü o zaman, baba oğul küster, bir tane halife de vardı, o böyle hani, şeyhlik bana katetti, böyle bir hezen yapınca, böyle elimi omuzuna koydum,
dedim kalmaz sana, e dedi, küsler, aynen böyle muhabbet, hani ikisi küs, barışır onlar dedim ben, sana bir şey kalmaz, yine bekliyorsan, sen yine halife kalırsın dedim, çünkü, o şeyhin, babasının zamanında da halifeymiş o, o hep halife, yani babasının zamanında halife, vefat etmiş oğlu, oğlu geçmiş, oğlunun zamanında da halife, Allah özür verirse dedim, oğlunu görürsen sen dedir ben, onun zamanında da halife olarak kalacağım dedim, ben bir derda arayayım dedim, sağ olsun kulaklarım çizmiyorsun, öyleyse Allah rahmet eylesin,
enteresan bir kimseydi, böyle şeyh efendiyi, bir kaptın başına götürdü, yani kaptın başında, kula yaptırdı, ondan sonra anlatır oldu şeyh efendi bana, ne gördün, ne gördün diye, ondan sonra bana dedim ki, bunu da ne zamanın yanında gördün dedi, böyle bir, samimi bir kimseydi, Allah razı olsun, dedim ki, sonradan, yani sonradan derken, bundan 5-6 yıl önce, veya 5-6 yıldan fazla oluyor herhalde, o, şeyh efendiyi vefat etmiş, vefat etmezden önce oğluyla barışmış, oğluyla barıştıktan sonra, oğlunun şeyhli kicazetini yazmış,
sonra dediler ki, hatta bu duyuldu, ben 3-5 lafifeler toplandıkla, konuştuk böyle, sonradan aradılar beni, dediler, dediğin çıktı Mustafa Efendi, yine alem olarak kaldı o dediler, oğlan şeyh oldu, şimdi bunları da gördüm ben, ama onlar dahi, mesela, böyle Kur'an ve sünnetin dışında, bir şey emretmezlerdi, ben şahit olmadım, ha benim kendi içinde, kendimce, onlardan aldığım dersler vardı, Mustafa Özbuk'a şunu yapmayacaksın demek, bunu yapmayacaksın demek, bunu böyle yapma, bunu böyle etme, ben onlardan gördüklerimle,
kendi kendime yol çizmiyorum, bu şeyhlik yolu değildi ama, yani onların yaptıklarını gördüm, demek ki bu yanlış oluyor, bunu böyle yapmayacaksın demek, kendince, öyle bir hakkınızı helal edin, yani yolun diştürü olarak, işte her yerde yemek yiyorlar mesela, hiç durmuyorlar, örneğin, çok konuşuyorlar, çok dini tartışıyorlar, örneğin, böyle bir sürü şeyler, yani kendi nefislerinin dışında şeyler, Allah affetsin, bakın onları dahi gördük, ama bu noktada, o dervişler, örneğin, onlara normalde itaat ve teslimiyet gösterirler,
ben hiçbir zaman, tembelliğin, sufilerde olduğunu inananlardan, eğer sufi tembel değilse, çalışıyorsa, o hakikate doğru yol alıp, bir kimsenin rüyasını kim engeller ki, bir kimsenin rüyasını kim kota koyabilir, bir kimse gece kalksa, yarabbi dese, kim engel olacak, birisi selamını zikretse, kim engel olacak ona, birisi tasadduk etse, cömertlik etse, kim engel olacak ona, birisi Allah yolunda koşsa, kim engel olacak ona, ya koşan bir kimse,
nerede olursa olsun, koşar ki zaten, burası olmaz, olacak ki, giderim başka bir yerde otururum, Cenab-ı Hak gayreti kuvvet verir, orada da bir cemaat oluşur, kim engel olacak ki, kim onu durdurabilecek, buradaki cemaat komple bıraktı gitti, veyahut da ben çektim gitti, alın, zikrullah alakası da sizin olsun, herkes de sizin olsun, selamun aleyküm, gittim bir köşeye, başladım orada anlatmaya, kime engel olacak ki, Bursa'ya geldiğimde, hazır cemaatin üzerine mi gelmişim, Ödemiş'e gittiğimde, hazır cemaatin üstüne mi gitmişim,
