Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 35:12
Büyük bir pire soruyor, iyiler kendilerini kurtaracak, kötülere ne olacak diye, o da kötülere biz duacı olacağız. Bu cemaatin başındakiler yanlış yapsa da mı duacı olacak? Büyük pirin şeyhini takip edenler cennetlik olacaklarına inatıyor. Derirece hayır yapmanın, hayırın karşınıksız kalmanın, derirece şerp işlerinin, şerbi cezasız kalmaz.
Allah'ın aklı üstesine yaptı. Sonuçta bir kimse ben x tarikatımdanım dese, günah işlese, günahın içinde ölse tövbe etmeden, o hangi tarikata bağlanırsa olsun, Cenab-ı Hak'ın azabı şiddet bilirsin. Allah tövbe edenleri sever. Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder. Cenab-ı Hak dua edenlerin dualarına icabet eder. Allah günah işleyenleri sevmez. Allah azgınlık yapan, sakınlık yapanları sevmez. Allah kendi çizdiği sırat-ı mustakimden ayrılanları sevmez. O yüzden Allah'ın sevmediği bir ahlak üzerinde duranları, Allah da sevmez, pir de sevmez.
Bir kimse beş vakit namaz kılmıyorsa, ümit eder, umut eder iki namazın arasındaki küçük günahlarının af olacağını. Bir kimse her ramazan, otuz ramazan orucunu tutarsa, ümit eder iki sene arasındaki günahlarının af olacağını. Bir kimse her gün tövbe eder ise, her gün tövbe ederse, ümit edilir, umut edilir. Ve denir ki, bu kimse günahsız olarak o gece başını yastığa koyar, eder, çünkü tövbe etmiş, gece yatmazdan önce.
Bir kimse halakayı zikre girer, ümit eder, umut eder. Biz deriz ki, ya halakayı zikirden kalkındı, Cenab-ı Hak affolmuş olarak dağılın izliyor, mutlaka onların içindedir. Ve kendimizi de öyle görürüz, bir başkasını da öyle görürüz. Ama bir kimse olması gereken şeyleri yerine getirmez, getirmez. Adımca, isimce sadece bir tarikata bağlanmış, bir şeyhin elinden tutmuş. Ya biz onun elinden tuttuk ya, eğer, her türlü melaneti işte, ondan sonra cennetlik olsun. Biz bu tip bir tarikat anlayışından, bu tip bir tasavvuf anlayışından uzakız. Tasavvufi anlayış, insanların dini yaşantılarına disiplin getiren anlayıştır. Dini yaşantılarını böyle bozan, gevşeten, dini yaşantılarının bu noktada hukukunu alt üst eden bir şey olmaması.
O yüzden, ya bizim şeyhimiz var, biz işte, yani işi orada kurtarırız. Ya biz öyle bir pirin elinden tutmuşuz ki, yani işte, hiçbir şey yapmasa dahi kurtulur o kimse. Bu anlayıştan biz uzakız, Allah muhafaza eylesin. Biz anlayışımız, bir kimse dinin emirlerini yerine getirir, olması gereken şeyleri yapmaya çalışır ve ümit eder. Allah'ın lütfunu, ikramını, ihsanını ümit eder. Tövbe eder, o tövbesinin sonucunda ümit eder. Allah onu affeder diye. O kimse dua eder, ümit eder. Allah duasını kabul eder diye. O kimse namaz kılar, ümit eder. Cenab-ı Hakk'ın inşallah ona merhamet eder diye. Yoksa, yani harama, helala önem verme, önüne gelene, dinine gelene, eline gelene yap.
Ondan sonra ben şu tarikattanım, ben şu şeyhimiz varlattım, biz kurtulduk diye çıkıp, böyle bir din anlayışı yok. Allah muhafaza eylesin. Bizim anlayışımız böyle değil. Kendi evlatları ile bile cihad ediyorlar. Kendi kafalarını görüyorlar. Biz evlatları olarak Kur'an, sünnet dahilinde değilse, veran peşinde koşuyorlarsa, biz anne babamıza itaat etmek zorundamayız. Biz anne babamıza hürmet ederiz, hizmet ederiz, saygı duyarız. İtaat, eğer Kur'an ve sünnet dahilindeyse, bize namaz kıl, ters sehep oluruz, itaat ederiz, namaz kılarız, haram yeme diyorsa itaat ederiz, biz haram yemeye gayret ederiz. Yani Kur'an ve sünnetin emreti, dairenin içerisinde bir şey söylüyorlarsa, biz anne ve babalarımıza itaat ederiz.
Ama ve lakin, eğer Kur'an ve sünnetin haricinde bir şey istiyorlarsa, bu noktada itaat söz konusu olmaz. Camide, cemaatle namaz kılarken fazla saatleri sıkıştırıyoruz, sünnete geçerken yer değiştiriyoruz. Bildiğim kadarıyla şahit çoğalması için yapılıyor, bu doğru mu emin olmak için soruyorlar. Yani böyle söylüyorlar, benim bu bilgimde kulaktan dolma, bir şey okumadım bu noktada, o yüzden bir şey diyebileceğim. Bir şey okuyan var mı bu noktada, hadis okuyan var mı? Din namazlardan sonra söylenmesi gerekenler, işin dolayısıyla söyleyemiyorum dersini ekmiş, eksik yapmış oluyorum. Eksik yapılmış oluyor ama inşallah Rahman, o normalde namaz arkası bir derden zorlanıyor arkadaşlar.
Biz onun böyle bir zorluk olduğunun da farkındayız, ona inşallah bir çözüm bulacağız. Tecavüze umrayan bir kadına kürtaj yapılabilir mi, böyle bir fetva verilebilir mi? Verilebilir, verenler olmuş. Hanefiler bile hasta vermişler, Hanbeliler vermişler. Birkaç yerde okudum ama bunun o ilk o dört aylık dönemden önce olmasında fayda var. Ama böyle bir şey söz konusu olduysa Allah muhafaza eylesin. Peygamberimizin zamanında sahabelerin Peygamberimizi üzdü ve kırdığı oldu mu? Bu durumda Peygamberimiz ne yaptı? Peygamberimizin üzülmesi, Allah'ın üzülmesi ve bunları bağlı olarak ailenin üzerine kıran, Peygamberimizin üzerine kıran. Tabi sonuçta onlar da bir taraftan insandılar.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de o sahabenin de dinlemediği zamanlar oldu. Örneğin Uhudtaki gibi okçular yerini kaybetmeyin demişti. Onlar işte okçuların yerini kaybetmişlerdi. Okçular yerlerini terk etmişlerdi. Bunun gibi veya başka savaşlarda ufak tefek şeyler olmuştu. Günlük hayatlarında olmuştu. Onlar Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri affedeciydi. Onları affetti. Nafile oruç tutarken kadın erkekten erkek kadından izin almak zorundamadı. Kadın erkekten izin alacak nafile oruçta. Erkek kadından izin almayacak. Nafile namazda da geçerli değildi. Hazreti İsa'nın aleyhisselamın inişi dilencilere para vermek cazibidir, vermeli miyiz?
Yani normalde bir dilencilik müessesesini yok etmek için, bu noktada dilencilere bir meslek halini getirmemek için verilmeye bilinir. Darül İslam'da dilenmek haramdır. Ve dilencilere bir şey verilmez. Darül harpte imamlar dilenmeye müsaade etmişler. Darül harpte dilenmeye müsaade etmişler. Bu noktada eğer gerçekten gerçek olanı bir ihtiyaç sahibi olarak görüyorsanız ona verin. Bu yüzden normalde eğer onu ihtiyaç sahibi olarak görmüyoruz, onu böyle bir kendi kendinize hükmedik, onu meslek haline getirmiş olarak birisi görüyorsanız vermeyin. Kimisi meslek haline getirmiş.
Alıp götürüyorlar ya, adamın hesabında 150-200 milyar para çıkıyor, üstünden çıkıyor 40-50 milyar lira para, yani o senden benden zengin. Onu normalde meslek haline getirmiş. Televizyonda gösteriyorlardı ya, adam ayağını değişik bir pantolon şey yapmış, ayağı yokmuş gibi görünüyor. Sanki ayağı kesikmiş gibi gösteriyor, oturmuş oraya. Veya işte birisinin öyle bir yine televizyonda gösterdiler, adamın dört baş katlı evi var. Adam işe çıkar gibi, arabası var o gün için kartal araba yani son model, adam işe gider gibi kartal arabaya biniyor, işe gidiyor. İşi dilenmek mesleği bu olmuş. Tabi bunlara verilmesi caiz değil. Ha, gerçekten Hulusi kalp bile, ya hadis-i şerif var, kim sizden bir şey isterse, işte bir kurma dahi olsa ona veriniz.
Bir lokma ekmek dahi olsa ona veriniz. Bu da hadis-i şerif, bu da güzel bir şey. Ama İslam'ın bu güzel kültürünü, bu güzel ahlakını istismar ediyorlar. Ha bu noktada istismara uğramadığınıza inanıyorsanız verin. Ama gerçekten onun içerisinde bir istismar varsa Allah buna vaza edesin. Bu hak sizin, verip vermeme hakkı size ait. Allah, velilerinin Allah'ın kullarına yaklaşımını sevdiği kullarına o nasip eder. Ben tam anlayamadım. Anladığım gibi söylersem, yanlış anladıysam yanlış anladı desin. Yanlış anladı desin.
Açıklayayım mı? Açıklayayım mı? Ben anladığım gibi... Bu da ne? Allah'ın velileri, özel velileri, Allah'ın velileri düşündüğümde, bu velilerin tanıştırılması özel, Allah'ın da sevdiği kullanmamak olarak tanıştırır, nasip eder. Onu yazmak istedim ama herhalde o zaman tamam. Cenab-ı Hakk'ın velilerle alakalı bir ayet-i kerimenin tefsirinde Cenab-ı Resulullah der ki, Kul Allah'ı sever, Allah da kumunu sever.
Allah kumunu severse, Cebrail'le nida eder. Ey Cebrail, ben filancayı sevdim, sen de sevler. Cebrail de gök halkına nida eder diyor. Meleklere demiyor bakın, gök halkına. Der ki diyor, Allah filancayı sevdim, siz de sevin. Melekler, mümin kulların kalbine ilham eder. Melekler, mümin kulların kalbine ilham eder. Der ki, Allah filancayı sevdim, siz de sevin. Allah'ın velileri, Allah'ın mahremleridir. Cenab-ı Hakk'ın mahremi olduğu için, Allah mahremini ancak sevdiklerine gösterilecektir. Allah velileriyle yeryüzünde dinini ayakta tutar.
Hani meşhurdur ya, temmizinde geçen bir hadis-i şerifte, Allah'ın öyle kulları vardır ki, Allah yeryüzünde dinini onlarla ayakta tutar. Kötülükleri onlarla savar. Kötülüklerle onların üzerinden mücadele eder. Diye devam eder. O zaman öyle bir şey ise, Allah velileriyle yeryüzünde iyiliği, doğruluğu, güzelliği, hakkı ve hakikati ayakta tutar.
Ve Cenab-ı Hakk da o velileri, kendi mahreminde tuttuğundan herkese ayağın beyan etmez. Ancak lütfettiği, ikram ettiği, ihsan ettiği kimselere ayağın beyan eder. Çünkü bir veliyle yan yana olmak, onunla hemhal olmak, onunla aynı doğrultuda, aynı yolda, aynı mücadelenin içerisinde bulunmak, Allah'ın bir lütfu, ikramıdır, ihsanıdır. Muhakkak ki perdenin ön tarafından kullanın, kendi cüz-i iradeleriyle, gayretle çaba sarf etmeleriyle mümkündür. Ama perde gerisinde bu direkt Allah'ın lütfu ve ikramıdır. Yoksa bütün herkes çaba sarf eder, gayret sarf eder, kendince bir şeyler yapar, bunun lazım olduğunu bilir, bunun hakikat olduğunu bilir. Ama herkes o hakikata ulaşamaz.
Bunda Allah'ın yasaklaması, engellemesi yoktur. Bunda kulun kendi tairesinde, kendi iradesinde, kendinle alakalı marazları, kendinle kendisiyle alakalı engelleri vardır. Kul o marazlardan, o engellerden kurtulamadığından dolayı o lütfa, o ikrama ulaşamaz. Allah'ı muhafaza eylesin. Tabi işin bir de ayrı tarafı var. Bir kısım insanlar böyle bir şeye ulaşamadıklarından dolayı, böyle bir şey olmadığını da iddia ederler. Hani Hz. Mevlana der ya, sen elinle veya parmağınla gözlerini yumarsan, kapatırsan alemi yok görürsün. Ama alem vardır.
Gözcünün önünden parmağını kaldırırsan alemi görürsün der. İnsanlar görmedikleri, tanımadıkları, bilmedikleri şeye veya ulaşamadıkları bir şeyi reddetmeleri çok kolay ve basittir ve reddederler. Aslında görmemiştir, tanımamıştır, bilmemiştir veya ulaşamamıştır. Ulaşamadığından dolayı onu yok kabul eder, yok sayar, yok böyle bir şeyler. Allah muhafaza eylesin. Hiç kimse kendine bakmaz. Yani bunun hatası benim, bunun kusuru benim demez. Geçen bir arkadaşa dedim. Daha doğrusu iki tane arkadaşa dedim ayrı ayrı zamanda. Bir mevzu oldu da işte kendilerince kendilerini haklı görüyorlar. Dedim Allah'ın velileri var mı? Ayetle sabit mi? Sabit dedi. Hadisle sabit mi? Sabit.
Kıyamete kadar var olacağını Cenab-ı Hak beyan etmiş mi? Etmiş. Hadisle evde Allah Resulü beyan etmiş mi? Etmiş. Ondan sonra gelen imamlar, pir efendiler, ehli tasov, bu konuda hemfikir olmuş, birleşmiş mi? Birleşmiş. Dedim Şeyh Efendi öleli. Kaç yıl oldu? Dört yıl oldu. Dört yıldan beri yeryüzünde Allah'ın velileri var mı? Var. Ama sana yoktur. Bu durdu şimdi. Allah'ın velisi var mı dört yıldan beri? Var. Şeyh Efendi Allah'ın velilerinin sonuncusu değildi ki. Var mı var. Hani sende dedin? Yok. Dedim ki tövbe edin Allah'a.
Allah'a çok yalvarın. Allah'a çok yakarın. Çok gözyaşı dökün. Dedim hayır hasenat dağıtın. Tasadduk verin. Dedim o gün için siz Cenab-ı Hak size lütfetmiş, ikram etmiş, siz bunu tatmışsınız. Dedim ya siz o nimetin şükrünü eda edemediniz. Cenab-ı Hak size o nimeti bir daha vermedi. Bir şey oldu aranızda, Allah'la aranızda. Kimet kesildi. Kimet kesildiyse Allah'la aranızda bir şey oldu demek. Yani her gün bir bardak süt içtiğin yerden süt kesildiyse bir şey var arada. Ya süt orada var, sen daldırıp içmiyorsun.
Ya da sütten sana vermiyorlar. Çünkü süt var mı? Var. O zaman ya sen daldırıp içmiyorsun, bu küstahlık olur. Bu kibirlilik olur. Adam ebediyen cennet yüzü giremez. Ya da sana oradan içirmiyorlar. O zaman da senin için kötü bir şey. Allah muhafaza eylesin. E şimdi yeryüzünde dolaşan bütün mahlukata bir lütuftur, bir ikramdır.
Sadece insanlara değildir. Göktekinlere de lütuftur, ikramdır. Yerdekinlere de lütuftur, ikramdır. O lütuftan, o ikramdan sen mahrum kaldıysan o zaman kendine bakacaksın. O zaman kendini düşüneceksin. Ve Cenab-ı Hak o lütfa erdirdiği bir kimseyi daha sonra o lütfu kestiyse, ya o kimse o lütfun kıymetini bilememiştir, kıymetini bilemediğinden Cenab-ı Hak onun o kapısını kapatmıştır, ya da o kimse o lütfa gayet değildir.
Cenab-ı Hak onun kapısını kapatmıştır. Bu yüzden o kimsenin çok törbe edip kendi kendine çok tefekkür etmesi lazım. Allah velilerini orta yerde bırakmaz. Allah velilerini ortalıkta da bırakmaz, orta yerde bırakmadığı gibi. Velilerini muhafaza eder, korur. Birisi onunla mücadele ediyorsa Allah'la mücadele etmiş olur. Ona savaş açtıysa Allah'a savaş açmış olur. Ve Cenab-ı Hak o velisine savaş açana kendisi düşman olur. O zaman bütün bunların sebepleri çoktur. Ayrı bir ders yani.
İnşallah, hep söylüyorum böyle birkaç tane ders yapacağım. İnşallah şu 20 Nisan'dan sonra dersimiz olsun. Allah'ın velileriyle alakalı dersler olsun. Birkaç hafta onu yapalım inşallah. Geçmiş ümmetlerin işlediği günahlardan dolayı azap gelmiş. Bu zamanda o günahların hepsi şimdi işlendiği arda Allah helak etmiyor. Sebebi nedir? Allah'ın helakını istemeyin. Allah'ın helakını sormayın. Helak lafını dahi ağzınıza almayın. O günahları işleyenler tövbe ederler. Dua ederler. Cenab-ı Hak onlara hidayet eder ve geri dönerler. Muhakkak ki geçmiş ümmetlerin zamanında türlü türlü helaklar olmuş.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de bunu bildiğinden dolayı hava kararında bulutlandığında herkes rahmet yağacak, yağmur yağacak diye düşünürken O acaba Allah azap mı verir, Allah helak mı eder diye dua eder ağlarmış. Cenab-ı Hak inşallah Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin duasının yüzü sürmetine ümmeti bu noktadan beri eylemişler. Çünkü bu noktada böyle bir hadis-i şerif var. İnşallah onlardan olur. Allah bizi cümlemizi korusun, hafaza eylesin. Cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün.
Kimin burnu sürtülsün ya Resulallah diye sordunca şu açıklamada bulundu. Kendi yanında ana ve babasına veya sadece birine ihtiyarlık ulaşıp da onlara hizmet etmeyerek cehenneme girmiş kimsenin burnu sürtülsün dedi. Annesi babası yanında veya onlardan birisi yanında. İhtiyarlamış, onlara hizmet etmediği için cehenneme gitmiş.
Başka bir ad-i şerifte meşhurdur ya yazıklar olsun. Kime ya Resulallah? Annesi babası yanında ihtiyarken cennete girmeyene yazıklar olsun. Yanında yaşlı annesi babası var, o kimse cenneti hak edememiş. Cenneti kazanamamış. Niçin? Onlara hizmet ve hürmette bulunmadığında, onlara saygılı davranmadığında, onlara müşrik davranmadığından dolayı.
Bu da başka bir ad-i şerif. Diyor ki burnu sürtülsün. Niçin? Anne ve babası yaşlı olduğu halde yanında durup onlara hizmet etmediği için cehenneme girmiş. Cehennemde bir daha burnu sürtülecek. Allah muhafaza eylesey. Resulullah sallallahu ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Anne ve babasına iyilik eden kimseye müjdeler olsun. Yüce Allah onun ömrünü arttırsın. İyilik yapanı müjdeler olsun. Allah onun ömrünü arttırsın. Neden? Hayırlı uzun ömürlü olsun. Hayırlı uzun ömürlü olursa o kat kat sevap kazanır. Sevap kazandıkça cennetteki makamı artar. İnsanın hayırlı uzun ömür ne kadar fazla olursa o kadar cennetteki makamı artar. O zaman biz Allah'tan hayırlı uzun ömür isteyelim.
Hayırlı uzun ömür isterken de anne ve babamıza iyilik yapalım. Onlara hürmet edelim. Onların ihtiyaçlarını görelim. Gücümüzün yetkince. Şöyle bir şey vardır insanlarda. İşte ya annesinin babasının mali durumu yerinde. Paraya filan ihtiyacı yok. Ya ben para vermesem de olur. Hiç öyle düşünmeyin. Onların cebine siz beş lira koysanız daha ondan memnun olurlar. Sevinirler. Halbuki paraya ihtiyacı yok. Sen beş lira koyarsın o senin cebine elli lira koyar. Veya sana beş yüz lira masraf eder. Aslında senin beş liradır gelirin. Sen git yarım kuruş ver onu cebine koy. Sen git ona yardım et.
Onun gönlünü al. Onun gönlünü almak. Allah'ın gönlünü almak gibi. Elhamdülillah. İbn-i Abbas ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara öp bile deme. Onları azarlama. Devamla onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak tevazu kanatlarını gel ve de ki Ey Rabbim onlar beni küçüklüğünde yetiştirirken merhametli davrandıkları gibi Sen de onlara öyle merhamet eyle. İsra yirmi üç yirmi dördüncü ayetlerini Bu ayetleri Tövbe suresinin şu ayeti Müşrik olan ana ve baba için nesletmiştir. Hükmünü kaldırmıştır.
Müşriklerin cehennemlik oldukları kendileri için açıklandıktan sonra Akraba da olsalar onların af olmalarını dilemek Peygamber'e de müminlere de yaraşmaz. Tövbe yüz on üç. Yani bir kimsenin eğer annesi babası müşrik ise Bir kimsenin annesi babası bu noktada eğer ki İslami ise Annesi babası kan olsun şeriat diyorsa Annesi babası namaz yok, Allah yok, kitap yok, peygamber yok diyorsa Anne ve babası dinin herhangi bir hükmünü reddediyorsa Yok diyorsa kabul etmiyorsa Onlar için tövbe edilmez.
Yine hizmet, hürmet, saygı Bakmak söz konusu olur Ama onlar için tövbe söz konusu olmaz. Evlat Ya Rabbi, anne ve babamı affet demez. Çünkü diyor ayet-i kerimede Allah Onlar hakkında yapılan tövbeleri kabul etmez. Allah bize affetsin. Cenab-ı Hak inşaallahu rahman Anne ve babalarımıza hidayet eyleyip Bizleri de onlara hizmet etmeyi Nasip ve müesser eylesin. Onlara Değerli olan saygıyı, sevgiyi göstermeyi Nasip etsene inşaallah. Türkçe'yi ters tut, Fatih'i aşırıklar. Amin. Ya Rabbi okumuş olduğumuz dualardan Aslan sahabe ve velen zât-ı fari kâinâsı ve mevcudâ sevgili peygamberimiz Hadret-i Muhammed Mustafa Aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz'in mübarekli atifine verruh-i şeriflerine hediyeledik.
Sen vasıfı hissedâr eyle ya Rabbi. Amin. Geçmiş bütün peygamberlerimizin onlarına Cebrail, Mikâil, İsrafil, Azrail aleyhissalâm'ın onlarına Onun ehli beyti ve ashab-ı kirâmın Hazret-i Ebu Bükür'ün, Amir Osman'ın aleyhi efendilerimizin onlarına İmam-ı Hasan, İmam Hüseyin'in ve İtmîşkü'ü adân onlarına Tabîin ve tebeytâbîn efendilerimizin onlarına İdirdiksen vasıl ve seda'r eyle ya Rabbi. Amin. Yaz bir Fatiha-i Şerife. Ya Rabbi okumuş olduğunuz dağlardan Asıl an sahibi İmam-ı İmam-ı Azem-ı Banuf ve İmam-ı Şafi İmam-ı Malik İmam Muhammel Hazretlerine Birimiz bir Seyyid Abdülkadir gelene Seyyid-i Amad-ı Rufay-i Seyyid-i Amad-ı El-Bedevi Seyyid-i İbrahim'i Dostiki Seyyid-i Amad-ı Rufay-i Seyyid-i Amad-ı El-Bedevi Seyyid-i İbrahim'i Dostiki Sa направ Ya Rabbi okumuş olduğunuz g całlardan
Asıl an sahibi bütün İveliyilerin evliyalarını Dereşlerini, Müşidü Kamilerin Mümin erir ruhlarına hasreten şeyinimiz, üstadımız, sultanımız, bayındırılacı Mustafa Hande Hazretlerinin ruhani tüküslerine, ced ve cettatların oğullarına hediye ediksel muhasib ve sedar eyle ya Rabbi. Ceklerini, feyzatlarını, teveccüdeni, şefaatlerini üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi. Ölümüzden ve akrabayı, tarikatımızdan gelmiş ve geçmişlerimizin ruhlarına, Mehdi Aleyhisselam'ın ruhani tüküslerine, burada bulunan ve bulunmayan kardeşlerimizin ruhani tüküslerine, Bursa eyleallah hudubuna ve yaşayanlar ruhaniyetlerine, tüm ümmet-i Muhammed'in ruhaniyetine, derviç-i Dervişan, mürşid-i Mürşiden ve limanın da ruhlarına ve yaşayanların ruhaniyetlerine hediye ediksel muhasib ve sedar eyle ya Rabbi.
Ruhandar eyle ya Rabbi. Ümmetlerini, feyz ve haklarını, teveccüdeni, şefaatlerini üzerlerimizden eksik etme ya Rabbi. Ruhandar.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.