mustafaozbag.org

356. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 11 Ekim 2013 · 1:21:29

Sınanlı, Allah becenizi hayırlı eylesin inşâAllah, Cenab-ı Hakk'ın izinizi hayırlı eylesin, ayımızı, yılımızı, ömrümüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Bağkur'a olan borcumu ödeyemediğimden faizdir ki, bu faizleri şu anda elime geçen parayı faize yatırıp, sadece faiz olan kısmını faizler desem olur mu? Oğuz, Yurtdışında Bindemir Sûresi'nin doğmasından dolayı bir miktar para cezası yedim.
Bu durumda borçlu durumundayım. Ödemediğim takdirde öldükten sonra kabir azarı çeker miyim. Yurtdışında bulunduğum ülke kafir bir ülkedesi. Bunda normalde savaş halinde olmadığından yurtdışındaki ülkeye giderken, yurtdışındaki ülkeyle belli bir anlaşmanın neticesinde gidildiğinden dolayı, orası normalde daha bir harp olmuş olsa dahi, o antlaşma neticesinde ordu durumundan dolayı oranın hukukuna, bu noktada makul olan, yani bu tip hukuklara uymaz zorunluluğu var.
Ama Türkiye veya Türkiye demeyeyim, bir İslami hukukla hukuklanmış bir yerden oraya harp noktasında giderse, o zaman böyle bir şey söz konusu olmaz. Burada darül harp, darül islam hukuku olur. Darül harp, darül islam hukukunda önemli olan darül harp. Dar yer demek. Harp de bildiğiniz harp edilen yerde, mücadele edilen yerde. Siz harp edilen bir yere, harp ettiğiniz bir ülkenin müsaadesiyle gidebilir misiniz? İngiltere ile harp halinde olmuş olsanız, İngiltere size vize verip kendi topraklarına katar mı? Oranın vizesiyle giriyorsanız, o devletle hukuki olarak bir antlaşma üzerine girmiş olur. Bu noktada İslam devlet hukukunu bilmeyenler, işte Almanya'ya gidenler, orada harp halindeler, orada normalde işte devlete olan yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda değiller gibi hükme varıyorlar.
Bunda sıkıntılar var. Aynı şekilde adam Türkiye'de de aynı şekilde yapıyor. Türkiye Cumhuriyeti, devleti kimliği taşıyor musun? Evet. Bunun pasaportunu taşıyor musun? Evet. O zaman sen mevcut bu devletle, bu hükümetle, bu sistemle hukuki noktada antlaşma sağlamış oldun. O yüzden devletin malına, insanların malına zarar verme yetkin yok.
İnsanlar kendi kendilerine fetva çıkarıyorlar kendi kafalarından. Mücadele etmiyor. Mücadele etmiş olsa ona diyeceğiz ki sen mücadele halindesin, harp halindesin. O kimseye soracaksın. Yani sen İslam dediğin için gidip mahkemede sorgulandın mı? Sen dinin için gidip işkence çektin mi? Senin dininden dolayı seni hiç karakolada turdular mı? Hayır. Sen mücadele etmez. Çok basit. İlim nedir demiş. Yunus ya ilim, ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır. Tabi ilme eğer biz hangi ilim noktasından bakacağız? İlim nedir? Tıp ilmini mi sordun? Çimya ilmini mi sordun? Fizik ilmini mi sordun? Matematik ilmini mi sordun? Ticaret ilmini mi sordun? Devletler hukukunu mu sordun? Hadis ilmini mi sordun? Tefsir ilmini mi sordun? Ama bunun içerisinde en fazil etmesini öğrenmek istiyorsan ilim onu bilmektir. Onu bilmenin yolu da nefsini bilmektir.
Nefsini bilmeyen bir kimsenin onu bilmesi mümkün değildir. Bu ilmin en fazil etmesi belki de ilmin cevheridir. Araba kullanmayı biliyorum ama 18 yaşında değilim, eğitim yok. Araba sürersen yenilince sakıncası olur mu? Bunda dini sakıncalar aramayız. Yaşadığımız ortamda, yaşadığımız sistemde belli kurallar var. Bu kurallar haram olmadığı müddetçe uyulması gerekir. Kırmızı ışıkta durmanın dinen ne sakıncası var, ne sakıncası yok. Bunu mu tartışacağız şimdi? Ehliyet almadan trafiğe çıkma. Ehliyet almış olsan dahi, güzel araba, iyi araba kullanmadıkça, ehli olmadıkça dikkatli davran. Bu güzel bir kardeş, buraya gelirken de kütüphaneye gidiyorum diye çıkmış.
Güzel, burada kütüphane gibi kardeşler var elhamdülillah. Yaptığınız son haccınızı bizimle paylaşır mısınız? Cenab-ı Hak müsaade ederse inşallah, an gelirse paylaşır mısın? Kimin namazında mihraf ve kübresi aynı olursa, aynı mı?
Onu tekrar ünvan tarafa gitmesinin ayıp ve kusurlu değil. O ayından aynı olması lazım. Mihraf ve kübred. Arşı taşıyan melekler var diyorlar. Bu konuda geliş bilgi vermemizi rica ederiz. Bize de öyle diyorlar. Hadi şerifler var, arşı taşıyanın melekler olduğunu dair. Zamanımızda üstadın bazı zamanımızda kavurma bayramına dönen bu mübarek bayramın önemini ve bazı alimlerin önemini vurguladığı kurban etmenin kurbiyet ve Allah'a olan yakınlığını bize açıklayabilir misin?
Ya kurban bayramına kavurma bayramı diyen bir kimsenin alimliğiyle profesörleriyle din adamınızla tartışırız. Ne olur burada konuşup da onu yüceltelim ki? Densizin, dengesizin, geri zekalı, elbesinin birisi çıkmış kurban bayramına, ramazan bayramına, din ve dinden olan bir şeye bir laf söylemiş. Biz ona buradan bir laf söylesek ne olacak ki? Bir faydası mı olacak? Daha onu burada deli bir taş atmış, kırk tane akıllı onu çıkaracağım diye uğraşır. Bu bizimki de ona benziyor. Allah'a olanı ters. Cenab-ı Hak velhaslı suresinde kurban kes demiş. Pardon, kevser suresi. Hanefiler bu ayet-i kerimeden yola çıkarak da emir var çünkü.
