mustafaozbag.org

34. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 35:36

Bu bir irtibat nedir? Ve cemaat evli bir insan bunu nasıl sağlayabilir? Burada manevi irtibattan kast edilen ve cemaattan kast edilen lazım. Sorunun sahibi kim? Hıraman. Mânevi irtibattan kastın ne? Bu çünkü normalde manevi irtibat denilince akla ne gelir? Herkesin bir manevi irtibatı olur.
Cemaattan kastın ne? Cemaat evli deyince cami cemaatı mı? Nurcular mı? Vecat, Vecat, Vecat, Vecat'ın cemaatı mı? Yok, tasavvur ettiğini cemaat edilen lazım. Mânevi irtibattan kast edilen şey, bir kimsenin gözle görüp, elde tutamayacağı manen belli bir Allah'a dostluk peydah etmiş kimselerle, kimliklerle irtibata girmesidir. Bu o kimsenin kendi manevi olgunluğun da kemaliyle alakalı bir şeydir.
Bir kimse burada gelir sizinle irtibata girer, o da bir manevi olgunluktur. Bir kimse Allah'ı zikrediyorsa, mümin ise, Allah'ı zikrediyorsa, namaz kılırsa, onun bir manevi olgunluğu vardır. Bu kimse bir üstada bağlıysa, onun o manevi olgunluğu biraz da artmıştır. Birisinin gelip sizinle irtibata geçmesi dahi, onunla manevi kimselerle irtibata geçmiş gibidir. Çünkü Allah'ı zikreden, Allah'ı seven bir kimseyle oturup hemhal olmak, onunla konuşmak, salihlerle beraber olmak hükmüne geçer. Ama insanlar, yaşayan insanlarla irtibatı, manevi irtibatlı olaraktan saymazlar. Yaşayan bir üstadla, yaşayan bir veliyle irtibatı manevi irtibattan saymazlar. Ona geçmiş evliyalardan, villilerden, daha önce yaşamış kimselerle eğer bir irtibata girerlerse, onu manevi irtibat sayarlar.
Çok zaman görmüşümdür. Bu rüyalarını da görmekleri, dördüncü, beş yüzlü makamdaki evliyaları kendi şeyhlerine tercih etmişlerdir. Çünkü onun rüyasında görüyor ya, onun rüyasında görünce onu çok büyük bir zatmış gibi tahayyül ediyor. Oysa başındaki irtibatı, o vefat etmiş kişiyi ona yalvarıyor, etrafında dönüyor. Onun farkında değil, o rüyasında gördüğü kimsenin etrafında pervane olmuş, ona dönüyor.
Oysa başındaki üstadı tanımış olsa, başındaki üstad o rüyasındaki gördüğünden daha yukarlarda, daha kemalatlı. Veyahut da insanlar rüyalarındaki gördüğüm kimseleri daha kemalatlı sayarlar. Allah muhafaza eylesin. Ben şeyhime öyle derdim. Efendim, zamanın Abdülkadir Geynanisi, Ahmet Er Rufayesi, Ahmet Er Bedevisi olmuş mu? Olmuş. Bugünün de onların vazitesini yerine getiren, onların işlevlerini yerine getiren zatlar var mı? Var. Ben onlara bakarım efendim derdim. Doğru tespit olurum derdim ona. Çünkü siz, Abdülkadir Geylan Hazretleri bir telefon kadar uzaklığınızda değil, bir perşembe oturup onunla sohbet edemezsiniz. Var mı eden, ders çekerken boynunu büküp Geylan Hazretleri'yle sohbet eden var mı?
Bu sizi küçümsemek için söylemiyor. Bugün üçtü adım diyenler de dahi yok. Bugün üç beş kişi etrafını toplayıp şeyhlik yapanlar da dahi bu hal yok. Ama onlara da soracak olursanız, soracak olursanız sevgisi de manevi irtibatlı herkese. Ama bununların ucunu görmüyoruz. Bir derviş için manevi irtibat üstadıdır. Üstadının adresinde başka bir manevi irtibat arıyorsa o derviş de eğitir. Bu soruyu soran kardeş için değil bu cevap. Bu soruya cevap olarak yanlış anlaşılmasın. Dervişin, çok affedersiniz, sabı manevi irtibat arar. Manevi irtibata keşşek olduğu kimse o şeyhidir.
Eğer şeyhini o kategorinde, o derecede görmüyorsa neden o şeyhe bağlı duruyor? Eğer normalde şeyhini o derecede görüyorsa neden başka manevi irtibat noktası arıyor? Ya o üstadını üstad olarak görmüyor, o yüzden manevi irtibat kapıları arıyor. Eğer üstadını üstad olarak görüyorsa neden manevi kapıları arıyor? Ve ehli tasavukum diyen, derviş imdilerinin %80'i, %90'ı da bu çelişkiyi yaşarlar.
Bir üstada imkisap etmiş olanların hepsinde bu çelişkiyi yaşarlar. Ve bu çelişkiden kurtulamadıkları için de manevi yol alamazlar. Zahirle irtibatı olmanın batınla hiç irtibatı olmaz. Bir kimse başındaki üstadıyla irtibatı kesildiyse, başka bir yerle irtibat kurması hayaller olamaz. Eğer üstadı üstad ise, üstadı olgunlaştıysa, kemal ehliyse, onun bu noktada başka bir irtibatı söz konusu olamaz.
Ama ne yazık ki insanlar bir üstada bağlanırlar ve üstadı gerçek üstad olarak görmezler. Acı da zor. Üstadı tam olarak yeterlilik noktasında görmezler kendi kapılarında. Yeterlilik noktasında görmediklerinden dolayı manevi irtibat kapıları ararlar ve başlarındaki üstaddan dolurlar. Orta yerde çıs çıplak kalırlar. Ve kendilerini de manevi irtibatlı zannederler. Allah muhafaza eylesin. Evet, manevi irtibat budur. Eğer bir kimsenin üstadı var ise, o kimsenin üstadı ile iltibatlı bulunmasıdır manevi irtibat. Hem batın hem zahiri olarak. O kimse gece ders çekerken, üstadı ile beraber çekebilmeliydi. Gece ders çekerken veya günlükçe ders çekerken veya gece ibadet ederken veya dua ederken, üstadı ile irtibatı yoksa, üstadının yanı başında görmüyorsa, üstadının yanında hissetmiyorsa, üstadı ile kendi arasında bir bağlı hissetmiyorsa, o ilk önce kendisine bir çekidüzen vermesi lazım.
Allah muhafaza eylesin. Ama yok bir üstadı bağlı değil ise, bir üstadı yok ise, o zaman daha önce geçmiş üstadlar noktada, geçmiş üstadlardan birisine kalbi bir bağ kurması normaldir. Buluncaya kadar o da. Bir üstada intisap edincaya kadar. Ama bu tip insanlar ne yazık ki, bir üstadı bulmaktan, onu aramaktan, ona bağlı kalmaktan, uzak olduklarından, bunlara kalpleri, yükleri, kemaniyatları yetmediklerinden, onlar da sopuz hacı atarlar derler ki, bu zamanda yok, o yüzden biz de aramıyoruz.
Biz kendi üstadımız bize dedi ki, bizden sonra, bize de devam edin, bizden sonra bizim bicağımız daha keskin olacak, kığıcımız daha keskin olacak, başka kapı aramamıza yok dedi der, biz de üstadımızın peşinden gidiyoruz deyip, kendi kendilerini avlatırlar. Manevi irtibat bu. Eğer söz konusu olan, kast edilen şey benim anlattığım bir şey. En güzel, manevi irtibat muhakkak ki, Allah dolar. Cenab-ı Hak o irtibatı kurdursun inşallah. Bu irtibatın zirve noktasıdır. Bir kimse üstadıyla irtibatı perçinlendikten sonra, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adretleriyle bir irtibatı perçinleşir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adretleriyle perçinleştikten sonra, tasavvuf yolu budur.
Allah'la perçinleşir. Üstadıyla perçinleştiremeyen insan, Allah'la hiç perçinleştiremez. Yolun kapalı olduğundan değil. O kimse ona ehliyetli değildir de o yüzden. Yol kapalı değildir hiçbir zaman. Ehliyet lazımdır, gayret lazımdır, istikamet lazımdır. Bu noktada çaba lazımdır, gözyaşı lazımdır. Bu noktada mücadele lazımdır, mücadele lazımdır. Nasıl Hades-i Kudsi'de der, kim benim velilerime savaş açarsa, bana savaş açmış gibidir. Kim benim velilerime ihanet ettiyse, Allah ona savaş açar der. Kim velilerime haini keserse, Allah ona savaş açar der. Allah'ın savaş açtığı kimseye, Allah kendisi savaş açmış bir kimseye, o kimsenin mani yolunu açar, açmaz. İrtifat sağlaması mümkün değil.
İlk önce o üstadı ile işini bitirecek. O üstadı ile işini bitirmeyen başka bir yerle işini bitiremez. Çünkü o bir velinin gönlünü incitmiş, kalbini kırmış, bir veliye hainlik etmiş. Yani Allah dübedür savaş açar derken, onun Allah yolunu ilerlemesi çok büyük. Önce o kimseyle helallaşması, önce o veli ile irtibatını sağlamlaştırması gerekir ki, Allah'la olan irtibat kapısı açılsın, Allah'la olan irtibat yolu açılsın. O çünkü bu şekilde Allah'ın kendi üzerinde düşmanlığını celb etmemiştir. Allah kendi düşmanı dediği bir kimseye de her halde duruturduğu yerde kapı açacak değiller. Muhabbet nedir? Cemaat ehli kişi üstada, peygamberde muhabbetin başlama cüktürleri nelerdir? Muhabbet bir şeyi sevmektir. Sehmenin başlangıcıdır.
Sehmenin başlangıcıdır. Eğer ehli hasılım açısından görünecekse burasıdır önce. Siz buradaki kardeşlerinizin üzerinde hiçbirinizin üzerinde bir sünisan beslemeyeceksiniz. Buradaki kardeşlerinizin hiçbirinin arkasından konuşmayacaksınız. Kendi kardeşlerinizin hukukuna, kendi kardeşlerinizin hakkaniyetine riayet edeceksiniz. Muhabbetin başlangıcı budur. Eğer siz buradaki kardeşlerinizin hakkaniyetine, buradaki kardeşlerinizin hukukiyetine, buradaki kardeşlerinizin haline, ahvaline, buradaki kardeşlerinizle yardımlaşma, birbirine destek olma, birbirine muhabbet beslemeyi gerçekleştiremiyorsanız yine yolunuz kapalıdır. Müminler kardeştir.
İman etmişlerdir, hepsi kardeştirler. Ama burası russizip idaredir. Buradaki kardeşlik daha ileri derecede olmaması gerekir. Ve siz buradaki kardeşliğinizi iyi perçinlemeniz gerekir. Buradaki kardeşlerinizle muhabbetinizi, sosyalliğinizi, buradaki kardeşlerinize birbirine desteklemeyi, birbirini kırmamayı, üzmemeyi, birbirinin arkasından konuşmamayı, birbirine destek olmayı öğrenmeniz gerekir. Önce birbirinize ihanet etmeyeceksiniz. Önce birbirinize hainlik etmeyeceksiniz. Önce birbirinizin kardeşlik hukukuna riayet edeceksiniz. Birbirinizin hanımına, kız kardeşine, annesine, babasına, akrabalarına akrabanız gibi davranacaksınız. Bu kardeşlik hukukunu üst seviyeye çıkartacaksınız. Eğer buradaki kardeşlerinizin akrabalarını akrabanız gibi görmüyorsanız, buradaki kardeşlerinizin eşlerini birbirinizde kardeş gibi görmüyorsanız, buradaki kardeşlerinizi kendi anne baba bir kardeşinizden üstün görmüyorsanız, üstün tutmuyorsanız, önce buradaki muhabbetten sınıfta kalınız.
Komşusu aç iken çok yapan bizden değildir. Biz komşudan daha ileri olmamız gerekir. Biz komşuluk hukukundan daha ileri olmamız gerekir. Tasavvuk hukuku, komşuluk hukukunun üstündedir. Aynı üstada, aynı dergaha, aynı cemiyete, aynı cemaate, aynı topluluğa gelip gidenler, o komşuluk hukukunun üstünde bir hukuk sergilemeleri gerekir. Ashabın hukukunu sergilecekler. Yani ashab birisinin evine gider, mutfağını açar, yemeğini yer, ev sahibi geldiğinde de onlara dua ederdi. Allah razı olsun, ne güzel yapmışsınız. Bakın, ev sahibi yok. Ashab arkadaşlarını toplar, gider eve. Açar evi, evinde yemeklerini yerler ve ev sahibi bunun gördüğünde Allah razı olsun der, sevinirdi.
Göz yakışak yıkardığı. O zaman bir cemaate büntesip olanlar, bir tarikata büntesip olanlar, bir tasavvuf erbabı noktasında, tasavvuf dairesine girmiş olanlar, bu kardeşlik hukukunu tecelli ettirmek zorundadırlar. Ve sizin bir kardeşiniz, bir kardeşinizin hoşuna gitmeyen bir şeyi size naklediyor, söylüyor ise, siz de onu dinliyorsanız, cemaatın komple kardeşlik hukukunu hançerlemiş oluyorsunuz. Hem söyleyen hem dinleyen. Hem söyleyen hem dinleyen, cemaatın komple kardeşlik hukukunu hançerlemiş olduk. Ümmet-i Muhammed'in hastalıklarından birisi bu. 10 yıl geçti bakın, Ali Kalkancı, Fadime Şahin senaryosunun düzmece olduğu bugün ve bugün söylüyorlar. Biz 10 yıl önce bu düzmece inanmayın diyorduk, 10 yıl sonra bugün televizyonlarda boy boy gösteriyorlar.
Şimdi bu düzmeceydi, bu 28 şüpatçıların, darbecilerin düzmecesiydi diyor. O gün için Refah Partisi'ne oy atan insanlar dahi o düzmeceye kaldılar. İnsanların büyük bir çoğunluğu o düzmeceye kaldı. Müminler kardeşler. O zaman kardeşlerimiz üzerinde, ben onları kasteterekten söylemiyorum. Kendi iç hukukumuz olarak kastediyorum. Kendi içimizde müminler kardeş ise, bir kardeşimizin başına oyunlar, çaraplar örülürken, onlara acaba dememeleri gerekirdi. Açık konuşmak gerekirse, bana da maliye haksız olarak, bilmiyorum kaç terilerim ceza kestiğimde, benim elime geçme, benim elime geçme. Maliye tutanakları bizim arkadaşlarımızın bazılarının eline geçip, arkadaşlara gösteriyorlardı.
Mustafa Abin için durumu bu, yakında elleri kelektörü cezaevinde göreceksiniz diye. O tutanaklar benim elime geçmemişti. Başka bir arkadaşın elindeydi. Ve ben bunu 28 Şubatçıların düzmecesi, onların oyunu, onların planı kanmayın derken, arkadaşlarım büyük bir kısmı, bir kısmı, büyük kısmı demiyor. Bir kısmı davul çalıp, sas çalıp oynadılar. On yıl mahkeme devam etti. Geçenlerde mahkemeyi kazandığımıza dair bir mahkeme kağıdı geldi. On yıldan beri mahkeme devam ediyor. Şimdi o kardeşler benimle nasıl helallaşacaklar? Benim yüzüme nasıl bakacaklar? Cemaate vermiş oldukları zararı nasıl telafi edecekler?
Kardeşlik hukuku. Kardeşinizin başına bir şey gelebilir. Özünü bilmiyorsanız arkasından konuşmayın. Kendi kardeşlik hukukuna riayet edemeyenler, hiç kimsenin hukukuna riayet edemeyenler. Kardeşlerinizin arasında, arkadaşlarınızın arasında muhabbetin timsali olur. Eleştireye uğrayabilirsiniz. Yanlışa uğrayabilirsiniz. Sizi istismar edebilirler kardeşlik adına, sevgi adına. Bu da işin ayrı bir cilvesidir. Yanlış anlayanlar hep olacaktır. O cilveyi de çekecek insan. Allah muhafaza eylesin. O kardeşlik hukukuna riayet etmeyenler, aslında üstadlarının da hukuklarına riayet etmiyorlardır. Kardeşini hançerleyen, aynı zamanda üstadını da hançerliyordur.
Kardeşini hançerleyen, üstadını hançerliyor. Yolu hançerliyor. Kongre Ümmet-i Muhammed'i hançerliyor. Siz bir kardeşinize hançer vurduğunuzda, zannedersiniz ki ben sadece onu vurdum. Hayır. Siz bir kardeşinize hançer vurduğunuzda, Ümmet-i Muhammed'in bağrına hançer vurmuşunuzdur. Siz bir tarikata, bir cemaata, bir üştarda, bir hoca efendiye, bir Allah diyen kimseye, bir topluluğa hasbelkader hizmet ediyorlar. Siz onlara bir hançer vurduğunuzda, Muhammed-i Mustafa'nın kalbine hançer vurmuşunuzdur. Bu öyle görünmez size. Ama akıştığı yara öyledir. Siz bir kardeşinize muhabbetsizlik gösterirseniz, Muhammed-i Mustafa'ya muhabbetsizlik göstermişsinizdir. Meseleyi bu ince noktadan ele almak gerekir. Madem ki Adi Şerif'te Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri duyuldu ki, müminler bir vücut gibidir.
Birisinin bir tarafından bir şey olursa, bütün vücut o acıyı çeker dedi. O zaman o vücudun kalbi hüznindeki olan kimse, Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Ve o vücudun kalbi Muhammed-i Mustafa ise sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ise, o vücudun bir tarafına gelen zarar, direkt kalbe intikal edecektir. Direk kalbe intikal edecekse, kalp ondan hüznü duyacak, kalp ondan acı çekecek, kalp ondan muzdarip olacaktır. Muzdarip olacaktır. Bu da kimdir? Muhammed-i Mustafa'dır sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Ve bir kardeşin hukukuna riayet etmeyen, bir cemaatin hukukuna riayet etmeyen, bir din kardeşinin, İslam kardeşinin hukukuna riayet etmeyen, gerçekte Muhammed-i Mustafa'nın hukukuna, onun arkasında da Allah'ın hukukuna riayet etmemiştir.
O zaman siz bir kardeşe muhabbet beslerken, aynı zamanda Muhammed-i Mustafa'ya muhabbetinizi gösterirsiniz. Muhammed-i Mustafa'ya muhabbetinizi gösterirken, aynı anda Allah'a olan muhabbetinizi gösterirsiniz. Kim salihlerle beraber olur, salihleri sever, salihlerin yanında olursa, Allah onu sever, Allah onun yanına alır. O zaman kim salihlere zarar verirse, o Allah'a düşmanlık yapmış olur. Allah ona savaş açar. O zaman siz salih bir kimseye, salih bir kardeşinize zarar verirken, tabiri caizse, Allah'la savaşmış olursunuz. Küçük bir şey gibi gelir size. Bırak ya şu nurcuları, bırak ya şu refahçıları, bırak şu ya hucu bunlar tarikatçıları, bırak şu ya hoca efendinin cemaatının komple, komple.
Bırak ya nurcuları, komple. Bütün tarikatçıları, bırak şu ya tarikatçıları, ya kim kaldı ki? Hoca efendinin cemaatı kötü, nurcular kötü, Süleymancılar kötü, tarikatçılar kötü. Kimi? Onları eleştiren o adamı. Böyle bir enane et olabilir mi? Allah muhafaza eylesin. Böyle bir kardeşlik hukuku da olmaz. O yüzden muhabbet, muhabbet, kardeşi olan, kardeşe duyulan muhabbet, Allah'a duymuş muhabbet gibidir. Kardeşe duyulan muhabbet, Muhammed-i Mustafa'ya duymuş muhabbet gibidir. Aynı yolda olan kardeşe duyulan muhabbet, üstada duymuş muhabbet gibidir. Bu neye benzer? Üstadım ben seni çok seviyorum ama seni şu kardeşlerini, şu arkadaşlarını sevmiyorum.
Bana öyle diyordu birisi, sen çok iyisin ama ben arkadaşları bu noktada görmüyorum. O yüzden derslere gelmiyorum. Ben dedim ki beni çok seviyorsun, öyle değil mi? Evet. Benim bulunduğum yerde bulunmuyorsun. Öyle mi dedim ben? Baktı benim gözümün içine. Neye benziyor biliyor musun dedim ben? Neye benziyor dedi. Müşrikler geldiler bizim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adriken de. Dediler ki dedim ben. Ya Muhammed, biz Müslüman olacağız ama bize ayrı bir sohbet alakası kur. Bizi onlardan ayrı tut. Biz onlarla beraber oturmak istemeyiz. Allah Resulü şefkat ve merhamet kimsani. Bir an gönlü kaydı. Bunlar İslam olurlar, bunlar muhabbet, muhabbet beslerler, Allah'ını severler, Müslüman olurlar diye.
Böyle bir an düşündü Cenab-ı Hakk'a ben, tabi ki aysa ayet-i kerimeyin dedi. Ey Habibim, sakın ha, sakın ha, o gece gündüz Allah'ın rızasını arayan, yalvaranlar var ya, onlardan gözünü çevirme, onlardan kendini alma, onları bırakma, onlardan yönünü çevirme. Onlar gittiler ki, yalnız ona dediler ki, olmazsa bize ayrı bir gün var, bu olmadı ya. Bize başka bir gün. Hemen ayet-i kerime tekrar geldi. Ey Habibim, gece gündüz o Allah'ın zikreden, onlar var ya, evet, sen onlarla beraber bulun. Onların yanında otur. Bak, önceden hani onlarla yönünü çevirme. Bu sefer emir, onlarla beraber otur. Onlarla beraber gece gündüz Allah'ın rızasını arayanlarla beraber olsun.
Ben müşrik miyim dedi o arkadaş. Ben bunu söyleyince. Ben sana müşriksin demedim dedim. Müşriklerin söylediği gibi söyledin sen de bana dedim. Ben çok iyiymişim, buradaki arkadaşlar iyi değilmiş. Ben de dedim ki, o arkadaşlar benden iyi. O arkadaşlara üstad diyen yok, şeyh diyen yok, zakir diyen yok, halife diyen yok. Onlara temanla eden yok. Onlara gel buraya baş köşeye otur diyen yok. Onlara sen nasılsın, iyi misin, hoş musun, yorgunsun, terlisin. Sırtını değiştirelim, gömlerini değiştirelim. Senin paran kalmamıştır, pulun kalmamıştır, aşığın kalmamıştır, şunun kalmamıştır, büyün kalmamıştır diyen yok. Çayın bardağına bakan yok. Dedim buna rağmen onlar geliyorlar oraya, terliyorlar, sucuk gibi oluyorlar.
Siz çok terlediniz, kıyafet değiştirin diyen yok dedim. Onlar benden kıymetli hakkını elal ettiler. Öyle kaldı. Ve seninle dedim hukukun bitti. Ancak tövbe edeceksin, geri döneceksin dedim. Ancak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyanda göreceksin. O zaman sen dedim bizim aramıza katılabilirsin, başka türlü senin aramızda işin yok. Allah muhafaza eylesin. Kardeşler birbirlerini sevecekler, muhabbetle sevecekler, muhabbetin başlangıcı. Birinizin kalbi kırılsa, vallahi de billahi de kalbim kırılır. Birinizin hakkaniyetine, hukukuna bir leke gelmiş olsa, yemin ediyorum leke gelir. Yemin ediyorum leke gelir. Hiçbirinizin de üzerine bir leke olmasını istemem.
Hiçbirinizin de birbirinizi kırmanızı, üzmenizi istemem. Sakın birbirinize yukarıdan tepeden bakmayın. Sakın. Sakın. Buradaki kardeşler, hepiniz için geçerli. Öyle bir Allah ve Cenab-ı Hak neyi var neyi yok, siler bitirir atar kenara. O yukarıdan tepeden bakan havada kalır. Ayağı yere basmaz. Çukurların içerisinde çukurlar çöker gider. Hani diyor ya, Allah bu, Allah'ı zikreder. O Allah'la beraber olanlarla uğraşma. Hep büyükler bunu tavsiye etmişler. Bütün sufiler bunu tavsiye etmişler. Sahabeler, peygamberler bunları tavsiye etmişler. Demişler ki orada hasbelkader birisi Allah diyor. Onunla uğraşma. Birisi Allah'ı zikrediyor.
Onunla uğraşma. Hatta demişler ki, o Allah'ı zikredenlerin hatasını, kusurunu görseniz dahil görmemezlikten gelir. Ya hata yapıyor, evet görmemezlikten gelir. Yani Allah affetsin, sizi Bedir ashabıyla kıyaslamak gibi değil. Ama örneğin, hani geliyor birisi Allah Resulü'ne Bedir ashabından birisini şikayet edecek oluyor. Siz onlara karışmayın, o Bedir ashabından da uğraşıyor. Bedir ashabından oluyor, siz karışmayın ona. Sizi Bedir ashabından denk tutacak. Üstahlıkta değilim, Allah bizi affetsin. Bedir ashabına ulaşmak mümkün değildir. Ama ve lakin böyle bir zamanda, böyle bir zamanda, herkesin serkeşçe yaşadığı, ölçüsüzce yaşadığı bir zamanda, insanlar toplanacaklar bir yerde.
Fütursuzca Allah diyecekler. Toplanacaklar, fütursuzca Allah'ı sevecekler. Toplanacaklar, fütursuzca, kimliksiz, kişiliksiz, kimliksiz, kişiliksiz, makamsız, mekansız. Makamsız, mekansız ve aynı zamanda da herhangi bir menfaati olmadan, oturup Allah diyecekler, birisi de dışarıdan onu böyle eleştirecek veya içeriden birisi onu eleştirecek, ona böyle laf söyleyecek, onu didikleyecek. Allah onun dilini koparır, Allah onun dilini koparır, Allah onun dilini koparır. Sizin bir şey söylemenize gerek yok. Allah kafir her şeye. Onun dilini koparır. Ben yakın dairemi onu dedim. Siz Allah deyin, yürüyün. Allah sizinle beraber. Samimiyetle Allah deyin.
Samimiyetle dersinizi çekin. Samimiyetle namazınızı kılın, tövbenize devam edin. Samimiyetle dersinize devam edin. Şuraya geliyorsunuz ya. Samimiyetle devam edin. Samimiyetle birbirinizi muhabbetle kucaklayın. Allah kefiriniz, Allah muiminiz, Allah sizinle beraber. Kim ne diyorsa desin, kulağını tıkacak. Sen mücadele etmeyeceksin onunla. Sen ona bir laf söylemeyeceksin. Sakın içinizden hasbünallahu ve nimelvekil de demeyin ona karşı. Helak olur o. Bunu ciddi olarak söylüyorum. Ya Rabbi buna hidayet eyledi. Ya Rabbi bunu affeyledi. Ya Rabbi bunu koru, bunu muhafaza eyledi. Eğer ona hasbünallahu ve nimelvekil derseniz manen çöker adam. Maddeden de çöker.
Sakın ha bunu söylemeyin. Sakın böyle çoğu kısacak, burnunuz kısacak. Kardeşlerinizle karşı deyin. Aman ha. Münafıklara, o böyle düşmanlık besleyenlere söylenecek bir eskardır. Çoluğumuza, çocuğumuza sakın ha.
Onlara dua edin. Bol bol. Rabbi muhafaza eylesin. Ve bu muhabbeti sağlayamayanlar, üstadla muhabbetlerini sağlayamazlar. Üstadla muhabbeti olmayanın yolun adabı budur. Yani başka bir yerle muhabbeti olacağından inanmıyor. Allah bizi affetsin. Allah'ı sevin. Allah'ı sever, Allah'ın dostlarını da sever. Allah'ı sever, Allah'ın mümin kullarını da sever. Resul'unu sevin. Resulullah'ı seven, Resulullah'ın dostlarını da sever. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnet-i sevdiğinin yerine getirenleri de sever. O zaman nasıl sevgi olacak ki? Ben Allah ve Resul'unu seviyorum. Ama onun kullarını, onun ümmetini, onun dostlarını sevmiyorum.
Onlara hamçer vuruyor. Bu doğru bir sevgi değil. Allah bizi muhafaza eylese. Cenab-ı Hakküm'le bizi korusun inşallah. Amin. Ben Çin'den sıkartı enşallah. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi