mustafaozbag.org

349. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 23 Ağustos 2013 · 1:32:53

Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hakk'ın yurumuzu hayırlı eylesin. Yurumuzu, yurumuzu, ömrümüzü hayırlı eylesin. Merhum mezarı açılıp, kemikleri toplanıp ve poşete kalıp yerine başka yeni ömrük, yeni canını, eski, beterini, kemiklerini, yeniliğinin ayak ucuna koyuyorlar, bu olabilirdir. Hanefilerce caizdet olsun.
Abdullah Efendi bir sohbetinde önce Suriye'ye uğracekler, Suriyeliler Türkiye'ye gelecekler, sonra Türkiye'ye uğracekler, sonra Mektar Esra'nın çıkacak diyor. Amin. Allah'a amet edersin. Demişiz ki, geçmiş günlerde Mısır ve Suriye'de yaşanan katliamlar karşısında bireysel bir toplum olarak neler yapılabiliriz? Amin. Bazı platformlar tarafından yapılan gösterilere katılmalı mıyız? Örnek, bugün Omar Meydanı'nın akşam namazından sonra tevhim bir tingi var. Amin. Tabi Mısır ve Suriye'de yaşanan, sadece Mısır'da ve Suriye'de değil, Çin'de de Müslümanların kanı dökülüyor, Uğraht'a da dökülüyor, Afganistan'da da dökülüyor, Hindistan'da da dökülüyor.
Dünya üzerinde Müslümanların kanının dökülmediği herhangi bir alan yok. Tabi Mısır'da, Suriye'de devlet ehliyle dökülüyor. Başka yerlerde de devlet ehliyle dökülüyor. Bununla alakalı bireysel ve toplumsal olarak çok şey yapabiliriz.
Ama hiçbir şey yapılmıyor, hiçbir şey yapamıyoruz. Hani hadis-i şerif var ya, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, karnının döküleceğini, nelerin çoğalacağını, o gün Müslümanlar kalabalık olmayacaktı ya Resulallah dediklerinden, Hazreti Peygamber evet kalabalık olacaklar ama denizin üzerinde köpük müsait olacaklar. Müslümanların bir ağırlığı olmayacak, Müslümanların bir yaptırımı olmayacak. Şu anda Müslümanların bir yaptırımı yok, ağırlığı yok. Müslümanların bir yaptırımı ve ağırlığı olmadığından dolayı ve Müslümanların başında genelde devlet veya hükümet dediğimiz aydırtla sistemler, kendi vatandaşının, kendi halkının inancının, kendi vatandaşının, kendi halkının, örgünün, geleneğinin, göreneğinin üzerine kurulmadığından dolayı herhangi bir ağırlığının olması mümkün değil.
Zaten Osmanlı'yı yıkmalarının sebebi, ağırlığı olan Müslümanların ağırlıklarının gitmesiydi. Osmanlı'nın yıkılışıyla Osmanlı topraklarının üzerindeki bütün İslam halklarının, İslam kavimlerinin başlarına, o günkü kafirlerle iş birliği yapan, o günkü kafirlerle, kafir sistemlerle beraber hareket eden, ruhunu, kalbini, dinini, imanını satmış, insanlara hükümet kurdurup devlet kurdurdular.
Osmanlı devletinden sonra kurulmuş olan Osmanlı İmparatorluğunun üzerindeki bütün devletler kafir, devlet olarak kafir. Osmanlı İmparatorluğundan sonra o devletlerin başındaki yöneticilerin yüzde seksen beş dostlarının kafirlere ruhunu satmış, ama sebatayist, ama dönek, ama bozuk insanlar ve ailelerden oluşuyor.
O yüzden olgu da hilafete ilave edilmesi lazım. Çünkü hilafet ilave edilince İslam topluluğunun hakkını savunacak, İslam topluluğu bir şeyde, bir noktada olacak, siyasi bir noktasını kaybettir. Şimdi İslam topluluğundan kimi dinleyecek, kimi dinlemeli, hangi fetvaya uymalı, kimin peşinden gitmeli.
Bizim hepimizin önüne küçük küçük küçük kavim devletleri kurmuşlar. Onların petrollerini yiyebilmek için, petrollerini aşırmak için, küçücük küçücük küçücük bir sürü petrollerin üzerine küçük hanedanlıklar kurmuşlar. O küçük hanedanlıklarla oraları ütüyorlar hala daha. Aynı şekilde Osmanlı'nın Avrupa'da bıraktığı yerleri de aynı şekilde yapmışlar.
Aynı şekilde Osmanlı'nın kuzeyde bıraktığı yerleri de aynı şekilde yapmışlar. Aynı şekilde Osmanlı'nın güneyde, güneydoğu'da Yemen'e kadar yaptığı yerlerdeki her şeyi aynı şekilde dizayn etmişler. Bizim önümüze Misaki Milli diye bir şey koymuşlar. Misaki Milli'den vazgeçmiyoruz filan terenlerini de açmışlar. Misaki Halife'yi kenara atmışlar. Misaki Halife söz konusu olmuş olsa, Misaki Halife'de siz Mısır'daki Müslümanların da liderisiniz. Siz Lübnan'daki, Bağdat'taki, Şan'daki, Yemen'deki, Hindistan'daki, Kuzey Kafkasya'daki, Siz işte Arnavutlu'ya kadar, yukarıdan Bosna Ersek'ten, Viyana kapılarına kadar bütün Müslümanların üzerinde siyasi bir ve dini hak sahibi.
Muhakkak bunların şimdi geçmişe yönelik hesabını bir yerlerden, bir şeylerden çıkarmak değil ama coğrafya bu, konum bu. Şimdi Müslümanların birbirlerine destek çıkması manevi. Onu da bütün ümmet bir noktada değil. Türkiye'deki insanlar bir noktada değil. Türkiye'deki Müslümanlar bir noktada değil. Bakıyorsunuz, televizyonda görüyorsunuz, İstanbul'da bir parkta namaz kılmıyor. Güzel bir şey. O namazda, genelde hangi cemaatin insanlarını görüyorsunuz bir bakın. Tarikatın müntesiplerini görüyorsunuz bir bakın. Pomara'da bugün yapılacak olan o aktiviteye gidip bakın.
Hangi cemaatin insanları katılacak acaba? Hangi tarikatın müntesipleri katılacak acaba? Ümmet parçalanmış vaziyette. Ümmet dağılmış vaziyette. O yüzden ümmetin acı günleri birbirine eklenmekte. Devlet olarak, hükümet olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükümeti bir şey yapmaya kalksa Önce arkasındaki cindarız, cemaat ehliyiz, tarikat ehliyiz diyen kimseler tarafından eleştirdik, topa tutunmakta. Biz kısadan hisse çıkarıp, biz kendi çapımızda bir şey yapmaya kalksak, bizim içimizden bazıları, bizim arkamızdan, bizim aleyhimize, yaptığımızın aleyhine laflar söylüyorsa, bizi arkamızdan hançerli ödemektedir.
Ne kadar başarılı olabiliriz? Hükümet, İsrail'e, Gazze'ye yardım götürmek için sivil toplum kuruluşlarına destek verdi. Sivil toplum kuruluşları Gazze'ye yardım etmek için gemilerle çıktı. Katil İsrail, uluslararası, uluslararası sularda o sivil yardım gemilerine saldırıp, insanları katletti.
Yüküm bizim kahrolsun İsrail değil, yayan yollara çıkıp, siz nasıl sivil vatandaşları katletirsiniz deyip, yollara çıkıp, nümayişler içeceğimize, içimizden bazıları dedi ki, İsrail devletinden izin alınması gerekir. Hiç kimse dönüp bu sözün üzerine bir söz koymadı.
Yuttuk, simemize çektik kardeşlik hukuk adını. Yedik, dedik ki, iştahat etmiştir, iştahat farkı var. Hiç kimse dönüp de tükürmedik. Tükürmesini istemeyiz zaten de kimsenin. Hiç kimse dönüp, ya bu ne biçim bedvazı, ne biçim iştahattır? Sen Türkiye Cumhuriyeti'nin devletini, hükümetini ve Türkiye Cumhuriyeti'nin içinden çıkmış olan, samimi Müslümanların, gayet samimi Gazze'ye götürmüş oldukları yardımını bırakacaklar, dönecekler, katlediyor. Bu pis Yahudi İsrail'ler, nasıl sen böyle bir şey dersin diye hiç kimse demedi. Demedi çünkü korktu herkes.
Bürokratlar demedi, sonuçturma geçiririz diye düşündü. İşveren kesimi demedi, alkışladı. Onlar İsrail'den yana zaten. Bürokratların bir kısmı İsrail'den yana, o yüzden demedi. Bir kısmı da sonuçturma geçiririz diye demedi. Bunun karşılığında cemaatlerden, cemiyetlerden, tarikatlardan, şeyh efendilerden bir söz gelmedi. Kuşa çöpe, bir damla necise kana fetva veren, ulema kesiminden, hiç kimse demedi, sen katilden yana mısın, mazlumdan yana mısın? Hiç kimse demedi, Allah İsrail'leri lanet etmiş, sen lanetlenenden yana mısın, sen mazlumdan yana mısın demedi. Bölünmüştük, yönetilmiştik, yönlendirilmiştik, korku hiç kimse söylemedi.
İçerisinde bu platformlar iş yapar mı? Hiç olmazsa, iş yapmamış olsa dair, mazlumun yanında olma, karınca misali gibi İbrahim'i yakan ateşi söndürme gayreti içerisinde olmak gerek. Namazlardan sonra dua etmek, toplanıp destek vermek, muhakkak bu tip aktivitelere katılmak güzel bir şey. Bunu yok hükmünde görmek, bunu hiç hükmünde görme noktasında değilim.
Ama gönül arzu eder ki bütün şeyhler, alimler, cemaatler, cemiyetler tek vücut haline gelip bu tip şeylere destek vermeli. Ama yani önce kendi memleketinde, kendi vatanında, kendi ülkede, kendi topraklarında olan hadiselere hıkını çıkarmayan, olan hadiselere karşı durmayan, korkan, pısırıklık yapan, çekinen, kavuna çekilen, yönlendirmeyi ve yönetilmeyi kabul eden, Amerika Birleşik Devletleri'ni, Avrupa Birliği'ni ve İsrail'i gücendirmekten utanan, sıkılan, çekinen, korkan, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya isteyemerek, ruhunu onlara satmış olan, neydi belirsizler dahi,
memleketin o en yarısına karşı duramadık. Gezi Parkı eylemlerinin bu bir darbe girişimidir diyemedik. Gezi Parkı eylemlerinde yakanlara, yıkanlara, Gezi Parkı eylemlerinde fütursuz da içenlere, Gezi Parkı eylemlerinde fütursuzca zina edenlere, Gezi Parkı eylemlerinde fütursuzca davrananların karşısında, ilk günlerde, hiç kimse ne yapıyorsunuz bu memlekette diyemedi.
Başbakan birkaç çapulcu deyince ayar kalktılar, nasıl çapulcu derzine onlara? Deyip, otelmeye katıldılar. Başbakan sert çıkınca, ondan sonra torbistan ettiler. Biz, bu noktada, kendimiz dahi dindik ayakta duramadık ki, iç olarak, altından, saman altından, örtü altından, İYAH başbakanı da çok sert canım, bak İsrail'e çok sert konuştu, Suriye'ye çok sert konuştu, şuraya sert konuştu, buraya sert konuştu.
Başbakansız bir proje, başbakansız bir program yürütmeyen herkes alkış tuttu. Bazı şey efendiler, e ben bunları yazdım şimdi tekrar tekrar bana söyletip, benim dalarımı kapatmayın. Bazı şey efendiler kapalı kapılar ardında görüşmeler yaptılar. Bazı cemaatinin ileri gelenlere gittiler, görüşmeler yaptılar. Bazı tarikatlar, bazı cemaatler, bazı sivil toplum kuruluşu gibi görünen, ipleri İsrail'in ve ABD'nin veya ABD'nin elinde bulunan, içimizdeki hainler, cesaret verdiler bazı yerdeler.
Kudret elin, semadan Türkiye'nin üzerine inmemiş olsaydı, asbelkader, kendince bu oyunu çözen, kendince bu oyunun farkına var. Bir kısım ehli tarikatın dualarıyla, gayretleriyle Cenab-ı Hak bu memleketin üzerinden o kara bulutu, kara örtüyü kaldırdı. Bunlar olurken de ben kendi nefsimi koymayayım, hepimiz belli tehditler aldık.
Zorunlarınızda şunu anlatabilirsiniz. Türkiye'de bir darbeye karşı ilk defa itikaf yapan bir derdanın biz orada hizmetçisiydik, diyebilirsiniz. Sonradan başarılı olamadığını görünce, baktılar ki, kendilerinin sahip olduğu makam, mansım, yerle bir olacak.
Torbistan'ın kerhen, gençicilere karşı çıkmaya çalıştılar. Ama ilk etapta hiç de öyle değinlerdi. Aynen Mısır'da çıktı. Mursi seçimle geldi ama dinlemedi. Demokrasi sadece sandıktan çıkmak değil. Bu yeni bir ifade. Bizim önümüze ilk önce İslam dünyasına demokrasiyi koydular. İslam dünyasına önce demokrasiyi koydular. Dediler ki, demokrasiyle yönetileceksiniz. Demokrat olacaksınız. Ve kendi kurguladıkları zalim imparatorlukları, kendi kurguladıkları zalim hükümetleri, kendi kurguladıkları zalim devletleri karşı, sanki onlar kurmamış gibi bize demokrasiye geçin.
Biz bu zalimlerden yana değiliz dediler. Biz hüra yine batının peşinden takıldık. Demokrasiden yana tavır koyacağız diye. Çünkü başımızdaki zalimlerden ancak böyle kurtuluruz diye düşündük. Ama öyle değilmiş. Biz tam kurtulacağımızı düşünürken başımızdaki zalimlerden, zalimlerden, demokrasi adına onların içinden çıkmış olan ehber-i şerifin seçtiğimizde onlar da darbelerle indirdilerdi. Çok da canları sıkılırsa astılar. Daha da canı sıkılırsa asamadığını zehirlediler. Ve yalanlanmadığına göre başbakan 12 sefer ve 13 seferlerine suikast düzenlemişler. Yalanlanmadığına göre 12-13 sefer düzenlenmiş. Ben 3-4 seferinde 3-4 tanesini Allah-u Alem Cenab-ı Hak bize göstertirdi.
Öyle değil. Eşine ve kendisine. O da suikast edemeyecekler. O da tutmadı. Hadi bir geziciler daha çıkar. Ve dışarıdan nemalanan, yönetilen, yönlendirilen tarikat ve cemaatler buna daha güç tutarlar. Biz yine kurbanlarımızı, demirlerimizi, paralarımızı o tarikat ve cemaatleri kırır veririz.
Korkar da veririz. Çekinir de veririz. Baskıdan korkarız. Başımızdaki amir o cemaattan, o tarikattan, o şey efendinden bizim işimizi gücümüzden eder deriz. Bir şekilde herkesin işi yürür. Kısır olan Müslüman'ın kanını olur. Bunları art ardına, alt altına toplarım. Topladığım zaman çok büyük bir vahşet çıkar. Bazen kendi kendine topluyorum, topluyorum, topluyorum, topluyorum. Büyük bir vahşet çıkıyorum der. Öyle bir kısır döngünün içerisinde ki bütün cemaatler, tarikatlar, herkes o kısır döngünün içerisinde dönüyor. Her şey. Ve hiç kimse o kısır döngüye dur diyemiyor. Dur derler kalkarsa kardeşin kukuku giriyor, fitreci oluyorsun sen.
Çetin bir azat günü seni bekliyor. Dur dersen. Dur dersen tehdit yiyorsun. PKK'ya karşı haykırırken tehdit yiyordum. Şimdi de tehdit yiyorum. Önceden PKK'lılardan tehdit yiyordum. Şimdi kendi kardeşim dediklerinden tehdit yiyorum.
Din bu değil. İslam bu değil. Kardeşlik hukuku bu değil. İnsanlar oturmuşlar. Kendi din kardeşlerinin kasetlerini çekmişler. Kasetimiz olanları tehdit ediyorlar. Kasetlerimiz var. Kasetlerimizi açıklarız. Susuyor herkes. Böyle bir dünyada yaşıyoruz. Bu ama bütün her yerde kısır döngü var. Siz harf ve hakikat yoluna düştüyseniz sizi de bir şekilde kıstırmak için uğraşacaklar.
Telefonlarınızı dinleyecekler. Sizi dinleyecekler. Takip edecekler. El modu bir şeyler yayacaklar orta yere. Bir şeyler çıkarmaya çalışacaklar. Bunları yaparlarken din adına yapacaklar. Bu İslam ümmetinin bu da unuttu. E kafirlere de cesaret veriyor. Adam gözümüzün içine baka baka çatır çatır öldürüyor. E ben geçenlerde muhakkak halife olması lazım dedim burada. Hemen mail yaptılar bana. Sen halifeci misin diye. Mesela İslam dünyasında bir halifenin olmasını istemiyor. İstemeyenlerin içerisinde Müslümanlar var.
Bir İslam ordusunun kurulmasını istemiyor hiç kimse. Birleşmiş Milletler'in kurmuş olduğu orduyu kabul eden bir İslam düşünebiliyor musunuz? NATO'nun kurmuş olduğu bir müdahale gücü, bir orduyu bir Müslümanın kabullenmesini düşünebiliyor musunuz? Mısır'da Müslüman kardeşleri Müslüman kardeşler olduğu için istemeyen bir Müslüman düşünebiliyor musunuz?
Müslüman kardeşlerle ruhu da barışık olmuyor. Milli görüşle ruhu barışık olmayan Müslüman kardeşlerle de ruhu barışık olmuyor. Bunlar farklı şeyler değil ki.
Türkiye'de Kur'an ve Sünnet ailesinde bir ehli tarikatla ruhu barışık olmayan sarışanlardan özür dilerekten söylüyorum buna. Bir cemaat, bir kemiyet, bir tarikat adına karşılık ne koyarsanız koyun. Onunla ruhu sarışın. İçi bozuk, sütü bozuk bir kimse Mısır'daki ihval-i Müslüman'la de bir barışık olmuyor. Ama o Müslüman kardeşinin hatasını, kusurunu örtecekti ya.
Mursi'nin de, ihval-i Müslüman'in de orada hataları ve kusurları olabilir. Türkiye'de de bütün cemaatlerin, tarikatların, üstadların, şeyhlerin, Türkiye'deki bütün toplum kuruluşlarının hata ve kusurları olabilir. Her bir kimsenin hata ve kusurunu ortaya çıkıp döktüğünde seninki gayet dostane tenkit olacak. Birisi de senin hatanı döktüğünde ortaya sen fitneci olacaksın. Böyle bir şey yok. Ama İslam dünyası müminlere karşı şefkatli ve merhametli kafirler şedid olacağına kafirlere karşı diyalogçu çok şefkatli ve merhametli müminlere karşı ise şedid diyalogdan uzak. Bir papaya hazret demek dile ağır gelmezken İslam dünyasının içerisinde herhangi bir şeyh efendilerine cemaat bildirme hazret demek dile ağır geliyor.
Bu yok edilmiştir. İslam dünyasını ne yazık ki daha da derinlemesine vaadilere ayrıştırıyor. Bilmem hangi gayrimüslim toplumun açlığını fukaranlığını düşününceye kadar burnumuzun ucundaki Filistin'deki çocukların mamasız ölümlerini seyrediyoruz. Bilmem hangi pırk pırk pırk pırk toplumun giysisizliğini yemek sürdüğünü üssüzlüğünü başsızlığını veya eğitimsizliğini dert edindiğimiz kadar Müslüman kardeşlerimizin eğitimsizliğini giysisizliğini dert etmiyoruz. Burnumuzun ucunda gezi olaylarına katılan içip cinsel ilişkiye giren o gürü bizim insanımız bu davranların insanımız.
Biz bilmem kaç ülkede okul kuruncaya kadar İstanbul'un her sokağına okul kursaydık gezi olmazdı. Bunu böyle söylediğimizde biz fitneci olduk. Bilmem kaç ülkede biz eğitim seferberliğini düzenleyinceye kadar kendi memleketimizde eğitim seferberliğini düzenleyemedik. Konuşunca tüm kakao meydandayız.
Beş yıldızlı okullar yapıp içine fukara garip gureha koyamadık. Beş yıldızlı hastaneler yapıp içine en erotik hanımefendileri koyup içine fukara Müslümanların tedavisini yaptıramadık. Söylenecek çok şey var. Mısır'a kadar gitmeye gerek yok. Filistin'e kadar gitmeye gerek yok. Bilmem neredeki adını sananını bilmediğimiz yerlerdeki insanlara eğitim seferberliği yapmak çok güzeldi. Herhalde Diyarbakır'ın her eğitim seviyesi Türkiye'nin en düşük eğitim seviyesidir.
Tunceli, Fatma, Muş, Vam, Hakkari, Yüksekova buradaki eğitim seferberliğine kimse katılmadı. Söylenecek Söylenecek söz sok Allah ümmete birlik versin. Amin. Bu söylediğiniz şeyler dostane tenkitler. Bu söylediklerimiz içimizdeki yara. Memleketimiz adına, insanımız adına. Biz bu söylediklerimiz içimizdeki bizim ciğerimizin yanması. Memleket adına. Gönül arzu eder ki şu memleketin her mahallesine bir okul kurulsun. Her mahallesine bir tekke, medrese, cemaat, neyse adı bir şeyler kurulsun.
İnsanlar eğitilsinler, öğrenim görsünler. İnsanlar Kur'an-ı sünneti öğrensinler. Cahil kalmasınlar. Dinsiz kalmasınlar. Derdimiz bu, başka bir şey değil. birileri bunu yaparken ellerimiz patlarcasına alkışlamayı kendimize vazife bildik. Ve birileri yapsın, ellerimiz patlarcasına alkışlayalım. Cemaatlerin, tarikatların, bu tür toplulukların işi Allah'a ve Resulüne hizmet ederken insanlara hizmet etmektir. Siyaset yapmak değildir. Hükümet kırıp, hükümet yıkmak değildir. Ne zamanki cemaatler sümfiler, ne zamanki tarikatlar, ne zamanki Risale-i nur okuyanlar, ne zamanki Hoca Efendinin cemaatı, ne zamanki Mahmud Efendinin cemaatı, Mahmud Sami Toplaş Efendinin cemaatı gibi, işte Menzil cemaatı gibi, bütün tarikatları, bütün cemaatler, bütün dini kurul ve kuruluşta, ne zamanki siyasetten uzak durup, vatanına,
memleketine, insanına hizmet ettiler, başımızın tacı. Ama ne olur? Gidip parti liderlerinin, bizim cemaatımıza kaç milletvekilliği vereceksiniz? Gidip parti başkanının önüne, parti liderlerinin önüne, bizim mülüratlarımızı inşa al, gidip bizim cemaata ne düşünüyorsunuz, ne yardım ediyorsunuz deyince, sizin işiniz Allah rızanından çıkmış oluyor.
Sizin işiniz Allah içinlikten çıkmış oluyor. Siz cemaatinizi, tarikatınızı büyümek için mi yaptınız? Hizmet etmek için mi yaptınız? Hizmet için mi buradasınız? İlk cemaata gidersen bana bir paye verirler, bir iş verirler, bir makam verirler.
Ben bir memur olurum, bir işçi olurum, milletvekili olurum, bir yerde meclis üyesi olurum, benim çözüm yeter. Bana bir makam, mevki, bir şey tavsiz ederler diye mi koştururum? Yoksa ben bu cemaatin, bu tarikatın içerisine gireyim, buradan bir vazifalıyım, burada memurluk yapayım, amirlik yapayım, görevlenik yapayım, doktorluk yapayım, bir şey yapayım, buradan da maaş alırım. Ben öyle geçineyim mi diye. Dışarıda hiçbir işe yaramayacak olan kimseler, bir cemaatin, bir tarikatın bünyesinin içerisinde, oradaki toplanan zekat paralarından, salça paralarından, zeytin paralarından, orada toplanan himmet paralarından, yardım paralarından, maaş alırım deyip de mi orada duruyoruz?
Üstüne koyamamış kimseleri. Gidip bir siyasi partinin bünyesine girip, veyahut orada belediyelerin bünyesine girip, başkanların etrafında şakşakçılık yapıp, partilerin içerisinde şakşakçılık yapanları biliyordur, tanıyordur. Bunlar her daim, şimdi de bir cemaatın içerisinde girip, bir tarikatın içerisinde girip, orada şakşakçılık yapıp, orada bir şeyler katmasa edersin. Bütün ümmet-i Muhammed'in kendine gelmesi lazım. Bunu Allah için yazıyorsan, bunun karşılığında ücret alıyorsan, bu ücret, bunun Allah için olmasını çıkardır. Burada bir kardeş çay dağıtıyorsa, o çay dağıtmanın ücretini, maddi olarak alıyorsan, o çay dağıtmanın ücretini, vay bu abimiz burada çok hizmetkardır, çok hizmet eder, desinler de yapılsın, yine ücretini aldır.
Bundan Allah'ın rızası beklemek mümkün değil. Vay, bu abiler ne kadar güzel ilahi söylüyorlar ya. Harikalar desinler diye, ilahi söylüyorlarsa, ücretlerini aldılar. Vay, bu oradan Mustafa Özbağ'da, vay ne sohbet etti ya, desinler diye sohbet ettiyse, o da ücretini aldı. Vay Mustafa Özbağ buraya, otursun sohbet etsin, yolda herkes çıkarken, üç beş kuruş çevirine koyar, diye ücret konuştuysa, o da ücretini aldı.
Ondan Allah'ın rızasını beklemek mümkün değil. Allah için yaşamak o değil. Bütün ne kadar bir parti, ve partinin peşinde koşanlar, bu tehliteyle yüz yüze ise, cemaatlerin, tarikatların içerisinde, koşuşturan insanlar da, en az onlar kadar, bu tehlikeyle yüz yüze şimdi. Bundan on yıl önce böyle değildi. Niçin öyle söylüyordun? Bundan on yıl önce, tarikatlarda, cemaatlerde, genelde tarikatlarda, makam, mevki, manzı yoktu. Korku vardı çünkü. Basınma korkusu vardı. Evinin satılma korkusu vardı. İş yerlerine, malına, mülküne, el konulma korkusu vardı.
Altındaydı insanlar. Bir tarikata gidip, buraya müntesip olmak, kolay işe değildi. Yirmi sekiz Şubat geçirdik biz. Biz, Bursa olarak, kendi nefsim adına söylemiyorum. Bütün arkadaş olarak, biz yirmi sekiz Şubat yaşadık. Yaşadık. Kimse duruyor. Kendi iç yanı öyle, kahramanlık için durulacak bir şey de değil. Biz de zaten hiç para olmamış, makam, mevki olmamış. Biz de hala da yok da. Ama şimdi nasıl bir böyle, partinin etrafında şakşakçılar varsa, iş güç yapamayanlar topluluğu varsa, ve oradan bir şeyler elde etmek için uğraşıyorlarsa, şimdi aynı şeyler, cemaatler ve tarikatlar içinde geçer mi?
Nasıl durduracağız? Nasıl temizleneceğiz? Nasıl ayıklanacağız? Başımızdaki Şeyh Efendi dediğimiz kimseler, gidip gizli izler, İsrail ajanlarıyla konuşuyorlarsa, nasıl temizlenecek? Başımızda abimiz dediğimiz, büyüğümüz dediğimiz kimseler, dolaylı İsrail, Mossad ajanlarıyla, gizli kapılar ardında, konuşup anlaşıyorlarsa, biz nasıl temizleneceğiz? nereye gittiğimizi nasıl tespit edeceğiz? Bize, bizlere fısıltı halinde, açıktan konuşamayacak kadar şerefleri ve haysiyetleri olmayanlarız. Fısıltı halinde ama, diğer bize fısıltılar var, içimizde fısıltıları koyu yendiriyorlarsa, nasıl temizleneceğiz ki? O fısıltılara katıldık, yanlışlık yaptık.
Allah'ım biz, eskinin elimizde kaç sefer satıldığımıza dair, bir sefer dahi bizi satmayacağınıza nereden güveneceğiz? Affettik, bir daha satıldık, affettik, bir daha satıldık, affettik. Bize hadis-i şerif öğretti, büyüklerimiz. Hazreti Peygamber dedi ki, satılanı ve sellem affetelim. Mümin ısırıldığı dedikten bir daha ısırılmaz. 12 Eylülcülerle kol kola olanlar, 28 Şubatçılarla kol kola olanlar. Bir daha kol kola olmayacağınızı nereden bileceğiz şimdi? Bizdeki bu şüpheyi nasıl atalım? Mısır'daki darbeyi kendi olsa, bize görülürken böyle fazla fark ettirmeden de...
Önümüzdeki şüpheyi nasıl kaldırıyoruz? Kalbimizdeki şüpheyi nasıl kaldıracağız? Biz nasıl inanın hürriyetin baş yazarıyla, bilmem nerenin baş yazarı aynı kulvarda, senin baş yazarını biliyoruz. Biz hürriyeti, cumhuriyeti, minniyeti biliyoruz.
Onların yıllardan beri Türkiye'yi sömürdüğünü, Türkiye'deki belli bir azınlığın gazetesi ve gazeteciler olduğunu biliyoruz. Sizler ümmetin parasıyla kurulmuş gazetelersiniz. Sizler, bizleri satarsanız, biz nasıl inanalım kardeşler? Kardeşliğimize nasıl inanalım? Nasıl örtenelim? Nasıl içimizdeki yaraya tuz basalım? Bu kaçıncı tuz basımız? Bu kaçıncı yarayı dikişimiz biliyor musunuz? Acı günler yaşıyor İslam toplumu. Ayrışma içerisinde. Evet, önümüzdeki günlerde İsrail karşıtlı bir İslam'a müsaade edilmeyeceğine karar verildi.
Orta dolayı İsrail karşıtlı bir İslam istenmiyor. Hangi cemaat, hangi tarikat, hangi parti, sivil toplum kuruluşu olursa olsun, İsrail karşıtı ise parti, iktidarsa darbe, darbe mümkün değilse katliam, suikast, her türlü ekonomik sıkıntı, problem, siyaset ve hükümet ise, cemaat ise yönlendirme, yönetilme, onu ihsad etme, tarikatsa onu ihsad etme, onu yönlendirme, onu yönetilme, onu çalışamaz hale getirme.
Yeni sistem bu. Bunun kararı verildi. Ve düğmeye basıldı. Bu proje devam ediyor. Böyle hafif, sloganik bir şey koydu. Kahrolsun İsrail diyemeyenler dedim, ayakta kalacak demeyenler, diyemeyenler. Kahrolsun İsrail dedikleri kim diyorsa, bunun üzerine gidecek herkes.
Evet. Bakın, kahrolsun ABD demene gerek yok. Kahrolsun ABD demene gerek yok. Kahrolsun İsrail dersen, birileri gelip senin yakana yapışacak. Anahtar cümle bu. Anahtar cümle. Kim kahrolsun İsrail derse, radikal İslamcı, terörist sınıfına sokacaklar. O terörist olacak. Kim kahrolsun İsrail derse, diyen terörist devleti olacak. Diyen terörist başbakanı olacak. Diyen terörist bir siyasi parti olacak. Diyen terörist bir cemaat olacak. Diyen terörist bir tarikat olacak. Onu bir şekilde manipüle etme.
Onu bir şekilde dizayna katma. Laft inmezse. Benim gibi laft inmezler, ne yapacaksan karar veremiyorlar. Ya deme geçmiş döneminde. Deyeceğim. Hiç kimse kalmayacağını da bilsen diyeceğim. İslam'ın demokratlıkla alakası yoktur. Hiçbir mümin demokrat olamaz. Mümin, müminler Kur'an ve sünnete bağlı. Onun iman ettiği nokta Kur'an ve sünnettir. Onun manifestosu, onun fiiliyat, onun hareket düşüncesi, onun tavır ve davranışı. Kur'an ve sünnettir. Bu da çünkü. Demokratik insanların en güzel ağabe getirme önümüze koyarsan, seçimse, ümmetim, ümmetim de toplanmaz.
Ümmet yanlışta toplanmamış. Bir partiyi yönetime getirmiş. Bu particilik değil. Ümmet yanlışta toplanmamış. Namaz kılan, oruç tutan, Kur'an-ı Kerim okuyan, İmam Hatip Mezulu'nu bir başbakan. Görmeyen, nice namaz kılanlar vardır, kulakları sağırdır.
Nice oruç tutanlar vardır ki, oruçları eşek orucudur onların. Bir yıl sonra, tekrar söylüyorum, beş vakit namaz kılan, otuz Ramazan oruç tutan, annesinin öldüğünde Kur'an-ı Kerim tilavet eden, Kur'an-ı Kerim okuyan, İmam Hatip Mezulu bir başbakan var.
Ümmet, Türkiye'deki ümmet, toplanmış, ittifak etmiş. Onu başbakan seçmiş. Sen bu ümmetin ittifakına laf söylüyorsan, katılmışın, kara köküsün. Sen yönlendirilmişin, kara köküsün. Kimse değil. Neden? Ümmet toplanmış. Bir sürü varsa yaz bir mektup başbakan. Ona nasihatta bulunacaksan, bir mektup yaz. Ulaştıran olur mu? Sen bir mektup yazıp gönderemedin mi? Okuması, yazması var mı başbakan?
Haa, ümmet ittifak etmiş. Bak, Cumhuriyet bu işler. İttifak etmiş. İttifak etmişler, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'de. Hazreti Halil Erdoğan'ın, Hazreti Halil Erdoğan'ın, Hazreti Halil Erdoğan'ı gitmiş, niyat etmiş. İttifak var çünkü. İttifak var Hazreti Ömer Efendimiz'de. İttifak var Hazreti Osman'da. İttifak var Hazreti Halil'e. İttifak var. Hiç kimse çocuğuna yedit ismini koymuyor. Ümmetin ittifak ettiğinde, ittifak etmezse, bir farkın kalmaz.
İttifak ettiğinde, ittifak etmiş. Burada bir cemaat var mı? Buradan bu cemaat, buradaki cemaat ittifak etmiş. Bizim üstadımız filan tekiyor. Sen o ittifakta değilsen, burada durma. Buranın yediti olursun sen. Bir kendine bir şey var. Gitti. Bana kimse gelmiş şey, hapala bir yerin yok. Finansın, hata yaptın diyorsan, Allah'ınla tüketsin. İttifak halinde. Sen burada durarak da, buranın şeydine laf söyleyemeksin. Ümmet, buradaki ümmet, ittifak etmiş. Cumhuriyet dediğimiz şey bu. Cevaltırası neyin?
Cumhurun rehisi. Cumhurun imanı. Cumhurun temsilcisi. İttifak etmiş. Sen insanların ittifak ettiği, siyasetçiye laf söylediğin anda, sen de siyasetçi oldun. Ne farkın kaldı kardeş? Siyasetçilerden o zaman, bize deme. Allah bizi affetsin. O yüzden kardeşler, ittifak edin.
İttifakta birleşmekte rahmet var. Ümmetin birleştiği yerde birleşelim. Ümmet birleşmiş. Neyi de? Mısır'daki darbeye karşı. Sen de Mısır'daki darbeye karşı duracaksın. Ümmet, ittifak halinde. Ümmet, ittifak halinde. Suriye ve Müslümanların kanı dökülüyor. Sen de ittifak halinde olacaksın. Mısır'da kan dökülüyor. Rusisi adamlar, Mossad'ın ajanları demiyor. Mossad'ın ajanları yapıyor bunu. Bir la lehe illallah muhammedin resulullah diyen bir mümin teskin nişancı, o Esra'ya kurşun çekiyor. Kurşun çekemez.
Bu direkt Mossad'ın işi. Evet. Müslüman kardeşlerinin liderlerinin, birisinin oğlunu, birisinin kızını tuttular. Canet immanı diliyorlar. Bu bu kadar zalimane, bu kadar kattalane, bu kadar hainane, bu kadar şeytani, bu kadar beccani bir şeysin. Fakat ki ölenler Allah'ın izniyle şehitler.
Arkanları cennettir. Bunda şükürümüz, şüphemiz yok. Kimden yanasın şimdi? Anı mı diyeceksin? Hadi gazeteler, Mursi taraftarlarına, çok oldunuz deyin. Elinize dönün deyin. Gidin darbecilerle anlaşın. Yeni anayasada siz de rol alalım deyin. Göneti görmekten uzak ol. Garip. Hilkat garibesi gibi insanlar. Ne diyeceksiniz şimdi? Hadi gazete köşelerinize geçin, yazılar da anlatın. Biz size dediğim gibi. Biz size akıllar verdik. Evlerimizde de gidin, oturup, yeni anayasa çıkarken, siz de orada anayasada söz sahibi olun deyin.
Vurun can evimizden bizi vurun. Bizim can evimizden vurulmayalım. Yazılan döşeyin. Müminlerin parasıyla, müminlerin gazetesinde, müminlere akıl verin darbe. Hangi akılla versenir? Sonradan zalimler, hainler, sana vuracaklar diye, darbeye karşı gel diye, baştan ne deyip, baştan ne deyip, yönlendiriliyoruz.
Mehmet-i Muhammed, biz sarayımızın ucunu kaptırdık. Değil. Velalaşalım. Ben nefsime uydum, arkadaşlar diyor, geliyor, efendim, hakkın helal olsun, ben nefsime uydum, velal olsun diyorum sana. Ya adam nefsime uydum, görmüş, yok ben nefsime uydum, hata etti.
Velal konuşuyorsunuz. Geçenlerinde bir arkadaş, yazı yazdı buraya, harita verdi, okudu, harita dedi ki, ben bir şey söyleyeyim, kaptır. Ha, özür dilerim dedi. Bitti. Düşünle şimdi onu. Herkes hata yapar, özür dilerim, af dileğe, hata yapanların en hayırlısıdır. Hiç hata yapmamış gibi değiliz. Kim için mi laf söyleyecek? Değil mi söyleyeyim, size karşı olan, içimizdeki muhabbet büyüsün. 28 Şubat'ta da hata yaptık, Ecemi desteklarken de hata yaptık. Biz, işte, cemaat, tarikat, herkes çıksın, hata yaptık kardeşim desin, hata yaptık.
Bizim muhabbetimiz artsın. Bizim muhabbetimiz artsın. Deyelim ki, hatasından döndüler, Allah onlardan razı olsun. Yahudi çocuklarına kadar, Kristin çocuklarına dağılırlar. Ya Allah razı olsun. Kafirlerinin aç açıklarını düşündükleri kadar, Müslümanların da aç açıklarını düşünüyorlar. Allah razı olsun diyeyim. Derdimiz yok kimseyle. Hata yapmışlar, başbakanını değiştirmeye çalışmışlar, İsrail'le ortak, projeye ortak olmuşlar ama, diyelim mi burada? Ümmete itibak ettiği bir kimsenin arkasında duruyorlar şimdi. Diyelim, kalbimiz ısınsın, muhabbetimiz artsın. Ben çıkarım. Yoksa Müslümanların kanı yerine dökülmüyor mu?
Siz Müslümanların kanlarına üzülüyorsunuz. Ben de üzülüyorum. Benim ondan daha fazla üzüntüm var. Benim üzüntüm, Müslümanların kanlarının dökülmesine sebep olan Müslüman. Müslümanların kanlarının dökülmesine sebep oluyor Müslümanlar. Müslümanların orada kanlarını dökülenler var. Onlar zalim, hain. Bir derdim yok. Ama o hainlerle beraber olan Müslümanlar var. O hainlerle ortak projelerde bulunan Müslümanlar var. O hainlere hain diyemeyen Müslümanlar var. O zalimlere zalim diyemeyen Müslümanlar var. Bunlara üzülüyorlar. Bunlara üzülüyorlar.
Yoksa Müslümanların kanı nasıl aldırmış ki? Şimdi dursun. Tarih boyunca durmamış ki. Madem ki o şehitlik makamı var. Madem ki o şehitlik, şehitlerin cenneti var. O cennet doğacak bir şekilde. Yok. Ama kendi kendime düşünüyorum. Yani Esma'nın yerine kendini koyabildin mi? Kendi kızını Esma'nın yerine koyabildin mi? Kendini Esma'nın babasını yapabildin mi? O İsrail'le beraber olabilirsin. Bir yerde Esma, bir yerde de onu bir lehkimle gideceksin.
Mahşerde ne diyeceksin? Hesap çetin. O ara bana hesap çetin diye çok böyle bir kardeş yazıyor mu onun hesap çetin diye tüntürler. Hesap çetin herkes için. Bir tarafta Esma ve babası diyenler, bir tarafta zahir imansızlar, üçkağıtçılar, beşkağıtçılar, kapitalistler, İslam'ın haram ettiği, yasak saydığı, öğret ettiği, lanetlediği bir gurur, bir tarafta namaz kılan, oruç tutan, öldüğe giden, hacca gider, Kur'an-ı Kerim okuyan bir kimse veya çağızlar.
Hangisiyle mahşerde beraber olmak isterdin? E namaz kılanlarla neden orada duruyorsun? Neden orada duruyorsun? Allah bize affetsin. Amin. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e yardım etmesin. Amin. Ümmet-i Muhammed'e ihsan eylesin. Amin. Ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin. Amin. Ümmet-i Muhammed'in içindeki hataya düşenleri, biz yine hüsnudan besleyelim, hatalarından geri dönmürsün. Amin. Bir ve beraber eylesin. Amin. Dil uzatmayan o kimse. Ben sadece bir resim çiftim. Benim duyguma bağlayın sizi. Yoğun geçen günlerime bağlayın.
Böyle konuşmak istemezdim yine de. Ben çünkü Allah beni affetsin. Ben ümmet-i Muhammed'in içerisine ayrılıp düşmesini istemem. Ben o yüzden her zaman derim ki tarikatçılık yapmayın, şeyhçilik yapmayın, cemaatçilik yapmayın. Bizim şeyhimiz demeyin, bizim tarikatımız demeyin. Demeyin. Ümmetim bundan çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi. Bizim cemaatimiz, bizim tarikatımız, bizim şeyhimiz, bizim cemaatimiz büyük, iyi kardeşim büyük olsun sizinki. Biz küçük olalım. Bizim şeyhimiz zamanın kutbu. Allah mübarek eylesin kardeşim. Sizin şeyhiniz zamanın kutbu olsun. Biz de yepyindek olalım. Önemli değil. Sizin dervişler aşağıda dolaşsın. Allah razı olsun. Bizinkiler oho yerden de dolaşsın.
Biz bocalanıyoruz, biz kirin basın içindeyiz. Öyle oluruz biz. Sıkıntımız yok bizim. Gerçekten yok. Gönlüm arzu eder ki ümmet bir noktada olsun. Herkes teslisini doldursun. Herkes bir yerin bir şeyin ucundan tutsun eyvallah. Ama kardeş gözümüzün içine baka baka hançerleme bizi ya. Gözümüzün içine baka baka aldatma bizi. Gözümüzün içine baka baka Müslümanların parasıyla Müslümanları katletme. Birisi bir taraftan taa tencere sattırın bilmem ne yapar. Birisi para tozlar bilmem ne yapar. Yapmayın ya. Yapmayın. Haydimiz bu. Haydi diyoruz ya hadi. Nereye kadar?
Nereye kadar? Haydi diyoruz eleştirmeyelim. Biz de o safta olmayalım. Bu şeyden. Allah bizi affetsin. Göz göre göre. Yani bu böyle saklanacak, gizlenecek bir şey değil. Sakin olun. Allah size bir nimet vermiş. Yürüyün. Ama o nimetini sizin cehenneme götürecek. Ama cennete götürecek. Allah'ın Allah bilir. Ama hiç olmazsa sataşmayın. Saldırmayın. Şu memlekette çileler çekildi. Yani kolay gelinmedi. Şimdi burada şehrin merkezinde ders yapıyoruz.
Bundan 20 yıl önce dik kaldırıp da Hüseyinler'in öbür tarafında komşularının alt kadında, Bodrum'da ders yapıyoruz. Öğün birisini vereyim ben size. Yeniler bilmez.
Bunlar mı gidiyor? Ne itiler? Basacaklar. Bu hafta basacaklarmış. Ha haberin var. Basacaklarmış bu hafta. Ha böyle muhabbeti bizim böyle muhabbeti. Biz her hafta derste basıncaz. Benim fevranımı o yüzden normal gördüm. Bunu yaşadık. Evden götürürme.
Haydi kapının önünde polis arabası. Pıs pıs pıs ben gidiyom evden kapının önünde polis arabası var. Öyle yaşadık evine. Aman arkadaşları fark ettirmeyin. Aman söylemeyin. Millet korkmasın, ürkmesin. Aman bir şey demeyin. Nerede Ahmet bizim kuyucu karşıda? O, o sorunların eline geçsin. Basınlık olmanın elinden. Herkes eline kimlik alıyor, geçiyor kameranın karşısına. Ad, soyad, adres verip gidiyor. Kimse de yalan söyleyemiyor. Ha? Mutfakta oturuyorum ben. İçeri girdi bir şey. Mustafa Özbağ dedi. Böyle boşluğa bakıyor. Dedim tamam.
Dedim tanımıyor bu içimden. Ali vardı bir arkadaş. Ona döndüm. Arkamda baktım arkama bana. Seni çağırıyor herhalde. Ben mutfakta. Onu almış götürmüş. Mustafa Özbağ tuttum diye. Kimliğini çıkar çıkarmış. Ne? Ali. Demiş ya. Ben Mustafa Özbağ dedim demiş. O da bana baktım demiş. Ben anladım. Kendim anladım. Yok demiş. Mustafa Özbağ'yı aldım sana. Demiş bana Mustafa Özbağ var. Ondan sonra bende ne kimlik var. Ne bir şey var. Ben çıktım. Oradan bir 3-5 boylu öne geçti. Ondan sonra 3-5 arkadaş bir karışıklık yaptılar orada Allah'ın izniyle. Ben de böyle cüzdan kimlik koyuyorum.
Bir şey koydum. Çıktım yürüdüm gittim. Mustafa Özbağ dedi. Heber Hanım'ı o yüzden hoş gör. 28 Şubat'ta. Benim basılmadık günümüz kalmadı bizim şeyler. İş yerine. Kapattık biz içindeki malıyla beraber. İçindeki malıyla beraber.
O yüzden fevaranımı hoş gör. O yüzden darbeye karşı şerit durmuşumu hoş gör. O yüzden böyle birisi bir gedik açtığında benim böyle dergelerimin gelmesini hoş gör. Hoş gör. Hoş gör. Biz o sıkıntıları yaşayarak ben gel. Benim hala da 2,5 trilyonun üzerinde kesilmiş cezam var. Vergi dairesinden mahkemeleri kazana kazana geliyorum. Bitmedi daha. 28 Şubat'ta sen yeşil sermayenin başısın diye kesilmiş cezalar var. Hoş gör. Deyin ki ya böyle böyle çatlak bu adamın kafası değil. Hoş gör. 28 Şubat'ta bilir insanlar kimlerin kurumlarına gidildi, kimlerin kurumlarına gidilmedi. Hoş gör.
Yine bu memlekette bir darbe olursa sıkıntıyı yaşayacak olan biziz. Darbecilerle anlaşan bir türlü sütü bozuklar çıkar. Darbecilere kol kanat gelen olan, ona payen de olan ruhları sarışınlar çıkar. Çıkar. Bizim içimizden de, dışımızdan da çıkar. Onları yaşamış biri olarak beni hoş görüyor.
Deyin ki ya bunları yaşamış o yüzden böyle söylüyor deyin. Hoş görüyor. Hristiyanları dair hoş gören bir din anlayışından bu hoş göreyi beklemektir bizim hakkımız. Filistinli çocukları katledenleri dair hoş görmeye çalışanlardan bu kadar bizim hoş görü beklemek hakkımız. Hoş görüyoruz. Biz bundan yaşadık. Hoş görüyoruz. Ve bir daha yaşamak istemiyoruz. Bir daha aynı yerden ısırılmak istemiyoruz. Bir daha aynı darbe dinlerini yaşamak istemiyoruz. O yüzden darbenin kokusunu alıyoruz. Bu darbe diyoruz. Bu darbenin kokusunu aldığımız için zaten yaşamışız ya daha önce. Diyoruz ki bu darbe sen yakanı yıkanı cezaevine katmadan polis odasının birisinden girip birisinden çıkıyorlar.
Önce polis de ellemedi. O müdür neden elletmek onları? Bunun hesabı sorulmayacak mı? Yaktığı yıktığı ortalığı yakanın yıkanın hesabı sorulmayacak mı? Bizim haykırışımız bu. Sen ama bir yemekten geziye destek çıkma kardeşim. Ama dinlemez. Yakanı yıkanın hesabı durmayacak mı? O yüzden kardeşler hakkınızı helal edin. Derdimiz mümin kardeşlerimizi hançerlemek değil. Derdim hançer saymak da değil. Yediğimiz hançeri de göstermek değil. Sadece kardeşlere resmi çiziyoruz.
Yoksa yediğimiz hançerleri saysak oturamazız hiç kimse otururduğu yerde. Öyle derdimiz yok. Bundan şikayetimiz yok. Sadece memleketin geçtiği o dar geçitleri gördük yaşarız. Bir daha o dar geçitlere girmek istemiyoruz. İnsanımız adına, memleketimiz adına. Cemaatlerin, tarikatların, Müslümanların geldiği nokta adına istemiyoruz bunu. Ama nimete hainlik etmeyin. Nimete nankörlük etmeyin. Nimete sırtımızı çevirmeyin. Bil olun, beraber olun. Bil olun, beraber olun. Bu memleket evimizi. Ve hep beraber o mutlu sona doğru koşalım. Derdimiz bu, başka bir şey değil.
Allah bizi affetsin. Amin. Bu harika, açmazlarımız, çıkmazlarımız vardır. Bu harika, tehditler olacaktır. Her şey olacaktır. Sonuçta Yeni Asya Gazetesi'nin başındaki neydi? Kutlular mıydı? Mehmet Kutlular Efendi'nin kızına yüksek dozda uyuşturucu verip katlettiler. Bunları yaşadı bu memleket. O mübarekte kim bilir hangi yönlendirmeyi kabul etmedi. Kim bilir hangi yönetilmeyi kabul etmedi de başına bu gazet. Bunlar yaşanır. Ama nasıl o yönlendirmeyi ve yönetilmeyi kabul etmediği için kızını şehit verdiyse, kardeşler, biz de en azından kendimizi, evlatlarımızı şehit verebiliriz. Ümmetin selametliği için bu olacaksa, bu olur.
Ümmet-i Muhammed'i yanlış yönlendirmektense, göz göre göre, bile bile, Moussat'ın emrine vermektense, o şirheta şerbetini içmeyi Allah bize nasip etsin. Amin. Bunu rahatça kabul edecek kadar soysuz değiliz. Hiçbir Müslüman da değildir herhalde. Kimsenin üzerinde de böyle düşünmek istemem, böyle suizan beslemek istemem. Ama göz göre göre, göz göre göre, bile bile. Ama paraya, ama korkuya, ama makama. Allah cümle ümmet-i Muhammed'i bu noktada aldanmaktan korusun inşallah. Amin. Her şey yaşanabilir. İnsan oluyor. Birine makam koyarlar önüne, birine menki koyarlar. Birine milletvekili koyarlar.
Birine televizyon koyarlar. Birine gazete koyarlar. Her şey oluyor. Her şey yaşanabilir. Birine ölüm koyarlar ucuna. Senin eşini katleteceğiz, çocuğunu katleteceğiz derler. O Mısır'daki Esma'nın babasına bu mesajın verildiğine inanıyorlar. Bakın Mısır'daki Esma'nın babasına, onun çocuğunu katleteceklerini kesin beyan etmişlerdir onlara.
Kafir bu kadar fütursuz davranır çünkü. Bilirim ben. Bu kadar fütursuz davranırlar. Bu kadar fütursuz davranırlar bakın. Gösterisinde bulunurlar. Senin çocuğunu katleteceğiz derler, gözünün önünde katlederler seni. Fütursuz davranırlar. Ama davran büyükse, o fütursuzluğun karşısında sende büyük olmalısın. Bunlar yaşanır.
Ama ne yaşayacaksa, negatif noktada, eliniz önüne seni ne koyacaklarsa, dünya noktasında, sen her ikisini elinle bitip, Rabbine yönelmeyi seçeceksin. İhmaz bu. Allah bizi onlardan eylesin. Bu yüzden derslerimizde, günlük büyüklerimizde, Ümmet-i Muhammed'in birlik ve beraberliği için dua edelim. İnşallah Cenab-ı Hak Ümmet-i Muhammed'i bir ve beraber eylesin.
Ümmet-i Muhammed'i kurtarsın. Ümmet-i Muhammed'in kurtuluşunu nasir etsin. Ümmet-i Muhammed'in başına, gerçekten bunu can görüntüle diliyorum. Bütün Ümmet-i Muhammed'in sevk ve komutasını alabilecek liderler nasib etsin. Ümmet-i Muhammed'in askeri, askeri mücadele edecek, cihad etmeyecek komutanlar ve liderler nasib etsin. Çünkü başka bir yolu kalmadan, bunun başka bir yolu yok. Ümmet-i Muhammed'in bir caydırıcı gücü olmalı. Bir caydırıcı güç bulunmalı. Bir caydırıcı güç kurulmalı. Bir cihad birliği mi denir?
Bir barış birliği mi denir? Bunun adına dost birliği mi denir? Bunun adına kuvvet birliği mi denir? Böyle devletlerden ayrı ya da gönlüm ardı eder ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin şemsiyesinin altında bir hilafet gücü kurulmalı. Bu hilafet gücü müdahale edebilecek yetenekte ve güçte olmalı. Müslümanlar buraya cihad erleri, cihad edecek olan Müslümanlar, gönüllüler buraya yazılmalı.
Eğitimden geçirilmeli, müdahale gücü olarak hazır bulundurulmalı. Nerede bir Müslümanın burnu kanarsa, o mücadele gücü oraya müdahale edebilmeli. Bu caydırıcı güç lazım. Lazım, adam çok rahat bir şekilde bir Müslümanı katledebiliyor. Çok rahat. Bunu durduracak siyasi, askeri, ekonomik bir caydırıcı gücünün bulunması lazım. Bunu normalde şu anda İslam topluluklarının içerisinde yapabilecek bir yer yok. Bu yine aslına rücu edecek. Bu yine bu topraklardaki Müslümanlara nasip olacak. Yine bu topraklardan neşruna var olacak bu. Bunun için dua edip, bunun için çalışmak gerek.
Bunun için siyasi baskı, bunun için siyasi istek gerek. Her tahta bir sivil örgütlenme oluyor ya, bir STK'da böyle olsun ya. Arkadaşlar biz müdahale gücü olarak savaşmak istiyoruz. Bir güç kurun. Gönder bizi. Ben geçen orada savaşacağım Müslüman kardeşin için. Savaşmak istiyorum Müslüman kardeşlerimiz. Orada birisinin burnunun kanamasını istemiyoruz. Böyle bir şey kurulmuş olsa Allah sizi inandırsın, bütün dünya ayağa kalkar. Türkiye'de böyle bir şey oluyormuş deseler, bir yazılmaya başlasa millet, bütün Arap ülkeleri dahil Afrika, ondan sonra Orta Doğu, Bangladeş, Hindistan, Çin'e varınca kadar bütün Müslümanlar gelir kaydolur oraya, hazırlanırlar.
Ve desen ki, herkes askeri kıyafetin de alacak gelecek, botunu içten içten de alacak gelecek, herkes içten içten, botunu da alıp gelir. Hatta savaşa gitmek için aralarınızı da alıp gelir mesela, millet arabasını da alıp gelir. Evini, barkını, manını, mülkünü satar, vallahi de gelir oraya kaydolur, parasını da o askeri güce yatırır, bir anda dünyanın en büyük askeri gücü olur. Bakın bir anda, bir anda dünyanın en büyük askeri gücü kurulu. Bir anda, bir milyon asker var, bir milyon, beş milyon değil, on milyon değil, yüz milyon değil, güç kurulu. Bütün Müslümanlar o paraya oranmak zorunda kalır.
Bir kişinin altına da kırmızı idare edersin. Müslümanın kanı akarsa, burada hesabını soracak olan bir askeri güç var. Bitti. Bitti. Bir Müslümanın kanı, bir Müslümanın kanı, bu kadar. Nerede olursan ol, nerede olursan ol, nerede kanını akıtırsan haksız yere zulmederekten hesabını soracak bir güç var burada. Senin kankın varmış, tüfen varmış.
Müslümanlar kimseyi kadar, kimse ölüme koşa koşa gitmez. Ölüme koşa koşa gidecek bir Müslüman cemaatı var. Şu evda şerbetini içecek. Nasıl dolduracaksın? Nasıl dolduracaksın? İşte Mehdi'nin ordusu böyle bir ordusu. Benim söylediğim Mehdi'nin ordusu. Sadece inananlardan kurulu. Gücü inanmakta bulan. Gücü tankta topta bulan değil. Gücü inanmakta bulan bir ordudur. Herkes diyor ki ya, o füzeyi vurur. O füzeyin düğmesine basacak parmağı kırar. Cenab-ı Hakk'ın kudreti ve kubbeti. Evliyanı, cerameti nereye koyacaksın sen?
Parmağını kırar o zaman. Toplu olduğunda, güçlendiğinde. Allah o günleri gösterir. İnşallah. Mâlemenlâz olun.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi