Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 5 Temmuz 2013 · 1:12:35
Allah gecenizi ayır etsin. Amin. Merhaba. Merhaba. Amin. Amin. Ya Allah. Allah sizden birinizin yaptığı işi, ameli ve görevi sağlam ve iyi yapmasından güçlüdür. Hüsnü'nün sağlam olmasıyla alakalı düşüncelerinizi lütfeder misiniz?
İş günlük meşgalesi birisi. Günlük meşgalesini yaparken o kimse, yapmış olduğu o meşgaleden, o işten, Kur'an ve Sünnet tarihinde neyi yapması gerekiyorsa onu öyle icra etmesini. Bu aslında ibadettir. Biz günlük işlerimizi ibadetten görmeyiz. Halbuki günlük işlerimiz bu manada ibadet hükmündedir. Eğer bir kimse ibadet ediyorsa, eğer bir kimse öğlen namazını kılıyorsa, bir kimse ikindi namazını kılıyorsa, öğlenle ikindinin arasında, ihaşesini sağlamak için yapmış olduğu her şey ibadet hükmündü. Eğer normal geldi bu bir şey, Mesela ticaret yapıyor, ticarette akitleşmesi, borç alıp veriyor akitleşmesi.
Akitlerini yazıya dökün. Ayet-i kerimeyle sabit hakiplerimizi yazıya dökün diye. Yapmış olduğu işin gereği ne ise, onun usulü, kaidesi, onun distorü ne ise, onu harfiyen uygulamak, onun hukukunu harfiyen yerine getirmek. Bu iş değil. Bir de amelleri sağlam almak. Abzesti sağlam almak, şüpheli yer bırakmamak. Acaba başımın dörtte birini meslet mi? Meslet mi? Meslet mi? Kolumu dirseklerden yukarı kadar yıkadın mı? Yıkamadın mı? Sağlam. Kolu dosdoğru yıkamak, başı dosdoğru mesletmek, ayakları dosdoğru yıkamak, parmakları hilalemek. Ağzına, burnuna dosdoğru su vermek, yüzü dosdoğru yıkamak. Sağlam abdest almak. Sağlam namaz kılmak.
Hem kalbi hem fiziki kendini namaza verdin. İbadetlerini, işlerini yaparken, amellerini yaparken, her şeyini ibadet gücüsü ve düşüncesiyle yaptın. Veya işte görevinin birisi bir vazife verdi size, o vazifeyi hakkıyla yerine getirin. Sağlam bir şekilde, dört beşi mağmur bir şekilde yerine getirin. Ve kendini ona adama. Adanmışlıktır. Bir kimse görevinin vazifesini icra ederken, adanmışlık dairesinde icra eder. O sanki son namazı, o sanki orada açması gibi. Onun son vazifesi, hidayet yapmayacak. Bu son seması.
Belki de bu son zikresi. Onu hakkıyla yerine getirmek, sağlam bir şekilde icra eder. Dört başı mağmur bir hale getir. Bunun için disiplinli olmak, bunun için bilgili olmak, bunun için yardım almak. Bunun için gayret göstermek, titiz olur. Müminin işidir mi? Mümin titizdir. Mümin gayretlidir. Disiplinlidir. İşi harfiyen yerine getirir. Bir boşluk bırakmaz. Bir noksanlık bırakmaz. Bir çantik bırakmaz o. O harfiyen yerine getirir. Onun için gayretin hoşuna gider bu tip işler. Böyle insanlar da adanmışlar. İnsanların pek hoşuna gitmez böyle insanlar. İnsanlar mesela büyük bir çoğunluğu böyle disiplinli insanlardan kaçarlar.
Böyle işini sağlam yapanlardan kaçarlar. Ağır gelir etrafa. O böyle layevlam yapacak. Olsa da olur, olmasa da olur. Gelse de olur, gelmese de olur. Yapsa da olur, yapmasa da olur. Son dakika gelemeyeceğim ben. Disiplinsiz. Son dakika yapamayacağım ben. Disiplinsiz. Sağlam değil. Çizgisi belli değil. Karakteri belli değil. Bugün söylüyor, yarın başka türlü söylüyor. Bugün yapıyor, yarın başka türlü yapıyor. Bugün dersini çekiyor, yarın çekmiyor. Bugün namazını kılıyor, yarın kılmıyor. Bugün abdesti dolaşıyor. Bütün gün ertesi gün abdesti dolaşıyor. Disiplinsiz, çizgisiz, istikamesiz, sağlam değil. Allah muhafaza edersin.
Allah'ın hoşuna gitmez böyle insan. Biz onlardan edersin. Bu kendisi tam olarak yapması lazım. Sikriye yapışması lazım. Fakat sikri yaptığı zaman da ben bunu tas tamam yaptım demesi onun adına doğru bir şey mi oldu? Her yaptığınız şeyden sonra bunu hakkıyla yerine getiremedim demek sufinin edebilir. O da sünnet. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hakkıyla sana kulluk edemedim ya muhafaza. Hiçbir zaman tamam olamayız. Hiçbir zaman tam değiliz. O zaman maddesi şerife uygula ulaşamayacağız yani. Sağlamın da sağlamı var biz. İtopya'da da. Ben kendimden onu yaşıyorum yani. Hiçbir zaman böyle bir şey mi yaşıyorum?
O kimseyi hayretten hayret ediyorum. Aşıklık türlü. Aşıklık son bulmaz bir kimsede. Son bulmayışının sebebi aşıklığın da aşıklığı var. O yüzden bir türlü hakkıyla yerine gelmiyorlar. Dibi görünmeyen, sonu olmayan, kenarı olmayan bir derya demir. Ve her namazın sonunda evet bugün hakkıyla bir namaz kınamadın demek zorundayız. Öyletir de gerçekten. Allah eksiklikten ve noktadan bir nezek olamaz. Geri kalan nefamız. Gazilardaki dergahımıza zekat verilebilir mi? Kurumlara zekat verilmez. Zekat şahsımız. Veya işte zekat memurluğu olursa devletin zekat memurluğu. Zekat birinci derecede fakirlere.
Fakir miktarı kadar kenarda, Bir kimsenin altın buçuk milyar parası bir yıl durduysa ona Kenarda altın buçuk milyar parası yoksa ona O fukara hükümleri.
Fakir. İstersen aylık on lira gelir olsun. On lirayı yiyorsa o fukara. Din kenarda biriktireni sevmez. Biriktirmeye adamın haki var mıdır? Vardır. Ama adamın yirmi lira aylık gelir var. Yirmi lirayı yiyor veya dağıtıyor veya harcıyor. İşte kendince ihtiyaçlar var. Bu fukara fikridir. Ona zekat verilir. İkincisi ne? Miskin. Miskin evi barkı olmayan, köprü altında yaşayan, garajda bankta yaşayan, yolun kenarlarında yaşayan, Çoluğu çocuğu olup olmadığı belli olmayan, nerede yaşadığı, nerede yattığı, nerede kalktığı belli olmayan insanlar. Bazı imamlar ikinciye borçluyu koymuşlar.
Miskinleri koymamışlar. Bazıları ikinciye borçluyu koymuşlar. Borçlu adam. Ona da zekat verilir. Cihad edenler. Allah yolunda fi sevilillah koşuşturanlar, çalışanlar. Bunlara da verilir. Yolda da almışlar. Bir de devletin, şu İslam devleti olursa zekat memurları vardır.
Onlara verilir. Sakına, Kızılay, Yeşilay devletin zekat memurları değildir. Zekat parası binaya verilmez. Boyaya verilmez. Zekat bir derneğe verilecekse, dernek onu fukaraya hazır. Onların fakirlere dağıtmak zorundu.
Fakirler ancak ondan aldı. Mesela örneği, şimdi burası kiralık değil artık. Burası kiralık olmuş olsaydı, buraya adam kira parası olarak zekat veremez. Veyahut da işte bizim vakfımız var. Vakfa örneği, işte ben oraya zekat için aynı hesap başvuruyorum.
Zekat veren bir kimse vakfa zekat vurur. Bu fıtır, bu sadaka diye ayırmak zorunda. O bu karanın hakkı. Bunun gibi. Ama insanlar tabii böyle yurtlara, okullara zekat topluyorlar. Orada talebelere veriyorlarsa heyvallah. Ama talebelere vermiyorlarsa çok hoş bir şey değil. Bu dergahda benim koltuğumun altından geçmeyen kimse bir şey olamaz sözü size ait.
Ve bu zakirliğinizden itibaren mütevatır olan bu sözünüzde sal anlaşılan mana ile hala görüşünüz aynı şekilde bizde veya bu sözü tarikatlı silsiliğe tabiyet olma şeklinde bir ya da nasıl anlamalıydı? Bu silsiliğe tabi olmak. Bir dergahda bir kimse bir zâkire rağmen orada hizmet etmesi, zâkire rağmen oradaki çavuşa rağmen oradaki görevli, vazifeli, mavi değilse ona rağmen bir şey yapması mümkün değil.
Tarikat yolu, tasarruf yolu edebe riayet et. Bu manada edeplerden birisi silsiliğe riayet et. Bir kimse ben Hüseyin'i tanımıyorum dediyse onu kimse tanımaz. Birisi ben Adnan'ı tanımıyorum diyorsa onu kimse tanımaz. Bu silsiliğe tabiyet göstermeyen bir kimse hiçbir şey de olamaz.
Eğer o silsiliği tanımıyorsa o kimse zaten nefsi emmarededir. Nefsi emmarede olan bir kimseye hiçbir şey yapamaz. Velev ki o kardeşler nefsine uymuş olsa bilen. Şimdi bazen normalde bir kısım bazı yerlerde bazı insanlar nefislerine zor gelir. Başındaki işte vazifeli kimseyle istişare etmek, ondan bir şey öğrenmek veyahut da o istişarenin neticesine uymak onun nefsine ağır uymak.
O onu böyle pasifize edip, onu böyle kenara çekip direkt şeyhe ulaşmıştı. O hiyerarşiye tabir değildi. Şeyh Efendi nama dikti ki onu. Madem onu tanımalarına gerek yoktur. Allah dinini nasıl peygamberlerin üzerinden indirdiyse, yaydırdıysa, yaşattıysa ve peygamberlerden sonra nasıl Allah'ın veli kulları, Allah'ın alim kulları varsa ve Cenab-ı Hak Hazreti Abbas'ın tefsiriyle onlarla dinini ayakta tutuyorsa, muhkim ediyorsa onlar da o dini muhkim ederken, ayakta tutarlarken o dinin ayakta tutulmasına sebep olan etrafında
naipleri vardır, mükafakaları vardır ki bunlar da hadis-i şerimle sabittir. Ve bir kimse de şimdi kalkıp da ben şunu tanımıyorum, ben bunu tanımıyorum demesi nefsindendir. Kimisi der böyle cengaver, dervişler vardır kendilerince, ben çavuş da tanımam, zakir de tanımam, ben kimseyi tanımam der, hiç kimse tanımıyordur çünkü onu. Onu hiç kimse tanımadığından dolayı o hiç kimseyi tanımıyor. O hiç kimseyi tanımadığından kimse de onu tanımaz. O silsiliğe tabi olmayan, o silsileyi kabul etmeyen bir kimse, dergahın adat veya karnına uymamış, dergahın edebini çiğnemiş olur. O yüzden biraz benim dilim sivridir.
Geçmiş zamanda bu dergahta benim koltuğumun altından geçmeyen kimse hiçbir şey olamaz derim ben. Bu işin açıkçası, böyle şatahat yapma, bunu böyle böbürlenme, büyüklenme açısından söylenildiği söylenir, işin hakikatidir o. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi Hazretleri bana bütün dergahın içerisinde istediğinin dersini alırsın, istediğinin dersini verirsin, istediğinin Allah affetsin, böyle konuşmak istemem ama halini değiştirirsin.
İstediğine istediğin esmayı verin, istediğinden istediğin esmayı alırsın oğlum demiş. Adam x yerde isterse zakir olsun, çavuş olsun, nakip olsun, bir gaba olsun. Şeyh Efendi Hazretleri'nin vermiş olduğu o yetkiyle onun çavuşunun adını zakirliğinde, o nefsine uyup tanımamazlık ederse nefsine uyan o çünkü.
Tabii gençlik de var, daha keskin, daha kılıç darbeli. Onun için öyle değil, şimdi de aynı. O dergahın silsilesine, o dergahın hedef ve adabına uyacak herkes.
Benim meşhur sözüm vardır arkadaşlar, kardeşler, siz kendi işinize bakın. Biri çarpılacaksa ben çarparım ama sana da çarptırmam. Birisi çarpılacaksa çarparım ben ama sana çarptırmam. Haddini bil, hedebini bil.
Bazen yapar bazıları. İşte Hüseyin'e gitmek istemez, Adlan'a gitmek istemez. Veyahut da işte böyle bir şey olmadı da o yüzden dışarıdan örnek vermek istemiyorum şimdi. Mesela Halit'i dinlemek istemez örneğin. Böyle bir şey yaşanmadı diyorum. Veya İstanbul'dan birisi işte Barbaros'u veya Ertan'ı dinlemek ister. Böyle bir şey yaşanmadığında oradan örnek vermiyorum. O şu şöyle olur işte. Doktor bir şey yapacak veya bir şey yapmak istiyor. Halit'i es geçerekten benim telefonum açık ya devamlı. Arıyor beni. Eğer kendi Hüseyin'i kimseye hesap vermek zorunda değil. Ama Dergah'la alakalı bir şey ise bu hiyerarşiyi işleyecek.
Doktorun kendi özel hayatını kimse sorgulayamaz. Hiç kimse de bir şey diyemez. Halit'e hesap vermek zorunda da değil. Hiç ama. Bu söz konusu olan evet. Oradaki bir hizmetle evet. Halit'le istişare edecek. Halit'le görüşecek. Halit görüşünü beğenmedi. Ama o görüşünde hakikat olduğuna inanıyor. Ama gördüğü bir rüya var ama bildiği, tespit ettiği bir şey var. Halit'i aşamadı. Şeyhine gelir adam. Der ki efendim böyle bir durum var. Ben Halit abiyle konuştum. Böyle böyle böyle bir sıkıntı var. Ama bu bir eksiklik olabilir. Yani orada bir eksiklik vardır. Bunu anlatmaya çalışıyordur.
Dinlemiyordur. Orada bir haram vardı. Dergahın adı lekelenecektir o haramdan. Ama baştaki kimse inan ediyor. Ben doğruyum diye yapmaya çalışıyor. Bunu o zaman şeyhe gelir o kimse. Ama öyle Ali Cengiz oyunu yapıp da es geçip Şeyh Efendi'yi beşi bitirip, ondan sonra ben Şeyh Efendi'ye söyledim bu böyle olacak demek. İşin adamına aykırıdır. Allah bize affeylesin. Dervişin ahmağı çavuşuna, Zakir'in ahmağı Şeyh'in akılları sözüyle bu bir şeyler öğrenince artık kocasının üstadını beğenmiyor sözlerindeki ifrat ve tevfik nasıldır? Bu sözlerin nasıl anlamı olayız? Makul düşüncesi ve fiyatını de değerlendirmelerimizi lütfen eder. Mesela bir kimseye bir şey sorunmaz.
Sorunmadığı halde o illaki görüşümde ısrar eder. Bana da nereden gidelim diye sormadım. Adnan illaki şuradan giderim diyor. Veya hiç sorun. Adnan kendiliğinden diyor ki işte nereye gidecek? İstanbul'a. Udaya'dan gemiden giderim diyor. Bu gaflettir. Bir şey yapacağım. Böyle yapsak daha iyi olmaz. Bunlar gaflet. Sufi adabı senin görüne müracaat edildiğinde görüşünü söylersin.
İstişare ediliyor. İstişarede, istişarende, istişareye çağrıldığında o konu hakkında fikrin neyse söylersin. Saygı anlatırsın. Sana sonu sorulduğunda siz bilirsiniz efendim değildir. Cevabı. Bunu nasıl yapalım, ne düşünüyorsun dediğinde siz bilirsiniz diyen bir kimseyi yanında hiç istemem. Ben bildiğimi biliyorlar.
Bildiğimi biliyor. İstişare sünnettir. Son söylenecek sorunuz. Ben ekliyorum. Efendim biz burayı beyaza büyüyoruz. Hüseyin ne renge boyayalım burayı? Efendim beyaz olsa iyi olur ama siz bilirsiniz. Tamam. Bitti. Hüseyin Ağa ne renk yapalım burayı? Siz bilirsiniz. Sen bilmiyor musun bunu hiçbir şey? Sana sordu nasıl yapalım? İstişare sünnet. Sen nasıl yapılması gerektiğini anlattı. Veya sana sordu nereden gidelim? Sen bildiğin yolu anlattı. İstişare sünnet.
Ama sormadı sana. Şeyh Efendi ile gideriz yolda. Mustafa Efendi oğlum ne bir şey gideceğiz? Tamam efendim. Ben nereden gideceğiz diye sormam. Benim bildiğim bir yol var çünkü. Sorar bana Mustafa Efendi nereden gidiyorsun? Gölbaşı üzerinden efendim. Tamam oldu. Hatta buradan Konya'ya gideceğiz. Buradan Konya'ya iki yol var. Bir Afyon üzerinden var. Bir Eskişehir üzerinden var. Mustafa Efendi hangisinden gidelim? Efendim isterseniz Afyon üzerinden gidelim. Yolda yemek yeriz. İyi ala ben yemek ısmarlayayım orada sana. Orada ikbal tesisleri var.
İkbal tesisleri de yemek yeri. Üstüne ekmek kadayıfı kaymaklı. Üstüne sodalı biraz ben sade kahve. O orta şekerli süzülmüş kahve. Ala oldu Mustafa Efendi. Şimdi gidelim. Şimdi gidelim. Kimisi atlar bir şey. Atlamak yok. Bir dili beyan etmek yok. Sorun var. Ya biz çok samimiz. Sökmez. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi'nin etrafında böyle eski zakirliğinden kalma dervişler vardı. Böyle şey.
Eski arkadaşları ya. Böyle biraz paldır küldür davranıyorlardı. Şeyh Efendi onların yanında hiç taşımazdı. Taşınma yaşının sebebi onlara rahmetti. Geldiler Bayındır'a. Bayındır'da herkes ip gibi. Dervişlik yapıyor. Adaf, hedef yerinde. Disiplinli. Benim bulunduğum yer disiplinlidir. Ben disiplini severim. Ben dervişlikte cımbıltaklığı sevmem hiç. Gerçekliği sevmem hiç. Lakaytlığı sevmem hiç. Böyle fazla lafazanlığı sevmem hiç. Tabii Bayındır'a geldiler. Bayındır'dakiler ilk gibi. Böyle herkesin şeyhi. Übültül rahat. Şeyh Efendi'nin sözünü kesmiştik. Bunlara rahmetti. Bunlara rahmetti. Geldiler Bayındır'a. Bayındır'da herkes ip gibi. Dervişlik yapıyor. Dervişlik yapıyor.
Hedef, hedef, hedef, … disiplinli. Benim bulunduğum yer disiplinlidir. Ben disiplini severim. Ben dervişlikte cımbıltaklığı sevmem hiç. Devşekliği sevmem hiç. Böyle fazla lafazanlığı sevmem hiç. Tabii Bayındır'a geldiler. Bayındır'dakiler ilk gibi. Böyle herkesin şeyhi. Übültül rahat. Şeyh Efendi'nin sözünü kesiyor. Bir şey söylerken araya dalıyor. Efendim öyle olmadıydı diyor. Herkesin içi kabarıyor. Bana bakıyorlar. İşaret ediyorum. Susun. İşaret ediyorum. Seslenmeyin. Karışmayın. Bir sefer öyle geldiler gittiler. Beğenmiyorlar. Biri genç arkadaş hepsi de. Yeni derviş.
Aynı şey Mursa'da da yaşanıyor. Sabrelios tabi Şeyh Efendi'nin yanında. En son da ikinci, üçüncü. Ben ödemişe mi ne geldiklerinde dedim. Dedim abiler. Sizler dedim Şeyh Efendi'nin yanındasınız. Buraya geldiğinizde insanlar sizler edep öğrenmek isterdi. Biri dedi biz edepsiz miyiz? Evet dedim benden. Benden öyle bir tepki beklemiyor. Ne yapmaz Şeyh Efendi'nin sözünü kesiyorsun dedim. Biz onunla uzun yıldan beri beraberiz. O yüzden gevşeksindir. Nasıl yani? Hatta gerçeklik hal dedim. Densizsin sen. Bu kaldı.
Bir daha dedim bizim yanımızda Şeyh Efendi Hazretleri konuşurken bir, sözünü kesmeyecek. İki, lafına laf koymayacak. Üç, öyle değildi demeyecek. Dört, gevşeye oturmayacak. Beş, gülmeyeceksin yanında dedi. Bu kaldı. Yaparsam dedi, döverim seni. Beni şeye benmiş. Arkadaşlarım dedi, bu beni şikayet edecek biliyorum dedim.
Ben etmiş. Şeye ben dedi, oğlum filancayı iyi haşlamıştım. Sustun mu? Arkadaşlık var ya dedi. Önceden de dedi. Efendim dedi. Ben yine sustum. Gene bir şey dedi. Ben sustum. Efendim dedim. Sonra. Ne düşünüyorsun dedi bana. Efendim dedim. Eğer sizin zakirdiğinizde de bunlar böyle yapmışlarsa sizin adınıza üzülüyorum. Şeyh Efendi'de tek kelime yok. Bu neden kaynattığımızı biliyor musunuz? O sufi, o zakiri, o çavuşu, o şeyhi kendine muhtaçmış gibi. Şimdi önceden işte adamın arabası var.
Oooo. Adamın üç kuruşu var. Oooo. Onun evi var misafir kalacak ya. Oooo. Onun her türlü şeyini çekeceksin. Alışmışsa alışkanlıklarından kaynaklanıyor. Allah muhafaza eder seni. O yüzden çavuşunuzun yanında edebinizi muhafaza edin. Derviş kardeşinizin yanında edebinizi muhafaza edin. Eskisen eskiliğini bil. Yenisen yeniliğini bil. Eskisen yenilere örnek ol. Edep olarak. Meşhur tezim var ya.
Bir kadın çocuklarının yanında kayınvalidesinin kayınpederinin dedikodusunu gıybetini ediyorsa O çocuklar onu öğreniyorlar. Onlar da evlendiklerinde kayınvalidesinin kayınpederinin gıybetini yapacak. Annesinden edep öğrenen çocuk edep akıtacak etrafına. Babasından edep öğrenen çocuk edep akıtacak etrafına. Büyük dervişinden edep öğrenen derviş edep akıtacak etrafına. Çavuşundan edep öğreniyorsa edep akıtacak etrafına. Bu ne? Bu o kimsenin disiplinli olmasından kaynak. Riyayet edecek. Öyle her şeyi ben biliyorum deyip atlamayacak. Fikrine münacaat ederlerse onun fikrini serdedecek. Fazla böyle işte akıl verip yönetmeye kalkmayacak.
Allah muhafaza edersin. Oradan batar insanlara. Yönetmeye kalkar insanlara. İnsanlarda yönetme hastalığı vardır. Tarikatlarda vardır, şeyhlerde vardır. Halifelerde, çavuşlarda vardır, cemaatlerde vardır. O yönetme hastalığına tutulan kimse batar. Şahısla şahıs olarak batar. Mesela çavuş vardır. Etrafını yönetecek hep. Ya kardeşim sana ne adamın özel işinden? Nereye gidiyorsun? Bana haber ver. Kimle konuşuyorsun? Bana haber ver. Ya sana haber vermek zorunda mı? Yönetme adamı. Şeyh vardır, yönetecek illaki insan. Herkes bütün işini kücünü ona anlatacak sanki. Neyi yönetiyorsun adamını? Yönetme. Veya bir tarikat.
İllak belediyeyi yönetecek. İşte ne bileyim belediye başkanını yönetecek. Hükümeti yönetecek. Bir cemaat yönetecek. Hükümeti yönetecek. Devleti yönetecek. Allah batırırım. Yönetmeye çıkan hizmeti. Biz kalkacağız, Bursa'yı yönetmeye kalkacağız. Ne alakası var? Devrişin ahmağı çavuşuna, çavuşun ahmağı zâkirine. Zâkirin ahmağı da şeyhine akıl vermeye kalkar. Onu yönetmeye kalkar. Şeyh Efendi'ye gelirlerdi mesela. Benim yanımda söylerlerdi.
Efendim şunu şöyle şöyle yapsak. Şeyh Efendi bakardı ona. Susar, seslenmez. O da zanneder ki Şeyh Efendi sustu, seslenmedi, kabul etti. Ondan hoşnut oldu, sevindi. Halbuki susması, seslenmemesi eder. Allah'ın hafaza et. Bir dervişin şeyhi ile veya silsile ile paylaştığı şahsi, ailevi, dergahsal herhangi bir rödel sırrı, başka bir dervişin rabıta ile veya başka bir metafatik yöntemle ya da bize vakıf olmayan bir hal ile mutlali olabilmesi şeran veya batılam mümkündür.
Konu hakkında görüşleriniz ve tecrübeleriniz nelerdir? Bunlar olur. Bir derviş ama rabıta yoluyla. Rabıta derken o kimseye rabıta etmez. Şu olabilir ama. Mesela diyelim ki atmanın bir sıkıntısı var. O kimse atmanın sıkıntısına rabıta ediyor, dua ediyor. Ne sıkıntısı olduğunu bilmiyor. O esnada sıkıntının ne olduğu ona gösterilebilir. Ama o gören kimse bunu sır olarak saklaması gerekir. Bu ister şahsi planda olsun, ister dergahla alakalı bir şey olsun. Bunu böyle ama rabıtalı, ama rabıtasız, ama zikir esnasında, hal noktasında, ama rüyasında bir sırra mutlali olabilir bir kimse. Bunu sadece anlayamadığı bir şey varsa üstadıyla bunu paylaşmalı.
Üstadın haricinde hiç kimseyle bunu paylaşmalı. Buna halifeler dahildir. Buna zakirler, çavuşlar dahildir. Böyle sırrı bir şey bir tek üstadla paylaşır. Adamın bir sırrı varsa o sırrını sadece ve sadece üstadıyla paylaşır. Üstadının haricinde hiç kimseyle o sırrı paylaşmaz. Ta rüyasında böyle sırrı bir şey görürse, dergahta bir, iki, üç, dört, beş tane rüya dinleyen, yorumlayan kimse olabilir.
Onlara dair bunlar anlatılmaz. Bu bir tek üstada anlatılır. Ya da üstad dediyse de, dediyse filanca kimseye de sırrınızı anlatabilirsiniz. O kimseye o zaman sır anlatılır. Mesela bizim vazifeli bayan ve erkek arkadaşların ailevi meseleleri dinlemesi ve onlara hükmetmeleri yasak. Arkadaşlara özellikle söylüyorum, ailevi meselelere girmeyin.
Onlara hükmetmeyin. Bu tip meseleleri dinlemeyin. Bu insanlar var. Bana anlatamıyorlar ya. Anlatamayışlarının sebebi ben biliyorum çünkü meseleyi. Nefsine bir payende bulacak ya. O nefsine bir böyle sağlamlılık hatır edecek. Onun için ne yapacak? O meseleyi bilmeyen insanlara gidip anlatacak. Ya bu benim eşim olacak. Bayan Nazan. Ya erkekler de gerçekten ya ablana ya Hüseyin'e anlatacaklar. Ya da hiç alakasız bir kimseye anlatacaklar. Şimdi o dinleyen bilmiyor. Ona anlatan kimse ondan alacak olduğunu alamazsa gelip bana söylüyor.
Diyor ki ben filanca abiye de bunu anlattım. Bana anlatırken de öyle anlatıyor. O filanca abiler bu ikisi değil ha. İnsanlar kendi kafalarından aktap üretirler. O kafasından aktabı üretir gider o kendi kafasından üretmiş olduğu aktabı anlatır. Aslında onu dinleyen hem kendine zarar veriyor hem ona zarar veriyor.
O dinlerken ya böyle olmaması lazım ya diyor bitiyor işi. O kadın veya erkek birbirinin üstüne hücum ediyor. Ben filanca abimize söyledim. Böyle olmaması lazım dedi diyor ilk kopuyor. Bunun gibi Allah maalesef. O yüzden bir derviş ne kendi şahsi haliyle ne ailesiyle ne de dergahla alakalı bir sırrını gidip üstadına anlatacaklar. Birisi buna vakıf oldu. Vakıf olan da gidecek üstadına anlatacaklar. Ya ben rüyamda gördüm ya. Adnan batmış ya. O yüzden Adnan'ı batmış görmüş. Ama bu onu gidip Adnan'a bunu anlatmaz. Bunu gidip şeyhe de anlatmaz.
Bunu gider dervişlerin arasın diye ya. Fitneci. Allah muhafaza eylesin. Birinin eksikliğini, noksanlığını gözüyle şahit olmuş olsa da bir başkasına anlatıyorsa bir kimse o fitneye bütçak olur. Allah muhafaza eylesin. Eski menküvelerde bu türden örnekler vaki olduğunda bu konuyla alakalı olarak bazı bilgileri üstad turumu atı misaliyle dervişe verir mi? Görelim, seyredelim diyebilir mi?
Nübüvvet yolundaki üstaddan dervişlerini imtihan etmezler. Böyle bir şey yoktur. Örneği ekliyorum. Hz. Peygamber sallallahu ve sevdam hazretleri Hüzeyfet-ül Yemani'ye münafıkların listesini verirken onu imtihan etmek için vermedi ki. O nübüvvetin, nübüvvetin hücceti noktasıydı.
Ey Hüzeyfet, bil ki Allah beni bilgilendirdi. Ben münafıkların listesini sana söylüyorum. Cenab-ı Hak peygamberlerine vermiş olduğu mucizevi hallerden birisi. Hz. Peygamber bunu şahitlendiriyor. Bir veli de hasbelkader, kerameten bir kardeş hakkında veya bir olay hakkında umuma söylemedi. O kimsenin kulağına söyledi. O kimseye söylediyse, o kimse de o sırdan sorumlu olsun. O sırrı ifşa ettiyse, bir veli bir daha ona sır söylemez. Kimse kendi yolunu kapatmıştır.
Veli niçin söyler bunu? Onu yetiştirmek için söyler. Adnan, filancaya dikkat et. Şöyle, şöyle, şöyle, şöyle yapabilir. Adnan bunu kalkar. Ama filancaya ama başkasına söyledi, ifşa etti. Şeyh Efendi filancı için böyle, böyle, böyle, böyle dedi. Bitti Adnan'ın işi. Birisini gördü, orada asılı duruyor.
Asılı gördü, asılı duruyor olduğunu gördü. Asılı dedi, Adnan filancaya asılı gördüm ya. Dua et de. Cenab-ı Hak onu oradan kurtarsın. Asılı gördüm. Adnan gitti, filancaya asılı gördüm, gördüm Şeyh Efendi. Dedi, Şeyh Efendi onu duydu. Öyle tecelli etmemesi için o sırrı ifşa ettiğinden dolayı ben onu var gücümle Allah'a yalvarım.
Değiştesin diye. Bunu değiştirir. Söyle en kimse havada kalır. Örneğin dedim ki, doktoru asılı gördüm. Adnan da gitti bunu, Halit'e söyledi. Doktor asılı görmüş diye. Ben doktorun koltuğa otursun diye var gücümle başlarım dua etmeye. İçimden de dedim ki, ay Adnan bunu sana söyle diye söylemedim. Sırrı ifşa ettim. Yarabbi sen doktor muhafaza etsin. Bunda da bir hikmet gördüm ben. Cenab-ı Hak alır doktorunu da koltuğa oturtturur. Aklan Halit'e söyledi ya. Doktor asılıydı diye. İkisi de hakçıya düşer.
Sırr ifşa olmaz. Analiz ifşa olmaz. İfşa eden vata. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi birisi için sütü bozuk olun onun demiş. Benim yanımda deme. Adam gitmiş anama söylemiş. Adam o sütü bozuk denilen adam koşa koşa bana geldi. Ben ödemiş dedim o zaman söylediği yer tire. Ya Mustafa kardeşleri ya.
Şeyh Efendi benden için sütü bozuk demişti. Kime demiş dedim ben filancaya. Ben bunun için hadiselerini çok yaşamıştım. Bindik arabaya gittik. O treden benim yanıma gelmiş. Biz tireye gittik. Gittik Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Dedim sana söyledi mi söylemedi mi diye sormaya gelmedim. Ben bu adama neden söyledim bunu? O dayanamadı. Bir şeyh dedi, bir müridi için sütü bozuk der mi dedi. Dedim bunun için söylememiştim onu dedim ben.
Ya dedi senin için söylemiştim. Nasıl yani dedi. Sütün temiz olsaydı dedim bu lafı bu adama getirmezdim sen. Senin sütün bozuk dedim. Şeyh Efendi senin yüzüne diyememiş dedim ben sütü bozuk diye dedim ben. Temize demiş dedim sütü bozuk diye dedim. Temize dedim vuracak çarpacak geriye. Çünkü sana çarptı şimdi dedim sen pissin. E dedi bana nasıl derdi sana dememiş ki zaten dedim. Ama bu adam için söylemiştim.
Ama dedim senin sütü bozukmuş. Senin sütü bozukmuş çıktı meydan. Dururken dedim kalk yürü. Senin işin bitti şimdi. Senin işin bitti. Bu aradaki kimse bunu Şeyh Efendi'ye söyledi. Mustafa Efendi böyle dedi efendim demiş. Şeyh Efendi demiş Mustafa Efendi isabet eder onun demiş. Söylediğinde isabet eder. Sana neden böyle söyledi bilmiyorum demiş. Bak söylediğinde isabet eder. Sana neden böyle söyledi bilmiyorum demiş. Şeyh Efendi bana dedi ki. Mustafa Efendi oğlum nasıl çıktın o işin içinden dedi. Efendim dedim sütü temiz olsaydı dedim sizin sözünüzü gidip ona söylemezdi ki dedim.
Şeyh Efendi durdu. Bunun içinden dedi ancak sen çıkardın zaten dedi. Bu işin içinden ancak sen böyle çıkardın dedi. Sözün kime gitti belli değildi dedi. Belli efendim dedim ben. Kim dedi o aradaki adama gitmişti. Söz o aradaki adama gitmişti. Mustafa Efendi nereden bunu çıkarıyorsun bunları bilmiyorum olurdu. Şimdi bir analizi Şeyh Efendi neden yapar. Bir senin pişmen için yapar. Lakin Halit'e dikkat et örnek Şeyh Efendi yapar mısın? Halit'e dikkat et Halit Şeyh Efendi'nin yanında.
Ben kendini düzgün bir noktaya getiririm. Ben o yüzden bunların hepsini de kenara atarım. Efe bir şey oluştur. Mustafa Özgür Hasan dost doğru hareketi dost doğru davran dost doğru yürüdür. Kur'an ve sünnet tarihesindedir. İnsanları intihar etmek Allah hayır. Ama bir üstad etrafına sır sır noktasında bir şeyler söyler.
Ama bu şahıslarla ama bu olaylarla bir şey olur. O sırdır. Onun da söylenmemesi gerekir. O söyleniyorsa işte bazen olur. Ya bir öt desen gidecek zaten o adamın. Örneğin. O hemen gider derviş onu görseler. Bir öt desen gidecekler Şeyh Efendi senden için. O da koşa koşa gelir. Benden için böyle demişim ki diyorum. Aha öt demişim gittin işte. Doğru. Ama bunun söylenmemesi. O yüzden üstadlar eski üstadlardaki de böyle bir ruv altı gibi birisini aldırıp ortaya koyabilirler ne yapacağını görmek için ama o eski velayet yolunda belki de görülmüş olabilir. Cenab-ı Hak bizi ondan muhafaza eylesin.
Asla kimseyi imtihan etme noktasına getirmeyin. Bu sizin ilahlığınız olur. Şunu imtihan edeyim ya bakımın ne yapacak. Yok öyle bir şey. Ama bir kimseye imtihan olacak mı olacak. Bir iş vermişiz. İşte Ertan, efeleri toparma. Bir sonra gelecek ben bunları toparlayamıyorum bıraktım.
Hayatta hiçbir şey toparlayamazsın sen bir daha. Bitti. Burada zorlanıyorum. Burayı nasıl atlatabilirim? Burada problemi aşamıyorum. Burayı nasıl aşabilirim? Burada burnum kıstı benim efendim. Burada burnumun kısıklığını nasıl atlatabilirim? Sana cevap bile gelmeyebilir. Hiç önemli değil. Yoluna devam edecek. Adnan bir dahaki şeyden, şey var burada senden yüz tane semaden istiyor.
Beni ilgilendirmez. İstersen havada talim ettir. Bana diyecek ki efendim biz talim yeri bulamıyoruz. İyi bana ne diyecek? Havada talim ettir. Sokakta talim ettir. Yolda talim ettir. Nerede talim ettiriyorsan ettir. Problem senin. Aşman için veriyor. Ya Adnan'a bu işi vereyim de bir imtihan edeyim. Olacak mı olmayacak mı? Aklımın ucundan geçmez. Ne şimdi ben Hüseyin Eka'ya imtihan ettim şimdi. Hüseyin Eka toplanıyorsunuz, temizliyorsunuz diye tekrar göçüyoruz yerin üzerinde. Ne diyecek şimdi Hüseyin Eka? Şeyh Efendi beni imtihan ediyor diyecek. İş vazife. Dedim Perşembe gün orada dersi yapacağım demiş. Dersi yapıyoruz. Daha ses bize ne yetişmemiş ama biz oradan çentik attık.
İmtihan için öyle bir şey olur mu? Her şey imtihan bu halen. Bu halen. Ne öyle gördün sen? Öyle görme. Her şeyi YouTube gör. İkram gör. Her şey hediye bu halen. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Bazı tespitlerinde doğruya isabet etmiş bir terbişin çözüme katkıda izlenecek yolu yöntemi nasıl olmalıdır? Sabredir. Oyun mu mümkünlidir? Soru sormak da bir yöntem midir? Çözüme ne derece katkı sağlar? Her şeyi çözüme katkı sağlar. Soru sormak çözüme katkı sağlar. İstişarelerde bir kimsenin bir bildiği varsa, gördüğü varsa onu söylemek katkı sağlar. Her şey bir katkıdır. Bir kimsenin orada bulunması da katkıdır. O yüzden normalde doğruya isabet etmiş etmemiş önemli değildir.
Önemli olan o meselede o kimsenin kafa yormasıdır. Önemli olan o meselede o kimsenin gönlünü yormasıdır. Kafasını yormasıdır. Kendisini oraya adapte etmesidir. Kendisini oraya doğru rahmet etmesidir. Kendisini oranın bir işçisi görmesidir. O meselenin işçisi görmesidir. Önemli olan budur. Arkadaşlar, isabet etmeyebilirsiniz. Bir sevap. Isabet ettirirsiniz. On sevap. Burada bir problem var. O problemin çözümüyle alakalı kendi kendine fikir edin, düşün, konuş, istişare et. Allah yolumuzda mücadele edenlere yollarımızı açabilir. Yol açılır. Sorunların çözümü hususunda bana sorulmadı diyenler olduğu gibi, her işe maydanoz olanlar doluyor.
Sorulduğunda fikir beyanıldı. Tepkisizce görelim, izleyelim, durgun, hissiz davrananların yanında bir de güç odaklarına muhalif olmamak için bütün taraf dibinden boyanarak çıkar. Zihniyetli dervişlerin durumları ve konu hakkında tavsiye verdiği nelerdir? Hepsi de lazımdır. Fikri olan olacak, olmayan olacak, fikri olana uyan olacak, olmayan olacak.
Hiç önemli değil de bunlar. Bizim gibi dergahlarda herkes güç odağı. Ben bir de dergahda veya bir mahallede, bir merkezde, bir şehirde odaklaşma olmasını istemem. Benim zakirliğimden itibaren istişareler vardır bize. İstişarenin haricinde işte benim yirmi altı yıldan beri izlediğim benim yol budur.
Herkes soruyu sorar, benim önüme koyar veyahut da kaldırır elini sorar. Bir fikri varsa da kaldırır fikrini de söyler. Yolunda gitmeyen bir şey varsa onu da normalde herkes çok rahat bir şekilde söyler. Bizde güç odağı yoktur, hizmet odağı var. Bizde güç hizmetten geçer. Kim çok hizmet etti, o çok hizmet ederken etrafında insanlarla hizmet olacak ve etrafındakilerle beraber iyi geçinip onlarla iyi kardeşlik kurup, iyi dostluk kurup o hizmeti yapmak zorunda.
Burası taşınacak dedim bir günde, bir günde taşındı burası. Eğer Hüseyin'i kimse sevmemiş olsaydı, Hüseyin bu işi beceremezdi, başaramadı. Demek ki Hüseyin etrafında, Hüseyin'i dinleyen, Hüseyin'i seven, Hüseyin'in bu noktada tutum ve davranışlarını kabul eden insanlar var ki, Hüseyin o hizmetiyle odak olur.
Bazen böyle açık açık konuşurum ya mesela işte Hacı Erkan'ı eleştirirler etrafında insan var, bir serit olsunlarına. Adnan'ın etrafında hiç kimse olmayacakmış yine. Hizmet eden sevilir. Etrafına hizmet veren sevilir. Etrafına merhamet eden, şefkatli olan, etrafına iyi davranan sevilir. Etrafına tebessüm eden onlarla hoşgörü dairesinde, onlarla sabır dairesinde, onlarla bir noktada yumuşak bir şekilde kardeşlik, arkadaşlık edenler sevilir.
Gayet normal ve basit. Onlarda güç odağı değildir. Bir cemaatta, bir tarikatta hizmet odağı olur. Güç odağı olmaz. Hizmet eden güç bulur. Güçlenmek için uğraşanlar şeytanlaşırlar. O gücü oynar. O zaten kaybeder. Ona mesela güçlenmek için insan toplamaya başlar. Onun yedirip içirmesi, onların etrafını besleyip büyütmesi güçlenmek içindir. Onlar etrafına yedirirler, içirirler, güçlenecek ya, onu dinleyecekler de. Yardımcı olur, onun parasını ona verir, onun parasını ona verir.
Toparlar, iki taraftan bazı paralar. O paralarla insanlara değişik aktarımlarda bulunur. Kendince üç kuruş, beş kuruş. O kimselere esir etmek ister. Olur bunlar, yaşanır de. O güç toplamaya çalışıyor. Taraftar toplamaya çalışıyor. Hizmet etmiyor. Allah onun ayağını kaydırır. Elisi çeker gider olur. Var ya, diyor eşeğin kuyruğunun altına diyor bir dikenye dokunursa, o dikeni çıkarmak için akıllı bir kimse lazım diyor.
Eğer akıllı bir kimse olmazsa diyor, o diyor dikeni çıkarmak için koşturdukça, tepiklendikçe diyor, hem kendine zarar verir, hem kendi etrafına zarar verir. Ona muhakkak hakim bir kimse lazım ki diyor, kuyruğunun altındaki dikeni çıkarmak için. Eşek tapiyatta oldu mu, kuyruğunun altına bir diken, o hem kendine zarar verir, hem etrafına zarar verir. Etrafında kime zarar verir? Yanı başında olana zarar verir. Böyle güç toplamaya çalışan bir kimsenin, Cenab-ı Hak kuyruğunun altına bir diken yerleştirip, o ilk önce ilk tekmeyi, ilk çifteyi yanı başındaki kimseye vurur. İlk ısırığı yanı başındakine atar. O yanı başındaki, o güne kadar ondan yemiştir, içmiştir, onunla beraber gezmiştir.
O ısırığın can havliyle bir tekmede onu atar. Eşek eşeğe bulucu. Bilgili bir kimse, kendini lokmaya satmaz. Sufi bir kimse, kendini ömreye satmaz. Sufi bir kimse, kendini üç kuruşa, beş kuruşa satmaz. Sufi bir kimse, bir başkasından nimetlenmek için, onun ne bileyim işte, cerevesini çekmez. Eee, onun etrafındakiler hep köpüktür, cürühtür.
O anlayıverir kimse etrafında. Onlar da zannederler ki ben bir gidersem arkamdan herkes geldi. Güç düşüncesindendir. O güç. Ben bu dergâhta bir gücüm var diye düşünüyorum. Benim bu dergâhta bir ağırlığım var. Ben yürürsem arkamdan dergâhın yarısı yürür der, bir yürür etrafında beş kişi, burada yok. On adım sana o beş kişi de kalır. Ben hatta öyle derim. Kalanlar kalır ya, sen ben bizim oğlan, biz kalktıkken burada. Eee, gitti. Kim gitti? Yürüp gitti. O şimdi gittiği zaman da kendi gittiğine bakmaz. Sebeplere takılır, ha bire o sebeplere kükreder. O sebeplere hakaret eder, batar temelinde. Allah mağazırlar. Bir dergâhta güç odağılmaz. Güç olmaya çalışan batar.
O batan da beni şeyh batırdı zaten. Bir adam şeyhe sarmaya başladıysa eyvah ki eyvah. Bir işliğim boyunca şeher bende kim sarmadıysa gitmiştir. Kurtulmazsa şeyhin öksürmesi daha eksiklik. Adam hasta ya şimdi benim bindiğim arabaya şeyi takar bir onun. Gözüne görür bir başka şeyi gözüne görür.
Her şey gözüne görmüyor onu. Sadece bu. İlk önce çok masumana gibi sorardı, söylerdi mesela. Benim hakkımda konuşulanlar bak hiç kimseden dinlemedim. Şimdilik önce der, bu evi nasıl yaptırdın? Önce soru al tervişlerin arasında. Adamın sesi bütün çarşıyı dolaşmış, tervişleri dolaşmış, sormuş ince ince ince gelmiş dükkanım. Herkese sordum dedi, hiçbirisinden net bir cevap alamadım dedi. Soruyorum dedi, para toplamıyormuşum dedi. Soruyorum dedi, para almıyormuşum netten dedi. Soruyorum dedi, zekat topladığını duymadın dedi. Soruyorum dedi, şunu toplamıyorum, bunu toplamıyorum. Herkese sormuş. Sormuş adam. Sorabildiği yere kadar. Şimdi yok burada. Adam benim bütün neyim var, neyim yok, sıralamış, saymış.
Yani bildiklerimin kadardır ben sana. Nasıl yardım? Senin bildiğin sana benim bildiğin sana kaldı. Sen şimdi buna daha biraz daha saracaksın dedi. Ben sana desen ki dedim ben, ticaret yaptım. İşte Cenab-ı Hak verdi, lütfetti, karlı işler yaptım. Ben inanmayacağım ki de. İnanmayacağım dedi. Herkese seni dinledi deme dedim ben, dinledi dedi.
Bitmez. Adam sarmaya başladı. Allah bizi affetsin. Ben de sarmaya başlayıp işi uzatmayayım. Saat on bir oldu. Haram olduğunu bildiğimiz halde nefsimize uyarak on günahı işlemek bizi şirke düşürür mü? Şirke düşmesi için o kimsenin haramı helal görmesin. Bu durumlarda düştüğümüzde ne yapmalıyız? Düşmemek için ne yapmalıyız? Zaydınlatır mısınız? Haramdan uzak durun.
Hiç kimsenin haram işlemen lüksü yok. Bir şey haram yapma. Bir şey haram. Dokunma. Bir şey haram. Uzak dur. Ya ben onun yanına da giderim. Onun yanında da haramın yanında da durabilirim. Benim nefsin öncümenim tam. Öyle düşünme. Uzak.
Onun en güzel, en sağlam yolu o. Haramlardan uzak durun. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Bane benden afu.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.