mustafaozbag.org

354. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 27 Eylül 2013 · 1:26:30

Allah ömrüne, sâd-i âlâ, seyyidine, Muhammed. Allah gecenizi hayır etsin, inşallah. Selam-ı Hakk'ın yüzünüzü hayırlı etsin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı etsin, amin. Turfi zenginse maddi olarak paylaşmayı bilmiyorsun.
Turfi zengin olma mantığı doğruluyor. Hiç kimse zengin değildir. Ne maddi ne mani olur ki kimse kendisini zengin görürse Allah muhafaza edersin. Bu manada Allah'ın önünde bütün herkes fakirdir. Allah zengindir der Cenab-ı Hak. Bu manada insanın kendisini o noktada görmesi çok hoş bir şey değil ama sufiler her halükâde kendileri hamd ederler. Bir kimse farz olan zekattan sorumlulur. Farz olan zekatını verdiğim müddetçe o kimseye başka bir sorumluluk gerekmez. Ama bunun arzinde bir kimse sadaka verir mi?
Evet. Alman yolunda cihat edenlere yardım eder mi? Evet. Bu noktada gayret gösterir mi? Evet. Bunun kendisiyle alakalıdır. Bizim farzı yerine getiren bir kimseyi kerih görmemiz kibirlilik. Herkes sufilikte kendi nefsine bakar. Ama bir kısım dünya malıyla alakalı kendilerinde eksik ve noksan görenler, kendisinden daha fazla görenlerin dünya mallarını eleştirirler.
Bu da tersinden farklı bir kimseler birlikte. Hiç kimsenin malında, mülkünde, parasında, pulunda, rahatında sizin gözünüz olmaması gerekir. Hiç kimsenin hayat standartını kullanma sünnet tarihinde eleştirmememiz gerekir. Sufi kendi nefsine bakar. Bu mesela çok konuşulursun. Adam karşısındaki kimseye ne yaptın diye sorar. O da kendi kendine bir şeyler yaptığını anlatmak zorunda kalır. Bunların hepsi de şeytanın oyunudur. Kimin ne yaptığını Allah'ın. Bu o kimsenin kendisiyle rahmetinin arasında bir şeydir. Hani Hazreti Hasan Efendimizle alakalı çok dedikod ederler ya, bu dedesi gibi cimri, dedesi gibi cömert değil, bu cimri diye.
Vefat ettikten sonra, Medimli'li kenar mahalledeki kadınlar feryat etmeye başlarlar. Beni hizmetimiz vefat etti diye. Ve yıkarlarken sorar etrafındaki insanlar hizmetçisine. Bunun sırtındaki küfe, bu nasırlar ne, bu küfe izleri ne diye. Hizmetçisi der ki, her gece yarısından sonra sırtında küfe ile Medine'nin arka sokaklarındaki garip kurabayı gözetebilir derler. O yüzden Sufi paylaşmayı bilmez mantığı Sufi'liği bilmemektedir. Sufi paylaşmayı bilir. Sufi kime nasıl tasaduk edeceğini bilir. Sufi nereye ne yardım edeceğini bilir. Sufi ise. Muhakkak ki, Sufi toplulukların içerisinde bunları bilmeyen, bilmeyen de bilim de bunları uygulamayan insanlar çıkacaktır.
Onlar ölçü değildir. O yüzden, muhakkak ki onlar da gün geldiğinde, an geldiğinde, o edeple edeplenip, inşallah, cumut ehli oluruz, hep beraber. İmtihan nedir? Başınıza gelen her bela ve sıkıntıyı, intiham diye isimlendirmek doğru mudur? Bunda bir eksiklik olmaz. Bir kimse, Cenab-ı Hakk ayeti keriminde de biz sizin, mavlarınızla, anne babalarınızla, eşlerinizle, çocuklarınızla, canlarınızla imtihan ediyoruz. Az önceki noktadan hareket edersek, bir kimsenin farz olan zekatını vermemesi, malıyla olan imtihadır. Harcanılması gereken yere makul ölçüde harcamayan kimse, malıyla olan imtihadır. Bir kimsenin çocuklarını Kur'an ve sünnet dairesinde yetiştirmemesi, çocuğunu Kur'an'dan, sünnetten fazla sevmesi, çocuğuyla olan iletişimini Kur'an ve sünnet dairesinde tutmaması da bir imtihandır onun için.
Bir kimsenin eşiyle Kur'an ve sünnet dairesinde muamelede bulunmaması, onunla Kur'an ve sünnet dairesinde geçim yolu kurmaması, hem kadınlar için hem erkekler için de sonuçta vazifelidir, farzlık. Bu da bir imtihadır. Bir insanın annesine, babasına hürmetle, hizmette, saygıda, kusur göstermemesi, makul dairede, Kur'an ve sünnet dairesinde, onlara üf dahi dememesi, bunlar da bu noktada makul dairede imtihan söz konusudur. Cenab-ı Hak imtihanın yolunu açmış. Anne babalarınızla, eşlerinizle, çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla imtihan ederiz. İslam, beş temel esas üzerine kılmur. Kelimeyi tevhid getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca dikmek. İmtihanın da beş temel esası var.
Anne, baba, eş, çocuk, mal ve can. İmanın da beş temel esası var. Bunun gibi, imtihansız bir dünya, imtihansız bir hayat yok. Başınıza gelen bela, musibet, sıkıntı, dert, gam, kasvet, hepsi de birer imtihansız. Hepsi de sizin pişmeniz için, hepsi de sizin günahlarınızdan arınmanız, kusurlarınızdan götürmeniz için. Muhakkak ki başınıza gelen bir bela, bir sıkıntı, bir dert, bir kasvet olması gerekir. Bu manada. Bu devamlı Allah'la olan irtibatınızı sağlar. Devamlı Allah'la olan irtibattan, uzak durmaktan, o kimseyi men eder. Her daim o kimse Allah'la irtibat halini verir. O yüzden, başınıza gelen adiselere isyan etmeyin. Onları zikirle, sabırla, namazla, oruçla, Allah yolunda koşmakla, savuşturmaya gayret edin.
Başınıza gelen bela, müsbet, sıkıntı, dert, gam, kasvet, eş, çocuk, çocuk, mal, her neyse, sizi Allah yolundan koşturmaktan alıkoymasın. Sizi dersinizi yapmaktan alıkoymasın. Sizi derse gitmekten alıkoymasın. Bir kişiye daha dahi, Allah dedirttirmekten alıkoymasın. Bir derse kaçırmanıza sebep olmasın. Makul dair. Dünya geçicidir derler. Dünya geçicidir. Hayat geçicidir. Hepsi de gelir geçer. Ben 98, 99 yılında bir milyon dolar borcum vardı. Geçti. 28 Şubat geçti.
Yok basılıyordu, yok gidiliyordu, yok geliniyordu, yok yan yattı, yok çamura battıydı, geçti. Şimdi yargılanıyorlar. İmtihanı vurduğu andı. O esnada size bir şey vururuz. O vurduğu an isyan etmemek, vurduğu an onu makul karşılamak, vurduğu an onu Kur'an ve sünnet tarihinde tutaraktan onu atlatmak. İmtihan o. O yüzden her gün başınıza bir sıkıntı gelebilir veyahut da öyle bir başınızda bir sıkıntı, bir bela, bir musibet, bir dert vardır ki her gün onunla yaşayabilirsiniz. O derler ya böyle demokrasinin kılıcı gibi insanınızda sizin üfür üfür üfler var. Onun nefesini hissedersiniz. Hayatı dahi böyle yaşamış olabilirsiniz, yaşayabilirsiniz derlerim.
Bu noktada yine Kur'an'dan, sünnetten, hizmetten, zikirden, günlük hayatınızın getirdiklerinden geri durmamaya gayret edin. Yolunuza devam edin, zikrinize devam edin, gelir geçer her şey. Gelip geçmeyen hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey kalmaz. En sonunda ecel gelir, ecel hepsini temizler, süpürür, götürür. Hiçbir hastalığınız, derdiniz, sıkıntınız, probleminiz kalmaz. Gökten çözüm durur. O yüzden normalde şu geçmeyecek diye düşünmeyin. Tabii gençken insanlar bir şey yaşamazken bunlar insana edebiyat gibi geliyor. Ya işte gel de bize sor nasıl geçiyor diyor. Merak etmeyin geçiyor. Borçsa geçiyor, alacaksa geçiyor. Yokluksa geçiyor, varlıksa geçiyor.
Bir arkadaşınızla problem geçiyor. Eşinizle problem geçiyor. Çocuklarınızla problem geçiyor. Arkadaşlarınızla problem geçiyor. Birisi size bir şeyler söylüyor. Onun siniri geçecek. Geçecek o. Bekle sen. Eşin bir şey söylüyor. Bekle. Onun siniri geçecek. Bitecek o. Eğer çocuğun bir şey söylüyor. Onun acısı geçecek. Bitecek o. Bekle. Sen de aynı tonda, aynı tonajda, aynı noktada ona cevap verirsen kaybedersin. Sen sus. Sen bir adım geri dur. Bu senin pasifliğinden, fısırıklığından değil. Bu dünyada hiç kimse pasif fısırık değildir.
Hiç kimseyi pasif fısırık görmez. Ben bazen örnek veririm ya, benim arkadaşımı hiç tahmin etmeyeceğiniz bir kişi tahmin edilmeyeceği bir kimse vurdu. Bir ayağı onun trafik kazasında sakattı, ameliyat geçirmişti. Adamı iki de bir de dövüyordu. O iki de bir de dövdü, korkuttu. Dur, ne bileyim, işte böyle arkasından koştuğu adam vurdu. Dedim yapma darıma. Allah rahmet eylesin. Diler, yapma dedi. Hiç ummadığım anda dedi, bir tane takı verir sana. Diler, hadi birader dedi, onun takacağından ne olur biraz. Adamı taktı. Kucağında öldü.
Üç gün, dört gün, beş gün kimin vurduğunu şey yapamadılar, bulamadılar. Kimse tahmin etmiyor çünkü. Yani oradan geçenlerin içerisinden, oradan dolar, onu tahmin etmiyor kimse. Gözü daha görmüyorum. Hani bir hadis-i şerif var, bir topluluğa birisi geldi, orada oturdu, oradan gitti. Hiç kimse bunu fark etmedi. O ehli cennettir diyor ya. Yani adamın şaşası yok, böyle amelisi yok. Allah affetsin. Millet ayağın ayağa kalkıyor şimdi bize. Cenab-ı Hak bize affetsin inşallah. Öyle bir adam vuruyor. İşte amca çocuklar, onu vuracağız, vuracağız dediler. Güldüm ben, hiç bir şey olmasın. Dedim, adam Cezar'ın diyaf, yedi sekizin çıkmadı.
Gencecik, adam öldüğünden kaldı. Hiç kimse pısırık değildir. Hiç kimse korkak değildir. Hiç kimse çekingen değildir. Herkesin bir yeri, şehir vardır. Hiç ummadınız, kimse ummadınız diye bu söyleyebilirim size. Hiç ummadınız kimse, ummadınız davranışı gösterebiliriz. Siz Kur'an-ı Sünnet dairesinde kalın. Siz bir imtihan yaşadığınızı hissedin. Dilinizi tutun. Karşındaki dilini tutmasa dahil. Sen dilini tut. Senin bir davan var, bir yolun var. Senin bir hedefin var. O kibirlilik yapmış. Söylüyor o sana, söylesin sana. Sen söyleme, sen sabırlı ol. Diyor, siz cahilleri gördüğünüzde selam deyip geçin.
Ona selam de geç sen. O esnada cahil ol. Beş dakika, on dakika sonra Kemal-i Erert veli olur. Olsun asıl. Önemli olan o esnadaki halidir. Allah bize affetsin. Senede biz başlatsak, senede 2-3 kez gitsek, Koca Efendi'nin sohbetine veya her ayın bir kahtası, cuma, serşem yapılan vakıf kirliyedeki cübdülü, Ahmet Ecem'in sohbetini Allah için dinlesek hep beraber. Allah'ın hoşuna gitmez mi? Manuvi teyizlere Allah üstümüze yardımlaz mı? Yeni sevinik talebimizin. Gönül arzu eder ki, böyle şeyler yaşansız. Gerçekten, ciddi bir şekilde söylüyorum. Ama malum cumartesi günleri bizim de tekkede, yukarıda sohbetimiz var. Bunda bir ayrılık kaygınlık görmeyin.
Muhakkak ki gidilinse, gelilinse, böyle bir hizmet olsa çok hoş olur. Çok hoş olur. İnşallah bunlar gerçekleşir. Ama bunu şöyle görün birazdan. Hz. Mevlana Celalatürmü Hazretleri diyor ya, sen testini doldurmaya bak. Birisi gelir o testileri kırardı, içindeki usullar birbirine kavuşup, ırmak olup nasıl cariyaya yol alırlardı. O yüzden bu şimdi bir kimsenin kendi cemaatini, kendi talikatını, kendi şeyhini, muhabbet desteği devamlı oraya gitmesi onun hakkı. Herkes testisini doldursun. Yalnız bu noktada cemaat ismi vererekten veya talikat ismi vererekten veya şansı ismi vererekten insanlar birbirlerini eleştirmesin. Ha birilerinin söylediği sözler umumu ilgilendiriyorsa, ona karşı test konuşulamıyorsun.
Bu farklı bir şeydir. Mesela burada ben bir soru diye bir cevap verirken, dini noktadan o kimse karşı test bir şey söylerir. Bu onun hakkıdır. Mesela bir hoca efendinin birisi, bir şey efendinin birisi, bütün ümmeti bağlayan bir şey söylemiş olsa, ona karşı test söylenir. Kim söyler? Onun kategorisindeki kimse söyler. Onu herkes bilir bilmez eleştirirse anarşi çıkar ortaya. Cehalet çıkar. Birisi bir kitap yazmış, ona karşı risale yazılabilir. Bu İslam dünyasının fikri zenginliği. İmam-ı Azam Hazretleri bir iştihad etmiş. İmam Muhammed, İmam Yusuf, bazen tek tek bazen ikisi beraber, İmam-ı Azam Hazretleri'nin iştihadına karşı iştahat koymuşlar.
Bu bir zenginliktir. Bunlar olabilir. Ama normalde insanların kocaman bir cemaati, komple çöpe atması çok hoş şeyler değil. Amaçsız bilgi edinmek, doğruyu bulmak amaçlı. Başka hiçbir niyetin ve zannet olmadığını bilmemiz bile değil de demiş. Geçen Perşembe gelen misafirin Nimetullah Hoca'nın tavrı ve bizim buna karşı davranışlarımız da ilgili. Böyle meclisleri habersiz bilgiler mi? Evet, izin verilmeden konuşulur mu? Normalde Nimetullah Hoca'yla bizim tanışmamız Şeyh Efendi'nin vasıtasıyla 92. 92'den 2013 kaç yıl olmuş? 21 yıl olmuş. Bu noktada biz Nimetullah Hoca'yla Şeyh Efendi'nin vasıtasıyla Mekke'de, Medine'de birkaç kez demin defalarca beraber olduk. Şeyh Efendi Hazretleri'ni tanıyor biliyor zaten, beni de tanıyor biliyor.
O yüzden böyle kendi evi gibi gelmesi sıkıntılı bir şey değil. Ben bu noktada Nimetullah Hoca'nın onun samimi duygular taşıdığına inanıyorum. Allah razı olsun. O hem Şeyh Efendi Hazretleri'ni hem de kardeşlerimizi seversen geldiğinde ziyaret eder. Böyle nasıl söyleyeyim çat kapı böyle komşuya gider gibi. Bu da sünnetullah'ta var da buyurdu. Bir sıkıntı yok. Tabii sufi topluluklarında, edep noktasında bir kimse ziyarete gittiğinde, ona konuşma izni verilirse, konuşma verilirse konuşur ama bu noktada Nimetullah Hoca'ya zaten bu kürsi, bu mekan her zaman için açık, istediği zaman gelip konuşuruz. Bunda bir sıkıntı yok.
Oradaki dervişlerin talimat verebilir mi? Kur'an sünnet tarihesinde olasaydı. Tabii Nimetullah Hoca sonuçta bilebildiğimiz kadarıyla ilmiyle amil bir kimse. Allah rızası için Allah yolunu koşuşturan bir kimse. Bir nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. O yüzden tecrübesiyle, ilmiyle, bilgisiyle Allah razı olsun bize nasihat etmesi hoş bir şey. Ayrıca bir dervişlerin de misafirin verdiği talimatları not almak, şunları yapın demesini kendine destur edinmek, dediklerini sesli olarak tekrarlamak ne kadar doğru. Hepsi de doğru. Allah razı olsun kendisine. Şahsen içimden ona katılmak gelmedi, katılmadım. Şahsi kanaatim, Allah'ın kesin beni, misafirimiz, zikrulahta gelenin, giderin farkında bile değil.
Bunlar hoş şeyler değil. Gelen misafirler hakkında böyle düşünülmesi, böyle konuşulması, içimizden böyle geçirmemiz şeytanın vesvesesidir. O yüzden biz buraya gelen her kimseyi Allah dostu biliriz. Şu kapıdan içeri kim girdiyse Cenab-ı Hakk'ın izniyle, hepsinde kalbi çalışıyordur, hepsinde sufidir, hepsinde dervişdir, hepsinde Allah dostudur. Kim zikrullah yaparsa, zikrullah yaparsan, zikrullah alakası mutlulursa, bu benim nazarımda Allah dostudur. Ben kendimce öyle bakarım olur. Ve onu hafife almak, onu küçümsemek, ona tepeden bakmak, ona kem gözle bakmak, Allah muhafaza eylesin. Bu şeytanın vesvesesidir. Çünkü hiç kimse elini kolunu sallaya sallaya zikrullah alakasına gelemez.
Şeytan muhakkak onun ayağına çelme takacak, gönlüne çelme takacak, gözüne çelme takacak, kulağına çelme takacak, arkasından muhakkak bir şeylerle onu asılacak geriye dolu, muhakkak önüne engel koyacak onu. O yüzden halakayı zikrullah'a oturmuş olan bir kimsenin en düşük seviyedir, düşük seviyesindeki senden üstündür. Bunu öyle gör. Böyle gönlünü, kalbini şeytana kiraya vermiş insanlar vardır. O insanın hatasını, kusurunu görür. Yani bu da mı zikrullah albiliyorlar? Senin yaptığın zikrullah mı olacak? Senin yaptığın zikir mi? Sen git orada ne dedin belli değil senin. Bunların hepsi de o karşıdaki kimsenin, kalbinin, gönlünün, şeytanın vesvesesine tabi olduğuna işaret et.
Sakın kapıdan içeri birisi gelmiş, zikretmeye gelmiş. O hangi maksatla gelirse gelsin. Hadisi Kudüs'de bir diyor, temaşa için gelmiştir. Bir rivayetinde diyor ki, o filancayı görecekti, onu orada görmek için gelmişti. Yani onun kastığı amacı Allah'ı zikretmek değildi. Cenab-ı Hak diyor ki, orada bulunanları ayırmak Allah'ın şanına yakışmaz. Zikrullah halakasında duranları ayırmak Allah'ın şanına yakışmaz. Kime yakışır? Şeytana. Kim ayırt ediyorsa, o şeytana kendisini kiraya verdi. Onun gözünden, onun dilinden, onun elinden, onun ayağından, onun gönlünden şeytan tek elde ediyor. Hani biz, şimdi hadisi Kudüs'ü var ya, o Allah'ı sever, Allah da onu sever.
Allah'ımı severse, gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı, söyleyen dil ol. Bunun karşılığı ne? Şeytan. Senden, senin dilin, ya Allah'ın dilidir, ya şeytanın dilidir. İkisinden biri. Ortası yoktur bunun. Senin gözün ya şeytan görüyordur senden, ya Allah görüyordur. Yani gözünü ya sen şeytana teslim etmişsindir, ya da Allah'a teslim etmişsindir. Buraya gelen zikrullah'a gelen bir kimseyi eksik gördün, gözünü şeytana teslim ettin. Zikrullah yapan bir kimse, ya da mı zikrullah yapıyor? Vay ya bak görüyor musun ya? Buraya da gelmiş artık buraya. Bitti. O aklını, fikrini, gözünü, kulağını, elini, ayağını şeytana teslim etti.
O şeytanın askeri oldu. O şeytanın hizminden oldu. Allah'ım hafaza edin. Ayırmayın. Birisini küçük görmeyin. Horhakir görmeyin. Onu günahkar görmeyin. Eksik görmeyin. Dervişlerin, sufilerin, şeyhlerin, zakirlerin, nakiplerin, nükavarların, zikrullah'a oturanların hatalarından birisi bu. Gelen dervişi beğenmemek, gelen kimseyi beğenmemek, orada zikrullah yapanı beğenmemek, onu horhakir görmek, onu ikinci sınıf vatandaş görmek, onu günahkar görmek.
Aslında onu günahkar görürken şirke giriyor. Farkında değil. Neden? Cenab-ı Hak diyor ki, o daha bana, hadisi kutsi, kul Allah'ın zikri, zikir diyor. Allah'ın katına çıkar. Ve başlar diyor, vurmaya. Allah bildiği halde meleklerine söyler. Bu nedir? Melekler derler ki diyor, yarabbi sana malumdur, bu filanca kulun zikridir. Bildiği halde sorar, neymiş isteği, söyleyin bakalım, sorun. Melekler sorar, nedir isteğin senin? Beni zikredenin affedilmesini istiyorum.
O zaman sükunete ercem. Melekler dönerler. Kendisinin zikredenin affedilmesini istiyorum. Ey melakelerim şahit olun. Kulun onu zikrettiği anda ben onu affetmiştim. Yani kul onun, Allah dedi, Cenab-ı Hak o esnada kulu affetmişti. Allah'ın zikri en büyük iştir. Çok kardeş tanıdım ben, çok insan tanıdım. Gelen ehli zikri küçük gören, hal görenleri küçük gören, rüya görenleri küçük gören, o anlatanları alay eden küçük gören, hepsi ders alır. Durduramaz kimse onu. Yara alır.
Allah'ın kendisinin zikredeninle alay edilmesi. Allah'ın hoşuna gitmez zikredeninle mücadele edilmesi. Allah'ın hoşuna gitmez zikredenin gönlünün kırılması. Allah'ın hoşuna gitmez zikredenin üzerine zulmedilmesi. Allah'ın hoşuna gitmez zikredenin hakkının yenilmesi. Allah'ın hoşuna gitmez. Hiç Allah'ın hoşuna gitmez zikredenin arkadan konuşulması, gıybet edilmesi. Hiç. Allah muhafaza edesin. Adam batar. Batarken nefsini haklı gösterip sen batar ve gider. Git sor ona neler tespit etmiştir o?
Ona neler yapmışlardır? Böyle neler yaşanmıştır? Dinlersen dersin ki ya bu adam haklı ya. Sen ne gidersin o işte? Herkes kendine yapar. Bilemeyiz biz dışarıdan böyle bakarsın. O ona ona yapmıştır. Ona onu yapmıştır. O ona yapmıştır. O ona yapmıştır. Allah ondan onu birleştirir. Ondan onu çıkarır. Ondan onu katar. Ondan onu batırır. Bir bakarsın ki sen Allah Allah. Ne hesap? Ne hesap? Dervişliğine sebep olmuştur. Hani gitme gitmesine. O onun dervişliğine gitmesine sebep olmuştur. Bir bakmışsın Cenab-ı Hak hepsine böyle gerge fişler gibi. Kaneviçe işler gibi. İşler, işler, işler, işler. Bir bakmışsın ki her şeyi yerli yerine koymuş.
Gitmiş adam. Allah onu yerli yerine koyar. Bazen beni eleştirirler ya ya sen gidenin arkasından gitmiyorsun diyor. Ya kardeş. Allah onu yerli yerine koymuş. Kimin haddine ki bir kimseyi zorla zikrullah alakasını getirmek. Kimin haddine? Siz hiç altın kazanına demir atanı gördünüz mü?
Kimin haddine? Hiç demir durur mu? Açık burada. Sufiler her gün tövbe ederler. Önceden perşembe derslerine gelirken bizim dergahımızın adabıydı.
Mümkün ise herkes guslenerekten perşembe dersine gelirdi. Buzun abdestliyle perşembe dersine gelecek. Niçin? Orası çünkü altın kazanır. Eski sufilerde adaptır. Dersini çekerken o kimse mümkün ise guslenerekten dersini çeker. Biz şimdi kolaylaştırdınız. Hadis-i Şerif'in mucibince bunu zorunlu kılmadığınız şeyler var. Aman Allah'ın zikretsin deyip susuyoruz. Zikirsiz kalmasınlar diyoruz susuyoruz. Abdestsiz ders dahi çekilmez. Bir kimsenin abdest almaya muhtedir ise abdestini alıp dersini öyle çekmesin evladır. Biz aman Allah'ı zikretsinler diye seslenmiyoruz.
Yani zorunlu kılmıyoruz. Sufinin abdestin dolaşması şarttır. Sufi devamlı abdest alır. Devamlı abdesti dolaşır. Namaza hazırdır. Ölüme hazırdır. Zikre hazırdır. Şehadete hazırdır. Kim abdestini vefat ederse şeyin cökründedir çünkü. Sufi her daim abdesti yaşar, abdesti dolaşır. Abdestlik eder. Böylece ölürse şüheda şerbetini içer. Abdesti dolaşan kimseye şeytan musallat olmaz. Onun için manevi korumadır. Manevi muhafazadır. Abdestsiz yere basmamak sufi geleneğidir. Gusülsüz bir şey yiyip içmemek sufi geleneğidir. Gusül ihtiyacı var.
Gusledinceye kadar yemeği var. İçmeği var. Gusledik ondan sonra yiye iç. Çok yürümemeye gayret eder sufiler. Gusülsüz. Gusülsüz zaman geçirmemeye gayret et. En kısa yalnız zamanda gusdürü yap. Her an öyle bilirsin. Bunlar sufi azamıdır. Zikrullah bu noktada ibadetlerin içerisinde en ekberidir, büyüdür. Allah'ın zikredeni küçük görmek, Allah'ın zikrini küçük görmektir ki küfürdür. Allah'ın zikir sıfatıyla sıfatlanmış bir kimseyi siz küçük göremezsiniz. Allah'ın hafaza edersiniz.
O yüzden sakın ha birisi zikir halakasına geldi, oturdu, başımızın tacı. Buraya gelmiş adam, burada kenarla, burada en dışarıda, kapıda duruyor adam. Kapıda dair dursa o kimse zikrullah halakasında durmuştur. Kapının içinde mi içinden? Zikrullah halakasında o kimsenin. Sakın ha, sakın. Hani demiş ya Aşit, bu meydanda nice demiş. Başlar kesilir de kan parasını veren olmaz. Allah'ın hafaza edersin. Yine bir Bursa'ya gelen misafirimizin siz sohbet ederken araya girip soru sorması ile alakalı. Sizin müsaadeniz vardır, yoktur bunu ben bilemem ama bize mahalle sorunlarımız, ağabeylerimiz, çavuştabımız der ki üstadın sohbeti arasına girilmez.
İzin verilmeden soru sorulmaz. Mahalle dersindeki özellikle bu adap anlatılır. Bana istinaden böyle araya girmek soru sormak var. Bu ne istinaden soru sormak var mı? Bu yüzden istemeden de olsa arkadaş hakkımızı konuşuyoruz, hakkımızı helal edin. Evet bu adaptör dergahımızda, şeyh efendi Allah'ın devresinin zamanında daimdir. Üstad sohbet esnasında araya girilmez. İşte konuşulmaz, sorun sorulmaz ama bazen konu ile alakalı buna ben müsaade ediyorum. Konuyu açacak, bu noktada konuyu ama derinleştirecek, ama gelişletecek. Arada sorun sorulması sohbetin ahengini bozmaz. Şu bozar yalnız.
Bunu genelde böyle yapanlar da var, Allah bizi affetsin. Mesela bir konu konuşuluyor, o kendisi de söylüyor. Ben konudan ayrılacağım ama böyle bir sorun var. Ya konudan neden ayırıyorsun ki insanı? Az önce zikirle alakalı sohbet var. Birisi kaldıracak elini, ben konudan ayrılacağım ama işte böyle bir şey var mı? Bu adaba uygun değil. Ama konu ile alakalı. O konuda bir kafasına takılan bir şey varsa, o konuda böyle bir derinleşmesine, gelişletmesine sebep olacak bir soru varsa bunun sorulmasında bir beis yok. Bizlere tavsiyeniz söylemek isteyip de söyleyemedikleriniz, bizlerdeki umumi olarak eksiktikleriniz, önermek istedikleriniz, eksik gördükleriniz neler var?
Bizim eksik gördüğümüz pek bir şey olmuyor, Allah bizi affetsin. Bu noktada sohbetlerle yeni zamanı gelince Cenab-ı Hak ne lütfettiyse, dil nasihattır mucibince, nasihat etmeye varsa gayret ediyoruz. Sevginin bir ölçüsü var mı? Ölçü koyan akıldır. Sevmeye ölçü koyan akıldır. Akıl olursa o muhabbete girer, o sevmek değildir. Muhabbetin üstü sevmektir, sevmek başlayınca akıl bir adım geri gider. Seven herkes midir? O kişiye bağlı birisi herkes seviyor diye görebilir. Herkestir. Birisini sevgisiz görmek hoş bir şey değildir. Veya herkesi sevgisiz görmek hoş bir şey değildir.
Ama normalde şunu unutmayın, farklı bir noktadır, muhabbet etmek, sevmek farklı bir noktadır. Siz bir kimseyi aşık göremeyebilirsiniz ama muhabbetsiz görmeniz çok hoş bir şey değildir. Bunu muhakkak muhabbet etti bir şey vardır çünkü. Cenab-ı Hak onu insan olarak yarattıysa onun bir muhabbeti vardır ama doğramayan. İnsanları muhabbetsiz görmek hoş nokta değil. Sevginin kahır halini insanda nasıl etkeder? Sevgide kahır da vardır, rahmet de vardır. Ama bu kahır sevenin üzerindedir. Seven kendince, kendi kendini kahreder. Bu kahroluş sevginin sıfatlarından birisidir.
Seven kimsenin üzerinde kahır vardır. Ama velakin o kimse kahrettiğinin farkında değildir. Bir kimse kasıntı kahredemez çünkü seviyorsa. İnsan sevdiğine kahreder mi? Buradaki kahır, o kimsenin kendi kendisini harap etmesidir. Yoksa sevdiğine kahretmesi değildir. Seven için acı yoktur demiştir. İnsan acı çekerekten bozulmaşmaz bu manada. Acı çekiyorum diyorsan küstahsındır. Acı çekiyorum diyen kimse kibirlidir. Acı çekiyorum diyen kimse şükürsüzdür. Bir kimse sevdiği için acı çekmez ki. Dışarıdaki akıllılar onun acı çektiğini söylerler.
Seven kimse ben senin için acı çekiyorum dediğinde gülüp geçin ona. Çekme de çek git. Ne acı çekiyorum ki? Acı çekeceğinin bana söyleyecektin çekme benim için acı. Benim için kahrolacağını bana söyleyecektin kahrolma kardeşim git Allah yoluna çık etsin.
Bağımımından mı davet ettik gelseye mi dedik? Birisi için bir şey yapıyorsanız yaptığınız şeyi onun önüne koymanız onunla küstahlıktır. Ben seni ne kadar seviyorum biliyor musun ama? Sevme. Ben senin için neler yaptım ama yapma.
Sana yaptı dedim. Bunların hepsi de yaptığını görmektir. Hepsi de yaptığını görmektir. Adam iki paket çay getirmiş ben buraya çay getirdim diyor. Verin iki paket çayını dedim adama. Kaç paket getirdi der, ver iki paket. Verin iki paketini. Ha götür. Sana çay mı getirdi yani? Ya bazen arkadaşlar derler ya işte nasıl yap? Allah görür der bana. İstemeyen kimseden bir şey. İnsanoğlu.
Yani insanın annesi dahi evladını diyor ki ben seni emdirdim ama. Öyle demiyor mu? Babası demiyor mu? Ben seni beslettim büyüttüm ama. Sakın çocuklarınıza demeyin böyle. Ben sana böyle yaptıydım ama. Sakın alıştırmayın onu kendinize. Sakın. Bunlar hep sizi küçültür. Seven kimse sevdiğine senin için şunu çektim ben diyecek. Çekme. Senin için şunu yaptım. Yapma. Allah muhafaza edesin. O yüzden seven acı çeker, çekiyorsa dahi ona acı gelmez çünkü. Şimdi ateş buhran oluyor.
Ateş buhranında kıpkırmızı lale gibi demir. Bunun tarifi böyle koş. Lale gibi demir. O lale gibi demirin dilini vuruyorsun. Doğuz yapıyor dil. Oradaki o tükürükler dozuluyor. Şimdi dışarıdaki kimse bunun dilini yandı diye görüyoruz. Ama o ateşi yalayan kimse ateş yalıyor bakın. O ateşi yalayan kimse o ateşi hissetmiyor. Bu onun gibi bir şey. Bu onun gibi bir şey. Seven kimseye dışarıdan bakarız biz ya ne kadar acı çekiyor adam ya deriz. Veya ne kadar yorluyor. Veya ne kadar sıkıntılı. Veya ne kadar rahatsız. Ama o seviyorsa o kimse o ateş yaladığının farkında değildir. Veya o kimse cozur diye cozur diye ateşi yalar.
Ateş ona bir şey yapmaz. Ama dışarıdan bakanlar İbrahim ateşin içerisinde yanıyor görüyor. Dur. Ama İbrahim aleyhisselam'a ateş nur olmuştur. Gül bahçesi olmuştur. Sevene yaşadığı hayat gül bahçesidir. O şikayet ederse sevmek değildir zaten. O nankörlüktür o. O ihanettir. O vefasızlıktır. O hainliktir. Şikayet eden sevgisinin sevgi yolunda şikayet eden, sevgi yolunda yaptığını gören kimse ve yaptığını önüne koyan kimse yolun vefasızı ve hainlidir. Asla sakın ha.
Seven kimse acı da çeker. Ama o acıdan tat alır, lezzat alır. Urfanın önüne isotu koysak baklavadan o kadar tat almaz adam. Ama desen ki burada baklava mı isot mu isotu ver bana be. Lavaş ekmen içerisinde böyle küpkırmızı acı zehir zemberek biberleri doluyor. O adam katır kudur, katır kudur. Kahvaltıda yiyorum. Kahvaltıda yiyorum kahvaltıda. Sabah kahvaltısı adamın. Yarım kilo acı ver yiyorum. Hem de o zehir zemberek olan isot acı verler. Sen parmağını dokunduruyorsun, alnına değdiyorsun, alnın yanıyorsun sen. O adam onu yiyor sabah kahvaltısındaydı. Ondan tat alıyor, lezzet alıyor.
Sen istediğin kadar de ki bu acı zehir zemberekler. Yeme kardeşim. Sana da ola yediğin var mı? Adam ondan tat alıyor. Bu da onun gibi bize. Sevmek ince bir yolu. Sakın şikayet yok. Sakın yaptığını görmek yok. Sakın ben böyle yaptırdım. Yok. Sakın. Bunu ancak nasihat edicilere müsaade etmişler. Yolun ölçüsünü anlatması için. Yolun adabını, erkanını anlatması için. Kendi yaptıklarını, kendi ettiklerini, kendi gördüklerini, kendi zamanında kımları ölçü olsun diye onlara müsaade etmişler. Öbür türlü bir kimsenin, biz şöyle yanlıydık, biz böyle piştiydik, biz şöyle çile çektiydik. Ben senin için neler yaptım efendim. Yapma, yapma. Sakın.
Eşleriniz için de söylemeyeyim. Ben senin için ne yaptıydım? Sen ne yaparsan yap, azdır eşine. Erkek, sen eşine ne yapsan azdır. Senin başının tacı, gönlünün sultanıdır o. Sen çocuğuna ne yaptıysan azdır. Allah'ın sana emaneti, korklamak için verdiği bir çiçeğidir. Sen annene babanı ne yapsan azdır.
Bir lütfu ikramıdır anne baba. Öyle ben sana şunu yap dedim. Yapmasaydım ya, yere git. Edepsiz seni. Öyle bir şey yok. Veya eşine ben seni nasıl yaşattım bak, yaşatmasaydın. Sen çadırda yaşadın da yaşattın da yaşamayacağım diye mi oldu? Veya kadınlar ki hem sana saçımı süpürge ettim etmeseydin, saçın duruydu durdu yerden. Kim dedi ki sana süpürge ettim? Sakın Allah muhafaza etsin. Aşk adamı inletir, dert adamı söyletir diye bir söz var. Sizce aşk inletir, dert de söyletir mi?
Evet. Aşk insanı inletir, tatlı tatlı aşk ilahileri, aşk sırları sırlar. Dert adamı pişirir. Tatlı tatlı nameler söyletir. Bunlar böyle negatif noktadan bakmayın. Allah bizi affetsin. Ne bu kırık kalp sever mi? Kırık kalp olacak herhalde. Bir kimsenin sevgine kalbi kırılırmış mı?
Bir kimsenin dostuna kalbi kırılırmış mı? Bir kimsenin arkadaşına kalbi kırılırmış mı? Bir kimsenin sufi kardeşine kalbi kırılırmış mı? Kime kalbiniz kırırsa gidin ona hediye verin. Böyle bir şey yok. Bir de bir tabir tuttururlar bizimkinden. Yani bizim memleketimizde vardır. Ne o? İnsan sevdiğini kırılır. Bunu seviyor ya ona kırılır. Neden kırıldın? İşte ya yüzüne bakmamıştır, ya selam vermemiştir. Ya ona böyle gelmemiştir o? Ya bir şey olmuştur. Aa şeytan vesveseye bindirmiştir. Gelmeyene gitmek bizim yolumuzun adabıdır. Sen kimse bana gelmiyor diye şikayet ediyorsan, sen şeytan sana vesvese vermiş.
Kimse gelmiyorsa sen git. Dervişlerde vardır o. Bir de bana da söylerler. Ta bayındırdan itibaren. Mustafa Efendi bize hiç kimse gelmiyor. Sen git. Bende şimdi. Sen git. Bize hiç kimse gelmiyor demek kibirliliktir. Şeytan onu sarmış. Bana kimse selam vermiyor. Kibirlisin de o yüzden. Şeytan sarmış seni. Sen selam ver. Bana kimse takmıyor. Ahlakın kötü o zaman. Ahlakını düzelleştir. İnsanlara iyilik yap. Cömert davran. Hoş davran. Herkes takar seni. Kimse selam vermiyor. Sen kötü huylusun demek ki. Millet şerrinden kaçıyor. Kendini değiştir.
Öyle görmeyiz biz hiç kendimizi. İsteriz ki herkes bize selam versin. Herkes bize gelsin. Gitsin. Bizi ziyaret etsin. Bizi popoplasın. Alkışlasın. Şansın desin. Başka şey oturtursun. Harika. Harika. O kıymetli derviş olsun. Herkes onun etrafında dönüşsün. Ona değer versin herkes. Bir tane de filan o filanca abiler hoş geldiniz. Caz tıkı caz tıkı caz tıkı. Öyle yapalım. Vardı ya. Benim eski alemden kalmadı. Evet. Hepsi yapalım. İnsan nefsi onu istiyor. Bir ara bir kardeşi bir mahallede. Bunlar hepsi de sohbet konusu.
Böyle kendisi imamatik mezunu. Orada dersi onun yaptırması lazım. Böyle kendince böyle kendisini ona etkili ve yetkili görüyor. Böyle etrafı da söylüyor. Beni de beğenmiyor. Şimdi o gün orada olanlardan varlıkları burada. Sayın buraya dedim ben. Saygılar. O gün orada işte geçmiş gün yüz kişinin üzerinde salonda arkadaş var. Ben döndüm ona. Buranın çavuşu sensin bundan sonra dedim. İşte kaç kişi var? İşte yüz kusur kişi. Öyle miydi? Var mıydı o kadar? Değil mi? Yüz yirmi beş mi saydı? Yüz otuz beş mi saydı? Aklımda kalmadı şimdi yalan olmasın diye. Böyle konuşayım. Tabii ne olacağını da bilmiyor. Cenab-ı Hak böyle gayri ihtiyacı var. Ben sayın burada dedim.
Ben saydılar yüz otuz beş kişi. İşte geçmiş gün yalan olmasın şimdi. Buranın çavuşu sensin dedim. Senden yeni yüz otuz beş kişi istiyoruz dedim. Yüz otuz altı da değil. Yüz otuz dört de değil. Bu bir sevindi. Adnan'a soruyorum. İki hafta geçti. Adnan'ın yüzü düşük şimdi. Adnan kaç kişi? İşte yetmiş kişi. İki hafta daha geçti. Ben hiç gitmüyorum dersler. Ben başka mahallelere gidiyorum. İşte birkaç hafta geçiyor. Baktım Adnan'ın yüzü iyice karardım. Sordum düşük. Adnan kaç kişi kaldınız? İşte kırk yedi kişi. Bir iki hafta daha geçti. Ben tak derse gittim. Say. Yirmi beş kişi.
Şimdi arkadaşlar diyorlar mı? Diyormuş ki. Mustafa'ya nasıl burada ayağa kalkıyorsanız bana da ayağa kalkacaksınız. Öyle değil mi? Hattı. Geçmiş gün şimdi. Tıkalıyor ya biz. Bazen unuttuğun şey olur. Ağzından gözünden kaçtığa kaçan şey olur. Ona nasıl saygı gösteriyorsanız bana da aynı saygı gösteriyorsanız. Onu nasıl seviyorsanız beni de öyle seviyorsanız. Ona nasıl davranıyorsanız arkadaşlarım bunu ciddi ediyormuş. Tabii gide gide gide gide yirmi beş kişi kalmış. Ben gittim say yirmi beş kişi. Döndüm. Dedim yüz otuz beş teslim ettim. Yirmi beş alıyorum. Yüz otuz beş teslim ettim. Yirmi beş alıyorum. Bundan sonra duran çavuşa atlam dedim. Bu da onu da kaldırırlar. Gittin derler.
Herkes gönlüleri ister. İster ki herkes bana ayağa kalksın. Herkes beni sevsin. Herkes beni peşimden koysun. Hatta birilerin birisini seviyorsa onu neden seviyorlar? Onun dergâhta görevi ne? Neden onun peşinden koşuyorlar? Para yediriyor diyorum ben şimdi. Nasıl yan basmayı diyorum ben. Anlamadım efendim dedi. Para yediriyor onlar o dedim ben. Zırık aldık. Sen de yedir dedim. Seni de sevsin. Tık yok. Tık yok. Birini eleştirmek kolay. Neden onun peşinden gidiyorlar? İyi para yediriyor. Hadi yedir sen de. Herkesi git götür yemeğe götür.
Herkesi yedir, içir, ziyarete götür. Otobüs tut, araba tut. Bindir arabanı. Haydi gidiyoruz de. Etkinlikler düzenle. Ne olacak ki? İnsan menfaat gördüğü yere gönlü karar. Olgunlaşmamış insan menfaat gördüğü yere gönlü karar. Doğaldır. Siz diyor Allah'ın sizi ısıklandırdığı için seviniriz. En alt nokta. Menfaat. Allah beni rızıklandırıyor, seviyor adam. Rızkı kesersin, sevmeyecek o. Ama eyvallah. Hiç olmaz orada duruyor ya. O ümitle dursun. Öbürkü de affolacak ümidiyle duruyor. Dursun. Öbürkü de cennete gideceğim ümidiyle duruyor. Dursun. Kötülük pahalı yapmıyor adam. Öbürkü de onu eleştiriyor.
Ben cennet için orada durmıyorum. Neredesin? O cennet için Kur'an ve sünnet dairesinde duruyor. Sen neredesin? O cennet ederekten kendini dost doğruyu yola koymuşsun. Sen neredesin? Küçük görürler ya. Okur oradan o bir sufi kitabından. Hani var ya İsa Aleyhisselam'ın bir kimisi cehennem korkusuyla, kimisi cennet ümidiyle. Öbürküler aşmışlar kendileri. Biz onu sevdiğimiz için burada. Eyvallah. Ama o her ikisi de hak mı? Hak. Onu neden batıl görüyorsun ki? Cehennem korkusuyla ibadet etmek de hak. Cennet ümidiyle ibadet etmek de hak. Biz istiyoruz ki hemen bitsin olsun bitsin.
Kardeş adam cehennem korkusundan geçsin. Cennet ümidine gelsin. Allah'ın izniyle geri kalanın gelir onun. Bunun gibi. Kur'an ve sünnete göre kurban nasıl kesilir? Kurban nasıl pay edilir? Kurban orucu nedir? Kurban bayramı nasıl geçirilir nedir? Kur'an hem ayetle hem de hadisle hem Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözlü ve fiili sünnetiyle, ashabın da sözlü ve fiili sünnetiyle, imamların iştahatıyla, hanefilere göre, hanefilere göre, zekat vermeye muhtedir olanlara vacip, zekat vermeye muhtedir olmayanlara nafile bir ibadet edilir.
Kurban alınırken niyet ederekten alınız. Vekalet verilirken niyet ederekten vekalet verilir ve vekalet alır. Bir kimse eğer hisseli ortak kurban kesecekse, ortak kurban keseceklerin kurban niyetiyle büyükbaş hayvana ortak olmalıdır. Küçükbaş kesecekse o kimse kendince, kendince yine kurbanı niyet ederekten geçmesi gerekir. Bu noktada pay etmese herkes kendi hayat stanslarına göre yiyebilecek olduğunu ayırır, yiyemecek olduğunu dağıtır. Bir kısmını dağıtması evli arır. Ama var aileler vardır. Normalde işte diyelim ki dışarıdan bir yıl boyunca et alabilecek durumu yoktur. Onun kavurması, işte bir frince koyması, o eti saklaması, yıl içerisinde yemesi de caizdir.
Hazreti Peygamber Salonları ve Selam Hazretleri yokluk yıllarında bunu yasaklamıştı. Böyle sıkıntılı yıllar olmuştu. O sıkıntılı yıllarda Hazreti Peygamber Salonları ve Selam Hazretleri kimsenin evinde kurbanın dördüncü günü et kalmayacaktı. Ashab bütün etleri dağıttılar. Herkes yediği, içtiği neyse tasadruk etti. Bu manada dördüncü günü hiç kimsenin evinde et kalmadı. Ama kırklık yılı bitince Hazreti Peygamber Salonları ve Selam Hazretleri o uygulamayı kaldırdı. Serbest etti. O yüzden kurbanın üçte birini tasadruk edebilir bir kimse. Veyahut da ne bileyim işte üçte ikisini tasadruk edebilir. Üçte üçünü tasadruk edebilir. Veyahut da durumu vakti hali yerinde değil isen bunu konu ve kendisine, çoluğuna, çocuğuna ayırabilir.
Bununla alakalı pay etme bu. Yalnız ortakların arasında pay edilecekse bu pay etmede de milletin birbirine tarayla, baltayla, bıçakla saldırması hoş değil. Şu da çok hoş değil. Bunu böyle açıkça konuşmakta fayda görüyorum. O kurban pay edileceği zaman herkes akbabalar gibi hayranın başında şeyin ne o, kurbanın başında toplanıp birbirinden kime ne, hangi etten gitti gibisinden birbirine böyle düşmanca davranması da hoş değil.
Allah bize affetsin. Kurban orucu nedir? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Ramazan bayramlarında, Ramazan bayramının birinci günü sabah namazını kıldıktan sonra ağzına bir tane hurma atardı. Birkaç tane hurma atardı ki o gün oruçlu olmadığını gösterirdi. Bu sünnettir Ramazan bayramlarında. Ramazan bayram sabahında bayram namazına gitmezden önce, bayram namazına giderken, evinizden çıkarken veya sabah namazında evinizden çıkarken birkaç tane hurma atmanız ağzınıza, ağzınıza bir su içmeniz hurma yoksa, bir zeytin tanesi atmanız, bir şey yemeniz sünnettir.
Kurban bayramlarında ise Arife'ye günü oruç tutmak, geceyi oruçlu götürmek değil. Arife günü oruç tutup, kurban Arife günü, çünkü hüccacın Arafat'a çıktığı anda, hüccat Arafat'a çıkar Arife günü. Arife günü, kurbanın Arife'sinde oruç tutmak, hatta o zihniyipçenin ilk 10 gününü oruç tutmak evladır bu noktada. Ama hiç olmazsa, kurban bayramı Arife'sini oruçlu geçirmeye gayret etsin arkadaşlar. Ama kurban orucu denilen şey şudur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sabah namazından sonra bir şey yemez, bayram namazını kıldırır, bayram namazından sonra hemen kurbanını keser ve kurbandan bir parça bir şey pişittirerekten bir şey ağzına lokma atar. Bunu atmak da sünnettir.
Kurban kesen kimsenin kurban etiyle veya kurbandan bir parçayla o 3-4 saatlik 4-5 saatlik neyse hiçbir şey yememesini onunla bozması da sünnettendir. Kurban orucu dedikleri budur. O yüzden kurban kesenlerin kendi kestikleri kurban etleriyle o 3-4 saatlik zamanı onunla bozmaları hoş olur. Ama şimdi insanlar kurbanlarının başkaları kesiyor, başka yerlerde kesiyor, değişik yerlerde kesiyor.
Kestiriyor veyahut da ne bileyim işte bir yerlere bağışlıyor, sünnetleri işlemekten uzak oluyor. Terk edilmiş bir sünneti işlemek ahiri zamanda 100 şehit sevabı bu vardır. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kurban etiyle kurban bayramının birinci günü onunla orucunu bozardı. 4-5 saatlik oruç diyelim sana. Onunla bozardı. Bunu da yapmak sünnet. Tabii sünnetlerden birisi de kurban artıklarının işte boynuzuydu, kemiğiydi, kanıydı, tüyüydü, işte erkeklik kadınlık organlarıydı, silik torbasıydı. Bu normalde silik yolu boğasağıydı veya hordumuydu, uzluydu. Bunların yenmesi cahil değildir. İşte Hanefi'ye göre kurbanın koç ise ayağlarının yumurtalarının yenmesi cahil değildir.
Kanın ve bu tip yenilmesi cahil olmayan huzurlarının toprağa gömülmesi, hijyene dikkat edilmesi de sünnettir. Kurban bayramı nasıl geçirilmelidir? İnsanlar kurban kesiyorlarsa kurbanlarını kestikten sonra nasıl bayram yaşıyorlarsa bayramlarını yaşayacaklar inşallah. Saat 11'e geldik, bunu da bakayım, gitsin. V-Aleyküm selam. Sigara içen bir imamın arkasında namaz kılınır mı? İmam fasık olsa da ona tabi olunur. Hadis-i şerif var, İmam-ı Azam Hazretleri'nin de bu noktada fetvası var. Bir imam namaz kıldıran bir kimse günahkar da olsa onun arkasında namaza durulur. Ama ve lakin arkasında sigara içmeyen bir kimse var ise onun imam etliğe geçmesi daha evlardır.
Cem evi ve cami projesi için ne düşünüyor musunuz? Cem evleri camilerin alternatifi değildir. 1400 yıllık İslam geleneğinin, göreneğinin, adabının, erkanının, hukukunun içerisinde böyle bir şey yoktur. Hiçbir zaman İslam'da cem evi, ibadethanesi yoktur.
İslam'da tekke vardır, sonradan oluşmuştur. Zaviyeler vardır, sonradan oluşmuştur. Medreseler vardır, sonradan olmuşmuştur. Ama Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin sağdığında böyle ilim grupları, zikir grupları vardır. Bunlar ama ashab-ı sultan ama değişik evlerde toplanırlar, ders yaparlardı. Bunu Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri yasaklamadı. Öğün noktasında, başlangıç noktasında Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin ve ashabının bu uygulamalarını görüyoruz. Bu uygulamalar, bu ders halakaları, bu zikir halakaları devam etti. Devam ettikten sonra bunlar bir nebze de olsa kurumsallaştı. İşte ilim halakaları için medreseler kuruldu, ilim tahsil edildi.
Zikir halakaları için tekkeler kuruldu. Tekkeler bu işi devam ettirdiler. Ama hiçbir tekke de cuma namazı kılınmamıştır. Kılınmamaya gayret edilir. Çünkü tekkelerin içerisinde hutbe okunulacak bir yer yapmazlar. Mihraf vardı, minber yoktur. Hiçbir tekkenin içerisinde minber yoktur. Minberin olmaması orada cuma'nın kılınmamasına delavettir. Çünkü minber varsa orada cuma kılınır. Özellikle hiçbir tekkede, özellikle hiçbir tekkede hiçbir zaman minber olmamıştır. Minberin olmadığı yerde ümmetin toplanıp cuma kılınması cahil değil. Siz tekke de cuma kılamazsınız.
Cuma kılabilmeniz için darü harp hukuku uygulamamız gerekir. Darü harp hukukuna göre bir kimse evinde de cuma kılabilir o zaman. Veya bir normalde burada da cuma kılabilirsiniz. Buraya bir tane bir kimse iki adımlık bir oturak koyar, bir tahta koyar veya şu yüksekliğe çıkart, orada tuttuğu okur, burada cuma kılınabilir. Darü harp hukukuna göre. Bunun da camilerde cuma'nın yasaklanması söz konusu olması lazım. Çünkü cami ümmetin toplanacağı bir alandır. Camiden uzaklaştırma, camiden cami ile cemaatın arasını ketreyi kurma, cami ile tarikatların, cemaatlerin, herhangi bir İslami kurum ve kuruluşların araya bir perde koymasını ben çok uygun görmüyorum.
Ve asla ben kardeşlere böyle bir şey tavsiye etmedim hiç. Muhakkak cumalara ve vakit namazlarını camide kılabilenler muhakkak kılmaya gayret etsinler ama cumaya muhakkak camiye gidin. Hatta bayan kardeşlerim dahi teşvik ediyorum. Diyorum ki gidin cumaya. Bununla alakalı her ne kadar hanebiler, sonradan oluşan dört mezhep imamları kadınların cumalara gitmelerine gerek görmesefler.
Bugünkü noktada ben kadınların, çocukların cumaya gitmelerinin evli aldığını, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine döneminde nasıl kadınları, köleleri, cariyeleri, cumaları ve bayram namazlarını toplayıp İslam'ın güçlü olduğunu güçlendirmek için böyle bir uygulama yaptıysa, şimdi aynı uygulamanın da geçerli olması gerektiğini, Müslümanların güçlerini gösterip, kuvvetlerini gösterip, hem siyasi hem ekonomik hem de kültürel olarak camiye, cemaati, cumaya sahip çıkmaları açısından kadınların da kız çocukların da çocukların da erkeklerin de tek vücut halinde
cumaları camileri doldurup almamasını, sokaklara taşmasını, caddelere taşmasını, trafiklerin tıkanmasını, trafiği kesmekeş olmasını, o camilerin ve etrafındaki her şeyin cumaya endekslenmesini istediğim için, kardeşlere diyorum ki, cumalara gidin. Bu noktada cami, Müslümanların toplandıkları ortak noktadır. Kadirisi, Ruvayisi, Bedevisi, Dursukisi, Mevlevisi, tarikata karşı olanı olmayan, bir cemaate imtisaplı olanı olmayan, beş vakit namaz kılantı olmayan, hepsi de cumaları, Müslümanlar camilerde toplandıklar.
Bunun alternatifi, La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenler için yoktur. Bunun alternatifi yoktur. Her ciden sapıklıktır. Bunu birileri yapıyor deyip de bizim de altı işlemimizi beklemesinler. Sıkıntı var, anayasal sıkıntılar var, kamili sıkıntılar var, tekke ve zaviyeler kanunu var. Tekke ve zaviyeler kanunu kaldıracaklar, herkes ne evi açacaksa açacak, ne tekkesi kuracaksa kuracak, hangi tekkeyi açıyorsa açacak. Cemre evine girecek olan kardeşler, kendilerini bir tarikat olarak nitelendiriyorlar da, kursunlar bir cemevi tarikatı. Bir mezhepseler, bir mezhepsel olarak toplansınlar, bunun tadı bir sıkıntı yok.
Kendilerini neyi olarak ifade ediyorlarsa, öyle toplansınlar. Ama caminin yanına cemevi, öbür yanına da kadiri evi isteriz. Öbür tarafına da mevlevi evi isteriz. Caminin öbür tarafına da dünseki evi isteriz. Caminin öbür tarafına da şazeli evi isteriz. Dinsiz evi isteriz. Öbür tarafına budist evi isteriz. Öbür tarafına hindu evi isteriz. Öbür tarafına kalenderi evi isteriz. Öbür tarafına şia evi isteriz. Öbür tarafına şianınİsmâliye evini isteriz. Öbür tarafına şianın Fatimme evini isteriz. Öbür tarafta şianın Bâtiогодiyi evini isteriz. Öbür tarafta şianın Caferi evini isteriz.
İsteriz, isteriz de isteriz. Öbür tarafına birisi kaldı, berleşke Türklerdenin gök tanrısına inanıyorum. Bu memlekette benim de yaşamaklığım var. Ben de gök tanrı evini istiyorum diyebilirim. Tabii bunu devlet yaparsa isteriz.
Bunu devlet yapmıyorsa söyleyecek bir laf yok. Ama birileri bir yere cami kuruyorlar. Yani Türkiye'de böyle enteresan şeyler oluşuyor. Yan tarafında da Cemil'i kuruyorlar. E tabii paraları var, güçleri var. Paralarıyla, güçleriyle bunu yapıyorlar. Ben yaptım oldu diyor tabii bu iş. Kendilerince muhakkak böyle bir şey yapmaya çalışıyorlar. Kendilerince kendi iştahlarıdır. Diyeceksiniz ki bu işlerde katılıyor musunuz? Hayır. Kendimde de böyle bir katılma zorunluluğu görmüyorum. E şimdi cami olunca devlet oraya bir imam atacak. İmam, niyaret işlerinden atanacak.
Oraya bir tane imam atanacak. Cemil'i kime atanacak? E Cemil'e diyanet oraya bir tane dede atarsa bizim Karabaş veli tekkesinin nesi eksik? Oraya da bir kardeşi şeyh atasın o zaman. E o dedeyi nasıl finanse edeceklerse o şeyhi de öyle finanse etsinler. gibi bildiğim şeyler çıkacak. Tabii şu anda devlet de hükümet de bu meseleyi böyle uzaktan seyrediyorlar. Müdahil olmuyorlar şu anda. E müdahil olacak bir şey yok zaten. Sen de git diğer yol, ver parayı. Sen de oraya bir cami yaptırsın.
Topla para yaptırsın. Ama tabii meydana çıkıp biz Cemil'i yapacağız deyip para toplamaya kalksaydı ne kadar para toplardı? Sünnilerden bilmiyorum. Bu değişim başka tarafı. Ama Türkiye'de bu noktada sıkıntıya gelen. Geleceğe doğru sıkıntıya gelen.
Çünkü İslam tarihinde birisi, bir çıkıntının birisi 200 yıl önce, 300 yıl önce bir şey yapmış. Herkes o çıkıntılı küçük görmüş, 300 yıl sonra bizim önümüzde çok büyükmüştü, büyümüş bir şekilde geliyor. Şah İsmail hareketinin bu noktaya geleceğini Osmanlı'nın feraset ehli olup görseydik, Şah İsmail'e belki de savaşmanlardır biraz.
İslam dünyasının göbeğinden yaran önemli bir mesele var çünkü bu noktada. İslam dünyasının göbeğinden yardıyı yetmiyormuş gibi bir de memleketin bizim yaran bir mesele var. Bu sıkıntılı bir nokta ve bu sıkıntılı noktayı kaşıyorlar devamını. Kaşımaya da devam edecekler. Kaşımaya da devam edecekler. O yüzden bu belki de biz hüsn-i zam besleyelim bu işi yapmaya kalkanlar bu kaşıntıları çok ince ayrıntılarına kadar gördüklerinden hiç olmazsa böyle bir aradaki uçurumu kapatmak, aradaki vadiyi birbirine yaklaştırmak için yapılmış bir davranış olarak da görebilirler.
Ama zaman bunun ne olduğunu gösterecek. Bu noktada ben camiyle kem evinin bir çatının altında toplanma projesini destekleyenlerden değilim. Bir insanlar kendilerini ifade etmek için kendilerince toplanacak bir alan kuruyorlarsa, kurmak istiyorlarsa, bu dogmatik kanunları ortadan kaldırmaları lazım. Tabii Türkiye'de Atatürk ilke ve inkilafları Atatürk koruma kanununun içerisinde mi algılanıyor, dışında mı algılanıyor bilmiyorum. Bunu teklif dahi edemiyorlar şu anda. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi hakimiyeti elinde tutmuyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi hakimiyetin icra edildiği bir organ hükmünde değil.
Burada, orada yazmışlar, hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir değil. Hiç de milletin değil. Bu hakimiyetin tecelli etmesi için gönderdiğiniz milletvekilleri, sizin görüş ve düşüncelerinizi yansıtan, sizin isteklerinizi yansıtan kanunlar çıkarmaktan uzaklar. O söz orada benim için bir aldatmacadan ibaret.
Bugün Türkiye'de kamuoyu araştırması yapsınlar. Hadi bakalım, hangi Müslüman gönül, hangi Müslüman Türk evladı Ayasofya'nın ibadete açılmasınlar? Hangi Müslüman Türk evladı zina serbest olsunlar? Hangi Müslüman Türk evladı içki serbest olsunlar? Hangi Müslüman Türk evladı İslam hukukunu gerici yobaz irticacı görür? Çok basit. Çok basit. Ama bunları konuşamaz kimse. Bunları sizin gönderdiğiniz milletvekilleri de konuşamaz. Sizin seçtiğiniz milletvekilleri de konuşamaz.
Sizin seçtiğiniz parti de konuşamaz. Konuşamazlar. Hep zamanı vardır, hep sırası vardır. Hep zamanı geldiğinde, sırası geldiğinde olacaktır. Bu da bir stratejidir. Bunu da söyleyecek sözümüz. Rabiden var, hakkınızı helal edin. Bir tane daha bayağı uzun var.
Türk Hava Kurumu'nun kurban derisi ve bağırsak toplumu yetkisi elinden ölmüş. Dehrilerle alakalı biz de herkesin derisini kapacağız. Hüseyin Hanım hazır duruyorlar. Bazı haberleri söylemiş. Hiç aklınız yok yani. Allah bize affetsin. Amin. E tabi normalde bizim gibi toplulukların kendilerince masraflarını karşılayacakları fazla bir yerleri yok. O yüzden biz yasak olduğu zamanlarda da o yasağı kıranlardanız. Yasaklar bizi hiçbir zaman durduramadık.
Biz yapacağımızı yaptık gene. Bayramın birincisi günü bütün fedakar arkadaşlar deriyle bayramlaşıyorlar her kurban. Bizim birinci günün arkadaşların büyük bir çoğunluğu fedakar cengalarına bayramlaşma deriyle. O yüzden biz bayramlaşmayı ikinci gün alıyoruz. Birinci gün derilerle bayramlaşıyoruz, öpüyoruz, korklaşıyoruz. İkinci gün arkadaşlarla yapıyoruz. Allah bize affetsin. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e yardım etsin. O iki son birisi deriyle birisi Arabi'dendi. O kardeşlerle haklarını helal arasınlar. İnşallah. Fâleven nâhu. Ne.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi