mustafaozbag.org

353. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 20 Eylül 2013 · 2:24:23

Allah keçenize eylesin, Cenâb-ı Hakk'ın yüzümüzü hayırla eylesin, elinizi yıkırınızı, ömrünüzü hayırla eylesin. Üstadlarımızdan ahiret kalır Ali Haydar efendi, demimin zat Mahmut efendi, üstad olan zatını, yani aynı şeyi işler eder miyiz? Bununla alakalı bir karışıklık var, ama benim yaptığım araştırmamın neticesinde aynı sinsile değil.
Belki de aynıdır, ona bir şey diyemez, ama aynı sinsile değil, benim kadarıyla. Bizim sinsile bir dolan, ahis, ahis kadar gelen Ali Haydar efendiyle, Mahmut efendi'nin şeyli olan Ali Haydar efendiyle aynı kimseler değildir. Bir teyze soru. Bir teyze soru. Kısa bu pandayışında eksiklikler kullandırır. Rahmet, her olan da Allah'tan, Allah'ın üzerine eksiklik izah edilmez. O zaman Nuh Aleyhisselam'ın, kavmini Nuh Aleyhisselam'a koyma olsaydı. Nuh Aleyhisselam'ın eksikliği. Peygamberlerin bu noktada eksik noktada görmüş şirk.
Nuh Aleyhisselam'ın eksikliği demiş, parantez açmış, oraya da bir tanım yazmış, onu alınır diye maddi. Yani tanım, onun iki cihetini söylemiş hatta, iki ciheti var burada. Nuh Aleyhisselam'ın eksikliği demiş. Ayrıldığımız yerler olabilir. Arabi öyle söyledi diyebiliriz, onu kabul etmenin hızlı kasıntı da değildir.
Peygamberlerin üzerinde zerreler görülmüştür. Adem Aleyhisselam'ın unutması gibi. Yunus Aleyhisselam'ın Allah'ın elinde beklemek için, oradan hicret etmeyi istemesi gibi. Bunlar bu, bunlar da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin faziletinin ortaya çıkması için olan zerrelerdir. Çünkü bir şey, tamın karşısında çok küçük eksiklikler olacak ki, tamın fazileti belli olurdu.
O yüzden Peygamberlerin üzerinde eksiklik, norsanlık ızafe etmek, Peygamberlerin üzerinde mutluluk bir şey koymak, evlüsüne düşüncesinin dışında. Peygamberlerin üzerinde eksiklik koymak, Nuh Aleyhisselam'ın üzerinde eksiklik derken, küçük zerreler farklı bir şey. Ama o zerrelerin üzerinden bizim bina ettiğimiz çok edebi, umurlu şeyler değil. Biz Adem Aleyhisselam'ın üzerindeki o unutmasının üzerinde bir şey bina etmiş. Çünkü onun unutmasını, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ortadan kaldırmış, unuttuklarından sorunu değilsinizdir. Peygamberlerin evveli ve ahiri olan Hazreti Muhammed Mustafa, zahiri noktada insanlığın evveli olan Adem Aleyhisselam'ın o unutmasının şerhini yapmış.
O yüzden Adem Aleyhisselam'ın unutmasının üzerine bir zerre dediğimiz şey, küçük günahtı değil. Unutma nasıl, günah değilse, küçük günahtı değilse, bu eksiklik dediğimizde şimdi insanlar eksikliği fazla bir şeymiş ki, dalgalıyorlar. O yüzden eksiklik lafını Peygamberlerin üzerinden almaya çalışıyor. Mesela bugün toplumun eksiklik kelimesine baktığında, bunun üzerine çok mana yıkıyor. Yani onu günah kebahayla yakın bir şeymiş gibi görüyor. Oysa eksiklik dediğimiz şey, bir kimsenin unutması gibi. Bu nasıl unutma sorunlu değil, eksiklik dediğimiz şey, bir kimsenin bu noktada gücünün yetmemesi gibi. Eksiklik dediğimiz şey, yani mana itibariyle eskilerin üzerinden bakılacak olursa, bir kimsenin bin metreye değil, dokuz yüz metreyi görmesidir.
Ama şimdi insanlar eksikliği hiç görmemektedir. Ben o yüzden Peygamberlerin üzerinden eksiklik değil, bunun daha dini termoloji noktasında zerreyi o yüzden tercih ediyorum. Bunu kavminye kabul ettiniz Nuh Aleyhisselam'a? Bu Nuh Aleyhisselam'ın eksikliği olarak avlanması. Kabul etmeyenlerin eksikliği olarak avlanması ve Nuh Aleyhisselam'ın imtihanı olarak. İnsanlığın imtihanıdır. Cenab-ı Hakk'ı yeryüzünü bir daha yeniden bir elbise bişecek, yeniden silip sürtülecek, yeniden inşa edecek. Cenab-ı Hakk'ı Nuh'tan sonra bir daha inşa etti. Biz Nuh Aleyhisselam'dan önceki teknolojiyi, Nuh Aleyhisselam'dan önceki algıyı, Nuh Aleyhisselam'dan önceki dünyayı bilmiyoruz mesela. Batan Atlantisi İmparatorlu'nun ne olduğunu bilmiyoruz.
Bak ki Nuh Aleyhisselam'ın kavmi, dünya üzerinde Nuh'tan önceki hadiseleri ancak eski ahit ve yeni ahit ve Kur'an-ı Kerim'den bilmiyor. Eski ahide ve yeni ahide de bakarken Kur'an-ı Kerim'i temel olarak ben alıp bakıp temel olarak alarak bakıyorum. Yoksa eski ve yeni ahitten biz direkt bakacak olursak Allah muhafaza eylesin, ayağımı sıkayabilir.
O zaman Kur'an-ı Kerim'in gözlüğüyle eski ve yeni ahide bakınca bakışımızın sağlam olacağını düşünerekten öyle bakıyorum. Öyle bakınca da bu sefer Nuh Aleyhisselam'dan önceki dünya hayatıyla alakalı elimizde fazla bir şey yok. Hazreti Peygamber Saloğlu, oradan hareket edince o kimse, yani normalde senden değil, ama bugün müsteşvikler, günü ifsad etmeye çalışan, Hazreti Peygamber Saloğlu ve Selam Hazretleri nezdinde sünnetlere ve hadislere saldırarak İslam dünyasına dizayn vermeye çalışanlar, bunun üzerinden hareket ederekten Hazreti Peygamber Saloğlu ve Selam Hazretleri üzerine de eksiklik noksanlık kurgulanmaya çalışırlar.
Arabi çok makul ihlas ve samimiyet noktasında meselenin anlaşılması için öyle bir parmak basabilir. Kebilirler mi? Kebilirler mi? Evet, yani orada öyle bir parmak basabilir ama bunun bugün için Nuh Aleyhisselam'ın eksikliğinden dolayı böyle bir şey oldu dersek, bu büyük bir yıkım olsun. kabullenilemez yani, bu mümkün noktada kabullenilemez. Ve onun üstüne çevirinde yazıyor, tebliğde mu Aleyhisselam'ın eksikliğinde? Yani o yok, peygamberin üzerine böyle bir şey düşündüğünüz gibi değil. Yani Arabi cihetinden bakılırsa farklı noktalar çıkar yani. Mesela Arabi leylilerle o Beli İsrail peygamberlerinden üstündür hadis-i şerifini baz alarak da Beli İsrail peygamberleri ve geçmiş peygamberleri ümmetin leylilerine denk hatta bazılarının üstün olduğunu beyan eder.
Gazali de aynı şekilde ihyasında bahseder bunu ama onun şu anda insanlar bunu o ilmi noktada ve kapasitelerde değil. Bir nebinin yanında, bir nebinin yanında asla ve asla kendisini nebilerle eş değerli tutacak noktada değildir. Öğreti budur.
Vele ki üzerindeki faziletler, üzerindeki manayat, üzerindeki hal bazı nebilerin derecesinde olmuş olsa da. Çünkü nebi başlı başına Allah'ın öğretisini almış, eğitimini almış. Direkt Allah'tır öğreticisi. Velilerin ise vesileleri var. Oysa nebilerin önünde cevrâhı aleyhisselam var. Ama bir velinin önünde cevrâhı aleyhisselam yoktur. Bir velinin önünde yine bir veli vardır, üstadı vardır. O velinin önünde üstadının üstadı pire efendiler vardır. Muhakkak bugün için konuşursak Kur'an-ı Kerim vardır. Muhakkak peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adlı etenem sünnetleri, hadisleri vardır. Ama bu noktada bir veliyi nebi derecesinde görmeniz mükemmelidir.
Ama Arabi bunu görür. O günkü dairede, o günkü noktada, insanlar o günkü ilmi noktasında bu makub. Bugün gazali de öyle görür. Makubur. Hiç kimse gazali bu noktada eleştirmemiştir kolay kolay. Hiç kimse Arabi'yi eleştirmemiştir. Ama bugün meseleye vakıf olmayan algı noktasında, fikir noktasında, ilim noktasında, kalbi hal noktasında o halde olmayıp, kendisini nebi görenler olunca, daha tepkili, daha tepkili konuşma ihtiyacı hissediliyor. Arabiye göre bir veliye gelen inham ile belki bir nebi'ye gelen vahiyin arasında çok bir fark yoktur.
Ama bugün şimdi bir veliye gelen inhamı biz vahiy dersek, Arabi bunu vahiy olarak konuşur halbuki hususunda da, fitruatında da. Biz şimdi bir veliye, bu noktada vahiy desek, Arabi meselenin inceliğine vakıf olmayan, bu noktada bir ilim terbiyesi görmemiş kimseler, onu nebilerle karıştırabilir. Arabi bilgisiz çünkü insanlar. Siz bilgisiz insanların içerisinde konuşurken dikkat etmek zorundasınız. Bu da varsınız. Nuh Aleyhisselam'ın malinden dolayı, Allah Nuh Aleyhisselam'ın kavmini helak etti ve daha hayırlı bir kavim meynunu etti. O Nuh Aleyhisselam'ın eksikliğinden dolayı değil, Nuh Aleyhisselam o kadar gayret etti, o kadar gayret etti, o kadar gayret etti.
Onun gayretinin, hürmetinin, çalışmasının karşılığında, karşıdaki insanlar o kadar nankörlük, o kadar nankörlük, o kadar nankörlük etti. Cenab-ı Hak Nuh Aleyhisselam'ın gayretinin karşılığında, o nankörlükleri helak edip, yeniden iman edip, hidayeti kabul eden bir kavim var. Şunu demek ki, bu hali Nuh Aleyhisselam, Allah'ın tamamlayıcılığına sebep olduğu için. Ama karşıdakilerin eksikliğinden, o zaman Nuh Aleyhisselam'ın üzerinden eksiklikten söz etmiyor mu? Karşısındakilere de söyleyemek, karşısındakilere de söyleyemek, karşısındakilere de söyleyemek, Allah'ın tamamlamasına sebep oldular. Bu noktada karşıdakilerin, günah-i kebailik işlemeleri, hidayete kabul etmemeleri, eksiklik değil.
Hidayeti kabul etmemeleri, göklük, gök kaldır, erginleşmeler. Eksiklik noksanlık farklı bir şeydir, bir şeyde gök kalmak, erginleşmemek veya bir şeyin bütünlüğü yumuşak değildir, serptir. Bu da onun gibi, karşıdaki kimseler, tebliğe maruz kaldı. Tebliğ edilen kimseler, nankörlüklerini de o kadar azıttılar ki, Cenab-ı Hak onların o nankörlüklerini azıttığını, o nankörlüklerine baktı, Nuh'un gayretine baktı. Ve dedi ki, benim bir peygamberim var, bir dostum var, benim o peygamberim var, o dostumun bu kalbi olağanüstü tebliğ etmesine ve olağanüstü bunu anlatmasına karşılık, onlardan olağanüstü bir inkar, olağanüstü bir nankörlük geldi, Cenab-ı Hak o nankörlüğü, o olağanüstü inkarı bertaraf etti. Onu bertaraf ederekten yeniden iman eden, hidayet kabul eden bir kavim yaratacak.
Ama bu Nuh'un eksikliğinden, Nuh'un, Nuh Aleyhisselam'ın tebliğdeki noksanlığından, tebliğdeki stratejik hatasından, tebliğdeki herhangi bir yanlışlığından dolayı değil. Karşıdaki kimsenin yanlışlığından, o zaman buradan hareket edilince, Taif'te Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin tebliğini kabul etmeyip, taşlayanları biz o zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin eksikliğine vereceğiz. O bu yolu açar, bu kapıyı açar. Veyahut da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dışarıdan gelen, Mekke'ye gelen tüccarlara, tacirlere dışarıdan gelen misafir görevini anlatırken, Mekke'li müşrikler gelip olup Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri taciz ediyorlardı. O zaman biz bu kapıyı aralarsak, Nuh Aleyhisselam'ın üzerinden, aynı kapıyı biz Muhammed Mustafa'nın üzerinden de, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden de aralanması gerektiğini bir kimse önümüze koyarız.
O da peygamber, bu da peygamber var. Burada karşındaki laf dinlemez, nefsine uymuş. Nuh Aleyhisselam'ın değerini kim çıkaracak ki o zaman? Nasıl çıkacak ortaya o zaman? Bütün peygamber evvel değil bize. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberlik açısından, bunun altında da hepsi de peygamber üzerinde bir üzerinden farklı değil. B'si yobranik açısından, bu da peygamber her! İşte bu da peygamber yapılıyor. Nuh Aleyhisselam'ın yola, although yola relası için gördük. Evet. Alsın beri 3B'ye ebben. Eğer bir bağlantı yoktu. Bu da peygamber. Zeneyevselam'ın sohiyyum.
O da peygamber, bir bantı術 olduğu gibi... Bu da peygamber 1B'ye ebben. Onun için çıkardım da, onlar da birbirine konuşacak ama, evvel ikisi de kalp veriyor.
O çıkarıyor, o çıkarıyor, çıkarıyor, böyle ikisi birbirine. Onun verdiği kalpti arıyor, buluyor ve telefon ediyor. Diyor ki, kendi o çözü biliyor ya, o da diyor, çalışıyor. Diyor ki, sizin dilin hakkıymış, kendinize tekrar kendinize geleceğim, bana gini öğret. O da, ben şimdi birbirine, öğretmeye başlıyor. Ben şimdi, atışında, çay içiyorlar ve öğretmeye başlıyor. Yani, 2 gün, 3 gün gelipten sonra, diyor ki, son sınıfta, üniversitede, son sınıfta. Bu da, Aminem. Sen Müslümansın, ben de Müslümans okutacağım. Tamam, seninle evlenecekler. Evleniyor. Şimdi, tabii çocuğu var. Allah aşkına, bu, 130 milyondan 17 milyon altı şey değil, Türkiye'ye geliyor, Amerika'ya gidiyor. Dünyanın her yerine geziyorlar.
Müslümanları görüp, Müslüman oluyorlar. Biz evlenenlerle, bu şekilde, bazı Arap ülkelerine, Türkiye'ye dil öğrenmek için gidiyorlar. Dil öğrenip, dil öğrenip şey yapıyorlar, efendim, Müslüman oluyorlar. Dil öğrenirken, Müslüman oluyorlar. Orada, yirmi sene evvele kadar, iki camiydi. İki cami. Şimdi, dört yüzde fazla cami. Her camilerde şeyler oluyor. Bazı, hepsi, öyle değil de bazı camilerde fikir oluyor. Bilmem, hâlî kur'an, şey, Pakistan'ı. Bilmem, yirmi cekil. Tümlerimizden da alakilerine, Öyle ki, İslamiyet, şimdi bu asıl İslam adına. Büyük İslam toplantılarını buluyor. İstihar, büyük bir İstanbul'da. O kadar, o kadar büyük bir kânsızlıklar, büyük bir kânsızlıklar, bütün dünya çapından âlimden verecekler.
Biz de gare geçiyoruz. Allah'ın bilgesini, maçı için dünya, pazar, maddesi, kalın, yüksesini, kalın, yüksesini, kalın, yüksesini, kalın, yüksesini, kalın, yüksesini, kalın, yüksesini, kalın. Allah'ın bilgiler. O şeylerde diyorlar, diyorlar ki, o aşırı ısrarmasıdır. Efendim, Ebu Yed'i 70'ten fazla kütavet ediyoruz. Bir defa da, Efendim, bir de söyledi. Gel bir aydan yalama bulamıyorum. Ben Cennet'i gördüm, yani Cennet'i gördüm. Cennet, çok iyi yer. Ya Ebu Teşik, gel. Ya, şu ağaçta diyor seni, takdirden, yüksesini, yüksesini, yüksesini, … Oraya, Eczar'ın her şey yapmış, şeyler. Şerif'in kanamıza, yine eklerken bir ağaç.
Ağa, her şey. Eczar'ın yapmıyor, o sehâsı. Cennet'i ne diyor ki, Beyaz Erdoğan'ı biliyor ki, O ağaç bu yerden mi beni taktik etsin, yoksa benim yanıma kadar gelip öğle mi taktik etsin? Daha büyük bir şey. Yanına gelecek, ''Ey ağaç gel'' diyor. Bunlar hep inanıyorlardı. ''Ağaç gel'' diyor. ''Eşkezü hazim'' diyor. Bunu gibi söyler. Yeni iman eden Müslümanlar gibi. ''Eşkezü hazim'' diyor. Ben önceki ne diyordum ki, ben nasıl seni korkmakta? Benim sekirbat, sekirbat olduğumu biliyordum ama o kadar da böyle sekirbastır. Şimdi adamlar, yerinde otuz milyon insan geliyor.
Her şey bu sene daha çok ermişler. Allah'ın hükümeti, şimdi ayıda çalışanlara davranışlar. Şükürlerle gayet eylesin. Hapse girenler, elinde Allah'ın bir Kur'an yazıyor. Şu ay her defa hapse girdi. Terbiyesiz Kur'an'ı kurtarıyor. Onlar da bağlı olanlar çok var. Yani şimdi onlara böyle şey yapıyoruz. Davet ediyoruz. Dinler çok varmış oluyoruz. Dinler çok varmış oluyoruz. Öyle ben hani din varmış değilim. Dinler yok. Onlar öyle. Şinto dini onları diyeyim. Şinto bizim Türkçeyi eski diniyle ben diyoruz. Böyle Japonya'yı Türk diyen halika. Aslı Türk diyen. Böyle edebilecek insanlar tarikatı, merkez etkiler. Bilmi Allah'ın bir Kur'an yazıyor.
Şimdi onlar da böyle şeyde yani toplantılar oluyor. Biz sonunda böyle cehli dikip çekil de on kere kelimeyi de söyledik. Onlar hepsi söylüyoruz bize beraber. İslam ismi verebiliyoruz size. Hediye İslam ismi. Hediye veriyoruz. Hepsi kabul ediyoruz. Bütün şeyler. Erkekler Muhammed Hanımlar da partına. Her türk bir yol seviyoruz. Söyleyecek insanlar. Çok büyük bir şey. O şekilde biz buna olanlar. Asla olanlar çok çok. Rusya tarafına git. Sivillilerde. Abi efendim. Demedik. Her yere getiriler. Onları getir alın. Oralardaki hatırolarımız da var. Ayrıca. Hepsi de Türkiye biliyoruz. Türkiye'deki.
Moskova'da. Fesaklı cami var. Diğer şeyler de çok. Navıstan'da çok cami var. Özbekistan'da camiler var. Yani cahlar var. Bir yolculuk her yerde. Üstede de onlardan gücünemler vardır. Bu harik şeylerden. Hepsi Allah'ın müthiyelerdir. Güzel şeylerdir. Şimdi. Çok çok söylemeyenler. Alet yok. Ben size bir şey gibi bir şey söyleyeyim. Efendimiz'in alıştıratını gösteren. Mesih'in eline veren. Tebuk sekerinden. El dönünce bir sahake hastalanmış. Ey mübarek. Niye hastalandık? Dariş günü olanlar. Siz, siz dayanan bir ölümden. Sizden ayrı kalınca hastalanmışsınız. Efendimiz ümmetini çok seviyor. Ümmet'i de efendimizi çok seviyor.
Başına bazı tervişlerden. Birisi Muhammed diye de ağlamışlar. Sen ağlamışlar. Muhammed ağlamışlar. Bir salavat getiriyor. Ama hem salavat getiriyor hem de ağlıyor. Soruyorlar, sen niye bu kadar ağlıyorsun? Biz de çok seviyoruz. Biz de çok seviyoruz ama. Ağlama. Her muhammed ismi. Ağlama. Sen neden bu kadar ağlıyorsun? Diyor ki aşıklar, vakteler, içinde neler çıkıyor. Diyor ki, ilk günden beri peygamber efendimizi rüyamda göremez olduğunda onun için ağlıyoruz. Efendimizi de çok seviyor. Ağlıyoruz. Ağlıyoruz. İzledi. Ağlıyoruz. ve l stagesı.
Ağlıyoruz. yapmaya kaybet edemez. Yedek, bilmek, tecellim, dikir. Dikir. Burada bir defa mı toplanıyorsunuz? Haftada. Haftada bir sefer mahalleler de var. Dikir. Maaş var. Maaş var. Ne kadar? Gelen yeneriz. Namazda bir anı yoksa gelip, görürler. Ondan sonra hepimiz hepimiz evliasın. Ben hepimizle beraber, Allah bana da verecek. Allah'tan okuyor, sizler düşünüyorum ben evliliyorum.
Sövüyoruz. Almanyalarda davet ediyoruz. İçin yıldırlarından davet ediyoruz. İlamilere geliyorlar. Ondan sonra, yok ki sonra bizimle beraber gelince ben yumuşak gibi yapmamışıyorum, olsun. Yeter böyle bir sefer. Bakın sana. Hadi, çabuk, gidelim. Öyle günahtar insanlardan da böyle insanlar çıkıyor yani. Onlara şefkati çalıştırdınız yeri de her yerde davet edip getirmek lazım. bir şey yapıyorum. Şeyi mübarek. Rabiyetü'l Aleviye. Eşidirsin. Ona şarkı söyler. Araplar. Şarkı söylerken, şey yapanlar. Geçerken, bir gün geçerken içeride dikir. Dikir. Yerriye.
Dikir. Dikir. İmamtun hadiyyaenykach będzie Aisha方. İslamda ön edin şehir S هmm matters. Kocorun red thấy İslami emimesine Kocorun id SickMe ya vallaha Çocuk serbiyesi, Hakan, Eğitim, Eğitim, Bu var ya.
İnşallah biz buna bir dana gelmeyi yapıyoruz ya, Bugün Efeci, Gözpüş olduk. Gözpüş olduk. Ama çok doyabıyorum size. En azından az. Yüksek spent fon좋ından GREG DENNIS İLLALLAH Ya İLLALLAH İLLALLAH Sancaktathird
應 Bunlar kardeşlerin kendi arasında birbirlerine böyle konuşmaları çok uygun şeyler değil. Bunu böyle alaya alıp asker arkadaşına konuşur gibi, ne bileyim işte hafife alır gibi. Dedik ki bizde natip, nikafaydı, halifeydi. Bu tip tabirler kullanılmayacak, makam konuşulmayacak.
Buna rağmen bazı kardeşler, bazı kardeşler de natip yok işte halifensin, yok halife bu tip şeyler söylüyorlarsa bunu alaya almakta ki Allah'ın manfaza edersin. Alaya alanın alan manen kendisi bu kelimeyi kullanmak istemem ama çarpılır. Nice kardeşler gördük biz, arkadaşların halleriyle, rüyalığıyla veya şeyhefendi çavuş demiştir, nakip demiştir, şeyhefendi bir galiba demiştir, bir şey demiştir.
Onların nakiplikleriyle, bir galiba alıklarıyla, çavuşluklarıyla alay ederlerim. Ondan sonra yolla, yordamla, zikir alakasıyla, tarikatla bağlanılığının kalmadıklarını gördük. Asla hiçbir manevi makamı hafife alıp dalga geçmeyip, hiç kimsenin rüyasıyla, haliyle dalga geçmeyip, birinin hal gördüğüne inanmayabilirsiniz.
Ama onunla alay etmeye, dalga geçmeye hakkınız yok. Birinin rüya gördüğüne inanmayabilirsiniz. Ama onun rüyasıyla dalga geçmeye hakkınız yok. Birine şeyhefendi hazretleri nakipsin demiş. Birine çavuş sinemiş. Veyahut da birisine, bir kardeşe demiş ki, demişiz ki, sen buranın dersini yaptın, buranın zakir ol. Veya bir kardeşimin bir yerde bir şeyle sorunlu.
Onların o sorumluluklarıyla, o vazifeleriyle alay edilmesi, farkında değil. Alay edenler, o kimse Allah için o vazifeyi yerine getiriyor. Birisi sema ediyor, birisi kalkacak, onun semasıyla alay edecek. O kimse sema ederken Allah için sema ediyor. O kimse para için sema etmiyor. Onun semasıyla veyahut da tekkede hizmet ediyor bir kimse. Hangi vazifede olursa olsun, onun vazifesiyle alay etmesi, cemaatin içerisinde hangi bir kimsenin vazifesiyle alay edilmesi veya çavuşum, nakibim, halifem veya alay gari konuşulması gerçekten derin bir edepsizlik. Gerçekten. Bunlar böyle kulağıma geliyor, hiç hoş olmayan şeyler, hiç hoş değiller. Dergahlar, tekkeler, disiplin yeridir.
Orada bir kimsenin vazifesiyle veya vazifesinin o vazife yaptığı makamla, mevkiyle, neyse, onunla alay edilmesi gerçekten edebe muzayir bir nokta. Allah muhafaza yapma. Bu noktada kimseyi hafife almayın, bu tür sözler söylemeyin, böyle hafife alınca terimeler, cümleler kurmayın, insanları alaya almayın. Alaya aldığı şey, tarikat-ı adiyenin kendi içerisinde kendisinin oturtturduğu, sünnete beraber oturtturduğu makam, mevki, ihmet. Birisinin şeyhliğine de inanmayabilirsin. Birinin dervişliğine inanmayabilirsin. Ama dervişliğiyle, şeyhliğiyle alay edemezsin.
Bir kimse şeyh olmadığı halde, ben şeyhim deyip meydana çıktıysa tabi olma sana. Onun şeyhliğine inanmıyorsan tabi olma. Birisi kendiliğinden ben Halide'yim diyorsa, sen tabi olma ona. Birisi kendiliğinden nakilim diyorsa, tabi olma sen ona. Tabi olmak zorunda değilsin. Ama o kimseyle de veya o kimsenin dediği makamla da alay etme noktasında da değilsin. Birisi şeyh olmadığı halde çıkar ben şeyhim de, sen o kimsenin şeyhliğiyle alay edersen, şeyhliğiyle alay edersen, sen baş aşağıya gidersin, o adam baş aşağıya gitmezsin. Hadi o adam yanıldı, yenildi bilemedi, kendisini şeyh zannetti. Ama sen o kimsenin şeyhliğiyle alay ettin, Allah muhafaza eylesin, makamla alay ettiğin için asıl edersin diye düşen sen olma.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizim dergamızın içinde bazı kardeşlere kazıpta, nakip, nükabba, halife bunlar benim ağzımdan çıkmıyor. Bazen hiçbir kardeşe sen hanifesin demedin, sen nakip, nükabbasın demedin, sen nakipsin demedin. Şeyh Efendi Hazretleri icazette otururken, icazette ortacağı zaman, Cafer'e de, Hüseyin'e de, Adlan'a da nakiplik icazeti vercekler.
Bana dedi ki sen ver Mustafa Efendi dedi, ben de dedim ki efendim, ben vermeyeyim, siz gelin, kendiniz verin burada. Oğlum sen dedi, hatta öyle söyle dedi, oğlum sen dedi, kazan kaynak dedi, pilav dört, ne kadar bursa da kime ne verilecekse dedi, hepsini de vermedin. Kazan kaynak, pilav dört, senler demesi tasavvuf dilinde halifeliktir.
Ben kendimce onu, kendimce, kendime yakıştıramadım, efendim hakkını zeval edeyim, bu bir emir değilse, ben sizi bekledim, siz gelin, verin dedim ben. O zaman bunu söylediğinde, Hollanda'daydı şey efendim. Tamam o zaman geldiğinde, dönüşümde verirdi inşallah dedi. Döndüğünde, o bir şey söylemeyince, ben de edeb ettim, bir şey demedim. Efendim böyle böyle yapacaktınız, ne buyursunuz demedim. O kendisi bir şey söylemedi, ben de kendisine bir şey söylemedim. Ama benim nazarımda, bir icazet, illaki kağıda dökülmesi gerekli değil. İllaki onun yazılı bir senete dökülmesi şartı yok. Bunlar bir başkası için önemli olabilir.
Bir kimse rüyasında o icazeti, kağıdı görmez. Veya icazetli olanı görmez rüyasında. Cenab-ı Hak kimi kime nasip ettiyse, o onun rüyasında görür. Bunların dergahımızın içerisinde alayvari konuşulması, bunların dergahımızın içerisinde hafife alınarak konuşulması, dergahımızın içerisinde ima ederek konuşulması hoş şeyler değil.
Allah bizi affetsin inşallah. Peygamber Efendimiz mezarlıkta Fatiha suresini okumamış. Fatiha suresi mezarlıkta okunmamış. Fatiha suresinin ödiye değil, kriye faydası vardır. Bütün zaman sevgilerini internet sayfasında yazıyorum. Bu konuda açıklamamız nedir? Hakkınızı helal edin. Hepiniz dosdoğru, hanif olsaydınız, hepinizi helak eden, yerinize günah işleyecek kullar yaratırdın. ayetini açıklamasınız. Muhakkak ki, Cenab-ı Hak bütün her şeyin zıddını yaratarak da birbirlerinin kıymeti bilinsin diye. Kötülüğü Cenab-ı Hak yaratır ki iyiliğin fazileti belli olsun diye.
Muhakkak ki Cenab-ı Hak küfrü yaratır ki imanın fazileti belli olsun diye. Bu internette, mezarlıkta Fatiha suresi okumamış sözüne katılmıyorum. Bununla alakalı hadis-i şerifler var. O yüzden o internetten aldığımız sözü bu noktada kabul edenlerden değil. Allah bize affetsin inşallah. Hadis-i şeriflerle sabit olmuştur. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler kavmi şeriflerine gittiğinde on bir ihlas, bir Fatiha okuduğuna dair rivayetler vardır. O yüzden Müslümanlar şimdi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kavmi şerifleri ziyaret ettiklerine üç ihlas, bir Fatiha okumayacaklar. Allah bize affetsin inşallah.
El-Fatiha. Şu an nasıl soru? Mevlana hazretleriyle teslim edeyim arkadaşlarla. Şemsettin'i Tebrizi hazretlere ilk tanıştığı zamanda karşılıklı bir yol konu oluyor.
Beyazıt'ı bir İslami mi daha büyüktür? Peygamber aleyhisselatü vesselam hazretlerinin daha büyüktür. Diye bir soru soruyor. Celalettin Rumia hazretleri bir cevap veriyor. Şemsettin'i Tebrizi hazretlerinin tatmin ediyor. Hatta bayılıyor diye. Bayılıyor. Burada Hazreti Peygamber aleyhisselatü vesselam hazretleri günde yüz kere tövbe ederdir. En az. En az. Ve her tövbe de bir adım atardı. Bir yol yürüdü. Yani sülup eder, rücu eder ve onun yürüyüşü hiç bitmezdi. Beyazıt'ı bir adım attı. Öyle bir hale geldi ki o hali sarhoştu ama tövbeyi unuttu. Tabi doldu. O yüzden ben Allah'ım dedim. Onun hali de...
Ben Allah'ım demedim. Var mı benden şahı? Ve bu halde tövbeyi unuttu. Ama hali haldi, haklı. Tövbeyi unuttu. Şimdi... O esna. O esnada. Bir sülup ediyoruz. Karikat ediyoruz, yol ediyoruz. Bir Muhammed'i, bir Ebevi'yi her hal değiştirdiği zaman örnek olarak yani ben şöyle şimdi buradayım. Bir adım dağıtacağım buradayım.
Şimdi benim hayatımdaki bütün hallerde... Ben de seni izliyorum. Benim sülup'umun devam etmesi için yani alemin zahirata uyabilmesi için tövbe etmesi gerekiyor. Tövbe etmediği zaman benim sülup'umun sülup'u kesiliyor. Bu sülup'u daimi hale getirebilmemiz için nasıl bir metodik kullanmamız gerekiyor? Sülup'taki sufi virdini her gün tamam çeken sufi.
Hangi bir sebepten dolayı virdini o gün çekemediyse sülup'taki sufi ertesi gün muhakkak o virdini kaza eder. Sufi her gün tövbe ederken belki bir yolun başında günahlarına tövbe eder ama bir müddet sonra Allah tövbe eden, temizlenenleri sever mi? Ayet-i kerimdesinin tecelliyatına mazhar olmak için tövbe etmeye başlar.
Bir müddet sonra tövbe etmek onun için manevi uruç olmuş oluruz. Sufi avam noktasında tövbe eder. Bu günahlardan kurtulmak içindir. İhmer yakinir. Sufi bir müddet sonra sünnete Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem azzefendi'nin her gün cevap ettiği bir sünnet olarak tövbe eder. Bu da aler yakin noktasıdır.
Sufi bir müddet sonra Allah tövbe edenleri sever ayet-i kerimdesinin mazharı olmak için tövbe eder ki bu da hak yedeki noktasıdır. Bu yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azzefendi Allah tövbe edenleri sever ayet-i kerimdesinin mazharı olmuştur. Yani Cenab-ı Hakk'ın soğut, soyut ayet-i kerimdesi somuta dönmüştür.
Tedeviyat noktasında. O yüzden sufi her bu Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azzefendi'nin her gün tövbesine bir kısım ehl-i sufi bir önceki haline tövbe olarak alınmıştır. Mani bir uç noktasında her an uruç eden Hazreti Peygamber bir önceki haline tövbe ettiği olarak nitelendirilir. Bir kısım ehl-i sufi bunu böyle nitelendirir. Oysa Cenab-ı Hakk'ın buradaki tövbesi belki de Allah'a şükür, Allah'a niyaz, Allah'a halk noktasıdır. Çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o manevi uruç, yolculuk esnasında bir önceki hali günah mıydı ki tövbesin? Hayır. Bir önceki hali kendince dar mıydı? Hayır.
Bu Allah'ın lütfi ikramıdır. O yüzden Cenab-ı Hakk'ın lütfi ikramının neticesinde onun tövbesi Allah'a var. Allah'a var. Cenab-ı Hakk'ın bu ayeti kelimesinin üzerinde tecelli etmesin. Yani Allah tövbe edenleri sever. Burada aşığın, maşukunun sevgisine mahzer olma gayreti vardır. O yüzden Hazreti Peygamber der ki sana hakkıyla kulluk edemedim ya amal. Buradan meseleye bakarsak eğer, o zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de bir önceki halinin eksiklik ve noksanlık olmadığı noktası da çıkmış olur. Yoksa bir önceki hali eksiklik, bir önceki bir sonraki hali de sanki tanrılık gibi olacak. Cenab-ı Hakk ondan da bizi muhafaza eylesin. O yüzden Allah'a var.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hakken yakin noktasında. Cenab-ı Hak Allah tövbe edenleri sever ayeti kelimesinin somuta döndürdüğü yer olmuştur. Allah'a var. Ama Sufilerin bir kısmı, Halit Hoca'nın dediği gibi bu meseleyi algılamışlar ve Sufi eserlerinin bir kısmında bunu böyle belirtmişler. Ben buna çok itiraz eden noktada durmak istemem genel sohbetlerde. Sanki birbirlerine atışıyormuş gibi hava algılanacak diye seslenmem ama kendi iç aleminde bunlara kabullenmezdir, kabullenmem der. Şimdi biraz daha böyle Hoca bunun üzerinde çok net bir şekilde durunca ben de net bir şekilde gerçek düşünceni söyleyemiştim. İnsanın bir önceki halini görmeden bahsettiniz. İnsan bir önceki halini nasıl görülebilir ki?
O hal geri de fazla dönüşüyor. O zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem bir önceki halini görüle etmesi düşünülemez. Düşünülemez. O zaman Hazreti Peygamber aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem namaz kılıyordu. Kıldığı anda kıldığı namaza tövbe ediyordu. Hac yapıyordu. O hacca tövbe ediyordu. Bu aslında mümkün değil. Yani bu onun içerisinde, namazın içerisinde bu tövbe. Zaten o tövbeyi yetmeden bir sonraki hale geçemiyor ki. Geride bulalımız ki tövbe etsin ki insan. Ben bakıyorum mesela, bu anhına tövbe ediyorum. Ya ben hakkıyla bakamadım diyorum, bu beni büyük bir sonraya taşıyor. Yani yeterliyi göremiyorum onu.
İnsan geçmiş halini nasıl tövbe edebilir ki? Anını tövbe edebilir. Geçmişte, yani geçmişte bir etkiniz yok ki bizim. Yani benim düşüncem olarak, Mk. Aleyhisselatü Vesselam Hazretleri hac yapıyordu, o haccını o anda tövbe ediyordu. Namaz kılıyordu, o namazını o anda tövbe ediyordu. İyi bir şey olarak görüyordu, o an iyi bir şey olarak tövbe ediyordu. Eski ve alimlerden bir tanesi denk geldi bir yerde. Beydullah'ın karşısında babacık, Kuran okuyor, içerisinden bir ses yapıyordu. Ya bunca yıldır Kuran okudu, bunca yıldır iş yaptın, bunca yıldır ibadet yaptın. Ne kadar iyisin dediği zaman okuyor, Kuran okuyor. Hemen eline kaldı. Benim diyor, bunca yıldır ibadet gibi diyor, satın amca değil, satın amca biri var mı diyor.
Oradan birisi ben diyor. Hep her şeyini sana verdim diyor. Alır bir ekmeği, bir ekmeği de hayvanlara veriyor. Benim bugün bir demek istediğim insanın sülubuna devam etmesi için. Mesela ben kendimi şimdi sikrettim olarak gördüğüm anda içime bir doygunluk hali geliyor. Doydum ben. Doyan insanı nasıl bir yöve etsin, nasıl bir sonraki makama veya sülubuna devam etsin diye. Ben şu anda o eksikliği kendimde hissedersem, ben buradayım ama ben bunun hakkını veremedim. Ben burada sikrettim ama, sikrinin hakkını veremedim. Ben burada aklım ama o kişinin hakkını veremedim. Ben burada derviş oldum, dervişliğimin hakkını veremedim. Eksik bir kursun yoksanız. Bende dediğim anda, yani o anında da alim ya, yürüyelim ben burada.
Yoksa ben geriye bakıyorum, geriye mi tövbe etmem? Bu noktada, zorluğu da takılıyor. Benim yani kalbim burada yok, anında tövbe ediyor. Hiçbir zaman benim iyi bir namazım oldu demedi. Daha sonra biraz bu noktaya bahsedelim. Benim iyi bir sikrin oldu demedi. Bir kişi dese ki şu an benim iyi bir namazım oldu, onu sürüyorum. Onun halini görüyorum. Sufiye, yani böyle bir düşüneceğim ben. Sonunda yapamazsın. Bu düşüncelerinin normalde böyle olması dervişin şevki. Sufi şevke. Şevke demek doymak. Sufi namaza doymak. Sufi oruca doymak. Sufi zikre doymak.
Sufi ağlamaya doymak. Sufi sevmeye doymak. Sufi iyi, hayır, güzel olur. Hiçbir şeye doymak. Bu duyumlusundur. Bu noktada o kimseyi hep istemez. Hep daha fazlaya doymak. Bu şevk halidir. Sufi şevk halidir bu noktada. Bu şevki şevk hayalidir o kimseyi. Tövbe ise. Bu Tövbe ise, Sufi'nin ilk başlangıçta günahları içindir. Bu Tövbe yolu, Tövbe ayağı. Hangi noktada olursa olsun, nerede olursa olsun, o kimsenin üzerinde tecelli etmesi gereken olmazsa, olmaz mı halidir? Bunun bir önceki haline, bir sonraki haliyle, şimdiki haliyle alakalı değildir. Bu senin söylediğin şimdiki haliyle alakalı.
zikrullah oldu, şey var daha. Bir zikrullah olsa devam eder. Bir zikrullah daha olsa devam eder. Bir zikrullah olsa yine devam eder. O zikrullah'a doymaz. Bu hafta zikrullah toplandık, bir daha kastaya yine toplanırız. Mahallede var, yine toplanırız. Yarın başka bir şey var, oraya koşarız. Bu şevk halidir. O kimsenin, şimdiki halini tövbe etmesin diye bir şey düşünmemezsin. Ama şimdiki halini yetersiz görmesin. Şimdiki halini doyulsuz, hani sufi, aç çocuk gibi. Sufi, aç çocuk gibi olunca, doymak bilmez. Ve, hani, böyle çocuklar vardır, ağzında meme ile uyurlar, sufinin ağzından meme gitse, başlar feryat figan etme. Feryat figanı, ona memeyi getirir.
Ama bu devamlı ağzında meme ne duracak diye dikkat ediyoruz. Meme onun ağzından çekilir, feryat figan eder, ağlar, meme gene gelir. Feryat figan eder, meme gene gelir. Feryat figan eder, meme yine gelir. Sufi'nin feryadı, figanı gitmez. Sufi'nin bu noktada, iştiyaki şevkidir. Sufi'nin iştiyakının şevkinin gitmesi, onun ölmesi demek olsun. Seyri sülükte bir kimsenin, şevki ölürse, şevki kesilirse, şevki duranlaşırsa, onun sülubu biter. Ölür onun sülubu. Bu yolda, kavmi şerife girinceye kadar, şevkinin sönmesi söz konusu değil. Ve yol, şevki sönenleri içinden atar. Bugünkü dilde heyecan denilir ki, arayamam.
Heyecanı biteni içinden atar. Çünkü heyecanı biten virüs gibidir. Bir taraftan bir tarafa enerji götürmez o. Bir taraftan bir tarafa enerji götürmediğinden dolayı, yol kendi içerisinde, kendi içerisinde onu ayıklar. Ayıklanır o. O bir şekilde, yolun içerisinde, şevki bittiği anda, şevki bittiği anda, ihtiyalar, atarlar onu kenara. Bu, o kimse, bir sürü mavi üretir kendinize. Bir sürü şey söyler. Asıl hastalık onun kendi içindedir. Hastalığın sebebi, bugünkü dilde heyecanını kaydetmesi, şevkini yitirmesi, iştiyak ehli olma noktasını yitirmesinden kaynaklanır. O kimse tekrar bunu kazanabilir mi? Yaptığı hatayı görür. İştiyaklığı ve şevkinin, kendi, kendince kırıldığını anlardır.
Tövbe eder. Bakın buradaki tövbe farklı bir şey şimdi. Buna tövbe eder, devam eder. Buradaki tövbe, günahlarına tövbe etmek değildir. Aşksızlığına tövbe eder mesela. Şevksizliğine tövbe eder. Bundaki tövbe, Hazreti Peygamber Sanatü'nden meseleler maddelerinin ayak izine basamamak, onun soluğuyla soluklanamamak tövbesidir. Bir kimse namazına tövbe etmez. Bir kimse namazına tövbe etmez. Ey ashabım siz amellerinizle cennete giremezsiniz. O normalde ameline güvenmekle alakalıdır. Bir kimse ameline güvenmez diyor. Bu cihetten yaptığı ameline tövbe edemez. Yaptığı amele tövbe edilmez. Yani bu onu daha yüz... Yok, bir kimse sadece ameline güvenmez.
Ameline bakmaz. Bu ameline bakın kimsenin kalp gözü körleşir. Sufi amelini gördüğü anda mana gözünün kapandığını anlattı. Amelini görenin mana gözü kapandı. Bir kimse ben ne iyilikler yaptım dedi ya bu mana gözü kapandı. Duygunluk yaşıyor diyor. Duygunluktan değil. Küstahlıktandır. Amelini gören sufi dilinde küstahdır. Duygun değildir. Dipe düz küstahdır. Küstahın dik arasıdır. Sufi asla amelini görmez. Şeytan ona amelini gösterir ki bu sefer de onun mana gözünü kapatmak için. Mana gözünü kör etmek için amelini gösterir.
Sen ne iyiyansın dediği anda o seferin kendisine onun mana gözü kapatır. Onun ayakları çarpık etmeye başlar. Gözü şaşır görmeye başlar. Kalbi ikileşir onun. Onun elinde kolunda can mecan kalmaz. O bir yerde tökezler aldı. Şeytan yapmadan bunu nereye sebep açıyor lan? Şeytanın vesvesesine kanar. Şeytanın sağdan girmesidir. Kalbini, kalbini... Kalbini aştığın bir şey. Nerede ata yaptın? Şeksiz mi kaldı? Evet. Zikri? Şeksiz kaldı. İştiyaksız kaldı. İsteksiz kaldı. İştiyak halini nerede kaybetti? Temeli neydi? Temeli zikirsizlik. Sevgisizlik. Bir an gaflete düşmek. Borçluya düşmek.
Hastalık. Bir an. Ağaç dervişi yoldan düşüren şeksizliğidir. İştiyaksızdır. Pazar gün Keşan'ın gidildi. Kimler vazifesi? Yirmi kişiye. Yirmi kişinin içinden bir tanesi dese ki Ya bir işimiz var şimdi bizim Keşan'la. Ama gideyim şimdi ağaç. Ya dedi. O bir hastalık. Şeksizlikten, iştiyaksızlıktan çöktü. O vücudu gitti geldi o işe. Gittiyse. Ve bu noktada bütün kardeşlerin de Kardeşlere de ihanet ettirir. Koşanlara da ihanet ettirir.
Hastalık bulaştırır. Bizde o yüzden gönüllülük esastır. İştiyak halini nasıl devam ettirmek? İştiyak halini devam ettirmek. Bir şeye inanmak. Fizebillillah koşmak. Ona sımsıkı tutunmak. Onu kendine yol edinmek. Onu kendine kurtuluş edinmek. Onu kendine hedef edinmek. Ve hiçbir zaman her gün onu taze etmek gibi sıcak tutmak. Her an tetikte durmak. İştiyak hali ol. Onu ama hiçbir an o tazeliğini, o inceliğini, o gayretini düşürmemek. Bunu buradan düşürecek olan ne? Nefis bimya, şeytan. Mal, makam, mevki, halkın, çocuk, çocuk. Hepsi de bunların bu noktada düşürmeye sever. Namaz düşürmez mi? Namazlar kuvvetlendirir.
Baya namaz kılanların haline. Ne öyle namaz kılmaz ki Sufi? Kurtarılmayacak ameller. Sufi'nin öyle orucu olmaz ki. Sufi'nin orucu tam gör. Namazı tam gör. Ama mesela Sufi onu nasıl tam göremez ki? Sufi tam görmez ki zaten onu. Oradaki sıkıntı ya. Sufi onu kendi kendine tam görmez. Sufi bunu böyle görüyorsa namaz. Sufi bunu böyle görüyorsa namaz. Sufi bunu böyle görüyorsa zaten hata yapmış. Özgürsünüz böyle görmez ki. Yok yani eksik görüyorsa olur. Yani o namaz gibi ya. Yapamıyorum noktasında duruyorsa. O yapamıyorum noktasında durmaz. Namazı kılar. Hakkıyla sana kulluk edemedim ya. Dünya amabukta. Bu namazı hakkıyla kılamadın diye. Hakkıyla her noktada olur. Hakkıyla şeyi her noktada olur. Hakkıyla sanırım. öyle geliyor mu? Zaten hata yapmıştır. Östürüsü de ne dönmez ki. Yok yani eksik görüyorsa o yani o namaz yapamıyorum noktasında duruyorsa. O yapamıyorum noktasında durmaz. Namazı kılar. Hakkıyla sana kulluk edemedim ya mavukta. Bu namazı hakkıyla kılamadın. Ne yaptınız? Hakkı. Hiç. Her noktada o. Biz hiçbir namazı hakkıyla kılamamışızdır.
Biz hiç doğruca hakkıyla tutamamışızdır. Biz hiçbir ibadeti hakkıyla yapamamışızdır. Biz hiçbir şeyi hakkıyla yapamamışızdır. Bunu zaten konuşmaya gerek yok. İbadetimiz kurtarmaz. Hayır. Hiçbir şeyimiz bizi kurtarmaz. Hiçbir şeyimiz kurtarmaz. Düşünce de olursak devam bu tövbe hali geliyor. Bu ne hali geldi önemli değil. Bizim tövbe etmemiz de bizi kurtarmaz. Tövbeyi de kurtulmuş olarak görür.
Tövbe etmemiz de bizi kurtarmaz. Bizim hiçbir şeyimiz, hiçbir şeyi kurtarmaz. Biz İbrahim'in ateşine su taşıyan karınca misaliyiz. Bu kadar. Bizi Allah kurtarır. Biz bu noktada su değilim. Hiçbir şey tam değildir. Bir sorun daha var. Burada yani normalde sendeki şey şu. Sen orada kurtuluşu tövbede görüyorsun. Kurtuluş Tövbe de değil. Tövbe bir hal getireyim. Kurtuluş tövbede de değil. Ama o yetici olarak sana oluşturuyor. Bağımlı gibi oluyor. Hiçbir şey. Sufist Sadece şunu görüyoruz. Der ki benim amilim beni kurtaracak bir nokta değil.
Benim tövbe de beni kurtaracak bir nokta değil. Benim tövbe de benim namazım da orucum da zikrim de hayırım da hasenatım da varsa hiçbirisi de benim kurtuluşum için değil. Hiçbirisi de. Biz namazı Allah emrettiği için kılarız. Tövbe Allah emrettiği için yaparız. Zikri Allah emrettiği için yapmaya çalışıyoruz. Bizim o noktada bizim hiçbirisinin tam olarak yaptığımız söylenemeyiz. Ve biz onlarla onlarla kurtulacağımızı düşünmeyi suf olarak. Onu aramak bulmaktır. Kim ararsa bulur.
Nefes onu aramak. Durduğun anda bulmamayacağını görür. Dur. Durmak o yüzden görür. Manevi ölümdür. Beni arayan ne dedi? Bulur. Bulan tanır. Tanıyan sever. O severse aşık olur. Aşık olursa ben de ona aşık olur. Ben aşık olursan onun canını kast ederim.
Kanını döperim. Onun canını kastet öfülde onun diyeti tefer değil. Hiçbir şey yok. Başka bir soru daha var. bu fazlarla Allah'a yaklaşır. Nafileler ne? Fazlarla Allah'a temin. Fazlarla Allah'ın emrini yerine getirir. Nafileler Allah'a yaklaşırır. Allah'ı sever. Allah da onu sever. Peki taide sözü seviyor. Allah onları sever. Onlar da Allah'ı severler. Orada dememiş ki onlar Allah'ı severler. Allah da onları severler. Önce Allah'ın sevmek bilini koydur. Bizim söylediğimiz yoldaysa sonra da bulunmasın. Önce konul sebebileceğine nasıl inanayım ?
Öneme değil ki bu. Hazreti Mevlana cevap ki bunlar o seni sevdi. Önce o sevdi. O sevdi tamam. O zaman döv bir dakika. Baksa döv bir dakika. Onun seni sevdiğini gördüysem sen onun sevgisine bir şeyle karşılay. kadının birisi geldi Halip değil seni çok seviyorum dedi.
Sen onun sevgisini gördüysen senden önce seni sevdi ya sevdi neyine karşılık görüyorsun birisi seni çok seviyorum desen ve seni çok seviyorum diyene siz de sevseniz sevginizle onun sevdiğine karşılık vermez mısın?
Birisi geldi sizi çok sevdi siz onun sevgisini görünce siz onu çok sevdir siz onu çok sevince sevginizi neyle gösterirsiniz ona? Onun nefret ettikleriyle gösterirsiniz onun sevdikleriyle gösterirsiniz onun sevdikleriyle gösterirsiniz Hazreti Merdan Mesnevisi de o seni sevdi şimdi sıra sende derken o ayeti kerimeye örnek gösterir ama sıra sendese sende fazla Allah'a onun en fazla hoşuna gidecek olan şey o zaman sen de onu sevdiysen nafilellerle ona yakmak onun sevgisini gördüysen sen de onu sev ona aşık ol eyvallah
ne taraftan bakarsan bak hangi cihetten hangi yandan bakarsan bak ister sevginin başlangıç noktası kuldan olsun istersen Rab'den olsun tecelliye dahil sevgililer arasındaki kuvvet ve huvvet sevgisi fazla oranlı eyvallah yani ipin kontrolü sevgisinin fazla oranlı kim daha fazla seviyorsa kuvvet ve huvvet olur kim aşık ise olur bu yer değiştirir yani ne olur burası da eşit bir nokta hiçbir zaman bir kul Allah'ın aşıklığını geçer edebiyat değil bazıları hal noktasında
kendince aşıkla maaşıkın yer değiştiricili görürler Allah dilerse sufilerin öyle mecazları vardır Allah isterse hani dini demir dini dininden geçerim derler ya Allah dilerse deveyi iğne dininden geçerim Allah dilerse deveyi iğne delinden geçerim kendini değil Allah dilerse deveyi iğne delinden geçerim Allah dilerse öylesine aşıklık öylesine aşıklık öylesine aşıklık aşıkının üzerine aşık o aşıklığın altında sarhoş olup maaşuk değil der ama maaşuk değil Allah var
diye hiçbir şey yok yemin eyvallah neden bu oldu tamam bir kala nasıl not oldu yok ki maaşuk yok ki maaşuk olduğu zaman maaşuk yok maaşuk olduğu zaman aşık yok bunların arasındaki değer dersek aradaki fark olmuş olur yani Allah bu noktada Allah dilerse bu aşık aşık sevdi öyle bir hale geldi ki maaşuk ve mi gerçekte maaşuk olur yoksa aşık kendince öyle mi görmüyor ya değil o aşık ce doğru et aşığın kendi
halinde olur aşığın kendi dairesinde kendisini bağlayamıyor ama hakikler belli akışığın hakikat kendince kendine hakikat değil maaşuk aşığın bir yazık ver mı hiç bir şey yapmaz bunun zandrında başı çıkarmaz onun halini hakikat dışında bırakır mı onun normalde hali hakikata aykırı değil aykırı demedim gerçek hakikat değil gerçek hakikat gerçek hakikat meçhul aşığın kendi hakikatidir o esnaf aşığın kendi hakikatidir gerçek hak dairesinde hakikas değil orası meçhul hakikayı bilen tatlının değerini bilir gerçek olmayan
hakikatı bilen o zaman hakikatı hakikata yaklaşmış değil ben hakikate yaklaşmam tatlının kendisi olmam farklı bir zıttını biliyorum bak valla hakikatı tanıma bir şeyin kendisi olmak farklı bir şey yok bir şeyi kendisi zanlı demek farklı bir şey Allah kulunun zanlı üzerine bir şey bir kimse bunu Allah zanneder Allah kulunun zanlı üzerine ama Allah bu mu değil değil genel bakımın zanlının başına çıkıyor mu hayır burada Allah'ın lütfü ikramı var Allah o değil bu manada o değil o mu şimdi yürgen sonu ona bir bakarsan şirk
konum dur evet şirk aklın yanı için bir ölçü değil ölçü evet o zaman bu da şirk kimi de Allah'ın da şirk koltuk hakikate yaklaşmam hiçbir şey tam manası değil hakikat değil hakikaten hakikat hakikaten aynı şey eskildir neyfurt ailelerde bazıları göz almışlar ama nebinnül affak değil eğer bir şey bu hakikatin tak elbisi dersek yanılır zahir manada kur'an elhamdülillah ilhamdülillah ilhamdülillah hakikattir Allah ayetidir biz kur'an-ı kerim'in bir harfin
hakikattan geri diyemekiz ama algımızı hakikat diyemekiz eğer algıyı biz kendi dairemizde hakikat görsek bu bizim kendi dairemizdeki kendimize ait hakikat algılayışı ve anlayışı hakikatın tam ortası değildir hakikatın tak elbisi değildir bunu bilmemek cehaledir bilgisiz bilgisiz o yüzden sufilikte mana bilgisi önemli o yüzden sufilikte muhakkak müşid tamir bizim kimizle oturmak önemli o kimse kendi hakikat bilgisini sanısını müşidin hakikat bilgisiyle aynı haline kıyasla kıyasla oradan kendince
müşidinin hakikatinin derecesinde hakikat derecesinde kendi hakikat noksanlıklarını gördün kendi hakikattaki hakikatindeki eksik algıları gördün öyle o eksik algıları tamam şimdi hakikaten burada harik nasıl soru söylüyor benim hoşuna gidiyor harik anlatabilir mi mesela birisi diyebilirim nereden çıkıyor sorular diyebilirim çok ağabey harik oysa benim hoşuna gidiyor anlatabilir mi yani normalde bu sufi kendi hakikat sanılarını veya sanlarını böyle olgunlaştıracak böyle devşir böyle olgunlaştıracak ve erginlik söker
onu ben normalde anlatırken yanlış anlaşılmasın diye eksikmiş gibi gösteriyor anlatabilir miyim benim nazarımda eksik değil ha komple buradaki herkesin bu noktadaki hakikat dairesini ben ayağın sabit olarak o ayağın sabitede kendi iç aleminde kendi mane aleminde ayağın sabitede kendisini düzeltecek kendisini düzeltirken yine ayağını sabitede ayağını sabitede içerisinde kendisine bir hakikat aynası buluraktan düzeltilir nasıl ayağını sabitede orada ruhlar aleminde ruhlar kendilerini hakikat aynasında görerekten hakikat
aynasına bakarak kendilerini düzelttilerse bu bu alemde bu dünyada ruhlar alemde ayağın sabitede görmüş olup hakikat aynasına buradan bakaraktan kendilerini tamamlayaraktan yürüyecekler ayağını sabitede içerisinde istersen bu dünyayı cennete cehennete koy ve bütün her şey ayağını sabitede içerisinde hala da yaşandığını hayal her şey her şey ayağını sabitede içerisinde oluştuğunu düşün o zaman bu ayağını sabitede içerisinde oluşurken burada muamalde insanlar kendi sanımlarını ve zanlarını gerçeğe en yakın hakikate dönüştürmeye
gayret ediyorlar bunun yolu bir zahiri bilgiler iki manevi bilgiler zahiri bilgiler kuran ve sünnet dairesindeki oluşmuş olan daire ve noktalar namaz kılmak oruç tutmak karanlarda uzak kılmak gibi manevi bilgiler de algı padişahın hükürasını da işte o bizdendir evet genişletti o seni tedavi edecek o algı algıyı genişletiyor burada o kimse deneme yanılma yapacak ayağını sabiteler o deneme yanılmayı yaparken hata yapacak kendince veyahut da o hatasını aynaya aynaya bakınca görecek mümin müminin aynasıdır ne demek kendisini
düzeltmek isteyenler kendilerince bir mümin görürler ve mümin sıfatında vardır kendini düzeltmek ve o Cenab-ı Hak ona bir mümin daha koyar bir mümin daha koyunca o mümin herkes birbirini kendisini düzeltmeye çalışıyor birbirini aynada görür ayağını sabitedir bu alem bu alem ayağını sabiteyse hiçbir şey eksik noksan görmüyor her şey kendince kendi doğrusunu kendi hakikatini ortaya duyuyor kendi hakikatini ortaya duyuyor kendi hakikat o kendi hakikati gerçek manadaki hakikatler uzak mı ay aynısı mı ay hakikat o zaten
hakikat başka bir şey değil ama herkes kendi hakikatini ortaya koyuyor kendi hakikatini o hakikatle gizleştirdiğinde kendi hakikatinin ne olduğunu görüyor o karınca kurulunun zandı üzeri avam içindir o has bu noktada zan sahibi değil cipsi şif karıncanın gece yürüyüşü gibidir kendi hakikatine iman öyle kendi hakikatine hakikatini doğru zannetti onu rap kabul etti az önce namazı rap kabul etmek tövbe narap kabul etmektir tövbe rap kapısı rap değil namaz rap kapısı rap değil oruç rap kapısı rap değil kuran rap kapısı
hak değil iyilik yapmak rap kapısı rap değil onu aramak rap kapısı rap değil onu onu bulmak rap kapısı rap değil onu tanımak rap kapısı rap değil onu sevmek rap kapısı rap değil ama bu kapılar kendi içlerinde daha faziletli daha deri daha geniş daha almış bir kapıdan sana bir kapı çıkıyor çıkıyor rap değil onun iki eti düşman insanı onun önemli değil düşman dost arama kendini bırak sen nerede kaldığına kalmayacağına bakma bir öğreti var elinde sen öğretiye tabiysen orada kalmayacak ki zaten öğretiye tabi olmayan orada kalacak
bu ne o kimsenin mürşidi yok oyunda mürşidi olmanın mürşidi şeytan yürünmez yürünmez niçin o kimse kendi sanısını ramzanı kalır orada biter o kimse kendince der ki kıl işi bitir şey bitti orada bir şey o kendince öyle der ne verdim adam orada oturmuş herkes onun günde bitti veya şeyhimiz öyle diyor ya bitti onun manadan haberi yok onun manadan haberi olmadığından sen de tebessüm edeceksin geçeceksin ona siz cahilleri gördüğünüzde selam deyip geçiniz orada cahilden kasıp aşıklıktan nasibi olmuyor evet eşeğen karı köker
şiddeten haberi olmayan tancı atıp o tancı atıp diyor bana orada çünkü insanlar veyahut da bu yolda koşuyormuş bizi görünenler kendi bulundukları noktayı rahfleştiriyorlar rah değil orası bir kısım sunukların yapıcıları bu bir kısım o yüzden sana itiraz ediyor bu ben de o yüzden sana itiraz ediyoruz itirazımın sebebi o ama bu beni rahatsız ediyor yani ben bir rahat bulayım de getireyim yok ne zaman zaten
aramaktan geri durdun bu ben onu aramak değil aramak olarak görmedim bir kimse çünkü yolun başında yolun sonunu görmüştür o yolun başında yolun sonunu gördüyse o koşucudur sen yolun sonunu gördüysen o sana doğru koşarsın beş bir zaman dır entel gelemezsin hiçbir zaman finişe gelemezsin ama finiş yazısını görürsün uzakta bir finiş yazısı var uzakta finiş yazısı var hiç mi çalışıyorsunuz zor soru aldatayım mı gerçeği
bir soru o zaman aldatayım akşamın olmasını beklerim hep saçlarını örmek için tel tel ayırırım bu kal saçlarını kendimden bin bir tane renk var her renge bin bir koku sıkarım kendimden bak tam oldu dediğimde bir bakmışım ellerimde saçlarım ve kokularım tanmış ben yine beklerim
akşam olsun diye yine karanlık çöker yine gözlerimi aydınlatırsın senin saçlarını göreyim diye ben yine senin saçlarını tek tek elime alır yine taptaze bahar kokularını bin bir renkte bin bir çiçekler teker teker elime alır teker teker süsler sevgilim saçlarını koklar bilirim ki bir gün saçlarını doyurum arsız kendi ilan fermanını yazını yırt et ve yine sabah olur yine bakarım yine gitmişsin ellerimden elindeyken görselim görselim beklerim oysa dizimin dibindeydi nefesim nefesindeydi her gidişimin aklısından sen vefasızsın
diyemem vefasız kendimi görürüm gittiğin yere gidiver diyecek beklerim yine akşam olsun diye yine karanlık çöker yine ben bir türkün ve umutla yine saçlarını alır teker teker şiirler yıkar bu sefer gitmeyesin diye ama arabesce ama ağır ama divanca ama ağırca bilgi ne kadar eceler varsa ne kadar lezimler ne kadar pamuzlar varsa ne kadar cümleler kelimeler varsa hepsini teker teker saçlarına koyak sen okuyasın diye ama sabah olur yine sen gidersin hemen arkandan yine akşamın olduğu yerde bekletiyorsun gelmiyorsun demem
yine akşamın olduğu yerde yine bekletiyorum büyük bir ümit ve sabrı yok ümidi de o sabrı da senden bilirim sen verirsin o ümidi sen verirsin o sabrı sen verirsin dudağıma şeker yalayıklığına sen verirsin çöl yüz yavrumu bir dakarını çatlaş bir tıklığına tıklığına bekletme dudağıma dudağın konyakine gecenin yarısında o çöl sıcağınları kah kızıl bir iskenanlarında dolaştır kah kokunusun içlerinden kah bir uve yalanı dolaştır kah karların içerisinde dolaştır hiçbir su hiçbir ölür olken dudağımda bir çatlara geçirmez seni beklerim
sevgili dudağımda bir dakar nefesin nefesin dudağımda çatla kırık elimde kırık gözümde ıslak yok sabah yok yine sen yoksun yine diyemem sen vefasızsın diye böylece yaşım ihtiyarla saçlarım beyazlar sakalım beyazlar vücudum çöker hiçbir zaman demem saçımı ağ kimsen sevgili diye hiçbir zaman sakalım sen ağ diye saçımı sakalım kedi vefasız muzana ağ mı ben yine bir geceyi beklerim ve sen yine gelirsin her gece gelme gülür yine saçlarımı önüme dökersin kalsın evini saymaz ve tüketemeyeceği ben ben yine teker dur gücümü
yettiğince alırım bildiğin bütün şarkıları söylerim bildiğin bütün zikirleri çekerim bildiğin bütün duağları ederdim ne kadar gözleşim varsa teker teker teker örerim sabah olur bakar dur sen yine biz yine bana hasret düşer gündüzün sıcağında soğuğunda yine bana hasret de düşer yollarda ovalarda dağlarda bayılarda yine benim gözümde hasret vardır yine benim içimde hasret vardır yine benim dudan titrektir hasret dövüsünden yine benim dilim pertektir hasret şarkılarından ben yine geceyi beklerim büyük bir ümit sen yine
geleceksin bilirim ve hiçbir zaman şüpheye düşmem sen yine geleceksin yine dizimi dizime dayanacaksın yine evlerinden tutacaksın sıpsıçer yine titreyen dudağıma bir damla nefesini vereceksin ver senin dudağından akan damlayı beklerim sevgilim ne zaman gelir dudağıma damlatırsan onun için al ayağın dur beklersin beklersin yine beklersin sıkıldıysan gidebilirsin ağzlatma doğrusunu söyle
bu da benim hakikatim kimsenin kimsenin suçu günahı yok bunda ben kendi kendimi ateşe al sevme dediler sevdim kül oldum yana yana içme dediler içtim bu dertler azdı bana Allah Allah Antak'ın bu yoldan gelin
dönen bu beni dönen bu beni neyine anlatıyorsun
üstüne gitmez artık bağlamak gerekiyor şaşırdı hemen sahip istan bu yana yeter mi ki istan sen doğal dalak biraz dalak ya roman karadere böyle korkla bulaştığın yerlerden kırık var nerede kafası kırık var yeri yanı kokuracak aşık kokusundan belli yoo bu doğru
bak işte evet yenili mi zannediyorum kendimi öyle zannediyorum ya Allah

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi