Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Haziran 2013 · 47:38
Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenâb-ı Hak önümüzü de hayırlı eylesin. Hayırlı, yılınızı da mısın? Hayırlı olsun. Cenâb-ı Hak, memleketimize yardım eylesin. Her türlü fihneden, kavgaşadan, anasiden, terörden muhafaza eylesin. Hümmet-i Muhammed'e de yardım etsin. Hümmet-i Muhammed'e de her türlü Kulam ve Sünnet'in dışındaki her şeyden muhafaza eylesin. Bu sorularla tekrar tekrar karşılaşmak istemezdim. Ama demek ki böyle bir sıkıntı var ki sorumlu yok. Çünkü daha önce bu soru sorulmuş buna cevap vermiştik. Demek ki tekrar böyle bir sıkıntı oldu ki sormuşlar. Sohbetlerde size yazdığımız soruların herhangi birinin okumaya yetkisi var mı? Şahit yoksa niçin okunuyor?
Bu yanlış. Kimsenin soruları okumaya yetkisi yok. Hakkı da yok. Bunu yapan kardeşler, gazetlerinden yaparlar, hatalarından yaparlar. Bu konuda anca akın başaralısında istişare ediliyor. Burada değil, daha doğrusu. İşte süzgeçten geçiririm diye. Ben istemiyorum. Herkes soracağını sorsun. Özel meseleleri oluyor. Benim zamanım olmuyor. Özel meselelerimiz sorunlar oluyor. O yüzden arkadaşlar, kardeşler, soruları toplayanlar getirenler, soruları okumamaları gerekir. Kimilerinin altında isim yazılı çünkü. O isim yazılı olan kilitelerin sırrını vermek, problemini vermek, hoş bir şey teklif. Kim ne sorarsa sorsun, ne yazarsa yazsın. Soruları getiren, ilgilenen her kim ise özellikle okumasın, bakmasın.
Üstadın sohbetlerinde hizmetini gören kişiler mevcut iken, başkalarının ya da diğer şehirlerdeki görevlilerin birilerini belirleyerek bu hizmeti başkalarına yaptırmaları, dergah ağlarına bilmemizdir, huzurlu hizmeti gören kişiye haksızlık olmalıdır. Bu noktada ben kendime hizmet isteyen bir kimse değilim. O yüzden benim özel bir hizmetim yok ama işte örneğin Adnan kardeş kendince bunu hizmet ediyor veya Ali kendince bunu hizmet ediyor.
Böyle başkaları da işin içine girse herkes hizmet etmek ister, herkes bir şey yapmak ister. Bu da sıkıntılı bir nokta olur. O yüzden ben ne Bursa'da ne dışarıda özel bir hizmet istemiyorum. Allah razı olsun o ikisi, derin çayımı, suyumu taşıyorlar. Yeter. Bu noktada özel bir şey istemiyorum. Allah razı olsun. Ne Bursa'da ne dışarıda. Vefat etmiş bir üstadın dersi çekilir mi? Ehli tasavvuf, üstadın vefat eden bir kimsenin yeni bir üstada intisap edinceye kadar, yeni bir üstada bağlanıncaya kadar, geçmiş üstadın dersini çekmeye bu noktada müsaade etmişler. O kimse bir üstada bağlanıncaya kadar, bir üstada rüyasında görüp halinde görüp ona bağlanıncaya kadar buna müsaade etmişler.
Ama bir kimse bir üstad aramıyorsa, üstadı vefat ettikten sonra, bir şey aramıyorsa, geçmiş şeyin dersini çekeceğim diye uğraşıyorsa, bu tasavvuf adamın yolu bu değil. Liderlik vasıfları, insanlara doğmadan önce Allah tarafından mı verilmiştir? Yoksa insan kendi iradesi ve isteğiyle yaşarken bu tasavvuf, herkes lider olabiliyor. Liderlik vasıfı derken, eğer ki normalde bugünkü popüler kültür veya popüler dünyanın kendi içerisindeki liderlik düşüncesi ve vasıflarıysa, bu farklı ama İslami cenahtan, dini cenahtan bakılırsa, dini cenahtan bir kimse ben lider olacağım diye yola çıkmaz. Buranın emiri kim? Ümmetine hizmet eden.
O zaman liderlik bu noktada hizmetten geçer. Hizmet eden de kendisini lider olarak görüp de hizmet ediyorsa yine nefsin ölmüştür. Sufi noktada lider yoktur. Hizmet eden kimse vardır. Hizmet ederken de o kimse ben hizmet ediyorum diye de göremez. Ya o der ki ben dergaptan hizmet alıyorum. Bu dergah herkese hizmet eder. Bir kimse ben hizmet ediyorum derse de nefsin ölmüştür. O zaman ben lider olacağım diye de yola çıkmak nefsindendir. Ben buraya hizmet edeceğim, ben buraya hizmet ediyorum demekti nefsinden. Herkes dergaha hizmetçidir.
Şeyhinden en son dervişine kadar. En son dediğim en yeni dervişine kadar. Herkes orada hizmet eder. Herkes oraya hizmetçidir. Bir şekilde. Sufi adabı içerisinde eğer ki bir kimse kendisine hizmet ettiriyorsa veya kendisini bu noktada liderliğe soyunduruyorsa veya kendisini işte sufi literatürün içerisinde çalıştığa, halifeliğe ne bileyim işte şunanın buranın herhangi bir noktanın sorumluluğuna soyunduruyorsa Allah muhafaza edersin.
Bu nefsinden yönetme isteği. Yönetmek nefis ve şeytanın karıştırıldığı şeydir. Sufiler hizmet etme noktasında koşarlar. Yönetme noktasında değil. Yönetiyorum, yöneteceğim diyen kimse de Allah affetsin, batar gider, develenir gider. Ve kim herhangi bir dini noktada bir yere yönetmeye kalkarsa, bir şeyi yönetmeye kalkarsa bakmaya mahkumdur o. İster tarikat olsun, ister cemaat olsun, ister tarikatın içerisindeki bir bölüm, bir kısım olsun, bir berde olsun, bir şehir olsun, bir mahalle olsun, bir işte üç kişi, beş kişi, on kişi olsun. Yani o kimse, o kimse, ben burayı yönetiyorum, ben burayı yöneteceğim, buranın yöneticisi benim dediği anda, onun baktığı andır.
Allah muhafaza edesek. O yüzden sufi dünyası liderliğe soyunmaz, liderliğe koşmaz. Böyle bir algı yoktur. İslami cemaatlerde belki de böyle algı olanları vardır, bir şey diyemem, o da yanlıştır. Dini ıskılar noktasında bir kimse yönetmeye aday olmaz. Mesela sufi adabında birisi, ben buraya çavuş oldum, ben buraya nakim oldum, ben buraya nügabba oldum, ben buraya şeyh oldum dediği anda nefsine uymuştur. Hiç kimse sabahleyen kalkıp da ben burada zakirlik yapacağım deyip kalkamaz. Sufi adab öyledir. Sufi adabda birisi birisine bir vazife tepki eder. Der ki, sen burada hizmet etsin.
o hizmet etmeye başlar. O oranın hizmetçisidir, hizmetkarıdır. O oranın yöneticisiyim derse kendi kendine, Allah muhafaza edesin, o nefsini ölmüştür. Hizmet etme, hizmetkar olma. O kimse de kendi içerisinde, ona birisi de dese ki, sen burada hizmet et, o kimse kendi içerisinde, ben burada hizmet ediyorum demeyecek. Ben buradan hizmet alıyorum diyecek. Buna da hamd edecek. ben buraya hizmet ediyorum dediği anda, onda da nefis alır. Allah muhafaza edesin. O yüzden, liderlik, siyasi noktadan derler ki, siyasi noktadan, lider olunmaz, doğulur. Eyvallah. Gerçekten bir kimse, kendi kendisine, liderlik yapacağım demiş olsa, Cenab-ı Hakk ona, öyle bir elbise giydirmediyse, yapamaz o kimse.
Ama bir kimsenin de, ben lider olacağım deyip, yola çıkması da yanlıştır. Allah muhafaza evresi. O kimse, kendisine, bu noktada, hizmete adapte etmeli. Allah muhafaza evresini inşallah. Bazı kimseleri tanımasam da, sevemediğim zaman, bana iyilik de yapsa, sevemiyorum. Bu nefis. Tanımadığın kimseyi sevmemek, sevememek. Ve o sana iyilik yapsa dahi, onu yine sevememek, nefsin avlatması. Nefis insanı kandırıyor. Bir de bunlar, insanlar kendilerince, hikmet çıkardılar. Ya ben bunu sevemedim, bana sevdirilmedi o filan. Sevdirilmeyen şey haram ise, bundan bir hikmet çıkar. De ki, Allah bu haramı, bana sevdirmemiş, Allah'a hamd et.
Eğer sevemediğin kimse, sevmediğin kimse, mümin ise, şeytanın vesvesesi. Şeytan seni aldatıyor, şeytan seni kandırıyor. Şeytan seni avucunun içine almış. Çünkü mümini sevmek, imandandır. Ancak iman ehli müminleri sever. O müminler ki, birbirlerini severler.
Mümin olanlar, birbirlerini severler. Müminler kafirleri sevemezler. Müminler münafıkları sevemezler. Müminler müşrikleri sevemezler. İnsan olarak severler. Bu ayrı mesele. Ama sen bir münafığın, münafıklığını bile bile, ben onu seviyorum dersen, ondan olursun. Bir kafirin kafirliğini bildiğin halde, ben bunu çok seviyorum dediğinde, ondan olursun. Allah muhafaza eylesin. Burası tehlikeli bir nokta. Ama bir kimse, mümin kardeşin, derviş kardeşin, aynı yerde zikrullah yapıyorsun, aynı havayı teneffüs ediyorsun, aynı noktadasın, aynı dairedesin, birini sevmiyorsan, imanın temale ermemiş.
Buradan kapıdan içeri giren bir kimseye, senin kalbinde bir buğuz varsa, imanın temale ermemiş. Sebep, ya biraz sonra Allah'ın en sevdiği şeyi yapacak. En büyük iştir dediği işi yapacak. Allah'ın en fazla hoşuna gidecek bir amelle amellenecek. Ne yapacak? Allah'ı zikredecek. Sen onun bir saat önce günah işlediğini görebilirsin. Sen onun bir saat önce hata, yanlış, eksik, noksan yaptığını görebilirsin. Sen onun bir gün önce yanlışlıkların içinde yüzdüğünü görebilirsin. Dikkat et. Allah onu zikir halakasıyla şereflendirmiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin deyimiyle, kalbini mi yardım baktın?
Kalbini mi yardım baktın? Kalbini mi yardım baktın? Sen zikir halakasına gelen bir kimsenin kalbini mi yardım baktın? Onun kafirliğine, müşrikliğine, mürtetliğine veya gösteriş yaptığına, yanlış yaptığına, hata yaptığına. Kanisin, fetva veriyorsun kendince. Sizin hiç hoşunuza gitmemiş olabilir o kimse. Ama onu zikir halakasında gördüğün an, ona karşı olan tavrın değişmesi gerekir. Çünkü Allah'ın, meleklerin, göttekinlerin, yerdekinlerin, gıdda ile baktığı bir iş yapacak. Allah'ın zikreden kimseyi, kimseye dua ederler. Sen meleklerin dua ettiği kimseyi buğuz edeceksin. Cemaatle zikredeni, ben o daha hayırlı bir cemaatle zikrederim. Daha hayırlı bir cemaatle zikredilen bir kimseye sen buğuz edeceksin.
Kıymetli dostlar, sakın ha! Allah'ı zikreden bir kimseye buğuz etmeyin. Allah'ı zikreden bir kimseye sevmemezlik etmeyin. Kalbiniz kadılaşıverir. Kalbiniz değişiverir. Kalbinizde şeytan oturuverir bir anda. Ve bir anda şeytan oraya otururduğunda bir anda kalbinizin allak kullak olduğunu görüverirsin. Cenab-ı Hak bir anda da seni orada bırakıp girip, kurula kalıverdi. Bu bir zikreden kimseye karşı buğuzun sebep olabilir buna.
Zikreden bir kimseye küçük görmen sebep olabilir buna. Zikreden bir cemaatı küçük görmen sebep olabilir buna. Bir meczubu böyle bunlar böyle şimdi diyeceksiniz ki ya uçtu kaçtı muhabbet oldu gene. Bir meczubu küçük görmen buna sebep olabilir. Üçkağıtçının tehlük demen buna sebep olabilir.
Kırmış bu. Yalan yanlış hal gördüğünü zannediyor. Demen buna sebep olabilir. Bir bakmışım kitabı rica istemiş, kaymış gitmişim başka yerdesin. Bu fakir çok gördüm. Yatan kimselere bunlar deli, bunlar kafeymiş, bu çıldırmış, bu yalan söylüyor, bu eksik konuşuyor diyen insanların zikir halakasından uzaklaştığını görmüşüm. Şerif Efendi Hazretleri'nin yanı başında dururken bir meczuba böyle konuştuğu için kilometrelerce uzağa düşenleri görünür bilirim. Meşhur sözüm vardır dedim. Zikredenle uğraşma. Ya ben de Allah diyenle uğraşırsan senin Allah demen o uğraşmana yetmez. Gerçekten Allah diyenle uğraşmazsın.
Kendine iyi bak. Ben ne yapıyorum diye kendini ırgala. Kendini bir tefekkür et. Kendini bir teraziye koy. Allah muhafaza eylesin. O yüzden asla iyilik yapan bir kimseyi sevmemezlik nankörlüktür. Allah nankörleri sevmez.
Bunlar doğruymuş gibi gelir insanlara. Nefis bunu insana doğruymuş gibi gösterir. İyilik yaparsa yapsın ben onu sevmem. Ya sen nankörlerdensin. Bana bir harf öğretmenin kırk yıl kölesi olurum. Hazreti Ali. Hazreti Ali. İnsana teşekkür, Allah'a teşekkürdür. Hadis-i kutsi. İyiliğe teşekkür etmek en azından iyiliğin karşılığında bir iyiliktir. Siz ona diyor misliyle mukabel ediniz. Size bir iyilikte bulunan bir kimseye siz misliyle mukabel ediniz. Bulamadınız. Ayniyle mukabel ediniz. Bulamadınız. Ona dua edin. İyilik yaptığına dair başkalarına söyleyin.
Allah razı olsun. Hacı Erkan teşekkür ediyorum. Benim işlerimin bir kısmını hallediyor. Bu nedir? O kimsenin iyiliğini söylemek. İyiliğin galip gelmesi için. İyiliğin yayılması için. İyiliğin mükemmel olduğunu anlatılması için. Bir kimsenin iyiliğini bu noktada kasıtlı bir şekilde konuşmamak, iyiliğini örtmek de nankörlüktür. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir şey yok. O yüzden o iyilik yapan bir kimseyi sevmemek, şeytanın vesvesesi. Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. Sevdiklerimi de bana karşı hataları, zararları bile olsa affedebiliyorum. Bu makul olan şey. Herkesi sevmek ve sevebilmek için ne yapmalıyım? İnsanın herkesi sevmesi düşünülemez. Mümin, müminleri sever yalnız.
Allah diyenleri sever. Vahdeli vücut ne demektir? Ooo, bu bir kitap. Vahdeli vücudu böyle beş dakikada, on dakikada anlatmak mümkün değil. Zaman, zaman, zaman sohbetlerin arasında paragraf paragraf, kesin kesin anlatmaya gayret ediyorum. Sohbetleri takip edecekler arkadaşlar. İçkinin devlet eliyle yasaklanmasına karşıyım demek insanı şirke götürür mü? Bu söyleme niyeti tarzı, tabii böyle içkinin devlet eliyle yasaklanmasına karşıyım demek biraz böyle hoş bir söz değil. Böyle takiye makiye yapıyorlarsa, böyle şeyler söylüyorlarsa bunlar tabii kendilerinin bilceği iş. Ama yine de bu söz böyle çok hoş bir söz değil. İçkinin yasak olması lazım.
Allah yasak etmiş. Ama bu devlet eliyle, ama bu millet eliyle, ama bu alim eliyle, ama bu hakim eliyle, ama bu amir eliyle birilerince yasaklanması gerekir. İçki haram, haram olan bir şeyin yasak olması gerekir. Yasak koymak, bakın yasak koymak, sorumluların işidir. Amir, alim, hakim hükmünde olanların işidir.
E devlet bu noktada hakim hükmündedir. Devletin bir veçesi hakim hükmündedir, bir veçesi amir hükmündedir. İslami noktada devlet aynı zamanda da alim hükmündedir. İslam dairesinde İslami bir devlet statüsü. Nasıl alim hükmündedir? Devlet ulemayı yanına alarak da ve ulemadan dini hakikatleri alarak dini gösterir. Tabi ilmi, hem fıkıh, hem tesir, hem hadis, hem sosyal ilimler, hem ekonomi, hem savaş, bunların hepsini de üzerine alabilirsiniz. Öyle olunca devlet mükemmel bir alim hükmündedir.
Devlet mükemmel bir hakim hükmündedir. Devlet aynı zamanda mükemmel bir amir hükmündedir. Eğer İslami bir devlet olursa kim yasaklayacak? İçki, çocuklarıma ve işe nasihatta bulunurum, tavsiyede bulunurum. Ben burada beni dinleyen kardeşlere Allah razı olsun nasihatta bulunurum, tavsiyede bulunurum. Yasaklayacak olan kim? Devlet. Bu cehaletten söylenmiş olabilir. Bu ara insanlar böyle işte demokrasi adına böyle işte ne bileyim bu gezi olaylarından dolayı yumuşak bir dil kullanmaya gayret edelim derken batırabilirler de. Böyle İslami cemaat kurum kuruluş tarikatlarda, cemaatlerde korkaklık vardır.
Birisi orada yakar yıkar, bu yaktı yıktı diyemezler. Birisi orada arabalarını yakar yıkar, sivil insanların arabalarını yakar yıkar, birileri gider karakol basın, polislerimizi şehit eder, sivil vatandaşı şehit eder, onları katleder, yolları yanlığı yerine çevirirler, barikatlar kurarlar, kurtarılmış bölgeler kurarlar, giderler bir parkı gasp ederler, giderler dağda bir vadiyi gasp ederler, giderler bir yerlere monotof kokteyli atarlar, yandın çıkarırlar, çanak çölmek çalarlar.
Bizim ehli tarikat ve ehli cemaat pusar buna. Konuşamazlar. Suskun, dilsiz şeytan olurlar. Dilsiz şeytan olur. Bizim yurdumuza dokunmasın, dilsiz şeytan olur. Aman bizim dershanemize dokunmasın, dilsiz şeytan olur. Aman bizim tarikatımıza dokunmasın, dilsiz şeytan olur. Aman bizim zikrimize dokunmasın, dilsiz şeytan olur. Aman bizim dükkanımıza dokunmasın, dilsiz şeytan olur. Aman ben filanca yerde memurum, ben filanca yerde hamirim, ben filanca yerde işçiyim, ben filanca yerde öğretmenim, ben fişmanca yerde verisin der, susar, dilsiz şeytan olur.
Orta yerden, şeytanlaşmış insanlar cirit atar orta yerden, terör cirit atar orta yerden, haksızlık cirit atar orta yerden, susarla. Bir bakmışsın bir cemaat lideri demokrasi havarisi olmuş. Bir bakmışsın bir tarikatın başındaki kimse gibi görünen kimse demokrasi havarisi olmuş. Bir bakmışsın birisi diyalog havarisi olmuş. Bir bakmışsın birisi aman, aman, yıkıyor adam, yakıyor. Aman ya adam yakıyor kardeşim yakıyor.
Oraya bir grup insan, bütün Türkiye'nin gündemini alt üst ediyor. Almanyası, Fransa'sı, İngiltere'si, Amerikası, Rusya'sı, İsrail'i açıklama yapıyorlar. Açıklama yapıyorlar.
Memleketini seven birkaç kişi de konuşunca sivri dilli oluyor. Ben sivri dilliyim. Ben provokatörüm. Ben ya dediğim için provokatörüm. Vatan haini olmaya. Ben 12 Eylül'de de vatan hainiydim. 28 Şubat'ta da vatan hainiydim.
Şimdi de Türkiye'de darbe yapıyoruz. Biz Şubatçılar iş başında. İş başında. İçeriden ve dışarıdan bağlantılar iş başında. Hiçbir 28 Şubat'ta susmadım, bugün de susmayacağım. 28 Şubat'ta yapacağım.
Bu memleket için varız biz. Bu gün tekrar tekrar sonuna kadar söyleyeceğim. Peki mitinge gittim.
Bir gencin elinde 100 liralık viski şişesi nereden geldi? Bunun hesabını bana kimse veremez. 100 lira versen dışarı iyi bir gömlek alır, iyi bir pantolon alır, iyi bir ayakkabı alır çünkü. O insanlara viski dağıtıldı. O insanlara içki dağıtıldı, servis edildi. O insanlara bira dağıtıldı. Bunun paratörleri kim? Türkiye darbe sınavından geçiyor. Ve bu darbe sınavından geçilirken ne yazık ki sınıfta kaldı. İnsanlar sınıfta kaldılar. Sendikalar daha iyi.
Bazı bana gidecekse o da Türkiye. Ama milletin bu noktada tek vücut olması.
Açıkça söylüyorum ben. İtikaf eden dua edemeyecek. Bu memleketin başına bela ömüsün. Fitne ateşinin sönmesi için niyet edeceğiz. İtikaf edeceğiz dedim. Tamam edeceğiz. 3 tane tevhid içeri. Memleketimizin selameti için niyet edeceğiz. Meydanda kendine bir şeyler çıkarmaya çalışanlar. 28 Şubat'ta da aynısını yaptılar onlar.
28 Şubat'ta da ders zikirlerini iptal ettiler. Şeyhler gitti Mekke'de Medine'de yaşadı. Şeyhleri gitti yurt dışında yaşadı. Cemaatinin ileri gelen insanları gittiler yurt dışlarında yaşadılar. Geri çekildi. Bizim cemaatımızda bir masum dedi.
Hangi iştahatla verdim onu? O yüzden iltikaflanmasını istemezler. Şirin görünecekler.
Onlar hiçbir şey istemezler. Onlara ver yesinler, ört uyusunlar. Ver yesinler, ört uyusunlar. Toplayın milletten zekatları verin onlara. Toplayın milletten peynir, ekmek, zeytin verin onlara. Toplayın milletten. Aman Şeyh Efendi'ye harçı toplayasınlar toplasınlar. Valla, enal hak sözcüğü küpür müdür? Hakkın sizde tecelliyeti yok mu? Bir kimse dese ki benim üzerimde hakkın tecelliyeti var. Küpür mü olur mu? Sayın Nursi, tasavvusun cennete gireni gördüm fakat imansız cennete gireni görmedim diyor.
Öyle demiş. İmansız kim cennete girer ki zaten? Cennete girmenin benim bir şartı iman. Bu söze katılmayacak bir şey yok. Ölümden çok korkuyorum, psikolojim bozuldu. Eve kapandım, ne olur yardım edin. Ben de çok seviyorum. Ondan mı psikolojim bozuldu? Çok korktuğunu seviver sen de insana. Şükür ve hamd etmek her ikisinin de manasına döner. Hamd edin, şükür edin. Allah'ı tanıyın, Allah'ı seveyim. Bugüne kadar sevgilisi olmamış birinin evleneceği kişi de bu durumu gözetmesi doğru mudur?
Evet. Temizler temizlerle. Her gördüğümüz rüyayı, rüya dinleyen kardeşlere anlatmalı mıyız? Şart değil. Ama anlatılacaksa ya onlara ya istedin anlatacağım. Camilere içki şişeleriyle girdiler. Biliyoruz ya, mübarek insanın. Burada İbana Klinikliğine Diş Eti Koruyucu Pro Expert bu ne ya? Anladın mı?
Niçin yazmış yani? Reklam olsun diye mi yazmış? Ben de işte yazmış. Ben de enteresan. Medikal büren mutlu 35 TL. Bu cazilik her şeyi. Evet kıymetli dostlar, pazar gün Koca Eylad'a var inşallah. Allah izin verirse Koca Eylad'a da Hasan'ın sünneti var.
Bütün kardeşler, bütün duyan duymayan herkes davetli inşallah. Tabi diyeceksiniz ki duymayan nereden davetli? Duyanlar duymayanlara duyulsunlar diye davetli inşallah. İlla ki burada duyması şart değil. Birisinin üzerinde de duysa davetli. Tabi böyle yapmakla aslında hani bir gelenek başlatayım diye düşündüm. Hayalim benim gönlüm arzu eder ki bu Koca Eylad şenliklerimde sünnetler olsun, düğünler olsun, düğün gününü o güne koysun mesela o kimse.
Sünnet gününü o güne koysun, öyle bir şenlik havası olsun, öyle bir bütün cemaatin kaynaştığı, birbiriyle konuştuğu, sohbet ettiği, böyle bir şenlik günü olsun. Kafamdaki hayalim bu. O yüzden başlangıcı dedim ben yapayım inşallah. Arkasını inşallah Cenab-ı Hak bütün herkese getiririm. Seneye inşallah hazırlıklarını insanlar öyle yaparlar, öyle bir tanzim ederler. İnşallah sünnet yapmak isteyen, düğün yapmak isteyen, orada bu noktada böyle bir şeyde, şenlikte böyle bir şey yaparlar diye düşündüm. İnşallah öyle olur. Birkaçtır buradan ders yapamıyoruz. İnsanlarından biri de, sufilerin birbirlerinin ahvalini sormaları, iyi geçinmeleri, kardeşlerinin açtığı özel halleri saklamaları, kimsenin sırrını ifşa etmemeleri.
Biz, sufiler birbirini arayıp sevdikçe iyilik içinde olurlar. Ayrılığa düştüler mi? Mah olurlar. O yüzden sufiliğin adabı da kardeşlerin birbirleriyle iyi geçinmeleri. Birbirlerinin hay ve hatırlarını sorup birbirlerine yardım etmeleri. Varsa birbirlerinin sırları, o sırlarını saklamaları, gizlemeleri, ifşa etmemeleri. Açıya çıkarmamaları, çıkarmamaları. Bu tabii iyi geçinirken bir sıkıntı yok. Birbirleriyle araların açıldığında sıkıntı olur. O yüzden birbirleriyle araları bozulsa dahi, o insanların birbirlerinin sırlarını ifşa etmemeleri gerekir. O yüzden sufiliğin adabı, kardeşlerin arasında iyiliğin, güzelliğin, iyi ahlakın, kardeşlik dairesinin üst noktaya taşınması ve bu halin korunmasıdır.
Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Bâlevenna hu. Ne?
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.