Bayındır'da hazır cemaatin üstüne mi gitmişim, Konya'da hazır cemaatin üstüne mi gitmişim, Kayseri'de hazır cemaatin üstüne mi gitmişim, hiç kimse yoktu buralarda, kime engel olacak ki, niye gidip geliyordum, şey efendinin zamanında, giderken orada bir şeyde kaldık biz, karayoluyla arca giderken, o zamanlar beraber olduklarımızdan var mı, elini kaldırsın, geri döndüğümüz zamandan, aa arkada bak, evet onunla, bir yurdun altında kal dedik, topladık orada, kim var, kim yok, gelin bakalım, üç kişi, beş kişi, on kişi, bir sohbetli, bir sikrullahlı,
bir çantik Cenab-ı Hak attırdı, ondan sonra devam ettik, şimdi Konya'da ders devam ediyor, şey efendinin dersi, kim vardı ki, geri konuda hazır cemaat mi vardı, kurulu bir sistem mi vardı, Çanakkale'de, İzmit'te kurulu bir sistem mi vardı, cemaat mi vardı, Cemil'e dedim, Cemil, kim varsa var, önündeyim dedim, geliyor mu, geliyor mu ben, burada mı Cemil, yok mu Cemil, bir Cemil vardı, bir de o Selman var orada, bir arkadaş, Cemil, Selman, bir de o video çeken, neydi o çoğunluğun adı, İlker,
İlker, Cemil bunları almış, gelmiş, üç kişi, üç, Selman'dan, İlker'de, dervi şüven değil, çalışıyor o konuda, yol açık, kim engelleyecek ki seni, bizim böyle, res çektiğimi zannederler, nasıl böyle res çeker, res değil bu, ben bırakıp giderim, başka yere, Cenab-ı Hak bir daha verir bana, böyle demiş de, şeyhemen de oğlum, bırak git dedi, iş yerini, ben iş yerine, anahtarını verdim, ahledim, ne oldu, şeyhemen de böyle emretti, dedim, bırakıp, çekmişim, Allah verecekse, başka yerde de veririm, ben iş yaparken bile öyle yaparım,
bakarım, ah burada bitmiş, dedim şimdi, kendimce, Said burada, havluculuğu ben bir gün de bıraktım, aşağıdan havlu dükkanından, bir çıktın, daha oraya adım mı atmadım ben, bir çıktın, daha kapısının önünden geçmedim, içerideki eşyaları Said halletti, bir kısmı, işte bu oyunu onları, kedi encarını taşır gibi taşıyor, sayısı, oradan oraya taşınıyor, bir günde, iki gün değil, ben giderim, kursanın bir köşesine, o başlarım oradan ben, oradan başlarım ben, kurt gibi ağacı yiyeceğim ben, Allah, çalışacak olana,
ben ona inanırım, Allah kimsenin önünü kesmez, sen sufiysen, dersini çek, edebini, ardanını, yerli yerine koyu, mücadelini, koştur, şimdi engel olacak ki sana, o zaman itaat, Allah'a, itaat Resulullah'a, itaat sizden olan emir sahiplerine, teslimiyet, Allah'a, gerçek manada, ama yolun adam farken noktasında, teslimiyet, üstada, bütün sufiler, üstada teslimdir, ama başlarındaki abilerine, işte, çamuşlarına, itaat ederler, yol noktasında o da, dinlerler, Allah bizi onlardan eylesin, Allah'a, onu ettikken, nefis, kalp ve ruh konusunu,
açıklar mısınız, yani, azgın olan nefsin, yaptığı kusurlardan dolayı, azap görecek olan, sadece ruh mudur, nefis midir, hepsi midir, nefsin neresidir, nereleridir, benden de mi, yoksa, zahiri bir yerde mi, kalbin, ruh ve nefisle ilişkisi midir, bakın bunlar, ayeti kerimede, nefis derince, bireyin tamamı, nefis derince, ruh, nefis derince, bir de kötülüklere emreden, nokta olarak, biz onu, üçlü olarak gösteriyoruz, hatta, Azizit-i Nesif'i, İnsan-ı Kamil adlı eserinde, bunu böyle ayırmış, hatta, ruhu da üç ayırmış, hükkisel ruh,
hayvani ruh, insani ruh diye, bunları normalde, öyle de algılamak mümkün, ama, ve lakin, bu hesap kitap, nefis ve ruhun, iç içe olduğu bir anda, o ezayı, o cefayı, algılayacak olan, o ezayı, cefayı hissedecek olan da, nefis olacak zaten, zührt nasıl anlaşılmalı, mavi mülkten, tamamen, er, er çekmeyeceğine, yaşadığımız şu koşullarda, ahli insan ilişkilerinde, zaruri, bağırmacılardan da, var geçemeyeceğine göre, zührt anlayışımız, ve bu şekilde yaşantımızı, ayarlamamız, nasıl olmalıdır, sufiler zührtü, malı mülkü, dünyayı terk etmek,
olarak, algılamamışlar, aşağı Mezopotamya'da zührt, zaman zaman, malı mülkü, terk etmek, olarak, algılanmış, ama, yukarı Mezopotamya'da zührt, hadis-i şerif, mu'cimince, dünya sevgisinden, arınmak, olarak, algılanmış, sufilik noktasında, dünya sevgisinden, arınmaktır, dünyaya aşık olmaktan, dünyayı sevmekten, dünyalık elde etmekten, lezzet, tat almaktan, arınmaktır, yoksa, dünyayı terk edip, işi gücü terk edip, malı mülkü terk edip, dilencilik yapmak, zührt değildir, insanlar,
şey isterler böyle, sufiliği öyle algılamak isterler, sufileri de öyle görmek isterler, sufi, malı mülkü olmayacak, parası pul olmayacak, işi gücü olmayacak, o kimsenin önüne gelecek, şeyen illa diyecek, o kimse de şöyle diyecek, işte dervişlik bu, algı bu ya, insanlardaki dervişlik algısı, böyle bir dervişlik görmeyince, çarpılıyorlar zaten, bu sefer şöyle diyor, bu değirmenin suyu nereden geliyor, ben de Uludağ'dan deyince, temeli canları sıkılıyor, kendilerince şöyle bir algıları var, bir şey efendi, malı mülkü parası pulu,
işi gücü olmayacak, dervişler onu bakacak, harçlığının cebine dervişler koyacak, dervişler onu yönetecek, eğer böyle değilse, onun malı mülkü, işi tartışma konusu, bu sefer de şunu diyecekler, bu ev nereden yaptı, soracaklar dervişlerinin arasından, kim para veriyor, araştıracaklar boyuna, ben de araştırmalarına gerek yok, kaldırın elini, bana arşı kararın deyince, kimse kalmayınca, onu da onu demişler ki, baskı yapıyor onlar, onların algısı şu, bir şey efendi, işi olmaz,
parası olmaz, malı mülkü olmaz, hiçbir şey olmaz, dervişlerin parasından geçinir, isteriz, birine bir ihlas okur, ver 5 lira der, öbürküne 3 ihlas okur, ver 10 lira der, şeyhennillah der, algı bu, benim sufi olduğumda da algı buydu, hatta böyle işte, kendince yoksul hayat sürmeyi, sufilik zannederlerdi insanlar, zekat vermek farz, sufiye de farz, herkese farz, bütün Müslümanlara farz, sen zekat verebilecek noktaya gelmek zorunlusun, farz, o farzı işlemekle mükellefsin, o yüzden zekat verecek noktaya gelecek, ama bu dünya sevgisi değil,
dünya sevgisine, işinden dolayı namazı terk etme, işinden dolayı orucunu terk etme, işin senin ibadetinin önüne geçmesin, işin senin dininin önüne geçmesin, eşin senin dininin önüne geçmesin, çocukların senin dininin önüne geçmesin, senin zevklerin, tatların, lezzetlerin dinin önüne geçmesin, dinin önüne geçecek hiçbir lezzet, hiçbir tat, hiçbir düşünce, hiçbir duygu, hiçbir his, hiçbir fikir olmasın, dünya sevgisinden arınmak bu, para kazanacağım diye faizle, faizle iştigar etme, para kazanacağım diye insanların malının ülkünü çarçır etme,
para kazanacağım diye insanları aldatma, para kazanacağım diye hiç kimseyi kandırma, ölçüde tartıda eksiklik, noksanlık yapma, ama algı şu, bir dervişin olmaz hiçbir şeyse, böyle bir derviş manteleti size de görmeyince, aşırı derecede canları sıkılıyor, hani nasıl böyle bir şey olamaz, böyle olmaması lazım, yok kardeş, derviş algımız bu, o yüzden, züft algımız da bu, züft algımız, dünyayı sevmez, dünya nimetlerinin ve lezzetlerinin önüne, dini koyun, din öntese, ve dinin, dairesinin içindeyse, o lezzet,
sana helaldir, ibadettir o, bakın, sana helaldir, ibadettir, onu biz, kerih görmeyiz, bu noktada, insanlar, onu kerih görüyorlarsa, Allah muhafaza eylesin, dinler çıkıyorlar o zaman, Müslümanın sıkıntılar karşısındaki, halk ve şükrü nasıl olmalıdır, sıkıntı var mı ki, bir şeyi sıkıntı görmüyor, bir şeyi sıkıntı görmek demek, o şeyi gözünüzün önünde büyütmek demek, bir şeyi problem görürseniz, o sizin gözünüzün önünde büyür, problem haline gelir, o problemse, önemli değil, o bir sıkıntıdır,
önemli değildir, nasıl olur, eve dönürsen büyür olsam, sen onu önemli görmezsen, o senden yenilir, büyük Türkçe yenemezsin, büyük Türkçe yenemezsin, borç, büyük Türkçe yenemezsin, işsizlik, büyük Türkçe yenemezsin, sınavların varmış, büyük Türkçe yenemezsin onu, bakın, büyük Türkçe yenemezsin, ne bakmak, büyük Türkçe yenemezsin, bakamasın her, çocuk yetiştirmek, büyüttükçe çocuğu yetiştiremezsin, her sıkıntıları bu noktada, siz büyüttükçe yenemezsiniz, gelmeme gibi bir noktası yok,
gelsin, gelsin, bunu böyle, edebiyat gibi değil, işte hani edebiyat noktasını algılamayın, inanın buna, problem de gelecek, sıkıntı da gelecek, belada gelecek, musibet de gelecek, dert de gelecek, gam da gelecek, kasavet de gelecek, her şey gelecek, ama bunların büyüttükçe, siz, onlarla baş edemezsiniz, mümkün değil, baş edemezsiniz, olmanız gereken, olduğu yerde, olmanız gereken, durmanız gereken, yapmanız gereken yerde durun, uğraşsın sizinle, siz onunla uğraşmayın, siz aham kale gibi durun, o vursun göğsünüze, dökülsün göğsünüze,
göğsünüzden aşağıya, mesela, Murat Hoca'nın durumu, benim hoşuma gider, o tip bir, şeker hastası, ben hani, bir onu ölçtüm, tarttım, baktım öyle, yani, öyle tip bir, şeker hastası ama, öyle, o yenmemiş, şeker hastası o, şeker onu yenmemiş, Allah nazardan saklasın, hoşuma gitti, durmuş oldum benim, mesela ben, çok şeker hastası, tanırdım, ümitsiz bakardım, hayatı bırakmışlar, her şeyi bırakmışlar, onun ben böyle, kendimden bir şey görmüş, o yüzden hoşuma gitti, mesela adam, şeker hastası, o ayı, hayatı bırakmış, küçücüc,
oh, ne belli gördüm ben, Murat Hoca'yı görünce, hoşuma gitti, dedim ya harika, kendi içimden, ilk defa, şimdi burada söylüyorum, o hastalık, o yermemiş, o hastalığı yenmiş kendince, yenmiş demek, yani, tedavisi yok zaten o hastalığın, ama yenmiş demek şu, hastalık onun hayatını engellemiyor, hastalık onun ibadetini engellemiyor, hastalık onun hayatını engellemiyor, ben böyle, biraz yakiyle görüştük, konuştuk, hoşuma gitti, baktım böyle ben, kendi içimden, ilk defa konuşuyorum, yani, o, onu engellememiş, onun hayatını böyle,
kesreti uğratmamış, dün şakalaşıyoruz, yani, o şekeri, beş yüz, altı yüzlerde, filan dolaşıyor, devam ediyor, değil mi hocam, öyle, dokunmazsan, yedi, sekizde çıkıyordur senden, değil mi? Şimdi, dün, işte, aşure var, geldi, ne yapacaksın, dedim ben, hatta, latübe yaptım, dedim, doktor kontrolünde, ben bugün aşureyi yiyeyim, dedim, sen buradasın, nasıl olsa, doktor kontrolünde, yiyeyim, dedim ben, ondan sonra, tamam, ye, dedi, bugün doktor kontrolünde, dedi, bir şey olmaz, Allah'ın, doktor sırt sırta verelim, birinci görmeyelim,
dedi, yani, ama bir kaseyi götürdü, ben de götürdüm, bir kaseyi, şifa oldu, Allah'ın izniyle, ölçmedim, tamam, dünden beri, ölçmüyorum, ya, dedim, dedim ki, Allah'ın izniyle, İsmail de, dedi zaten, ya bu, kerametin sahibi, burada, bak, herkes ayak baktı, sana görme, geçelim, dedi ki, çok dua ettim, dedi, şeker vurmasın, dedi, yiyin efendim, dedi, şifa arttı, olur dedi, yedik biz de, elhamdülillah, yok, artmadı şeker, Allah'ın izniyle, İsmail'den tatlı yersen, hocam ona gör, yani, şekerini artmaz, elhamdülillah, İsmail'in o noktada,
kerameti dün, sabit oldu, benim şekerim artmadı, bilmiyorum, seninki ne oldu, ayrı mı kaldı, tamam, elhamdülillah, dedi bana, kulağıma fısıldadı, efendim, istediğiniz gibi, yiyebilirsiniz, dedi, okuduk, elhamdülillah, dedi, yaparken dedi, sizin şekerinizde dokunmasın, dedi, gerçekten de dokunmadım, herhangi bir sıkıntı yaşamadım, ben ölçmedim ama, ben de bir değişiklik hissetmedim, ben burada, sen hissettin mi, o da hissetmemiş, tamam, artık benimki normal, hani, benimki tip B, onunki tip A, o bir kaşık aşırı eser, haldaş durumu, yuvası durumu durumu, tip A olunca, sıkıntılı, ama onu problem görürseniz, sıkıntı, onu problem görmezsen, onunla anlaşırsan, onu yenersin sen, ha, bu noktada, sebepler davresini terk etmek yok, sebepler davresini terk ederim, ben böyle, öyle bir şey yok, ne, ilaç işten, aç, at ilacı lazım, ne anman lazım, periz etmen lazım, yap perizin, sıkıntı yok, ne an ders çalışman lazım, çalış, işine dikkat etmen lazım, dikkat et, yoluna dikkat etmen lazım, dikkat et, yenmez o seni, bu yüzden, bela, musibet, sıkıntı,
dert, hastalık, bunları büyüttükçe, onları yenmenin mümkün değil, Allah muhafaza eylesin, soruyu daha önceden sormuştum, fakat yanlış yazdığım için, tekrar soruyorum, hakkınızı helal edin, yeminini bozdum, ve kefalet olarak, üç gün oruç tuttum, ve tamam, yemenin karşılığı bitmiş, fakat, maddi durumun yerinde olduğu için, on gün boyunca, bir ihtiyaç sahibini, doyurmamı söylediler, ne yapmam gerekir, on kişiyi de doyur, bundan bir sıkıntı gelmez, istersen, yirmi kişiyi doyur, Allah maddi durumunu, daha ne gerekse etsin, otuz kişiyi doyur, bizi de burada unutma, bir insan veya, Sufi ömrü boyunca hastalıklarla, imtihan edilmesi, o Sufi'nin manevi derecesini arttırır mı? Bu zor durumda, sabır nasıl olur?
Ya manevi dereceli artacak diye düşünme, böyle şeylerde problem etme kendine, hastalık varsa vardır, ömür boyu çekilecekse de, ömür boyu o hastalıkta yaşarsın. Sev hastalığı, öp, yavrum benim de, hoş geldin benim. Onu bir sıkıntı olarak görme. E ne olacak şimdi, ben doksan sekizden beri, bende şeker var, doksan sekizde, tespit edildi, daha sonra, o yirmi sekiz, şubat döneminde, zirve yapmış ben de.
E doksan sekiz, iki bin on üç, ne yapıyor? On beş yıl mı yapıyordu? Kaç? On beş yıl. On beş yıl olmuş, yaşıyorum ben. Ne olacak ki? Bazen dengim bozuluyor. Olacak. Tamam, bu arada doksan sekizde, çok kontrolündeyim. Murat Hocam o da. Her ne kadar bana fazla söz geçiremeseler, Allah bizi affeylesin. Domuz eti hangi hallerde yemek helal olur? Bir insan aç kaldığında, ölüm tehlikeli var mı? Bir miktar domuz eti yiyebilir mi? Evet. Benim imam nikahım kıyılırken, odadaki biri dua sırasında, ellerini bağladı, uğursuzluk getirir, şeytan karışır diye duydum.
Doğru mu? Değil, tek parmağının üzerine hamuda kalkar, çalışıyor. Bir şeyden uğursuzluk manası çıkarmak, hadis-i şerifle yasaklandı. Hiçbir şeyden uğursuzluk beklemedik. Hadis-i şerifle yasaklandı. Yok kuşun uçmasından, yok köpeğin, ondan sonra ulumasından, yok eşeğin anılmasından, anılmasından uğursuzluk çıkarmayın. Yok evini bağladı, yok kenetlerini, yok kilitledi, yok işte şunu şöyle yaptı, yok içinden böyle dedi. Bundan hiçbir şeyden uğursuzluk değil, uğursuzluk diye bir şey yok. Anlayabileceğiniz şekilde söyler misiniz?
Hangi esmayı çekelim, yüzümüzün yollanması için. Bazı güzel haller yaşayabilmeniz için, hak etmiyor muyuz? Demek ki hak etmiyoruz. Derslerinizi çekin, ibadetlerinizi yerine getirin. Bunun için kendinize bir nimet beklemeyin. Bir hal beklemeyin. Sigara satışından kazanılan para helal midir? Bir laf söyleyeceğim. Güzel ki nereden çıktı? Darül Harp'te harbini zehirlemek için sigara satabilirsin. Darül İslam'da sigarayı üretmek, tüketmek yasak, üretmek, tüketmek, satmak yasaktır, haramdır.
Çünkü sigara bütün tıp alimlerince, tıp bilginlerince insana zararlı olduğu kesin kesin kesin tespit edilmiş, tespit edilmiş, zararlı bir bitkidir. Eski fıkıh kitaplarında mekruhtur demesi, onun şerrinin bilinmemesinden. Onun şerri bilinmiyor.
Şerri bilinmediğinden dolayı insanlar mekruh dediler. Ama bugün sigaranın şerri belli. İnsan vücuduna ve insanın maneviyatına, insanın zahirine vermiş olduğu zararlar belli. Bu zararlar tespit edildi, ilim olarak kesinleşti ve bilgi oldu. Bugün üst solunum yollarıyla alakalı, akciğerle alakalı hastalıkların yüzde seksen beş doksanı, hatta bizim Orhan Hocam diyor ki, doksan beş hocam diyor.
Yüzde doksan beş sebebi sigara diyor. Ama makul ilim tıp dergilerinde yazan yüzde seksen beş, öyle mi? Yüzde seksen beş. Yani akciğer kanserinin sebebi yüzde seksen beş sigara. Üst solunum yollarıyla alakalı rahatsızlıkların yüzde seksen beş sebebi sigara. İlleti belli olduğundan dolayı harap, illeti kesin harap. Davri İslam olsa bunun ekilmesi, ekilmesi, işlenmesi, satılması ve içilmesi haram olur, yasak olur.
Davri harpteyse harbi zehirlemek için, harbiyle mücadele ediyorsun ya, tankı tüfekle yıkamayabilirsin, ne yapacaksın? Onu zehirlersin. Harp iledir. Harp iledir. Kutladır. Hanefiler, devlet hukuku, gene İmam Muhammed'e uzanacağız, orada buna cevaz verirler. Mesela işte Darül Harp'te şarap satışına müsaade ettiği gibi, harbilere şarap satabilir Darül Harp'te. Tabi Darül Harp'un kuru gibi biz için. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sufi miydi? Evet. Sufi ise saf olan, saf olan ona nasıl işledi? Senin mürebbin ben değil miydim?
O saf ama mürebbisi Allah'tır. Allah öğretti o. Saflıkta hangi mertebedeydi? Saf olan bir insanın, varlığın, yaratılmışların en yücesi olan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin saflığının son noktası neresiyse orası olmuştur. Bunu ağırlayabilmemiz çok zor. Bunun ancak böyle cevap vardır. Bunu insan aklının, beyninin, maneviyatının ağırlaması çok zor. Çünkü bir Muhammed'i kul olarak onun saflığının menzilini hesaplamamız mümkün değiliz. Ancak kendimizi onun saflığına rağmen etmek zorundayız. Ama bir ümmet olarak onun saflığının neresindeyiz onu bilemeyiz.
Çünkü onun saflığının bütününe hakim değiliz. Bence Mustafa Özbağ hakim değil. O yüzden onun saflığını ölçemeyecek noktası değil. Allah beni affetsin. İki bayram arası düğün yapmakta dinin gibi sıkıntı var mıdır? İki bayram arası dedikleri bayram namazı ile mesela bayram namazının kılınma zamanı ile cuma namazının arasında bu iki bayram arası olur. Cuma bayramdır. Aynı gün hem cuma namazı hem de bayram namazı kılınıyorsa bu iki bayram olmuş olur. Sabah bayram namazını kıldı, öğlen de cuma namazını kılacak iki bayram namazı arasında düğün yapılmaz da dedikleri yani o iki bayram arası, iki bayram namazı arasında düğün yapmaya vakit kaldı. Bununla alakalı ayet, hadisi yok ama insanlar temin verince hani böyle bir ate sözü gibi olmuş, böyle bir şey olmuş yani arasına sıkıştırma bayram namazından çıktın saat sekiz buçuk dokuz, bayramlaşacaksın bayramlaşıyorsun saat on iki de öğlen namazı var.
İki bayram arasında nikah olur da düğün zor olur. Ama birisi maharetlidir, yapar Allah'ın bu harekesi. Nişan-ı Sunan gibi cemiyetlerde bayanların testi aralarında oyunlu eğlence yapmasında bir sıkıntı, günah var mıdır? Hanefilerce yoktur. Onların da dayandıkları birkaç hadis-i şeriften birisi Hazreti Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretleri Ayşe Validemiz bir nikahdan dönerken Ayşe Validemiz çünkü Ensar'ı ve Muhacir'in yetim kızlarını evlendirirdi.
Böyle bir vakıf misali, Ensar ve Muhacir'in içerisinde babası şehit olmuş, işte annesi ölmüş, yetim kimsesiz kimler varsa kız çocukları, onların çeyizlerini derler, toparlar çeyizlerini düzen, onları evlendirirdi. Yine böyle Ensar kızların birisinin nikahından dönerken Hazreti Peygamber Sallallahu ve Selam Hazretleri dedi ki Ya Ayşe ne oldu? Nikahı kıydınız mı? Yaptınız mı yan düğünü? Evet ya Resulallah. Peki dedi def vurdunuz mu? Hayır ya Resulallah. Ya Ayşe, defsiz nikah nikah değildir. Ensar defi vururdu, defi severdi. Keşke def vursaydınız dedi. Kısaca hemen bu hadis-i şerif söyleyeyim mi meseleyin? Buradan hareket ederken ve daha başka sahabelerin kendi işlerini düğünle alakalı, bayramlarla alakalı eğlenceleri var.
Sahabe kadınların kendi aralarında burnunu bu noktada def çalıp, nikah yapıp, kına eğlenceleri var. Bunlara buradan hareket ederekten Hanefiler, kadınların heva ve hevese, şeytaniyete düşmeden, kendi aralarında nikahı ve düğünü ilan etme noktasında kadın kadına def vurup eğlenmelerine cevap vermiş. Hanveriler de vermiş, bilebildiğim kadarıyla. Malikiler de vermiş ama şafilerle alakalı hükmü bilmiyorlar. Bu konuda daha geniş bilgi sahibi olmak isteyenler Süleyman Uludağ, Profesör Süleyman Uludağ hocanın İslam'da Müzik'i ve Eğlence ile Doçentik tezimi kitabı var. Oradan daha geniş bilgiye sahip olabilirler. Ve selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi