Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 24 Ekim 2026 · 1:23:30
Euzûbillahimineşşeytanınurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikir faremenna hu, La ilâhâ, selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, nefeslerinizi hayırlı eylesin, cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Hakk-ı Hak, batılı batıl olan bilenlerden eylesin.
Batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Nerede Müslümanların namusuna, şerefine, hırzına, topraklarına, canına, malına kasteden zalim kafirler var ise Cenab-ı Hak hepsini kahre perişan eylesin. İsrail'i doğutsun yerle yeksan eylesin. Çin'i doğutsun yerle yeksan eylesin. İsrail'in destekçilerini yerle yeksan eylesin. Kim Müslümanlara haksız, hukuksuz davranıyorsa Cenab-ı Hak bu haksız, hukuksuz davrananlardan intikamımızı alsın. Cümlemize Allah sevgisi, Resulullah sevgisi, dostlarının sevgisini gönlümüze tesis eylesin. Rabbin dostlarına dost, düşmanlarına düşman eylesin. Cümlemize affı muğfiret eylesin. Rabbin.
Ey Cümayin. 2320. beyt. Sen kanaatten ne vakit canını nurlandırdın ki? Kanaatten ancak bir at öğrendin. Peygamber kanaat nedir? Hazinedir dedi. Sen hazini mihnet ve meşakketten ayırt edemiyorsun. Kanaat daimi bir hazineden başka bir şey değildir. Ey gönüle gam ve elem veren artık beyhude sözlere dalma. Yürü bana eşim deme. Az koltukla. Ben insafın eşiyim. Hilenin değil. Neden padişahtan, beyden dem vurup durmaktasın? Yoksulluktan havada sivrisineği bile ağlamaktasın. Hz. Bir Allah-u Alem bu beytlerde yalnızca yoksulluğu ve zenginliği anlatmıyor.
İnsan herhangi bir kavramı diline dolarsa, o kavramın hakikatini yaşamadıktan sonra o hakikati konuşmasını sorguluyor. Yani o kimsenin diliyle yaşadığının bir olması gerekiyor. Eğer dilinin söylediğini o kendisi hakikatte yaşamıyorsa, o zaman normalde o ağzından çıkan şeyi yaşamıyor.
Yani yalancı hükmüne giriyor. O yüzden kanaattan söz etmek, kanaattan anlatmak başka bir şey ama o anlatılan kanaatın insanın gönlünde yer etmesi ve gönlünden o kimsenin sıfatlarına, şahsın tavır, davranış, hareket, fiiliyat, onlara tecelli etmesi farklı. İnsanın kendisini güçlü, itibarlı, zengin göstermek için veyahut da alim, üstad, usta göstermek için veya derviş, sufi göstermek için kullanmış olduğu süslü cümleler veyahut da yakışıklı, afilli kelimeler kullanmak başka yaşadığı hal, yaşadığı hayat standardı ve o hal ile hallenmiyorsa
o iddia ettiği sözlerle yaşadığı şey birbirini tutmadı demektir. Birbiriyle özleşmedi demektir. Hz. Pir, Allah-u Alem bu beytlerde bunu anlatmaya çalışıyor. Sen kanaatten ne vakit canını nurlandırdın ki? Kanaattan ancak bir at öğrendin. Hz. Pir'in buradaki itirazı, kanaatin yalnızca adını öğrenip onun ahlakını kazanmamak, onun ahlakıyla ahlaklanmamak.
Kanaatten söz ediyor ama üzerinde kanaat tecelli etmemiş. Kanaat tecelli etmiş olsa normalde insanların malında göz olmayacak. Kanaat çalışmayı bırakmak değildir. Kanaat tembellik değildir. Kanaat insanın elindekini küçümsememesidir. Kanaat insanın elindekini horhakir görmeden elindeki nimete hamd etmesi ve elindekiyle yetinmesidir. Veyahut da onu fazlalaştırmak için gayret etmektir, çalışmaktır. Ama bunu yaparken kanaatsiz davranmak, hırsına yenilmek ve diğer insanların elindekine göz dikerekten onlarla yarışmak, Allah muhafaza eylesin, sıkıntı budur.
O yüzden o kimsenin rızkını araması kadar doğal bir şey yoktur. Veyahut da eşini, çoluğunu, çocuğunu geçindirmek için çalışması kadar doğal bir şey yoktur. Ama buradaki o kanaatsizlik mesela insanın böyle devasa bir zengin oldukça zengin olmak, paranın normalde o debdebenin, o şatafatın gösterişine kanmak ve o kanaatsizlikle haram helal tanımamak, fakir fukara tanımamak, ele geleni yemek, dile geleni söylemek.
O noktada o kimsenin hadsiz, hudutsuz davranışların içerisine girmesi, ölçüyü kaçırması, dengeyi kaçırmasıdır. Yani nitekim tarih boyunca hep bunlar yaşanmış. Hani o normalde o insanlar, kanaatsiz insanlar içinde bulundukları topluma hep zarar vermişler. İçinde bulundukları ailelere zarar vermişler. Oysa normalde onlar böyle kendilerince, hani kendi hallerine razı olmuş olsalar, bu demek değildir ki, hani insanlar çalışmayacak, gayret etmeyecek, koşmayacak.
Bu buradan algılanmasın. Burada kanaatle alakalı o kimsenin, hani hadis-i şerifte insanoğlunun iki vadi altına olsa üçüncüsünü ister. Bu noktaya gelmemesi, o yüzden hani dünyayı bu noktada taparcasına sevmek, dünyayı taparcasına peşinden koşmak hep insanları helaka götürmüştür. Allah muhafaza eylesin. Bakara ayet 273. Sadaka kendilerini Allah yoluna vakfedenler içindir. Bunlar rızık aramak için yeryüzünde dolaşmazlar. Durumlarını bilmeyen kimse iffetlerinden dolayı onları zengin sanar. Sen onları simalarından tanırsın. Onlar insanlardan ısrarla dilenmezler. Harcadığınız her hayırı şüphesiz ki Allah bilir. Demek ki kanaat ehli bir kimse, Allah rızası için yeryüzünde dolaşırken, yani Kur'an sünnet dairesinde insanları tebliğ edeceğim, insanları aydınlatacağım, insanlara doğru yolu göstereceğim derken, halini insanlara açmayan insanlardır.
Kanaat ehli olanlar onlardır. Onlar kendilerini fakir göstermezler, kendilerini muhtaç göstermezler, kendilerini ihtiyaç sahibi olarak göstermezler. Bu gerçek bir sufi ahlakıdır. Eğer sen kendini Allah yolunda koşturuyorum derken, kendini muhtaç duruma getiriyorsan, insanların önünde kendine yardım etsinler diye acındırıyorsan, sen kanaat ehli değilsin. Sufi ahlakı bu noktada dik durmaktır. Kendine ihtiyaç sahibi olduğunu göstermemektir. Ve kendini bu noktaya getirmemektir. Asıl kanaat sahibi odur. İhtiyacı olduğu halde ihtiyacını beyan etmeyendir. Aslında Allah için yol koşarken o kimse, kendisinin bir şeye ihtiyacının olmadığını söyler. O kimse onun ahlakıdır. Onun kanaat ehli olduğudur.
Yoksa o kimse istiyorsa, insanlara bunu andırıyorsa, o kanaat ehli değildir. O dilencidir. Dilencilik de kanaat ehlinin arasındaki fark odur. Dilenci ister. Hani ben Allah için koşuyorum, Allah yolundayım der. İnsanlardan ister, andırır. O dilencidir. O Allah yolunda koşmuyor. O onu göstererekten insanlardan para topluyor, yardım topluyor. Kat, yat, araba sahibi oluyor. Allah muhafaza eylesin. Kanaat ehli ihtiyacı olduğu halde ihtiyacını beyan etmeyen insandır. İhtiyacı olduğu halde benim şuna ihtiyacım var demeyen insandır. Zariyet ayet 56-57. İnsanları ve cinleri ben yalnızca bana kulluk etmeleri için yarattım. Yoksa onlardan rızık ve beni doyurmalarını istemiyorum.
Allah insanları kulluk için yarattı. Kanaat ehli olan kimse dilenmez. O yüzden o normalde yalnızca Allah'a kulluk eder. Yalnızca yönünü Allah'a çevirir. Yalnızca Allah'tan ister. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın yaradış sebebi kendisine kulluk etmesi, kendisini tanıması, tanıttırması, kendisini bilmesi ve etrafına bildirmesi içindir. Başka bir şey için değildir. Allah insanları dilensin diye yaratmadı. Sufilik, dervişlik, ehli tasavvuf olmak, ehli cemaat olmak, dilenmek demek değildir. İstemek demek değildir. Değildir. Allah senden devasa binalar yapmanı istemez. Allah senden kulluk ister.
Kulluk ister. Allah senden zikrullah yapmanı ister. Senden farzlara tabi olmanı ister. Senin Allah yolunda koşmanı ister. Senin bunları bahane ederekten, bunları göstererekten dilenmeni istemez. Taha ayet 31. Ey Muhammed! Bir kısım kafirlere kendilerini imtihan etmek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne sakın gözün kalmasın. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. Ey Muhammed! Hz. Allah kendi Habibim dediği peygamberine diyor. Rabbinin ayetlerinden yüz çeviren, Allah'ın zikrinden yüz çeviren, Allah'ın hukukundan yüz çeviren, Allah'ın kitabından yüz çeviren, o kafirlere imtihan etmemiz için vermiş olduğumuz dünya nimetleri, dünya şataatı, şatafatı, saltanatı, dünyanın onlara karşı olan tavrı, tarzı ve onlara bakaraktan sakın onlara verdiklerimde gözün kalmasın.
Yani o kafirlerin, o münafıkların, o mürtedlerin, o Allah düşmanlarının, o zikrullah düşmanlarının o şatafatı, şataatı seni aldatmasın. Hani başka bir ayet-i kerimede o dünya hayatını kendisine ilke edinen, süs edinen, o heva ve hevesine uyanlara sakın uyma diyordu ya. İşte diyor ki, bir kısım kafirlere böyle saltanat veririz, bir kısım kafirlere böyle şan, şöhret veririz, sakın sen onlara gözünü dikip de aldırma.
Rabbinin sana vaat ettiği, sana vaat ettiği rızık, maddi manevi devamlıdır, kesintiye uğramaz. O yüzden normalde o sen sonsuz olan ahiret nimetlerine gözünü dik. Sen dünya malına, dünya nimetlerine gözünü dikip de heva ve hevesine uyma. Aldanıp da bu dünyanın geçiciliğini devamlı zannetme. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sen gözünü tabiri caizse Allah'a dik, tekassür ayet 1 ve 2, çoklukla övünmek sizi kabirlere varıncaya kadar meşgul etti. Yani kanaat sahibi olmadın, kendince malının çokluğuyla övündün, çocuklarının çokluğuyla övündün ve mallarının çokluğuyla övünerekten övünerekten ömrünü geçirdin. Daha da malımı çoğaltacağım diye uğraştın, biriktirdin.
Zekattan haberin olmadı, sadakadan haberin olmadı. Allah yolunda harcamaktan haberin olmadı. Zekattan haberin olmadı, sadakadan haberin olmadı. Allah yolunda harcamaktan haberin olmadı. Ya sen malının çokluğuyla övünmek için var gücünle malını çoğaltmaya çalıştın. Cenab-ı Hakk'ın farz ettiği zekatı unuttun, hatta küstahlaştın. Bir de dedin ki onlar benimle beraber mi kazandılar. Sadakayı unuttun, sadakayı da unuttun. Yani fakir fukaranın hakkını, hukukunu, kimsesizlerin, yetimin hakkını, hukukunu, Allah yolunda koşanların hakkını, hukukunu unuttun. Malını biriktirdikçe biriktirdin. Bu malının çokluğuyla da insanları baskı altında tutmaya kalktın.
Malının çokluğuyla insanlara hükmetmeye kalktın. İnsanları hor hakir gördün. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çokluk yarışı, her alanda çokluk yarışı insanı aldatır. Daha fazla derviş olması lazım. Çokluk yarışı, beni daha fazla insanın sevmesi lazım. Çokluk yarışı, ben daha fazla insanlara hitap edeyim, herkes beni sevsin, herkes bana da nemalanayım ondan. Ben ondan para toplayayım. Çokluk yarışı, bizim dergahımız en kalıbılık dergah. Çokluk yarışı, bizim işimiz daha fazla böyle. Çokluk yarışı, bu çokluk yarışı insanı oyalar. Ve insanı çok özür dilerim bu kalemim gibi yapar. O çokluk yarışına giren kimselerin belli bir çizgileri yoktur. Belli bir karakteristik özellikleri yoktur.
Nerede duracağını bilmez o kimse. O çünkü çokluk yarışına girmiş. Malda, evlatta, dergahta, her yerde vardır bu. Bu insanın çokluk yarışı, şeytanın insana vermiş olduğu vesvesedir. O yüzden şeytan sana çokluk yarışı verir. Yani sen Allah için sohbet etmezsin. Daha fazla derviş sahibi olayım diye sohbet edersin. Sen Allah için bir yere gitmezsin. Daha fazla çoğalalım diye uğraşırsın. Çoğalalım diye uğraşmak, çokluk yarışı insanın kırmızı çizgisi, yeşil çizgisi, mavi çizgisi bırakmaz. İnsanı çizgisiz hale getirir. İnsanı omurgasız yapar. Daha fazla çok para kazanman lazım. Omurgasız olursun. Hani dava dava dersin, bir bakmışsın trilyonlar olmuş, hala da trilyonuna trilyon katmaya çalıştırsın.
Fakir fukaranın hakkını, hukukunu gözetmezsin. Bir fanfinfon yaparsın, fanfinfonla dünyanın parasını kaldırırsın. Düşünmezsin bu para helal mıdır, değil midir, caiz midir, değil midir. O çokluk yarışı seni normalde alır içine gömer. Çokluk yarışı. Daha fazla paran olması lazım. Tabii senin İngiltere'de villaların olması lazım. Hatta İngiltere'de bir cadde, bir sokak kapatman lazım. İngiliz bankalarında devasa paraların olması lazım. İsviçre bankalarında devasa paraların olması lazım. İsviçre bankalarının %99.9'u Yahudidir. Ve o paralar Yahudi bankalarındadır. Ve normalde Yahudi bankalarında belli bir zaman işlem görmeyen paralar Yahudi bankalarına irad kaydedilir.
Bakın bu pis Yahudiler var ya, öyle bir tezgah kurmuşlar. Size verdikleri bir iş için hükümet erkanına, milletvekillerine, belediye başkanlarına normalde verecek oldukları rüşvetleri normalde götürürler. İsviçre bankasında hesap açtırırlar. Veya İngiltere bankasında hesap açtırırlar. Veya offshore bankası dedikleri bankalarda hesap açtırırlar. O parayı senin oraya yatırırlar. Sen o parayı oraya yatırırsın, yiyemezsin de o parayı. Ülkeye de getiremezsin. Ha ülkeye ne zaman getirirsin? Ülkeye yönetenlere bir baskı yaparlar. Derler ki, sen mali af çıkar. De ki, yurt dışında getirecek olduğunuz paralara vergi almayacağız. Bunu kanunlaştır derler. Ülkeyi yönetenler de böyle bir kanun çıkarırlar.
Hani yurt dışından getirilen paralardan vergi almayacağız diye. Böylece kendi etrafındaki milletvekillerinin, belediye başkanlarının paralarını reelleştirirler. Kara para aklanmış olur. Onlar tekrar yurt içine gelir. Adamlar devasa para sahip olur tekrar. Ama dünya kadar ayağında donu yoktu. Şimdi devasa para. Eğer normalde yok böyle bir ölçü çıkmazsa, o paralar bir müddet sonra bankalara irad olur. Yani onlar sana bir iş yaptırırlar rüşvetle. Sen o rüşveti yemezsin. O kara parayı yemezsin. O fanfinfon parasını sen yemezsin. Yine sistemsel olarak bir değişiklik yapıp fanfinfon parasını yemen lazım. Ya da fanfinfoncu olursun, kalırsın yurt dışında. Şimdi diyeceksiniz ki ya, biz bir dergaha geldik. Dergahta neler öğreniyoruz?
Asıl sufiler bunları öğrenirler. Sebebi şu. Çünkü sufiler halkın içindedir. Halkın sıkıntısını, halkın problemlerini dinlerler. Sırça köşklerde oturmaz sufiler. Sokaktadır, caddededir, esnaftır. İnsanların içindedir. Ve normalde günün ehemmiyetini de bilirler. Yani siz normalde sonra biz fanfinfoncu değiliz dersin. Açıklama yaparsın. Yok senin damadın fanfinfoncu çıkar. Yok işte senin kurum ve kuruluşun, vakfın fanfinfoncu çıkar. Bir bakmışsın ki normalde dindarmış gibi görünen kurumlar, şahıslar da fanfinfoncu çıkmış. E şimdi bu neden olur? Kanaat etmemekten olur. Kanaatsız insan harama helala bakmaz çünkü. Kanaatsız insan bu haram mıydı, helal mıydı?
Bu benim hakkım mıydı, değil miydi? Bu doğru muydu, yanlış mıydı? Ben ne ürettim de bu parayı kazandım? Ona bakmaz. Bu buraya fanfinfona kandırıp aldattığımız bu insanlar hangi durumda? Dişinden tırnağından arttırmış. O da kanaatsiz olmuş. O da hırsa kapılmış. Herkes 1'e 3 kazanıyor. 1'e 300 kazanıyor. Ben de 1'e 300 kazanayım dedi. Getirdi oraya parasını yatırdı. 1'e 300 kazanacağım derken o da gitti. Fanfinfoncular yuttular onu. 3 kağıtçılar yuttu onu. Hainler, vatan hainleri yuttu onu. Şerefsiz, kanı bozuk, südü bozuklar yuttu onu. Ahlaksız, namussuzlar, çukur insanlar yuttu onu. Ne idüğü belirsiz, karaktersiz, kanı bozuk insanlar yuttu onu. Çünkü onların kanaat de işleri yok.
Çünkü onların Kur'an ve sünnet de işleri yok. Onların çünkü dinle, imanla işleri yok. Onların bu vatanla, bu millet de işleri yok. Onlar vatansız, milletsiz onlar. Onlar normalde ne yazık ki, Uluslararası kanemici bunlar. Uluslararası kanemicilerin yerli ayakçıları bunlar. Çantacıları. Bunlar sizle beraber namazda kılabilirler. Cumayı kaçırmayabilirler. Hatta o yerin en merkezi cami neresi? Bursa'nın Ulu Camii, Emür Sultan. Bir bakmışsınız, bu kanemiciler ve avanesi, Ulu Camii'de cuma kılıyorlar. Bir bakmışsınız, Emür Sultan'da cuma kılıyorlar. Bir bakmışsınız, teravihlerde filan en ön saftalar. Avaneleriyle beraber.
Siz normalde sabah namazlarını bir Ulu Camii'ye gidin, görürsünüz kravatlı fanfinfoncuları. Bizim rahmetli bir belediye başkanımız vardı. İsmini söylemeyeyim şimdi. Gece nerede, İzmir'de ne kadar bar, pavyon varsa dolaşır, sabah namazını bayındır da Hacı Mehmet Camii'nde kılardı. İşine de çok sadıktı. Bütün caddeleri, sokakları o temizlik yapanlarla beraber dolaşırdı. Ama sabah namazını ya kah Hacı Mehmet'te kılır, ya Hacı Sinan'da kılar, bir gün Demircilik Mahallesi'nde kılar, bir gün Hacı Beşir Mahallesi'nde kılar, bütün herkes bilir o sabah namazını orada, belediye başkanı. Bir de güzel giyinir Allah için. Çok güzel giyinir.
O da ayrı bir fanfinfoncu. Bu siyasetçiler ne yazık ki böyle. Birokratlar böyle. Yani enteresan bir şey. Oraya giren fanfinfoncu olucu çıkıyor. Öyle bir mekanizma var orada. O mekanizmanın içine giren, ya fanfinfoncu oluyor, ya da o mekanizma atıyor onu dışarı. Yok sen namussuz insansın, bize lazım değilsin. Bir CHP'li bir başkan yardımcısı vardı, onun açıklaması vardı. Çok eski bu. Yani CHP yeni kurulduğu zaman diyor ki, bize namussuz insanlar lazım değil. Nasıl? Bize diyor namussuz insanlar lazım. Ülke ancak böyle kalkınır diyor. Harama, helala bakaraktan bu ülke kalkınmaz. Ya haram, helal dinlemeyeceksiniz. Namus mu, şeref mi, şahisi etmiş dinlemeyeceksiniz. E her türlü namussuzluğu, şerefsizliği yapacaksanız, bu ülke ancak öyle kalkınır diyor.
Bu açıklamayı, babasının açıklamasını, çok böyle eski bu. Ben bunu okudum, kaldım böyle. Dedim ülke nerelerden gelmiş ya dedim. Yani adam açıkça diyor ya, bu ülke namussuz insanlarla kalkınmaz diyor. Yani bu fanfinfonculuk, o bize miras kalmış. Ne yazık ki devam ediyor bu. Bakın devam ediyor. Benim yaşım 65, yani ben 15 yaşından beri, 13-14 yaşından beri siyasetin içindeyim. Bizim, benim siyasetim ülkücülükle başladı. Ondan sonra 25-26 yaşında gelince, dervişliğe adım attık. Devam ediyoruz. Benim bir siyasi partiyle bağım yok. Hiçbir bağım yok. Olmayacak da. Bu şartlarda. Benim ensemde boza da pişirseler, bize oy atmanız için açıklama yap diye, ben yine açıklamayacağım.
onca tehdide maruz da kalsam, başına gelecek olanlardan sorunlu değiliz, deyip tehdit etseler de, ben başıma ne gelecekse gelsin, ben razıyım. Sıkıntı değil. Benim ağzımdan duymayacak hiç kimse, şu partiye oylarınızı atın diye. Ben partici değilim. Şimdi, o kanaatı olmayan, kanaatı olmayanın, ben daha ağırını konuşacağım, kanaatı olmayanın dini de yoktur. Neden? O çünkü haram, helal tanımaz. Kanaatsız insan. Allah muhafaza eylesin. Kanaat ehli ise, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin duasına sarılır. Ya Rab, verdiğin rızıkla beni kanaatkar kıl. Amin. Ve rızkı benim için mübarek eyle. Amin.
Muhteşem bir şey. Hz. Muhammed Mustafa'nın diliyle, Ya Rab, verdiğin rızıkla beni kanaatkar eyle. Amin. Beni kanaatkar kıl. Amin. Ve rızkı benim için mübarek eyle. Amin. İşte, bu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, çizgisi bu. Bakın, çizgisi bu. Öyle olunca, normalde, kişinin malı, mülkü, parası, pulu az olabilir. Ama o kimse kanaatkar olacak. Bu, çalışmayacak. Tekrar, baştan söylediğime geliyorum. Bu çalışmayacak. Tembel tembel oturacak. İşte, benim bu kadar oluyor. Bu çıkmasın buradan. O kimse çalışacak, gayret edecek, mücadele edecek. Ve diyecek ki, Ya Rabbi, verdiğin rızıkla beni kanaatkar kıl.
Amin. Diyecek ki, rızkı benim için mübarek eyle. Amin. Devam ediyoruz. Peygamber, kanaat nedir? Hazinedir dedi. Sen hazineyi, mihnet ve meşakkatten ayırt edemiyorsun. Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hadis-i şerifte, zenginlik, mal çokluğu değildir. Asıl zenginlik, gönül zenginliğidir dedi. Buhar'da ve Müslüm'de geçiyor hadis-i şerif. O zaman, demek ki, zenginlik neymiş? O kimsenin mal çokluğu değilmiş. Ya, o zenginlik, gönül zenginliğiymiş. O hani, halk arasında bizde böyle bir, hani, tabir vardır, ateş sözü gibi. İnsanın gönlü zengin olmalı. Hani, bu, hadis-i şeriften kaynaklanıyor.
Buhar'ı ve Müslüm'de geçiyor bu hadis-i şerif. Yani, zenginlik, mal çokluğu değilmiş. Hani, kanaat hazinedir dedi ya. Allah Resulü, sallallahu aleyhi ve sellem. Onu açıklamaya çalışıyoruz. O zaman, zenginlik, mal çokluğu değilmiş. Ya, asıl zenginlik, gönül zenginliğiymiş. Yine, Müslüm'de geçiyor hadis-i şerif. İslam'a giren, kendisine yeterli miktarda rızık verilen ve Allah'ın kendisine verdiğine kanaat ettirilen kimse, kurtuluşa ermiştir. O zaman, normalde hadislere baktığımızda, bu hadisler, bir, o kimsenin iman edip, ona kulluk etmesini bize söylüyor. İki, o kimsenin ihtiyacını karşılayacak bir rızkı var. Üç, verilene karşı, gönlünün huzurlu olması. E demek ki, kanaat, yalnızca, böyle fakirliğe katlanmak değil, ihtiyacını karşılamak için çalışmak, helal rızıkın peşinden koşmak, imkanı ölçüsünde daha iyi bir hayat kurmaktır.
Bunlardan kanaatsizlik çıkmaz. Allah muhafaza eylesin. Asıl mesele, bunları yaparken, hani, işte, iman ve kulluk noktasında dururken, ihtiyacını karşılamak için çalışılırken, verilene karşı da, gönlünün huzurlu olması, bunlar normalde, Allah muhafaza eylesin, bunları yaparken, insanın, insanın hırsa kapılaraktan, hırsa kapılaraktan ve kendisini başkalarıyla kıyas ederekten kanaatsiz olmaktır sıkıntılı olan.
Yoksa çalışmak çok güzel bir ahlaktır. gayret etmek, mücadele etmek, övülen, met edilen bir ahlaktır. Met edilen bir ahlaktır. Burada, dünya sevgisine kapılıp, insanın, doyumsuz bir şekilde, mal biriktirmesi, bu mal biriktirirken, helalı, haramı, gözetmemesidir. insanlara zulmetmeyi, normalde caiz görmesi, hak görmesidir. Fakir fukaranın, parasına göz dikmeyi, kendine hak görmesidir. Allah muhafaza eylesin. Sen hazineyi, mihnet ve meşakketten ayırt edemiyorsun. Hazreti Pir'in eleştirisi, yani insan, kanaati, sanki sürekli, mahrumiyet ve sıkıntı içinde, yaşamakla, karıştırmasın.
Çünkü, hani, kanaat bir hazine, sen onu, mihnet altında, meşakket altında, durmak olarak, nitelendiriyorsun diyor. Hayır, kanaat, mihnet altında, meşakket altında, devamlı hayatını, devam ettirmek değil. Veyahut da, kanaat, fukaralığı, yoksulluğu yüceltmek değil. İnsanın iç dünyasını, bitmek, tükenmek bilmeyen, hırslan temizlemek. Kanaat o. Yoksa, Yunus'un dediği gibi, ele gelene yiyeceksin. Yunus diyor ya, ele gelene yersin, dile gelene dersin, böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. O yüzden, burada, tekrar Bakara 273'e, atıfta bulunacağız. Ne diyordu? Sadaka, kendilerini Allah yolunda, vakfedenler içindir.
Bunlar, rızık aramak için, yeryüzünde dolaşmazlar. Durumlarını bilmeyen kimse, iffetlerinden dolayı, onları zengin sanar. O zaman, normalde, bu ayetleri, bu ayeti, ihtiyaçlarından dolayı, bunlar dilenmiyorlar. Ama normalde, dışarıdan bakıldığında da, bunlar zenginmiş gibi, görünebiliyorlar. Bunların, sufi ahlak olduğu için, tekrar, buna değinmek istiyorum. O yüzden bunlar, insanlardan ısrarla, bir şey istemez. Bir, kanaatsizlik, fakir, zengin ayırmaz. kanaatsiz kimse, ısrarla dilenir, ister. Bakın, kanaatsiz kimse, ısrarla dilenir, ısrarla ister. Israrla, senin üzerinde, öyle ısrar eder ki, sen utanırsın artık, onun ısrarından. Sonra, ona bir şey versen, kanaatsiz ya, verdiğin şeyi de, az görür, kıymetsiz görür.
Unutamayacağım, geçen hafta, hani biraz bahsettiydim ya, yani, ayıp söylemesi yaptım diye değil, hani biraz böyle bir harçlık gönderdim, neden beşlik, onluk göndermişim ona? Şoka uğradım ben. Kanaatsiz kimse, hem verileni az görür, hem ister. İster, sen onun istediğine cevap verirsin, ama verileni az görür. Beğenmez bir de verileni. O kanaatsiz kimse, bu fakirmiş, zenginmiş, değişmez bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, bir insanın, dış görünüşü, insanları aldatır. Rabbi muhafaza eylesin. Ve insan, normalde, geçim sıkıntısı çekebilir, problem yaşayabilir, yetiştiremeyebilir.
Bu onun, kanaatsiz olduğunu göstermez. Çalışıyor, gayret ediyor, yetişemiyor, yetişemeyebilir. Az olur, çok olur. Eyvallah. isyan etmesin. Allah muhafaza eylesin. Aynı şekilde, zengin olabilir. Onun zengin olması da, kanaatkar olduğunu göstermez. Allah muhafaza eylesin. Kanaat, malın çokluğu, veya azlığıyla alakalı değildir. Kanaat, bu noktada, insanın, mal karşısında takındığı tavırdır. Veyahut da, bir nimet karşısında takındığı tavırdır. Yani, az, sende az da olabilir, çok da olabilir. Senin o ilahın olduysa, yandı keten elba. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Pir devam ediyor. Kanaat, daimi bir hazineden başka bir şey değildir.
Ey gönüle gam ve elem veren, artık beyhude sözlere dalma. Kanaat, geçici bir kazanç değil. İnsanın içinde taşıdığı, kalıcı bir zenginliktir o. İnsanın içinde taşıdığı, gönlünde taşıdığı, kalıcı bir zenginlik. Mal kaybedilebilir, makam elden çıkabilir, maddi manevi. İnsan mal kaybedebilir, iflas edebilir, malı eksirebilir, hatta sıfıra bile inebilir, eksiğe bile inebilir insan.
Bir makam sahibidir. Makam elden gidebilir, maddi manevi. Yani nedir? İşte bir yerde müdürsün, amirsin, milletvekilisin, bakansın, olsun, busun. Yani, önceden paranın içinde yüzüyorsun, makam var, şan, şöhret var, Allah muhafaza eylesin. Bunlar senin elinden gidebilir. O güne kadar seni alkışlayan insanlar, seni öven, metheden insanlar, senin etrafında kalmayabilir. Çünkü insanlar, senin mevkine göre, makamına göre, senin mesleğine göre, senin paranın, puluna göre davranmayı bilirler ve severler. İnsanların büyük bir çoğunluğu, senin üzerindeki nimetlere bakaraktan, senin üzerine dışına bakaraktan seni değerlendirir. Bir makamın varsa, senin etrafında insanlar çoğalır.
Zenginliğin varsa, insanlar etrafında çoğalır. Normalde çünkü, senin sahip olduklarına bakaraktan, insanlar sana değer veya kıymet verebilir. Hani ye kürküm yem misali. Hazreti Pir diyor ya, bir kimse bir topluluğa girerken, kıyafetleriyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır. Millet senin şatafatına, şatatına bakar, herkes seni el üstünde tutabilir. Senin makamın vardır. Bürokraside önemli bir yerdesindir, milletvekilesindir, belediye başkanısındır veya işte ne bileyim, zakirsindir, çavuşsundur, nakipsindir, nükabbasındır. Bir makamın var manevi olarak. Sen bir dergahta, önemli bir yerdesindir. Normalde insanlar, senin bunlarla değerlendirir. Büyük bir çoğunluk. Bunları kaybedince, senin yanında kim kaldı?
Bu önemlidir. Ben bazen derim ya, senin eşin ve çocukların bile kalmaz etrafında. Senin eş ve çocukların, senin maddiyatına bakıyorsa, senin makamına, mevkisine bakıyorsa ve seni koca olarak görürken, makamından, mevkinden, maddiyatından dolayı bakıyorsa, bunlar senin elinden gidince, senin eş ve çocukların bile sana yüz çevirebilir. Dost bildiklerin, seni terk edip gidebilir. Kanaatsiz olanlar, seni bırakıp gidecektir. Bunlarla seni yargılayanlar, bunlarla sana değer verenler, bırakıp gidecektir senin etrafından. O yüzden, kanaat ehli kimse, hangi hale düşersen düş, kanaat ehli, senin dostun olur.
Sen kanaat ehliysen, sen hangi hale düşersen düş, sen kendini bozmazsın. Sen kendini muhafaza edersin, korursun. O yüzden, kanaat, insanın üzerinde, daimi bir hazinedir. Malın gidebilir, makamın gidebilir, mevkin gidebilir, senin kanaat ehlin bozulmaz. Kanaat ehlisin, veyahut da senin dostun dedin, arkadaşın dedin, kimsenin üzerinden de her şey gidebilir, sen onunla olan dostluğunu devam ettiriyorsan, sen de kanaat ehlisin. Allah bizi onlardan eylesin. İbrahim Suris, ayet dedi, yine bir zaman Rabbiniz size şunu bildirmişti, yemin olsun ki, şükrederseniz, size olan nimetlerimi mutlaka arttırırım.
Şayet nankörlük ederseniz, şüphesiz ki, azabım çok şiddetlidir. O zaman biz, şükür ile nimetin artacağına inanırız. Ama, bunu matematiğe bağlamak doğru değildir. Ama Rabbin seni aldatmaz. Rabbin seni kandırmaz. Rabbin kendi sözünü boşa çıkarmaz. Hamd edenlere nimetlerimizi arttırırız. Şükredenlere nimetlerimizi arttırırız. Kanaatsiz olan, kanaatsizlik, cehennem çukurunda debelenir durur. Asla huzur bulmaz o. Ama Cenab-ı Hak'ın vermiş olduğu nimetlere hamd eden, vermiş olduğu nimetlere şükreden kimseye, Cenab-ı Hak nimetlerini arttırır. Bakın, burada normalde hamd eden, şükreden, hani Allah'ın vermiş olduğu nimete hamd etmek, dil ile hamd etti.
Bismillahirrahmanirrahim, içti, elhamdülillah dedi. Bu, dil ile hamd etti. Ama bunu kıymetsizleştirirse, bunu değersizleştirirse, dil ile hamd etmesi, beyhude oldu. hal ile ona hamd etmedi. Hal olarak hamd etmek ne? Bunu zayi etmemek, bunu küçümsememek, bunu kötülememek, bunun değerini ve kıymetini bilmek. Bakın, bunun değerini ve kıymetini bilmek. O zaman, buradaki hamd, hem dil ile, hem de hal ile olacak. Bunun bir de hakikati var. Hani ilmel yakın, aynel yakın, hakkel yakın noktasında, o zaman, normalde ilmel yakın, o kimsenin hamd etmesi, dil ile. Evet, ilmel yakın, o su içebilirliğine dahi, hamd etmesi lazım.
Sudan önce, su içebilirliğine dahi, hamd et. Suyu da içemeyebilirsin çünkü. Bir hastalık verir, bir dert verir, bir sıkıntı olur. Su içemezsin. Önce su içebilirliğine, hamd et. O zaman ikincisi, sen suyu gördün, suya hamd et. sonra içtin, içtiğine hamd et. sonra suyun sana olan faydalarını hissettin, o zaman ona hamd et. elindeki bütün, hayırlı ve helal, her ne var ise, eş, çocuk, kadın, erkek, anne, baba, mal, kat, yat, araba, bunun hepsine de, hamd et. Şükret. Hamd etmek, şükretmek, burada herkesin yanıldığı yer şu, dil ile şükretmeyi, dil ile hamd etmeyi biz, biz bunun şükrünü eda ettik, bunun şükrünü ifa ettik, biz hamd edenlerdeniz zannediyor.
Hayır. Allah sana bir eş vermiş, eşin kıymetini bil. Eşin kıymetini bilmiyorsan, onu değerli görmüyorsan, sen gerçek manada hamd etmiyorsun. Allah senin elinden onu alabilir. Allah sana evlat vermiş, sen onu Kur'an sünnet tarihisinde büyüt yetiştir. Hamd et onu. Ona hamd etmek ne demek? Kur'an sünnet tarihisinde onu yetiştirmek demek. Sen onu Kur'an sünnet tarihisinde yetiştirmezsen, Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimete, sen nankörlük ettin. O zaman, gerçek manada hamd edenler, kanaat ehli olanlar. Ve o kimse kanaat ehliyse eğer, evet elindeki nimeti, nimeti normalde hor hakir görmeyecek, ona kıymet verecek, ona değer verecek. Onu, onu özene bezene muhafaza edecek onu.
yoksa, o kıymet bilmeyen, hamd etmeyen, nankörlerden birisi. Nankörlük yapana da, Cenab-ı Hakk elinden nimeti alır. Ben seyrederim, dışarıdan. Cenab-ı Hakk birisine nimet verir. Eş olur, çocuk olur, kat olur, yat olur, araba olur, sağlık olur, her şey olur. O kimse, bunun karşısında ne yapıyor? Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimete, nankörlük mü yapıyor, hainlik mi yapıyor, zalimlik mi yapıyor, ne yapıyor? Burada o kimsenin ne yaptığı önemli. Eğer o nimete nankörlük ediyorsa, bir bakıyorum ki, aha, elinden gitmiş o, onun.
Şimdi bazen çok üzülürler, ben üzülmem. Derim ki, ayeti kerime aklıma gelir. Hamd edenlere nimetlerini artırırız. Ben Allah'tan iyi mi biliyorum? Cenab-ı Hakk diyor ki, kim şükrederse, hamd ederse, nimetlerimizi artırırız. Hala, sen hamd etmemişsin, şükretmemişsin. O verilen nimeti, yerli yerinde, kullanmamışsın. Zulmetmişsin, o verilen nimet esen. İbn-ül Arabi bu konuda çok hassastır. Yani siz, der ki, eğer su içecek olan bardağı, Cenab-ı Hak sana su içmek için vermiş, sen bunu farklı bir işte kullanırsan, sen buna zulmettin der. Eşyaya zulmetmek, Allah'ın vermiş olduğu nimete nankörlük etmektir.
Bu ne? Bilgisayar. Sen sinirlendin, yumurkladın. Sen Allah'ın vermiş olduğu nimete nankörlük ettin. Sebep, Allah sana bilgisayar verdi, işlerini göresin diye. Çünkü bütün hayır ve iyilikler Allah'tandır. Sana Cenab-ı Hak nimet verdi. Ne verdi? Bilgisayar verdi. Çok güzel bir bilgisayar. Sen onu yerli yerinde kullan. Sen bilgisayarda porno izleyeceğim dersen, Allah'ın vermiş olduğu nimeti, sen haramda kullandın. Sen bilgisayarı dedikodu yapmak için kullanırsan, Allah sana bir nimet verdi, sen onu haram yolda kullandın. Bu ne? Cep telefonu. Nerede kullandın? Gaydır kuppak, kaydır boynağı. Onu da kullandın. Allah'ın vermiş olduğu nimeti sen, haram yolda kullandın.
Sen nimete hamd etmedin. Bu ne? Mağuz. Adamı kızdın, Hatun'un kafasını attın. Sen önce Cenab-ı Hak'ın vermiş olduğu elindeki nimete hamd etmedin. Sen onu yerli yerinde kullanmadın. Mağuz'u sen Hatun'un başında kırasın diye sana vermedi. Hamd. Sana ne verdi? Normal ayakkabı verdi. Sen o ayakkabıyla top oynama. Top oynama ayakkabısı ayrı. Sen ayağındaki ayakkabıya zulmediyorsun. Cenab-ı Hakk'ın sen onunla top oynayasın diye vermedi. Ya top oynama ayakkabısı ayrı. Git onu al. Onunla vur topa. Sen ayağındaki o ayakkabıyla topa vuracağım, futbol oynayacağım diye uğraşma.
Zulmetme. Ayakkabına. Bu kadar ince mi? Ben size hakikatini anlatıyorum. Hakikati. Cenab-ı Hak sana bir kıyafet vermiş. Kullanabildiğin yere kadar kullan. Allah'a hamd et. Tamir et yine kullan. Allah'a hamd et. Bir de kendi kendine düşün. Örnek diyorum. Şu benim üzerimdeki kıyafet. Ben desem ki o. Yani 25 yıllık yalan değildir. Ne ümreler yaşadı benimle, ne haçlar yaşadı. Ne ümreler yaşadı, ne haçlar yaşadı. Şeyh Efendi'yi gördü bu. Şeyh Efendi'ye sürtündü bu. Onunla kol kola girdik. Bu kıyafetlerimle. Atar mıyım ben onu? Atmam. Tamir eder giyerim onu.
Nerede bizim? Değil mi? Ne yaptın? Kestin, diktin. Neden? Allah'ın verdiği nimete hamd edersin. Her şeyi yerli yerinde kullan. Bu senin hamdini gösterir. Bu eşya ne için yaratıldı? Bu ne diyorsunuz buna? Mousepad. Bunu mouse'u koymak için değil mi? Cenab-ı Hak bunu sana lütfetmiş, ikram etmiş. Bir de bunu benim evladım almış. Hatırası da var. Kaç yıl oldu? Beş yıl olmuş. İlk günkü gibi tertemiz kullanıyor. Hamd edeceksin.
Ve yerli yerinde kullanacaksın. Her şey. Allah sana eş vermiş. Sen kıymet bilmezsen eşsiz kalırsın. Sonra başlarsın yeniden evleneceğim diye uğraşmaya. Evlenemezsin. Evlensen dahi daha kötüsü gelir sana. sebep sen hamd etmedin. Kıymet bilmedin sen. Değer vermedin. Değer verseydin elinden uçup gitmeyecekti. Şimdi uçtu gitti. Başka bir kümese kondu. O kümeste bir rahat, bir rahat, bir rahat. Sen karşıdan bak, biri yerinden çatla. Ama sen hamd etmedin ki. Hamd etmedin.
Sen o nimeti görmedin. Sen ona eziyet ettin. Kadın erkek ayırmıyorum burada. Birbirine eziyet ettiler. Birbirine kötü davrandılar. Ters davrandılar. Yıktılar birbirlerini. Veya birisi birisini yıktı. Bitti. Ve rette halin amin. Sonrası. Kim ortada kaldı? Bu önemli. Ortada kalan, perişan olan, nimete hamd etmeyen oymuş. Zaman her şeyin ilacıdır. Zaman gösterir insana. Zaman insana gösterir. Sen arabanı Allah yolunda kullanmadın. Gitti oraya buraya çarptı. O geldi çarptı. Bu geldi çarptı. Hatta satarken bir dolandırıcı geldi. Bir seni dolandırdı.
Gitti araba. Ne oldu? Sen arabaya hamd etmedin. Sen arabayı Allah yolunda kullanmadın. Çoluğun çocuğun için kullanmadın. Çoluğun çocuğun için kullanmadın. Neden? Çocuklar arabayı kirletir dedin. Ya insan torununu arabaya mindirmez mi? Adam diyor ki hocam dedi arabanın arka koltuğuna daha hiç kimse oturmadı. Torunların dahil dedi. Ben kaldım. İçimden dedim lan ne cimradanmış dedim ya. İnsanın torunu arabaya binmez mi? Allah Allah dedim ya neler var. Cenab-ı Hak oysa sana torun vermiş ya nimet. Öp, kokla, okşa. Bindir arabana götür, getir, gezdir ya. Yedir, içir ya.
Araba değil mi ya? Dünya malı ya. Dünya malı ya. Yok. O zaman o kimse nimetin artılması için Allah'a hamd edecek. Hamd ne? Onu yerli yerinde kullanmak ve o nimete nankörlük etmemek, hainlik etmemek, onu beğenmemek, onu nakıs görmek, onu eksik görmek, kendini ondan fazla görmek. O kibir Allah muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak şükürle nimetin arasında bağ kuran. Kim nimetlere şükrederse Cenab-ı Hak onu ne yapıyor? Ona nimetlerini arttırıyor. Rabbim onlardan eylesin. Yine hadis-i şerifte Müslüman olan, yeterli geçime sahip kılınan ve Allah'ın kendisine verdiklerine kanaat etmesini bilen kurtulmuştur.
Müslüm ve termizi. Yine hadis-i şerif bu çok hoşuma gider. Ademoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı mutlaka bir üçünceyi isterdi. Ademoğlunun iç boğuşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tövbe edenleri affeder. Rabbimizi tövbe edenlerden eylesin. Ey gönüle gam ve elem veren artık beyhuda sözlere dalma. İnsan bazen kendi huzursuzluğunun nedenini görmek yerine kendisini büyük gösterecek sözler söyler etrafına. Sürekli işte böyle kimlerle görüştüğünü, kimlerle konuştuğunu devasa insanlarla konuşuyordur. O üç seviye insanlarla oturup kalkıyordur. Ne bileyim böyle sözler havada uçuşuyordur. Hazreti Pir diyor ki bu diyor sen bunları böyle söylüyorsun.
Bunlar diyor bu gönle gam ve elem veriyor. Bunları konuşma. Sen elindeki nimete hamd edenlerden değilsin. Sen hamd etmiyorsun. Ama havalarda dolaşıyorsun. Boş hava atıyorsun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde senin bu boş sözlerin de diyor bana elem veriyor. Yani bazen insan gerçekten etrafında böyle ticaret yaparken görüyorduk bunu. Şimdi benim etrafımda dervişlerden başka kimse yok ya. O yüzden benim öyle artık böyle dünya peşinde hani böyle biraz daha böyle azaldı bizim koşuşturmamız. Normalde bizim benim hep böyle dervişlerle oturup kalkıyor. O yüzden dervişlerden böyle benim yanımda havalanan yok, hava atan da yok. Biraz uzağım. Uzun zamandan beri bunlardan.
bunlardan ama hani normal ticaret yapan böyle insanlarla aşırı neşir olan bu tip insanlarla karşılaşır. Şu kadar tezgah aldık, bu kadar ticaret yaptık, şunu şöyle yaptık, bunu böyle yaptık. Harika. Alkışlıyorsun ya onu. Bu sözler insana bir müddet sonra elem veriyor. Bu sözler bir müddet sonra böyle insana böyle gam veriyor. Veyahut da gözünün önünde bir derviş kibirleniyor. gözünün önünde boş konuşuyor. Gözünün önünde bir bakıyorsun değersizleştiriyor elindeki nimetleri. Bunlar böyle insan bu sefer o derviş adına üzülüyor. Diyorsun ki ya yazık onca yıllık dervişsin, onca yıllık şusun, busun. Hani bu sana yakıştı mı? Bu sana uydu mu?
Yani yıllarını dergaha vermişsin. Böyle boş konuşmalar için mi? Boş hareketler için mi? Kaç yaşına gelmişsin. Hala da bunları algılayamadın mı? Anlayamadın mı? Bu ne boşluk? Bu ne gaflet? Bu ne çok özür dilerim hainlik? Bu ne nankörlük? Senin üzerindeki nimetleri görmezden geliyorsun. Elindeki nimetleri görmezden geliyorsun. Dergahını küçümsüyorsun, şeyhini küçümsüyorsun, derviş kardeşlerini küçümsüyorsun, yaşadığın hayatı küçümsüyorsun, eşini küçümsüyorsun, çocuklarını küçümsüyorsun. özen göstermiyorsun, kıymetsizleştiriyorsun. Bunlar insanı bir müddet sonra bunlar insana böyle gam veriyor, elem veriyor. Bunu dervişlerden görürse, bunu yakınlarından görürse elem duyuyorsun.
Gerçekten. Ve diyorsun ki ya, yani 20 yıllık, 30 yıllık, 15 yıllık dervişsin. Daha bu halde misin? Sen bu dergan kıymetini bilememişsin. Sen bu yolun kıymetini bilememişsin. Bunun hamdini yerine getirmekten uzaksın. Kalkmışsın, boş boş kibirleniyorsun. Nesin ki sen? Derviş beğenmiyorsun, sen nesin ki? Oysa yol nimettir insana. Dervişlik nimettir insana. Cenab-ı Hak'a büyük bir saygıyla, büyük bir terbiyeyle hamd etmen lazım. bir zikrullah alakasına oturmak büyük nimettir. Büyük nimet. En büyük iş zikir ise zikrullah alakasına oturmak en büyük nimettir. Sen bunun değerini bilememişsin. Cenab-ı Hak sana eş vermiş, çocuk vermiş, mal vermiş, pul vermiş, geçin vermiş.
Sen bu nimetin altında ezileceğine hamd edemediğinden dolayı sen kibirlenmişsin. Eş beğenmiyorsun, çocuk beğenmiyorsun, mal beğenmiyorsun, mülk beğenmiyorsun. hayatını beğenmiyorsun. Kendince şükürsüzlüğe atmışsın, hamdsizliğe atmışsın kendini. Allah muhafaza eylesin. Hz. Pir devam ediyor kadının ağzından. Yürü bana eşim deme. Az koltukla. Ben insafın eşiyim. Hilenin değil. Kadın söylüyor bunu. Diyor ki yürü bana eşim deme. Az koltukla. Ben insafın eşiyim. Hilenin değil. O yüzden yürü bana eşim deme. Sen kanatsız insansın. Sen elindeki nimeti bilmeyen insansın. Nimete hamd etmeyen insansın.
Sen özensiz insansın. Sen kibirsizsin. Sen normalde neyin kıymetli olup neyin kıymetsiz olacağını bilemeyecek kadar gaflete düşmüşsün. Zikirden uzaksın. Hamdden uzaksın. Allah'ın Allah'ın vermiş olduğu nimetlere şükretmekten uzaksın. O zaman yürü. Eşim deme. Az koltuklan. Bu az koltukla Anadolu tabiridir. Şimdi yeni nesil bunu bilmez. Bu beyti götürsen yeni nesile söylesen bu beyt ne anlama geliyor desen az koltukla da kalır. Kadın diyor ki adama az koltukla yanı yanıma çok yanaşma. kendini bana yakın dost görme. Sakın beni yol arkadaşın olarak görme.
Sakın beni eşin olarak da görme. Yani sen normalde boş konuşuyorsun. Boş davranıyorsun. Sen nimete hamd edenlerden değilsin. Nimete şükredenlerden değilsin. Sen bu yol nereye gider? Bu hal nereye gider? Bu söz nereye gider? bu davranış nereye gider? Bunu hesaplayamayacak kadar nankör. Bunu hesaplayamayacak kadar gafilsin. Yürü bana eşim deme. Müthiş bir şey. Sebep o çünkü boş konuşuyor. Konuştukları insanın canını sıkıyor. Boş konuşuyor. Boş davranıyor. Kibirli davranıyor. Tepeden davranıyor. Özensiz davranıyor.
Elindeki nimete hamd etmiyor. o zaman onunla işin yok. Hazreti Pir diyor ki yürü az koltuklan diyor. Ben insafın eşiyim. Hilenin değil. Yani buradaki insafı yalnızca insanlara merhamet olarak görmemek lazım. Kişi kendisini analiz etmesi lazım. Kişi kendisini analiz edecek. doğrudan yana hak hamd yana olacak. Öyle değilse o zaman insafın eşi değil. O normalde kendince Allah muhafaza eylesin. Kibir deryasına kendisini atmış. Kendi kendisini bir şey zannediyor. Kendi kendisini bir şey zannedince eşine çoluğuna çocuğuna etrafına iki tarafa kibirlilik ediyor.
Allah muhafaza eylesin. Elindeki nimete kibirlilik ediyor önce. Yani sana bir Cenab-ı Hak arkadaş vermiş, dost vermiş, sen onun kıymetini bilmiyorsun, onu değersizleştiriyorsun, onun kıymetsizleştiriyorsun, onun hatasını kusunu araştırıyorsun. Hanılıyor, hatasız dostlar, dostsuz kalın. E sen ne ama sen Cenab-ı Hak sana bir arkadaş vermiş, bir kardeş vermiş, sen onun kıymetini bilememişsin. hamd etmemişsin. Sen onu ütmeye çalışmışsın, kullanmaya çalışmışsın. Sen onun parasından, pulundan, malından, makamından kullanmaya çalışmışsın onu. Sen o hamd etmemişsin ona. Sen ona layık değilsin. Sen ona layık değilsin. Sen bir gün ondan ayrılacaksın. Çünkü sen hamd edenlerden değilsin.
Sen insaflı değilsin. Sen insaflı olsan, sen kıymet bileceksin. İnsaflı olsan, adaletli olacaksın. İnsaflı olsan, hakkaniyetli olacaksın. İnsaflı olsan, hamd edeceksin. İnsaflı olsan, sana verilen nimete şükredeceksin. Sen onun altında Cenab-ı Hak'a daha büyük hamdlerle hamd edeceksin. Eee? Sen ondan da insaflı değilsin sen. Sen insafsız, merhametsiz, katık kalpli, kara kalpli bir kimsesin sen. Neden? Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimete hainlik yaptın, nankörlük yaptın. Evet. Sen bir kara taş haline geldin. Hazreti Yunus diyor ya, seni denize atsam da diyor, su almazsın ki. Neden? Kara taşsın sen. Sen nimetin kadrini bilmedin.
Sen nimetin şükrünü eda etmedin. Sen kalktın, insafsız davrandın. Cenab-ı Hakk sana vesileler verdi, o vesileleri de sen helak ettin. Onlara da hainlik ettin. Dostlar verdi sana, o dostlara da hainlik yaptın. Arkadaşlar verdi, arkadaşlara da hainlik yaptın. Bak ne güzel bir cemaat, herkes toplandı. Birbirlerinden bir fayda olmayan bir topluluk. Sen bu toplulukta duramadın. Neden? Hainsin, insafsızsın, merhametsizsin. Bunları istisnar etmeye kalktın. Allah da seni buradan uzaklaştırdı. Bu kimsenin suçu değil. Yok zakir bana yan baktı. Otur oturduğun yere hamsiz, şükürsüz, insafsız, merhametsiz, katı kalpli, kara kalpli adam.
Kadın, neyse. Cenab-ı Hak sana bir nimet vermiş. Allah verdiği nimeti kimsenin elinden geriye almaz. Sen düşürürsün. Verdiğini geri almak Allah'ın şanından değildir. Sen onu düşürürsün. sen onu elinden kaçırırsın. Sen onun kıymetini, kadrini bilmediğinden dolayı, o nimete hamd etmediğinden dolayı sen onu kaybedersin, düşürürsün. Cenab-ı Hakk'ın şanından verdiğini alsın. O cömert, o gani, verdiğini senden neden alsın?
Kimsin ki sen? Ancak sen düşürürsün onu. Ancak sen kaybedersin onu. Ancak sen yitirirsin onu. Sebep insafsızsın. Sebep sen nankörsün. Sebep sen hainsin. Sebep sen fitursuz terbiyesizsin. Sebep sen şükürsüzsün. Sebep sen Allah'ı görmekten de uzaksın. Sebep sen nimeti vereni görmekten de uzaksın. Sen onu düşürürsün. Laik değilsin çünkü. Allah muhafaza eylesin. İnsanlar burada hadsiz, hudutsuz bir şekilde Allah'ı susan. Sen yeteri şekilde hamd etmedin.
Sen şükretmedin. Sen ona karşı vazifeni yerine getirmedin. Allah muhafaza eylesin. Burada en önemli şey o kimsenin kibridir. En önemli şey. İnsanlar ne kaybederlerse kibirlerinden kaybederler. Allah muhafaza eylesin. Neden padişahtan beyden dem vurup durmadasın? Yoksulluktan havada sivrisin ebila olamaktasın. Yani Hz. Pir diyor ki sen yöneticilerden büyüklerden güçlü insanlardan söz ederekten kendine bir itibar sağlama. Yani böyle bir itibar olmaz. Bunlar yanlış. Sen ne kadar işte ben zakirleri tanırım. Şeyhe ben yakınım. Onun yanı başındayım. Yok onun şusuyum.
Yok onun ben busuyum. Yok ben bir normalde şeyhe o kadar yakınım ki ben bir hata yapsam rüyamda görürüm. Eee ben o zaman rüyamda hata yaptığımı görmedim Eda'yı. Hata sendedir. Ya bunları konuşma diyor Hz. Tepe'er. Bunların hepsi de kibir çünkü diyor. Sen böyle yüksekten uçaraktan böyle yüksekten giderekten diyor konuştukça batıyorsun. Yapma. Allah muhafaza eylesin. Oysa diyor sen fukarasın yoksulluktan dolayı havada sivrisin avlamaktasın. Sen manevi olarak da fukarasın. Yani sende hal yok kal yok hiçbir şey yok. Sen ne yüksekten uçmaya çalışıyorsun. Ben şeyhin yanı başındayım. Ben her gece dersteyim. Bir hata yaparsan bana söylerler. otur oturduğun yere edepsiz adam.
Sen kendini ne zannediyorsun? Bu akşam bizim şeyhefendiyle bir görüşmemiz oldu. Nerede oldu lan? Ne yalan söylüyorsun? Hanımı da telefon açıyor. Efendim hakkınızı helal edin. Neredesiniz? Ne oldu yavrum? Ben şimdi nerede olduğumu pek söylemiyorum ya. Ne oldu? Bizim bey seninle görüştü mü? Aa yavrum ben Kırşehir'deyim. Nasıl? Kırşehir'de. Telefonla görüştü mü? Yok ben sohbetteydim. Kimse aramadı beni. Kimse görüşmedi. Kimsenin beyin? Filanca. Yavrum tanımıyorum bile ben senin beyini. Haydi iş büyüdü. Dur dedim ya Telegram'da dedim ismi yazılı mı değil mi? Bir bakayım Telegram'dan ismini yazdım. Ben de kayıtlı değil dedim.
Telegram'da ismi de yok onun dedim. Nasıl ismi de yok? Basmaya yavrum seni tanıyorum. Ama beyni tanımıyorum dedim. Kim bilmiyorum. Dedim dur. ben dedim yoldayım bir arabayı çekeyim bir müsait yere. Telefon açık kalsa olur mu? Bir daha ulaşamam sana diyor. Tamam açık kalsın. Dur bekle ben dedim bir müsait bir yere geçeyim. Yaşım 65 oldu artık hem telefon kullan hem cevap ver hem Telegram'dan adımın adını soyadını yaz. Hem normal bunu yapabilecek durumda değilim artık. Dur dedim çekeyim arabayı kenara. Arabayı kenara çektim müsait bir yere. Söyle adını soyadına eşini söyledim. Telegram'a yazdım. Dedim kızım böyle bir kimse yok Telegram'da.
Ben de kayıtlı değil dedim. Derviş olabilir ben de kayıtlı değil. Fotoğrafını at bana. Fotoğrafını attı. Baktım tanımıyorum dedim ben bunu. Nerede görüşmüş benden? Ben bugün Kırşehir'deydim. Dedim sen de beni takip etmiyorsun dedim. Kaldı dedim takip etmiş olsam ben bugün Kırşehir'de olduğumu bilirsin dedim. Sen de benim Kırşehir'de olduğumu bilmiyorsun diyorsun ki eşim seninle görüştü mü? O da kaldı. Vah yavrum dedim ben. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş dedim. Dedim sen ne takip etmiyorsun? Sen de takip etsen dedim göreceğim benim Kırşehir'de olduğumu. Var öyle derviş kardeşler.
Yazıyor. Efendim acil ol gelip görüşmem lazım sizinle. Olur diyorum ben de şimdi. Gelebilir miyim? Tabii gelebilirsin diyor. Tabii o seviniyor ya şimdi. O hemen büroya gelecek. Tak konum atıyorum şimdi. Ben buradayım diyor. Efendim işte ben sizi Bursa'da zannetmiştim. Hah dervişliğe bak diyorum ya. Telegram'dan olsa bari takip et. Zahir olamıyorsun. Hiç olmazsa oradan takip et. Nerede olduğumu bil. Hadi ne yapacaksın şimdi diyorum ben. Gelebilecek misin buraya? Birisi de öyle yazdı. Nerede olursanız gelirim. Ben de Tekirdağ'dayım. Ta konum attım. Tekirdağ, Keşan, Erdoğan, Edirne'ye mi Keşan'a doğru giden yol var mı?
Ne yolu o? Malkara yolu. Yolun kenarından konum attım. Ben de arabayı yolun kenarına çektim. Öyle keyif ediyorum. Yemek saatini bekliyorum. Açık açık. Nerede olursanız gelirim. Ta konumu attım. Yetişebilirsen gel dedim. Efendim özür dilerim. Özür dileme şimdi dedim. Nerede olursan gelirim dedim. E iman edenler yapamayacağınız şeyleri söylemeyin. Açıya düşüyorsun. Hadi gel. Gel hadi. Allah muhafaza eylesin.
O yüzden diyor ki Hazreti bir. Sen hava atıyorsun. Hava atma. Maddi olarak düşünürsek sen fukara bir insansın. Zaten herkes fukara ki. Sakın kendinizi maddi manevi zengin görmeyin. Ayet-i kerime çarpar sizi. Hepiniz fakirsiniz. Allah ganidir. Ayet-i kerime Allah'ın önünde hepiniz fakirsiniz diyor. Allah ganidir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde yoksulluktan havada sivrisineği bile avlamaktansın. Sakın ha yoksulluğunu gözünün önünden kaldırma. Allah'a amd et. Allah'a şükret. Allah'a boynunu vürk. Ve yeryüzünde kibirli bir şekilde dolaşma.
Sakın kibirden uzak durun. Gösterişten uzak durun. Şataattan şatafattan uzak durun. Rabbim korusun inşallah. O yüzden asla lokman 18 insanlardan yüz çevirerek böbürlenme. Yeryüzünde kibirlenerek yürüme. Şüphesiz Allah büyüklük taslayan ve övünen hiçbir kimseyi sevmez. Allah'ın sevmediklerinden uzak durun. Allah'ın sevdikleriyle beraber olun. Allah'ın hiç sevmediği insanlardan yüz çevirerek böbürlenme. insanlardan yüz çeviren bir kimseden Allah da yüzünü çevirir. Duvara tostarsın. Hatta gaye vadisine tostarsın.
Batarsın. Perişan olursun. Maddi manevi helak olursun. Sakın kendini bir başkasından üstün ve kıymetli görme. sakın tevazulu ol, kanaatkar ol, insaflı ol, böbürlenme. Bu kim oluyor ki deme. O da Allah'ın kendi ruhundan ve nurundan üflediği bir insan. İnsana Cenab-ı Hak kendi ruhundan ve nurundan üfledi. Sakın böbürlenip kibirlenme. Sakın insanlardan yüz çevirme.
Sen göğe çıkamazsın. Sen göğü yaramazsın. Sen yerleri yaramazsın. Sen dağları anlaş pamuğu gibi atamazsın. Yerin sahibi sen değilsin. Göğün sahibi sen değilsin. malikül mülk Allah. Sen hiçbir şeye sahip değilsin. Neye sahibim diye görüyorsan senin değil o. Bırakıp gideceksin bu dünyada. Bu dünyada bırakıp gideceksin. Bırakıp gideceksin. Kendini öyle yükseklerde görme. Allah muhafaza eylesin. Şüphesiz Allah büyüklük tasliyen ve ünen hiç kimseyi sevmez. Rabbim bizi sevdiklerinden eylesin.
Cenab-ı kendi yolunda koşanlardan eylesin. Cenab-ı kibirli olmaktan bizleri uzak eylesin. Kibirlilerden de bizi uzak eylesin. Çünkü kibirliler Allah'ın lanetlediği kimselerdir. Onlarla böyle arkadaşlık dostluk eşlik etmeye kalkarsan sen de ondan sayılabilirsin. O yüzden kibirlilere sadece ne yapacağınız? Tebliğ edeceğiniz. Diyeceksiniz ki asla kibirlenme. Yine kibirleniyor. Yine söyleyeceksin. Kibirlenme. Yine kibirleniyor. Yine söyleyeceksin. Kibirlenme. Yine kibirleniyor. Yine söyle. Hatta bu ayeti kerimeyi söyle. De ki Lokman suresi ayet 17 Lokman oğluna nasihatte bulunuyor.
Lokman'ın nasihatidir bu. Lokman suresindeki geçenler. Ne diyor Cenab-ı Hak orada? Diyor ki insanlardan yüz çevirerek böbürlenme. Yeryüzünde kibirlenerek yürüme. Şüphesiz Allah büyüklük taslayan ve övünen hiç kimseyi sevmez. Bakın kibirlenen bir kimseyle kibirlenen bir kimse arkadaşınızsa Allah'ın sevmediği bir kimseyle arkadaşlık yapıyorsunuz.
Allah'ın sevmediği kimseyle arkadaşlık yapıyorsunuz. Allah'ın sevmediği bir kimseyle dostluk yapıyorsunuz. Rabbim korusun muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi affı muhafuret eylesin. Rabbim bizi iyilerden eylesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal-ı hoş olsun. biraz geciktik bugün sohbete girmekte. Malum biz böyle artık yaşlandık. İhtiyarlığın üzerine yaşlılık da çöküyor. O yüzden bugün bizim eski daha doğrusu eskimeyen dostlarımız kardeşlerimiz bugün misafir olarak geldiler. Onlar da tabi böyle eski günlerden eski arkadaşlardan böyle sohbetti derken 5-10 dakika geciktik.
O yüzden haklarınızı helal edin inşallah. Selamun aleyküm. El-Fatiha hemen selamat.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.