Kurban kes, emir. Bu ayet-i kerimeden çıkarak da peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerini kurban kesmediği bir kurban bayramı yok. Hiç terk etmediği için. Böylece Hanefeler buradan demişler ki, vacip kime? Zekat vermeye muhtedir olan. Kurban, Hanefilerce zekat vermeye muhtedir olana vacip. Bunun üstünde, bunun altında, bunun yanında, bunun orasında, burasında bir şey aramaya gerek yok. Adem'den itibaren kadir bir Allah'ın sünneti Cenab-ı Hak Adem'in çocuklarından itibaren bütün peygamberlere kurban emredilmiştir. Bunun işte, evet kurban, kur, yakınlık demektir.
Kurban bu noktada vaciptir. O kimse her ibadeti işlemekle, insanlar ibadet işleyerek de Allah'a yaklaşırlar. Kim farzları yerine getirirse Allah'a en sevimli işi yapmıştır. Nafilelerle Allah'a yaklaşır ve Allah'ı sever. Bir kimse ibadetleri yerine getirmesi, Allah'a yaklaşmasın. Üzerine farz, vacip, nafile ibadetleri yerine getirerekten bir kimse gücünü yetince bunları yerine getirerekten Allah'a yaklaşır. Sadece kurban keserekten insanlar Allah'a yaklaşmaz. Kurban, hanefilerce vacip, şafilerce sünnet. Beş vakit namaz farz. Ama bazı ibadetler vardır ki belli vakitlerde ehemmiyet kazanır, önem arz eder.
Kurban kesmek de senede bir sefer kurban bayramında önem arz eder. Gün içerisinde bir sürü vacip ibadetler vardır. Ayların içerisinde, günlerin içerisinde, yılın içerisinde bir sürü vacip ibadetler vardır. Ama siz vacip noktasında kurban bayramının haricinde bir kurban bu noktada, bu manada kesemezsiniz. Kurban bu noktada.
Hanefilerce vacip adlediler. Kurban bayramın birinci günü, şehirlerde bayram namazından sonra, bayram namazı kılınmayan mezralarda, köylerde sabah namazından sonra, Hanefilerce ne zamana kadar? Üçüncü gün ikindi vaktine kadar kurban kesebilirler. Bu vakit arasında kurban kesme ibadetini yerine getirirler. Kurban kesmek, bu noktada Hanefilerce nisat miktarı paraya sahip olan, yani zekat verenler için vaciptir. Zekat vermeyenler için Hanefilerde nafiledir. Şafilerde zekat verse de vermese de nafile bir ibadet. Bu kadar. Namaz kılmak, parz namazı kılmak, kurban ibadetinden daha önemli ve ehemmiyetlidir.
Bir kimse farz namazını kılmıyor, kurban kesebilir mi? El cevap kesebilir. Bir kimse bir ibadeti yerine getiremeyebiliyordur, yerine getiremediğinden dolayı başka bir ibadeti de terk etmesi ondan beklenmez. Bir de öyle de var. Namaz kılıyor musun ki kurban kesiyorsun? Bırak elime bir ibadet bir ibadet. Bir sefer Allah demek, bir sefer Allah demektir. Yüz sefer söyleyemedi diye bir sefer de söyleyemeyecek mi? Otuz Ramazan orucunu tutamadıysa, tutmadıysa bir gün oruç tutmayan adamın hakkı yok mu? Bunun gibi algılanmalı, bu noktada hareket edilmeli. O yüzden ama birileri de, bir densizin birisi de kalkıp da bu işte kavurma bayramı diyorsa, o densize de cevap vermek, o densizin seviyesine düşmekten başka bir şey değil.
Diyecekler. Onlar her şeyin de laf söylerler. İslam dinine laf söyleyecek ya bir kimse. İbadet edenlere bir laf söyleyecek ya. Her şeyine bir kult takarlar. O yüzden her kult takanın bir takmış olduğu kulda cevap vermeye kalksak ömür yetmiş. Allah bizi affetsin. Amin. Uzun bir fitne ile alakalı hadis var. Ya muhakkak bu hadisler önemli, bunlarla alakalı sohbet etmiştik zaten. Ahir zamanla alakalı, ahir zamanda çıkacak olan fitnelerle alakalı. Bu ahir zaman fitneleri ile alakalı size söyleyecek olun. Çok keskin, çok net. Çok keskin ve çok net.
Kafanızı bulandırmayacak bir şey söyledi. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışın. Ahir zaman fitnelerinden ve bütün fitnelerden insanı korunacak olan, muhafaza edecek olan, direkt Kur'an ve sünnet bilgisine sımsıkı yapışın. Bazı kardeşler, belirli hadisleri okuyarak da kendilerine belirli yol çiziyorlar.
Bu noktada perspektifinizi geniş tutun. Belirli noktadan bakan şahıs veya cemaatlerin hazırlamış olduğu hadis kitapçıklarından maada, Buhari Müslüm, Tirmizi, İbn-i Mace, İmam-ı Hanber, Ebu Davuk gibi. Mesela Türkiye'de kötü bir sitte İbrahim Canan'ın hazırlamış olduğu veya işte Türkçe'ye çevrilen Hudani gibi veya altı ciltlik bir yedi ciltlik bir hadislerle İslam.
Onun gibi bir hadis kitabı kendinize edinin. Gönlüm arzu eder ki mesela İbrahim Canan'ın kütümü sizesini alın. Gönlüm arzu eder ki Rudani'yi alın ve hadis şeriflere oradan okunmaya, oradan bilgi edilmeye çalışın. Veya işte gidin Muhammül Müslüm'ün ittifak ettiği hadisleri okuyun örneğin. Veya işte değişik kütümü sizdeler vardır da en meşhur İbrahim Canan'ın o hazırlamış olduğu altı hadis kitabının toplanmış olduğu kütümü sizdeyi okuyun.
Oradan kendinize bir yol çizmeye çalışın. Fitnelerle alakalı hadisleri okuyun örneğin. Ve fitnelerle bağlı bu fitneyle alakalı okuduğunuz hadislerin sonucunda çıkaracak olduğunuz sonuç şu. Bir kimsenin hangi fitneye duyçar olduğu, hangi fitneye duyçar olacağı ve gelecekte hangi fitneye düşeceği belirleyecek. Sağlam yol sımsıkı Kur'an ve sünnete bağlanma.
Bu noktada sağlam yol sımsıkı Kur'an ve sünnetten sonra bir imamın iştihadına sağlam bağlanma. Yani ben bunu böyle Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlanma derken iştihad alimlerine arttığımı düşünmeyin. Hanefi mezhepte gücümü yettiğince Hanefi mezhebine göre amel ediyorum. İnsanlara bu konuda yardımcı olmaya çalışırken de Hanefi mezhebine göre bağlı kalarak da yardımcı olmaya çalışıyorum.
Ama orada kimsenin problemini aşamıyorsak, o kimsenin yolunu açamıyorsak o zaman Malikiye, Hanberiye, Şafiye bakıyorum. Size yol olarak Kur'an ve sünnet yeter. Size yol olarak Kur'an, sünnet ve imamların iştahını yeter. Size yol olarak ilk sufilerin yolu yeter size. Sufilik yolunda gitmek isteyemezler. Size yol olarak Cüneyd-i Bağdadi'nin, Sırr-ı Sakazi'nin, Beyaz-ı Bestami'nin, İbrahim Ethel'in, Adr Kadir Geyhani'nin, Ahmet-i Ruhai'nin, Ahmet-i Vedevi'nin, Hz. Mevlana'nın yolu bunlardan herhangi birisi. Birbirlerine çok fazla bir fark yoktur. Yol olarak bu size yeter. Kafanızı karıştırmaya, kurcalamaya gerek yok.
İnsanlar oturuyorlar şimdi internetten, oradan bir şey okuyor, oradan bir şey okuyor, oradan bir şey alıyor, oradan bir şey alıyor, oradan bir şey alıyor. Oradan bir şey alıyor, çorba oluyor adam. Adamın şeyhi de yok, bir cemaatı da yok ama şeyhten de cemaattan da fazla biliyoruz her kadar. Bir müddet sonra bakıyorsun adam namazı terk etmiş, meşrebi terk etmiş, mezhebi terk etmiş, yolu terk etmiş, her şeyi terk etmiş adam. Ama çok biliyor adam. Ya bu kadar bilginle niçin ibadet yok, niçin işte anlayış yok, idrak yok, mücadele yok, çok biliyor. Dünyayı yakanlar hep kendilerini çok biliyor noktasında olanlardır. Batıranlar ailenin içerisinde kendisini çok biliyor noktasında görendir. İş yerlerini batıranlar, kendilerini kendi işlerini çok biliyormuş noktasında görenlerdir.
İstişareye aç, istişare etmiyorsa batar. Bir iş yeri istişare etmiyorsa batar. Bir ev aile bireyleri birbirleriyle istişare etmiyorlarsa batar. Bir dergah birbirleriyle istişare etmiyorlarsa batarlar. Adamın istişare edecek hiçbir kimsesi yok, ihtiyacı yok. Basıyor, Google Efendi'ye istediği sonucu alıyor. Google Efendi duruyor orada nasıl olsa ya.
Adam Google Efendi'ye basıyor, senin önüne sonucu getiriyor. Kendi önüne getiriyor. Alim onlara. Şey diyelim, Hz. Google. Adamın gidip fukum okumasına gerek yok, Hz. Google var. Adamın gidip hadis okumasına gerek yok, Hz. Google var. Adamın gidip tefsir okumasına gerek yok, Hz. Google var.
Adamın rüya tabirine gerek yok. Gel rüya tabiri Hz. Google'a gelsin önüne. Ondan sonra hocam baktım ben diyor rüya tabirlerine. Şöyleymiş, mübarek olsun diyorum ben. Siz ne diyorsunuz? Hz. Google'a nasıl yarışayım diyorum ben. Birine dedim, şu Hz. Google'a sor bakalım dedim ya kabir haline de vakıf mı? Hz. Google dedim, kalbe rabıta ediyor mu? Bir sor dedim. Rüya tabirini sordun ya onu da sor.
Şimdi böyle insanlar çok. O yüzden kıymetli dostlar, uzun bir hadis şerif okumaktan intina ettiğinden dolayı değil. Ahin zamanda, Güneydoğu'da, Orta Doğu'da çıkacak olayları söylüyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zuhur etmesi, dolması, dolması ahir-i zamanın başlangıcı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri doğduğu günden itibaren ahir zaman yaşıyor.
Bu dünyanın kaçıncı ahir zamanıdır bilemem. Bu insanın kaçıncı ahir zamanıdır bilemem. Hangi ahir zamandan bahsedilir bilemem. Hangi Mehdi'den bahsedilir bilemem. Hangi insandan bahsedilir bilemem. Hangi Adem'den bahsedilir diyemem. Bilemem demem de diyemem diye. Mecaz. Şimdi bir şey var yalnız. Okuduğum bir şey. Yeryüzünde Allah diyenler mevcut olduğu müsteçe kıyamet kopmayacak.
Kıyametin kopmasını bekliyorsa bir kimse gerçekten yürekten fise bilinda. O kimse kendince Allah demediğinin inancını koyuyor ortaya. Eğer bir kimse gerçekten kendi kendisine imanı kamil noktasında ben Allah diyorum diyorsa kıyameti beklemesi saflık. Bu şuna benziyor. Hani yağmur duasına çıkan kimsenin yanına şemşeye almamasına benziyor.
Derler yani. Veyahut da burada Allah demiş zikretmiş buradan dışarı çıkarken ya ben affolmamışım diyor. O kendisi kendi yaptığı zikre karşı. Kendi yaptığı zikre inanmıyor. Kendisi kendi yaptığı ibadete inanmıyor. Kendisi Allah'a olan ümidini yitirmiş. Şeytan onu almış eline. Allah dedin mi dedin Allah seni affetmiştir. O kendisi inanmamış. Bunun gibi.
O yüzden ahil zamanla alakalı hadis-i şerifler var. Bu hadis-i şeriflerde işte Fırat'la Dizli arasında savaşların olacağı var. Orada kan gövdeye götüreceği var. Oradaki kavgaların, görüntülerin, tantanaların bitmeyeceği var. Zaten bitmemiş. Efendimiz'den sonra oradaki kargaşalar bitmemiş hiç. Hz. Ömer Efendimiz'den İslam'dan önce de orada kargaşalar bitmemiş. İslam'dan sonra da kargaşalar bitmemiş.
Hala da kargaşa bitmiyor. Bitmeyecek. Çünkü ilk zulüm orada işlendi. Adem, Adem'in çocuğu öbür kardeşini orada katletti. Orada zulüm bitmeyecek. Zulmü bitirmeye, kanı bitirmeye, kargaşalığı bitirmeye. Mehtala Resul'dan başka hiç kimsenin gücü yetmeyecek buna. Yani orada bir suğuk dönemi oluyor ardından bir daha karışıyor. Bir suğuk dönemi oluyor ardından bir daha karışıyor. Bir suğuk dönemi oluyor ardından bir daha karışıyor. Ebu normalde Abbasiler de öyle olmuş. Ememiler de öyle olmuş. İşte Selçuklular da öyle olmuş. Ardından Osmanlılar da öyle olmuş. Osmanlı yıkılmış hala. Yani baktığınız zaman orada son 100 yıldan beri Orta Doğu'da kan gözyaşı mı bitmiş?
Devletin başındaki zalim hükümdarlar kendi milletlerine, kendi insanlarına zulmetmiş. Ama birbirleriyle bitmeyen savaşlarla birbirlerine zulmetmişler. Sonuçta oradaki zulüm kan gözyaşı bitmiyor hala da bitmeyecek. Ya PKK bitiyor mu orada? Kürtlerle başkalarının savaşları bitiyor mu? Bitmiyor. Bitse birbirleriyle savaşıyorlar zaten.
Şimdi çekiliverecek bütün herkes, elini yeterli çekecek diyeceğim ki Kürtlere, hang kurum bir devlet orada? Barzaniciler bir tarafta, Talebaniciler bir tarafta, Öcalancılar bir tarafta, Suriyeciler bir tarafta. Bir girecekler birbirlerine yine kan gözyaşı bitirecek. Bitmeyecek. Osmanlı'da da bitmemiş. Yani Yavuz Sultan Selim kocaman ordusuyla bilirmiş, Şahd-i İsmail dahil ta Mısır'da çıkmış.
Bir müddet sonra yine devam etmişler. Siz, Mame Sünnet'e sıvı sıkı salın. Fitnelerden ancak öyle muhafaza olur mu? Ey Muad! Allah'ın kulları üzerindeki hakkı nedir diye sorunca, Allah ve Resul'u iyi bilir diye cevap verdi. Muad bilce verdi. Hiçbir şeyi ortak tutmak için Allah'a kulluk etmektir. Kulların Allah üzerindeki hakkı nedir bilir misin? Onlara azap etmemesidir. Bu müdeyi vereyim mi diye sorunca sonra tembellik ederler diye cevap verdi. Bu hadis sahih ise bu çerçevede kul olabilmeyi açıklar mısınız? Bu hadis sahih ise derken, sahih olmadığını düşündüğün hadis-i şerif'i buraya neden getirdi ki?
Bakın, hadis-i şeriflerin üzerinde ancak ilim evli, hadis ilimcileri otururlar. Bir hadisin sahih olup olmadığıyla alakalı kritik ve analizler ederler ve bir hükme var. Bu oyunlara düşmeyin.
Eğer siz muteber o altı hadis kitabından, daha geniş, on dört tane hadis kitabından, hadi daha genişletelim, otuz beş tane hadis kitabından, aldığınız bir hadis-i şerif ise bunun üzerinde sahih mi, değil mi diye sizin sorgulama hakkınız yok. Bu sizin bu noktada cehaletinizi gösterir.
Cehaletinizi gösterir. İmam Buhari'nin hadislerine inanıyorum kardeşim. İmam Buhari hadis sahih dediyse sahihdir. Benim kalkıp burada, her gibi bir hadisi şerifin üzerinde bir bilgim olmaksızın, bu sahih değildir veya bu böyle söylenmemiştir demem, çok büyük küstahlıktır. Çok büyük bir cehalettir. Bir müddet, bir zaman içerisinde, bir yerde, böyle küçük bir sohbet kurumunda, faizle alakalı hadis-i şerifi söylemiştir. Böyle dört beş kişiler, böyle kıyıp bıttıracak, yandan yundan gidecek yer arıyorlar. Dedim ki, müminin müminden faiz alması haram.
Bir mümin kardeşinden faiz alırsa, annesiyle Kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibi. Günah etmiş gibi günah girer. Annesini nikahlamış gibidir diyor. Birkaç tane çünkü şey var, değişik söz var. Nikahlamış gibidir. Annesiyle Kabe duvarının dibinde cima etmiş gibidir. Gibi böyle kelimeler değişik var ama ayrı mani. Birisi dedi ki, Hz. Peygamber öyle söz söylemez dedi. Söylemiştir. O hadis sahih mi, değil mi dedi. Durdum, hangi hadis kitaplarını düküyorsun dedim.
Ben ilahiyat mezunuyum dedim. Sana nereden mezunusun diye sormadım ben. Sana nereden mezunusun diye sorulsaydı, onun cevaplandıracaktı. Sana nereden mezunusun diye sormadım dedim. Hangi hadis kitabını okudun dedim dedim. Sen ilahiyat mezunuyum diyerekten zaten cahiliğini gösteriyorsun şimdi. Hangi hadis kitabını okudun dedim ben, ses yok. Senin oturup da bir hadis kitabını baştan sona okudun var mı dedim ben, ses yok. Niye dayanarak bunu dedim reddettin sen şimdi. Hangi ilme dayanarak reddettin? Ses yok. Sizin gibiler dini ifsad ediyorlardı. Siz de toplum ilahiyat mezunusunuz diye sizi dinliyor dedim.
Sen bir tane hadis kitabı bana söyleyemedin ben şunu okudum diye. Buhari'nin muhtasarını okuyabilirdin dedim. Müslim'in muhtasarını okuyabilirdin dedim. Müslim Muhari dedim ikisinin ittifak ettiği hadisleri dedim okuyabilirdin. Kettani'nin dedim hadis kitaplarını okuyabilirdin. Tek cep dedi. Nebevi'nin dedim 3 cittik dedim diyanetin yayınladığı bir hadis var. Hadis kitabı var 3 cittik. Onu da iyi okuyabilirim. Şimdi kıymetli dostlar. Burada defalarca soruyorum kardeşler. Bir hadisi şerifin sahih mi değil mi diye sorgulama bizim hakkımız değil. Muteber hadis kitapları var. Bu abi Müslim İbn-i Macer.
İmam-ı Hanber alışkanlığı ediniz. Dır kitabı bulundurunuz.
Evinizde hadis kitabı bulundurunuz. Hadis numarasıyla not al getir. Bir şey okur adam takım yaprağın arkasından getirin sana. Hadi yokluk vardı.
Hadi insanların parası yoktu. Hadi oralardan ilim öğrenmeye çalışıyorlardı. Eyvallah. Şimdi ceplerinizde 300 liradan 500 liradan 1 milyon liradan 2 milyon liradan aşağı telefon yok. Arkadaşım bana şöyle bir şey anlattı. Ben farz namazlarının hepsini kılamıyorum.
Bazen kılıyorum bazen kılamıyorum. Mesela bu sabah kalktım ve içimden sabah namazını kılmak geçti ve ben de kılıyorum. Peki hocam namazını devamlı kılan biri Allah'a olan inancı tanık olduğundan Allah namazı farz kılıyor. Ve ben bunu yapmaya mecburum deyip nefsini ve şeytanın yenip namazını bu ciddiyette kılar. O ara sıra kılan arkadaş içinden geldiği için namaz kıldı. İçinden gelmeseydi kılmayacaktı. Diğer kılmadıkları gibi o arkadaşın nefsi ve şeytanları nasıl görüyor da izin veriyor namaz kılmasına. Arada izin veriyorlar böyle işte kendini böyle kandırsın diye. Gerçekten. Böyle nefise şeytan insanla oynar. İnsana ibadet ettirir. Ona böyle bir ibadet ettirir.
O ibadetiyle bir mutlu, bir huzurlu, cuşu huruş içerisinde. Ona bir ay, iki ay, üç ay yeter. Yastı ya bir şey. Bu şeytanın kandırmacısıdır. Adam bir sabah namazı vaktinde kalkar, bir ağlar, bir zikreder. Birisi öyle dedi. Bana üç ay gidiyor dedi. Abi benim ona böyle iş yapmıyor. Maşallah dedim ya. Ne cimriyin işin dedim ben. Nasıl dedi. Ben hovardadım ya dedim. Sabah kazandım, bir saat sonra yiye veriyor dedi. Gene elimde orucunda kalmıyor dedi. Sen maşallah cimrisin demek dedim ya. Bir sabah kazandığını üç ayda yiyorsun dedi. Beni durduk ben hiç bu taraftan bakma dedim. Bizim taraf dedim harabat noktası dedim.
Biz dedim nerede kazandık orada yiyiyoruz dedim. Gene yok dedim elde oruçta bizim dedim. O yüzden koşturuyorum daha böyle dedim ben. Kazanacağız diye. Kazandığımız yerde kaybediyoruz dedim ben. Nasıl dedik. Ben para basmasını çok seviyorum. Ben hızlı oynuyorum dedim tokere. Basıyorum dedim lan kaybediyorum. Basıyorum kaybediyorum ama bir gün kazanacağım inanıyorum dedim. Şeytan alır böyle size bir ibadet yaptırır. O ibadeti size süsler. O ibadeti allar kullar. Baş tacı eder size, oturtturur size. O sizin putunuz olur. Siz ona tapınırsınız. Ben ne güzel Allah'ı zikrettim ya. En güzel zikret sen yaptın.
Sen yaptın. Aha! Şeytandan sana bir beşi birlik. En güzel zikri sen yaptın. Şeytanın küçük kardeşinden de bir beşi birlik. Senin gibi sarık saran mı var bunda ya? En yakışıklısı sensin. Şeytanın öbür kardeşinden bir beşi birlikten yaptın. Çıkarken sen şeytanın taktığı beşi birliklerle takıp çıkıyorsun. Ne zikrullah da mı ha? Putun senin oldu. Hakkıyla kulluk edemedim ya Mahmut diyen bir peygamberin ümmeti. Ne zikrullah yaptıydık ha? Diyemez. Hakkıyla seni zikredemedik ya Rabbi. Sen kendi kendine yuşuruş içerisinde ne namaz kıldık ya? O mübarek olsun. O senin putun ol.
O senin putun ol. Hakkıyla kulluk edemedik ya Mahmut. O yüzden kimileri böyle içimden geldiğin zaman bir namaz kılarlar. Allah onlara üç ay dört ay gider. Sana gitmez. Sana üç ay dört ay gitmez. Allah bizi affetsin. Şeytanın bu tip oyunlarına da kalmayın. Şeytan sizin yaptığınız iyi güzel doğru şeyleri süsleyip sizin önünüze bir övünç kaynağı olarak getirmez. Siz bakın ibadetinize sımsıkı sarılın. İşinize sımsıkı sarılın.
Derdağınıza sımsıkı sarılın. Eşinize, çoluğunuza, çocuğunuza sımsıkı sarılın. Ama şunu demeyiz. Muhteşem bir iş yaptım. Ben yaptım. Hayır. Herkes yaptım. Bir payı var. Bu yolda herkesin bir payı var. Yedi yaşındaki çocuk Sema Akçeli orası. Beş yüz elli kilometre gidiyor. Beş yüz elli de geliyor bin yüz kilometre. Herkesin payı var bunda. Herkesin evinde oturan eşinin dahil payı var. Herkesin evinde oturan çocuğunun dahil payı var. O çocuk babasını bekliyor. O çocuk annesini bekliyor. O kadın kocasını bekliyor.
O baba oğlunu bekliyor. O anne çocuğunu bekliyor. Herkesin payı var. Sakın kendi kendinize ortaya çıkan bir şeyden şeytanın süslemesine, kandırmasına kanmayın. Allah'ım ağabey. Nefsinizi yazın. Herkes hanımı için kurban kesebilir mi? Birinci derecede kurban parası olana vaciptir. Ama bir kimseye vacip değil. Örneğin. Veyahut da bir erkek kendisine vacip. Bir kurban daha aldı, hanımı için kesti. Bir kurban da kendisi için kesti. Adam coştu. Senin için bir kurban keseyim. Bayağı. Eyvallah.
Bu noktada bir sıkıntı yok. Ama belakim. Birinci derecede parası olana vacip. Hanımın parası var. Ona vacip. O kesecek birinci dereceden. Şimdi bazen soruyu var. Para yok ama altın var. Bileziği götür kuyumcuya. Ucundan kestir bir kurbanı. Kaç gram? 10 gram. Bir kurban ne kadar? 800 lira. 900 lira. Eğer kaç gram olacak? En azından 5-6 gramı gidecek. Bileziği götür 5-6 gram kestir oradan ucundan. Sat onu oradan. Git kurbanını al. Öyle yapacaksın. Kadının canını al. Değil mi? Ama öyle yapacaksın. Tıklayacak evi.
Hani sevdiklerinizi infak etmedikçe size Allah'ın güzellikleri, nimetleri, hoşlukları, tatlılıkları gelmezler. Onlar da öyle bir infak etsinler. Bileziğin ucundan kessinler. Şimdi bazı erkekler normal olarak ya işte hanımına da bir kurban oluyor. Parasını da adam veriyor. Niyet hanıma ait tabi. Ama kadın altınlar benim diyorsa Aslında adamlar güzel bir yol çiçekler. Hanım altınlar senin değil mi? Evet. Bu sarı lira, beşi birlik, bilezik her neyse senin değil mi? Evet. Git ucundan kestir biraz. Bir için dağılansın. Koy yemin nesini kestirin. Ve kestir takmazsın sonra. Adamlar sonra da onu kestirdiğinizde daha fazla zarar edecekseniz yaptırmayın.
Kısa yoldan gidin alın bir tane kuzu kuzu bir kurbanlı kurbanı kestirin. Allah bizi affetsin. Ama tekrar söylüyorum. Erkeğin ise para bu noktada acibiyet olursa önce o kurban kesecek. Bunun yanında eşi nedeni yedirip bir kurbanla kesebilir mi? Evet. Erkeğe vacip değil ise. Nafile bir ibadet edeceklerse aileden herhangi birisinin üzerine kesilemiyor. Var mı başka? Sor. Acem'e, Acem'in araba. Kırmızı, beyazdan, beyazdan, kırmızıya. Kaç bir yere tutuluyor. Üstün bir takva aradık. Bu hapsi, şerif de dinlediğiniz zaman, bir yerden dinlediğiniz zaman, otururuz zaman. Bu hapsi gidelim de çok kısmında.
Hiçbir milletin, hiçbir milletin üstünlüğü yoktur diye bir cümle daha vardı. Burayı kalbim sona ayılamadı. Daha doğrusu, Hazreti Peygamber Efendimizin içeriden bu cümle benim değil dediğini gördüm. Doğru. Ve ama şöyle bir hikilememiştim. Bu şeyi dedim ben eksiltirsem, acaba Hazreti Peygamber Efendimizin sözünü mü eksiltirir diye çünkü eksiltten ve arttırılanı çok büyük bir cümle var. O yüzden dokunamadığımız şeride. Buradaki dokunma ne olmalı? Orada kesin kat'i bir bilgi yok ise, zahiri noktada, ona dokunmak hoş bir şey değil. Ama sana onun kesin kat'i bir bilgisi, Allah'a emanet edeyim. Arap'ın Aceme, Acem'in Arap'a üstünlüğü yoktur. O bu, o söz bu kadardır. O da tamam, o da yok. Başka bir rivayet yok.
Bu harbi rivayetinde olması lazım. Arap'ın Aceme, Acem'in Arap'ın üstünlüğü yoktur. Üstünlüğü takvadadır. Millet mi onaylamadı? Milletle alakalı zaten o yok zaten. Normalde yok diye açıkçası söylüyor. O normalde hadis kitabını yazan kimse, ona böyle mana olarak onu ilave etmiş. İnsan ilavesi oluyor. Evet, mana olarak ilave etmiş. Yani bu kalbimi mi dinlemeyeyim? Yoksa? Bunun altında da zahir bir bilgi var ise, zahir bilgi. Sor, soracak. Bunun gibi. Teyitleyecek. Arap'ın Aceme, Acem'in Arap'ın üstünlüğü yoktur. Allah katıldı. Üstünlük takvadadır. Bir böyle rivayet var. Arap'ın Aceme, Acem'in Arap'ın üstünlüğü yoktur. Kırmızının siyaha, siyahın kırmızıya üstünlüğü yoktur.
Üstünlük takvadadır. Bir böyle var benim aklımda kalan. O bir milletin, bir milletin üstünlüğü yoktur manası yoktur. Çünkü Cenab-ı Hak bazı kavimlerin yaptıkları işle fasiletli kılar. Bak üstünlük değil bu, faziletli olur. Bir kavim, inancıyla başka bir kavimden daha faziletli olur. Bir topluluk imanıyla, inancıyla başka bir topluluktan daha faziletli olur. Bir iş, başka bir işe göre daha faziletli olur. Bir ibadet, başka ibadete göre daha faziletli olur. Bir insan, başka insana göre daha faziletli olur. Bu yola çıktır. Fazilet muhakkak takva ama bazı şeyler vardır. Mesela bir kimse, o iş onunla özdeşleşmiştir. Allah emaneti ehline vermenizden hoşnutluktur.
Bu noktada o kimsenin faziletidir. O kimseye emaneti ona teslim edersiniz. Çünkü o, o noktada işin ehlidir. O vazifeyle o kimse vazifelendirir ve o noktada o öbür günlerden daha üstün olur. Anlaşıldı mı? Doktor. Şimdi biz sağlıkla alakalı bir şey kime teslim edeceğiz? Doktora teslim edeceğiz. Doktora teslimi derken, doktorun ailesi tıpla alakalı çok faziletli bir aile olabilir. Böyle bir aileden gelme, duygunluk, aileden gelme, duygunluk, aileden gelme bir olgunluk vardır. Onlar o meseleye hakimdirler. Dıtla alakalı işte salikten daha faziletli oldu şu an. Bunun için.
Hepsinden de hepsi de olabilir. Hepsinden de hepsi de olabilir. Hepsinin genelinde yetim olması ile alakalı, her erken yaşta olabilirler. Ya da babaların, onlar doğamadığını da olabilir. Hani millet tebebi, imanların tam kemale arasını yoksa peygamber efendi, bari efendiler için. Hepsinden de hepsi de olabilir. Bu tip şeyler derinlemesini analiz edilir ki muhakkak içinden hükmetler çıkar. Ama bunların üzerinden bir kimsenin üzerine bir fazilet aksetmek, peygamberlerin haricinde olanlar çok boş bir şey de çıkar. Tuz meselesini biliyor musun sen?
Hani gelmiş bir dervişin birisi, şeyhine demiş ki, efendim ben peygamber sanırlardır ve selamadır hani göremiyor musunuz? Tuz yala oğlum diyor. O derviş sabaha kadar tuz yalamış, uyumuş, seraptan selama koşturuyormuş. Yani serap dedi su. Koşturuyormuş, su var, tam düşecek, kokuyormuş ki çön. Koşturuyormuş, tam su var, düşecek, kokuyormuş ki çön. Sabah olmuş, gitmiş şeyhine. Demiş şeyh efendim, evladım gördün mü demiş peygamber Cişan efendimizi. Efendim sabaha kadar su peşinde koşmuşlar. İşte evladım demiş, nasıl suya hasret kaldıysan, Hz. Peygamber sallallahu ve selam maddetlerinde hasret kalırsak onu dünyada görürsün. Babam Alzheimer hastası. Biz bu sene abimle babamla bir kurban kesme niyetine girdik.
Şimdi babamla vekalet alırsak babam vekaleti verdim diyebilir. Neyse de bunu idrak etmeden demiş olabilir. Diyelim biz nasıl bir... Şimdi yine de zahiren ona sorun. O verdim diyebilirse vermiştim, vermedim diye onun babanın peki bu noktada malın mülkün parası var mı? Var efendim diyelim. Biraz var efendim. Nisap miktarı var mı? Nisap miktarı yok ama biz abimle belki üç ay evvelinden niyete girdim. Abim de yurt dışına gittim çalışmaya. Abim değer ki gidersem güzel bir mızacı var. Zaman için bir yol izleyelim dedi beraber. Harika. Ya öyle bir niyete girdik. Siz o zaman babanızın vekaleti vermemesine gerek yok. Siz babanızın adına kurbanı kesin.
Namazı nasıl kılıyor efendim? Kurban normalde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selam maddetleri şükür namazı olarak iki rekap namaz kurmuş kurban kesenler için. Kurban kesenler kurbandan sonra iki rekap bir şükür namazı kurmuş. Siz de iki rekap bir şükür namazı kurmuştunuz. Bu neziden boğma nezine yapılıyor değil mi? Tamamdır. Bir değer geldi. İşte ben hamilemim için kurban kesiyorum. Kendimi kurban kesiyorum derken. Orada da şey yapalım. Yani Allah'ımın üzüldüğünü görüyor. Bir yandan da gözlerim yaşardı. Ya şöyle bir ses duyuyor. Neden benim için?
Aslında benim için kesinlikle geliyor. Yani böyle bir his geldiği için. Yani o kurban benim için kesilse, bunun aslında herkes esir ailebilir. Herkes için kesilmiş. Yani bir de şeklinde bir şey var bunun için. Sevabı o kimsenin üzerinden. Yani Allah için kurban kesiliyor ama hanımının sevabı. Hanımının kesilmesi o. Beklememiz de yanlış olduğuna dair bir şey geldi. Şeriatın bir sıkıntısı yok. Gelir sahabeden iki kişiyi derler ki ya aleyhissabada. Biz ölen babamız için niyetlenip kurban kesilmiştir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adında verdetmiş. Ölen babası için oruç tutmuşlardır. Ölen babalar anneler için namaz tutmuşlardır. Bunda bir beis yok. Hediye. Allah için.
O kimse normalde Allah için yapıyor. Sevabını da kardeşine etme diye. Babasına etme diye. Allah için yapılan bir sevap hediye etme. Cenab-ı Hak her yapılan ibadetin karşılığında bir sevap verir. Bunu beklemiyor. Bunu beklemek sufi mantığı açısından senin dediğin kabul edilebilir. Ama bir topluluğun içerisinde herkesten sufi mantığı beklemek de hoş değil. Kendince de o. Ama bir kimse burada ibadet ederken cehennemin ateşinden kurtulmak için de dediğim gibi. Cennete ruh çağırmak için de edebilir. Cemalullah'a nail olmak için de dediğim gibi. Ben hiçbir şey istemiyorum. Hiçbir şey benim için. Bu noktada ben herhangi bir şey içindeyim. Ben sırf sen zikret dediğin için zikrediyorum da diyebilirim.
Çünkü sen zikret dediğin için zikrediyorum da bir vata değil mi? Ben sadece senin için. Hiçbir şey vata değil mi? Bir hayır. Bu hayır. Bu hayır farklı bir hali değil mi? Zikrinle. Yani onun istediği bilmek istediği bilir değil mi? Yol yürümekle gidilir. Hepsi de bir haldir. Haldan hale geçer dermiştir. Belki de zikrullahın başlangıcında o kimse cehennem korkusuyla zikrullaha başlar. Sonra cennet sevgisiyle devam eder. Sonra cemalullah muhabbetiyle devam eder. Sonra der ki ya her şeyi de bıraktım ya. Aynı halden hale geçebilir. Bir de mesela siktir bir şeyde sohbet sırasıydı. Burada sohbette bu konuda çıkarken adam hakkı yüründüğüne iman olur dediğimiz zaman ben yine şöyle bir şeyde durdurum.
Aslında insan evinden çıkmadan niye bekliği zaman ben zikrullara gitmeyeyim o an affederim ben. O an affederim ben. Ne dediğim zaman affederim. Bunun için. Bunun için. Yani bunun dönemde. Nasıl dizayn etmem gerekiyor? Hiçbir şey dizayn etmene gerek yok. Yok. Yok. Yol yürümekle gidecektir değil mi? Sözüksüz normal söz konusu değil. Ama sonuçta ben niyet ettim evden. Bunlar hep anlatmaya müsait şeyler. Ben niyet ettim evde zikrullaha gitmeye. Ben niyet ettim evde affolculadım. Köşeden geriye dönerim. Burada bir yol. Senin dediğin.
Hiç bunları düşünmemekte değil. İktiraz mı yok mu? İktiraz mı yok mu? Hal, hal. Şarki, hal yaşamışsın. Allah'ın adı. Hoşçakalın. Bu. Çok güzel. Ben şu an. Bu. Onda ki. Bu. Dini. Alak, gözüküyor. Yaptık. Yaptık oldu. Hiç de alak. Yani. Özür dilerim. Özür dilerim. Allah'ın adı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Yahudi doktora Beyt-ül Mahalli'den maaş bağladı. Yahudi bir doktora Beyt-ül Mahalli'den maaş bağladı.
Burada tıp ilmini Müslümanlara öğretmedi. Şehri'ne verdi mi? Dinine baktı mı? Mekke'den Medine'ye hicret ederken mihmandarları müşriktir. Mekke'den Medine'ye hicret ederken mihmandarları müşriktir. Yol üzerine nerede ne mağara var, nerede ne kaya var, nerede ne taş parçası var, nerede neyin dini var müşrik çok iyi biliyor.
Üç gün boyunca Mekke'nin yakınında saklandılar, saklandıkları boyunca. Onlara yemek getirip götürenler bu müşriktir. Allah emanetleri ehline vermenizden hoşluktur. Anladın mı? Bizde şöyle bir algı var. Bu ümmeti yıkan algıların en başında geliyor. Bu partileri, cemaatleri, devleti işyerleri. Bir kurumu bir kuruluşu yıkan en önemli olgu bu. Bizde hani yandaşçılık var ya. Yani başkan ya bizim bu arkadaşı buraya işe alıver.
Sayın valim bizim arkadaşımızı buraya işe alıver. Sayın parti işte il başkanı bizim arkadaşımızı buraya alıver. Bu ihaleyi bizim arkadaşımıza veriyor. Batırıyor ortamı. Kim buraya başhekim olmalı? Başhekim olmanın özellikleri olma. Başhekim özelliklerine sahipse onu oraya başhekim ayin ettirir. Veya o kimse orada belediye meclis üyesi olacak. Var mı belediyicilikten anladın? Yok. İnşaat mühendisi mi? Değil. Yol mühendisi mi? Değil. Doğalgaz mühendisi mi? Değil.
Değil. Ne bileyim işte belediye ne iş yapar başta? Tereo ve temizcilikten anlıyor mu? Değil. Neden anlıyor bu adam orada belediye meclis üyesi? Bak şimdi burada o kimse belediye meclis üyeliği yaparken hangi standartlarla, basıplarla belediye meclis üyeliği yapacak? Veya belediye başkanı seçiyorlar şehrini. Belediye başkanı seçerken o kimse belediyecilik ilmini mi okudu? Kadir Toppaş kim? Doktor. Değil mi? Tıpçı değil mi? Tıpçı. İnşaat mühendisi mi? Hayır. Yol mühendisi mi? Hayır. Su mühendisi mi? Hayır. Çevre mühendisi mi? Hayır. Hukukçu mu? Hayır. İdareci mi? Yani kamu idaresi var ya. Hayır. Diyade valilik mi yaptı? Hayır. Belediye başkan yardımcılığı mı yaptı?
Hayır. Belediye başkanlığı mı yaptı? Hayır. Çok açık. Ahlakı muhakkak önemli. Ahlakı muhakkak önemli. Ahlakı muhakkak önemli. Ahlakı muhakkak önemli. Ahlakı muhakkak önemli. Ahlakı muhakkak önemli. Ahlakı muhakkak önemli. Ama velakin işi ehline vermek, ehline yaptırmaktır. Budaki maksat, amaç, hedef olur. Ne şey yaptığın su ürünleri öyle değil mi? Su ürünü. Sen şimdi onu götür. Ondan sonra işte bir inşaat firmasının başına yetkili tayin.
Sen net tıp okuyorsun. Sen al götür şimdi. Örneğin su ürünlerini abi. O iktisat dokunuş. İktisat dokunuş. Okuyamamışlar. Bankacılık. Ya onu al götür şimdi. Sen adamın örneğin işte gıdardan sorumlu yap. İkimiz de yiyoruz. O benden daha iyi. Ben ona daha iyi biliyorum. Ama ahlakı muhakkak önemli. Bu nokta lazım.
Bu anlar söz konusu olan su ürünleri ise ben senin adım. Ben derim ki bana su ürünleri lazım. Senin o ahlakın, zaafın varsa orayı göz ardı etmem. Memleketim için ben su ürünlerini iyi bilen bir adamı buraya almam lazım derim. Ama diyelim ki öbürkünün paradan dolayı sıkıntısı varsa ona para işlerini dokundurmam.
Onun kadınlar sıkıntısı varsa onu kadınlarla yüz göz etmem. Onun böyle bir şeyden bir sıkıntısı varsa onu oraya set çekelim. Sen derim sadece su ürünlerinden var. Paraya dokunma. Onun ehil olduğu iş oturuyor. Sen kafanı oraya odakla derim.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi