Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 2 Eylül 2020 · 43:16
Tavus kuşunun ayaklarında mıydık? Tavus kuşunun da düşmanı, ayaklarıdır. Tabi burada ayaklarıdır geçiyor. Tahür-ül Mevlevi'nin çevirisinde kanatları ve kuyrukları diyor. Başka çevirilerde de kanatları diyor. Burada da ayakları diyor. Çevirirlerken, dedim ya burayı biraz aşacağız, genişleteceğiz diye. Aşacağız, genişleteceğiz dememin bir sebebi buydu. Son elimde iki ciltlik, gerçekten çok iyi bir çalışma, bir mesnevi var. Onda da kanatları ve kuyrukları olarak çevirmişler.
Tahür-ül Mevlevi'ninkinde de kanatları olarak çevirmiş. Tahür-ül Mevlevi. Bunların içerisinde bir tek gölpınarlığı ayakları olarak çevirmiş. Nicholson'inkine ulaşamadım, yok zaten bende o. Tabi burada tavus kuşunun da düşmanı ayaklarıdır der. Ben şimdi hem ayakları ise oradan bir dem vuracağım, hem de kanatları ve kuyruğu ise oradan dem vuracağım.
Ama Gölpınarlı'ninkini okuyoruz şu anda. Önce ayaklarından bahsedelim. Gölpınarlı çevirisinde ayakları demiş. Tavus kuşunun düşmanı ayaklarıdır. Yani tavus kuşu ayaklarına düşman. Devam ediyor. Nice padişah vardır ki gücü kuvveti öldürmüştür onu. Öyle padişahlar da vardır ki güç kuvvet onun ölümüne sebep olmuştur. Tavus kuşu ve yılan hikayesi vardır. Tavus kuşu ve yılan eski ahitte yani Musevilerin kitabında ve yeni ahitte İsevilerin kitabında cennet bekçileridir. Bunların her ikisi de cennet bekçisi ve cennetteyken yılan ve tavus kuşu aslında asıl olarak şeytandır. Adem Aleyhisselam'ı kandırıp o eski ahitten söylüyorum.
Adem Aleyhisselam ve Havva annemizi kandırıp Hazreti Allah'ın o ağaca yaklaşmayın, o meyveye yaklaşmayın, o buğdaya yaklaşmayın, o elmaya yaklaşmayın. Hep bunlar tevil ya. Onların hepsini birden söylüyorum. Dediği meyveye, sebzeye, buğdaya, ağaca yaklaştırır. Ve cennetten kovulmasına sebep olur ya. Cenab-ı Hak onları cennetten çıkarırken eski ahit ve yeni ahitte böyle geçer.
Tavus kuşu ile yılanı da cennetten çıkarır. Ve yılanın üzerine Cenab-ı Hak der ki, seni her gören başından topuğuyla essin. Hiç kimse yılana dost değildir. Ve her gören yılanı öldürmeye çalışır. Ve gerçekten de insanlar ayaklarıyla ezmeye çalışırlar. Tavus kuşuna da der ki, senin böyle her şeyin çok güzel, rengarenk. Senin de ayakların çıplak olsun. Her ayaklarına baktığında kahrol. Kendi kendine kahret. Tavus kuşunun düşmanıdır ayakları. Tavus kuşu bakar ayaklarına. O rengarenk kanatlarının, rengarenk kuyruğunun, bahar bahçesi gibi, cennet bahçesi gibi tüylerinin içerisinde Tavus kuşu çıplak ayaklıdır.
Bir tek ayaklarında tüy yoktur. Ayakları çırılçıplaktır. Ayaklarına bakar, kahrolur Tavus kuşu. Mana bu ya. Böylece ayaklarına düşman olur Tavus kuşu. Çünkü o etrafındaki güzellik, o ayaklarına düşman olmasına sebep olur. Tavus kuşun eğer ki düşmanıysa kanatları ve kuyruğunun güzellikleri, o zaman o güzelliğiyle, o endamıyla, o bahar rengiyle, sanki tüm kainatın rengini üzerinde taşımakla, çok güzel olmakla, Tavus kuşu hep insanların rağbet ettiği, tutmak istediği, evinde hapsetmek istediği ve hapsettiği, onun natürel hayatından, onu kapalı kafes hayatına geçmesine sebep olmuştur.
Onun güzelliği, onun özgürlüğüne sebep olmuştur. Ve o kendi güzelliğine ne olmuştur? Düşman olmuştur. Bülbülün sesi, bülbülün düşmanıdır. Niçin? Çok güzel öptünden, insanlar ona sahip olmak isterler ve onu kafese koyarlar. Kanarya'nın sesi, Kanarya'nın düşmanıdır. İnsanlar o güzel sesi, görmek, sahip olmak için, onu ne yaparlar? Kafese koyarlar. Ve biz bakarız, bir hayvan güzelse, onu kafeslemeye çalışırız. Bir kadın güzelse, biz onu kafeslemeye çalışırız. Bir erkek güzelse, Yusuf gibi, onun başına bin bir türlü bela ve musibet açılır. Kadınlar onu kafeslemeye çalışırlar. Bazen güzelliği, fitnesi olur insanın.
Güzelliği, düşmanı olur insanın. Yakışıklılığı, düşmanı olur insanın. Hz. Hasan Efendimiz'i eşi zehirlemiştir. Hz. Hasan Efendimiz'in bir rivayette, 80'in üzerinde, bir rivayette 70'in üzerinde eşi olmuştur. Eşlerinden birisi, benden sonra bir başkasına yar olmasın diye zehirler. Bazen kıymetli olmak, o kıymetin düşmanları veya o kıymete sahip olmak isteyenler tarafından, o kıymet onun başında fitne olur.
Bazen hani malı mülkü çok olanlar var ya, malı mülkünü ishar ederler, onların malı mülkü onların düşmanı olur. Paylaşmazlarsa, demek ki bazı güzellikler, bazı mecazlar insanların düşmanları olur. Mecaza tapanlar, onu düşman olarak görürler. Mecaza tapanlar, ya da ona sahip olmak için, onu katletmeye çalışırlar.
Gergadan boynuzlarının katledildiği gibi, veyahut da fillerin dişlerinin çıkarıldığı gibi, fillerin o boynuzları var ya önünde, onların sökülüp atıldığı gibi, balinaların öldürüldüğü gibi, yunus balıklarının öldürüldüğü gibi, insanlar bir şeylere sahip olacaklarsa, kıymetliyse katlederler. Altına sahip olmak için, insanların yeşilleri, dağları, oğaları katlettikleri gibi. Bir hazine bulmak için, hiçbir tane tarihe eser bırakmayıp, her tarafını köstebekler gibi oymak gibi. Demek ki, bazen insanlar, bazı şeylere sahip olmak için katliam yapıyorlar. Bir kadına ulaşmak için katliam yapıyor. Bir erkeğe ulaşmak için katliam yapıyor. Bir heva ve hevesine ulaşmak için katliam yapıyor. Demek ki, insanların heva ve hevesi, veya insanların üzerinde bulunan geçici süsler, bazen onların düşmanı olabiliyor.
İkinci şık, neydi? Nice padişah vardır ki, gücü kuvveti öldürmüştür onu. Gücü elinde tutanlar, kuvveti elinde tutanlar, güç ve kuvvetin, kudretin kendilerinden münhasır olduğunu düşünenler, batarlar. Zenginli adam kendinden görür. Zengini görmez. İlmi o kimse kendinden görür. El alimi görmez. Kudreti kendinden görür. Asıl kudretliği görmez. Kudreti kendinden görür. Asıl kuvvetliği görmez. Gücü, kuvveti elinde tuttuğunu zanneden insan, batar. Nice padişah görünümünde insanlar vardır ki, güç ve kuvvetleri onları batırmıştır. Nice güçlüyüm diyenler vardır ki, o güç ve kuvveti Allah yolunda kullanmadıkları için batmışlardır.
Tarih sahnesi, o güç ve kudreti elinde tutan padişahların battıklarını anlatır bize. Başlarsak biz Hun İmparatorluğu batmıştır. Göktürk İmparatorluğu batmıştır. Orta Asya'da Karahanlılar İmparatorluğu batmıştır. Mete'nin İmparatorluğu batmıştır. Atilla'nın İmparatorluğu batmıştır. Müslüman olan Türk Karahanlılar İmparatorluğu batmıştır. Karahanlılardan sonra Büyük Selçuklu İmparatorluğu batmıştır. Ondan sonra Selçuklu İmparatorluğu da batmıştır. Ondan sonra Osmanlı İmparatorluğu kurulmuş, Osmanlı İmparatorluğu da batmıştır. Nice güç ve kudret sahibi padişahlar, nice kudret, güç sahibi devletler batmışlardır. Onlar batarlarken güç ve kudretleri onları batırmıştır.
Büyük Hun İmparatorluğu Atilla, Viyana kapılarına kadar gelir. Orada ölür, Hun İmparatorluğu orada batar. Kanuni Sultan Süleyman gider Viyana kapılarına kadar. Oradan geri döner Osmanlı batar. Bakın oradan geri döner Osmanlı batar. İspanya'ya gider. İspanya'ya giden İslam komutanı gemileri yakar. Endülüs İmparatorluğu kurulur. Ne zamanki güç ve kudretlerini Kur'an ve sünnet yolunda, ilahi kelimetullahın bütün dünyaya hakim olması yolundan geri dönerler, onlar da batarlar.
Hangi devlet, hangi padişah, hangi devlet başkanı, hangi olgu, oluşum, fikriyat, ilahi kelimetullahı yeryüzüne, yeryüzüne hakim kılmaktan geri döndü hep batmışlardır. Türklerin Orta Asya'dan beri Kızıl Elma ülküsü vardır.
Kızıl Elma şudur, bütün dünya Türk olmalı, Türk'ün töresi çalışmalıdır. Türkler İslam öncesi bu ülkü ile savaşmışlardır. Bütün dünya Türk ili olmalı. Ve bütün dünyada Türk töresi hakim olmalı. Ülkü budur. Türklerin Orta Asya'da. O yüzden Viyana'ya kadar gelmişlerdir. O yüzden Anadolu'dan geçip ta İtalya'ya geçip, İspanya'ya geçip, bir rivayette İngiltere'ye kadar gitmişlerdir. Evet. Bir rivayette Amerika'ya kadar gitmişlerdir. Bütün dünyada Türk'ün töresi çalışsın diye. Ne zaman buradan geri dönmüşler, batmışlardır. Türkler İslam olurlar.
Yıl 350, 400'ler, 450'lerdir. Yavaş yavaş İslam olmaya başlarlar. 600'lerde bölük bölük, kavim kavim, kabile kabile, bütün Türk kavimleri İslam olmaya başlarlar. Türkler gök tanrısına inanırlar. Bir tanrı vardır, göktedir. Türkler putperest değildir tarihleri boyunca. Türkler tarihleri boyunca iki tanrılı değildir. Türklerin bir tanrıları vardır, gökte yaşar. Yeri de hakimiyet altında tutar. Gökteki tanrı yerle alakası yok değildir. Yerle de alakalıdır. Ve gökteki tanrı, içindeki kamlarla, halkın içerisindeki kam, bugünün velisi veya peygamberi, İçindeki şamanlarla, kam veya şaman, bugünün peygamberi, bugünün velisi, mana olarak tanrı bunlarla irtibattadır.
Ve kam, ondan aldığı emirleri etrafına söyler. Ondan aldığı emirleri, Kağan'a, Hakan'a, hükümdara tebliğ eder. Her Kağan'ın, hükümdarın etrafında kamlar vardır, şamanlar vardır. Şimdi siz ona şaman diyorsunuz. Eski dilde onlar kam. Ve onlar kötü ruhları kovarlar, iyiliği anlatırlar. Ve aldıkları emirleri naklederler kamlara, hakanlara. Hakanların etrafında en iyi kamlar vardır. Ülkenin en eski, en dirayetli, en görüşü açık kamlar. Kamlar, alimler, şamanlar vardır. Kamlar töreyi bilir. Kamlar ibadeti bilir. Kamlar halkı bilir. Kamlar neye ihtiyaç olduğunu görürler.
Kağanlar, kamlara tabidirler. Ve kamlar, kağanlara dua ederler. Töre budur Türkler'de. Ve onlar bütün cihanı Türk etmek, Türk ile etmek ve Türk töresini hakim kılmak için. Savaşırlar. İslam olurlar. İslam'daki arz, la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Hadisi şerifi, Türklerin inancıyla düpedüz örtüşmüş, cuk diye oturmuştur.
O yüzden Türklerle alakalı da mesela işte peygamberlerden var ya Yecüc ile Mecüc'e hapseden Zülkar'ın neslinden olduğu söylenir Türklerin. Tabi bazı Türkologlar İbrahim Aleyhisselam'ı Türk olarak görürler. Bazı Türkologlar Adem'i de Türk olarak görürler. Bu farklı bir şey. Bunu burada bırakayım şimdi. Bu iş çünkü çok gider sonra. Neredeyse cenneti de Türkler kurdu diyecekler aşağı. Dur bir şey deme. Şimdi İslam olunca Türkler, İslam olunca aynı ülküyle devam ederler. Ama ne zaman ki bu ülkülerinden geri döndüler. Yani yeryüzü ilahi kelimetullahla dolması gerekir ülküsünden geri döndüler.
Hep battılar. Selçuklular battılar. Osmanlılar battılar bu yüzden. Ben sebebi buraya bağlıyorum. İşte gücü elinde tutanlar, kuvveti elinde tutanlar, güç ve kuvvetlerini zulme, yağmacılığa, kan dökücülüğe, Güç ve kuvvetlerini haksızlığa, uğursuzluğa, hukuksuzluğe döndürdüler, battılar. Ne zaman ki güç ve kuvvet sahipleri, güç ve kuvvetin sahibini bilip, o sahibini emrinde götürdüler, yükseldiler.
O sahibinin emrinde götürmediler, battılar. Güç ve kuvvet insanı nasıl batırır? Bu şekilde batırır. Güçlüyüm olarak görürler. Hani Uhud'da sahabeler dediler ki biz güçlüyüz. Çıkarız savaşırız onları da yeneriz. İlme, vahye tabi olmadılar. Hazreti Peygamber dedi ki biz şehrin şehri savunalım. Şehrin içinde duralım. Hem muhacir hem ensarın bugünkü dilde şahin kanadı dedi ki biz çıkarız onlarla savaşırız ve yeneriz. Hazreti Peygamber miğferini taktı, zırhını giydi çıktı. Hazreti Ebubekir Efendimiz dedi ki ne yaptınız? Bir peygamber böyle söyler de ona itiraz edilir mi?
O vahiyle konuşur. O vahyin dilinden konuşur. Niçin ona itiraz ettiniz? Hemen geri dönerler. Ya Resulallah biz senin dediğini yapalım. Hazreti Peygamber der ki istişare ettik. İstişareden bu karar çıktı. Peygamber giymiş oldu zırhı bir daha çıkarmaz der. Hani ayeti kerimede var ya istişare et. İstişareden çıkan karara da uy. Ayetle sabit. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri çıkarlar Uhud'a. Ve yine Hazreti Peygamber der ki 20 tane okçu ayırır. Meşhurdur. Bakın bunlardan ders alın. Nasıl ders alın? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanında istişare ettiler. Hazreti Peygamber'le istişarelerinden geri dönmeye çalıştılar.
Karar alındı. Geri dönüş yok. Ardından ne yaptı? Emretti. 20 tane okçu. Dedi ki bizim öldüğümüzü görseniz, savaşın bittiğini görseniz dahi buradan ayrılmayacaksınız benim emrim gelmeden. Bilseniz ki dedi burada düşman kalmamış. Ben emretmedikçe yerlerinizden ayrılmayacaksınız. Ben emretmedikçe yerlerimizden ayrılmayacaksınız yerlerinizden. Tabi olmak. Emre itaat etmek. Peygambere itaat etmek. Sizden olan emir sahiplerine itaat etmek. Evin reisine itaat etmek. Anne babaya itaat etmek. Bir şeyhe intisap edip itaat etmek. Bir komutana, askersin, devlettesin, savaşıyorsun. Komutana itaat etmek. Devlet başkanına itaat etmek. Kendi işte savaşta veya barışta başındaki emir sahibine itaat etmek.
Farz, farz, farz. 20 tane okçu. 20 tane. Halid bin Velid bekler. Müşriklerin sınıfındadır. Tepenin arkasında bekler. Gözcüsü orada. Müslümanlar biz galibiz. Meydandakiler dağıldı. Savaşta da galibiz deyip neye üşüşürler? Ganimetlere. Ey iman edenler. Ey Müslümanlar. Ey partililer. Ey Müslümanım deyip de bir yerin başına oturanlar. Bir makam, bir mevkinin başına oturanlar. Milletvekili olanlar, belediye başkanı olanlar. Bir partinin veyahut da bir şeyin vesilesiyle müdür olanlar. Amir olanlar, memur olanlar.
Bir şeyin başına geçen insanlar. Dikkat edin. Ne zamanki ganimetlerin peşine düştünüz. Güç sizi yer bitirir, alaşağı olursunuz. Müslümanlar bıraktılar savaşı. Koştular ganimetlere. Çünkü o güne kadar ekonomileri yoktu. O güne kadar alışverişleri yoktu. Paraları yoktu. Malları yoktu. Fisebilillah Allah için savaşıyorlardı. Allah için iman etmişler, koşturmuşlardı. Ama mal onların imanlarına leke getirdi. Ganimet onların imanlarına ne yaptı? Sarstı. Sarstı.
Malak gözlerini kaydırdılar. Metaya gözlerini kaydırdılar. Halit bin Velid'in gözcüsü orada. Dedi ki bunlar gaflete düştü. Bunlar ganimet paylaşıyorlar. Yukarıdaki okçular dediler ki bize ganimet kalmayacak orada. Biz ganimetlerden elde edemeyeceğiz. Biz o ganimetten faydalanamayacağız. Biz müdür olamayacağız. Biz belediye başkanı olamayacağız. Biz okul müdürü olamayacağız. Biz bu yurtun müdürü olamayacağız. Biz bu hizmette koştuk. Burada il müftüsü olamayacağız. İlçe müftüsü olamayacağız. Biz hoca olamayacağız. Biz tayin edilemeyeceğiz. Bizim tayin edilmemiz lazım. Bizim müdür olmamız lazım. Bizim milletvekili olmamız lazım.
Bizim belediye başkanı olmamız lazım. Hükümetin bizi dinlemesi lazım. Bizi ayırması lazım. Bizi kayırması lazım. Bizden olan adamlar hükümette. Yürüyün. Biz birer makam ve mevki sahibi olalım. Dediler battılar. Halit bin Velid, askeri deha, askeri deha, o güne kadar girmiş olduğu savaşlarda mağlubiyet tatmamış.
Müşrik. Ama mağlubiyet tattırmamış Allah ona. Deha. O güne kadar gelmiş olan bütün askeri hikayeler okumuş. Askeri planlar okumuş. O güne kadar gelen bütün savaş manzumelerini okumuş. Savaş bilgisine sahip bir deha. Bilgiye sahip. Askeri deha. İşi ehline verin. Allah emanetleri ehline vermenizden hoşlanır. Bekliyor. Ne zamanki okçular kopuyorlar yerlerinden. Emre itaat etmiyorlar. Emri dinlemiyorlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin emrinde gaflet gösteriyorlar. Mevzilerini terk ediyorlar.
Müslümanlar, mevzilerinizi terk etmeyiniz. Gücünüze, kuvvetinize aldanmayınız. Çokluğunuza aldanmayınız. Okullarınızın, yurtlarınızın, ne bileyim işte makamlarınızın, mevkilerinizin çokluğuna aldanmayınız. Bir olunuz, beraber olunuz, kuvvetli olunuz ama kuvvetin Allah'tan olduğunu biliniz. Kanmayınız. Güç Allah'ın, kudret Allah'ın, kuvvet Allah'ın. Kendini güçlü görürsen batarsın. Kendini kalabalık görürsen batarsın. Ve Müslümanlar mevzilerini terk ettiler. Sahabe efendilerimiz bize ders bıraktı. Sahabe efendilerimiz, İslam yeryüzünde ebediyete kadar devam edecek, ebediyete kadar Müslümanlara uyacak oldukları bir ders bıraktılar.
Bize dediler ki, sakın mevzilerinizi terk etmeyin. Sakın mevkiye düşmeyin, makama düşmeyin. Sakın ha, bir yerlerden faydalanmak için mevzilerinizi terk etmeyin. İlahi kelimatullah yeryüzüne hakim oluncaya kadar, mevki, makam, para, pol, dünya, kadın peşine düşmeyin. O güç sizi yıkar. Ve nice padişahlar vardı ki, güç ve kuvvetleri onları yıktı. Aciziyeti terk ettiler çünkü. Güç, aciziyeti terk ettirir. Oysa yol, aciziyet yoludur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri der ki, bizim yolumuz aciziyetin ve fakriyetin üzerine kuruludur. İslam, aciziyetin ve fakriyetin üzerine kuruludur.
Eğer sen aciziyetini ve fakriyetini göstermezsen, yıkılırsın. Aciziyet ve fakriyet içerisinde yaşamaz, düşünmezsen, yıkılırsın. Allah güç ve kuvvet sahibidir. Ey insanlar, hepiniz fakirsiniz. Allah ganidir. Ayet-i Kerime, Gani olan Allah'tır. O zaman sen kendini zengin görme. Kuvvetli olan Allah'tır. Sen kendini kuvvetli görme. Güçlü olan Allah'tır. Sen kendini güçlü görme. Okumadın mı fil vakasını? Kur'an bize işaret ediyor. Ne yapmıştı adam?
Filleriyle gelmişti. Öyle filler ki, o güne kadar eğitilmiş filler. Öyle filler ki, savaşçı filler, savaşçı. Bugünün Leopar tankları gibi. Hani var ya, yeryüzünde dolaşan savaş araçları gibi. O savaş araçlarına güvendi. Ama öbürkü dedi ki, sen benim koyunlarımı, atımı, devemi ver. Dedi ki, ya bu adam ne de istiyor? Ben yarın bütün orayı fethedeceğim, alacağım. Yağımı alacağım, benim olacak orası. Adam demiş, adam diyor, meczup mudur bu? Bu, atını, devesini istemeye gelmiş. Kim? Hazreti Peygamber Efendimizin dedesi. Çağırın diyor, şu adamı benim karşıma getiriyorlar. Diyor ki, sen atları, develeri istemişsin. Diyor ki, ben atlardan, develerden sorunluyum.
Sen benim atlarımı, develerimi, koyunlarımı ver. O beytin sahibi var diyor. O beytin sahibi var. Orayı koruyacak olan diyor, o Allah. Benim gücüm, kuvvetim ona yetmez ki diyor. Benim gücüm, kuvvetim diyor, benim elimin altındakilerden. Ben ondan sorunluyum. Sen onları bana ver. Ve Cenab-ı Hak ne yapıyor? Fil ordusunu helak ediyor. Allah'ın sicciğin kuşları mı eksik? İman et. Allah'ın sicciğin taşları mı eksik? İman et. Korkma kafirden. Korkma küfürden. Korkma makamının mevkimi, terk edersen ben ne olurum diye.
Korkma. İşte nice padişahlar var ki, güç ve kuvvetleri, onların sonları olmuş. İşte, kuyumcunun da, sonu neden oldu? O cariyenin ona olan sevgisinden oldu. Kuyumcu yakışıklı, bahadır, kapı gibi adam tabiri caizse. Ama onun yakışıklılığı, endamı, boyu, posu, güzelliği, onun sonunu getirdi.
Kuyumcu, ben o ceylanım ki, bu avcı göbeğimdeki misk yüzünden, tertemiz kanımı döktü. Kuyumcu konuşuyor şimdi. Ben öyle bir ceylanım ki, diyor, göbeğimde misk kokusu var. yani ben vücut olarak misler gibiyim, ceylan gibiyim, güzelim, yakışıklıyım, harika bir adamım. Ve diyor, avcı beni, bu misk kokumdan dolayı vuruyor. Sizin üzerinizde bir incelik, bir güzellik vardır, avcı siz onun için avlar. Keklik, bıldırcın, eti tatlıdır, avcı o yüzden vurur. Hiç karga avına çıkan avcı gördünüz mü? Hiç karga eti yiyeni gördünüz mü? O da kuş.
Ama avcı, bıldırcın eti yemek ister. Avcı odur ki, bıldırcın vura. Avcı odur ki, keklik vura. Hiç siz, kartal kafesleyip de, kuş avını gösteren insan gördünüz mü? Avcı şahindir, şahini terbiye ederler. Sen şahinsen, bir şahin terbiyeci seni tutar, seni terbiye eder. Sen şahin değilsen, seni şahin terbiyeci tutmaz. Ahmak bu. Hiç gördünüz mü, karganın şahinlik yaptığını? Yok. Şahin terbiyecisinin, karga tutup da kuş avlattığını gördünüz mü? Karganın cibiliyeti buna müsait değil. Karganın cibiliyeti buna müsait olsa, yapacak.
Karganın cibiliyeti neye müsait? Adem, çocuklarından birisi, birisini vurunca, vuran pişman oldu. Ben ne yapacağım şimdi bunu dedi. Bilmiyor gömmesini. Defni bilmiyorlar da. Ölen kimsenin gömüleceğini bilmiyorlar. Ona gömmeyi kim öğretti? Karga öğretti. O yüzden atasözüdür. Onun ne? Hayır. Kılavuzu kargolanın, burnu, B-O-K'den kurtulmaz. Kılavuzu karna, karga. Kılavuzun kargaysa, sen burnun kurtulmaz hiçbir şeyden.
Hiç gördünüz mü siz? Hiç tarihi yaz. Gidin Karadeniz'e. Orada Şahin avcıları vardır. Öyle değil mi? Şahin beslerler onlar. Herkes en iyi Şahin'i tutup, en iyi Şahin'e sahip olmaktan uğraşırlar. Ve onların, Osmanlı'dan kalma geleneğidir. En iyi Şahin'i tutarlar. Şahinlerin arasında, yarışma yaparlar. En iyi Şahin'in, Şahin, Padişah'a hediye gider. Osmanlı Aliye'nin başındaki, Padişah'ın omuzunda, ülkenin en iyi Şahin'i vardır. Seni öyle eğitsinler, sen öyle ol ki, Padişah'ın omuzuna layık ol. Sen öyle Şahin ol, Padişah seni kolunda gezdirsin. Karga olursan, hiçbir işe yaramazsın. Ancak, affedersin leş temizlersin, B-O-K temizlersin.
Karga olma, Şahin ol. İşte dedi ki kuyumcu, benim, göbeğimdeki misk yüzünden avcı vurdu. Benim vücudum öyle güzel kokar ki, hangi kadın koklasa, bana bayılırdı. Kuyumcu biliyor niçin öldürüldüğünü. Ben diyor, o yüzden gidiyorum. Hani, Yusuf'un, sahibesi kadın, dedikodu çıkınca, çağırdı. dedikodu çıkaran bütün saray kadınlarını. Meşhur ya, herkesin eline birer elma verdi. Birer keskin de bıçak verdi. Herkes tam, elma ve bıçağı alacak. Soğuyacağı esnada, Yusuf'u çağırdı içeri.
Yusuf dedi, Yusuf bütün endamıyla geldi içeri. O saraydaki kokoslar, Yusuf'u görünce, her birisi parmağını kesti. Aziz'in hanımı dedi ki, şimdi beni anladınız mı? Şimdi dedi, beni anladınız mı? Ben niçin bu dedikoduyu, göze aldım da yürüdüm? Ben niçin adamı terk ettim de yürüdüm? Gördünüz mü dedi, nice Yusuf güzelliler için, parmaklar kesilir. Hazreti Ayşe validemiz, cevap verdi sonradan. Dedi ki, o kadınlar, benim sevgilim, Muhammed'i Mustafa'yı görseydi, canlarına kastederlerdi dedi. Allah Allah! Bırakır mı Hazreti Ayşe validemiz orada onu? Onlar dedi, Yusuf'u gördüler, ellerini kestiler.
Eğer benim sevgilim, Muhammed'i görselerdi dedi, sallallahu aleyhi ve sellem'i. Canlarına kastederlerdi, birbirlerini vururlardı. Orası kanrevan olurdu dedi. Oradan sağ bir tane kadın çıkmazdı dedi. Evet, nice Yusuf, güzeller için, güzeller için, nice başlar kesilir, nice canlar kıyılır. Ah, ben o ovanın o tilkisiyim ki, postum için başımı kestiler. Tilkinin eti yenmez, ama postu kadınların boyunlarına süs olur. Avcıların duvarına süs olur. Avcı kendince o postu oraya koyar, avcılığını gösterir. Der ki, ben o tilkiyim. Benim postum için öldürdüler. Tilkinin postu kıymetli. Ben o film ki, filci dişimi elde etmek için yaraladı beni. Kanımı döktü benim.
Hani, fil dişinden, bıçak sapları, fil dişinden, kürsüler, fil dişinden, sandalyeler yapılacak ya, fil dişi kakmalı, süs eşyaları, mobilyalar yapılacak. Bunun için ne yapması lazım? O fillerin, boynuzlarının kesilmesi lazım. Bayıltırlar filleri, çökertirler, ellerini, ayaklarını bağlarlar, keserler fillerin, dişlerini, o boynuzlarını. Vahşi insanlar. Ben o film ki diyor, dişim yüzümden yaralandım, kanım aktı. Beni benden aşağılık birisi için öldüren, bilmiyor ki benim kanım uyumaz. Beni benden aşağısı için öldüren, bilmez mi ki diyor, benim kanım uyumaz. Unutmayın, haksız yere adam öldürenin, o masumun kanı onu uyutmaz.
Gece rüyalarına girer onun. O sendrom geçirir, psikolojik vaka geçirir. Bir yerde gider, katil olduğunu itiraf eder. Bir yerde gider, katil olduğu söylenir onun. Niçin? Her haksız öldürülenin üzerinde, Adem'in çocuğunun ahı vardır. Her haksız öldürenin de, Adem'in çocuğunun zulmü vardır. Hiçbir masum ah, yerde kalmaz. O zalimden Allah, intikamını aldırır. Bugün bana ise, yarın onadır. Benim gibi bir kişinin kanı, nasıl yiter gider? Bugün birine zulmedersiniz, yarın zulüm size döner. Bugün birinin kanını akıtırsınız, akıtırsınız, yarın gelir birisi sizin kanınız akıtır.
Bugün birisinin kızının gözyaşına akıtırsın, yarın gelir birisi senin kızının gözyaşına akıtır. Bir gün gelir birisinin evini bozarsınız, yarın birisi gelir sizin evinizi bozar. Bir gün bir yere siz bir fitne koyarsınız, yarın gelirler size bir fitne koyarlar. Bir gün gelir size, ah dedirttirirse birisi, yarın da ona bir ah dedirttiren olur. Arap ateşsözü, men dakka da dukka, eski ahitte geçer, ateş eken kor yalar, düşmanlık eken düşmanlık biçer, sevgi eken sevgi biçer, iyilik yapan iyilik biçer, kötülük diken kötülük biçer, duvar upuzun bir gölgedir, salar fakat o gölge döner, gene duvara varır.
Bu alem gölgedir. Bu alem döner, en sonunda mecazdan çıkar, hakikate varır. Sen bu gölge alemin içerisinde, her şeyin gölge olduğu bir yerde, sakın ha, kendine dikkat et de, kendine dikkat et, her şey sana bir gün döner. Her şey sana döner. İyilik yaparsın, iyilik sana döner, kötülük yaparsın, kötülük sana döner. Sürç-i lisan ettiysek affola. Biraz bu konuyu geniş açayım diye, birkaç haftadır sizi beklettim. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha, ma selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.