mustafaozbag.org

336. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Mayıs 2013 · 42:31

Allah gecenizi hayır etsin, inşallah. Cenab-ı Hakk'ın izinize hayırlı eylesin. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, inşallah. Ya Allah!
Deccal'ın ordusunun yapacağı savaştan bahseder misiniz? Savaştaki savaş aletleri neler olacak? Evimizde bulundurmamız gerekenler var mı? Mehdi Aleyhisselam ile Sübiyan orduları karşı karşıya gidiyor. Sübiyan ordusuyla Deccal'ı karıştırırlar, Deccal'ın ordusunu karıştırırlar.
Deccal'ın ordusu İsa Aleyhisselam indirildikten sonra. Allah-u Aleyhâ. Çünkü önce Sübiyan orduları Mehdi ve Mehdi'nin askerlerini bu noktada mağlup ederler. Mehdi ve askerleri Mekke'ye, onunla da Medine'ye sığınırlar. Tabii burada Medine'ye sığınırlar dediğimizde bu Medine'nin münevvere olarak algılanabilir. Veya Medine bir şehir, Mehdi'nin zuhur ettiği bir şehir olarak algılanabilir. Ama ve lakin Mehdi'nin zuhuratıyla alakalı önce o yedi bayrak sahibi ona Mekke'de biat etmek ister. O biatları kabul etmez, Medine'ye kaçar. Bu sefer o yedi bayrak sahibi Medine'ye geçer ve Medine'de Hazreti Mehdi'ye biat ederler. Hazreti Mehdi'ye biat edildikten sonra Sübiyan ve orduları Hazreti Mehdi ve taraftarlarına savaş açarlar.
Önce Medine'nin dışında bir savaş olur ve Müslümanlar Mehdi ve askerleri bir rivayette orada ne galip ne de mağlup dururlar ama geri çekilmek zorunda kalırlar. Sübiyan orduları Berra Vadisi'ne gelir ve Cenab-ı Hak onları Berra Vadisi'nde o orduyu gömer, batırır. Ardından Deccal ordu toplar ve Deccal kendisini meydana çıkarır. Deccal kendisini meydana çıkardıktan sonra İsa Aleyhisselam iner. Ve İsa Aleyhisselam Mehdi Aleyhisselam'a da dua edeyim bunlar helal mi olsun yoksa savaşalım mı der. Mehdi Aleyhisselam savaşı öngörür ve böylece Mehdi ve askerleri Sübiyan ordusuna karşı galip olurlar. Kurulular akabinden hemen Yecüc ile Mecüc çıkar.
Yecüc ile Mecüc çıktıktan sonra Hazreti İsa Aleyhisselam ile Mehdi Aleyhisselam dua ederler. Duanın neticesinde Yecüc ile Mecüc kavim olarak her iki kavim de helal olur. Bu noktada bu savaşların akıbeti ile alakalı değişik görüşler var ama sonuçta bir rivayette Amik Ovası'nın nehirlerinden, derelerinden kan aktığı rivayeti var.
Demek ki bu savaş bazılarının dediği gibi silahsız, kansız değil. Mehdi Aleyhisselam tebliğini kılıçsız yapar, savaşsız yapar tebliğini ama Sübiyan olan savaşında kan dökülür. Bu savaşta hangi silahlar kullanılır, neler kullanılır bunların üzerinde çok değişik rivayetler var. Herkes bunu kendi nefsine göre yoruyor veya zamanına göre yoruyor. Bu yorumların hepsi de bu noktada kendi nefislerine ve zamanlara ilgilendirdiğinden çok o kadar ben bunu muteber görmüyorum. Çünkü hadis-i şeriflerde savaşın olacağı söyleniyor, savaş aletleri yok. O yüzden bunun savaş şu şöyle olacak, bu böyle olacak denmesi çok hoş bir şey değil. Herkesin gördüğü hal ortaya çıkıyor orada.
Ben onları da yalancı noktaya düşürmek bilmeme noktası, düşürme noktasında değilim. O yüzden bununla alakalı çok Türkiye'de rivayetler döndü. İnsanlar av tüfekleri aldılar, pompolu tüfekler aldılar, otomatik pompolu tüfekler aldılar. O tüfekleri satan firmalar kendilerince kendilerini dini ve İslam'a adettiler. Habire çakar almadılar, sattılar Türkiye'ye. Herkesin elinde şimdi onca çok, onca av tüfe var, tek kırmı var, çift kırmı var, pompalı var. Ne bileyim işte otomatik pompalılar var. Herkesin elinde duruyor onlar tabii. Adamlar bayağı zengin oldular oradan. Bir şaiye çıkardılar, yok işte ev ev toplanacak herkes, yok kızlarımıza el koyacaklar, yok kızlarımıza el koyacaklar.
Herkesi böyle bir tüfeklendirdiler, silahlandırdılar demeyin. Tüfekler de on yıl geçti zaten, modası da geçti, herhalde bir çakar almaz oldu, geçti bitti. O yüzden böyle evinize yok tabancalayın, yok silah alayın diye uğraşmayın. Bu tip şeylere tevessül etmeyin. Allah bizi affetsin inşallah. Zikrullah'ta esmaları çekme ile alakalı adatmayı da buradaki zikirlerde duyduklarından farklı esma ve nefes çeşitleri oluyor. Çiftli ve esma aralarında çıkan tuhaf sesler ile ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyiz? Bununla alakalı Erdargan, kendi içerisinde bir adabı Erkan var. Önemli olan yapılan zikrullahın anlaşılır olması. Onu duyan bir kimse sizin Allah dediğinizi bilsin. Onu duyan bir kimse La İlahe İllallah dediğinizi bilsin.
Onu duyan kimse Hay Hay Hay Allah dediğinizi bilsin. Tabi dergaların bu noktada tarikatların kendince adatları, Erkanları var, kendilerinin bir fikir yöntemleri, şekilleri var. Bunlar hani işte Hanefisi var, Şafisi var, Malikisi var, Hanbelisi var. Bunun gibi olardı. Bunlar da kendi işlerinde öyle. Bunları tuhaf görmeyin. Değişik nefes buluş şekilleri var. Bunlar zamanla oturmuş yerleşmiş. Onların adatları bu olabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Eşimle problem yaşadım. Ben eşimi tokatladım. Şimdi pişmanım. Ailesi müsaade etmiyor. Eşimle barışmak istiyorum. Bu konuda niye yapabilirim? Ben barışmak istediğini bu noktada eşine bildim. Eşinin kararı önemli.
Arkadaşlar, kardeşler, kız anne babaları. Bu noktada duygusal davranmayın. Yani bu yapılan şey yanlış. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri asla tokat vurmamış eşine, eşlerine. Bizim adabımızda da kadına tokat vurmak yoktur. Kadını dövmek yoktur. Evliliği kurtarma noktasında belki de, Kur'an'ın müsaade ettiği noktada elini kaldırmadan, Hanebiler onu tarif ederlerken, kolunu kaldırmadan, kuburdan kolun, koltuk altından kalkmayacak. Böyle duracak. Bu kadar, ne kadar vurabilirsen o kadar vuracaksın. Hatta bu yasaklanmıştır. Hazreti Ömer Efendimiz gelir, şikayet eder.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kadınlar iyice bizi dinlemez hale geldiğinde, bunları dövmemezler, müsaade et ya Resulallah. Deyince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir rivayette tebessüm eder. O tebessümle Hazreti Ömer Efendimiz, icazeti aldığını söyler. Ondan sonra kadınlar biraz hizaya girer. Bu da farklı bir şey. Ama ve lakin, kardeşler eşlerini bu noktada tokatlamak, eşini dövmek çok hoş şeyler değil. Bu tip şeyler olmaması gerekir. O yüzden bunun haklılığı yok. Bunun haklılığı yok. Bir şekilde eşiyle iltivasa girip, eşiyle barışıp, eşini bu noktada ikna edecek. Ama kız, anne, babaları çocuklarının üzerinde hükmetmeye hakları yok çocuklara evlendikler sonra.
Hele kızları eşleriyle geçinmek istiyorsa, barışmak istiyorlarsa, anne, babalar buna anlayışla dağılacaklar. Sütün az, süt anne bulmamı mı tavsiye edersiniz? Hazır süt tozu kullanmaya mı devam edeyim? Biz bu noktada süt anne bulmuyorsanız, süt anne, süt anne bulamazsanız, süt tozu kullanmanızı tavsiye etmeyin direne. Gelip bir, çok özür dilerim, inek sütü taze, post, astorize bebeği.
Taze süt bulup imkanınız varsa çocuğunuzu onunla besleyebilirsiniz. Biz, salmada yapıp, süt tozu, böyle kimyasal şeyler kullanmamanızı tavsiye ederiz. Hamd ile alakalı uzun bir soru var. Allah'ı hakkıyla hamd edebilmek, biz kullar için çok zor. Ve önümüzde bütün alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamber, sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mavuk dediyse, bizim hakkıyla hamd etmemiz mümkün değil.
Ama hani, şimdi hangi peygamber ya Musa olacak ya da Davut Aleyhisselam olacak, sana hakkıyla hamd edemeyin ya Rabbi deyince, işte şimdi hamdiniz oldu der. Hazreti Allah, Hadisi Kudsi. Bir kimse hakkıyla hamd edemediğini anlarsa, ve hamdde zayıf olduğunu, eksik olduğunu, noksan olduğunu, hamdde hakkıyla gücünün yetmediğini anlar, idrak ederse, o hamd etmiş sayılır.
O yüzden bu noktada insanlara teşekkür etmek, Rabbe teşekkür etmektir. Hamd, teşekkürü de içine alır. Ama ve lakin hakkıyla Allah'a hamd etmek, bu noktada bizim çağrımız değil. sevmek mi zor, sevilmek mi demiş. Bu tabii herkesin bakış açısına, herkesin bakışına göre değişir. Sonuçta sevilerin de bir veçesi sevendir. Sevmek mi zor, sevilmek mi zor? Aslında seveli bizden de hem sevme fiili tecelli eder, hem de sevilme fiili tecelli eder. Sevmek biraz nefse ağır gelir. Sevmek nefse biraz daha hoş gelir, bilmeyen herhalde. Ama işin hakikatine vakıf ise bir kimse, sevilmek daha ağırdır.
Sevilmeyi kaldırmak daha zordur. Herkes sevilmeyi kaldıramaz, bozulabilir insan. Kendisini dolatabilir, çökertabilir. Bu şımarıklık açısından. Ama öbür türlü manevi noktadan da, o kimseye ağır gelip çökebilir o insan. Allah muhafaza eylesin. Sevmek bu noktada insanın daha sorunluluğunu azaltır.
Sevilmenin bu noktada ağırlığı ve sorunluluğunu daha fazla gelir bana. Doğrusunu Allah verelim. Tuvalete girince hep aklıma Allah ve dinimize ilgili şeyler geliyor, ne yapmalıyım demiş. Eğer bu sadece tuvalette geliyorsa, bunu terbiye etmek gerekir. O zaman tuvalete, aklımıza dinden ve ahlaktan bir şey getirmemeye gayret edeceğiz. Geldiyse de atacağız bunu aklımıza, fikrinden. Ama bir kimse bununla hemhal olur, devamlı aklımda fikrindeyse, o zaten tuvalete de girse, o aklı, o fikir devam eder. Bunda bir beis yok. Ama sadece tuvalette aklına geliyorsa, bunu terbiye etmekte fayda var. Namaz kılarken gözlerimi kapatıyorum. Kendimi namazı dahi verebiliyorum.
Bu şekilde kılmaya devam etmeli miyim? Bir sakıncası var mı? Namazda dikkatim de olmamadığı için uygun mu? Düşüncelerinizi lütfen eder misiniz? Namazda gözleri kapatmayı mekruh görmüş Haneviler. Ama bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin tavsiyesine binayüz edemişler. Bu söz konusu tavsiye, namaz kılan kimse yırtıcı, zehir bir, ne bileyim yaralayıcı bir mahlukata karşı karşıya kalırsa, bunu görmez, bunu anlamaz, bunu duymaz.
Böylece namaz kılanın canına, malına, bedenine bir zarar gelir düşüncesiyle, namazda gözleri kapatmayı uygun görmemişler. Şimdi böyle bir şey yok, sıkıntı yok, böyle bir problem yok. Ama birisi şunu diyebilir, öyle de olmuş olsa namazda gözlerinizi açık tutmaya gayret edin diyebilir. Ama böyle namazda kendini daha iyi vermen, etrafla ilişkiyi kesmen, etraf olan ilişkiyi kesmede bu noktada bir eğitimsel bir şey, bir disekinsel bir şey olarak bunu algılarsa, bu olur, bunda bir sıkıntı olmaz.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, erkeklerden pek çokları kemale ermiştir. Kadınlardan ise İmran kızı, Meryem, Firavun'un karısı, Asiye, Üveyli'nin kızı, Hatice ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in kızı, Fatıma'dan başkası kemale ermemiştir, buyuruyor. Kadınların kemale ermesi nasıl olur, bu kemallikten kasıt etmemiz, Allah razı olsun. Kadınların kemale erdisi, onların velil haline gelmesi, bu noktada kadınlar o veli haline gelmekte biraz zorlanırlar. Ama içlerinden veli olanlar da vardır. Fakat kadınlar hızla sinirlenip, hızla nefislerine uyup, hızla toparlayabilirler. Kadınların bu noktalarından dolayı, onlar hızla uc edebilirler. Hızla da dip aşağı inebilirler.
Bu noktada kadınların da kemale ermesi erkekler gibidir. Onlar da evliya sınıfına geçerler. Onlar da veli sınıfına geçebilirler. Okuyamadım soruyu, hakkınızı helal edin. Aynı ortamda bulunduğumuz birinin Allah'a, Kitab'a ve Resulullah Efendimiz'e küfür ettiğinde nasıl bir tepki vermeliyiz ya da vermeli miyiz, hakkınızı helal edin demiş. Siz bir kötülüğü gördüğünüzde eliniz de mümkün değilse, diliniz de mümkün, o da mümkün değilse kalbe muz ederekten önlemeye çalışınız. Bu da imanın en zayıf noktasıdır. Hadis-i şerifi vardır. Bir kimse Allah'a, peygamber'e yanımızda küfrediyorsa, siz onu men etmeniz mümkünse men edin. Men etmeniz mümkün değilse, elinizle onu susturamayacaksanız, bu sefer dilinizle onu bu noktada tavsiyelerde bulunun.
Yine öyle bir şey, dilde olan tavsiyeden de alınamıyorsa, kalbe muz ederekten onunla ilgili ve alakalı onun yanında olmadığınızı beyan edin. Kalbe muz ederekten. Tabi bu tip insanlar bazen bir iş yerinin patronu, bazen bir iş yerinin müdürü, bazen bir yerinin amiri olabilir. Bazen babamız olabilir, Allah muhafaza edersin. Kim Allah'a göre sonuna küfrederse, o esnada ölürse, şirk üzerine ölür, küfür üzerine ölür. Yani o küfür, kafir hükmündedir. Küfür ettiği anda, nikahı varsa nikahı düşmüş olun. Allah muhafaza edersin. Bu tip insanlara tavsiye edebiliriz, telkinde bulunabiliriz. Hem gücümüz kuvveti üzerindeysek, kendimizi dinletebileceksek, o zaman onu daha böyle dinletebileceğimiz şekilde de inkaz edebiliriz.
Buradan rüya okumamaya gayret ediyorum. Ama arkadaşlara, kardeşlere ayıp olmasın derim. Yani okucam ama bu sefer de diyecekler ki, senin nefsinin hani hoş gelmiş bu, o yüzden okuyorsun diyecekler. O yüzden rüyayı okumadım, hakkınızı helal edin. Nefsin mertebeleri var mıdır? Varsa izah eder misiniz? Evet, emmâle, leyvâme, mülhüme, mutmennâ, râdiye, mâdiye, sâfiye diye. Nefsin mertebeleri, merhamel, merhaleleri vardır. Bunların, bu nefis merâtiplerinin kalbin üzerine tencəriyatı, ruhun üzerine tencəriyatı vardır. Bunlar uzun bir mesele. Sözler neydi? Bugün tekkede nefisle alakalı merâtipleri anlatacaktım. İnşallah tekkede bir akşam nefisle alakalı merâtipleri anlatacağım. Bir insan, bir kişiyi sevmediğinin, sevdiğinin farkına vardığında artık onu sevmiyor.
Sevmiyor mu oluyor? Ha bir kimse birisini sevdiğini fark ediyor, birisini kendisini sevdiğini fark ediyor. Onu sevmiyor mu oluyor? Demiyor. Ayrı alakası yok. İnsanın içinde gerçekten sevebilme kapasitesi var ki bunu ortaya çıkaramayabilir mi? Yok. Herkesin içerisinde sevebilme kapasitesi vardır. Ondan sonra ve herkes bunu ortaya çıkaramayabilir. İnsanın kalbiyle ya da aklıyla sevebilmesi kendi elinde bilir. Evet. Cumartesi günü sohbetimizde bir kişi seni seviyorum derse, seviyorum dediği kişiye tapusunu vermiş olur. Kendini ona teslim eder. Eğer gerçekten seviyorsa, sevdiğine bir daha hayır diyemez. Onu her manada düşünür. Seven sevdiğinde kaybolun. Ve eğer seviyorsa, istiyorsa, istediği anda sevdiğine kavuşur dediniz.
Demişin demek ki. Herkes sözlerinden sorunlu var. Cumartesi söylemişti. Perşembe önüme geliyor. Peki bir erkek evlenme niyetinde olduğu kıza seni seviyorum dese, lakin sonradan hiç hesapta olmayan sebeplerden ötürü evlenme fikrini ertelese ve kıza bu sebeplerden dolayı kendimi bir süre toparlamam lazım diyerek erteleneni belirse, o erkek için bahanelerin ardına sığınıyor, yeterince sevmiyor, istemiyor, denebilir mi? Denebilir mi? Denebilir mi ne demek? Öyle zaten. Konuşturmayın beni şimdi. Bir adam bir kadına diyecek ki ben seni seviyorum. Ondan sonra ama benim bu sebeplerim var.
O yüzden evlenmeyi tehir ediyorum. Ne sevgiymiş bu ben. Öpüp başımıza taceresiniz geldi. Bu böyle derviş kardeşlerden bu tip hatalar, kusurlar olmaması gerek. Hem bayanlar hem erkekler için söylüyor. Bursa'da bunu yirmi üç yıldan beri anlatıyorumlar. Her derste konuşuyoruz onu. Bir kimse birisiyle seni seviyorum dediğinde bitmiştir onun işi. Ya demeyecek, yutacak onu. Yutturan nedir?
Aklıdır onun. Senin bitmiştir o. Çok böyle aşağılıkça bir şey. Kim yaparsa yapsın. Ben seni seviyordum o zaman. Ya ben o zaman sevmişim işte. Nasıl sevdiysen. O kimsenin kendisine aşağılıkça yaptığı bir şey. Bir başkasına değil. Bu kendi kendisini o kimsenin afedersin bataklığın içerisine atmasın. Sevmişim bitmiş. Ne yaşarsan yaşa, ne görürsen gör.
O sana ne derse desin, ne yaparsa yapsın. Seviyorum diyen orada liman babası gibi kalır. Liman babası. Bazen anlatırım ya, normalde herkes zanneder ki ya işte şeyhefendiyle hiçbir sıkıntı yaşamadın. Neler yaşadın. Neler yaşandın. İnsan herkes. Ben de yanlış anladım, yanlış anlattım, yanlış algıladım. Her şey yaşandı. Birileri gitti bir şeyler söyledi. Önemli olan kementini ona bağlayayım, orada durmaktır. Çıkar meydana o.
Sen kendini bağla otur oraya. Benim hep herkese tavsiye ettiğim bir şey budur. Arkadaşlara da tavsiye ettim. O zamanlar odur. Sen kementini bağla ol, kal oradan odur. Fırtına esecek, boran esecek, kar yağacak, yağmur yağacak, yan yatacak, çamura batacak, bataklığa girecek, çıkacak, düz yola girecek, ters yola girecek, tırmanacak, baş aşağı inecek, dik yukarı çıkacak. Hayat bu. Bizde şöyle bir aldı var. Adam bir yere girecek, süt liman olacak orası. Orası kamil bir mürşidin topluluğu değildir. Orada her türlü dergah yaşanacak. Fülyonuz çekmiş, gitmiş dergahdan.
Her şey yaşanacak. Şemsettin'i, Tevriz'i bırakmış gitmiş Konya'ya. Bırakmış gitmiş. Her şey yaşanmış. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi anlatırdı. Çorum, Hacı Mustafa Efendi'nin hazretleriyle alakalı şeyler. Ohohohoho. Mustafa Efendi'den şeyhlik isteyenler, icazet isteyenler, kapısında duranlar, türlü türlü şeyler yapanlar. Babaya para toplayacağız, babaya para lazım deyip dermişlerden para toplayanlar. Cami yaptırıyoruz, babaya deyip de para toplayanlar, içleyenler, hükletenler.
Yaşanmış hepsi de. Ameliyat ettireceğiz, babaya deyip şeyhefendi, Mustafa Efendi Hazretleri'nin gözünden ameliyat olacakmış İstanbul'da. Ameliyat ettireceğiz, Mustafa Efendi deyip para toplamışlar. Yaşanmış bunların hepsi de. O yaşananlar Şeyh Efendi'nin zamanında da yaşandı. Yani birilerine laf gidecek diye konuşmadığım bir sürü şey vardır.
Şimdi sen de bir akide bizde de yaşandı. Şimdiden söyleyin, aman benim için hiç kimse para pul toplamasın ha. Onu andırıyorum zannetmeyin. Cenab-ı Hakk'a amca olsun, hiçbir şeye ihtiyacım yok. Şeyh Efendi'nin zamanında da yaşandı. Benim gözümün önünde kimisi rüya tabiri istedi Şeyh Efendi'den. Kimisi benim yanımda söyleniyor buna. Hayır tabiri istedi. Kimisi gitti bu adamın hali kapansın efendim dedi. İsmail'in halinin kapanması için Şeyh Efendi'ye şikayet edildi. Benim yanımda. Örnek. Tabii benim orada olduğumu da bilmiyor.
Kapı da açık. Ben tık içeri girdim. Muhabbeti de kesemediler. Kaldım gülüyorum ben. Önce bana geldiler. Bu hal dervişlerin hali kapansın abi dediler. Ne oldu dedim ben. Ortalığı karıştırıyor bunlar dediler. Yok ya dedim ya. Bir karışık bir şey görmedim ben dedim ben. Biz dediler babaya söyledik. Baba da aynı şeyi söyledi. Ne söyledi dedim ben. Baba dedik ki dediler bu hal dervişleri ortalığı karıştırıyor. İyi dedim Muslubo'nun elindeyse kapatsın kardeşim o zaman dedim. Bana ne söyledi dedim. Yok abi sen işte dua etsen kapanır. Allah Allah.
Güldüm ben. Onların haberi yok tabii. Cenab-ı Hakk'ın hikmeti yitası. Ben sabahleyin sabah namazından önce kalktım. Bindim arabeye bastım gittim ben arabeye. Dedim kahvaltıya yetişeyim orada. Beraber kahvaltı yapalım. Benim açık icazetim var çünkü. İstediğin zaman gel, giy, yat, kalk. Müsaadeye ihtiyacım yok benim. Ben kalktım. Onu biliyorum kahvaltı işte dokuzda dokuzcuktan evşerde oldum. Kahvaltı yapıyor. Ben sana dokuz, dokuz üçücük gibi arabaya çektim kapının önünde bekliyordum. Tabi arabayı gördüler kapının önünde. Gördüğünce işte haber geldi. Baba kartı geldi. Geldik biz kahvaltıydık. Beraber, karşısında dur. Sohbet ettik. Ben sofraya kaldırdım.
Ondan sonra mutfağa götürdüm bıraktım. Acendeye verdim. O esnada yan oda var. O oda benim oda. Şeyh Efendi değil mi? Bu oda senin oda da onun dedi. Salonun yan başında. Yemin içerisindeki adamlar bilir bunu. İçerisinde banyosu, tuvaleti de var. Ben Allah biliyor ya üstümü değiştirmek için. Orayı bilirim. O esnada misafirler geldi. Kimin geldiğini bilmiyorlar. Misafirler Bursa'da. Kapı açık. Salonun kapısı açık. Duyuluyor konuşmalarından. Dakika bir gol bir. Geliş sebebi de bu. Bursa'daki hal dervişlerinin halinin kapanmasını istiyorlar. Başta İsmail. Beni bir gördüler renkler attı. Bana da gelip söylemişlerdi ya.
Şimdi Şeyh Efendi onlara telefon da demiş. Yaparlar demiş. Hal dermişse ve ortalık karıştırın demiş. Onlar karıştırdı değil mi? Ustam ben oğlum ortalık karıştırıyorlarmış dedi. Bursa'da karışıklık yok efendim dedi. Nasıl ya dedi. Neymiş karışan efendim. Söylesinler dedi. Düzeltelim dedi. Allah'ın izniyle. Ses yok şimdi. Bir yerde karışıklık olduysa söyler. Değil mi? Şu şu karışık dedi. Ses yok. Allah muhafaza eylesin. Bunlar hep yaşanmış. Yaşanır bunlar. Yaşanır bunlar. Her dergahta yaşanır. Her yerde yaşanır. Bak her dergahta. Her yerde yaşanır.
Bunlar olmayacak şeyler değil. Ama serene ben yine liman babasına bağlayıp orada oturmak yakışır. Bir gemi gibi düşünün. Fırtınalı havada bir koya lazım. Koya girer. Nereye bağlar? Orada bir liman babasına bağlar o kimse gemisini. Siz geminiz bir liman babasına bağlayın. Her şey yaşanır. Allah feda affetsin. Benim ayaklarım ameliyata oturduğum yerden namaz kılıyordu. Benim iki tane torunum var. Benim bir buçuk, biri iki yaşında. Gelin kucağım oturuyor namaz kılıyor. Var benim namazım bozulurdu. Bozulmaz sünnet olan. Hasan ile Hüseyin radiyallahu anh hazretleri gelir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hazretlerinin kucağına otururlardı namaz kılardı.
Cami ve mescitlerde sarıkla namaz kılabilir miyiz? Evet. Fitneye sebebiyet verir mi? Ooo. Yani bağlı ulemalı sözü vardır. İşte bir sünnet fitneye sebebiyet verecekse o sünnet terk edilebilir diye. Ben sarık sarmanın cami ve mescitlerde fitnet çıkaracağına inananlardan değil.
Sarabilen bir kimse sarsın. Namaz esnasında sis kararmı durumları yaşıyor. Ve gözlerim çok acıyor. Bir defa öğle namazından sonra soruldum 15-20 dakika bulanık gördüm. Ben de çok endişelendim. Bu gördüklerim ne anlamıyor diye ben aslında sizinle konuşmak isterdim. Ama size nasıl ulaşacağımı bilemiyorum. Efendim. Olabilir bu böyle bir rahatsızlık olabilir. Seyliye ve rüküye giderken bir kimsenin gözüne bu noktada karartı gelebilir. Doktora gidecektim. Ben cemaati müezzinlik yapmak istediğimde aşırı heyecan basıyor. Karnım duracak gibi oluyor. Ne öğrenirsiniz? Tevhid.
Şafi mezhebidenin avlanma konusunda bilgi verir misiniz? Caiz midir? Şafi mezhebi avlanmaya nasıl bakar bilmiyorum. Ama avlanmaktan uzak durmanızı tavsiye ederim. Avlanma biraz böyle şimdi keyif işi olur. İhtiyaç işinden çıkacak. Avlanabilmesi için bir kimsenin ihtiyaç sahibi olması lazım. Şimdi bir kimseye ihtiyaç sahibi olup da avlanabilme noktasında değilim. Çünkü avlanma pahalı şu anda. Bir adam denizde avlanayım dese, örneğin deniz kenarında yaşamıyorsa, Bursa'da yaşayan bir kimse ben balık avlayacağım dese dünyanın parasını muhassaf edecek? Bir kilo balık 10 lira. Adam tavşan avlayayım dese et 20 lira.
Tavşanın avına zaten avı gidiyor derken daha 200 lira harcayacak. Yusuf nerede? Yusuf, kafaya, ördek avına girecek giderken kaç para harcayacağız? Giderken daha. Orada hepsi. Yani ben ördek avına gidiyorum desem 250 lira harcayacağım öyle mi? Çok rahat. Etin kilosu 20 lira. Peki tavşan avına gidiyoruz desem 300-500. Yusuf, vurmayacaksa belli değil adamız. Ondan sonra gidip birisinin kümesinden tavşanı vurup omuzunu alıp gelecek sana. Ne tavşan vurduğum an?
Derisini yüzecek, tavşanın eti var. Derisini yüzmemiş olsa, ev tavşanı olacağı belli olacak. Bir adam şimdi tavşan avına gitse en az 300-500 lira verir. Bir de köpek bakacak onun için. Allah muhafaza eylesin. Hiç şafi, maliki, hanbeli sormamıza gerek yok. Bu bilgi yeter herhalde. Yusuf bunları söylüyor musun? Sen gitmiyorsun değil mi? Bir gün böyle ben sabah namazında vaktimde mi çıktım? Sabah namazı vaktimde mi? Bizlere gidiyoruz. O yolda göl var ya. Millet o şeyleri, ne diyorlar o elbiselere? Arazi elbisesine.
Kamufraçları giymişler. Üç dört kişi, onun sonra böyle çizmeler ayaklarında. Adamlara deseyim ki, seher vakti namaza kalk, kalkmaz. Allah affeder ki diyor. Evet, sufilerin adamından biri de nefsi ve nefsin hak yolundan uzak olduğunu bilmeye çalışmaktır. Ta ki bu suretle kusurlarını bilsinler ve kendilerinden kendini beğenme duyguları gitsin.
Demek ki sufilerin bir azabı, nefsin her daim hak yolundan uzak tutmaya çalıştığını bilmek ve ona karşı uyanık olmaktır. Ve her daim nefsin seni kötülüklere götürebileceğini, seni afata sürükleyebileceğini anlamaktır. Ve her daim nefsin seni beğenmeyi sürükleyebilir. Nefsin seni tam göstermeyi sürükleyebilir. Nefsin seni kibire götürebilir. Nefsin seni her türlü, senin altını oyabilir. Bununla alakalı nefse karşı hep uyanık durmak, nefse karşı hep mücadele noktasında tutmak, nefse karşı hep kendini diri noktada tutmak ve hiçbir şeyi kendinden bilmemek. Hiçbir şeyi kendinden bilmemek.
Ve hiçbir zaman kendini beğenmemek. Kendi eksikliğini, noksanlığını her daim burnunun ucunda daim olarak tefekkür etmek. Ve böylece kendini her noktada hep Allah'la irtibat yapmak. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Baremennâhu. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi