mustafaozbag.org

34. Mesnevi Şerhi (190-197 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 31 Ağustos 2020 · 16:16

İşte elbise buracıkta, altın, gümüş işte. Hele bunları bir al, gelince de öz kullarından olursun. Nedim'i kesilirsin padişahın. Adam çok çok malı, mülkü, elbiseyi görünce aldandı, şehrinden, oğlundan ayrıldı. Padişahın canına kast ettiğinden haberi bile yoktu. Sevinçli bir halde yol alıyordu adam. Nefsi kandırmanın yoludur bu. Heva, dünya, mal, makam, elbise, insanları aldatır kandırır. İşte kuyumcuyu da aldatan bu heva oldu, bu dünya sevgisi oldu. Ona biraz altın, biraz mal mülk, biraz makam, biraz elbise, biraz çünkü diyor ki sen padişahın, Nedim'i, hizmetçisi olursun. Orada bir makam var. Aha para burada. Orada bir para var. Aha elbise burada. Orada bir gösteriş var. İnsanı yıkan üç şey. Makam, para ve dış görüntü. Allah bizi affetsin.
İnsanların aldandıkları yerler şimdi bunlar. İnsanlar paraya aldanıyorlar. Makama aldanıyorlar. Kılık kıyafete aldanıyorlar. Gösterişe aldanıyorlar. İnsanlar, insanların ahlakına bakmıyorlar. Biz o kimsenin şatafatına bakıyoruz. O kimsenin üzerindeki çuluna bakıyoruz. O kimsenin makamına bakıyoruz.
Yani hani meşhur ya Hazreti Mevlana'nın sözü, nice elbiseler gördüm içinde insan yoktu, nice insanlar gördüm üzerinde elbise yoktu. O şatafat, şu kavuk, şu sarık, şu cübbe aldatıyor sizi. Birisi böyle harika bir İslami, onların deyimiyle veya insanların deyimiyle bir kıyafet olarak geçiyor. Ne takva insan diyoruz biz.
Bir kadın görüyoruz mesture, ne takva kadın diyoruz. Bir adam görüyoruz sakallı, sarıklı, cübbeli, şalvarlı. Ne adam diyoruz ya. Aldanıyoruz. Adamın sarığı, sakalı bizi aldatıyor. Kadının örtüsü, mantosu bizi aldatıyor. Makam, bize bir makam veriyorlar, aldatıyor bizi. Filanca yerde müdür, biz ona temanla ediyoruz. Milletvekili, temanla ediyoruz. Ahlakına bakmıyoruz. O da milletvekiliyim, böyle dolaşıyor. Kim? Belediye başkanı, böyle dolaşıyor. Biz temanla ediyoruz. Yer değiştirmiş. Ahlaklı olana temanla etmiyoruz. Tevazu ehline temanla etmiyoruz. Biz gerçek ilim sahiplerine temanla etmiyoruz.
Biz annemize, babamıza temanla etmiyoruz. Biz eşimize, çocuklarımıza temanla etmiyoruz. Biz kayınvalidemize, kayınpederimize temanla etmiyoruz. Biz dostlarımıza temanla etmiyoruz. En sivri dilimiz dosta. En sivri dilimiz komşuya. En sivri dilimiz arkadaşımıza. En sivri dilimiz büyüğümüze, annemize, babamıza. En sivri dilimiz eşimize. Yer değiştirmiş. Aldanmışız. Değerlerimizi kaybetmişiz. Esnaf var, yalan söylemiyor, yemin etmiyor, gıybet etmiyor. Harika ticareti var. Biz ondan alışveriş etmiyoruz. Adam faizci değil, biz ondan alışveriş etmiyoruz. Faizciden gidip alıyoruz, o bizim ciğerimizi söküyor.
Onlar büyüdükçe büyüyor faizleriyle. Biz ama mütedeyim bir kimseye borcumuzu ödemiyoruz. Faizciye ödüyoruz. Yer değiştirmiş her şey. Padişahın canına kastettiğinden haberi bile yoktu. Sevinçli bir halde yol alıyordu adam. İşte bunlara kanan insanlar canlarını kastediyorlar. Mala, mevkiye, gösterişe düşenler. Bunun için kendi manevi canlarından oluyorlar. Ahiretlerini yok ediyorlar. İmanlarını yok ediyorlar. Arap ata binmiş neşeyle koşturuyordu. Arap atına binmiş neşeyle koşturuyordu. Kan pahasını elbise sanmıştı o. O dünya bu materyaller gözünü bürüdüğünden neşeyle kanını vermeye gidiyordu. Farkında değil.
Hani siz bir harama giderken neşeyle gider insan. Hiç kimse hüzünlü haram işlemez. Harama giderken insanlarda pür neşe vardır. İnsanlar camiye giderken neşelenacağına harama giderken neşelenirler. Camiye giderken davul dümbek yapacaklarını harama giderken davul dümbek yaparlar. Siz hiç sabah namazında camiye gidiyoruz deyip de davul çalını gördünüz mü? Siz hiç zikre giderken oh ne kadar güzel zikre gidiyoruz deyip de davul dümbek çalını gördünüz mü? Yok. Gerçekten. Ama insanlar içki içmeye davul dümbekle giderler öyle değil mi? Haram işecekler davul dümbekle gider. Eğlenti full orada. Herkes pür neşe. Tabi.
Haram insanı pür neşe götürür kendine. Koşa koşa gidersin harama. Hiç helala koşa koşa gitmezsin. Camiye cemaate insanlar böyle sürüklene sürüklene gider. Öbürki yalvar onu gel ya bu akşam sohbet var ya gidelim bak. Ya bu akşam zikir var gidelim ya nasıl gelsem ki ya. Ya işim de var ya. Ya yapma etme gel bir sefercik gel. Ya nasıl geleyim ne lan gideceğiz ama? Ya arabada getiririm ben sana. Ya araba ne modeldi ki? Gülmeyin bunu ben yaşadığımı anlatıyorum size. Yaşadığımı anlatıyorum yaşadığımı. Bende tek kapı polo var 74 model o zaman. Güç bela almışım ben onu.
Gümrükten çıkarmışım. Bir türlü egzoz uyduramıyoruz biz ona. Böyle manifot mu diyorsunuz onun şeyden çıkanı? Bir türlü bulamadık onu. Bangır bangır bağırıyor. Dedim ya bende işte polo var böyle. Ben ona binemem ki dedi. Kaldın mı? Mustafa Özbağ bunu da yaşayacakmışsın dedim. Öyle zikre sohbete giderken bin bir nazla gideriz biz. Kendimizi de sürükleye sürükleye götürürüz. Hanım arkadan seslenir. Zikre mi gidiyorsun gene bu akşamda mı var ders? Annesi babasın ya nereye gidiyorsun sen bu kadar ya kafayı üşüteceksin orada. Yani adam içki içerken kafa üşütmez. Zina ederken kafa üşütmez. Hap içerken kafa üşütmez. Esrar içerken kafa üşütmez. Adam her gün eğlentiye bara pavyona giderken kafa üşütmez.
Adam bir zikre gideceğim dediğinde bütün sülale ayağa kalkar. Kafayı üşütecek bu. Ulan zaten üşütmüş bu. Bunları yapan zaten aklı yok kafası yok üşütmüş zaten. Biz onu akıllandıracağız diye uğraşıyoruz. Hepsi de üşütük ya. Hepsi de üşütük olunca bir tanesi akıllanacak. Onun da ayağını kesmek istiyorlar. Hz. Mevlana diyor ya herkesin aksak gezdiği yerde sen düzgün yürürsen diyor. O aksak gezenler bunda bir yanlışlık var deyip onun ayağını kırarlar diyor. Sen de orada aksak yürü diyor siyaset yap. Yani herkesin sarhoş dolaştığı yerde bir taraflara yıkıldığı yerde sen dimdük yürürsen sarhoşlar derler ki ulan bunda bu sarhoş. Onu döverler. Veya ona bir zarar verirler.
Bunun gibi yani biz ibadete zikre Allah yoluna biz koşa koşa gitmeyiz. Nefsin yoluna neşeyle koşa koşa gideriz. Koşa koşa gideriz. Hiç acı gelmez bize. Bir de parayı da veririz orada biz. Oluk oluk da akıtırız oraya. Ama birisi gelse onun olsana böyle bir Allah yolunda bir şey olsa 118 sefer hesap eder. Başlar bu parayı nereye gidecek nereye harcıyorlar acaba. Bu adam arabasını buradan almıştır. Muhakkak bunlar parayı yiyorlardır ya. Başlar kendi kendine. Adam burada mübarek günlerde pilav veriliyor. İftar ediliyor burada. Burada yiyor. Yazmış buraya. Bu değirmenin suyu nereden geliyor diye. İftar.
Kandil günü iftar var. Herkes iftar ediyor. Yazmış buraya. Burada gelen bütün soruları da okuyorum ya ben. Bir tanesini okumadım şimdi. Birini okumadım attım buraya. Yazmış adam. Bu değirmenin suyu nereden geliyor. Sanki ondan para istedik biz. Ben de buradan dedim. Ey Ümmet-i Muhammed şimdi de diyorum. Sizden bugüne kadar burada bir kuruş para istendi mi? Şunu yapıyoruz bunu yapıyoruz şunu ediyoruz pamuk eller cebeden değil mi? Yok. Öyle yazdım söyledim. Ardından ikinci soru geldi. Kim veriyor? E istemiyorsunuz ya. E kim veriyor?
Ya senden isteyen var mı? Sen verdin mi hiç? Yok. Otur. Senden isterlerse verme. Bir gün sizden buradan ücret talep ederlerse vermeyin. Talep edene de hakkım helal değil. Verene de hakkım helal değil. Vermeyin. Gerçekten ciddi söylüyorum. Müslümanların parası ilahı çünkü. Mübarek Muhyiddin Arabi Şam'da demiş ya. Sizin taptığınız ayağımın altında demiş. Herkes dağılmış hiç müridi kalmamış. Rivayet edilir. Yavuz Şam'a girince demiş ki benim bu de söylediğimi demiş. İşte Yavuz Şam'a girince demiş anlaşılacak. Yani yeydi değil mi?
Yeşın'a girince demiş anlaşılacak. Yavuz Sultan Selim demiş ki nerede söyledi? Şurada. Kazın oraya demişler. Kazmışlar. Bir küp altın çıkmış. Ha demişler ya mübarek pirin dediği buymuş işte. Ne? Sizin taptığınız ayağımın altında. Müslümanlar putlarını yıkmadıkça din ne onlarda hakim olur ne de memleketlerinde. Din bizde hakim değil. Memleketimizde ve İslam aleminde hakim olsun. Biz milyon dolarları, milyar dolarları, paraları, pulları deste etmeyi, aman orada saklamayı, onları tutmayı kendimize şiar edilmişiz. Biz aldanıyoruz. İşte kuyumcunun aldandığı gibi. Hazreti Mevlana'da diyor ki o kimse ara batına bindi neşeyle koşa koşa gidiyordu. Nereye?
Kan pahası ödemeye. O yüzlerce razılıkla yolculuğa düşen kötü kazaya kendi ayağıyla varıp çatan. Hayalinde mal vardı, mülk vardı, yücelik, büyüklük vardı. Azrail ise evet diyordu. Git umduğunu bulursun. O garip kişi yoldan gelince hekim onu aldı. Padişah'ın huzuruna götürdü. O kimse hayalledi ya mal, mülk, mevki, makam. Rahat, rehavet, lüks bir hayat. Bugün için ne? Villalar, arabalar, katlar, yatlar, para, pull, makam, mevki. Müslümanları bozan şeyler kardeşler. Her Müslümanlar hayal kuruyorlar. Param olsun bademli de villalayayım.
Bir de şunu ekliyor, bademli de bir villalayayım dervişler gelsin orada yitsin içsin. Gülüyorum ben. Lan bir derviş bademliye gitmek için 20 lira harcayacak, gelmek için 20 lira harcayacak, onun evine yemeğe gidecek bir de. Laf. Aha var burada, getir burada yidir. Git, yemek sanayinin birinden anlaş. De ki ya bu cumartesi ben orada yemek vereceğim. Sana hayır mı diyen var? Laf, insanlar kendi kendini aldatıyorlar. İşte Müslümanı da aldatan, kandıran o. Ve Müslümanlar o kandırılmışlıkla ol da o kendi kendini aldatmışlığıyla devam ediyorlar. Kardeşler, bir topluluğu yakan, yıkan, bir topluluğu yok eden, helak eden şey, hevadır.
İman mı ettin? İmanının emrettiği gibi yaşayamıyorsan, hevana daldın sen. İman ettin mi? Evet. İman ettiğin gibi yaşa. İmanın neyi emrediyorsa, hayatını ona göre dizayn et. Hevaya düşme. Dünyaya düşme. Ayrılığa düşme. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış. O yol sana yeter. Allah bizi onlardan eylesin. Geciktirdim, hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El Fatiha ma selamat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi