mustafaozbag.org

342. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 2 Temmuz 2013 · 1:03:51

Selamın, Allah gülünüzü, bir hafız eylesin. 28 Şubat döneminin mağdurlarından Mirza Beyoğlu'yla ilgili paylaşacağının bilgi var mıdır? Çıkma ümidi var mıdır? Bu noktada Mirza Beyoğlu'nu haksız, mesnetsiz, temelsiz bir şekilde 28 Şubat hapsetti.
Zannediyorum müeffet hapis aldı galiba, öyle biliyoruz. Onunla alakalı hafiften bir çalışma yapmaya kalkarlarsa, devletin kendi içerisindeki 28 Şubat mevcutları ayağa kalkıyor. Ama ümit ediyorum, bu meseleyle alakalı ilgilenecekler. Ve ümidim o ki, 4-5 yıla kalmaz, onunla alakalı bir düzenleme çıkar.
Ya da bu 28 Şubat soruşturmaları daha en düz yeni başladı. Bu 28 Şubat düzmecelerini ortaya çıkardıkları zaman, onunla alakalı da dökümanlara ulaşılacağını tahmin ediyorum. İnşallah, daha önümüzdeki yıllarda, Türkiye'deki bu karanlık senaryoların çok yönlerini, çok derinlemesini dibindeki o karanlık devletleri tanıyacağız.
İnşallah. Saç ektirmek uygun mudur? Normalde doğal olarak bir kimsenin sakalı çıkmayan sahabeden birisine, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendi sakalından kesip yanağını o sahabenin yatırdı oraya, tekrar kapattı. Bir rivayet de var, bir sahabenin başına dair, öyle yaptığına dair. O yüzden bir kimsenin saç köklerini yeniden canlandırması veya oraya saç nakli yapılmasında bir deyiz yok.
Çünkü saç ve sakal, o kimsenin fıtratı çıkmaması gayri fıtratı veya dökülmesi gayri fıtratı. O yüzden o fıtratın negatif müdahale noktası değildir. Kandil geceleri eşinle birlikte olmak günah mıdır? Bizi aydınlatırsan sevinir, sevaptır. Nafile ibadet işlemiş gibi bir kimse sevap alır. Kandil gecesi olduğundan dolayı değil. Bizim dinimizde cinsel ilişkinin yasak olduğu zaman bir tek ihramdır. Bir de kadının muayyen zamanıdır. Geri kalan hiçbir zaman, hiçbir gün bildiğim kadarıyla cinsel ilişkinin yasak olduğu bir zaman değildir. Diğer yasakların hepsi de İsrail'e aktarır.
Çünkü Musevilerin böyle bir katı tutumları vardır. Geri kalan yok işte şu gün mü yasak, bu gün mü yasak, yok iki bayram arası yasak, yok iki namaz arası yasak, yok işte şu günler yasak. Bunların hepsi de boş saçma şeyler. Bir hadis şerifte Allah-u Teala elleri kapalı olduğu halde azeme dilediğini seçti. Hazreti Hazreti Hazreti Rabbimin sağ elini seçti. Rabbimin iki evi de sağdır, mübarektir dedi. Sonra Allah-u Teala Hazreti Hazreti Sağ elini açtı. Bu hadiste açıklanmışsınız. Bunların hepsi de bu noktada Allah'ın eli olmaz, Allah'ın ayağı olmaz, bu manada Allah'ın gözü, kulağı olmaz. Allah bu noktada bu tip şeylere benzetilmekten münezzehtir. Bunların hepsi de manadır sonuçta.
Allah-u Alem, Adem aleyhisselam kendisini aynada görmüştür. Kendisini aynada gördüğü için Allah'ın eli, ayağı, gözü, kulağı olacağını öyle hissetmiştir. Çünkü bu noktada sağ elden kasıt, rahmettir, berekettir, hızlıktır, ikramdır. Bunların üzerinde çok fazla tefekkür etmemize gerek yoktur. Bunlar manevi olarak bir hal noktasında veya tabii kalbi ilim noktasında işaret yoluyla gelir bir insana. Uyku ile uyanıklık arasında görülen hal ile yine aynı zamanda geldiğini bildiğim karabasan halini nasıl ayırt edebilirim demiş. Hal, uzun daha arkası devam ediyor. Ben sadece şunu söyleyeyim, karabasanda insanın içi daralır, içi sıkılır, doyurmak istese doyuramaz, konuşmak istese konuşamaz.
O halden kurtulmaya çalışır. Manevi hal ise öyle değildir. O hal daha uzasın, o hal daha devam etsin diye insanda bir istek, bir iştiyak olur. Çok uzun zamandır ailemden ayırayım, altı senedir Bursa'da çalışıyorum. Sizinle yeni tanışmak nasip oldu. Ancak bugün ailemin yanına tahrikim çıktı. Ve kız kardeşim yanımda hiç numaraya gitmek istemiyorum. Açıkçası ne yapmak bile beklemi bilmiyorum. Bana akıl verir misinizdir? Akıl olsa, kendin merdine olsa başına sürer. Arkasından akıl yıkamak da hoş bir şey değil. Yatsı namazı kılamıyoruz. Siz gidince cemaat yapılıyor.
Fakat tek kılan var. Yukarıda cemaat yapılıyor. Aşağıda da cemaat yapılmıyor. Burada arkadaşlar kalabilenler, kaldıklarında cemaat yapabilirler. Ama uzaktan gelenler var, yakından gelenler var. Hepsi de var. O yüzden insanlar belli bir noktada bir şeye zorunlu kırmak biraz zor. Pazarlık sünnet midir? Eriyol'la sünnettir, neler sünnet olmasın diyebilirim.
Evet, sorulara devam ediyoruz inşallah. Kürsü sahiblerinin sohbetlerinden, kendilerini ifade etmesi, hep kendi geçmişiyle yaşadıklarını örneklendirerek konuşması, yaptıklarını, ettiklerini anlatarak kendisini nazara vermesi yerine, Peygamber Efendimiz'i ve Asavya'nın din anlatmasıyla kendisini deyip onların nazara vermesi gerekli olduğunu eserlerde okuyoruz. Hala burada bu konuda rehabiliterin ve vahdo olduğunu düşünenlere bu konudaki görüşlerimizi yütebemiz. Bir kimsenin kendi kendini anlatması gerçekten güç bir şeydir. Bir meselenin açıklanması, bir meselenin iyi anlaşılabilmesi için bazen, kürsü sahipleri zorunlu kaldıklarında kendi başlarından geçen bir meseleyi veya kendi yaşadıkları bir hadiseyi anlatmaya mecburiyetinde kalırlar.
Bu noktada eski Suudi geleneğinde eğer o kimse Mürşid konumundaysa buna cevaz vermişler. Buna cevaz verirlerken de ben buna cevaz verildiğine dair daha doğrusu birkaç yerde okumuştum. Sonradan bu cevazla alakalı Hz. Osman Efendimiz'in başına gelen veya bazı sahabelerin kendi faziletlerini anlattığına dair hadiseleri, olayları okudu.
Mesela Hz. Osman Efendimiz hafız edildiğinde isyancılar tarafından, anarşistler, teröristler tarafından Hz. Osman Efendimiz Hz. Peygamber Salih ve Seylem Hazretlerinin kendi üzerinde onun tesmin ettiği, söylediği şeyleri dile getiriyor. Sizin katleteceğiniz kimse şu kuyuyu kim alırsa o ehli cennettir dedikleri Osman değil mi?
Sizin şu anda katleteceğiniz kimse Hz. Peygamber Salih ve Seylem Hazretlerinin ilk kızını nikahlayan Osman değil mi der? Sizin katleteceğiniz kimse Hz. Osman Efendimiz kendisiyle alakalı faziletleri anlatmaya başlar. Bunun gibi Hz. Ali Efendimiz de kendisiyle alakalı faziletleri anlattığına işaret var. Sahabeden bazıları kendileriyle alakalı faziletleri lazım olduğunda, mecbur kalanlığında belki de anlatmışlar.
Örnek olsun, ölçü olsun, insanlara işaret olsun diye anlatılmıştır. Bu çok kullanılması uygun olmayan bir şey. Ama ve lakin bunu üstadlara, mürşidlere müsaade edilmiş. Öyle söyleyelim. Ama bir kimsenin kendi kendisini nazara vermesi gerçekten çok hoş bir şey değil. Belki de kendi rüyasını anlatırken bir arkadaş böyle bir rüya görmüş, birisi böyle rüya görmüş.
Veya birisi böyle hal görmüş deyip anlatması veya birisi başından böyle bir şey geçmiş, birisinin başından böyle bir hal zulmür etmiş demesi daha uygun. Ama eğer mürşid konumundaki, veli konumundaki kimseleri bazen kantanın topuzunu kaçırıp kendilerini nazara verdiyse de, Cenab-ı Hak inşallah bu kusurlarla onların affetsin. O yüzden biz onu ancak aslında kusur değil ama kusur olarak görsek dair, Cenab-ı Hak o küçük kusurlar da inşallah onların affetsin. Şimdi sahabenin içerisinde dönem dönem bazı büyük sahabelerin mecbur kalınlıklarında kendi faziletlerini anlattığı görülür. Mesela Hazreti Ali Efendimizin bir cihat meydanında benki deyip kendi faziletlerini anlattığında arkasından Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri cihat esnasında olmasaydı Ali helal vururdu demiş.
Şimdi böyle olunca işin bir de bu tarafı var. Cihat esnasında, mücadele esnasında düşmanın gözünü korkutmak, dosta güven vermek, mücadele esnasında düşmanın kalbine korku indirmek ve dostun gönlüne de cesaret inmesine vesile olmak için bir kimsenin kendi faziletini veya cesaretini veya kendisinden bir örnek vererek bunu yapması caiz görür.
Gönül arzu eder ki insanlar hiç kendilerinden bahsetmesinler. Ama mecbur kalınlık çünkü her dönemde hastalıklar farklıdır, her dönemde düşmanlıklar farklıdır, her dönemde dostluklar farklıdır, her dönemde incelikler farklıdır. Bu dönem hastalıklarının tedavisi ancak dönemin velilerine ve alimlerine aittir.
Öyle olunca bazı hastalıklar veya bazı yaşanan şeyler geçmiş dönemlerde yaşanmamış olabilir, o dönemde o kimse o dönemde yaşanan bir şeyi anlatabilir. Bu da mümkün. Yani Mısır'da Osmanlı'dan sonra bazı şeyhlerin, bazı abinlerin bayıltılarak kadınlarla çıplak fotoğrafları çekilip basın yoluyla dağıtılmış. Bu geçmiş dönemde hiçbir zaman görülmüş bir şey değil.
Bunun 1300 yıllık, 1200 yıllık yani Mısır'da bundan 100 yıl önce olduğunu söyleyelim bunu, düşünelim. Bundan 100 yıl önce, 1300 yıl, 1300 yıllık İslam tarihi boyunca hiçbir velinin, hiçbir alimin başına gelecek bir şey değildir. Alimler hapsedilmiştir, veliler hapsedilmiştir, şehirlerden sürülmüştür.
Boyunlarına herhangi bir fetva veya devletin kestiği ceza asılmış, onu boynundan çıkarmak dahi ölüm sebebi olmuş. Öyle dolaştırılmıştır. Başına zamanın, beynin iki tane askeri polisi, zaptiyesi neyse konulup, onun üzerinde bir fetva asılıp, şehir şehir dolaştırıldığı görülmüştür. Ama böyle bir şey görülmemiştir, örneğin. Şimdi bunu örneklendirirken, bir kimse bunu nasıl örneklendirecek? En azından şunu diyebilir. Ya Mısır'da böyle bir şey oldu. Peki, buna benzer şeyler Türkiye'de olduysa nasıl dinlendirecek onu o kimse? Yaşanmış deyince veya yaşamış deyince adamın aklından şöyle bir şey geliyor, dinleyelim. Yalan söylüyor ya.
İnanmıyor. Oturdum ev hiçbir yere kayıtlı değildi. 28 Şubat'ta derviş kardeşlerden birisi beni oturdum, evin adresini gitmiş vermiş. Şurada oturuyor demiş, evin burası demiş.
Sonra gitmişler, ev sahibini almışlar, tuturmuşlar. Ev sahibini almışlar, ev sahibini almışlar, ev sahibini almışlar, titriyor adam. Hemen acil benden bir kontrat imzaladı. Söyledi de kendisi. Beni polisler aldı götürdü, sen ne iş yapıyorsun dedi. Kontratı imzaladık biz. Dedim nereden öğrenmişler? Senin dervişlerinden öğrenmişler. Kim dedim ben? Filanca dedi. O filanca sonra dükkana geldi. Ne geçti eline dedim. Yalan mı söyleseydin dedi. Evet dedim benden. Sen bize doğru söylemeyi anlatmamanı mı dedi öğretmeni dedi. Benim söylediğimi harfiye yerine mi getirdin hayatında buluna kadar dedim.
Sustu. Omuzuna vurdum benden. Sana kılmıyorum. Sen dedi İsa'yı da havariyle satmıştı dedi. İsa'yı da havariyle satmıştı dedi. Kaldı. Şimdi sen diyeceksin ki dedim. Sen İsa'msın. Sen de havari değilsin zaten. Şimdi bunu nasıl anlatacağım? Bir de normalde insanlar bu noktada dikkat etmesi gereken kimseler belki de belli bir noktaya, belli bir hale, belli bir duruma gelmemiş olan insanlar dikkat etmeli.
Ama belli hesabı, belli kitabı bitiren insanlar bu noktada çok dikkat etmeyebilir. Ben kendimi onlardan görmüyorum yalnız. Ardında çizelim. Allah bizi affetsin. Sohbet eden körsüz ayetleri, vaizleri müminlerde tasvip edilmeyen, olmaması gereken kötü örnekleri, halleri, ahlaksızlığı sohbetlerine mevzu etmeleri yerine, iyi, iyiceye giden yolları, güzeli, güzelliğe götüren yolları sürekli problemlerde sohbeti sevgiliyi anlatan, hatırlatan şeyleri sürekli terörü taze gündem teşkil etmeleri daha doğru ve yapıcı bir usul olduğu hakkında kıymetli düşüncelerin nelerdir?
Bu muhakkak güzel, hoş, problemlere bakarken, insanlara anlatarken iyiliği, güzelliği, doğruluğu anlatmak çok hoş bir şey. Ama şunu da unutmamalı. Sadece meselenin o kısmından bakıp fenalıktan bahsetmemek, meselenin o kısmına bakıp kötülüklerden bahsetmemek, meselenin sadece o kısmına bakıp yanlışlıkları, eksikliklerden bahsetmemek, insanı real hayattan ve insanı real hayatı hazırlamaktan uzak kalıyor.
Bunu böyle daha açık, daha net konuşmak gerekirse, mesela Türkiye'de belli cemaatler bu noktada hiç kötü ve kötülüklerden bahsetmeden, sadece iyilikleri ve güzellikleri anlataraktan kendi cemaatlerinin müntesliklerine yol ve yöntem ve yön veriyorlar. O cemaatın içerisinde kalındığı müddetçe, o cemaatın içinde yaşandığı müddetçe, yediğin, içtiğin, kazandığın, harcadığın o cemaatın içinde olduğu müddetçe hiçbir sıkıntı yok.
Mesela bunun tipik bir örneği çok güzel uygulayan Fethullah Hoca Efendi. Bunun bir alt kategoride tipik örnekleri Risale okuyucuları, Risale talebeleri. Ama bu kardeşler, bu arkadaşlar, real hayatla karşılaştıkları anda ne yapacaklarını şaşırıyorlar. O kötülükle, o sıkıntıyla, o problemle nasıl mücadele edeceklerine dair ellerinde real bir argüman yok.
Bu şahsın, bireyin kendisiyle alakalı olabilir. Mesela işte yıllardır hizmetin içerisinde koşan bir kimse, hizmetin dışına atıldığında nasıl para kazanacağını bilmiyor. Hizmette herhangi bir vazifede görev yapmış bir kimse, hizmetin dışına bir adım çıktığında, korumasın, muhafasın, ne yapacağını bilmeyen şaşkın ördeğe benziyor.
Yeniden cemaatin tasallutunun altına girmek zorunda kalıyor. Buradan bir kardeş çıkmış, gitmiş olsa yeniden cemaatin tasallutuna girme derdi olmaz olur. Nitekim çıkanlar vardır, hayatlarına devam ederler. Belki de bir manevi boşluk yaşarlar, bir manevi sıkıntı yaşarlar. Ama hayatla karşılaştıklarında ne yapacağımı bilmemezlik etmezler. Çünkü burada öyle bir yetiştirme tarzı yoktur suybilikte. Ama örneğin işte bir polisle karşılaştıklarında, baskın hastansında ne yapacaklarını bilmiyorlar. Veya 28 Şubat darbesiyle karşılaştıklarında, 28 Şubat darbecilerinin arkasında tek hizaya geçiverdiler. Veya bu son haziran darbe teşebbüsünde bilerek, bilmeyerek, isteyerek, istemeyerek panikleyip veya bilinçli olarak bu darbecilerin arkasına geçiverdiler.
Bu güzel bir şey. Ama hayattan örneklemeler vermek, aynı zamanda Kur'an'ın da bu sorudur. Kur'an bize münafıkları tarif eder. Kur'an bize inkarcıları tarif eder. Kur'an bize fitnecileri tarif eder. Kur'an bize Allah ve Resul'ünün dışına çıkan o itiattan ayrılanları tarif eder. Kur'an bize faizcilik yapanların mezarlarından şeytan çarpılmış gibi kalkacağını tarif eder bize.
Kur'an bize kıyametin dehşetini anlatır. Kur'an bize cehennemin azabının dehşetini anlatır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri bize günah işleyenlerin cehennemdeki dehşetli hallerini anlatır. Kur'an ve sünnet listorları içerisinde sohbet eden bir kimsenin real hayatı anlatması, real hayattaki inkarcıları, müntirleri, real hayattaki fasıkları, real hayattaki kafirleri, real hayattaki cehennemlik amelleri de anlatması gerektiğine inananlardadır.
Çünkü Kur'an bize hayatın bütün perspektiflerini, yelpazesini, varlık aleminin bütün yelpazesini anlatır bize. Haramları anlatır, haramları işleyenlerin hallerini anlatır. Bu noktadan bakılınca orta yolun sadece bunları anlatmak değil, sadece onların anlatmak olmadığını, her ikisinin de karıştırılarak, harmanlayarak da, meselenin anlaşılması için, kötülükle iyiliğin muhazenesinin kurulması için, muhakkak ki kötü bir kimsenin neler olacağını ve kötülüğünün de ne olduğunu anlatmakta fayda var.
Faizcilerden hiç bahsetmeden, faizcilerin dehşetini, faizcilerin hayatından bahsetmeden faizciler anlamak mümkün Kur'an bize zinadan bahsetmemezlik etmez ki, zina haramdır, zinanın neler olduğunu, nasıl olacağını, kimlerin böyle bir şey yaptığında nelerle karşılaşacağını bize anlatır. O yüzden bence haramı, yanlışlıkları, eksiklikleri de anlatmak, o sevgilinin yolunu anlatmaktır.
Yani sevgilinin o doğru yolunu anlatırken, öbür taraftaki o eksik ve noksan noktayı da göstermekte, tanıtmakta fayda var. Eğer biz yanlışı tanıtmaz, yanlışı göstermezsek, ibretlik olarak insanlar belki de hiçbir zaman o yanlış yapanların yanlışlığını da belki de tanımayabilirler. Allah bize affetsin. Amin. İşte yarışacaklarsa insanlar bu cennet devletine konmak için yarışsınlar. Mutafifin 26. ayetiyle yarışmadan kast edilen ne anlaşılmalıdır? Demiliyor ki, hakiki müminler birbirleriyle kardeştirler, aynı yolda yürüyüp aynı mefkuleyi paylaşanlarla asla rekabete girmezler. Tehvasınca kast edilen rekabet kavramına bakışımız nasıl olmalıdır?
Rekabet isimini tahrik eden sebepler nelerdir? Müdmince hiçbir rekabet kavramını nasıl anlamalıyız? Bu noktada İslami noktasında, Sufi noktasında, Sufiler belki de birbirleriyle rekabet etmezler, birbirleriyle yarışırlar. Rekabet etmek, birisinin 5 liraya yaptığını senin 4 liraya yapmandır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri asla rekabet etmeyiniz der.
Din literatüründe rekabet etmek yoktur. Sizin kardeşiniz de rekabet etmezsiniz. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hz. Ayşe ile yarıştığı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin devesinin diğer develerle yarıştığı, atının diğer atlarla yarıştığı, sahabelerin hayırda, iyilikte, güzellikte, cömertte, cesarette yarıştığı görülmüştür. Mesela Hz. Ömer Efendimiz, cömertlikte, Hz. Ebu Bekir Efendimiz ile yarışmaya kalkışmış ve yarışmış, malının yarısını getirmiş. Ama Hz. Ebu Bekir Efendimiz malının tamamını getirmiş. Ve hadis-i şeriflerde birbirleriyle yarıştıkları açıkça beya edilmiş. Cömertlikte yarışmışlar.
Hz. Osman Efendimiz cömertlikte yarışmış. Sahabeler savaş esnasında kahramanlıkta yarışmışlar. Cengabellikte yarışmışlar. Birbirleriyle yarışmışlar. Bu yarışma heyecanı, bu yarışma kültürü, İslam'ın içerisinde, suhilerin içerisinde vardır. Ama rekabet yoktur. Benim nazarımda rekabet bir hastalıktır. Yarışmak ise erdemliliktir. Siz yarışabilirsiniz. Bir kardeşinizle yarışın. O iki mahalleye gidiyorsa siz üç mahalleye gidin. O üç mahalleye gidiyorsa siz beş mahalleye gidin. O altı şehre gidiyorsa siz sekiz şehre gidin. Yarışın.
Dini yaymada, dini anlatmada, iyiyi, doğruyu, güzeli anlatmada yarışın. Aslında bu yarışma aynı zamanda da Allah'a koşma olur. O yüzden bu yarışma malum ve makul dairede öbür aleme doğru büyük bir yürüyüştür. Allah bizi o noktada olanlardan eylesin. Mutlak halillik ve mutlak sadakatin ancak Allah'a ait olduğunu, şehre ait olmadığını söylerken, alimler ne demek istemiş olabilirler? Buna da varsa nedir? Konu hakkındaki mülahazalarımızı rütbeder. Muhakkak mutlak dostluk ve mutlak sadakat Allah'adır. Allah'a olan dostluk ve sadakat soyuttur.
Onun somuta indirgenmesi gerekir. Somutsal örnekleri lazımdır. De ki, ey hafifin, eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyur. Bu soyutu somuta çevirmiş hal edersiniz. Eğer siz Allah'a mutlak dost iseniz, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine mutlak dostluktan geçmemiz gerekir. Eğer onunla mutlak dostluk kıramıyorsanız, Allah'la olan mutlak dostluğunuz hayaldir. Allah'la olan mutlak dostluğunuz kendinizcedir. Geçici bir hevestir. Hakikat noktasında değildir. O zaman bir şeyhi olan dostluk, Allah'a olan dostluktan kaynaklanır. Bir şeyhi olan muhabbet, Allah'a olan muhabbetten kaynaklanır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine olan muhabbet, Allah'a olan muhabbetlikten kaynaklanır.
Ne diyor hadisi kudside? Mümin kullanın kalbine ilham eder melekler. Allah filancayı sevdi, siz de sevince. Bu sevgi Allah sevgisinden dolayıdır. Mutlak dostluk bu noktada kesinlikle ve kesinlikle Allah'adır. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Davut aleyhisselamın duasını nakletmesi de enteresandır. Allah'ım senin sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirenlerin sevgisini, çözde sessiz kalmış bir kimseye, soğuk şerbeti, ona nasıl sevgiyi kırdıysam bana da sevgili kıl. Bana da onu sevindir der. O yüzden demek ki mutlak dostluk, mutlak muhafret, mutlak asıklık Allah'adır.
Ama bu eğer ki veli, mürşidi kamil, Allah'ı sevenler, peygamberler somutluğundan geçmezse, herkes oturun, temince der ki, bugünkü insanların, bugün İslam dışı, veyahut da böyle gevşek dini yaşayanların, bizim önümüze koyduğu, saçma sapan lafa benzer. Nedir bu? Ben Allah'ı seviyorum. Kalbime bak, kalbime. vuruyor, birisi çıplak bağırına, televizyonda görüyoruz. Allah'ım diyor. Ben onu çok seviyorum diyor. Güzel bir şey, inkar etmiyoruz. Ben sevmiyordur demiyorum. Çok basit. Onun somuta, somut örneklerinin olması gerekir.
Çünkü somut örneği Allah bizim önümüze koyuyor. De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun. Bu somuttur. O zaman, bir kimse mutlak, uyması gereken kimdir? Allah'tır. Allah diyor ki, iman edip, zikredenler için, peygamberde güzel örnekler vardır. Yol oradan geçiyor. O zaman, evet, bir kimse, kendi kendince, bir velinin, bir mürşidin, beni sevindeme hakkı yoktur.
Ama genel olarak, mürşidlerin, sevilmesi gerekir derler. onun için somuttur. Senin peygamberi sevdiğinin somutu, müminleri sevendir. Eğer müminleri sevmiyorsan, senin peygamber sevgin hayaldir. Eğer sen peygamberi seviyorsan, sünnetlerine sarılırsın, somuttur. Yoksa, mutlak sevgi, Allah'adır. Mutlak dostluk, Allah'adır. Mutlak muhabbet, Allah'adır. Geri kalanı, hiçbir şey lazım değildir, dendiğinde, o kimse komple, dinin bütününü, hemen hemen yok görür. Hani bugün, tereneliciler var ya, biz Kur'an'a bakarız, başka bir şeye bakmayın. Bugün bir kardeş geldi, kapının önünde az bir şey sohbet ettik, bilmiyorum burada mı.
Diyor ki, yani bazı, bazı da demiyorum, hadis-i şeriflerin bize gelinceye kadar, yolda bozulmadığı ne var mı diyor. Çok tehlikeli bir şey. Biz otomatikman, somuta çevrilmiş bir dini, yok hükmünde görüyoruz o zaman. Namazın rekatlerini nereden bulacağız? Namazın kılınış şeklini nereden bulacağız? Orucu bozan, bozmayanları nereden tamamlayacağız? Çok basit bir şey söyledim ben de kardeşe. Dedim, öğrendin, kimselere git sor bakalım. Eşinle beraber, eşinin teyzesinin de nikahını alan, hiçbirisini gördün mü? Kur'an bunu yasaklamamış, Hazreti Peygamber yasaklamamış. Ehil, eşek etini, iyi olmuşsun mu?
Hayır, Hazreti Peygamber yasaklamamış. Karga eti yiyeniniz, var mı karga etiyle alakalı, ayet-i kerime yenmeyeceğine sahip? Yok, bir sürü karga var. Hadi bunu yiyin, ben ne ol?
Uçan kuşları yiyorsun, ördeği yiyorsun, kazı yiyorsun, bıldırcını yiyorsun. Karga etiyle yemiyorsun. Suyutun somuta indirgenmesi, suyutun somuta dönüşmesi, Allah inancının, Allah inancının, somuta dönüşmüş hali, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatı, o zaman Allah sevgisini, somuta dönüştüğü nokta, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onu öylesine, ne dedi?
Ne dedi? Geri canınızdan, malınızdan, eşinizden, çocuğunuzdan, nefsinizden, her şeyinden fazla sevmedikçe, imanımız kemale ermez. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Dervişler, sadakatı cedeleyen bazı hadiselerle karşılaştığında, silsile yoluyla, üstlerine ve hatta şehirlerine karşı, dil ile ifade edildiğinde, sıkıntı yaşayacağı fikirlere bürünebilmektedir. Örniğin, yeterli gelmediğin, kendisini açmadığın, açamadığın, problemleri anlık günlük çözdüğünün, uzun vadeli çözmediğinden, aynı sorunların, tekerrür ettiğini, sorularına yeterli cevaplar vermediğini, ya da veremediğini, kendisini bu yolda tıkadığını, ya da tıkandığını gibi düşüncelerin, sebepleriyle, doğruluğu nelerdir?
Beğenmiyorsan, başka bir üstada, dergaha gidersin, herkes serbest demek, bu vakaları, net derece, çözüm getirebilir. muhakkak ki, derviş kardeşler, sufilik yolundaki kimseler, problem yaşarlar, sıkıntı yaşarlar. Bu problemleri, bu sıkıntıları, üstadlarına anlatmaları, onlarla paylaşmaları gerekir. Üstad'a anlatılmayan, onunla paylaşılmayan problemler, sufilerin içerisinde, büyük bir handikaptır. Bu handikapı, aşmanın yolları kapalıysa, bu meselede olan, şikayetlerini, veya sıkıntılarını, dillendirmekte, ve çözmekte, gerçekten büyük problem yaşarlar.
Ama, bu problemi, bu sıkıntıyı, kendi üzerimize alınmayanlardan, kendi üzerimize alınmaması, sebebi şu, ben, yine kendimden, örnek vermek zorunda kalacağım. Sufi hayatım boyunca, önüme gelen soruları, veya el kaldırıp, sorulan soruları, bilebildiğincesine, hep cevap vermeye çalışıyorum.
Böylesine, açık bir ortamda, böylesine, herkesin istediği soruyu, buraya yazıp, koyabildiği bir ortamda, ben o yüzden, soruların, burada, bazı kardeşler, iyi niyetli dahi olsa, okumasına, çok aşırı derecede, tepki gösteririm. aşırı derecede, tepki göstermemin, sebebi budur. Bir kimse, sormuş olduğu sorunun, bir başkası tarafından, okulup, süzgeçten geçirildiğini, görmemesi gerekir. Çünkü, buraya gelen, herkesin, dilediği soruyu, sorma hakkı vardır. Dilediği soruyu, soramazsa, o kimse, kafasındaki, soru işaretlerini, yok edemeyecektir.
Ama, üstadın, şahsıyla alakalı, ama yolla alakalı, ama dinle alakalı, ama özel, ama gayri özel, her şeyle alakalı, bir şey, bir yerde, sorulabiliyorsa, orada, insanların, kendi aralarında, dedikodu, mekanizmasını, çalıştırıp, kendi aralarında, kendince, fitne mekanizmasını, çalıştırıp, ortalığı, fesadan verme, hakları yoktur. Böyle yapıyorlarsa, o zaman, başka bir yere gitme, hakları o. Zaman, olduğu müddetçe, sağlık yerinde, olduğu müddetçe, ama buradaki, sohbetlerde, ama değişik şehirlere, gittiğim sohbetlerde, ama, umuma açık, işte İzmit'de olsun, İstanbul'da olsun, İzmir'de olsun, salonlarda yapılan, sohbetlerde, gelen hemen hemen, bütün soruları, cevaplandırmaya, gayret ediyorum, vakit yetmezse, oradaki vazife, ileriye teslim ediyordum.
Katlıyorum, o vazifeleri de söylüyorum, okumayı, bir dahaki, sohbete getirme. Ben, kendi sırrımın, bir yerde, söylenilmesini, ve konuşulmasını istemem. Nice şeyler konuşulur, insanlar, benim konuştuğumu zanneder, mesela. Ben, bildiğim halde, gelip, bana anlatırlar, ben susarım. Biliyordum demem. Hatta, bazı insanlar, haklı veya haksız, o meseleyi, benim söylediğimi zannederler. Oysa, meseleyi, bana anlatan kimse, bir başkasına da anlatır. Bir başkasına da anlatır, bir başkasına da anlatır. Ondan sonra, anlatan kimse, kendi anlattığını unutur, benim söylediğimi zanneder.
Ben konuşmam, kolay kolay. O yüzden, buraya gelen soruların da, okunmasını istememiz hiçbir zaman. Çünkü, mesela, az önce bir soru okudum, altına ismini de yapmış, yazar kimse. Hakkın, bir sıkıntısı vardı, yazar, soru olarak, altına da ismini de yazar. Bu gayet makuldur. Husisi dua istiyor kimse. Ben filancıyım, bu problem bana ait, bana dua ait. Veyahut da o problemi, ben biliyorum. Veyahut da o problemle alakalı bir, daha önce yaşanmış bir şey var. Bu tek, açık, sohbetler olarak. Örneğin bir tane daha, soru geldi buraya. Bakın, geri kalan hepsinde, gücümü yettiğince baktım.
Böyle soru sormanın açık, birebir sohbet etmenin açık, birebir telefonla ulaşmanın, açık olduğu bir ortamda, kardeşlerin, arkadaşların yanlış anlaşılma gibi, dertleri ve sıkıntılar olmaz. bunun kendi üzerimizde alınmıyoruz. O yüzden kardeşler, örneğin, ben açık konuşacağım.
Mesela, Fehmus da geldi, Fehmus da işini yarım bırakma dedim. Kendim söyledim. Tepki geliyor dedi, benden geliyor mu dedim, hayır dedim. Öyle olmadı mı Fehmus? Kimsenin şahsıyla bir problem yok, Fehmus da benden bir problem.
Velevk oldu. Yok da, Velevk oldu. Hayatın sonu değil, problemlerle pişecek insanlar. Bir surfi, üstadıyla da problem yaşayabilir. Ben zaman zaman anlatırım. Ders olsun diye anlatırım. İnsanlar tabii kendi kendilerine, kendilerinin üzerinden, yine oraya geleceğiz. Bugün takıntı orası, ben de dedim ki. Yani kendi üzerinden anlatmak istemez. Ama yaşanan şey var. Ben anlatırım mesela, şey efendim, işte, birisi gider, bir şey söyler, bir şey der, buraya, bir şeyimi görmüştür muhakkak, ben de, giderim ben mesela, yüzünü asar bana, donup donup konuşur, ben anlarım, bir şey var.
Çok olmuştur ben. Ben dönerim hemen efendim, hakkınızı helal edin. Muhakkak ben bilerek, bilmeyerek bir şey yaptım. Nasıl yani der? Efendim, ben açıkça derdim. Efendim, ben meyaneden çıkma bir insanım. Masadan kalkmıyorum. Ben de edep, terbiye, dengesel muhakkak ben bir yerde, bir şey söylemişim ben. Hakkınızı helal edin efendim. Oğlum, bu nasıl sözlerdi bana, Allah rahmet eylesin. Efendim, böyleyim ben derdim. Yani yapmışım bu bir şey. Hakkını helal et bana. Helal olsun. Bu, aradan bir ay, iki ay, üç ay geçen mesele anlaşılırdı. Veya bazen anında anlaşılırdı. Ben onu bilir, ben ona inanırdım yani. Benim vicdan en rahatından. Bir şey yapmadım yani.
Ondan sonra aradan iki ay, üç ay geçer, şey herhalde dönerdi bana. Mustafa ben de onun hakkında helal et. Öyle değilmiş bu mesele der. Olabilir. İnsanlar problem yaşayabilir, bazen sıkıntı yaşayabilir, bazen bir şey anlaşılmaz olabilir. Oğlum, derviş kardeş kendi kendine böyle bir sarmal yapar. Mesela Tahsin, şimdi açık açık örnek gelin, Tahsin üzerine alınmasın. Sarmal yapmış kendi kendine. Öyle olmadı mı Tahsin? Adnan nerede? Bosna'ya yıktılar. Adnan geldi mesela, Tahsin'le alakalı bana dedi ki, ya böyle böyle, dedim kendi kendine sarmal yapmış dedim ben. Hiç alakası yok aslında. Olmamaktan kaynaklanır bu.
Konuşmamaktan kaynaklanır. Burada hepimiz bir aileyiz. Kalbimi lime lime edip, itlere yem etsin ki, buradaki herhangi bir kardeşe buğzun varsa, dediği cehennemde kavulsun ki, buradaki kardeşlerden herhangi birisine, içimde kinim, buğzun bir şeyim var.
Bu kadar açık ve basit konuşuyor. Bakın bu kadar açık ve basit konuşuyor. Hiç. Benim meşhur kendimce, kendi distorumdur. Bir tek Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, hata yapma kapısı kapalıydı. Geçmiş peygamberlerde küçük zevkler görüldü. Altını çiziyorum, velilerde de, rüşid-i kamillerde de günah görülür. İhtihatta isabet etmemiş olabilirler. Veya birisi, bir üstad, başka bir üstadın iştahını kabul etmeyebilir.
Bir üstad, başka bir üstadın, görüşünü tenkit edebilir. Mahkumdur. Ama bir derviş, bir üstadı tenkit edemez. Bunu ben arkadaşlarla istişare ederken, derdim ki arkadaşlar, ben dahil her şeyi tenkit edebiliriz, eleştirebiliriz.
Üstad hariç derdi. Bir gün bir arkadaş sordu bana, üstadın için hariç tutuyorsun dedi, öğrenmek istiyorum. Dedim ki, üstadı ancak üstad seviyesindekiler tenkit eder. Bir alimi başka bir alim tenkit eder. Bir arifi, başka bir arif tenkit eder. Çünkü Cenab-ı Hak bir arifi, başka bir arifle terbiye eder. Allah bir veliyi başka bir veliyle terbiye eder. Allah bir veliyi başka bir veliye mürebbi tayin eder. Öğretici. Aslında bir mürid de, mürşide göre öğreticidir. Ama mürid tenkitle öğretmez. Mürid edeple sorar.
Efendim burayı anlayamadım. Efendim burayı çözemem. Efendim burayı algılayamadım. Mesela ilk soru Allah'ın eviyle alakalı, Adem aleyhisselamla alakalı bahsi es geçti. Es geçti mi? İçinizden bazıları anladı. Bunu bir dahaki derste, bu hadis-i şerifi geçen ders anlayamadık efendim. Es geçti demek tenkiptir. Edebe mugayyirdir. Örnekliyorum. Bunu anlayamadık demek edeptir. Bunu niçin konuşmadınız? Tenkiptir.
Edebe mugayyirdir. Efendim burayı anlayamadık demek edeptir. Hikmektir. İnceliktir. İnceliktir. Ben Allah rahmet eylesin üstadım öyle derdim. Efendim burayı ben anlayamadım. Benim kafam basmadı efendim buraya. Andan sonra derdim. Cevabı oymuş. Andan sonra. Sonra anlayacakmışım ben bunu. Efendim neden sonra anlayacağım? Böyle bir şey yoktur. Bu tenkiptir çünkü. Sufi üstadını tenkit edemez. Sufi anlayamamıştır.
Sufi algılayamamıştır. E kaldı ki bunu üstada karşı yapman gerekir. Anlayamadığını, algılayamadığını dışarıda sufilerin arasında tenkit ederekten konuşman fitnedir. Bakın bu fitne anlayamadığını sorar. Yol açık mı? Evet. O yüzden fitne kapısı kapalıdır. Bu noktada. Bir gün sonra ulaşır bana en fazla. İki gün sonra ulaşır. Benim telefonum 7-24 açık. Bir mahkemeye girerken telefonu götürüyor musun? Cevdet'in oraya bırakıyorum. Bazen yanımda götürüyor musun?
Bazen karaboz sorgusuna giderken arabaya bırakıyorum telefonu. Öyle gidiyor. Kapatıyorum da telefonu gidiyor. Bu şarj kablosu çantada duruyor. Nerede şarj bitti? Orada şarjı tak. Telefon kapanmayacak çünkü. Birisinin bir şeysi olabilir. Bana ulaşamıyordur. Telefonu açamıyordur. Mesaj yazar. Yazıyorlar. Yol açık mı? Evet. Dolaylı haber göndermene gerek yok. Dolaylı konuşmana gerek yok. Dolaylı laf üretmene gerek yok. Dolaylı kendi kendine tenkit dolaştırmana gerek yok. Niçin? Adamın telefonu açık. Kürsü açık. Sorular geliyor.
Kürsüse açık. Tekke açık. Sorular geliyor. İstanbul'a gidiyorum açık. İzmir'e gidiyorum açık. Çanakkara'ya gidiyorum açık. Konya'ya gidiyorum açık. İşte Ankara'ya gidiyorum açık. Samsun'a gidiyorum açık. Nereye gidiyorsam gidiyorum açık. Açık. Tenkit edecek. Laf dolaştıracak. Kendince. Kendi kendine bir şey üretecek. Noktada değinmiş kimse. Öyle olunca o nefis ve hedefsizlik oluyor. Allah bize affetsin. Selefilikten ve Vehhabilikten bahseder misiniz? Biz Selefi değilse Cuma namazına gitmeyenler var. Allah sizden razı olsun. Selefilik ayrı bir nokta. Vahabilik ayrı bir nokta.
Selefiler Selef alimleri. Yani Tabi'inden sonraki veya Tabi'nin bir türlü alimleri. İlklerdir. İmam-ı Azam bir Selef alimidir. İmam-ı Şafi bir Selef alimidir. İmam-ı Maliki bir Selef alimi olarak görülebilir. Ondan öncekiler vardır. Onları da Selef alimi olarak görebiliriz. O yüzden Selef denildiğimizde Dinde mezhepler olmazdan önceki büyük alimler akla gelir. Bu reddedilecek bir nokta değildir. Sonra da bilhassa son yüzyılda Selefilik adı altında olan mezhepsizlik Selefilik adı altında Müslümanları ayırıştırmak Müslümanları bölmek Bunlara katılanlar falan değil.
Vahabilik de İslam dünyasının başına sarılmış İkinci sıkıntı. Birinci sıkıntı Şia İkinci sıkıntı Vahabilik. Bu da bir ders konusu. Bu kadarlık yetsin. Bir bayan arkadaşım Şehir dışındaki sohbetlerinden birinde Masanıza koyulması için bir soru gönderdiğinde Görevli kişinin soruyu okuyor.
Cevaplayıp Kendisine geri verdiğini anlattı. Böyle durumlarda nasıl karşılık vermeliyiz? Bunlar eksik ve noksan davranışlar. Olabilir. Kardeşler bu noktada bilmeyebilirler. Veya kendilerinin o esnada Bu adabı, bu erkanı tam Manasıyla algılayamamış olabilirler. Onlar adına ben özür diliyorum. Kardeşler bunları kasıtlı bir şekilde yapmalılar. Belki de bana kolaylık olması için yapmışlardır. Veyahut da bu meselenin vahametini, inceliğini Bu meselenin vermenin tam manasıyla Anlayamadıklarından yapmışlardır. Olabilir. İnsanlar hata yaparlar, eksiklik yaparlar. Noksanlık yaparlar. Kasıtlı olduğunu, bir enevivenlik olduğuna inandı. Allah yıldızı affetsin. Amin.
Haleminden hu. Nefes.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi