Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 31 Mayıs 2013 · 55:05
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gönlünüzü hayırlı eylesin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Bizim sessiz kalmamız düşüncesi, canımızı çok yakıyor. Bu düşünce ümitsizliğe ve karamsarlığa düşmeme sebep oluyor.
Siz böyle düşünmek avamın işi demiştiniz. Ama beni bu düşünceyi yiyip bitiriyor, çok korkuyorum. Lütfen tavsiye edin. Benim veya benim demeyeyim de benim çok kullandığım meşhur bir söz vardır. Mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla doludur. Bu dünya bir intihana nedir? Herkes bu dünyaya gelir. Bu dünyada doğar, yaşar, ölür. Dünya bu noktada handir. Nasıl hana insan sahip olamıyorsa gelip konaklayıp işi bitince göçüp gidiyorsa hepimiz için aynı şey. O yüzden ecel ne zaman gelir bilinmez.
İnsanın eceli gelmeden de hastalıktan ondan ondan ölmez. Yapılacak işi, yenilecek ekmeğin rızkı biten bu dünyadan göçüp gidecek sonuçta. Bu hepimiz için kaçınılmaz sonuçta. Ahmet, Mehmet herkes gidecek. Tavsiyemiz şu, kardeşler bizden sonra istihare yaptıklar. Rüyalarında kimi gördülerse üstad olarak gidip ona bağlanacaklar.
Yolun adabı, erkanı bu, usulü, kaidesi bu. İstihare yapar arkadaşlar. İstiharenin neticesinde bir şeyhe imtisap eder. Bir topluluk, ümmetin yanlışla ittifak etmez, toplanmaz da rüya noktasında da topluluk ittifak eder, yanlışlığa düşmez. O yüzden arkadaşlar, kardeşler istihare yaparlar, istişare ederler.
Kabir ehline vakıf kardeşlerimiz var içimizden. Siz sıkıştığınızda kabir ehlinden bu noktada vesile yapınız. Kabir ehline müracaat ederler. Kabir ehline müracaat edecek olan kardeşlerimiz var, elhamdülillah. Onlar müracaat ederler. Onlar malum, bunlar delil olsun diye bazen derslerden sonra kardeşlerin rüyalarını, hallerini anlattırız burada. O kardeşler de Allah razı olsun anlatırlar. O kardeşler üç aşağı beş yukarı içlerinde biraz daha böyle bilinmeyenleri var. Bayanlardan da, erkeklerden de. Bilinmeyenler de böyle işte çok haş olmasınlar, çok anlaşılmasınlar diye. Böyle onları, bu da bir terbiye sistemi, bu da bir eğitim sistemi. O yüzden geri kalan, bilinen bilinmeyen herkes istihare yapar, istişare yapar.
Kabir ehline, kabirhane vakıf olanlar kabirlere bu noktada rağmıda edilir. Emir Sultan hazretlerine edilir, Üstad hazretlerine edilir, İsmail Akbuburseva hazretlerine edilir gibi. Bu noktada kardeşler istihare yaparlar, istişare yaparlar. Cenab-ı Hak bir yol çizer, Allah hiçbir şeyi boş bırakmaz, hiçbir şeyi yarım bırakmaz, hiçbir şeyi eksik bırakmaz. Cenab-ı Hak bir şeyi tam eder, ederse. Bir şey havada kalmaz, Allah için bunlar zor şeyler değildir. Bir gecede o kimse ihya olur, bir anda o kimse ihya olur. Sizin yetişmemiş gibi gördüğünüz kimsenin bir gecede yetiştiğini görürsünüz. Bu kalbi bir şey. Lazım olan gelir, bu akılla, zahiri ilimle çözülecek bir şey değil.
Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri bana zakirlik veriyor Tire'de. Tire'nin zakirlik sünnetinde. Sünnet bitti, daha yeni dervişler. Bayıngır'dan hiçbir tanedir derviş arkadaş yok. Tek başıma gelir diyor ona. Oktay geliyor benden beraber. Oktay'ın da dersi yok. O gün zakirlik verilirken Oktay da oradaydı. Kader bu. O hep böyle yanımda ilkleri yaşamıştır. Şeyh Efendi böyle Salon-Salomaj bir yer var. Salomaj kısmına oturuyor. Bayındırlı Mustafa Efendi dedi, girdim ben içeriye. Yanımda Sivas'ta acel ağrı var.
Yanımda da trenin şu anda sağ. O günkü zakir Abdurrahman ağrı var. Böyle koltukta oturuyor. Şeyh Efendi bir şey konuşacağı zaman önemli koltuğun ucuna gelir. Koltuğun ucuna gelir. Koltuğun ucuna geldi. Mustafa Efendi sen onun bayındırlı zakirisin ondan sonra dedi. Bir kimse üstadının yanında muhafaza edecek kendini. O tecelliyat yaşanacak ise yaşanır da. Ola bayındırlı zakirisin dedi. Al oğlum bunlar da ders kağıtları dedi. O esnada Haceli ağabey, Allah rahmet eylesin Sivaslı. Sivas'ın zakir olan. Daha Çorumlu Hazretlerinden kalma. Efendim biraz daha gelip gitseydin, gitseydin dedi. Ona öyle bir dürümde baktı.
Ondan sonra bana baktı. Ben dedim ki efendim ben bir şey bilmiyorum ki dedim. Biz biliyoruz mu dedi. Sert bir şekilde. O esnada yanımdaki treni Abdurrahman ağabey dedi ki. İyi olur da efendim biraz daha gelip gitseydin dedi. Oğlum bu da istihara kağıtları dedi. İstihara kağıtları deyince ben kafamı kaldırdım. Efendim ben rüya yormasını bilmiyorum ki. Yine birisi oradan müdahale etti. İkiliden birisi. Şimdi günaha girmemek için hangisinin olduğunu tam bilmiyorum. Çünkü hatta bu da değil. Yine biraz daha pisseydi muhabbet oldu. Dedik oğlum sen sen rüyaları da yoran dedi bana. Peki efendim dedim ben.
Ders kağıtlarını verdi. İstihara kağıtlarını verdi. Rüyaları da yoran dedi. Ardından yine birisi daha orada bir şey laf söyleyecek oldu. Onların ikisine döndü böyle bir baktı. Bana döndü. Oğlum sen istediğine ders verin dedi. İstediğinden dersi alın dedi. İstediğin yerde zikir yaptırın. İstediğin şey zikri yaptırman dedi. Sen dedi istediğini şöyle yaparsın. İstediğini böyle yaparsın. Bizim bildiğimiz yok. Halifelikmiş oldu. Bitti. Hadi ol. Allah'a yardımcı olsun. Biz yöndük geçtik oturduk yerimize. Şeyh Efendi Hazretleri o gün Nevşehir'e dönüyor. İzmir'e kadar uğurladım ben onu.
İzmir'den bayındır otobüsüne bindim geri döndüm. Gece oldu. İşte yatsı namazını kıldım. Gece namazını kıldım. Yok işte şunu kıldık, bunu kıldık, şunu yaptık, bunu ettik, yaptık. Sabaha kadar rüyadan rüyaya değişik alemler, değişik haller, renkler böyle anlatılmaz. Sabaha kadar yoruluyorum ben, kalkıyorum, ondan sonra abdest alıyorum, bir daha yatıyorum, devam ediyor.
Abdest alıyorum, bir daha yatıyorum, yine devam ediyor. Sabah oldu. Ben gel indim, orman işletmesinde çalışıyorum. Orman işletmesinde muhasebe bölümü var. Altı yedi tane eleman burada orada çalışıyoruz. Başımızda bir tane şef var. Böyle şef de eski solcu bir arkadaş, İrfan Bey diye. Birbirimizi seviyoruz. Muhabbetimiz var. Tabi o biraz daha şef olduğundan iki üç dakika geç geliyor. Önemli değil. Biz tabi geçtik, oturduk herkes işinin başında. O bölüme girerken böyle o var ya, kovboy gülümleri böyle kapı var yani. Öyle bir kapı var içeri geliyor. Bu girdi salına. Günaydın herkese, hayırlı sabahlar, hayırlı sabahlar. Mustafa, dün akşam ben seni rüyamda gördüm ya.
Hayırdır İrfan Bey? Rüyamda bir de dediler ki, sen sabahleyin git Mustafa, anlat o rüya yorumu var burada. Kaldım. Estağfurullah İrfan Bey ya. Yok yok öyle dediler rüyamda. Rüyamda böyle böyle böyle … gördüm. Derken rüyası gözümün önüne geliyor. Şimdi hani böyle ekransız bir televizyon çıkarıyorlar ya. Bu fakir onu yirmi beş yıl önce gördü.
Yirmi beş yıl önce de dedim havada görecekler görüntüyü dedim o zamanlar. Görüntüyü havada görecekler dedim. Şimdi geçen gün diyorlar ki işte görüntü var. Öyle görüntüyü havada görecekler. Ha dedim tamam buluyorlar. Yeni geliyorlar da. O rüya anlatırken böyle rüyası gözümün önünde havada. Tevili de kalbinde. İrfan Bey rüyan şuna işaretledim ben. Böyle yaptı. Böyle ya dedi. Ya sen nereden biliyorsun dedi. Sana söylemişler ya dedi. Ben nereden bildiğimi söylemedim. Sana söylemişler ya dedi.
Allah isterse bir gecede adamı ihya et. Bir gece uzun. Bir anda o kimsenin kalbini hikmet pınarlarıyla doldurur. Bir anda beğenmediğiniz kimseden hikmet fışkırır. Beğenmezsiniz. Hikmet fışkırır. Çok geçmedi. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. Benim yanımda söylemedi bunu. Arkadaşlarım demiş ki zikrullah halakasında kim ne kadar hal görüyorsa hepsinin gördüğü halleri görür oluyor. Hiçbir şeyi boş bırakmaz. O yüzden avam oldu.
Olmak ne demek biliyor musunuz? Bir adamın şeyhi ölür, dervişliği de ölür. O avam. Şeyhi öldü, dervişliği de öldü mü o avam. Şeyhi öldü, biz daha Şeyh Efendi deyiz. Mübarek bize himmet ediyor. Tembel o. Onun gözü, gönlü, kalbi çalışmıyor. Bakın şimdiden söylüyorum size. Abdülkadir Geylana Hazretlerinin himmeti mi bittiydi? Ahmet Er Rufay Hazretlerinin himmeti mi bittiydi? Hazreti Mevlana'nın himmeti mi bittiydi? Hazreti Ali Efendimizin himmeti mi bittiydi? Hazreti Ebubekir Ömer Osman Efendilerimizin himmeti mi bittiydi? Allah muhafaza eylesin.
Avamlaşan insanlar, o kendilerini bir çöplük üretmeye çalışırlar. Bunu da genelde zakir, çavuş, nakip kısmı yapar. Aslında gizli şeyhlik yapar onlar. Onlar şunu derler, kardeşler topların bakalım. Biz Şeyh Efendi'nin bıraktığı yerdeyiz. Bizim şeyhimiz sağ. Hala da bizim üstümüzde hatta kılıçtan çekilmiş, kınından çekilmiş kılıca benziyor. Benziyor. Hikmeti de devam ediyor. Rüyasını kime anlatacak? Zakirine. Halini kime anlatacak? Zakirine. Kimden ilacını bulacak? Zakirinden. Zakir ne oldu?
Şeyh oldu. Zakiri şeyh oldu. Gizli. Açıktan değil. O zakir asla bir şeyh de beğenmez. Bir şeyhe gidecek olsalar nerede Şeyh Efendi? Muhabbet hazır.
Mübarek öyle miydi ya? Bunları böyle söylüyorum. Benim dinlediğim sözler bunlar. Kimden dinledim? Çorun Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinden sonra kalan zakirlerden ve dervişlerden dinledim. Nerede Mustafa Efendi? Eyvallah. Onun yerini dolduracak hiç kimse yok. İyi. Dedim Hacı Alaider Efendi'nin yerini kim doldurdu? E Mustafa Efendi. Mustafa Efendi'nin de yerini dolduran bir kimse var muhakkak? Hacı Ebu Boker Çorumi Hazretlerinin yerini kim doldurdu? Hacı Alaider Efendi nereden geldi?
Adiska'dan geldi. Yerini dolduran birisi olmuş. Sakın ölüm ne zaman gelir bilinmez insan. Ben bazen öleceğim diye uğraşmayın. Benden kurtulamayacağınız 110'da öleceğim diyorlar. Artırım yapabilirim 150'ye kadar kalacağım başımızda derim. Cebelleş olsun derim. Allah herkese hayırlı ömür versin. Amin. O halakin arkadan gelerken biz bu sözlerini duymak istemiyorum ben vefat ettikten sonra. Zamanın velilerine saygısızlık çünkü bu. Zamanın velilerine karşı köylük bu. Her zamanın velisi, her zamanın müştehidi, her zamanın müştedidi vardır. Müceddit her zaman gelir.
Müştehit her zaman vardır. Allah'ın velisi her zaman vardır. 100 senede bir müceddit gelir dediği şey müceddit eksik değil. Müceddit her daim var demek. Bir müceddit vardır İslam aleminde. Bir tane de değildir hatta. Bir tane müceddit yoktur. İhtiyaca binaen belki de müceddit seviyesinde müceddit vazifesini yapan 30 tane, 40 tane, 50 tane, 100 tane, 1000 tane müceddit, 10 bin tane, 100 bin tane müceddit vardır. Müceddit sakın bir tane olarak görmeyin. Mesela bizde meşhur bir tartışma vardır. İşte son devrin müceddidi Bediüzzaman Said Nursar dedi.
Onun döneminde yaşayan Hasan el-Bennai ne yapacağız? Onun döneminde yaşayan Ramazan Budi'yi ne yapacağız? Onun döneminde yaşayan Mısırlı, Fizlali yazan Seyyid Kutubu ne yapacağız? Yüce dediydi o. Ama aynı zamanda yaşayan yaşayan Süleyman El-i Tuna'yı ne yapacağız?
Aynı dönemde yaşayan velileri, ürşitleri ne yapacağız? Nereye koyacağız onları? Aynı dönemde yaşayan Alvarlı Mehmet Efendi'yi nereye koyacağız? Aynı dönemde yaşayan hemen hemen dönemler yakın Ali Haydar Efendi Hazretleri nereye koyacağız? Aynı dönemde yaşamışlar. Aynı sıkıntıları yaşamışlar. Aynı problemleri yaşamışlar.
Dara atmayalım. O yüzden bugün içinde bir tek bizim Şeyhimiz Mürşid-i Kamil. Boşlak bunlar. Bir tek veli bizimki. Boşlak. Evet senin için senin Mürşidin o. Senin velin o. Eyvam. Ama herkesin Şeyh'i kendine Mürşid-i Kamil. Herkesin Şeyh'i kendisine veli. Adam cigara içiyor, batak batak üstüne atıyor. Böyle gençler gibi yaka bağrını açmış.
Oooo adam Külhan Bey. Ben ondan daha Külhan Bey'im. Daha dağını kıl da Allah beni affetsin. Millet Şeyh'in de ölüyordu ona. Ölüyordu adama. Ben toplantısına gittim. Böyle hayret ettim. Sen kalk o adam. Defol git şuradan bakayım. Geç hakiye. Tık tık tık … Hakiye geçiyor adam. Bana devrol git dedi diye. Bir de seviniyor böyle. Dedim ne nefis mücadelesi dedim ya. O hakiye giden adamı dedim. Tebrik ederim seni. Ne oldu dedi. Valla dedim Şeyh Efendi seni defol git hakiye dedi. Sevinçinden ağlandım dedim ya. Defol git dedi ya bana dedi.
Allah Allah dedim ya. Biz birisini biraz öte desek dedim. Bin konuşmuyormuşlar. Sen onu öyle yapma. Yanlış yapıyorsun diyor. Adam selamı sabaha kesiyor. Tekkeyi delga tıkkı adamı terk ediyor. Oğlu Şeyh'i olma o. Ve de Demiş'e geldi dedi birisi. Hiç unutamayacağım. Ne büyük şatahatla geldiler. Bu akşam sen göreceksin göreceksin. Bu akşam Hazreti Peygamber Efendimiz'e müracaat edeceğim ben. Sen benimsin. Bana öyle diyor. Dedim estağfurullah efendim ben kör atayım. Binacaat edin, müracaat edin dedi. Cenab-ı Hak dedim Hazreti Peygamber Efendimiz'i bize de göstersin desin ki bu zata yetisaf edeceğim. Ben hazırım dedim. Bu noktada bir sıkıntı yok. Ben sizden de ders alırım dedim.
Hazreti Peygamber Efendimiz'in emrindeyiz biz dedi. Zikrullahlar, dualar, nihalar bu gece kaldılar. Sabah oldu. Bizde bir şey yok. Dedim yok bende. Tıntılın ben de dedim. Hazreti İmam Birliği'ye gidin. İmam Birliği'nde zikirler, davetalar, seyretler, pazar günü devam etsin. Pazar akşam oldu. Dedim körlüyüm işte ya. Kalp katı bizde. Yok içerikada bir şey. Efendim sizin hakkında bir işaret yok diyorum ben. E hiçbir şey görmedim. Gördüm ama sizin hakkınızda bir işaret yok. Şimdi ne gördün diyemiyor. Nasıl yandı? Efendim ben her gece rüya görüyorum dedim. Ben her zaman hali görüyorum. Yalnız kaldığınızda. Sizinle alakalı bir işaret yok dedim.
Benim nasipsizliğim herhalde. Pazartesi sabah ile minibüsle gittiler. Şimdi onun yanındaki derlişler için o büyük mülşid ikanım. Bana ne üzüldüler, ne üzüldüler. Sen büyük nasibi kaçırdın diye. Dedim dua edin. Ben dedim bu nasipsizliğimden dolayı kaybediyorum zaten. Benim nasibim de nasipsizlikmiş dedim. Aradan bir gün geçti şey efendi aradı. Mustafa efendi gitti mi oğlum misafirler dedi. Gittiler efendim dedim. Allah bir şeyi boş bırakmaz. Besmele'nin hikmeti nedir? Neden her işe besmele ile başlamalıyız? Örnek vermek gerekirse. Yaşlı teyze arabaya biniyor ve yolculuk yapmaktan korkuyor. Hemen besmele çekiyor. Şimdi burada haşa Allah teyzenin koruması mı ki teyze böyle bir şey yapıyor?
Evet. Ya da işe hayırlı başlamak için besmele çekmek gerekir diyor. Şimdi her elde televizyon var. Bunlarda da hayırlı bir şey yok. Şimdi televizyon açarken besmele çekmek mi gerekir? Evet. Sufiler bir şeyin hikmetini araştırmazlar. Cenab-ı Peygamber her işe besmele ile başlayın demiş. Her işe besmele ile başlarlar. Ve her işlerinin de hayır olduğunu inanırlar. Mümin insan her işe besmele ile başlar. Allah'ın emri bu. E televizyonu da kökten kötü göstermek de hoş bir şey değil. Televizyonda Kur'an-ı Kerim kanalları var. Televizyonda dini kanalları var. Birkaç tane de olsa. Az da olsa. Haber kanalları var. Bunları da izleyebilir. İlla ki televizyonda dizi izleyecek.
İlla ki erotik bir şeyler izleyecek diye bir kaide yok. İnsanlar sandın mı ki iman ettik demeleri ile bırakılacaklar. da imtihana çekilmeyecekler. An-ı Koput ayet 2. Soru efendim. Yalnız iman etmek insanı kurtarılmıyorsa peki kişi bu dünyada hep imtihanda olacaktır. Hakkınızı helal edin. Evet. Ya normalde imtihamsız bir dünya söz konusu değil. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede Allah sizleri, anne babalarınızla, eşlerinizle, çocuklarınızla, mallarınızla, canlarınızla imtihan eder. Müslüman için, mümin için bu dünya imtihan, hane. Müslümanlar, müminler böyle inanırlar. Bu dünyaya imtihana gönderin.
O yüzden önümüze çıkan her şeyi bir imtihan ve cilesi gibi görebiliriz. O yüzden mümin her daim hüsrana uğramamak için uyanık olmaya gayret eder. Önüne gelen hadiselerde harama düşmemeye, ibadetlerini yerine getirmeye gayret eder. Cenab-ı Hak kul, farzları yerine getirince Allah'a en sevimli gelen işi yapar der. Farzları yerine getirmek, haram olan her fiiliyattan kaçmak, Cenab-ı Hak'ın farz kırdığı ibadetleri yerine getirmektedir.
O zaman Müslüman imtihanı kazanmak için birinci derecede haramlardan uzak kuracak. Ve aynı zamanda da farz olan ibadetlerini yerine getirecek inşallah. Dergahımızda bir kardeşle tanıştık. Benim buraya gelmeme vesile oldu. Ben o kardeşe bazı şeyler anlattığımda bana kısa ve öz bir söz söyledi. Şemsi olmayan Mevlana'yı anlamaz ki. Bizi bilen bilir, bilmeyen kendisi gibi bilir dedi. Hakkimizi helal edin. Bu sözlerin bir anlamı var mı? Açıklarsanız sevinirim. Çünkü ben çok etkilenim o kardeşler. Ama o her hayır Allah'tan diyordur. Hakkimizi helal edin. Evet, her hayır Allah'tandır. Ama Allah hayır verirken kullarını vesile eder. Kullarını vesile ederekten de kullarının kurtuluşunu ümit eder.
Cenab-ı Hak hayırı isteyen kulu üzerinden hayır verir. Şerri isteyen kulu üzerinden şerri verir. Hayırı isteyen kulu üzerinden hayır vererekten o kulunu cehennetlik eder. Şerri isteyen kulu üzerinden de şerri vererekten o kulunu cehennemlik eder. Burada o kul hayırı istemekten veya da şerri istemekten mükellehtir. Evet bu bizi bilen bilir, bilmeyen, kendisi gibi bilir sözü Şemseddin-i Tebrizi Hazretleri.
Şemseddin-i Tebrizi Hazretleri bizi bilen bilir der. Ehl-i Sufi'yi bilen bilir. Ehl-i Sufi'yi bilen bildiği kadar o da bildiği kadar bilir. Bu manada herkes amadır. Kör demeyelim de amadir. O Muhyiddin-i Araba Hazretleri güzel bir örnek verir. Beş tane der kör veya ama kimseyi getirseniz fili der değişik huzurlarından tuttursanız Bacağından tutan kimse der ki diyor Allah sütun gibi.
Pardon fil sütun gibi. Göğsünden tutan der ki diyor fil tepsi gibi. Kunağından tutan der ki diyor fil kepçe gibi. Hortumundan tutan der ki diyor fil hortum gibi. E şimdi bu da aynıdır. Sufiler de bu manadadır. Bütün herkese bak. Ben de hayır. Herkes birbirini bildiği kadar bilir. O kimsenin bilgisi ne kadarsa o kimse o kadar bilir. Şimdi doktor gözümün önünde inşallah doktor olsun. Ben şimdi onun doktorluğunu bilmiyorum. Ben sadece tıpta okuduğunu biliyorum. Bana deseler ki bu tıpçı mı bu tıpta okuyor bilgisini bilmiyorum. Eğer ben tıp ilmine vakıf olmuş olsam onu imtihan etsem o zaman onun bilgisini çözeceğim.
Ama tıp ilmine mevcut tıp ilmine vakıf olmadığından dolayı benim onu ölçmeye yeteneğim yok. Bizde enteresan nokta hastalar doktoru ölçmeye çalışırlar. Hasta gelip doktoru ölçmek için uğraşırlar. Bak hepinizde de vardır bu. Asla sanki doktor edasıyla hatta profesör edasıyla bakar. Bunun ehil bir doktor mu değil mi?
Onun ehil bir doktor olup olmadığını onu okutan öğreten profesör mü? Ya da onun değerinde onun karşılığında ilim alan bir tıp doktoru bilecek. Ama insanoğlu enteresan bir şeydir. Karşısındaki kimseyi sorgularcasına onu imtihan etmeye çalışır. Derviş de şeyhi imtihan eder. Derviş de şeyhe bakar şeyhin kemalatlı olup olmadığına hükmetecek. Aynı hasta doktor ilişkisindeki gibi. O derviş şeyhi kontrol etmeye çalışır. Der ki bu ne kadar şeyh acaba? Ya ne kadarını biliyorsun? Bildiğin yeri söyle. Birinci semavattan.
Birinci semavatı rüyasında gören elini kaldırsın. Zikrullah yapan elini kaldırsın. İsmail çektin. Duyamadın.
Ben de sevgiye kapattım. Bayırdım. Siz geldin diyorum. Siz ben de gittim. Ben de geçimden gittim. Allah'a doğru gidiyormuşuz. Oturuyum üstüne. Ne renkti? Rengini söyle. Rengin beyaz şeffafat var. Nur gibiydi. Ve sedef keşke gibiydi. Ben de yaptım. Tanrı dedik. Ordaymış da devamımız. Beraber böyle Saatını açıyorsunuz. Biraz ben açamamıyorum. Orhan'ım oldu. Öyle bir şey yapamam. Ben de yaptım. Sizin peşke demektim. Etrafımda sema yaptım. Açarak.
Ben de başladığım sema yaptım. Birkaç sefer daha var. Gel ya. Onlarda hangi renkleri gördün? Ben de yaptım. Nereden müzik şimdi geri kalan? Bu. Allah bizi affetsin.
Amin. Bilen biliyor. Bilmeyen, kendisi gibi biliyor. Kendisi gibi biliyor ne? Kendi cahil, o da onu cahil görüyor. Kendi avam, o da onu avam biliyor. Kendi hırsız, o da onu hırsız biliyor. Kendi ondan bundan otlanıyor. O da ondan bundan otlanan bir kimse olarak görüyor. Kendisi ona buna laf atan kimse, onu da ona buna laf atan kimse olarak görüyor. Bilmeyen de kendisi gibi biliyor. Allah bizi affetsin. Yeni doğan bebekler ve anneler için kırk çıkarma diye bir şey var mı bu konuda bizi aydınlatır mısınız? Yani böyle bir şey dini bir noktada yok ama sağlık açısından var. Yani anne doğum yapmış, işte böyle bir kırk koymuşlar biraz böyle eski gelenek gibi. Anne sağlığını kavuşsun, bebek sağlığına kavuşsun, bu yeni hayata, yeni düzene ayak uydursunlar diye.
Çok böyle işte yolculuk yapmamışlar, dışarı çıkmamışlar. Pek hava değişikliği yapmıyorlar ki böyle işte anne kendini toplasın, çocuk kendini toplasın diye. Sağlık açısından faydalı mı? Evet. Dini bir şey var mı? Yok. Kırkçı da kabul ediyor zaten değil mi? Kaç gün öyle yapıyorsunuz? Ameliyatı olan kimse dahi zaten kırk gün kendini görecek değil mi? İklaya kadar uzatılıyor, tamam. Rüyada gördüğümüz bir erkeğe bağlanmak, ona karşı bir şeyler hissetmek uygun mudur? Rüyaya bağlı. Bu tür şeyler insanlar gönülleri birisini çeker, gönlü böyle bu noktada ona mail eder. Mail ettiği için onu rüyasında görebilir. Onu mail ettiği için, onu rüyasında görünce kendi kendisine platonikleşir o kimse.
Bunu erkek kadına, kadın erkeğe böyle şeyler olabiliriz. Hüccetli rüya farklı bir şeydir. Hüccetli rüya, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri rüyasıyla nikahını kıyar. Hüccetli rüya, sahabeden birisi nikahını kıyar. Hüccetli rüya, bir efendilerimizden birisi nikahını kıyar. Hüccetli rüya. Bu farklı bir şeydir. Bu yine zahire dökülecek diye bir kaydı yok. Allah rahmet eylesin. Bunu Şeyh Efendi'den nakledeyim. Şeyh Efendi'ye böyle bir iki tane hadise tecelli etmişti. Ben de fark etmiştim bunu. Veyahut da görmüştüm diye bir şeydir. Fark etmek farklı bir şey, görmek farklı bir şey. Tabii Şeyh Efendi Hazretleri bir şey demeyince ben bir şey demedim.
Sonradan çıtlattım efendim. İşte hani size verildi. İsterseniz ben gideyim isteyeyim, evlendireyim sizi dedim ben. Gördün mü Mustafa'nın? Kim dedi? Dedim filanca yerden efendim. Maşallah oğlum doğru dedi. Efendim gider isterim isterseniz. Yok oğlum dedi. Ben ahirete bıraktım dedi. Hatta bu mevzu oldu. Allah rahmet eylesin. Hacenne bana sordu. Mustafa Efendi böyle bir şey varsa oğlum dedi. Hani dedi manem dedi. Ben dedi bir şey demem ha dedi. Hacenne var dedim yalan söyleyecek halim yok. Ama dedi Şeyh Efendi istemiyorum dedi.
Baba istese şimdiyi halledecektim zaten. Sen zaten hallederdin dedi. Ondan sonra hep beraber arabada yolculuk yaparken Hacenne tekrar bana söyledi. Bak dedi dedenin yanında söylüyorum dedi. Şeyh Efendi'ye dede derdi o. Dedenin yanında söylüyorum Mustafa Efendi. Allah var biz varız burada dedi. Eğer böyle bir şey varsa dedi. Ondan sonra dedenin evvel oğlum dedi. Ben de Şeyh Efendi yanımda. Ben dedim efendim müsaade eder misin dedim. Tabi Mustafa Efendi dedi. Hani cevap vereceğim çünkü. Bir şeyhin yanında Şeyh Efendi'den müsaade alınmadan birisine cevap verilmez. O şeyhin eşi de olsa çocuğu da olsa. E de odur. O ona bir şey sorsa dahi. Efendim müsaade eder misin dedim.
Tabi oğlum dedi. Cevap Hacenne dedi. Dedim Hacenne. Şeyh Efendi Allah'a emanet ederim. Allah'a emanet ederim. Dedim baba istemiyor. Baba istese dedim. Ben dedim maddet çektim dedim. Baba olmaz dedi. Dedim ben. O da zaten sen olsaydı yapar mı dedi. Bir söz söyledi. Ondan sonra dedi. Böyle manevi bir şey varsa. Ben dedi mesele değil dedi. Yani çekilerim kenara gibisinden. Onun da söyledi. Dedim baba istemiyor. O yüzden dedim Hacenne. Bu noktada dedim bir şey yok. Şu anda kapandı mesele dedim. Şeyh Efendi'nin hiç yorum yapmadı. Öyle dinledi. Allah rahmet eylesin. Şimdi bu o kimsenin bu noktası. Ötena bak. Böyle bir şey ona lütfedebilir. Böyle bir şey ikram edebilir.
Böyle bir şey o kimse rüyasında görebilir. Rüyasında böyle bir şey o insana sunabilirler. Bunlar mümkün. Bunu zahire dökmemekte fayda vardır. Dile dökmemekte böyle insanların arasında konuşmamakta fayda vardır. Böyle şeyi ancak o kimsekinden üstadını anlatır. Üstadı ona bir yorum yapar, bir şey söylerse ona göre devam eder. Mesela bana öyle şeyler söylüyorlar. Kadınlardan da erkeklerden de anlatanlar oluyor. Ben diyorum ki unut bu rüyayı. Unutacak onu hemen. Ama bir bakıyorum ki o rüyayı başkasına da anlatmış o. Bir bakıyorum ki başka yerden başka yerden dolaşıyor o rüya. Hatta o gördüğüne kadar gidiyor. O görülen kimse geliyor. Filanca beni rüyasında görmüş.
Ben ne yapayım efendim? Bu dervişlik adamı değil bir kere. Bunu söyleyen kimse farkında değil. Lafı dolaştıran kimse. Kendinde laf dolaştırıyor. Kendi ağırlığını yeniltiyor. Kendisini esketiyor. Kendisini yıpratıyor. Konuşulmaz böyle şeyler. Ya ben işte birisi Allah affetsin kendimden örnek vereyim. Ben demek değil de. İşte bir kıza dedim evleneyim ya herkes evlen diyor. Baktım orada çocuk bahçesinde bir çocuk oynatıyor. Bizim arkadaşın kayınvalidesiyle beraber ona telefon açtım. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Dedim ya burada senin kayınvaliden yanında bir kız var dedim. Çocuk oynatıyorlar dedim ben. Kim o kız dedim ben.
Manisa'dan abi dedim. Ondan sonra neyin nesi abi dedi. Olur o iş istedi abi dedi bana. İyi dedim ya gidelim bakalım. Ben bir şey efendimden müsaade alayım dedim. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Efendim dedim böyle böyle bizim tülancı arkadaş var. Onun dedim bazısı var. Onun öğrencilerinden birisini gördüm burada dedim. Yani bahçede çocuk oynatıyordu. Ben gideyim müsaade ederseniz ona bakayım dedim. Ağzından çıkana ona bakayım dedim. Ağzından çıkana ona bakayım. Git bak Mustafa verdi dedi. Biz pahalı güldür hafta sonu gittik. Tabi onlara da haber verdiler. Kızcağız rüyasında görmüş. İşte gerçek olan kimse dördüncü makam da dördüncü makam olur makamı demişler.
Ben gittim görüşmek için. İşte bir odaya geçtik biz. Görüşecek bir şeyim yok benim. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Ben bayım dedem Mustafa Özbağ. Orman işletmesinde işçi statüsünde memurluk yapıyorum. Dedim evde bir tane çay dalım var. Yirmi tane işte çay bardağım var. Çay kaşım var. Onların tabakları da yok dedim. Bir tane piknik tüpü var annemin. Dedemden kalmadığı bir tane çaput. Divanın üzerinde tek kişilik yatak var. Çakma bir tane üç tahtadan toplamda divan var. Ben dedim tahtanın üzerinde bir tane kilim var. İki kişi oturamaz, üç kişi oturamaz. O kilimin üzerinde dedim yaşıyorum. Dedim kitaplığım var boydan boya. Yaklaşık dedim yüz yılite yakın eserim var, kitabım var.
Ben dedim haftanın beş gecesi zikir yapıyoruz, ders yapıyoruz. Ben geri kalan zamanlarında kitap okuyorum. Hayatım bu dedim ben. Benden dedim çanak, çömlek, mal mülk, para pul, uğur zuhur isteyeceksen bu görüşme burada kalsın. Selamünaleyküm, aleykümselam. Sepet'in koluna, herkes yoluna. Tahtanın üzerine evleneceksen dedim. Ben Şeyh Efendi'ye söyleyeceğim. Geldim baktım ondan sonra müsait diyeceğim dedim ben. Kızcağız dedi ki ben her şeyi kabul ediyorum bir annemle görüşeyim. Görüş dedim ben. Gitti hemen yan taraftan annesiyle görüştüm. Annesi demiş ki ya bir yatak odası alamadım demiş. Geldi ya Allah dedi ben bir şey istemiyorum ama dedi.
Tabi gördü endamı. Hepimiz kaldınız be ya. Geldi dedim ne yatak odası dedim. Tahtanın üzerine geleceksin dedim. Gitti. Gitti. Annesi demiş ki iki çekyat da alamadım. Geldi. Dedim. Ben Türkçe konuştuğuma inanıyorum dedim. Kızcağız vakti şimdi böyle. Biz müsaade isteyelim mi dedim o zaman dedim. Ben iki tane çekyat da alamadım. Kaldınız.
Gitti gel annesine. Annesi de oradan perdenin arkasından bakıyormuş. Geldi tamam dedi dedi. Annesi demiş ki işsin hemen babasına Allah'ın ömrünü koysun demiş. Dedim yok. Neden? Ben Şeyh Efendi'den bakmaya müsaade aldım dedim. İstemeye değil. Nasıl yani? Basmaya dedim. Bakma kaydı. İsteme kaydı çünkü dedim ben. Ben Allah'ın ömrünü koyamam dedim ben. Ben Şeyh'imden sadece bakmaya müsaade aldım. Dediler telefon aç. Telefon açtım Nefşehir'de. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Aç anne dedim. Baba evde mi? Sivas'a gitti oğlum dedim. Peki Selamun Aleyküm Aleyküm Selam kapattık. Yok 86. Nerede Sivas'ta Şeyh Efendi'yi bulacağın telefon yok.
Yok bir şey yok. Dedim yok mümkün değil. E ne olacak? Ne zaman dedim ben Şeyh Efendi'ye ulaştım. Bana Allah'ın ömrünü koy derse ben geleceğim Allah'ın ömrünü koyacağım. Babasıyla tanıştılar. Tanışırız dedim ben. Karayollarında şoför adam. Tabi babasına haber vermişler. Biz gittik karayollarına. Karayolların lokantasında karşıladı adam bizi. Ondan sonra hoş geldiniz. Sefa geldiniz. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Biz dedim Kadir-i Rıfa-i Dergan'ın yükçesiyiz. Benim Şeyh'im Nevşehir'i Abdullah Efendi'yiz. Biz dedim Cehdi Sikir Erba'lıyız. Bu cesareti nereden buldunuz derseniz dedim. Benim pirim Hz. Ali Efendi'dir. Benim pirim kendi göbeğini kendisi kesmiş gitmiş kendisi istemiş dedim.
Ben o pirime uyuyorum dedim. Benim pirimdir kendisi sahabeden dedim. O yüzden ben geldim dedim kendi göbeğini kendimi keseceğim. Şeyh'im müsaade ederse Allah'ın emri peygamberin kavmi İmam-ı Azam'ın iştahınıyla dedim. Senin kızına talibim dedim. Ama Şeyh'im müsaade etmezse çay içtik çorba içtik selamun Aleyküm herkes yollanır. Böyle baktı. Bir alnından öpebilir miyim dedi. Baktım ondan sonra dedim öpen iflah olmadı işte dedim. Ya sen nasıl bir adamsın dedi gözlerinden öpeyim dedi. Ölürsün dedi. Kalka geçti mi zannediyor. Dedim alnından o güne kadar kimse öpmedi gözünden de kimse öpmedi.
Örtürmedim zaten. Sarmaştık. Bir tane söyledi yemek yiyelim ben yemek yiyeceğim Allah razı olsun. Çayları içtik ben kendim yapıyorum. Maşallah dedi. Şeyh'ine selam söyle dedi. Gerçekten bizim İmrezzin dedi. Harika bir derviş yetiştirmiş dedi. İnşallah müsaade eder dedi. Benim kızım sana eş olur. Nasip dedim hakkınızı helal edin. Çıktık. Bir hafta sonra şeyh efendi geldi. On gün sana falan bir çıktım seyahat ederdi o. Geldi Tire'ye. Tire'de beraber geziyoruz gündüz. Ondan sonra dedim efendim gittim gördüm. Gittim. Dedim işte gittim gördüm dedim ben. Neyini gördün dedi. Bir düşündüm gözünü gördüm bir tek. Çünkü çarşafla örtülür.
Dedim efendim bir tek gözünü gördüm dedim ben. Aklıma geldi o esnada. Ondan sonra gözümün önüne geldi. Bir tek gözünü gördüm dedim ben. Onu tam gördüm sayılmaz dedim ben. Hiçbir şey görmedim o zaman. Yok görmedim. Şimdi hemen hiçbir şey görmedim deyince maddi maddi maddi bir şey görmedim. Bir incaret görmedim. Başlayalım sana işte. Emredersiniz efendim. Bu kadar. Hemen aynı gün telefon açtım arkadaşı. İş kaldı şey efendim terk et bunu bırak onu dedi. Bittik. Bak o bayan dördüncü makamda beni görüp olur makamında gördü. Ne oldu? Sonradan da beni çok rüyasında görüp nikahlandığını görenler olur. Hala da görenler var.
Bunu zahire dökme. Bunu git üstadınla konuş. Üstadına bunu anla. Hakkın seni. Efendim ben filan diye rüyamda gördüm. Rüyamda böyle böyle gördüm. Onda bir hakikatlik varsa. Yani Allah affetsin birisinin önüne geçsek değiliz bu noktada. Kıymetli dostlar şunu kesinlikle kafanıza koyun. Ben rüyamda bir şey göreyim veya bana zikirde veya işte semada bir şey söylensin.
Ben hayatım boyunca onu ikilememiştim. Bana helal dairede deseler ki şimdi rüyamda helal dairede. Hazreti Peygamber Efendimiz gelse bir şey söylese ikilemem bile. Veya şeyhimi bir anda göreceğim bana bir şey diyecek. İkilemem bile. Hiç sorunu sorunu düşünmem. Hiç ama. Veyahut da bir zikrullah esnasında bir kabrin başında veyahut da zikrullah esnasında filanca işimi verdiler. Harun de böyle. Hiç ama. Hiç ama. Veyahut da birisine bir şey sağlamışlar. Hiç ama. İkileém bile. Allah bizi onlardan emanet olun. Hakkınız helal edin.