mustafaozbag.org

344. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Temmuz 2013 · 1:10:31

Geleceğiniz ayrı olsun, şahsız. Namazın da mübarek olsun. Doğruç vakti, kapantaların da, masanızda bir sakın diye var, o neden olsun, sakın diye olur. Söylerken bunu, kafirlerden bahsederken söylüyor. Müminler için bunu söylüyor. Kimse küfür içerisinde durduydu.
Mührü, kendisi oluşturuyor, kendisi. Yani birisi size gelip de zulmedin demiyor. Birisi size gelip de küfür edin, siz zulmede zulmede. Kendi isminizi zalimlerden yazdırıyorsunuz. Siz mesela işte, içinden hiç başınızı kaldırmadığından dolayı, sagoşlardan oluyorsunuz. Bunun gibi eğer iman eder, salih isterseniz, isminizi salihlerden yazdırıyorsunuz. Bir şey var, sıkıntılı bir anlayışı arttırır. O sıkıntı biraz böyle insanların arasında dolaşıyor. Yani, o kimse, sanki kendinden değilmiş, sunciler veya müslümanlar iyilikleri, rahmetlerinden görürler.
Bu, iyiliği emreden, iyiliği anlatan, iyiliği öğreten Allah'tır çünkü. Biz o iyiliği, Allah bize öğrettiği için Allah'ı anlatırlar ve iyiliği o yüzden hak denir. Cilt bu kadar eziyet görülen, sunanma yolundan sonra bütün görüntüleri, şükürte göğüs gelmişler.
Belki efendim bu çağda bu yolda, düşenler, duyurup, bir şeyleri yaşamış, satmışlar, duyiasında halinde, Peygamber Efendimiz'e nasıl oluyor orada, duyurup bırakıyorlar, neden bırakıyorlar, nasıl tutunca galiba. İnsanlar bir tarikat yolunu bırakmakla küfre düşmen.
Veya bir şeyhin yolunu, bir şeyhin terk eden küfre düşmen. Öyle görmeyin. O saklat bir. Herkes dili sürtler, hayat sürtler bir kimse, bir dergahı, bir tarikatı, bir cemaatı, bir şeyhin bırakıp de küfreyle olmaz. Şunu unutmayın. Bir kimse, tarikat yolunda, sufilik yolunda her şeyi yaşayabilir. gergitler yaşayabilir, sıkıntılar yaşayabilir, problemler yaşayabilir. Bu sıkıntılar, derdiş kardeşlerinden olabilir, başındaki zakininden, çamuşundan, nakiminden, kafasından olabilir. Hatta şeyhinden bile olabilir. Bizim kafamızda şöyle bir oğlu oluşuyor. Yani bir kimse kalem gibi olacak. Kalem gibi olmaz hiç kimse ve onlar da lazımdır.
Ben şeyhin, hiçbir şey mi yaşamadım? Bunu söylerken, hiçbir şey mi yaşamadım derken, ben onu yanlış anlamadım mı? Ben onu eksik anlamadım mı? Ben onu tam kavrayamadım mı? Bunların hepsi doğru. Burada size tavsiyem şu, benden sonra gerçek olanlara, gelene kadar herkes, hepiniz de tavsiyem. Bir şey doğru mu, doğru mu? Kur'an ve sünnet tarihinde, tasavvuk tarihinde. Bir de şunu yapmayın. Bu benim daha önce Şeyh Efendi Hazretleri'nin zamanında da söyledim bir şey. Her şey be, çatış, şeyhcinle çatışma. Neden? Şeyh sana bir şey yapmaz. Normalde şeyhinle çatışsan ne olacak ki?
Bir şey olmaz. Ama nefsin seni bırakmaz. Yani normalde bir kimse, bir şeyle çatışsan olacak, çatışma. Şeyh'e bir şey olmaz. Veya, zakir tam manasıyla zakirse, istediği kadar çatış olmaz. Zakire bir şey olmaz. Veya bir kimse, çavuşuyla istediği kadar çatışsın, ona bir şey olmaz. Eğer, bu noktada, zakir, çavuş, hakikat noktasındaysa, hak noktasındaysa. Ama insanın nefsi, onlarla tekrar irtibat kurdurmaz, irtibatı kuvvetlendirmez. Buradan sıkıntı var. Çatışan kimse, laf söyleyen kimse, ne bileyim işte böyle, bir şey gireyim, tenkin eden, eleştiren, dışarıda olur olmaz yerde, konuşan insanların, nefisleri, tekrar bu şeyle, barıştırmaz insan.
Buna böyle, tasavvufta yara almak, o yarayı nefis, sardırmaz, o yarayı nefis, tedavi ettirmez. Gelir nefis, oraya bir tırnak batırır, gelir oraya bir tekme basar nefis. O yarayı kanattır tekrar. Mesela, sufilerin bu hali, böyle şey algılanmaz. Mesela, sufilerde ihbare vardır. Sufiler, kendi dairesinde, üstadlarını, kendilerin, kendi dairesinde der ki, bana karşı bir hatasız, kusuru yok, ben bir yanlışlığını görmedim der. Felsefesi budur. dışarıdaki kimse, bunu şöyle görüyorlar. Siz şeyhinizi hatasız, kusursuz görüyorsunuz, küveri, inceliği, kavrayamam. Büyük der ki, benim mürşidimin, bana karşı bir hatasız, kusuru yok.
Ben görmedim. Doktor, sana hiç yalan söyledin mi? Hiç sana karşı yalan, senin kıymetini ettin mi? Senin telefonunu yapma. Sana bize, şimdi doktor kalırdı, doktorun şu anda, sözüne gitme söylüyor. Doktora gitse, birisi dese ki, ya Mustafa'nın peşinden gidiyorsunuz ama, ya ne alakası var dese, doktor otomatikman şunu da, kardeşim bana karşı bizzada bir, ben bir yanlışlığını görmedim, duymadım.
Doktorun soru, ecel bu. Benim yanımda konuşma. Doktor dinlediği anda, doktor onunla beraber oldu. Şimdi doktora konuşan kimse, doktora söylediği var, çünkü kendi kendini suçlu görüyor. Doktor da dinledi ya, doktor da kendi kendini suçlu görüyor. Doktor dinlemeseydi, kendi kendisinin suçlu görmeyecekti. O kimseyi de sutturmuş olacaktı, o kimseyi de bu sefer kurtaracaktı. Dışarıdan bunu böyle dinlenmeyen, veyahut da bunu böyle düşünen kimseyi, dışarıdan bakan, ehli tasavup olmayan şöyle düşünün. Bunlar şirketin, kübredin. Neden? Bunlar şeyhlerini hatasız, kusursuz görüyor. Daha ileri söyler. Der ki, şeyhler kendilerini hatasız, kusursuz görüyorlar.
Hepsi de kübredin. Buradaki sıkıntı şu aslında. Mürid kendince, kendisini sağlam kazı yapar. Diyor ki, bana karşı bir yanlışlığı, eksikliğini görmedin. Olsa dahi görmedin diyor. Olduğunu görse, anlayamadım mı acaba? Anlayamadım. Mürid böyle düşünür. Hani bir mürid iknaplı ya, saf mürid. Gitmiştir bir kimseyi, şeyh diye bağlanmıştır. Adamın şeyhlikle alakası yoktur. Ona hizmet ediyordu. O kimse, sofra kurdurur, sofrayı kurar, içki için, içki getirttirir. Müritlenmiş ki içinden, herhalde bir tane imtihar veriyor. Yoksa, şeyh efendi içermiyor ama mümkün. Ardından şeyh efendi kadın istemiş, kadını getirtmiş.
Kadın oynatmaya başlamış. Mürid diyormuş ki, sen ne kadar kötüsün ya. Bak şeyhil, sen nasıl imtihar ediyorsan, bu kadar abisin demek. Ardından ne olmuş? O öyle. Sabah olmuş, birisi gelmiş kapıyı çalmış, bakmış, aksa kapı bir dere. Demiş evladım, senin bu samimiyetin bu, ihlasın, Allah'ın bu şunun. Demiş, gittiğin yol, geldik demiş seni almaya. Şimdi bir kimse, bu sufiler, suhlarını kısaltarak da, böyle öz noktasını alıverdi. Bir sufi, kendince, kendi samimiyetini böyle yapar. Geri kalan normal insanlar, bunların hepsi de yaşamış. Sakın şöyle görmeyin.
Duruyor böyle ya, herkes imtihandadır bu noktada. Fitne durmaz hiçbir yerde. Hele aynı zamanda, birisi biterken, birisi daha bitmeden, öbürcüsü başlar. Bir şahıs noktasında, herkes fitnenin içindedir. İki cemaat noktasında, topluluk noktasında, fitnenin içindedir. Biz, bir tarikatız, bir cemaatız, bir tasavuk topluluğuyuz. Bu topluluğun, bu topluluk, hem birey olarak, topluluğun içindekinden, bir fitnenin birisi bitmeden, öbür kümünün içerisine girerleriz. Hem biz topluluk olarak, bir fitne bitmeden, biz öbür kümünün içerisine gireriz. Biz, bütün ümmet olarak, bir fitne bitmeden, öbür fitnenin içerisine, savruluk gideriz. Bunu durdurmak mümkün değil.
Burada o zaman olduğumuz şey, birey noktasında, fitnelere karşı, uyanık olup, kendimizi, Kur'an ve Sünnet ailesinde, sımsıkı tutmak, cemaat olarak, kendimizi Kur'an ve Sünnet ailesinde, sımsıkı tutmak. Ümmet olarak da, Kur'an ve Sünnet ailesinde, sımsıkı tutmak, öyle durmak. Kurtuluş bu. Yoksa, gelen de olacak, giden de olacak, hatta yapan da olacak, eksik davranan da olacak, yanlış davranan da olacak, her şeyi yaşayacağız. Bunları yaşamaktan da korkmayın. Siz bir gün hasta olacağız diye korkarsanız, sokağa çıkamazsınız. Ben ya dışarı çıkarsam, şimdi hava sıcak, düşer, kalır dersen, dışarı çıkamazsın. Veya biz ömre gittiğimizde, seni, bir arkadaş, yani Allah rahmet eylesin, bizim, Seyit Taş, bakardı böyle şimdi, maşallah, maşallah, ne kalabalık, ne kalabalık ya.
Benim tehkimi beklersin. Yok canım, bu girilmez. Kendi kendine. Şimdi normalde o yorgulması, sen de kendini, kaptırırsan, tavafa giremez. Biz böyle bir, Kadir gecesi, bir namaz yerimizi kaybettik. Biz böyle bir türlü bir namaza, bir yere duramaz. Remzi abi, Seyit Taş, ben, üçümüz beraber, biz dedi ki, namazda, namazda duracak bir yer yok. Seyit Taş diyor ki, sıkışıp, girmeyelim. Namazda duracak bir yer yok, hiç olmasa dedim, tavaf edelim, girelim dedim. Üçümüz girdi şimdi. Hastalık ya bende, bende de hastalık var. Ben, ilaki Beytullah'ın dibinden tavaf etsem. Gerçekten nefes alınacak gibi değil. Ayaklarımız yerde kesiliyor. Bizim biraz hoşumuza gidiyor.
O böyle, bizim üçümüz beraber. Biz ama gündüz de yapıyoruz. Böyle tam böyle, istihara yakın da yapıyoruz. Üç kişi giriyor. Şeye, tavaf ediyoruz. Normalde, kimse, ikinciden sonra, oruç vuruyor diye, bilmiyor. Üç tane kafası kırık, çatlak, biz tavaf'teyiz. Bizim o gece, gerçekten de, noktasam bir geceydi. Bir ara, Rebza abi sıkıştı, iyice alabora oldu. Rebza abi dedi ki, ben gidiyorum dedi. Benim kabukaları, birbirlerine görece dedi. Dedim, çıkarsan, çıkamayacağız dedim. Çıkmaya kalksan, çıkamayacağız. Böyle bir sıkıntı var. Ben Efe diye bir şeyler sürdürmek istemedim. Bir tabaht daha attık. Bir çarpt daha, bir çarpt daha attık. Artık yok. Baktım, Seyit Taş da gitti, ben de gittim.
Seyit'e dedim, gidiyorum, gidiyorsun. Kurban oluyor, nasıl kalacak burada dedi. Ne o? Hidit mi yazı mı yazdı? İyi sabit. Dedim, bizden önce çık. Dedim, gelin yetişelim o zaman. O da zaten, fazla uzak gidememiz zaten. Ondaki karşılaşım. Ama genelde, Allah'a ne değilsin. onun böyle, ağız sıcaksa, böyle işte, peynelen şey değilse, maşallah maşallah, diremeyiz.
O deyetimizde öyle, şimdi mesela, mesela sıcak, şimdi adam kendi kendine, yağız sıcak, gitmeyin, tak kalır orada, Allah'a emanet olun. İnsanların önemli olan, birey bazında ve cemaat bazında. Eksikliği, yanlışlığı, yapılması gereken, tespit edin, oradan toparlanıp yürümektir. Biz de bir sürü şey yaşadık. Ben giderdim, bakarım, şey yapar, ben de halanamı teylesin, böyle, insan birbirinizi tanımaz mı, donuk mesela bana karşı, ben muhakkak, bir şey var, birisi bir şey demiştir, ben bir şey yapmışımdır, ben hemen şerlerden önüne atarım ki, efendim, hakkınızı helal edin, muhakkak ben bir şey yapmışımdır, özür dilerim de, hakkınızı helal edin, ben bir şey yapmışımdır, muhakkak.
Bu suyiktir, bir şey yapıp, yapmadığın önemli değildir o. hiçbir şey yapmamış olabilirsin, sen hakkında da olabilirsin. Yerden, o da önemli bir, Adem gibi olmaktır. Adem ne yaptı? Hayır, suçu üzerine aldı. Di ki, ben nefsime zulmedenlerden oldum, beni affet. Adem ne dedi, takdiratta bu vardı, bu ben elmayı yiyecektim de, buradan koyun. Bu nedir? Bu, cederleşmektir. Cederleşmek yoktur suçlukta. O kimse, kendi insanlığıyla der ki, beni affet.
Bir arkadaşının, bir kardeşinin alakalı bir sıkıntı olursa, Adem'in yolunu seç. Beni affet. Cederleşme yolunu seçen, şeytandır. O dedi ki, ben, daha farklı unsurlardan yaratıyorum. ben onlar üstünüm. Onlar kazandırır. İki arkadaşların, eşler arasında, arkadaşlar arasında, yolunu seçen.
Deyim ki, o insanı kazandırırız. Ve Kur'an ve Sünnet tanesinde, tatlı bir çizgi getirdi. O yüzden birey yolunda, bir şey yaşadık, kardeşlerinizin arasında, arkadaşlarınızın arasında, siz Adem'in yolunu seçen. Biz cemaat olarak, bir şey yaşadıysak, biz de Adem'in yolunu seçelim. Deyelim ki, ya hepimizi affet. Hep beraber bir hata, çıkmış olabiliriz. O yüzden sakın ha, yazılana, yanılana, yanılana, deyip, gülüştür, deyip, bu dergahlar, bu kapıdan, bir çizgi getirdi mi, o mübarektir. Allah'ın Allah'ın Allah'ın, Sensile-i Saza Adın, Nakşibendi'ye, Aliye isimli kitapta, Nakşibendi Hazretleri, Şemir Küllal'ın, mühredilerden bir ara geldikleri ve, Atif zikre başladıkları zaman, kalkıp gittiği yazıyor.
ve bu yol açınca, işin ağır tarafını, telkih ettiği, sana kadar, yedinci kere yazılabilir, elgün elde verir misiniz, rica etsem bize, Nakşibendi adı bahseder misiniz? Bunlar, Eylül Küllal'ın, küverlerinde veya o kitaplarda, böyle yazılmıyor olabilir, ama bir zikrullah halakasından, kalkmak, hadis-i şerife, muhalefet etmek ki olur, Allah'ın mağazı etmeyecek. Ben, Eylül Küllal Hazretleri'nde, Şahin Nakşibendi Hazretleri'nde, bir zikrullah halakasınız, terk edip gideceğine inanın. Zikrullah, Hazreti Peygamber, zikrullah halindeyken, birisi geldi, halakanın ortasına oturdu, birisi geldi, halakanın dışına oturdu, birisi döndü gibi. Hazreti Peygamber, zikrullah'tan beri olunca, dedi ki, ya ashabım bu üç kişilerine haber vereyim mi?
Ver ya Resulallah. Halakayı yorup, içine oturan Allah zatında barındırdı. Halakanın dışına oturan Allah muhafuret eyledi. Dönüp gideme de, Allah ve melekler veanet eyledi. Bir alimde, amir hükmünde, hakim hükmünde, bir kimse, zikrullah halakasını da, zikrullah yapmadan, dönüp gitmez. Ama Şahin Nakşibendi Hazretleri olsun, ama Eylül Küllal Hazretleri olsun, onlar zikrullah halakasını da, ister cehri olsun, ister hafi olsun, dönüp gitmezler. Dönüp gitmezler. Bir mürşid, buna bu manada, o zaman o kimse, orada bir halakada, bir eksiklik, noksanlık varsa, alim hükmündedir. O eksildi, o noksanı, nasihat ve sohbetle giderir. Amir hükmündedir. Eksik her amir ise, o kimse, oradaki hatayı, kusuru, emrederekten yasaklar.
Kimisi hükmeder. Tabii, evliya menkübelerinde, bu tip şeyler görülebilir, yaşanabilir. Mesela, Şahin Nakşibendi Hazretleri'nin, hafi zikrullah'a geçiş noktası, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin, kavri şerifin başında, kırk günlük halvetinin sonucundur. En son kırk gün, Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin, başında, halvet eden, nakş, işlemektir. Ben, el demektir. Hazreti bir, mane, kavri şeriflerle, yeni çıkan, Şahin Nakşibendi Hazretleri'nin, kalbine vurur, ve kalbine vurduğu anda, Cenab-ı Hak, onun kalbine, inşirah eder. Tecelli eder, ve oradaki, eliyle, Allah lafzını, nakşettir, manasıdır, Nakşibendi.
Nakş işlemektir. Ben'te eldir. Elle işledi. Neyi? Allah, bizim bildiğimiz meselelerin, tarih sesi budur. O yüzden, olursanız olun, kimin zikrullah halakası olursa olsun, asla zikrullah başladığında, halakayı, yani, memur değilseniz, bırakıp gitmek, otobüse yetişeceksiniz, trene yetişeceksiniz, bir yere yetişeceksiniz, vaktiniz o kadar. Buna söylenecek bir söz olmaz. O kimse, halakası esnasında, müsaade, sohbet edilirken, dinle müsaade istenmez. Sufi adabı, o ayağa kalkar, hafiften bir selam verirken, ben gidiyorum manasında, arkasını dönmeden, geri geri döner, gider. Geri geri çıkar, gider. Sıfet esnasında, müsaade istenmez. zikrullah başladı, birisi gidecek, böyle araya, işte, esmanın arasındaki, efendim, bize müsaade edilirken, o kimse selam verir, hafiften gidelir.
Sohbetler, ne müsaade edilmez. Selam verir, gidelirken, zikrullah esnasında, sakın ha, bu bizim dersimiz değildir, bu bizim zikrimiz değildir, bu bizim şarikatımız değildir, bunların hepsi daha hoş. Allah muhafaza edersin. Kalbi açık bir kişiye kalınca, kişi kafir kalınca, kişi münafık gibi bilgiler verilebilir mi? Verilirse, bunlar verilebilir, verilen kimse, söz tutacak, bunları ifşa edemez. Ve kalbine gelen, bu öyle olmuş olsa dahi, zahiren, davranışını ve tavrını bozamaz. Bu gelen bilginin, sahihliği önemli. Mesela bunu, Hz. Peygamber Sallallahu Vesselam Hazretleri söylerse, geçmiş peygamberler söyler, Ashab-ı Resulullah söylerse, bu sahihtir.
Pir efendiler söylerse, bu sahihtir. Üstadı söylerse, bu sahihtir. Ama bunu ifşa edemez o kimse. Bunu söyleyemez. Tavrı ve davranışları, onun için tövbe edecek, onun için yalvaracak. Diyecek. Nakşiben, Hazretlerinin hayatını araştırırken, altın silsili adlı kitapta, şeytanın, sakın, ürüt topçu, rüyalarına girerek, kaldırdığı, sık sık sahte mürşidin suretinde, insanların gözüktüğü, ince iman topladıktan sonra, insanları saptıracak görüntülere başladığı, sahte mürşidin tabirlerini, artık her gece, peygamberlerden bir türü görmeye başladığı,
peygamberimizin, peygamberimizin, iser konu mürşidin, selamlar ve kalimatlar gönderdiği, şeytanın yardımıyla, bu kişilerde, keramete gönder, halen isticaret, görünmeye başladığı, böylece, bu kişilerin, aldın alak, sahne mürşidin, kolayca bağlandığı, yazılmaktadır. İşin, aslında, o kimsenin, peygamber efendimizi, gördüğü şeytandır. Peygamber efendimizi, gördüğü şeytandır. şeytan benim suretimi, giremez halisi doğrudur. Burada da, şeytan, peygamberimizin, suretini değil, başka bir surete, girmek için, şöyle, rücanın sahibine, ben peygamberim, yetişimde, muç oluyor. O kişinin, gördüğü peygamberimiz değil, şeytanın, girdiği bir surettir. O suretini, peygamberimiz olup, olmadığını anlamak için, peygamber efendimizi, hayatta görmek, bilebilmek lazımdı.
Peygamber efendimizi, yüzünü, sahabe-i kerabdan başka, kim bilebilir, denilmekte, konaklarınızı, ayınlatır mısınız? Allah muhafaza edersin. Amin. Teyzi, bir iman teyzi, nikah gerekti evliysen. Hazreti Peygamber, Salallahu ve Selam, benim suretime, asla şeytan giremezdi. Hadis-i şerifi, mevcut. Başka bir hadis-i şerifte, benim ve, ulafay-ı haşidimin der. Başka bir hadis-i şerifte, benim ve, benim yolumdan giden, harimlerim der. Bir kimse, Hazreti Peygamber, Salallahu ve Selam, Hazretleri'nin, şeklinde, suretine, şeytan girebilir dediği anda, Hazreti Peygamber, Salallahu ve Selam, adetlerinin, kendisiyle alakalı, söylemiş olduğu şeyi, reddettiği için, küfre düşmüş.
Şeytan, Peygamber'in, Salallahu ve Selam, adetlerinin, suretine girip, sahte mürşitlere, mühid toplayacak. Öyle mi? Bunlar, Allah muhafaza edersin, ümmet-i muhammedi, sattıran şeyler. Din, Kur'an ve Sünnet'tir. Bir şey, ayetle, ya da hadisle, sabit ise, onun reddeden kimse, küfre düşer.
Bunu kim söylediyse, Allah muhafaza edersin, onun tehdit imana ihtiyacı var. Bir kimse, kendi rücasında, bir zatı, o zat, ben Muhammed-i Mustafa'in, dediyse, onun şekline, suretine, şeytan giremez, şeytan giremez, o, Salallahu ve Selam'a, adetleridir. Bunun üzerinde şüphe etmek, Allah muhafaza eylesin, insanın kötü. Bunlar, batın tarafını reddeden noktadır. Kimisi, batını reddeder. Bu noktada, ayrı bir yanlış çizgiye düşer.
Kimisi, zahiri reddeder. O da, ayrı bir yanlış çizgiye düşer. Biz, Müslümanız, dinin, zahir ve batın, bütün oldularını, ve bütün emirlerini kabul ederiz. Biz sadece, tavır ve davranışlarımızı, zahire, ama bu batını reddetmek değildir. Hazreti Peygamber'i, Salallahu ve Selam'a, adetlerine, hüya'da görmek haktır. Hazreti Allah'u, hüya'da görmek haktır. Sahabe-i, gücün, efendilerini rüyada görmek haktır. Velileri, rüyada görmek haktır. Geçmiş peygamberleri, rüyada görmek haktır. Bunların, şekil ve suretleme şeytan giremez.
Bu da haktır. Ben 99 kez, Allah'ı rüyada gördüm de, 40 ekberin, ekberinde, hülyetullah haktır ve bahadır. Hazreti Peygamber, Salallahu ve Selam adresleri, daha öncesindeki olan, iyi sevimler rüyalarını görmüştür. Harktır. Hazreti Peygamber, Salallahu ve Selam adreslerinden sonra da, sahabeler rüyalarını görmüştür. Harktır. Sahabeden sonra, tabir, tefay tabir, bütün selef imamlarının, büyük bir çoğunluğu, rüyalarında, Hazreti Peygamber, Efendimiz'in, birisinin kalkıp da, Hazreti Peygamber, Salallahu ve Selam madretlerinin, şekline, suretine, şeytan girip, sahte mürşitlere, mürid toplayacak demesi kadar, cahilane bir söz olmuş. Bunu, bilmini söylemesi mümkün değildir.
İhli tasavvufu, söylemesi mümkün değildir. Habitim var, sen görmemişsin. Bizim açtığım bir kısmını da, dışarıdan, içeriden derler. Yani, katkın haline vakit, onunla alay ederler. Veya işte, zikrullahtan hal görenler vardır. İçeriden de dışarıdan var. Onlarla alay edenler. Hiç düşünmezler. 1400 yıllık, İslam tarihi boyunca, ondan öncesinden, Adem aleyhisselamdan, bugüne kadar, insanlar rüya görmüşler.
Rüya görmek haktır. Salih rüya haktır. Ve hakikattır. Kur'an nasıl? Hazreti Peygamber, Salih rüya, kabir vakıf olmak, kabir hali, sünneti Resulullah'la sabittir. Ama bu hakikate ulaşan, erişemeyen, veyahut da bu hakikat kapısı, kapalı olan bir kimseler, bir şeyi yok görmesi kadar, büyük cahilliği olur. Güneşi hiç görmemiştir. O kimse, ben güneş yoktur. Ne kadar cahilane ve gülüm çizer, bir kimseni de rüya yap. Rüyada Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine, ve geçmiş peygamberlerin dönemesine, ve onun hakikat olduğunu istedir. Başka yok.
Allah'ım, ülkemizde bulunan bir cemaate ait, ulusal bir cadetinin, hatırlamış olduğu, internetteki meal ve tefsirde, Eyman'ın, yazılır, Hak dil, Kur'an dil isimli tefsirini, bir de Nah'ın suresi, 43 ayette geçen, ehl-i zikir, değiştirilip, Tevrat ve İncil ayetleri değiştirilmiş. Ve bunu da, sadeleştirme kısmına, yapıldığında iddia ediliyor. Nah'ın 43, orijinal meal ve bilmiyorsanız, dini, meşguliyetlerinizi, ehl-i zikirden, sorumlusu olarak geçiyor. E bu zaten öyle ki, İncil, ahl-i, yok, bu bütün normalde, meyacenin hepsinde, Nah'ın suresi 43, bilmiyorsanız, ehl-i zikirden sorumlu diye, ayet-i kerama, açıkça o.
Bilmediklerinizi, ehl-i zikirden sorumlu. Ehl-i zikirden katlı da, bir, zahiri, ilmi noktasında, Kur'an-ı Kerim'i, anlayan, tefsir eden, din ahl-i, İki, ehl-i zikri bu noktada, ehl-i zikirdiz, bu noktada bütün aslında, tefsircilerin büyük bir çoğunluğu, ilk dönem tefsircilerin, ondan sonra gelen tefsircilerin büyük bir çoğunluğu, oturup zikreden. O senin namazlarınızı kıldıktan, hemen sonra hayattayken, otururken, yanlarınızın üstünde yatarken, zikredip, hayatta gelmesini, teceli ettiğin şahıslar olarak algılamışlar, söylemişler. Burada sıkıntı var. Bu sorulara vakitimiz kalmadı. Ama bak açtım, harika bir şeydir. Dergahımızın imamı diyorsunuz, imanlık nedir?
Ne yapar? Yetkileri ve görevleri neler? Maneviyatta değil, muameleyatta üstadım, bir altı deniliyor, sizsizledir, pozisyonu nerededir? Dergahımızın imamı kimdir? İmamlık eski dergahlardan, tevarüz eden bir anayemidir. Bu durumun açıklığa kavuşması için, izah verebilir misiniz? Dergahımızın hepsi de dergahının bir imamı olsun. Dergahın imamı, bu manada üstadın bulunmadığı yerde, üstadın temsil eder. Dergahımız imamı, hadi ben imam mıyım daha dedim. Ben dedim, ne oldu ki?
Bir şey, benim ağzımdan bir şey misiniz dedim ben. Hatırımda kalan o oldu. Şimdi, imamın vazifesinde, husumet olan, problem olan, derviş kardeşlerin husumetlerini ve problemlerini aler. Dergahda eksik, noksan giden bir şeyler varsa, onları vapor etmek. kardeşlerin, arkadaşların arasında, sıkıntıları, problemleri, maddi manevi, herhangi bir şeysi olanları, çözümlemek. Çözümlenmiyorsa, o problem orada, bitmiyorsa, bunu üstada götürür. Üstada hükmettir. Çözümlemek, ikisini barıştırmak, ikisini ortak noktada buluşturmak, hükmetmek değil.
Üstada ait. Bir dergahlı bir tek üstada ait. Geri kalan ara bulup et. Geri kalan işler, karışın, anlaşın, sıkıntı yapmayın. Ne aranızdaki problem? Şu, şu, şu. Yani, bunun, Kur'an Sünnet Dairesi'ndeki meselesi budur. Yerinden birbirinizi anlaşın gibi, problemleri çözmek. Her an içerisinde, danışılacak, istişare, sıkıştığında, daraldığında, ne yapıldığını bilinmediğinde, ona müracaat edilir. Eğer üstad yoksa o esna. O, hiyerarşik olarak her şeye karışmaz. Yani, bu noktada. Ona müracaat edilir. Ona danışıldığında, o, bu, bu müracaatlara cevap verir. O işleyişe, dışarıdan izler işleyişi. Tabii normalde, önceki dergahlarda, imam noktasında duran kimse, fazla etliğe, sütliğe karışmıyordu.
Benim teslimlerim var, başka dergahlarda var. onlar böyle bir kenarda oturuyorlar, hiçbir şeye karışmıyorlar. Hiç kimsiz şey yapmıyor, dergahın imamı. İşte namaz kıldırıyor orada, dua ettiriyor, ondan sonra. İşte, bir şey olursa, konu mankeni gibi, onu tutuyorlar. Ben böyle bir şey istemedim. İşte böyle bir şey, böyle bir işleyiş istemedimden dolayı, ben onun dergah dedesini, bir dergah dedesi olur bir de, o dergah dedesi, evliliğe karışmaya dua eder.
Şeker dağıtır, misafirlere ilgilenir. Herkes ona hürmet hizmet eder. O dergah dedeleri birkaç tane de olabilir. Ama dergahın imamı bir tanedir. İki tane dergah imamı olmaz. Bu noktada, Hacı Demiz Ağabeyi imamı olarak, bu işleyiş yanımız böyle şey değildir. Tabii aynı zamanda, ben Hacı Demiz Ağabeyi, yani iç dairede müfettiş olarak da almıştım.
O kimse, mesela, bunları şimdi böyle söylersem, biraz böyle sanki geçmişe çamur atıyormuş, taş atıyormuş gibi olacak. Her yerde, yeni kurulurken, yeni bir şey olurken, biz şunu unutma, tekkeler, bir yıllık bu Anadolu'daki kültür, Osmanlı zamanında, İngiltere uğramış için, ama geçmiş, yüz yılda kapatılmış, kökü kesilmiş.
Şimdi, biz dönüp baktığımızda, eleştirmek, tenkit etmek kolaydır. Biz şimdi, ben bir anlatsam size, siz dersiniz ki, ya böyle miydi? Ama bunlar normal. Neden normal değil? İnsanlar bilmiyor bazen. Mesela, siz, bir dergaha yemek için gidildiğini, karın doyurmak için, dergaha gidildiğini kabul edebilir misiniz? Siz şimdi dersiniz ki, ya ne alakası var? Onları da yoruldunlar. Şimdi, o yiktikler ve noksanlıklar, devam eder. Çünkü, niçin inkıtaya uğramış? O disiplin, o yiktik kalmamış. Bir şey söyleyeyim ki, dün, dün ben Eskişehir'deydim, birkaç, Cafer'le beraber, Ömer'le beraber, Eskişehir'de, Seyyid Vaktal Gazi Hazretleri'nin, külliyesine gittik.
Oradan'ı ziyaret ettik, açık, yakın ördük. Oturma ağla, oturma. Camisiyle, çile odalarıyla, semahanesiyle, çıhanesiyle, ondan sonra ne bileyim, soğuk hava deposuyla, çilleriyle, mutfağıyla, kocaman bir kültür.
Arkadaşlar, Alevi vatandaşlar, gelip kurban kesip, orada et yiyip, pilav yiyip, gidiyorlar. Ta o Selçuklular zamanında, dedim ki, kendim ki, bu merkez, Avrupa'da böyle bir şey, insanlar orayı doldururlar. İngiltaya uğramış, terk edilmiş. Şimdi, aynı şekilde, dergahların, tepkelerin, toplum içerisinde, yer bulması, toplum içerisinde, oturması, yerleşmesi, kabul edilmesi, ve işleyişi devam etmesi, daha bir yüz yıl daha alacak herhalde, böyle bir dersler. Ve, tekselin noksanlıklarını, tespit edilip, yolda düzeltilmesi, zaman alıyor.
Ben, kendi dergahımız ve başka dergahlar da dahil, oradaki dergah imamlarında, böyle bir şey yok, işlevi yok. Ben, işlevi olsun diye, Hacı Renzi abi, dergah imamı olarak, bir de, kendi işsiz, bazı şeyler vardır. Mesela işte, Hazreti Ömer Efendimizin, sahabeden birisi kalkar, bu kılıçla seni düzelsin. Hazreti istişare etsin, cennetli, vicdelenmiş kimseler var. Bizde şöyle bir algı vardır, şeyh istişare etmez, ben o algıyı kırmak istedim.
Burada birinizin gelip de, bana bir meseleyi konuşması, bir anam bir meseleyi anlatması, biraz güç olur. O kimse edeb eder, o kimse konuşmak istemez. Yeni arkadaşlar bunu daha fazla edeb eder. Ama Hacı Renzi abi, bana çok rahat, konuşabilecek bir kimsenin, 17-18 doğruluğun da, bu hukuk kuruluğun, böyle kendaba çekip, burada böyle böyle böyle sıkıntılar oluyor, diyebilecek bir kim, dergah imamı da öyle olmaz.
İnsanlar ona gidip, problemler bu noktada. İki dervişin arasında varsa bir şey, onu anlatabilirim. Biz ev problemlerini, ayrı bir tek üstada anlatılır. Bizim benim aldığım terbi, üstadın arasındaki bu tür problemler, içine girmez. Ama diyelim ki, Cemil de, Adnan'ın arasında bir şey oluştu, çıkamadılar işin içerisinden. Bu meseleyi, üstada götürmeye de gerek yok, dediler. Yani kime gidelim? Gidelim, dergah imamı var. Ona danışalım, ona görüşelim. O da her ikisini dinleyip, onlara orta yolu nasihat eder. Hükmenmez. Nasihat ederekten, onların işlerini görmeye çalışır. Veya dergah'ın, adamın, erkanını biliyordur, adamın, erkanını onu görüyoruz.
Dinleyip, der ki ben bir istişare edeyim, kendisini götüreyim meseleyi. Üstad'a götürür meseleyi. Böyle bir mesele var, not tutar. Gerekirse, aklını alır, fikrini alır. Bu meseleyi götürür. Dergah imamı, bu noktada, dergah içersinde, insanların aralarını düzelten, problemlerini götüren, eksik noktada bir şey varsa, onları tespit eder. Aç, açık, meydanda kalmış, dur, yetim, problemi olan, kim varsa, onların, iyi aşesini sağlamakta yardımcı olan, onlar bu noktada, dizayn eden kimseler. Dergah'ın, gürtüsü, çıktısı, aç, aç, kürtüsü olmayan, sıkıntısı olan, ne kafada yiyin, kalıp kalıp, göremem duracağım halim, dizeydim, baştan da, mukavul etmezdim, düzelten sonra, ne kadar aç, açık, meydanda kalmış, kürtüsü ödeyememiş, kredi mağdur, kredi kartı mağdur, ben kendimi kart ediyorum, set başından atıyorum diyene, telefonunu, telefonunu vereceğim.
Yanlış yer aradığım gidecek. Ben nasıl aradığım, yanılabileceğim. Ya da onun da sarı, cümleye bırakacak, deysek yani, imamın da, sen de, atacak kendini. Yerarşik olarak, içerisinde, şey efendim, temsil etmem lazım. Bunu normalde, şehit temsil eder. Benim bildiğim dergah imamı bu. Öğrendiğim de bu. Ama benim tespit edip, benim kendi, zakirlik zamanında, Hacı Remzi abi, öyle konumam kendini kabul edecekti, kimse de.
Bizim seyit taşın değmiyle, tetik meyve. Bana öyle derdi, ben bunu, matematik düşünüyorum, çok kalabiliyorum. Kendini, kendini düşünüyorum derdi. Dari derdim, hadi bir tane de, matematik düşünmeninize olsun. O matematik, şimdi, daha bunu, daha geniş, mütefanatla açıklarız. Zaten bu kadarıyla, çöktü zaten, kafasını eğilip, kafasını da, kaldı. Çökerti benim onu, şimdi dedi. Şimdi, ben gittikten sonra, yapın yapacağınızı. kendini bana bırakın yalnız. Gelin kalın, burada post işim var, post işini de anlatırsa, etrafında kimse kalmayacak böyle. Allah bize selam etcek böyle. Bir mahsunlaşır iyice,
derinlemesine öyle bir davranıyor. Siz, geçmiş, ümmetlerin yaptıkları gibi, geri dönenlerden bu olacak. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bunları, hemen sahabelerin, itaat ettik diye, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle, beraber, hep beraber, işittik, itaat ettik diye, söz veriyor.
Ardından, vaka aranın son ayetleri, izah ediyoruz. Ardından, izah ediyoruz. Vaka aranın son ayetleri. Şimdi, insanlar, kullandık, çeldikleri, onların üzerinde manevi bir sorumluluğudur. Ve o manevi sorumluluğu, gücü yettiğince yerine getirmiş. Din budur. Suhilik de budur. Suhilik, işitip, itaat eder, yapan, geri dönüşü yoktur. Hepimiz içindir. O yüzden, oradan geri dönmek, Allah muhafaza, hepimizi, helal bir yol yürüdür. gün geçtikçe avurlaşıyor.
Genişliyor. Gün geri, gün geçtik, hizmet aranı, muhakkak, azı şeyler, insanlar için zor gelmeye başlıyor. Veyahut da, arkası yok. Bu noktada, sakın, bıkkınlık göstermeyin. Tembelik, görünenleri, büyük görünen, fazla görünen, kendinizi, kendinize çekmeyin. Küçük mesele, arkadaşlarınızın, kardeşlerinizin, hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini örtmeye çalışın. Meydana çıkarmaya çalışmayın. Tenkit etmeyin.
Nasihat edin. Birbirleri, birbirlerinize yardımcı olun. Birbirlerinize destek olun. Birisi, birisini sizin yanınızda eleştiriyorsa, onu susturun. Bir şey bakıyorum. Ya halideye sus kardeşim, sana neyse sizin yanınızda susturun. Bilmem. O senin derviş kardeşim. Konuşan da derviş kardeşim. Konuştuğu, arkasından bir, arkasından tenkit ettiği, arkasından kendini doluyormuş gibi. Konuştuğu da derviş abi. Ben Cemil'in iyiliği için konuşuyorum. Git Cemil'in yüzüne söyle. Cemil'in iyiliği kardeş, hakkını helal et ya.
Kusura bakma. Sen bizim abimizsin. Ya böyle bir içinde bir şey oldu. Ya bunu böyle yapmasak, nasıl olur? Ama Cemil'in iyiliği için, Adana gelip bir şey söyleme. Sen Cemil'e iyilik yaptın. O yüzden normalde, kardeşler bu çok önemli. Bir cemaat, bir tarika, bir dergah, bir tasavvuf topluluğu büyürken, büyürken, kendisi dizaynınıza düşünmesi gerek.
Bunu düşünecek olan, cemaatın içindeki büyüklerdir, abilerdir. Cemaatın içindeki eski, yeni, meseleye ele almış insanlardır. Onlar bozulmayacaklar. Eski yeni ayrımı yapmak istemiyorum. Kim bu işin ucundan tuttu? Onun bozulmaya, onun dağılmaya, onun böyle gevşek davranmaya, onun disiplinsiz davranmaya, onun kendisine söz geçmez, harca davranmaya hakkı yoktur.
Buna hakkı yoktur. Şimdi az önce bir sorun var ya, gidiyorlar, gidiyorlar işte, şunları gördükleri halde böyle oluyorlar diye, bunları normalde, bunların hepsini anlatırdı. Çorlu Hacimuslar, Hazretleri, harifeyni, acını, bir kimsenin, bozulduruldu. Bana ben, bakın şimdi şeriatan, bakın, zahirlen,
bakın, o öyle değil, bu süfyanın kızı, Hazreti Peygamber, ama normalde yoktur. Ama Hazreti Peygamber, Fatıma'nın ve benim sağlığımda aslalar. Bu da onun gibi bir şey. Bazı şeyler vardır ki, o kimse onun şeriatan, hakkı olmasına rağmen, onun hakkı değildir. Bunun gibi. Benim şeyleri bana getirdi, aradı mesela. Unutup, benim bunu yoktur. Örnektim, bunu söylemeye hakkım yoktur. Her şey gelebilir.
Önemli olan doğru. Doğru duyuruz. Kendinizi de büyürken, hızla genişlerken, büyüyerek genişleyen yerlere problem. İki kişinin arasındaki, nefisle alakalı, düştükleri, tukuru, bir başka yere taşımayalım. Buradan Çanakkale'ye taşımayan, varsa burada hastalığımız. Buradan İzmitar hastalık, İstanbul'a hastalık taşımayalım. Burada hastalığımız varsa, birkaçı konuşuyorum. Hastalığımızı burada tedavi edelim. Bilerek veya bilmeyerekten, bu cemaate, buna, ben dair kimsenin hakkı yok.
Hayır, hiç kimsenin buna hakkı yok. Dışarıda, merkezi, güçlü, kuvvetli, sağlam, ayakları yerine, bu noktada, içi dışı temiz, her şey güzel bir yer görmek ister. Şeyh'im, şeyhlik hayatının, dışarıda geçirir.
Dışarıda geçirmesinin, sebebi şuydu. Kendi içlerinde, Nemşehir'de, oradaki insanların, içsel çekişmeleri, iki kişinin birbirine böyle, laf söylemesi, ve hatta orada, şeyh efendi, açıktan, saklıdan, gizliden, tenkit etmeler, arkadan laf dolaştırmalar, şeyh efendi, rahatsız ettiğinden dolayı, şeyh efendi, Nemşehir'e ve Nemşehirliler'e karşı, kırıktır.
Bunu eski, arkadaşlarımızın, hepsi de bilir. Onlarla verdiğini paylaşmaz, onlarla bir sıkıntısını paylaşmaz, onlara bir şey söylemez. Açık açık söylüyorum. Olmaz. Onlara söylemez. Arabası, malı, mülkü, evi, katı, çok kıymetli. Hiçbir şey demez bana. Derviş dahi, ona gelen tatlıya laf serardı. Yani dervişin birisi, bir poşetin içerisinde, bir kutu tatlı almış, ona gelen tatlının, altı hesabı yok diye. Belki de çok mu akıl söyleyebilir bunu? Söylemiş olabilir. Bir kimse çok mu akıl, bir şey söyler, geride ne fırtına koparacağını bilmez.
Şeyh Efendi de bir gün, artık ne kadar alındıysa, gene birisi böyle bir tatlı getirmiş, gülerceye çağırmışlar. Demiş, şu misafirler, şu tatlıyı da al, al demiş, hepsini ağırla. Demiş, şu tatlıyı da al, bu misafirler de al, al demiş hepsini de ver. Hepsini ağırla demiş, bugün sen de yesinler, yesinler, yatsınlar, Allah'ın bu tatlı da, bunların hediyelerini. Mustafa Efendi, onu böyle yaptım dedi. Aslında iyi olmadı ama dedi, bana anlattı. Aslında iyi olmadı ama dedi, gelene gideni bakıyorlar, gelene gideni bakıyorlar. Kendi kardeşi dahil buna. Eski ev vardı, kendi kardeşi, bu misafir hakkında gelirdi. Bana sordu, kendi kardeşi, ne getirdin diye.
Kardeşler, kendi o eski yerden gitti, Horma ne şehirdeydi, ne şehirde ne şehirliydi, ne şehirde değildi. Şeyh Efendi ne şehirliydi. Ama ne şehirde, bunu böyle Bursa'da, şeyh Efendi, bütün dergah faaliyetlerini, Bursa'da yönetirdi, Bursa'da yaptı.
Bakın bütün dergah faaliyetleri. Zakirler burada toplanırdı, önemli kararlar olacaksa, buraya gelirdi, dışarıdan misafirler gelecekse, buraya gelirdi, misafirler ağırlanacaksa, dışarıdan burada ağırlanırdı, şey gelince buraya gelirdi. Bu da olurdu, eski arkadaşların hepsi de biz. Allah muhafaza eyretsin. Bunlar açık açık konuştu, birbirinize kenetelim. Arabadan darbe aldı, yok hayatını sıktı kendine, yok o onu yaptı, bunu yaptı, bizi zayıflatır. Bunlar bizi körsekler. Birbirlerimize sımsıkı sarılır. Aramızda laf dolaştırmayın. Görmediğimize, direkt duymadığınıza inanmayın. Ve bir meşhur sözümdür.
Ben şeyhimin ağzına bakarım. Yasir kardeşim, bana dediğinde bana geçerdi. Bitti. Bana ne zaman dediği, bana o zaman geçerdi. Allah bizi muhafaza eylesin. Bugün de nasibimiz böyleymiş. Saat diğer önüm oldu, bu saatten sonra da sizi şimdi, zikrullah yaptırmayın. İnşallah, yarımdan sonra da burada, şey, gönü. lerim.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi