Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Haziran 2013 · 51:33
Selam, ökümlerinizi hayırlı eylesin. Hayınızın yanınızı, hayırlı eylesin. Biraz geciktim, hakkınızı helal edin. Birazdan fazla geciktim aralar. Benim kredim var, bir bitmiş, param da var. Hacca gidebilirdim. Önce borcunu ödesen daha iyi olur. Babam hacca gitmedi, ondan önce ben gidebilir miyim? Parası olamaz, haç parası.
Kimin parası varsa ona fazla. Kadının başını açmasının haram olduğunu bilebilir mi? Bir erkek açık bayanla belki ileride kapanır deyip evlenebilir mi? Bu noktada erkekler, mümin erkekler, mümin kadınlarla, ehli kitap kadınlarla evlenebilir mi? Bu noktada o kimsenin ehli kitap olması evlenebilirdiğine yeterli. Eğer ileride başını örtebilir, eyvallah. Ya bir kadın erkeğe soramaz mı? Sen hiç kıybet etmiyor musun diye?
Herkesin üzerinde bir günah vardır muhattı. Allah günahları da affet etmiyor. Eğer kapanmazsa kadının o günahını erkek üstlenmiş olur. Ya normalde o zaman kadının yapmış olduğu gıybetten de erkek üstlenmiş olması lazım. Kadının yaptığı delikoduyu da erkek üstlenmesi lazım. Kadının yaptığı istirahayı da erkeğin üstlenmesi lazım. Günahlar bu noktada bir kimse evinin altındakinden sorumluluğu bir yere kadar. İngiltere ve hacca giderken ve dönüşünde kalabalık bir grup insanın hacıların koluna girip karşılaması dinen doğru mudur? Bu haç ve ömre ziyaretinin yasak olmasından dolayı, Cumhuriyet'in ilk yıllarında yasaktı. O ilk hacca, ilk ömreye gidenler böyle müsaade edildiğinde çok büyük bir infial oldu.
Bir şey yasak, yasak kaldırılıyor. Yasak kaldırılınca Müslümanlar çok büyük bir coşkuyla, Türkiye'deki Müslümanlar için söylüyorum. İlk hacca gönderirken onları büyük bir coşkuyla gönderdiler. Uzun süre yasaktı. Gidebilmek çok zordu. Gelenleri de böyle ayakta karşıladılar. Önemli bir şeydi. Türkiye'ye mahsus bir şey olmuş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde halkanın ortasında dolanan, bölenen Allah lanet etsin yürümüştür. Bu mesela odanın içerisinde herkes oturmuş, odada sohbet ediliyor. Birisi de gelip de orta yere oturuyor. Bu o kimsenin enesiyle, bencilliğiyle alakalı. Veyahut da o kimsenin kibirliliğiyle alakalı.
Bu onunla alakalı hadis-i şerif. Yoksa başka bir hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri'nin zikir halindeyken üç kişi girdi. Üç kişi girince içeri, birisi halakayı yardı, içine oturdu. Birisi halakanın dışına oturdu. Birisi de döndü gitti. E hastalık size bu üç kişiden haber vereyim mi? Ver ya Resulallah. Halakayı yardı, içine oturan Allah zatında barındırdı. Edemedik dışına oturana Allah mahfuret etti. Dönüp gideni de Allah lanet etti dedi. Bu normalde halakanın ortasının durana, dönene dedi, bu yaptığımız zikir, bizim yaptığımız zikir halakasıyla alakalı değil. Bunu bunun üzerine koydu olarsa Allah muhafaza eylesin. Hayır bunu yanlışlardır.
Bu hadis-i şerifte göre zikrullah halkasının ortasına geçmek her ne sureti olursa olsun caiz midir? Bu noktada bunu zikrullah halakasıyla bağdaştırmayın. Bıyıkları uzun bırakmak caiz mi? Hazis-i şerifte dudaklarımızın üzerine gelen bıyıklarınızı kesiniz, sakallarınızı çok kesmeyiniz. Kısal tanıtıyorum. Doğru. Bıyıkların dudağın hizasını geçmesi darül harfde caiz. Sakallarınızı sizin bıçak vurmanız darül harf olduğundan caiz olur. Berber orada berber sünnet miktarından aşağı sakalları vurursa darül harf olmasa kazandığı para haram olur. Tırnakları kesmek sünnettir. Darül harfde tırnaklarla eğer harp, savaş aleti gibi düşmanın, kafirin, gavurun gırtlağını sıkıp onun böyle canını acıtmak var ise tırnağını uzatmak da caiz olur.
Öbür türlü bıyıklarınızı kırpınız, sakallarınızı bırakınız. Hadeşerif, dudaklarınızın üzerinde değil Hadeşerif. Bunu insanlar, bu dudaklarınızın üzerine gelen bıyıklarınızın kesini değil Hadeşerif'in metniye. Hadeşerif'in metni şu, bıyıklarınızı kırpınız, sakallarınızı bırakınız.
Başka bir Hadeşerif'te de bir kabzedir en fazla sakal. Başka bir Hadeşerif'te sakalın en uzun noktasını söyler bir kabzedir, bir tutamdır. Bu en uzun noktasıdır. Ama bıyıklarınızı kırpınız, sakalı bırakınız Hadeşerif'in direkt alarak da bir kabzeye almayan bazılarını sakalın uzun bırakıyorlar mesela. Hayır mesela. Ama bu dudaklarınızın üzerine gelen bıyıklarınızı kesiniz Hadeşerif'in metni böyle değil. Bu kardeşimiz Kencül İrfan'dan almış bunu ama Hadeşerif'in metni böyle değil. Hadeşerif'in metninde bıyıklarınızı kırpınız var. Ben şimdi bu tabii hepsi de bizimle alakalı Hadeşerif'lerin bunların karşılığı yok zannediliyor. Laf söyleyeyim. Hani bıyıklarını bıraktırıyorum ya ben. Ben arkadaşlarımın bıyıklarını bıraktırıyorum.
Bırakabilenler, kalınları olan varsa pala pala bıraksın bıyıklarını. Özellikle bıraktırıyorum. Bakın özellikle sakal bırakamıyorsanız dahi bıyıklarınızı muhakkak bırakın. Bıyıklarınızı yoksa, herhangi bir şeyiniz yoksa bıyıklarınızı muhakkak bırakın. Sakal bırakamıyorsanız. Muhakkak bıyığınız olsun. Ve bıyığınız da böyle hani ne dediğimi anlıyorsunuz siz. Böyle bıyıklarını yumuşayacak bıyık bırakanlar var böyle. O böyle işte bank Asya'ya açık açık konuşuyor. Bir finans kurumuna gittiğinizde en elinde böyle tebessim eden böyle ince bıyıklı, yumuşak görüntülük kimseler var. Öyle değil.
Öyle değil. Siz fıtraten bıyığınızda ne varsa bırakın. Fıtrat olarak bıyığınızda ne kadarsa o kadar bırakın. Özellikle bıraktırıyorum. Yani şöyle bir Müslüman tipi çiziyorlar önümüze. Sakalsız, bıyıksız, pırıl pırıl parlak. Çok temiz böyle olunca. Bunun arkasında başka bir şey var. Yani sakalsız, pırıl pırıl, bıyıksız, böyle çok temiz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sakallıydı, bırakın, bıyıklıydı. Çok mu kirliydi? Sakalsız, bıyıksız bir Müslüman tipini çok temiz olarak nitelendiren bir kimse. Aa çok böyle hoş, hoş görünmüyor mu?
Çok sevecen görünmüyor mu? Çok böyle makul görünmüyor mu? Ne kadar tatlı görünüyor. Diyen zihniye aslında perde gerisinde, beyin gerisinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine laf ve dil uzatıyor. Bizim önümüzde öyle bir Müslüman tipi koyuyorlar. Yani böyle sakalsız, bıyıksız, yumurta gibi. Ondan sonra devamlı böyle işte yumuşak, vur ensesine al lokmasını, istediğin lafı söyle, istediğini yap, ona istediğin gibi elinde hamur gibi yoğur onu, onu al tokatla, sen otur de otursun, kalk de kalksın, girme okula de girmesin, kılma namaz da kılmasın, gitme cumayete gitmesin, bu kıyafetin olmadı çıkar bunu desin çıkarsın, sen böyle giy de böyle giysin.
Yani koyun gibi bir Müslüman istiyorlar. Çektikleri yere gidecek. Senin saçına karışacak, sakalına karışacak, bıyığına karışacak, donuna karışacak, gömleğine karışacak, sarığına karışacak, her şeyle karışacak. Sen susacaksın. Ama sen sakın ha, onun bir şeysine karışırsan, karşı devrimcisin, yollazsın, irticacısın, gericisin, örümcek kafalısın, başını örttüğün için işte güneş ışınların senin başına geçmediğinden kafası çalışmıyor.
Senin de başına güneş geçmiş deyince kaldı. Ne D vitamini girmiyormuş örtülü kadınların başına. Bunu bize atıyor, benim yüzüme söyledi. Dedim onun başına güne D vitamini girmemiş, seninkine de fazlalıktan karıştırmışsın sen de. Kaldı. Böyle bir Müslüman tipi çizilmek isteniyor. Böyle bir sufi tipi. Biz mesela alışılmış bir mevlevi değiliz. Alışılmış bir mevlevi olmadığımızdan biz mevlevilerden de değiliz. Alışılmış bir mevlevinin sakalı olmayacak, bıyığı olmayacak, böyle sarık sarmayacak sizin gibi. Haydarisi olmayacak, olacaksa da böyle kültürel olacak.
Böyle yumuşak, her şey eyvallah diyecek. Adam dinine söyleyecek eyvallah diyeceksin, Allah'ını söyleyecek eyvallah diyeceksin öyle bir şey. Allah bizi affetsin. Tabi soruyu soran böyle değil. Muhakkak anlamaya çalışıyordun. Ben genel hava itibariyle söylüyorum. O yüzden arkadaşlara özellikle diyorum ki sakalı bırakamıyorsanız öyle ya bir yerde devlet memurusunuzdur, bir yerde çalışıyorsunuzdur, bilemem. Ama hiç olmazsa bıyığınızı bırakın. Hiç olmazsa bıyığınızı bırakın. Neden? Ya bıyık da sünnet, o da sünnet. Terk etmek yok. Dünyevi şarkı, türkü dinlemek caiz mi? Kadın şarkıcı dinlemek caiz mi?
Bakın bununla alakalı imanlar kendi aralarında farklı farklı ayrışmışlar. Mesela sahabeler cariye şarkıcıları dinlemişler. Hem de Bedir afsabı. Bedir afsabı cariye şarkıcıları dinlerken sahabeden başka bir kimse gelmiş. Ne yapıyorsunuz siz demiş onlara? Onlar demişler ki sen dur. Bize Hazreti Peygamber Salonlar ve Sebeb Hazretleri ruhsat verdi. İster otur bizle beraber dinle, istersen çek git demişler. Kadın cariye şarkı söylemiş. Mümin bir kadının şarkı söylemesi haramdır. Mümin bir erkek, insanları eğlendirmek için, eğlendirmek için, yani gayrimeşru bir şekilde.
Mesela işte bir pavyonda, bir gazinoda, bir kadınla erkekli düğün dernek yapılan bir yerde. Mümin bir erkeğin, orada insanları eğlendirmek için herhangi bir çalkı çalsa, şeytanın asker olmuşu. Mümin bir kadın veya erkek, yine gayri İslami haram bir noktada şarkı veya türkü söylemesi yine haram olur. Dinleyenin hükmüne, kardeş bir kadın şarkı söylüyor.
Bir kadın şarkı söylüyorsa ben onun şarkısını dinlemekten dolayı harama girmem. Hanbelilere ve Hanefilere göre. Ben karşıdaki kimse mümin mi, münafık mı, cariye mi, kafir mi bilmiyorum. Mümin bir kadının nameli sesi haram. Söylemesi, onun yapması haram. Onun yapması haram. O yüzden Osmanlı'da bu tip işleri yapan kimseler ya Rumliler'dir ya Ermeniler'dir. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk sanatçı kitlesi denilen tekkelerin haricindeki şarkı türkü söyleyen kadınların büyük bir çoğunluğu ilk olanlar Ruh ve Ermeni'dir. Sinema sanatçıları da öyledir.
Onların çocukları da devam ediyor hala da. Siz onları mümin, kadın veya erkek zannediyorsunuz. Siz her şarkı söyleyeni mümin bir kadın zannediyorsunuz. Her tiyatro sanatçısını, her sinema sanatçısını mümin bir kadın zannediyorsunuz. Ya mümin bir kadın portresi çizelim şimdi. Mümin bir kadın portresi çizdiğimizde kadın başka bir erkekle işte yatak odasında olacak olan şeyleri yapacak.
Mümin bir kadın portresinde, mümin bir erkek portresinde bu var mı? Yok. Şimdi bu dalga dalga yayılacak. Yarın bana diyecekler ki yine mail atacaklar bana. Sen sanatçılara kabir midin? Ya ben kimseye kabir demiyorum. Hadis-i şerif namazı olmayanın dini yoktur. Namazı yıkılanın dini yıkılır. Ben kimseye kabir demedim. Namaz dinin son kalesidir. Kimde yıkılırsa din yıkılır. Mümin bir kadın, mümin bir kadın insanların yatak odasında kendi helal eşleriyle sergilemekten utandığı şeyleri ben sanatçıyım deyip de yapması mümkün değil. Mümin bir kadın erkekleri eğlendirmek için danstır, sazdır, cazdır, şarkıdır, türküdür yapması mümkün değil.
Şeytanın borazancısı, mümin bir kimse gayri İslami bir eğlencede insanları eğlendirmek için bir şey yapamaz. Kadın şarkıcı dinlemenin hükmü de bu. Kadın cemaati toplumun kurtuluşu için neyi vaat ediyor? Veya kadir-i cemaatinin oluşumundaki amaç nedir?
Namaz dinin direğindeyiz gereğidir sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Namaz dinin direğidir. Birisi namaz dinin direği değil gereğidir dediği anda Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin hadis-i şerifine muhalefet etmiş olur. Namaz dinin direğidir. Bir kimsenin namazı yoksa onun dini yıkılmıştır.
Namaz dinin direğidir diye ebediyen bağırır. Bunu her kim söylüyorsa namaz dinin direği değil gereğidir diyorsa Allah ona hidayet eylesin. Dini sulandırmak, bu namazı sulandırmak hafife almam. Namazsız bir İslam düşünüyorlar. Kuruksuz bir İslam düşünüyorlar. Tesettürsüz bir İslam düşünüyorlar. Sakalsız bir İslam düşünüyorlar. Sünnetsiz bir İslam düşünüyorlar. İbadetsiz bir İslam düşünüyorlar. Hukuku olmayan bir İslam düşünüyorlar. İbadeti olmayacak, hukuku olmayacak. Bunu değişik yollardan bize dayatmaya çalışıyorlar. Değişik yollardan içimize katmaya çalışıyorlar.
Namaz dinin direğidir. Kim o direği yıkarsa dinini yıkmış olur. Bu manada farz noktasında dinin farzıdır, oruç da farzıdır, hacı da farzıdır. İslam nedir ya Resulallah? Kelime-i tevhid getirme, namaz kılma, oruç tutma, hacca gitme, zekat verme. İslam beş temel üzerine kurulmuştur.
Kelime-i şehadet, kelime-i şehadet belli. La ilahe illallah demek değil sadece. Yetmez mi? Yetmez kardeşim. La ilahe illallah demek yetmez. Yetmez. Bize yetirmeye çalışma. La ilahe illallah Muhammedun Resulallah. Kelime-i şehadet bu. İslam beş temel üzerine. Bir, kelime-i şehadet. İki, ikincisi namaz kılmak. Üçüncüsü oruç tutmak. Dördüncüsü hacca gitmek. Parası olanı diye parantez açmıyorum. Parantez açmışlar. Parası olamam. Ne alakası var? Ha?
Yol bulan gidecek. Yol bulan gidecek. Yol bulduk. Gideceksin kardeşim. Yol araştıracaksın. İsterse paran olmasın. İsterse paran olmasın. Parasız da osipmeye çalışacaksın. İşçi olarak git, yolcu olarak git. Ya yan git, yürüyerek git. Nasıl gidiyorsan git. Yol bul git. Suud konsolosunlarına. Verme mi bize mi kardeşim? Açak içeceğim de. Vermiyor. Oturun. Ulan geziciler oturuyor. Siz de mi oturabileceksiniz? Duran adam.
Uç tutma deyince tutmayacaksın mı? Kelebe-i şehadet geçerinden Allah'a... Ne olacak? Bir düdük herkese ver. Bir düdük herkese ver. Bir düdüye bakıyor. Oruç var. Bir tek zekat. O da var. Kime?
Parası olana. O parası olana. Beş temel esas üzerine kurulmuş İslam. Bu beş temel senin üzerinde bulunacak. Sen zekat vermek farz. Zekat verebilecek hale gelmek için mücadele edeceksin. Farzı yaşamak için mücadele edeceksin. Bunun adı ne? Ticaret yap. Tüccarlık yap. Tarım yap. Zekat verecek hale gel. Çalış. Koştur. Mücadele et. Tembel olma. Aymaz olma. Yobaz olma. Koştur. Paralı ol. Emir bu. Ars. Namazı kırın. Zekat. Ayet-i kerime.
Anaz dinin son kalesi yıkıldı mı? Anaz dinin yıkıldı senin. Allah bize affetsin. Aleyküm. İnsan için en büyük madalya nedir? Ne madalyası anlayamadım bunu. Sorun yazan bunu tekrar bize sorsun ya. İnsanın madalyası mı oluyor? Eğer bir madalya olacaksa o kimseye, o kimsenin madalyası mahşerde nurdan minberlerin üzerine oturup, nurdan elbiseler giyip, nurdan tac ve taşlandırmaktır. Çünkü onlara peygamberler bile gıpta ile bakar. Hadisi kutsi. Peygamberler sorar diyor.
Bunlar hangi peygamberler? Bir gün adi melek der ki diyor. Bunlar peygamber değil. Bunlar hangi şehitler? Bunlar şehit de değil. Bunlar kim? Gün adi melek diyor. Cevap verir. Bunlar dünyadayken birbirlerini Allah için sevip, toplandıklarında Allah'ı zikredenlerdir. Dünyadayken ne yapıyorlarmış? Birbirlerini Allah için seviyorlardır. Ve toplandıklarında Allah'ı zikrediyorlardır. Benim için en büyük madalya budur herhalde. Evlenmek için istareye yatmanın hükmü var mıdır? Her şeye istare yaparsınız. Ama istareye yatılmaz. Yat, yat, uyu boyuna. İstarenin sünnetteki tarifi şu.
O kimse abdest alır, iki rekat Allah'ın rızası için namaz kılar, son tahiyyatta okuyabiliyorsa tahiyyatta istare duasını okur. Tahiyyatta okuyamıyorsa tahiyyattan hemen sonra istare duasını, tahiyyattan sonra selam verdikten sonra istare duasını okur. Kalbine geldiği gibi hareket eder. Sonradan imamlar işte bu namaz kılınıp böyle işte saat ağırına, kılgıya doğru yatılırsa da görülen rüyaya göre hükmetmişler.
Ama hadis şeritteki istare de yok. Evlenmek için istişare yapılır. İnsan bilip bilemediğim bir şeyde, böyle tereddül ettiğim bir şeyde istare yapar. Ne yapacak? İstişare edecek. Oturacak, konuşacak. Üç sefer hakkı var. Ve nikah dört şey için yapılır. Siz dindar olanı tercih ediniz. Bir, dini için. İki, nesebi için, parası için, güzelliği için. Siz dindar olanı seçiniz. Sen dindar olanı seçmekle mükellefsin. Dindarlıktan kasıt ne? Ahlakı. Sen evlenecek oldun kimse de güzel ahlakı ister. Burada geri kalan önceli imamlar demişler ki herkes kendi konumuna göre önceliğini tespit eder.
Ama sen dindar olanı seç deyince, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin burada huzisi özel bir tavsiyesi var. Sen dindar bir bayan, dindar bir erkek seçmek zorundasın. Buradaki dindarlıktan benim algıladığım şey şu. Güzel ahlak. Ondan sonra bir erkek seçecekse önce güzel ahlaklısını sessin. Erkek seçecekse bu Mustafa Özbağ'ca. Önce dindar olanı seç. Bayan seçiyorsun. Ondan sonra güzel olanı seç. Ondan sonra nesepi temiz olanı seç. Ondan sonra zengin olanına bak. Dördüncü sıra bak. Bir kadın gözüyle önce dindar olanı seç. Ondan sonra ya mal varlığına bak ya nesepine bak. Birinci derecede dindar.
İkinci derecede o kimsenin nesepi veya yakışıklılığı veyahut da o kadının kendi konumuna göre veya maddi durumunun yerinde olup olmaması. Kadınlar noktasında farklı. Bazı kadın vardır aman mesleği yiyorsun, parası yiyorsun ben rahat edeyim der. Eyvallah. Kimisi der ki yakışıklı olsun. Sonra parası olsun. Eyvallah. Onlar da kadınların işi. Allah bizi affetsin. Buradan bir soru okuyayım. Ondan sonra bu bir daha haftaya bunu devam edeyim inşallah. Burada 13. soruyu okuyayım. Ondan sonra inşallah en kısa olanı bu çünkü. Bir daha haftaya devam edelim inşallah. Yıllar önce bir sohbetinizde mürşidi kamiller imtihan etmez. Allah imtihan eder demiştiniz.
Bu sözünüzde hala görüşünüz aynı mıdır? Anlatmak istediğiniz düşüncelerinizi lütfedermişsiniz. Değil mi? Değil mi kardeşim? Evet. Bu soruların devam etmesini ben istedim. Bunu da altını çizeyim. Çünkü bu sorulara hiç bakmadım. Fakat 98 soruyu tamamlamıştım. Demek ki 900'dan itibaren geldiğine göre. Sorular hoşuma gitmişti çünkü. Bu sorular hoşuma gittiğimde bugün... Zaman zaman Fehmus'ta zamanlıcıkça geliyor Allah Rasulü sohbet ediyoruz. Bugün de dedim ki devam ettir soruları. Yarın kalmasın dedim. Bir kısmı da dükkanda benim masamın üstünde duruyordur. Okumadım dedi soruları. Vakti saati gelince okunacak dedim inşallah. Demek ki vakti saati gelmedi.
Mürcid-i kamiller imtihan etmez. Allah imtihan eder. Herkes şöyle düşünür çünkü. Böyle bir avru var. Yani şeyh onu imtihan etti. Birisinin imtihan etmesi demek... ...o kimseyi Allah yerine koymak demek. Yani bir şeyh Allah mı ki imtihan etsin derdi. Veya arkadaşım, kardeşim. Şehidin üzerinden imtihan olur insan. Bu ayrı meseledir. Ama onu imtihan eden Allah'tır. Ben şimdi bir kardeşim... Yani ben mürşid-i kamil değilim de... Belki de öyle mürşid-i kamil olanlar... Belki de akılları böyle basıyor demek değil. Öyle düşünüyordur ama... Bu öyle bir şey olduğunu zannetmiyorum. Yani bir kimse imtihan edecek birisini.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddette... ...kimi imtihan etti? Veya sahabe efendilerimiz kimi imtihan etti? Veya cihar-i ağabey güzün efendilerimiz kimi imtihan etti? Şöyle bir algı var. Yani Şeyh Efendi ona diyecek ki... ...hadi buradan uçurundan atla. O da atlayacak, imtihanı kazanacak. Böyle bir tasavvuf yok. Böyle bir din de yok zaten. Ama şu olur. Bir kimse Allah... ...o kimseyi şeyhinin üzerinden imtihan edebilir. Şeyhinin üzerinden imtihan etmesi ne demektir? Mesela ona Şeyh'i makul, malum, Kur'an ve sünnet davresinde bir şey söyledi. O kimse onu yapmadı.
Yapmayınca aslında Allah'ın emrini yerine getirmemiş oldu. Yani o kimseye dedin ki gıybet etme. Gıybet etme. Allah'ın emri. Şeyh bunu söyledi o kimseye. O da gıybet edince şeyh mi imtihan etmiş oldu? İmtihan eden Allah'tır. Allah sizi, sizi eşlerinizle, anne babalarınızla, kardeşlerinizle, mallarınızla, canlarınızla imtihan eder.
İmtihan eden Allah'tır. Bir başkası imtihan etmeye hakkı yoktur. Bir başkası imtihan etmeye kalkarsa Allah'lıya soyunmuştur. Küfürdür. Hadi ben buna bir şey söyleyeyim bakayım ne yapacak, imtihan edeyim. Böyle bir şey olmaz. Ama bir iş vardır ortaya, bir hizmet vardır. O yapılacak olan bir işlem vardır. O işlem yapılması gerekiyordur. Ve denilir ki hadi bunu yapalım. Veya hadi bunu yapın. O kimse yapmaz. O kimsenin kendi imtihanıdır. Allah onu imtihan etmiştir. Allah muhafaza eylesin. Bir zakir, bir çoğuş, bir nakip, bir nükafa, bir şeyh, bir halife, dervişlerini imtihan etmez. Arkadaşlarını, kardeşlerini imtihan etmez.
Böyle bir din algısı, böyle bir tasavvuf algısı bende yok. Eskiden yoktu, hala da yok. Ve olmasını da istemem. Allah bizi affetsin. Bunlar çünkü insanı tabiri caizse ilahlaştıran şeyler. Bu insanları tanrılaştıran şeyler. Yarım oturup bir şeyhefendi, sabahtan akşam kadar dervişleri nasıl imtihan ederiz diye düşünüyorum. Dervişler şeyhlerinden imtihan olabilirler. Şeyhler de dervişlerinden imtihan olur. Allah her ikisini de birbirinden imtihan edebilir. Bu tamam. İmtihan eden Allah'tır. Allah bizi affetsin inşallah. Bu da enteresan. 11. soru.
Deniliyor ki sen ne sorarsan sor. Hoca kitaptan söyleyeceğini söyler. Ama yine yapacağını yapar. İnsanlar ne yaşamış olabilirler ki bu derecede güvensizliğe, şüpheciliğe yitirmişler. Her söylenenin, her yapılanın arkasında bu işleriniz bir uyanıklık, bitkiliği, hiddin farkı gibi negatif düşünceler taşımaktadırlar. Doğru. İnsanların bir kısmı bu tip şüpheciliğe bu tip aldatmacılığa uğramışlar çünkü. Ama cemaat adına, ama tarikat adına, ama şeyh adına, ama dervişlik adına bu tip aldatmacılıklar yaşamış insanlar. Ama müminlik adına, ama İslam adına. O yüzden insanlarda bir güvensizlik var. E bu güvensizliği yenmenin yolu, yenmenin yolu.
Allah affetsin, bunu böyle dönüp dolaşıp aynı noktaya getiriyorum. Ama insanların benim ilk tarikata girdiğimde, benim ilk İslam olduğumda şöyle bir algı vardı. Algı şuydu. 11 ve 13'ü cevaplamış oluyoruz. Algı şuydu. Derviş, tipik bir dilenciler. Şeyh, tipik bir dilenciler. Benim yeni İslam olduğumda algı buydu. Ve mesela işte bir kimse bir şey yapmaya çalışıyor değil mi? Tipik bir dilencisin. Ve insanlar mütemafiyen senin üzerinde böyle bir algıya sahipler. Kendince şöyle düşünüyor.
Bu adam bizim paramızı alacak. Allah affetsin. Benim bir şeye ihtiyacım yok deyince, kesin bu dervişlerden para oluyor. O yüzden hiçbir şeye ihtiyacı yok. Algı bu. Param var dersen de yanlış yerdesin. Param yok dersen de yanlış yerdesin. Algı bu. Sufiye bakış açısı. Bu kara. O kimse başında sarıp üzerinde cübbe, ayağında şalmak muhakkak şeyhen illa diyecek. O derviş muhakkak onun evinde yatmayı isteyecek. O derviş muhakkak ondan bir şeyler talep edecek. Bir şeyler isteyecek. Muhakkak o da ona verecek. Verdiği zaman da onun hükmünün altına alacak. Algı bu.
ve sufilerin üzerinde, dervişlerin üzerinde, şeyhlerin üzerinde böyle bir güvensizlik var. Yani herkes kendince o şeyhin kendisinden muhakkak bir şey isteyeceğini düşünüyordu. Bana bizatihi söylüyorlardı. Benim yüzüme söylüyorlardı. Söylüyorlardı. Bayımda da kimse söylemedi şimdi Allah var da. Tanıyorlardı beni çünkü. Ama ödemişte yüzüme söylemişlerdi. Ya sen buraya para toplamaya mı geldin? Burada zengin mi olacak? Veya benim şeyhimin üzerinde böyle düşünüyorlardı. Ben hiç görmediydim şeyh efendinin evini ve Nevşehir'i. O zaman derviş olduktan sonra bana ya ince ince dokunduruyorlardı.
Yüzüme söylemiyorlardı. Etrafı arkadaşlara diyorlardı. Şeyh Efendi öyle zenginmiş, öyle zenginmiş ki. Ben Nevşehir'e gittiğimde Nevşehir'de eski evinin yanı başında bir dergah vardı. Derme çatma su çıkıyordu içinden kışın. Zengin dedikleri şeyh efendi oydu. Sonradan oğlanlar büyüdü, oğlanlar iş yapmaya başladı işte. Evi değiştirdi. Sonra işte ne bileyim oğlanlar birkaç ev aldılar filan pişmedi. Ama o yüzden böyle bir güvensizlik vardı. O yüzden derler ki sen ne sorarsan sor. O kendi kafasındaki mi söyleyecek? Bana da aynı şeyi söylerler. Ya sen oraya ne sorarsan sor, ne yazarsan yaz. O dicerdi der. Kolay kolay hiçbir sohbete hazırlanmam ben halbuki yıllardan beri.
Sorulacak olan soru sohbetin seyrini de ne tarafa götürürse götürür. Ama ağrı olur insanların üzerinden. Bir güvensizlik var. Dervişler için de aynıdır. Ben şimdi arkadaşların neler çektiğini 3 aşağı 5 yukarı hesap ediyorum. Mahallede hadi gel dersler bugün zikir var. Gel toplanalım dersin adam naz eder kendi kendine. Öyle olmuyor mu? Adam kendini bir şey zanneder. Ona muhtaçsın zanneder. Sen gidersin diye ben şimdi Allah affetsin. Yani Cenab-ı Hak lütfet diyor bir yerlere sohbete gidiyoruz. Yani kendi kendilerinden ayağını zannediyorlar ki ya o buraya İstanbul'da birisi öyle de dedi. İste dedi ya iste de evdekinden bıktım dedi. Her gelince diyorlar ki dedi bu hafta isteyecek zaten.
Sizden istiyorlar. Aslında farkında değil insanlar. Kendisini paralı görüyor. Kendisini istenilecek bir kimse olarak görüyor. Bu ne biliyor musun? Bu şirk. Kendisini istenilecek bir kimse kendisinden istenilecek bir kimse gibi görmek şirk. Arkında değil.
Bir de kendinde ene var. Yani ben de istenecek mi kimseyi? Kibir. İstemiyorum deyince kalıyor. Yiyemiyorum deyince kalıyor. Bu sefer seni başka cepheye koyuyor. Seni ne gidişmeye başlıyor bu sefer. İstemedin ya. Allah bizi affetsin. Bu bir güvensizlik oluşmuş Müslümanların arasında. Müslümanlar paralarını, kıymet verdiklerinden kaynaklanıyor bu. O tipik aslında depresif, fiziklik bir problem. Herkesin kendisinden faydalanacağını düşünüp, kendisini ütücağını düşünmek fizik, psikolojik bir takıntı. Ve her gelene şüpheyle bakmak, herkese şüpheyle bakmak, kendini önemli bir yere oturtmak, kendini mühim bir yere oturtmak, fizik, psikolojik bir nokta.
Aslında o kimseyle de ilgilenmediği zaman da dönüyor başka türlü davranıyor. Bu fizik, depresif bir şey. Adama gidiyor ben bayındır da, al bu akşam ders var. Bakalım geliriz inşallah. Bakalım bakalım ya. Allah Allah. Bir, iki, üç, dervişlik yapıyoruz da biz. Hep böyle şey. Arkadaş. Allah Allah dedim ya. Ne bu dedim ya. İçimden. Bir, iki, üç, dört. O parçayı. Tümah'yı gördüm beni. Dün davet edilmedik ya derste dedi. E vardı ders dedim ben. E söylenmedi dedi. Söylendiğinde de gelmedik ki dedim. Bu böyle kaldı şimdi.
Dedim neden böyle bir şey? Duruyor şimdi. O zamanlar daha böyle. Şimdi de öyle abi yani davranıyordum durur. Yani. Bilmiyorum bugünle bugünün arasında bir farkın var mı yok mu da. Kendini bir şey mi zannettim usta dedim. Her hafta gelip dedim. Sana söyledim. Allah için söyledim. Dün dedi. Dün de Allah için gelmedin dedim. Nasıl yani dedi. Senin bir hiç olduğunu göstermek istedim Allah için dedi. Sen bir hiçsin dedi. Sen gelsen de o zikrullah halakası kurulacak. Gelmesen de zikrullah halakası kurulacak. Sen gelsen de dedim.
O zikrullah'a gelecek olan gelecek. Görecek olduğunu göreceksin. Sen gelmesen de dedim. Görecek. Sen dedim zikrullah halakasına gelmeyince dedim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gelmedin mi zannediyorsun dedi. Sen zikrullah halakasına gelmemekle. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bizatihi teşrif ettiği halakaya gelmemekle. Küstah'ın tek esindir. Hiç beklemiyordum. Küstahsın sen usta dedi. Sen kibirlisin dedi. Senin kafan yukarlarda dolaşıyor dedi. Ama sen dedim bile bile. Hazreti Peygamber Efendimizin geldi derse gelmedin dedi. Selamun aleyküm yolun açık olsun usta dedi.
Bir daha ömrün boyunca senin kapına gelip de derse gel demeyeceğim dedi. Sizin yaşadıklarınızı yaşadım. Hala da yaşıyorum. Ben seviyorum öyle şeyi. Giyinmeyen bir yere biliyorum. Selamun aleyküm. Aleyküm selam. Yapacağım diye söylemeyeyim. Şimdi adam arabayı marabayı görmeyince. Böyle işte. Diğer önce nereden geldi bu kimya falan işte. Nereden düştü? Arkadaşlar, kardeşler gelin bakalım bir oturalım. Biraz tepeden bakıyor sana. Bir şey isteyeceğini zannediyor. Ben konuşalım konuşuyorum 15-20 dakika. Bana 10 dakikanızı, 15 dakikanızı ayırdığınız için teşekkür ediyorum. Allah'a sizlerden razı olsun.
Ben tebliğimi yaptım. Gerisi size ayetliyorum. Selamun aleyküm. Geliyorum bir köşeye oturuyorum şimdi. Bir çay getir bana kahveceye. Getiriyor kahveceye. Bir çay daha getiriyor. Öyle bakıyorlar şimdi ona ondan sonra. Ben gayet normal olarak kalkıyorum şimdi. Onlar önce arabayı görmüyorlar ya. Ben arabaya doğru gidiyorum. Bir bakıyorlar şimdi. Mercedes. Buna birkaç tanesi geliyor. Ya hakkını evlan et ya. İşte geldin falan. Böyle yapıyorum ben bunu. Öyle yaptım. Bana gelmedi mi? Mercedes'e geldin dedim. Selamun aleyküm. Biliyorum dedim. Bir şey isteyeceğini zannettim sizden dedi. Böyle kaldılar. Birkaç kişi geldi ya özür dileriz ya. Yok dedim, özür dilerin tek bir şey yok.
Her tebliğ edeni dedim. Dilenci görmek. Her suudi dilenci görüyorlar. Allah bize affetsin. Güvensizlik var. Allah o güvensizliği yıksın Müslümanların içerisinde. İnşallah öyle kitaptan okuduğunu okur. Ondan sonra istediği gibi yapar. O güvensizlik. Bu ne demek? Yani kitaptan doğrusunu okuyor. Kendisi yanlış yapıyor demek. Allah bize affetsin. Allah bize Allah'a da ilerlesin. Allah'ın ne hu? Ne?
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.