mustafaozbag.org

358. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Kasım 2013 · 41:23

Selamun aleyküm. Allah gecenizi ayıretsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Sufilerin en önemli adaplarından birisi de, Kur'an-ı Kerim'in ayeti kerimede belirttiği gibi, Kur'an-ı Kerim'de, Allah adaleti, iyiliği adaleti, iyiliği yakınlarına bakmayı emreder.
Edepsizliği, fenalığı ve haddi aşmayı yasaklar. Tutasınız diye size öğüt veririz. Bu son dönemlerde, cumalarda, hutbelerde, İmam Efendilerin okuduğu ayeti kerime. Cenab-ı Hak adaleti, iyilik yapmaktan öne aldı. Bir kimsenin adaleti bozulursa, evin düzeni bozulur. Adalet, önce insanın kendi nefsinde olmalı. Önce kendi evinde olmalı. Önce kendi işinde olmalı.
Önce kendi dergahında olmalı. Önce kendi tekkesinde olmalı. Ondan sonra adalet dalga dalga yayılmalı. Eğer bir kimsenin nefsinde adalet hakim değil ise, o kimsenin yapmış olduğu işlerden bir iyilik çıkmaz. Adalete paye vermeyen, adaletli davranmayan, adaletli olmayanın iki yakası bir araya gelmez.
Adalet o kadar çok önemlidir ki, bir toplumu düzen içerisinde götüren, bir topluluğu istikamet üzerinde bulunduran en önemli şeydir. Diyebilirsiniz ki, adalet devletin işi. Değil. Adalet önce bireyin işidir. Siz kendinizi değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. Siz kendinizi değiştirince Allah sizi ve toplumu değiştirir. Buradan hareket ederekten toplum kendini değiştirmedikçe, Allah o topluluğu değiştirmez. Siz hidayete doğru yol almadıkça, Allah sizin hidayet kapılarınızı açmaz. Siz adalete doğru yol almadıkça, Allah sizin adalet kapılarınızı açmaz. Siz birisine beğenmeseniz dahi ona adaletli davranmak zorundasınız. Hoşunuza gitmese dahi adaletli davranmak zorundasınız.
Size acı da gelse adaletli davranmak zorundasınız. Sizin menfaatlerinize ters de olsa adaletli davranmak zorundasınız. Kıymetli dostlar, bunların tecelli etmesi için bunlar ana hatlar. Hepimizin Kur'an ve sünneti iyi bilmemiz gerekir. Hepimizin o bilgiyle bilgilenmemiz gerekir. Neyin haram olduğunu bilmeyen bir sufi, şeytanın maskarası olur. Neyin haramı olduğunu bilmeyen bir kimse, ortalığın maskarası olur. Zanla hareket eder. Zanla hareket eden insan batırlar. Eğer siz ilimle hareket ederseniz, ayaklarınız yere sağlam basar. İlimle hareket etmez. Zanla hareket ederseniz, şeytanın oyuncağı olur çıkarsınız. Şeytan oynar sizinle. İşin hakikatine ulaşamazsınız.
Eğer işin hakikatine ulaşmak insanların zanlarının üzerine olursa, hakikat örtülür iyice. Ve hakikat örtüldüğünde keşmekeşlik çıkar. Muhakkak hakikate rağm olmuş. Hakikatın nuruyla nurlanmış. Hakikat yolunda ilerleyen bireyler ve topluluklar olacak ki, onların bir tanesi yüz bin kişiye bedeldir. Onların bir tanesi bir milyon kişiye bedeldir. Eğer bir hakikat güneşi bir toplulukta bir beldede olursa, o topluluğun istikameti değişir. Topluluğun istikametini değiştirir. Hakikate rağm olmuş olan insanlar. Bunların tesirleri zahir olmayabilir. Bunlar manevi tesir ederler. Bunlar batini tesir ederler. Bunlar ruhlar aleminde tesir ederler. Ruhlar alemini toplarlar, onlara sohbet ederler.
Herkes uyurken onlar ruhlara sohbet ederler. Herkes uyurken onlar ruhların üzerinde Cenab-ı Hakk'ın izniyle tecelli ederler. O yüzden hakikat yolunda koşan, hakikate doğru yürüyen bireyler ve toplumlar olması gerekir. Topluluklar vardır, dinin zahiriyle uğraşırlar. Topluluklar vardır, ibadetin zahiriyle uğraşırlar. Topluluklar vardır, onlar dinin batini tarafındadır. Onlar hakikatin hakikatine, onlar özün özüne doğru koştururlar. Bu yol özün özüne koşmaktır. O yüzden bu yol özün özüne koşarken insanlar o ariflerin adabına, erkanına, ariflerin yolunun disturlarına, ölçülerine uymak zorundadır. O yüzden Cenab-ı Hak ayet-i kerimede adaleti öne aldı. İyilikten önceye aldı.
Çünkü adalet olmazsa evin direği yıkılır. Adalet olmazsa ev olmaz. Adalet olmazsa tekli olmaz, dergah olmaz. Adalet olmazsa şehir olmaz. Adalet olmazsa devlet olmaz. Adalet olmazsa ümmet olmaz. Adalet olmazsa ümmet galip gelmez. İçinizden bir tanesi adaletsiz davransa, bütün kardeşlerine ihanet etmiş olur. İçinizden bir tanesi adalete riayet etmese, kardeşlerine ihanet etmiş olur.
Küçücük bir şeymiş gibi gelir size. Ufacık bir şeymiş gibi gelir. Ama siz koca bir cephede bir yarak açmış olursunuz. Ufacık bir şeydir o. Biriniz oradan bir tane bir kardeşinizin köftesini atıvermiştir ağzına. Veya bir kardeşinizin çayını içivermiştir. Size küçücük bir şey gelir bu. Veya birisine köfte yedirilmiştir de birisine ot yedirilmiştir. Küçücük bir şeydir bu. Bu bütün cepheyi dağıtır. Bu bütün ortamı bozar. Bu bütün ihlası ve samimiyeti yok eder. O yüzden adalet insanların en başta kendi nefeslerinde uygulayacakları şeydir. Nefsinize acı dahi gelse siz adaletli davranmayı tercih edeceksiniz. Nefsinize zor da gelse, nefsinize böyle zulümmüş gibi gelse, sizi sanki bıçağın altında lime lime ediyorlarmış gibi gelse, siz adaletli davranacaksınız.
Bu sizin ayağınızın, elinizin kesilmesine sebep olabilir. Bu sizin maddi veya manevi zarar etmenize sebep olabilir. Bu sizin herhangi bir sıkıntının içerisine girmenize sebep olabilir. Bu sizin aşılmayacak dağlar önünüze çıkmasına sebep olabilir. Bu kocaman setler gibi önünüze çıkmış olabilir. Önünüze kocaman setler de çıksa, adaletten taviz vermeyeceksiniz. Önünüze kocaman dağ olmuşsa, diyeceksiniz ki ben bu dağın Ferhat gibi delerim. Aşan asam da delerim. Adaletten ayrılmayacaksınız. Çünkü adalet, bütün topluluğumu ve bütün topluluğu bozan şeydir. Kayırmacılık yapmayacaksınız. Bu bizim kardeşimizdi, bu bizim arkadaşımızdı. Ya bu bana tebessüm ediyor, bu benim etrafımda dolaşıyor, bu beni alkışlıyor, bu beni şakşaklıyor.
Adaletten şaşmayacaksınız. Devamlı adaleti önde tutacaksınız. Ama bunu tutabilmeniz için kardeşler, helalı haramı bilmeniz gerekir. Haramlardan uzak durmanız gerekir. Her adaletsiz davranış bir şekilde haramdır. Çünkü birisinin hakkına tecavüz etmişsinizdir. Birisine muhakkak ki ölçüsüz davranmışsınızdır. İşte Cenab-ı Hak önce diyor ki, o kardeşler, o arkadaşlar adaletli davranacaklar. Cenab-ı Hak adildir çünkü. Allah adil sıfatını arifin üzerinde görmek ister. Arifin üzerinde bulunursa adil sıfata arif olur. O yüzden adil sıfatı, yani Allah'ın adil sıfatı sizin üzerinizde tecelli edecek. Kıymetli dostlar, Allah'ın sıfatları kimin üzerinde tecelli ederse, Allah onu sever. Allah'ın sıfatlarıyla sıfatlanmaktır yolun özü.
Siz Allah'ın sıfatlarıyla sıfatlanmazsanız, asla Allah'ı bilemezsiniz. Madem ki onu arayan bulur, onu bulan onu tanır, tanımak arifliktir. Onu tanımak için sıfatların sizin üzerinde tecelli etmesi gerekir. İnsanlar sıfatlarının ne olduğunu öğrenirler. Oturursunuz edebiyat olarak adil sıfatı nedir dersiniz. Adil sıfatını edebiyat olarak öğrenmek değildir maksat. Maksat, adil sıfatının sizin üzerinde tecelli etmesidir. Bu işin nesidir? Daha ortasıdır. Bu işin ileri doğru safhası nedir? Siz o sıfatla sıfatlanıp, o sıfatla hemhal olursunuz. O sıfatta kaybolursunuz. O sıfatta siz yok olursunuz. O sıfatın içerisinde hiç olursunuz.
Ama onun başı, o sıfatın sizin üzerinde tecelli etmesidir. Bu, sizin o sıfata doğru koşmanızla alakalıdır. Arif, bilen insandır. O zaman o sıfat, onun üzerinde tecelli ederekten bilir. Bakar ki, adil sıfatı buymuş der. İşte budur ariflik. Adil sıfatını kitaptan okumak değildir ariflik. O alimliktir. Adil sıfatını üzerinde yaşamak, üzerinde tecelli ettirmek arifliktir. Adil sıfatı olmak ise aşıklıktır. Cenab-ı Hak ikincisinde diyor ki, iyilik yapmanızı, iyilik yapmak emredilmiştir. Farzdır. Bir kimse iyilik yapmak için can, hıraş koşmak zorundadır. Gücünüzün yettiğince iyilik yapmakla mükellefsiniz.
Bunun en aşağısı tebessüm etmektir. Bunun en aşağısı mütebessim olmaktır. Bunun en aşağısı bir yetimin başını okşamaktır. Bunun en aşağısı birisinin karnını doyurmaktır. Bunun en aşağısı çıplak yedirmektir. En aşağısıdır bu. En aşağısıdır. Birisine zarar vermemektir. İyilik yapmak emredildi. Birisine zarar vermemek de iyiliktir. Ama bu en aşağısıdır. Siz en aşağılarda dolaşmayın. Siz birisine zarar vermemeyi terk ettiğiniz gibi, etrafımıza güneş gibi iyilik yapın. Elinizin erdiğine, gözünüzün duyduğuna iyilik yapın. Ve sakın iyiliğin karşısını beklemeyin. Sakın, sakın ha, iyiliği yapıp unutun. Sakın ben şu iyiliği yaptım deyip de dile dökmeyin.
Sakın ben bu iyiliği yaptım sana de birisinin yüzüne söylemeyin. Sakın ben de sana şöyle iyilik yapmıştım demeyin. Sakın ben de böyle iyilik yapmıştım demeyin. İyilik yapın unutun. Şeytan dillendirir. Şeytan onu dile döker. Ben sana böyle öğretmedim mi? Ben seni dervişliğe götürmedim mi? Ben senin elinden tutmadım mı denirttirir şeytan? Ben senin karnını doyurmadım mı? Ben senin başını okşamadım mı denirttirir şeytan? Sakın ha, iyilik yaptığınızda, yaptığınız iyiliği kendi kendinize dahi konuşmayın. Kendi aklınızdan dahi geçirmeyin. Sakın şöyle yaptıydım demeyin. İyiliği yapın. Gizli yerlerde gizli insanlara yapın. Veya eşkara yapın önemli değil. Ama yaparken nefsinize dikkat edin.
Sakın kendinizi iyilik yapıyormuş gibi görmeyin. Allah iyidir. Allah iyilik yapar. Allah iyilik yapanları sever. Allah iyilik yapanların canıdır. Allah iyilik yapanlarla hemhaldir. İyilik yapanlar Allah'ın elinin üzerindedir. İyilik yapanlar Allah'ın damarı gibidir. İyilik yapanlar ortalıkta Allah'ın eli gibidir. Eğer bir toplulukta adalet ve iyilik var ise o topluluk güneş gibi parlar. Eğer bir toplulukta adalet ve iyilik kol geziyorsa orası tam bir İslam topluluğudur. Adaletten uzak, iyilikten uzak bir İslam topluluğu düşünülemez. Adaletten uzak, iyilikten uzak bir Sufi topluluğu düşünülemez. Bir Sufi topluluğun içerisinde aç yoktur. Sufi topluluğun içerisinde açık da kimse yoktur. Sufi topluluğun içerisinde naçar bir kimse kalmaması gerekir.
Naçar bir kimse kalmaz. Sufi topluluğu öyle bir topluluktur ki birbirlerine kenetlenmişlerdir. Birbirlerinin canına can olmuşlardır. İyilikte yarış yaparlar. Birbirlerine karşı. İyilikte yarış yaparlar. Ve nerede iyilik yapılacak diye birbirine sorarlar. Yapılacak bir şey varsa yapalım. Yardım edilecek bir yer varsa yardım edelim. Koşuşturulacak bir yer varsa koşuşturalım. Önemli değil. Bir tane biz peçete götürelim. Bir tane peçeteyi oradan alıp oraya taşıyalım. Bir yerin tozunu alalım. Önemli değil. Yeter ki biz iyilik yolunda koşalım. Yeter ki bizim elimizden, dilimizden, gözümüzden, kulağımızdan hiç kimseye zarar gelmesin. Yeter ki hiç kimse bizden zarar görmesin.
Biz hiç kimseye zarar vermemeye gayret edelim. Bile bile kimseye zarar vermeyelim. Bunun en alt noktası. Ama biz iyilikte koşalım. Eğer iyilikte koşamıyorsak ve bir günümüzü biz, günümüzün herhangi bir saatini, dakikasını iyilikle geçirmemiz lazım. Her gün, her gün kendimize belli noktada iyilikler bulmamız lazım. Birisine Allah'ı zikretlemek dahi iyiliktir. Birisine doğruyu tebliğ etmek dahi iyiliktir. Birisinin hatasını, kusurunu örtmek dahi iyiliktir. Birisine moral vermek dahi iyiliktir. Birisine sabır dilemek dahi iyiliktir. Ama sözümüzle, ama gözümüzle, ama elimizle, ama paramızla iyilik yapmaya koşturalım. Kimileri vardır, işin maddesel boyutunu geçerler. Hem dilleriyle iyilik yapmaya çalışırlar, o da güzel.
Ama birine maddi olarak yardım etmeye gücün varsa, ona yardım et. Maddi olarak onun bir problemini kaldırmaya gücün varsa, gücün nispetinde. Onun problemini orta yerden kaldır. İyilik yapanlardan olun. Hiç kimse sizden kötülük bulmasın. Mümin odur ki, onun elinden, dilinden, gözünden emin olur insanlar. Mümin odur ki, bütün canlı varlıklar onun kendince kendi canından emindir.
O beni öldürmez, o beni katletmez, o bana zarar vermez der. Allah bizi öyle iyi kullarından eylesin. Yüzünüzden iyilik aksın. Elinizden iyilik aksın. Evinizde iyilik olsun. İyilik hakim olsun. Dedikodu, gilbet, iftira. Birisinin hoşuna gitmeyecek şeyler konuşmayalım. Allah bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak devam eder. Yakınlarını bakmayı emreder. Allah yakınlarını bakmaya emreder. İnsanın normalde sufiler yakınları deyince, birinci derecede sufiler için yakınları derviş kardeşleridir. Sufi adabında, erkanında, birinci derecede onun yakını derviş kardeşleridir. O yakınlara, yakınlarına bakmakla emrolundu.
Birinci derecede budur. Ama bunun işin ilmi noktası akrabalarıdır. O kimse kendi akraba talikatına ne yapar? Bakmakla emrolunmuş. Yardım etmeye çalışır. Bakın, bunun birinci derecede, bu noktadaki yakini anne ve babasıdır. Anne babasına bir erkek bakmakla mükelleftir. Yakınlarına bakmayı emretmiş. O zaman bir kimse anne babasına birinci derecede bakmakla mükellef. Ondan sonra diğer akrabalarına gücü yetince bakmakla, yardım etmekle, onları görüp gözetmekle mükellef. Bu noktada, sufi için anne baba muhakkak, ayetle sabit, onu değiştirmek, onu bu noktada üzerinde oynamak mümkün değil. Ama eski sufiler oynamışlar, bu ayrı bir mesele. Anne babadan sonra derviş kardeşlerine yardım etmek.
Onların bakımına, onlara bakmakla kendini mükellef tutmak. Kendini etrafa iyilikle, bakmakla mükellef görmek. Allah cümlemizi onlardan eylesin. Edepsizliği, fenalığı, haddi aşmayı yasaklar. Edepsizlikler günah kebairlerdir. Edepsiz, birisine edepsiz denirse o kimse günah kebair işliyordur.
Fahşiyat içindedir o. Fenalık ise küçük günahlardır. Haddi aşmak ise ince ahlaktır. O zaman Cenab-ı Hak, edep ve terbiyeyi üçe tasnif etti. Hani vardır ya ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. İlmel yakin noktasında bir kimsenin günah kebairlerle iş olmaz. Bir kimse günah kebair işliyorsa o edepsizdir. Fitursuzca yalan söyleyen edepsizdir. Fitursuzca gıybet eden edepsizdir. Fitursuzca iftira eden edepsizdir. Fitursuzca hırsızlık yapan edepsizdir. Fitursuzca fuhuş yapan edepsizdir. Kumar oynayan edepsizdir. Mümin kardeşinden faiz alan edepsizdir. Mümin kardeşini kandıran edepsizdir.
Demek ki farzları yerine getirip o kimse günah kebairlerden uzak olacak ki edepsizlikten uzak dursun. Namaz kılmayan edepsizdir. Oruç tutmayan edepsizdir. Gücü yerindeyken hacca gitmeyen edepsizdir. Göz göre göre günah kebairin içerisinde yaşayan bir kimse edepsizdir. Edepsizdir edepsiz dinlenilmez. Çünkü edepsizden hastalık bulaşır. Edepsiz de sohbet edecek olan kimse amir, alim, hakim hükmünde olacak. O da niçin sohbet eder? Amirdir, emreder edepsizlikten kurtarmak için. Alimdir, nasihat eder.
Hakimdir, hükmeder. Edepsiz de oturup kalkan burnu pislikten kurtulmaz. Edepsiz de dolaşmak caiz değildir. Edepsiz de dostluk kurmak caiz değildir. Edepsiz de hemhal olmak caiz değildir. Edepsize karşı muhabbet beslemek caiz değildir. Çünkü o kimse Allah'ın hukukunu açıkça çiğnemektedir.
O kimse Allah'ın çizmiş olduğu çizgiyi açıkça çiğnemektedir. Birinci derece o Allah'a karşı edepsizdir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin izinden gitmediğinden dolayı Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı da edepsizdir. Bu her ikisine edepsiz olan kimse topluma karşı da edepsizdir. Müminlere karşı da edepsizdir. O yüzden bu sakın ha göz ardı edilmesin. Birisi günah-i kebairi açıkça işliyorsa o edepsizin ta kendisidir. Edepsizin ta kendisidir. Büyükler onlarla bir kısım veliullah onlarla oturup sohbet dahi etmemiş. Ama bir kısım bir kısım celvet noktasında duranlar onların o edepsizliklerini sınırlamak, o edepsizliklerini zapturat altına alıp onunla o edepsizliğin daha dışarıda yaymasını önlemek için onlarla oturmuşlar sohbet etmişler.
Hatta onları dergahlarına bile alanlar olmuş. Aman demiş bunların edepsizlikleri bizim içimizde kalsın da dışarı yayılmasın. Dışarıdan birisi bunun edepsizliğini görmesin demişler. Öyle büyük zatlar da çıkmış. Ama kimisi dergahın kapısından içeri dahi sokmamış. dervişlerine yasaklamışlar bile. Bu iki uç nokta sizi tenaküza düşürmesin. Sizi aldatmasın. Bunun her ikisi de niyet noktasında doğrudur. Hani birisi getirir ya, Hacı Bektaş Veli Hazretlerine şüpheli bir mal getirir. Hacı Bektaş Veli Hazretler almaz. Evladım alamayız bu şüpheli malı der. Bu sefer Hazreti Mevlana'ya götürür. Hazreti Mevlana koyun dergahı der.
Bu sefer derviş merak eder. Efendim hikmet nedir der. Hacı Bektaş Veli Hazretleri istemedi siz koyun dergahı dediniz. Evladım o süt gibidir der. Onun içerisine bir damla necis bulaşsa kesilir der. O yüzden kabul etmemiştir der. Aynı bu sözü götürür. Hacı Bektaş Veli Hazretlerine o derviş. Der ki efendim sizin kabul etmediğinizi Hazreti Mevlana kabul etti. O da der ki evladım o derya gibidir. Ne atarsan at içinde kaybolur gider onun da. Efendim o da sizin hakkınızda böyle söylediler ardından derviş. Kimisi derya gibidir. İçinde her türlüsünü bulabilirsin. Bu biraz daha böyle celvete yakındır. Bu biraz daha böyle aşkli yolda yakındır. Bu biraz daha böyle arifliğe aşıklığa yakındır.
Bu biraz böyle bizim fıtratımıza da uygundur. Allah bizi affetsin. Bu birer de bize hoş gelir belki de. Deriz ki ne kadar günahkar olursa olsun gelsin içimize. O bir sefer Allah dese. Cenab-ı Hak onun günahlarını döküverir diye ümit ederiz. Ve döker de. Ve döker de. O halakayı zikir öyle bir meydandır ki. O halakayı zikir öyle bir haldir ki. O halakayı zikir öyle bir gerçektir ki. O halakayı zikir öyle bir hakikattir ki. Oraya katılanları Cenab-ı Hak ayırt etmez hepsini de affediverir. Biz öyle düşünürüz. Ama birisi de öyle düşünmese. Derviş olacak olan kimseleri kapıda bekletse. Onların bütün hayatiyetlerini gözünün önünden geçirse. Bütün maneviyatlarını gözünün önünden geçirse.
Bütün cismaniyetlerini gözünün önünden geçirse. Dergaha almamak için sırada koysa. Ve onlara belli bir riyazatlardan sonra dergaha asa hakkıdır. Onlara niçin böyle yapıyorsunuz demeyiz biz. Amma ve lakin biz bekletmeyiz. Yolumuz odur bizim. Biz kim kapımıza gelse biz bir seferde Allah dese biz onu kar biliriz. O bir sefer gelse burada tellese onu kar biliriz. O eksikliğimizden noksanlığımızdan kabul edileversin hiç önemli değil. Etrafta bizim için de öyle söyleyiversinler. Hiç önemli değil. Bizim için yolumuz odur. O yüzden biz bu manada kim kendisini günahkar hissediyorsa kapımız ona açıktır. Kim Allah'tan kendini uzak hissediyorsa kapımız ona açıktır. Kim Allah'a yaklaşmak istiyorsa kapımız ona açıktır.
Kim Allah demek istiyorsa kapımız ona açıktır. Bizde mallı, mülkü, parası, pulu önemli değildir. Makamı, mevkisi önemli değildir. Bunların hiçbirisinin burada işi yoktur zaten. Burada işi yoktur. Ama o kimse isteriz ki bu edepsizliklerden uzak dursun. Yolumuzun adabıdır. Gelsin burada o edepsizliklerini yavaş yavaş tamir etsin. Onlardan kurtulmaya çalışsın. Varsın gün gelsin ayağı kırılsın yine gelsin. Gün gelsin gözü çıksın yine gelsin. Gün geldi gözü dönmüş yine gelsin. Gün geldi sırtını dönmüş bize yine gelsin. Gün gelmiş bizim arkamızdan istediğini söylemiş. Yine gelsin. Gün gelmiş bize atmadık taş bırakmamış. Yine gelsin. Gün gelmiş yüzümüze ardımıza ne söylediyse söylemiş.
Yine gelsin. Ona kinimiz ve garazımız yoktur. Gelsin Allah desin. Gelsin Allah desin. Başka derdimiz yoktur. O yüzden bu manada ikincisi fenalıkları terk etmektir. Hani bazı zatlar demişler ya günahın büyüğü küçüğü yoktur diye. Ama bazı günahlar vardır haddi gerektirir. Dayak. Bazı günahlar vardır o kimseyi siz rejim edersiniz. Bunlar edepsizlik sınıfındadır. Ama bazı günahlar vardır. Bundan daha aşağıdır. Ona tembih edersin. Yüzünü asarsın. Ekşitirsin. Veya terbiye etmeye çalışırsın. Yapma dersin. Bunun bu fenalıklardır. Bu fenalıkları da ne yapacak o kimse? Terk edecek.
Ve ardından haddi aşmayacak. Haddi aşmamak ise aşıkların halidir. Aşıklar haddi aşmaktan korkarlar. Aşıklar haddi aşmaktan, haddin ötesine gitmekten korkarlar. Onların üzerine günah kebahiler yoktur. Onların üzerine fenalıklar yoktur. Onlar gece gündüz Allah'a karşı haddi aşmaktan korkarlar. İşte onlar da meselenin öz noktasıdır.
O yüzden Cenab-ı Hak bunu da diyor ki sonunda Allah size tutasınız diye bir öğüt verir. Burada öğüt veren kimdir? Allah'tır. Ve bu öğütü dinleyenler tutarlar ümit ederiz. Ve Cenab-ı Hak da size bu öğütleri tutmanızı emreder. Allah o öğütleri tutanlardan eylesin. Cenab-ı Hak bu öğütlerin peşine düşenlerden eylesin. Edepsizliği, fenalığı ve haddi aşmayı terk edenlerden eylesin.
Eğer bunlar terk edilirse, eğer bunlar yerli yerine getirilirse o kimse edepte, irfanda, o kimse bilgide, akılda, aşıklıkta, önde olanlardan olur. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Üç ihlas fifatı, her şerife. Hasıl olan sevapları, evvelen mizahat, fari kainat, fülesai mevcudat, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme gelmiş geçmiş, bütün Peygamberi Zişan'ın efendilerimizin ruhlarına ayrı ayrı hedilirik,
vasil ve istedareyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir fatiha. Amin.
Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylan'ı, Pirimiz Seyyid Ahmet Er Rufa'yı, Pirimiz Seyyid İbrahim'i, Dursuk'i, Pirimiz Şehebül Hasan'ı, Şah'ın, Okşibendi, Muhammed'i, Bahaddini, Şah'ı Mevlana, Celaleddin Urumi, Hacı Bektaşi Vili, Hacı Bayrami Vili, Mehmet'i Muhit'in'i Füksa'da Hazretleri'nin ruhlarına ayrı ayrı hedilirik, vasil ve istedareyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi, feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ihlas bir fatiha. Amin. Geçmiş mürşid-i kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına, Şeyhimiz, Üstadımız, mürşidimiz, canımız, cananımız, sultanımız, Bayındırlar Mustafa Efendi Hazretleri'nin ruhaniyet-i kusaylarına, Cahit ve Cezada'nın ruhlarına, Mehda'la Resul'ün ruhaniyet-i kusaylarına, Yaşayan mürşid-i kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhaniyet-i kusaylarına,
Turuki aleyhimizde gelmiş geçmiş, Osman-ı aleyheden gelmiş geçmiş, akrabayı talikatlarımızdan gelmiş geçmişlerin ruhlarına, ruhaniyetlerine, ay gay rehidirdik, vasıl ve sedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi, fesiyatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Estağfurullah, estağfurullah, Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi