mustafaozbag.org

350. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ağustos 2013 · 1:20:41

Geçen haftaki sohbetimizde, intifak halinde olumlu gerektiğini söylediğim, cumartesi günü on sekizde, Mısır'a destek için konularda olacakmışsınız. İnşallah, Yunus Ağuz-ı Eser'deki Ümmet-i Muhammed, devletin ve hükümetin ortak, desteklediklerini destekleyip, devletin ve hükümetin desteklemediklerini de destekleseydi.
Aslında, Müslümanlar, başlarındaki devletin ve hükümetin desteklediği İslami grup, cemaat, cemiyet, toplulukları destekliyorlar. Örnekleyelim şimdi. Çeçenistan'daki Müslümanlar kimin aklına geliyor? Uzakdoğu'daki Müslümanlar kimin aklına geliyor? Çin'deki Müslümanlar kimin aklına geliyor? Afganistan'daki Müslümanlar kimin aklına geliyor? Afganistan'daki Müslümanlar kimin aklına geliyor? Buradan şunu çıkarmayın.
Yani Suriye'deki, Mısır'daki Müslümanlar, yani akla gelmesi hoş bir şey değil, çok hoş bir şey. Burada bir şey anlatmaya çalışıyorum kendimize. Anlatmaya çalıştığım şey şu. Dünya üzerindeki İslami cemaat grup, parti, her neyse bunların adı, hepsi de yönlendiriliyor. Yönetilemiyorsa yönlendiriliyor. Bir yönetilenler var. Bir İslami grup veya bir İslami cemaat veya bir tarikat var. Yönetiliyor. Yönetiliyor ne demek? O grup, o cemaat, o tarikat, adı ne dersiniz deyin. Belirli güçler tarafından yönetiliyor. Belirli güçler tarafından yönetildiğinden dolayı, o belirli güçlerin emriyle hareket ettiklerinden dolayı, bazı şeylerde çok duyarsız, bazı şeylerde kıllarını kımıldatmıyorlar, bazı şeylerde bazı zamanlarda hiç hareket etmiyorlar.
Bunları Mustafa Özbağ olarak bugüne kadar Müslümanların arasında ayrılık rüzgarları çıkmasın, Müslümanlar birbirleriyle kardeş olsunlar, birbirlerin eksikliklerini, noksanlıklarını örtsünler noktasından iştahat hatası olarak yorumlar. Ve arkadaşlara, kardeşlere dedim ki, iştahat hatası, bütün Müslüman, alim, cemaat ehli, cemiyet ehli, hoca efendi, şeyh efendi bu kapı açık mı açık?
İştahat hatası yapabilirler mi? Evet. Çünkü kim iştahat ederken, isabet ederse, on sevap olur. İsabet ettiremezse, bir sevap olur. Bir siyasi olayı, bir meseleyi, bir hadiseye bakarken, o kimse, kendi gözlüğünden, penceresinden bakar, iştahat etmeye de isabet ettirilmiş, isabet ettirememiş olabilir. Mümkündür. 28 Şubat'ta, Erbakan Hoca'yı, bazı cemaat, cemiyet, tahrikatların, 28 Şubat darbesinde, Erbakan Hoca'yı ve etrafındakini yapayalnız bırakması gibi. 12 Eylül'de, 12 Eylül'ü destekleyen bir kısım cemaatler ve tahrikatlar, 28 Şubat'ta da, 28 Şubat darbecilerini desteklediler. Aynı cemaat, tahrikatlar, Gezi olayları suresince, yine mevcut hükümete karşı darbe girişimini desteklediler.
Cemaat ve tahrikatlar, Mısır'daki Mursi'nin devrilip, Sisi'nin başa geçmesini desteklediler. Aynı cemaat ve tahrikatlar, Suriye'de olan hadiselere başlangıçta yorumsuz kaldılar. Bu noktada dillerini bağladılar, konuşmadılar.
Uçan kuşa konuşanlar, Suriye için konuşmadılar. Bunların hepsini de Mustafa Özbağ'a alarak kendince, iştahat hatası veya isabet ettirememek kendisi anlamıca. Nasıl İmam-ı Azam Hazretleri bir şeye iştahat etmiş? İmam Muhammed, İmam Yusuf bazen karşı çıkmış. İmam-ı Azam Hazretleri o gün için halifenin yanında, bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kabul etmemiş. Ama İmam Muhammed, İmam-ı Azam Hazretleri öldürüldükten sonra, şehit olduktan sonra, İmam Muhammed, talebesi olan İmam Muhammed, bu görevi, bu vazifeyi kabul etmiş. Özür dilerim, İmam Yusuf. Ama İmam Muhammed kabul etmemiş. Veya sonradan gelen İmam-ı Hanbel de kabul etmemiş. Örneğin, İmam-ı Azam Hazretleri'nin kabul etmediği iştahatı kabul edenler, kendilerince, zalim bir hükümdarın yanında, hükümdarın yanında, Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kabul etmemişler.
İmam-ı Azam'ın yolundan gidenler olmuş. Ama İmam Yusuf, zalim bir hükümdarın, Diyanet İşleri Başkanlığı'nı kabul etmiş. Bu İmam Muhammed'in alimliğine leke getirmez, iştahattır. Ama İmam-ı Azam Hazretleri'nin o mübarek, nurlu, kutlu yolu da işin azamet noktasıdır. Ona da hiç kimse laf söyleyemez. Bu bir iştahattır. Bu noktadan bakar bir kimse, iştahat eder. Der ki ben darbecilerin yanında olacağım, benim hiçbir şeyime dokunulmasın, hiçbir şeyime dokunulmayınca benim dini hizmetlerim devam etsinler. Bu bir iştahattır. Çünkü yol zordur, dikenlidir, sıkıntılıdır. Yol bu noktada bütün İslam ülkelerinde inananlarla sistem arasında hep çatışma olmuştur.
İnananlarla sistem arasındaki bu çatışmadan bir kısım Müslümanlar olabildiğince sistemle aralarını bozmadan kendilerince bir şey yapmaya çalışmışlar. İştahattır. Bir şey demiyorum. Hatta böyle çatışanları zem etmişler, çatışanları kötülemişler, çatışanlar hakkında olumsuz fedalar ve beden olmuş. İştahattır. Bunlar yönetilenlerdir. Örnekler istemem, herkes üzerine alınır. Böyle kilişe kelimeler kullanılarak da anlatıyorum. Açık açık konuşmaktan da korktuğumdan çekindiğimden değil, bir Müslüman kardeşimi üzmekten çekiniyorum. La ila illallah Muhammed'e Resulullah diye bir kimseyi üzmek istemem. Yani Risale-i Nur okuyucuların bir kısmının Süleyman Demirel'in peşine takılıp siyasileşmesi gibi.
Sonuçta şu anda o Risale-i Nur grubunun bir esamesi kalmadı. Niçin? Sistemle siz ortak operasyonlar yapmaya başlayınca erimeye mahkumsunuzdur. Bu bir görüş. İştahattır. O gün için Süleyman Demirel'e yol yürümeye iştahat etti. Risale-i Nur'un bir kısmı. Bir kısmı sonradan Özal'la beraber yol yürümeye kendince iştahat etti. Özal'la beraber Risale-i Nur'un bir kısmı yol yürürken bir kısmı da Süleyman Demirel'e yol yürüdü. Böylece Risale-i Nur hareketi ilk ayrılmaya başladı. Sonradan Hoca Efendi'nin cemaatı çıktı. Yazıcısı, okuyucusu, yeni asırcısı, bir de Hoca Efendi çıktı, dört.
Bir de Zehra grubu patladı, Güneydoğu'ndan beş. Ardından bir grupta çıktı, bir grupta çıktı. Risale-i Nur oldu, yedi sekiz bahçası. Herkes iştahat etti. Sonuç, önümüzde Risale-i Nur'un sekiz tane ayrı traksiyonu var. Benim bildi. Bir de acil mendilere koyarsanız onlar da bizim umurcuyuz diyor. Benim bildiğim dokuz yüz on tane çıktı. Zenginlik, eyvallah, zenginlik olsunlar. İştahatla alakalı. Bakın şunu unutmayın. Biz Türkiye'de ses getirecek büyük bir topluluk değiliz. Bizi yönetmeye çalışsalar yönetemezler.
Yönlendirmeye çalışsalar yönlendiremezler. İşin tipik bir noktası var bizde. Ya neden? Biz rüyamızda görürsek yaparız. Rüyamızda görmezsek yapmayız. Halimizde görürsek bir şeyi yaparız. Halimizde görmezsek yapmayız. Çekiliriz kenara. Böyle bir şey ne yönlendirme kabul eder, ne yönetilme kabul eder.
Bizle de fazla uğraşmadılar. Biz bir partiyi desteklesek ne olacak? Dert desteklemesek ne olacak? Yani bizim için böyle bir ağırlığımız yok. Ama okuyucu grubu kombe destekliyorsa sıkıntı var. Yazıcı grubu kombe bir yeri desteklerse düşünürler. Hocaefendinin cemaatı kombe bir yeri desteklerse düşünürür. O yüzden bu tip cemaatleri yönlendirme ve yönetmeye çalışırlar. Yönetemezlerse yönlendirmeye çalışırlar. Yönlendirmenin yolu nedir? Tehdittir. Yeni Asya gazetesinin sahibinin kızının aşırı dolda eroinden İstanbul'un sokağında ölü bulunması gelir. Hiç kimse bana kutluların kızının eroinden olduğunu söyleyemez.
Yönlendirmeyi kabul etmeyince, çünkü bir sefer yönlendirmeye girdin mi sen, ikinci, üçüncü yönlendirme gelecektir sana. Birinci yönlendirmeyi kabul etmezsen, ikinciye gelirler kabul etmezsin, üçüncüyü gelirler kabul etmezsin. Önemli bir yer teşkil ediyorsan, seni tehditle yola getirebilirler.
Ya da sen bir şeylerini feda etmek zorunda kalırsın. Bana yirmi sekiz Şubat'ta Mervim Dairesi'nin iki trilyonun üzerinde ceza kesmesi gibi. Sana bir şey yaparlar. Bırakmazlar seni. Sen daha da kabul etmem dersen, bir gece her gece seni bir yerlere götürebilirler. Sorgulayabilirler, işkence edebilirler. Psikolojik olarak seni çökerplüğe çalışabilirler. Cemaatın içerisine söylenti koyabilirler. Cemaatın içerisinden dilden dile bir sürü söylenti dolaşır. Adam seviyorum dediği adama şüpheyle bakmaya başlar. Bunların kimisi gayri ihtiyar olur, kimisi bilinçli olur. Oradan birisine patlatırlar, derler ki ne kadar parası olduğunu bilmiyor.
O dolaşır böyle cemaatın içerisinde ne kadar parası olduğunu bilmiyormuş derler. Halbuki bilmiyor ne kadar parası olduğunu bilmiyor deyince adamı salak yerine koyuyorlar. Birisi de gelir sana der, senin ne kadar paranın olduğunu bilmiyormuşsun. Salakım ya ben dedim yani. Matematiğim yok ya dedim. O yüzden de dedim ya çok, çok olarak görürsün. İyi tamamdır. Bunlar olur. Şeytan da yönlendirme yapar. Adamın kafasına fizne sokar. Nereden geliyor diye. Ben istediğin kadar sen burada bağır, bana bir kuruş getirirseniz nefsim adına. Hakkım helal değil de sen istediğin kadar. Veya soğuk kim getirdi bana diye hiç kimsenin kaldırmasın.
Yine kafası almaz onu. Şeye halide dedim. Halit kaç yıldır tanıyorsun beni? Dedim beş yıl. Beş yıldan beri benim kendi nefsim adına senden bir şey istedim de dedim ben hayır dedim. Tamam başka bir şey lazım değildir. Herkes kendi nefsinden sorumlu. Hüseyin'e kadar kaç yıldır beni tanıyorsun? Yirmi iki yıl mı oldu? Yirmi iki yılından beri sen bana bir kuruş verdin mi benim nefsim için? Yirmi iki yıl olmuş. Daha benim nefsim için bir lira vermemiş bana. Aslında önce senin kaç yıl? Aynı. İslâm verdin mi bir kuruş? Benim nefsim için o da vermemiş.
Adam ona bakmaz. Bu yönlendirme sanatıdır. Birer için bir taraftan bir fitne koparır. O yönlendirmek içindir. Burada o zaman adamı mecbur bırakır. Başka tavizler verdin. Bunlar normal şeyler. Biz de çok uğraşmadan yirmi sekiz Şubat'ta uğraştılar. Şimdi zannetmiyorum çok uğraşacaklar. Zaman zaman öyle devletin belirliği içerisinde odaklanmış insanlar vardır. Onlar değişik şeyler yaparlar her zaman. Onlar önemli değildir ama bu normalde büyük cemaatler için yönlendirme ve yönetilme söz konusudur. Bu devletler üzerinde de vardır. Devletleri yönlendirirler. Devletleri yönetemezlerse yönlendirirler. Orta Doğu devletlerini yönetemezlerse yönlendirirler. Türkiye'deki büyük problemlerden birisi bu.
Türkiye şu anda yönetilmekten kurtuldu. Yönetilmekten kurtulduğu için Türkiye'yi yöneten güçler diyorlar ki senin yönetilmekten kurtulmandan bir şey demiyoruz. Ama bizim yönlendirmemizi kabul et. Şimdi yine beni A Partili veyahut da beni yine başbakan cenahlı göreceksiniz.
Beni öyle görecekler. Yine sarılacağınız meyillere. Şimdi başbakan bazen bu yönlendirmeleri kabul etmiyor. Kabul etmiyor. İçeride fırtına kopuyor. Gezi gibi. Bir fırtına kopuyor. Diktatör. Ben biliyorum. Türkiye herhalde artı cennetidir. Siz 6-7 tane biliyorsunuz. 30'un üzerinde kurulu parti vardır. Herkesin seçimlere girmeye hakkı var.
Baraj var. E baraj var. Nesi diktatör? Yönlendirme. Diyorlar ki. Ey başbakan. Bizi dinle. Bizim yönlendirmemizin üzerinden git. Gitmezsem 28 Şubat gibi yaparız. Yönlendirecek olan dış güçlerin içeride ruhları satılmış.
Bazen diyorum ya ruhu sarışın diye. Sarışınlardan özür diliyerekten söylüyorum onu. Çok çok çok … özür diliyerekten söylüyorum bunu. Herkesten. Hani ruhu fahişe derler ya. Bunu da fahişelik yapanlardan özür diliyorum. Çünkü bunlar onlardan da aşağı. Fahişe olarak gördüğünüz kimse bedenini satar. Ruhunu asla satmaz. Siz onun bedenini kiralarsınız. Onun kalbini, ruhunu satın alamazsınız. Kiralayamazsınız. Siz onun bedeniyle beraber olursunuz. Kalbiyle değil.
Bunlar bu tip insanlar. Ne yazık ki ruhlarını satarlar. Kiraya verirler. İşin acı tarafı budur. Bu dış güçlerin yönetilmesiyle, yönlendirilmesiyle hareket eden içerideki haymandan daha aşağı mahluklar onlar dinsizdir. Senle beraber namaz kıldıklarına bakma. Onlar imansızdır. Senle beraber kıbleye döndüklerine bakma. Onlar soysuzdur. Onların kendilerinin caddelerine, babalarına bakma. Onlar dinsizdir. Onların bir kökleri yoktur. Onlar her şeylerini satar var. Her şeylerini. İşte bunlar giderler. Bir cemaat liderine. Veya o cemaatin yönetimindeki kimseye.
Derler ki. Şöyle yapacaksınız. Böyle yapmazsanız size böyle yaparız. Onlar giderler bir gazeteye. Şu minval üzerine yazılar yazacaksınız. Eğer böyle yazmazsanız size şunu yaparız. Onlar bir tarikat şeyhine giderler, ziyaret ederler. Efendim sizin gibi şeyh yok. Ama sizin şöyle silgileriniz var. Sizin böyle sıkıntılarınız var. Şu minval üzerine siz hareket edeceksiniz. Bunlar ya yönetilirler, ya yönlendirirler. Ondan sonra otururlar. Millet meclisinden insanlar alınacaksa alınırlar.
Birileri telefon açar. Der ki sen filancaya geçeceksin. O geçer. Der ki sizler oradan ayrılacaksınız. Ayrılırlar. 28 Şubat'ta doğru yolun içerisinden bir kısmını ayırdıkları gibi. 28 Şubat, 28 Şubat'ta MSP miydi o zaman? Neydi? Saadet Partisi miydi? Refah Partisi. Refah Partisi'nin içerisinde bazı milletvekillerine değişik senaryolar koyup, onları korkutup, onları oradan ayırt etme.
Veyahut da, ya bak o Erbakan Hoca'nın dili sivri. Bunları insan unutur. Erbakan Hoca'nın dili sivri diyenler, bugün Başbakan'ın dili sivri diyor. Öyle demiyorlar mı? Aynı şeyler. Aynı. Onlar bu tıp şeyleri çalışırlar. Ve siz, topluluklar, bu da işin ayrı tarafı. Hükümet ve devletin ön gördüğü noktada siz, nimaişler yapabilirsiniz. Komara'da ne için olacak şimdi? Mısır için değil mi? Mısır'a destek mi? Evet. Gönül şunu arz eder ki. Başta Mısır, eyvallah.
Ama Çeçenistan, ama Doğu Türkistan, ama Afganistan, Bangladeş, Pakistan, Filistin, Mayma, hepsi için kitlesel bir şey olsaydı, bu Mısır'daki Müslümanların desteklemeyi sulandırmak değil derdi. Sakın ha! Muhakkak destekleyelim. Burada bir sıkıntım yok. Ama keşke yönlendirme noktasında bir hedefe yönlendirilmesek de bize görmeyin dedikleri yeri de görsek. Keşke Allah o günleri de bize göstersin inşallah. O yüzden muhakkak bunlar önemli şeyler.
Muhakkak Müslümanlar birbirleriyle kardeşliğini tesis etmeli. Muhakkak Müslümanlar birbirlerine destek çıkmalı. Muhakkak Müslümanlar birbirlerine yardım etmeli. İslam dünyasının en büyük problemlerinden birisi bu. Ama çözüm çözüm. İlaç ne? İlaç ne? İlacımız ne? Birisi o elinin kanını döküyor. Birileri bir kimyasal silahla katlediyor. Biz Müslüman ülkeler ve Müslüman inananlar olarak kimden medet bekliyoruz? Suriye'ye bir İslam dünyası birleşmiş milletlerden o beş tane devletten oraya müdahale etmesi için ağzını açmış bekliyor.
Ne acı ki İslam dünyası kendi içerisindeki bir meseleyi kendisi halledemiyor. Mısır'daki Müslümanlar için darbecilere para verdi. Kim? Katar. Kim? Suudi Arabistan. Kim? Birleşik Arap Emirlikleri. Yirmi sekiz Şubat'ta kim verdi acaba parayı? Bunu destekti. Bunları yirmi sekiz Şubat'ı bu noktada uluslararası haramında kim destekledi? Biz bunu araştırabildik mi? Mısır'daki darbeyi destekleyen güçler yirmi sekiz Şubat'ta da yirmi sekiz Şubatçılara ne peşleşecektiler acaba?
Biliyor muyuz? Eğer bir para verdilerse bu millet, bu devlet bu paranın hesabını nasıl soracak? Önümüzde bir örnek var. Mısır'daki askerin cümleye bilmem ki kim bilmem kaç milyar dolar bilmem kim bilmem kaç milyar dolar yardım etti. Bu yardım edilen paralar halkın içerisine birer maaş olarak mı yatırıldı? Yok. Bu kadar milyar dolar var ey insanlar. Herkes kimliğini götürsün, kimliğini Merkez Bankası'na götürene bir asker ücret maaşı bedava edese. Bütün herkes darbeci olur Mısır'da. Ne gitti Mısır'da?
E Mısır'da verdiler Türkiye'deki yirmi sekiz Şubatçılara ne verdiler? Ben kendi kendime soruyorum şimdi. Ben Mısır'dan önce memleketimi düşünüyorum. Diyorum ki eyvah Mustafa Eyvah. Yirmi sekiz Şubat'ta yirmi sekiz Şubat'ı yapanlara kaç milyar dolar verdiler? Ve kimler bu paradan pay alıyor? Bilmiyorum.
Yirmi sekiz baskın yapıldı. Bu baskınların hiçbir zaptı yaptığı kaydı yok. Kaydı olmayan bu evlilik neler alın? Demeksin ki bunu nereden çıkardın? Ya beni götürdüler dediler ki en safı senmişin. Neler dedim ben? Senin evine girdik bir kuruş bir şey bulamadık dediler ya. Eyvah dedim içimden. Ya biz eve girdik çıkıldığının farkındayız da. Dedim eyvah. Demek ki dedim bunlar başkalarının evine de girdiler. Başkalarının adamın evinde beş bin, on bin, yirmi bin dolar bir parası varsa veyahut da üç beş bileziği varsa, on bileziği varsa aldı götürdü. Ve kendi kendime onu düşünüyorum. Eyvah dedim ya bunlar girmişlerdi neki milletin evinde dedi.
Bu benim kendi zannım yaptı. En safı ben olduğuma göre bir de hakaret edim içeride. Evde para bulamamışlar. Bir de normal olanı muhtarla geliyorlar. Bu normal geliş. Muhtar alıyorlar mahalleden. Mahalleden muhtar yanında muhtarla beraber geliyorlar. Önü arama yapıyorlar. Yani bir mahkeme kararı nıvır nıvır nıvır hiç dışarı alıyor. Bu normal olur. Muhtarla gelince normal olur. Muhtar yanında mahallenin muhtarı. Tırıl tırıl titriyor zaten muhtar. Ondan sonra sakın muhtardan ikamet kamikam bir şey alacağım diye düşünmez. Muhtar bakıyor zaten sen teröristsin otomatikman.
Muhtar terörist bir adamın mahallesinde barındırıyormuş gibi görüyor. Otomatikman sen o mahalleden bir gitsen de rahatlasa adam. Bu normal olur. Yönlendirme. Sen o yönlendirmeyi alıyorsun. Dedikleri şuydu bir tek sen zikir yaptırıyorsun dergâhta. Sen nesin? Neyşehir'in de dahi ders yapılmıyor. Burada nasıl ders yapılır? Sen kimsin? Çünkü herkes iptal etti. Yönlendirmeyi aldı. Herkesin topusunun önüne bir polis koydular. Herkes benim yanımda telefon açıyor. Şey efendim diye. Şey der. Ömre der. Efendim burada baskı var. Biz dersleri iptal edelim mi?
Edin. Efendim burada baskı var. İptal edelim mi? Edin. Efendim buraya anında bir gün daha. Yemin ediyorum bakın. Yarım saat içerisinde Türkiye'deki ömrede, Türkiye'deki bütün ders yapılan yerlerden o korku, yönlendirme bir anda galip geldi. Herkes o şey aldı, payını aldı. Bir çabede Şeyh Efendi'nin yanında beraber Beytullah'a bakıyoruz. Şeyh Efendi'nin telefon açıyor. Ben bir saat, bir netre yanındayım. Edeftir çünkü işte bir kimse şey değil de böyle yan yana diz dize oturamaz normal zamanda. Bir adım gerisinde, bir adım sağırlar veya bir adım sonunda o böyle yalnız bırakılır. Onun yanında bir büyük artık birisi geleceği zaman ondan müsaade istenir. O bakar şey efendim görürse çağırır.
Bu tip şeylerde böyle bir edef olur. Ben böyle bir adım yanındayım böyle. Telefon açıyorlar, telefon açıyor şimdi şey efendim söylüyor. Buyur, buyur rahmet duran diyor. Buyur Adil Efendi. Neyse evden şey, Akif Hoca. Buyur Akif Hoca. Konya'dan Nuri, buyur Nuri. İzmir'den Levent, buyur Levent. Diyor teker teker. Bana döndü, oğlum sizde bir şey yok mu dedi. Hiçbir şey yok efendim. Devam edin. Ömreye gitti, ömreden önce her bir götür bir götür var dedi. Önlendirmeyi aldın mı her telefon böyle gider.
Bir bakmışım ki derslikler olmuş. Bir bakmışım ki cemaatta olmuş. Direnç yok. Direnme yok. Çok güzel. Herkes bitmiş, bursa direniyor. Adam tabii seni götürüyor. Bunun gibi. Yönlendirme. Bunu bir cemaatın üzerinde görür. Şu an biz bu küçücük, biz dergeler. Onun üzerinde büyük bir cemaat düşün. Sizin okullarınız var, yurtlarınız var. Ve yönlendirmeyi kabul edeceksiniz. Sizin elinize birisi bir şey tutuşturursa bakacaksınız. Risale-i Nur cemaat. Harika.
Evler var, dershaneler var. Veya işte ilk cemaat adını ne derseniz deyin. Yatırımlarınız var, hizmetleriniz var. Düşünün onları da biraz. Buradan bir kullar açılsın, buradan bir taviz ver. Yarın günü sonra başınıza bir sıkıntı gelebiliriz. Siz de o cemaatın, o hizmetin geleceği adına biraz yönlendirmeye neyi yapıp verince bunları hep iştahat hatası olarak arkadaşlara çevrime söyledik.
Hala da öyle olmasını temenni ediyorum. Öyle olmadığını biliyor musun? Biliyorum. Yüzarlanım da biliyor musun? Ha Emlüsü Meslek Lisesi'nde ikinci sınıfa giderken okul başkanı seçildiğimde bunu anladım. Emlüsü Meslek Tire, Emlüsü Meslek Lisesi ikinci sınıf öğrencisi, oradaki ülkücü gençler seçim yaptık. Beni başkan seçtiler. Okul başkanı olarak. O zamanlar siyasetin içinde o günden itibaren yönlendirmenin ve yönetilmenin var olduğunu bilirim. Risale-i Nur çatısının altındaki o gençler hiçbir şeye bulaşmazlar. Burada kan gövdeyi götürür, onlar halktan yana tavır koyamazlar.
Derler ki sakın ha zamanı gelecek, biz o zaman halktan yana tavır koyacağız. 35 yıldan beri zamanı gelmedi henüz daha. Müslümanlar ezilir, Müslümanlar parçalanır, Müslümanlar yıkılır, Müslümanlar cezaevlerine girerler. Müslümanlar tövpülenirler.
Onlar karışmazlar bu tüm şeyler. Onlar olması gereken safta doğru var. Olması gereken saf, müminlerin yanı değildir her zaman. Acı şeyler bunlar. Bunları konuşunca fitneci olmuş oluyorum bana, ben onu da biliyorum bak sonunda. Siz fitne çıkarıyorsunuz oluyor. Ben diyorum ki, la ila illallah Muhammeden Resulullah dedim kardeşim. Ben dinimi yaşamaya çalışıyorum ve dinimi yaşıyorum. Ben Kur'an'la sünnet dairesinde yürümeye çalışıyorum. Ben hiçbir kadına başını açabilirsin diye fetva veremem, teferruhattır diyemem. En dikerimesini ben eğip bükemem.
Yok işte kafirler verdi. Ben onu yeniden bir yorum eklemeye çalışıyorum.
Benim sapıklığıma kardeş ol demiyorum. Senin nasihatına muhtacım. Şunu söyleme. Sen sivri dinlisin hocam biraz. Yılan değil mi? Burada. E barın siz dost olun. O zaman Kur'an-ı Kerim'in ayetlerine haykırmak fitne oldu demek ki. Bunu söylemek bozgunculuksa ben Kur'an-ı Kerim'in ayetlerine bakıyorum. Elindeki tefsirlere bakıyorum. Ya kim nasıl tefsir etmiş bunu?
Hata mı yapıyorsun Mustafa'ya da alıyorum? Bakıyorum. Oho. Hepsi de Allah affetsin. Benim düşündüğüm noktada söylemişler. Biz buradayız. 12 Eylül'de buradaydık. Bu ülkedeydik. Vatan aileydik. Kendim memleketeyiz de bir buçuk iki yıl kaçak yaşadık. Bu vatanı sevdik. Bu memleketi sevdik. Bu insanları sevdik. Dinimizi yaşamasak da dinin yaşanması için mücadele ettik. Hiç pişman değilim. Hiç pişman değilim. İyi ki ülkücü gençliğin içerisinde büyümüşüm. İlk orada o hareketin içerisinde bulunmuşum.
İlk orada genç yaşta satılmayı öğrenmişim. Satılmayı, genç yaşta kullanılmayı öğrenmişim. Genç yaşta mücadeleyi öğrenmişim. Fedakarlığı öğrenmişim. Kan satarak dernek kirası ödemeyi öğrenmişim. Alçıdan bozkurt yapıp, üç hilal yapıp, alçıdan ay yapıp, yıldız yapıp, satıp dernek kirası ödemeyi öğrenmişim. Kendi harçından ayırıp, arkadaşlarımla paylaşmayı öğrenmişim.
Sırt sırta dövüşmeyi öğrenmişim. Bunu satmamayı öğrenmişim. Hançerlememeyi öğrenmişim. Onu arkadan yarmamayı öğrenmişim. Omuz omuza dövüşmeyi, omuz omuza kavga etmeyi, omuz omuza paylaşmayı, bir kırık ekmek dahi olsa, kuru ekmek dahi olsa oturup onu yiyip ondan lezzet almayı öğrenmişim. Bir, bir simit değil, üç lokma simitle gidip arkası açık.
Marka, minibü şeyle, minibüs de arkası açık, o var ya arkası açık, bilmezsiniz. Yokum, MNC'nin de müminim bir şeyler var, arkası açık. Mori Selam. Onunla ta Ankara'ya kadar gidip, omuzun içerisinde, onun arkasından gelmeyi arkadaşlarla beraber, ardından dinle tanışmışım, iyi ki tanışmışım. Niye iler derdaha girmişim?
Yırtmamışım, yırtmamışım. Karakolmuş, tanıdık yerlerdi bizim. Tanışmış, tanıdık yerlerdi, bitmiş, bitmiş, tanıdık yerlerdi bizim için. Cenab-ı Hak yönetilmediğime inanıyorum. Yönetilmeye kalkan, benden ters cevap almıştır, duraklık gitmiştir.
Yönlendirmeye kalkan, bir, iki denemiştir, yönlendirememiştir. Filtre çıkarır, gider. Dilim sivriymiş. Ben Müslümanlara küfretmiyorum. Dilim keskinmiş. Ben iman edenlerle, benim işim yok. Yahudileri ve Hristiyanları dost tutmayın demek. Din sivriliyse Kur'an ayır. Demek ki Cenab-ı Hak'ın dili sivri. Senin o münafık kalbine Allah'ın dili sivri. Senin dillerini kabul etmediğim için onlar seninle savaşmaktan gerilerini kabul edersen seni kabul ederler. Sen müminisin.
Onlar seninle savaşırlar. Seninle savaşmıyor. İmanlık. Ben şimdi öyle tefsir ediyorum. Bugüne kadar olan tefsirleri yanlış anlamışım, yanlış anlatmışlar. Demek. Hiç olmazsa sus da. Suslu değil. Bu dil sinirliyse, sinirlidir dilimiz. Mevleviliğe yakışmamış. Sana mı sordum ben Mevleviliğe yakışıyor muyum, yakışmıyor muyum diye? Yakışmıyorsan reddedersin, gidersin. Biz böyleyiz kardeş. O yüzden birinci derecede, nerede bir Müslümanın üzerinde zulüm varsa, birinci derecede hayır değil. Nerede bir insana zulmediliyorsa, ona hayır değil.
Hazreti Peygamber'in ahlakıdır salallahu aleyhi ve sellemiz. Zulmü alkışlayamazsın. Zulmün yanında duramazsın. Zalimin yanında duramazsın. Zulmedenlerle beraber olamazsın. Kafirlerle beraber o kafirlerle minnetirken, sen onlarla bir yerde saf tutar. Din bildiğin bu. Şeyhim Allah rahmet eylesin. Geçmiş bir kimseden naklederdi. Bir menkıber, bir yerde zaten birisi ölmüş, bir şey efendi bir beldeye gitmiş, bakmış ki, bütün evrak kapalı. Demiş ne oldu bugün? Demişler ki, lanca efendi hasretleri ve maaleti. Bu memleketin en sevilen insanıydı. Bakmış, kilisede kimse yok, havrada kimse yok, mehnane kapalı, cami kapalı, dükkanlar kapalı.
Akşam olmuş, taziye evine gitmiş. Bana şeyhim bunu, Allah rahmet eylesin, bana bu menkıbeyi anlatmıştı. Beraberken, belki de arkadaşlar sohbette dinlediler, dinlemediler, ben ondan dinledim. Taziye evine gitmiş, tabii herkes taziye ediyor, herkes böyle, onun iyiliğinden bahsediyor. O şey efendi öyle bir kaşlarını çatmış. Haza münafık imiş babanız demiş çocuklarına. Herkes bir durmuş, durmuşlar o şey efendi ya, efendi ne diyorsun sen? Durun demiş, susun. Eğer demiş, sizin babanız, Allah vardır, onun dini İslam'dır. Son peygamber Muhammed Mustafa'dır.
Kitabı da Kur'an. Hristiyanlar ve Yahudiler, birisi havrasını kapatıp gelmezdi. Birisinin demiş, kilisesini kapatıp cenazeye gelmezdi. Bir durmuşlar. Demiş ki, eğer ki babanız içki haramdır, içen, hizmet eden, taşıyan, bu noktada gayret gösteren, bütün herkes o haramdan alır deseydi demiş. Meyhaneci meyhanesini kapatıp, babanızın cenazesine gelmezdi demiş.
Demiş, faiz haramdır. Kim içtigal ederse, sahnesiyle, Kabe Tuvali'de nikahlanmış, zina etmiş gibi, günaha girer deseydi demiş. Bu faiz ile kapatıp da dükkanlandı demiş. Babanızın cenazesine gelmezdi. Devam ediyor. Fuhuş haramdır. Fuhuş'a giden yollar da haramdır. Kim, Fuhuş'la içtigal ederse, mahşer yerinde, köpekler gibi mahşer halkının önünde çatışarak, hayvan olur deseydi.
Fuhuş'haneyi kapatıp, kapı Fuhuş'hanedekinden demiş, cenazenize gelmezdi. Haza demiş. Babanız, münafık imiştir. Asasini vurmuş, selamun aleyhim demiş, kalkmış. Üstad'ım, Allah rahmet eylesin, bunu bana bir yolculuk esnasında anlatmıştı. Oradan şunu anladım ki, iman ateşten bir koğu oldu.
Siz, Hıristiyanları ve Yahudileri kendinize dost tutmayınız, ayet-i kerimesine baktığınızda, o zaman başka bir şey çıkıyor. Dilimiz sivri gelebilir, gelebilir mi? Ben zaten deyin gidenimim. Ağır gelebilir. E ben hafif demiyorum zaten. Aldatmıyorum herkese. İki yüz dilim yok. Öyle aman burada böyle yumuşak durayım, başka bir yerde böyle işte sert durayım diyor. Öyle bir şey bilmiyorum, tanımıyorum ben. Ben televizyonda da faizle alakalı bunu söyledim, böyle herkes bir yayıldı bir. Bir patinaj çekti herkes, içime geldi. Dedim, Mustafa Özbağ, programın sonuydu bu. Dedim, seni buraya bir daha davet etmezler.
Biliyor mu davet etmeyeceklerini? Dedim, size sözüm vardı, on birinci aya kadar, on birinci aydan sonra yokum. Hayal devam edilme, değin olmadı zaten. Biliyor mu? Böyle şeylerde televizyon sahiplerini ararlar hemen. Bu kim bu? O zaman da faizsiz ticaret mı? Böyle bir şeyde ararlar, araya birilerini katarlar hemen. Dibimizden bir sıkıntımız yok en azından. Haram işlediyse, birileri kalbini kırdıysa, Allah bizi affetsin, o kardeşler de affetsin. Ama o şahıslara yönelik bir derdimiz yok. Sadece bir şey söylüyoruz, bir not düşüyor. Diyor, din bu.
Adımız sivri dinliğe çıkıyor. Bu neden kaynaklanıyor? Ümmet-i Muhammed'in içerisindeki tarikatları, cemaatleri, yönlendirme, ve yönetmeye çalıştıklarından kaynaklanıyor. Ya şimdi bana göre bittiğiniz cevap. Sen yine Tayyip'i savundun. Bu da işin en böyle, komik tarafı var. Gizli şirk nedir açıklar mısınız? Az önce açıkladık ya. Değil mi? Böyle oldu şimdi. Öbürlerin kabrinin üstüne ve yanına ağaç dikmek cahil mi? Hem de sünnet. Gay-i alemi ile berza alemi arasındaki fark nedir? Kuru fasulye ile barbunyanın arasındaki fark gibiler. Ben türbanı değilim ama namaz kılıyorum, Kuran okumaya çalışıyorum. Bir hocadan bu münafıklık alametidir diye duydum.
Kafama çok takıldı. Bu konu açıklar mısınız? Allah bizi affetsin. O hocayı da affetsin inşallah. Bu sözler, yanlış sözler, örtülmek farz. Bir kimse bir farzı yapamıyorsa, onun münafıklık kalemesi, münafıklık diyemezsiniz. Şafiler bir farzı yerine getiremeyen kimseyi bu noktada münafık olarak görmüşler. İman eksikliği olarak görmüşler. Hanefiler öyle görülmüşler. Bir erkek başka bir erkekle, bir kadınla başka bir kadınla bir örtü altında yatmasının adı şerif. Allah kardeşle dahil mi bu hadise? Evet. Derviş üstadına aşık olur da, üstadla dervişine aşık olabilir mi? Evet.
Allah dostları gayrimüslim din liderleriyle boş görev altında bir bağ kurabilir mi? Bediüzzaman Sayyid-i Nursi kafire esir düştüğünde kafir kalkmasını emretti. Sayyid-i Nursi iman mukaddesdi. Ben Allah'a iman ettim. Kafir karşısında ayak alman demiştir. Zeynep'e Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kafire esniklik, yumuşaklık göstermiş miydir? Hakkını, kafirinize helal edin. Helal olsun. O müminler ki, Müslümanlara karşı yumuşak ve şefkatli kafirlere karşı şeridtirler ayet-i kerimler. Ben burada rüya yormuyorum, istare diyorum ama hemen bir cümleyi okuyacağım, başka bir şey yapmayacağım.
Hocam ben sevdiğim kız için istare yaptım. Sevseydim istare yapmazdım. İstare yaptıysan sevdiğim kız için demem. Evlenmeyi düşündüğüm kız için demem. Sevmek, baktığım yerde sevdiğini görmektir.
Sevmek, şüphe etmek demek değil. İstare yapmak, şüpheli izale etmek için. Hadi şerifte der ki, siz bir meselede şüphe ederseniz, kalbiniz mutlain olmazsa istare yapın. Sevenin kalbinde şüphe mi olsun? Efendim, yirmi beş yıllık evliliği dört çocuğu olan bir kadın kocasından hakaret edici, aşağılırıcı, ağır küpürcü sözler işitiyorsa, üstelik kocası internette sürekli başka kadınlarla mesajlaşıyor ise, bu kadına kocasından ayrılmak düşer mi?
Veya bu kadının nasıl bir cüm sergilemesi gerekir? Açıklayabilir misiniz? Bu uzun bir mesele ama velatın meseleye tek tarafı bakmamak lazım. O yüzden o kadın da kendisine bir çekip düzenlersin. İnşallah kocası internete bakacağına ona baksın. Bizde şöyle bir, bütün toplumlarda böyle bir şey var. Yani karşı taraftan bir şey bekliyoruz biz. Kendimize bakmıyoruz. Erkekler kendilerine bakmıyorlar. Kadınlar kendilerine bakmıyorlar. Bir kadın erkeğe nasıl davranmalı, nasıl hareket etmeli, nasıl bir noktada durmalı ona bakmıyor. Bir erkek de hanımına karşı hangi noktada durmalı ona bakmıyor. Tâlevenna hu.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi