Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 10 Ekim 2026 · 1:09:05
Euzübillâhümüneşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikrfâlemennevhû, La ilâhâ. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin.
Amin. Hayatınızı, ömrünüzü, nefeslerinizi hayırlı eylesin. Amin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batılı bilenlerden eylesin. Amin. Hakkı hak bilip, hakkı yaşayan ve tebliğ eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Amin. Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa, nerede Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, topraklarına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak bunları yapanların hepsinden de intikamımızı alsın.
Amin. İsrail'i yerle yeksan eylesin. Amin. Çin'i dağıtsın, yerle yeksan eylesin. Amin. Destekçilerini yerle yeksan eylesin. Amin. Ümmet-i Muhammed'i zulmeden, ümmet-i Muhammed'i kanını, namusunu, şerefini, parya gibi ayaklar altına alan her kim var ise hepsini de kahri perişan eylesin. Amin. Hepsini de yere batırsın. Amin. Amin. Bizleri affı muafiret eylesin. Amin. Amin. Gönüllerimize ilham eylesin. Amin. Amin. Kalplerimize feraset nuruyla nurlandırsın. Amin. Dilimizi zikrullahın muhabbetiyle ıslak eylesin. Amin. Kalbimizi, sırrımızı, ruhumuzu zikrullah ile hemhal eylesin. Amin. Ecmayin. Geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bedevi karısının kocasına lima te kulüne ma la tefalün denmiştir. Haddinden fazla söz söyleme. Bu sözler doğru olmakla beraber bu tevekkül makamı senin makamın değildir. Makamından ve işinden yukarı söz söylemek sana ziyan verir. Kebure makden indallah hükmü zuhur eder diye nasihat vermesi. Kanatkar adam ihlasla yüreği yanarak sabaha kadar karısına bu yolda sözler söyledi. Haddinden fazla söz söyleme. Söylediğin şey doğru olsa bile bu tevekkül makamı senin makamın değildir. Kendi halinin ve amelinin üstünde söz söylemen sana zarar verir. Burada kadın adama senin söylediğin şey yanlış demiyor.
Tam tersine bu söz doğru olmakla beraber diyor. Yani bu söz doğru. Asıl itirazı neye? Asıl itirazı söylediğin hakikati henüz kendi halin olarak yaşamıyorsun. Yani Hz. Pir'in eleştirisi hakikatin kendisine değil. Ya eleştirisi insanın hakikat karşısındaki iddiasına yönelik. Yani bu manadan baktığımızda çok ince bir nokta. Yani bir kimse kendi hakikatinin dışında üstünde konuşuyor. Aslında o hal ile hallenmiş değil ama o hal ile hallenmiş gibi konuşuyor. Veyahut da o kendi halinin üstünde konuşuyor. Kendi halini aşıyor. Yani aslında bir yerde şataat yapıyor. Haklı bir şataat yapsa eyvallah. Aslında çok iyi bir derviş değil ama kendisini çok iyi bir dervişmiş gibi gösteriyor.
Ki bunun gibi. Veyahut da kendisi örnekliyorum zakir değil, zakirmiş gibi davranıyor. Kendisi şeyh değil, şeyhmiş gibi davranıyor. Yani kendi makamının üstünde konuşuyor. Veyahut kendi halinin üstünde konuşuyor. Veyahut yapmadığı bir şeyi yapmış gibi konuşuyor. Veyahut da görmediği rüyayı görmüş gibi konuşuyor. Yaşamadığı bir hali yaşamış gibi konuşuyor. Lime tekalune ma lefteflâun. Neden bu ayet? Bu ayet neden? O yüzden ey iman edenler, yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir gazap ve makt sebebidir. Saf suresi ayet 2 ve 3. O zaman buradaki makt çok kuvvetli. Baktığınız zaman böyle sıradan hoşlanmama gibi değil.
Şiddetli bir hoşnutsuzluk. Yani biraz daha böyle nefrete yakın bir kınama. O yüzden normalde bu ayet kınamanın ağırlığını vurguluyor bize. Ve dolayısıyla bu beyitlerde geçen kebure makten imdallah. Yani yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefret, büyük bir azap, gazap sebebidir. Yapmayacağın bir şeyleri söyleme veya yapmayacağın bir şeyleri yapacakmış gibi de söyleme.
Yapmadığın bir şeyi yapmış gibi de söyleme. Cimrisin, kendini cömert gösterme. Benim gibi az zikrediyorsun, kendini çok zikrediyormuş gibi gösterme. Benim gibi az ibadet ediyorsun ama kendini çok ibadet ediyormuş gibi gösterme. Veyahut da ahlakın belli bir sınırda senin, sen çok ahlaklıymış gibi kendini gösterme. O yüzden bu normalde eğer böyle olursan Allah katında büyük bir makt sebebi oluyor. Yani Allah seni kınıyor. Kınamanın daha üstünde nefreti makamına doğru gidiyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden buradaki incelik yani normalde bir insan bir şeyi, söylediği bir şeyi yüzde yüz yapamıyorsa konuşmasın meselesi çıkmasın buradan. Yani bazen de bunu yanlış anlıyorlar. Hani bazı hadis-i şerifler var. Yapmadığınız şeyleri söylemeyiniz diye.
Ama ortaya bir hakikat var ise bir kimse o yapıyormuş gibi kendisini göstermeden o hakikati söyleyebilir. Yani namaz farz. O kimse namazı kılmıyordur ama namazın farziyetini söyleyebilir. Yani sen namazı kılmıyorsun, namazın neden farz olduğunu söylüyorsun diyemeyiz biz. Hakikati, herkesin konuşmaya hakkı vardır. Yalnız yaşamadığı bir şeyi yaşıyormuş gibi konuşması yanlış. Yani o hal ile hallenmemiş, o hal ile hallendiğini söylemesi yanlış. O yüzden mesela birine desek ki biz Allah'a tevekkül et. Doğrudur bu. Allah'a güven, doğrudur bu. Allah'a yaslan, doğrudur bu. Bunun kimden gelirse gelsin bu sözler, hakikatsa doğrudur bunlar. Ama o hakikat o yapmayan kimseden de gelebilir.
Biz onu yanlış karşılamayız. Ama normalde bir kimse dese ki bize ben tevekkül makamına ulaştım. Tevekkül makamına ulaştığım için artık hiçbir sebebe sarılmama gerek yok. Hiçbir endişem de yok. O zaman bu söyleyen kişiye bakarız biz buna. Normalde bir şeyi bilmek ayrı bir şey. Bildiğin hal ile hallenmek, onu yaşamak farklı bir şey.
Bir şeyi bilebilirsin, bildiğini de söyleyebilirsin. Ama onu yaşamıyorsan, onu yaşıyormuş gibi göstermek farklı bir şey. Allah muhafaza eylesin. O yüzden buradaki beytte kadın tam buna işaret ediyor. Yani diyor ki, tevekkül makamı senin makamın değil. Bu ne demek? Yani normalde bu beytlerin kalbi hükmünde bu. Sen tevekkül makamında değilsin. Tevekkül makamındaymış gibi kendini göstermene, tevekkül makamındaymışsın gibi kendini söylemene gerek yok. Sen o tevekkül makamına henüz daha ulaşmadın. Normalde çünkü bu tevekkül makamı senin için değil. Yani normal bir Müslümanın kendisince ben tevekkül makamındayım demesi yanlış. Tevekkül makamı kolay bir makam değil çünkü.
Bakın kolay bir makam değil. Tam tersine yani ona söylenecek olan şey şu. Yani biz tevekkül edelim. Eyvallah. Yani ben tevekkül etmeye çalışayım. Bu farklı bir şey. Fakat yani sen içinde bulunduğun hakikati, içinde bulunduğun hali inkar edip, inkar edip, daha üst makamdan, daha üst dereceden bir şey noktasındaymışsın gibi konuşuyorsun. Bu normalde insan nefsinin hastalıkları bunlar. Hazreti Pir burada insan nefsinin hastalıklarını anlatıyor hikayenin üzerinde. Ve normalde yani çünkü tevekkülü de biz İslam dünyasında farklı anlıyoruz. Sufilerin bir kısmı da bunu farklı anlıyor. Yani tevekkülü biz hiçbir şey yapmamak olarak algılıyoruz. Yani tevekkülü biz sebeplere sarılmamak olarak algılıyoruz.
Bu dinin kendi özüne aykırı bir hal. Bakın dinin özüne aykırı bir hal bu. Yani İslam dini tevekkülü emreder. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hatta hadis-i şerif meşhurdur ya, siz kuşlar gibi olsaydınız, sabah yuvalarınızdan aç uçar, akşama tok dönerdiniz. Tevekkülü konuşan kimseler de bu hadis-i şerifi söylerler bize. Ve bunlarla böyle birkaç tanesiyle bu sufilik hayatın içerisinde tanıştığım, görüştüğüm var. Hiçbir iş yapmıyorlar. Neymiş? Üstatları onları tevekkülü emretmiş ama dileniyorlar. Dileniyorlar. Camiden çıkarken bakıyorlar böyle kimden isteyebiliriz? Bu sakallı.
Senin sakalın tam istenecek sakal. Yüzün de temiz, Allah nazardan saklasın. Geliyor onun yanına. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Bir şey diyebilir miyim size? Karşılaşmışsınızdır bunlarla. Bir şey söyleyebilir miyim size? Tabii buyurun, tamam mı? Üstadımız bizi seyahate çıkardı. İşte bize bir miktar yardımcı olur musunuz? Size dua ederiz. Arkasından da bu var. Sana çok dua ederim. Hatta kimisi artık bu böyle şey moda haline gelmiş. Onunla sonuna. Bana adını, soyadını yaz, sana dua edeceğim. Bana yazıyorsun, Facebook'ta adım, soyadın var, Whatsapp'ta adım, soyadın var, Twitter'da adım, soyadın var, Telegram'da benim adım, soyadın var. Bana neden adımı, soyadımı soruyorsun?
Adını, soyadını söyle, sana dua edeceğiz. Yani bu ne demek biliyor musunuz? Biz senden dileneceğiz. Biz senden isteyeceğiz. Yani duanın arkabinden o gelecek şimdi. Teşekkür ederim Allah razı olsun. Yeterince bana dua eden var diyorum ben şimdi. Küstahça bir söz. Ama şimdi ne diyecek ya. Yeterince dua eden var diyorum ben. Ondan sonra nasıl yani diyor. Yaklaşık saymadım ama diyorum. Beşe on bin kişi dua ediyordur bana diyorum ben. Şimdi tamam mı? O özel dua edecekmiş. Hiçbirinize özel dua etmiyorsunuz bana sanki. Sen asıl söylemek istediğini söyle diyorum ben. Bize yardımcı olur musunuz diyor. Söylemek istediği bu. Şimdi o kimse kendince tevekkül ehli olduğunu, üstadlarının tevekkül ehli yapıp onları seyahate çıkardığını söylüyor.
Hatta birisine gençlik ya bizimki. Bursa'ya yeni geldiğim zamanlardı böyle. O zaman her tarafımdan ateş çıkıyor benim. Zaten yangınlardayım. O da kalkmış beni tam yaslı namazını kıldım çıktım Ulu camiden. Ondan sonra bir dakika dedi bana. Ben döndüm. Buyur kardeş dedim. Ondan sonra bir şey söyleyeceğim dedi. Ne söyleyeceksin dedim ben. Anladım ne söyleyeceğini. Benim cebimde para yok. Benim nefesim kokuyor. O benden yardım istiyor. Benim eve gidecek param yok. Yayan gideceğim ben. Ondan sonra yayan gideceğim. Cebimde para yok. O bana dedi ki yardımcı olur musun dedi. Baktım öyle. Kimin cebinde fazlasa o yardımcı olsun dedim. Kimin cebinde fazlasa o ona yardımcı olsun dedim.
Kaldı başım. Ondan sonra böyle bir ağır böyle ağır derviş mutlarında. Ondan sonra üstadları seyahate çıkarmış. İşte seyahate çıkınca o seyahatte ya. Hani ona tasaduk edersen ona para verirsen çok sevaba gireceksin. O da sana dua edecek. Dedim üstadınız nerede sizin dedim ben. Samsun'da dedi. Bunun yönünü Samsun'a doğru çevirdim. Dedim seni seyahate çıkaranı söyle dedim. Benim karnım aç doyur dedim ben. Nasıl dedi. Basmaya dedim. Seni seyahate çıkarmış ya dedim. Seni seyahate çıkaranı kafanı çevir. Dedim de ki dedim ben açım beni doyur de dedim ben. Bu kaldı şimdi. Hiçbir şey söyleyemiyor. Bizim dedim üstadımızın üstadının üstadının üstadını dedim.
Hacı Ebu Bekir babayı üstadı seyahate çıkarmış. Demiş evladım üstünü de soyacaksın demiş. Üstü çıplak yani. O da böyle çok edepliymiş. Efendim nasıl yapayım? Demiş ikinci bir emir gelinceye kadar üstün çıplak olarak seyahat edeceksin demiş. Sufilik öyle kolay bir zanaat değil. Tabii soymuş üstünü. Demiş yedirlerse yiyeceksin. Bindirlerse bineceksin. Yatırlarsa yatacaksın. Ondan sonra demiş rüyanda gördüğüne yürüyeceksin. Nereye görüyorsan. Yedi yıl seyahat halinde oluyor. Yedi yıl. Bu ayrı bir sohbet konusu. Ama istemek yok. Açım demek yok. Uykusuzum demek yok. Bizim dergahımızın en önemli özelliği budur.
Biz istemeyiz. Demiş yedirlerse yiyeceksin yalnız. İçirlerse içeceksin. Yatırlarsa yatacaksın. Bindirlerse yani bir adam yolda gidiyor at arabası var. Bin derviş. Binecek. Bir de rüyanda gördüğün yere gideceksin demiş. Rüyanda gördüğün yere gideceksin. Ama oturduğun yakazı halinde nereye gidiyorsun? İşte o zaman için İstanbul'da Mahmud-u Hüdayi Dergan'ından çıkıyor yola. Ama Bursa'ya geliyor. Bursa'da böyle meczupane bir şekilde yaşıyor. Diyelim ki nereye gördü? Konya'ya gördü. Konya'ya gidiyor. Tabii Bağdat, Şam, Kudüs dolaşıyor. Mekke. Haccını yapıyor. Ondan sonra rüya Medine'ye geçiyor. Medine'den rüyayı görüyor. Tanta'ya geçiyor. Tanta da tekrar orada halvet ediyor. Halvet'ten sonra Tanta'ya çıkınca Abdurrahim Tantevi Hazretleri icazetini mühürlüyor.
Abdurrahim Neşabi Hazretleri de oradaymış. O da onun icazetini mühürlüyor. O rufa eden veriyor. Sanemirli Ahmet Efendi de Erzurum'daki Sanemirli Ahmet Efendi ile Çorum'da Hacı Ebu Bekir Baba Tanta'dan ikisi aynı anda icazet alıyor. Ebu Bekir Efendi normalde beş tarikattan icazet alıyor. Sanemirli Ahmet Efendi bir tek rufayeden icazet alıyor. Onlar Sanemirli Ahmet Efendi'nin dergahıyla bizim Çorum'daki dergah kardeş dergah. Yani öyle bize anlatıldı. Benim yeni derviş olduğum zamanlar. Tabi Sanemirli Ahmet Efendi'nin artık çocuklarımı ne götürüyordu en son şeyhefendinin zamanında. Şimdi kim var, kim götürüyor şimdi orada onu bilmiyorum. Onlar bir tek rufayeden.
Şimdi normalde hani yedirlerse yiyeceksin. İçirlerse içeceksin. Geydirlerse giyeceksin. Tabi Hacı Bekir Baba giymiyor rüyasına varınca kadar. Herkes de diyormuş neden böyle çıplaksın. Kolay bir şey değil. Yani saçı sakalı ağırmış bir kimse. Üstü çıplak, kolay bir imtihan değil. Şimdi millet terliğine çıkar mı diyoruz. Terliğine çıkar diyoruz. Terliğine çıkarmıyor millet. Nerede şimdi adamın diyorsun ki ilk defa hacca gelenler saçlarını kökten kessinler. Ben kesmesem olmaz mı diyor. O zaman üstadla sen hacca geldin. Kes dedin de keseceksin. Saçı kıymetli onun.
Kesmeyecek örnek. Üstünü soy demiş üstadı. Üstadı üstünü soymuş. Şimdi tevekkül bu manada hani hareket etmemek değil. Kuş tevekkülü yuvasında oturarak yapmadı. Hadis-i şerifi doğru anlamak lazım. Kuş ne yaptı? Yuvasından uçtu. Rızkını aramaya gitti. Ve dönüşünde tok olarak döndü. Sen yuvadan uçmazsan tok olarak dönmezsin. Sen çalışmazsan tok olarak dönmezsin. Sen evinde oturarak iş ararsan iş bulamazsın. Sen her gittin işte üç gün çalışırsan iş bulamazsın sen. Sen normalde disiplinli değilsin. Sen çalışkan bir insan değilsin. Bak çalışkan bir insan değilsin. Her gittiğin yer mi kötü? Çalışkan değilsin sen.
Evinde oturuyor musun? Evet. İhtiyacın var mı? Evet. Evinde oturarak ihtiyacını göremezsin. Çalışacaksın. Yani bugün hamballık yapan küçümsemiyorum. Günlüğü üç dört bin liraya gelir. İnşaatta gitse adam normalde inşaatta yani amelilik etse iki üç bin lira günlük para alır. Abdurrahim inşaat amelesi kaç para alıyor günlük?
Üç bin lira alıyor. Hiç hiçbir işten anlamıyorum bir kimse günlük üç bin lira alıyor. Hiçbir işten anlamazsan günlük üç bin liraya yövmeyen var. Beş gün çalışsan haftalığın on beş bin lira. Aylığın altmış bin liraya geldi. Beş gün çalışacaksın. He iş yok. Otur Allah otur. İş yok. Değil otur. Oturarak iş mi bulacaksın? Hayır. Çalışaraktan iş bulacaksın. Koşturursan mücadele edersen iş bulacaksın. Koşturmazsan mücadele etmezsen iş bulabilir misin? Yok hayır. Az önce muhtar diyordu üç bin lira mı dört bin lira mı ne günlük yövmeye veriyoruz diye. Muhtar içeride mi? Nerede muhtar günlük yövmeye ne kadar?
Erkek iki bin beş yüz kadın bin sekiz yüz lira. Ne toplayacaklar? Deveci armudu toplayacaklar. Kaç saat günlük? Sabah yedi akşam beş. Erkek kaç para alacak? İki bin beş yüz lira. Dönüşte armut da veriyor musun yanında? Tamam. Benim bile gidesim geldi. Kaç tane armut veriyorsun? Sunursuz. Bana mı herkese mi? Yok yapma ya. Yeter mayayı dağıtma ya. Şimdi ben daha önce karpuz toplamaya biz karpuz kırmak diyoruz bizim orada. Sabahleyin gidiyorsun bir kamyon karpuz kırıyorsunuz böyle altı yedi kişi. Onu kırdıktan sonra kişi başına iki tane karpuz veriyor herkes. O iki karpuzu da alıyorsun yanında. O gelenek sizde de var o zaman o adet.
Evet. Bak iki bin beş yüz liraymış günlük yövmeye. Ne yapacak? Armut toplayacak. Bitti. Var demek iş. Bak inşaatta çalışırsan üç bin lira. Tarımda çalışırsan iki bin beş yüz lira. Bitti. O zaman normalde tevekkül ehli demek. Çalışmamak demek değil. O kimse hani çalışmıyor ya kendisini kanaat ehli, tevekkül ehli olarak gösteriyor bedevinin bedevi. Karısı da diyor ki ona sen tevekkül makamında değilsin. Sen kanaat makamında değilsin. Neden o makamdan bahsediyorsun? O zaman tevekkül ne? Elinden geleni yapmak ve sonucunu Allah'a bırakmak. E sen elinden geleni yapmıyorsun ki. Sen senin zirve nereye kadar bilmiyorsun ki. Elinden ne geldiğini ne gelmediğini de bilmiyorsun.
Benim en çok böyle erkeklerin üzerinde canımı sıkan şey o kimsenin işsiz dolaşması. Bir erkek adam işsiz dolaşır mı ya? Bir şeyin ucundan tut. Bir şeyin ucundan tut. Biz pazarda maydanoz sattık, limon sattık, karnabahar sattık, pazarcılık yaptık, tarlada çalıştık, kaynakçılık yaptık, ayakkabıcılık yaptık, pazarcılık yaptık, garsonluk yaptık. Çalışmaktan insan zarar etmez. Çalışmayacak tevekkül ehliymiş.
Laf o. Allah muhafaza eylesin. O yüzden çalış, gayret et, mücadele et sen. Sonuç Allah'a ait. Ayrı mesele. Senin istediğin olmadıysa sen tam çalışmamışsındır. Sen tam mücadele etmemişsindir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde hani tam tevekkül etseydiniz, hadis-i şerif öyle ya, kuşlar gibi hani yuvalarınızdan uç aç gider, tok dönerdiniz. İyi ama kuşlar yuvalarından çıkıp da gidiyor. Kuşlar yuvalarında kalmıyor. Sen de yuvandan çık. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi'nin bana meşhur tavsiyesi. Mustafa Efendi, buyurun efendim. Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır oğlum. Gezen tilki yatan aslandan hayırlıdır. Yani sen çalışmak için mücadele et. Tevekkül çalışmamak değil.
Tevekkül yan yatıp yatmak değil. Allah muhafaza eylesin. O zaman kuş yuvada oturup rızık beklemiyor. Sabah aç çıkıyor. Yani çıkarken aç olarak çıkıyor. Hareket ediyor. Bir fiiliyatın içerisinde. Dönerken de tok olarak dönüyor. Ve normalde Allah'a tevekkül ediyor. Ama çalışaraktan tevekkül ediyor. Koşturaraktan tevekkül ediyor. Hedefine yürüyerekten tevekkül ediyor. Yürümeden değil. Allah muhafaza eylesin. O zaman buradaki mesnevideki mesele, adam çalışmadan kendisini tevekkül makamında gösteriyor. Yani söz doğru, amel doğru değil. Sözde amel birleşmedi.
Sözde amelin birleşmesi lazım. Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu sözde amelin birleşmesiyle alakalı çok hadis var. Ama en enteresanı şu. Kıyamet günü bir adam getirilir, cehenneme atılır. İnsanlar ona sen bize iyiliği emretmiyor muydun? Kötülükten sakındırmıyor muydun? Diye sorarlar. O evet insanlara iyiliği emrediyordum. Fakat kendim yapmıyordum. Kötülükten sakındırıyordum. Fakat kendim yapıyordum da. Normalde o zaman burada asıl mesele doğru sözü söylemek değil. Ya asıl mesele insanın başkasına söylediği hakikati kendisinin yaşaması. O zaman Mesnevi'deki bu adamın hatası ne? Bu adamın hatası var.
Bedevinin hatası var burada. Hatası ne? Birinci hata sözü hal zannediyor. Yani sözü bir şey söyledi. O hal onu da kendisinde zannediyor. Sözü hal zannetmek. O zaman normalde bir insan ben tevekkül ettim diyebilir. Ama tevekkül hakkında konuşmak başka. Tevekkül ehli olmak başka. Siz tevekkül hakkında sohbet edebilirsiniz. Tevekkül hakkında sohbet edebilirsiniz. Ama tevekkül ehli olmak başka bir şey. O zaman buradaki bir şeyin ilmi sizde olabilir. O hal ile hallenmek başka. Bugünün Müslümanların, dünün Müslümanların da Adem'den itibaren Müslümanların en büyük handikaplarından birisi söz ve hal birbirini tutmaması.
Yani rüşvetin haram olduğunu söyleyen kimse kendisi rüşvet alıyor. Hani namustan bahseden kimse kendisi namussuzluk yapıyor. Yani biz yetimin, fukaranın bir kuruşuna tenezzül etmeyiz diyen yetimin fukaranın parasını yiyor. Biz haksız kazanca karşıyız diyen haksız kazancın içinde oluyor. Yani fakfunculara kızan kimse kendisi fakfuncu çıkıyor. Faize karşıyız diyen diyanet kendisi gidiyor. Parasını faize yatırıyor. Aa nasıl basbayağı. Hani çıktıydı ya basına. Diyanet parasını faize yatırmış. Ondan sonra gelen faizi de diyor sonradan tepki gelince onu da diyor biz diyor hazineye bıraktık diyor. E şimdi son bomba patladı.
Diyanet vakfı da fakfuncu çıktı. Fakfuncu yapıyor. Haydi. O da foncu. O da paraları fona yatırmış. Daha kim bilir nerelere yatırdılar. O zaman söylediğin ne? Amelin tutmadı. Hem millete nasihat edeceksin. Dünyaya dalmayın, dünyaya tapımayın diyeceksin. Eee diyanet vakfı da dünyaya tapınmış. Milletin haç, ömre, zekat, fitre paraları gitti. Nereye? Fakfuna gitti. Zarar mı etti? Battı mı çıktı mı bilen yok. Ne kadar zarar etti? Ne kadar kar etti? O da bilen yok. Camilerde topla. Nasıl olsa karşılığında bir ürün yok. Cumaya gelmiş millet. Cumadan çıkanlardan topla. Her hafta. Her hafta. Eee 28 trilyon para. Türkiye'nin en zengin vakfı Diyanet Vakfı.
En zengin vakfı. Hiç kontrol edilmeyen, incelenmeyen vakıflardan birisi. İkinci hata ne? Kendi makamını olduğundan yüksek göstermek. Ne yapıyor bedevi? Kendi makamından üstün bir makam gösteriyor kendisine. Allah muhafaza eylesin. O zaman normalde kendi makamından üstün bir makam gösterince, bunu Hz. Pir diyor ki, sen bu halde değilsin, bu makamda değilsin.
Yani kendi kadem ve makamından pek ziyade söyleme. Yani bulunduğun yerden konuş sen diyor ona. Bulunduğun yerden konuş. O bulunduğu yerden konuşmuyor. Bu normalde, hani ehli tasavvufun da sufilerin genel prensiplerinden birisidir bu. Makam iddiasında bulunmaz sufiler. Siz o kimseye halifelik verseniz dahi o ben halifeyim demez. Siz ona nakiplik verseniz ben nakibim demez. Bunu söylememesi gerekir. Mesela bir kimse şeyh olabilir. Bu eski sufilerin, eski sufilerin ölçüsüdür. Kendi içlerinde kaidesidir. O ben şeyhim demez. Ben veliyim demez. Ben mürşidi kamilim demez. Bunu söylemez asla.
Veyahut da ben şuyum, ben buyum demez. Bu, sufilikte önemli bir kaidedir. Ben dervişim demez. Biz derviş olmaya çalışıyoruz der. Biz sufi olmaya çalışıyoruz. Biz derviş olmaya çalışıyoruz. Biz iyi insan olmaya çalışıyoruz. Biz bu yolda yürümeye çalışıyoruz. Çünkü makam iddiası boş bir iddiadır. Makam iddiası şeytani bir iddiadır. İlk iddiayı kim yaptı bu konuda? Şeytan yaptı. Ne dedi? Ben Adem'den üstünüm dedi. Ben ateşten ve nurdan yaratıldım. Oysa o çamurdan yaratıldı. Ben ona secde etmem dedi. İlk makam iddiasında bulunan şeytandır. O yüzden bir kimse makam iddiasında bulunuyorsa, o şeytanın yolundadır. O Allah ve Resulünün yolunda değildir.
Bir kimse makam iddiasında bulunamaz. Bir sufi makam iddiasında bulunamaz. Önceden edeptir bu. Bir dervişe sen hangi esma adasın diye sorulmaz. Edeptir. Sen hangi makamdasın diye sorulmaz. Edeptir. O derviş de ben şu makamdayım demez. Edeptir bu. Ben şu haldeyim, şu makamdayım, şu esmadayım. Bunu derviş söylemez. Bunlar eski sufi adabıdır. Ama ne yazık ki bunların hiçbirisi de kalmıyor. Gün geçtikçe bunlar ortadan kayboluyor. Adam günlük esmasını girdiğini söylüyor. Bana diyor ki biz 33 bin Allah diyoruz diyor. Hareketi bu. 33 bin Allah diyormuş. Kulağına eğildim eşine küfretme o zaman bir daha dedim.
Sen eşimi tanıyor musun diyor bir daha. 33 bin Allah deyince sen eşine küfretmemen lazım. E küfrediyorsan dilin zikrediyor. Kalbin değil Allah muhafaza eylesin. O yüzden makam iddiası tehlikeli bir iddia. Hani bazıları şöyle der. Ben Allah'tan başka hiçbir şey düşünmüyorum. Yapma. Yapma. Sana bunu soran mı oldu? Bazen derviş kardeşlere diyorum. Tevhide devam et. La ilahe illallah devam et. Ben söylüyorum zaten. Allah Allah. Şimdi kırmak üzmek istemiyoruz. Kırmak üzmek istemediğimizden susuyoruz. Söylemişsin dilinle söylüyorsun ki tecelli etmiyor senin üzerinde diyeceksin. Kırılacak dökülecek ortalık. Deme ya.
İnşallah de ben daha da zikrullahı, tevhidi gönlümde, içimde oturtmaya çalışayım da. Yok. O söylüyormuş zaten. O söylüyorsa ona bir şey söylemenin bir anlamı kalmadı. Yani normalde işte normalde rızık peşinde ben koşmuyorum. Allah Allah. Ne kadar büyüksün sen ya. Rızık peşinde koşmuyormuş. Bir de Geylana Hazretleri'nin sözü var ya. Onu da arkasından söylüyor. Olmuş, ermiş. Şaşarım o kimsenin aklına ki rızık onun peşinden koştururken o rızkının peşinden koşar. Lan sen Geylana misin? Bir de onu söylüyor. O sözü Geylana Hazretleri'nin söylemeye hakkı var. Senin hakkın yok. Sen o halle mi hallendin?
Uçma yukarlarda. Uçtuğunda yok zaten de. Kendi kendine uçtuğunu zannediyorsun. Yani bu yaşamadığını söyleme. Kendi üzerinde varmış gibi gösterme. Riyaya giriyor. Riya. Allah muhafaza eylesin. O zaman üçüncü hata ne? Başkasına yüksek makamdan nasihat etmek. Bedevinin üçüncü hatası. Başkasına yüksek makamdan nasihat etmek. Bir başkasına anlayamayacağı dilden konuşmak. Bir başkasına girilt kelimeler konuşmak. Bir başkasına sanki çok erdemli, çok hikmetli konuşuyormuş gibi konuşmak. Bir başkasına böyle sanki o çok üstün dervişmiş gibi konuşmak. Adamın başını yakar bunlar. Dervişin başını yakar. Alçak gönüllü ol, tevazulu ol. Yükseklerden uçuyormuş gibi kendini gösterme.
Birisi gelir olmayan kanatlarını kırıverir senin. Tüylenmemiş kanatlarını kırıverir. Bir ömür boyu kanatsız kalırsın, uçamazsın. Yapma. Şimdi o zaman Hz. Pir burada dervişlik yolunda gidenlerin, müminlerin hatalarını gösteriyor bize. Olduğundan fazla göstermek kendini. Yolda giderken böyle baba derviş gibi gitmek. Elinde tespih boyununa gitme, boynunu da bükmüş. Öyle gitmek. Gösteriş, şataat, şatafat. Veya eşine karşı. Bizim kardeşlerde de var. Ben bir hata yapsam rüyamda görürüm. Otur oturduğun yere ya. Otur oturduğun yere. O bir hata yapsa rüyasında onu ikaz ederlermiş. O büyük zatlardan ya.
Rüyasında ikaz edecek. O çok kıymetli. Cenab-ı Hak onu koruyacak, muhafaza edecek böyle. Aman diyecek. Gül bebek, ondan sonra pembe pamukların içerisinde yatıralım seni. Aman püşpüşleyelim. Sen bir hata yapma. Öyle ya. O çok büyük zat çünkü. O bir şey yaparsa kesin rüyasında onu ikaz ederler. O yüzden küfretmeye devam etsin o hanımına. Hakaret etmeye devam etsin. O hanımına harçlık vermemeye devam etsin. Hanımını beş gürüşsüz dolaştırmaya devam etsin. Bir de hanımına laf söylesin. Tabii ya. O hatasız, kusursuz ya. Freze'den çıktı o. Yani Tornada'n çıktı.
Şimdi Freze'den daha yüksek modeller çıktı herhalde. Değil mi Tornada? Değil mi? Ne var şimdi? Siyansiler var değil mi? Sıfır hata. Biz o Tornada'dan çıkanlar hatalı şimdi artık değil mi? Boynu kumpasla ölç işin gücün yoksa. Öyleydi bizim okul zamanımızda. Elimize birer kumpas veriyorlardı. Eyle Allah, eyle ben demirciydim. Eyle yon kumpasla ölçüyorsun her tarafını. Bir de düz yapacaksın. Onu teraziye tutuyorsun. Olmuyor götürüyorsun hocaya. Hoca bizim arkamızdan atıyordu parçayı olmamış diye. Olmazsa bir de parça parası veriyorduk biz. Netel işlerini okuduk. Allah bizi affetsin. O yüzden normalde adam karısına uzun uzun tevekkül et, Allah'a güven, dünyaya bağlanma gibi yüksek hakikatlerden söz ediyor.
Fakat kadın ona önce kendi haline bak diyor. Önce kendi haline bak diyor. E o zaman sen kendi haline bakmıyorsun, yüksekten uçuyorsun. Birisi der ki önce kendi haline bak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanları iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Bakara ayet 44. O zaman sen kendini unutma. Önce kendine nasihat et. Önce kendine nasihat et. Allah muhafaza eylesin. O zaman normalde o ahlaki bir tehlike, sufi tehlikesi. Sen başkasına nasihat edip kendin yaşamıyorsan, başkasına söyleyip kendin yapmıyorsan bu büyük bir tehlike. İşte yapmadıklarınızı söylemeyeniz var ya, ayeti kerime bunlar büyük tehlike. Ha hakikati konuş ama yapmadıklarını yapıyormuş gibi gösterme.
O yüzden normalde de ki ben bunu yapmıyorum. Ama bu işin hakikati bu. Ben gece namazı kılamıyorum ama gece namazı kılmanın şöyle faziletleri var. Bu ayrı mesele. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bir insanın, burada da Müslümanların böyle bir tipik bir hatası var. Tipik hatası şu. Senin kusurun olabilir, sen kusurlu bir şekilde yaşayabilirsin. Ama doğruyu söyleme yükümlülüğün ortadan kalkmaz senin. Bunun tekrar altını çiziyorum. Sen kusurlu olabilirsin, hatalı olabilirsin, herhangi bir ameli işlemiyor olabilirsin. Bu senin doğruyu, hakikati, gerçeği söylemene engel değildir.
Sebebi şu, eğer biz doğruyu, hakikati kendi kusurlarımızdan dolayı söylemezsek, doğruyu, hakikati konuşan kimse kalmayacak. Bizler kusursuz, hatasız insanlar değiliz. Biz günahsız insanlar değiliz. Ama hak ve hakikatin sustuğu, hak ve hakikatin susturulduğu bir zamanda, sufiler yaşayamasalar dahi, kusurları da olsa, hak ve hakikati cesaretli bir şekilde söylemeleri gerekir. Ama burada ince çizgi şu, kendisini yüksek makamda göstermemek şartıyla, kendisini o hakı, o hakikati yaşıyormuş gibi göstermemek şartıyla.
Çünkü zaman, hak ve hakikatin haykırılması gerektiği bir zaman. Ha biz kendimizce, mümkün olduğunca, yanlışlıklarımızdan, eksikliklerimizden, günahlarımızdan arınmaya çalışıp, bunları tekrar yapmamaya çalışacağız. Bir sufi protip olarak. Ama bunun yanında benim eksiğim var, benim kusurum var, benim hatalarım var. Bana mı düşmüş hakkı ve hakikati haykırmak demek, şeytanın vesvesesi bu zamanda.
Şeytanın vesvesesi. Şeytan seni hak ve hakikati konuşmaktan uzaklaştırıyor. Şeytan seni gerçeği, hakkı, hakikati tebliğ etmekten uzaklaştırıyor. Gönül arzu eder ki, hepimiz doğru insanlar olarak yaşayalım. Yani, eksiğimiz, kusurumuz olmasın. Bizim hepimizin de eksiği ve kusuru var. Hiçbir kimse yoktur ki, bir günah onun perçeminden tutmamış olsun. Hadis-i Şerif, hiçbir insan yoktur ki, bir günah onun perçeminden tutmamış olsun. Nicedir o ümmetin âli ya Resulallah? Tövbe edenler, tövbe edenler hiç günah işlememiş gibidir. Bu ümmetin âli ne olacak deyince, tövbe edenler hiç günah işlememiş gibidir diyor. O zaman tövbe edip, tövbe edip yolumuza devam edeceğiz. Hak ve hakikati anlatacağız insanlara.
Ama kendimize sanki biz o hak ve hakikatin en üst seviyesindeymişiz gibi göstererekten değil. Tevazuyu elden bırakmamadan, acziyeti elden bırakmadan, günahlarımızı gözümüzün önünde görmeden değil. Günahları gözümüzün önünde görelim, tövbe edelim. Biz acziyetimizi, Allah'ın önünde acziyetimizi bilelim. Allah'ın önünde bizim hatamız, kusurumuz, eksikliklerimiz, yanlışlıklarımız var. Onu görelim. Ve nasihat ederken, insanlara anlatırken, tepeden konuşmayalım. Yüksekten uçmayalım. Biz tevazuyla, ince bir ahlakla, incelikle insanlara anlatalım. Evet, eksiğimiz, kusurumuz var. Yanlışlıklarımız var, günahlarımız var, var. Bunu böyle düşünmeyen kimse de günah-ı kebari işlemiş olur. Ben günah işlemiyorum diyen kimse günah-ı kebari işlemiş olur.
Ben günahtan münezzehim diyen kimse ise dinden imandan olur. Allah muhafaza eylesin. Bu bir tek Hazreti Muhammed-i Mustafa için geçerlidir. Şimdi bir kısım küstah akılsızlar, Hazreti Muhammed-i Mustafa da günah işledi diyorlar. Bunlar ne yazık ki bizim inancımızı ifsad etmeye çalışan bozuk insanlar. Allah muhafaza eylesin. O zaman biz iki şeyi birbirinden ayırt edeceğiz. Bir, hakikati anlatmak. Biz bunu ayırt edeceğiz. Bu zamanda biz hakikati anlatmamız gerekiyor. İki, kendini o hakikati tamamlamış bir temsilci gibi göstermeyeceğiz. Kendimizi. Bundan sakının. Bakın bundan sakının.
Bu insanı perişan eden bir hal. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde sen de benim gibi tevekkül ehli ol, Allah muhafaza eylesin. Sen de benim gibi hakikat ehli ol, Allah muhafaza eylesin. Sen de benim gibi derviş ol, Allah muhafaza eylesin. Bunlar tehlikeli sözler. Sen de benim gibi mümin ol, tehlikeli sözler bunlar. Biz mümin olmaya çalışıyoruz. Derviş olmaya çalışıyoruz. Hakikat ehli olmaya çalışıyoruz. Tevazu ehli olmaya çalışıyoruz. Tevekkül ehli olmaya çalışıyoruz. Biz o yüzden sufi yoluna girdik. Kendimizi terbiye etmek için. Nefsimizi terbiye etmek için. Allah indinde acziyetimizi göstermek için. Ben bunu çok iyi biliyorum.
Deme. Otur oturdun yere. Bir bilenden fazla bilen var. Hani Musa aleyhisselam'a birisi sormuş ya. Ya Musa senden daha alim bir kimse var mı? Yok herhalde demiş. Soran öyle sorunmuş. Yeryüzünde senden daha alim bir kimse var mı demiş. Musa aleyhisselam da yok demiş. Cenab-ı Hak onunla konuşmayı kesmiş. Muhabbeti kesmiş. Musa aleyhisselam tasını tarağını toplamış Tur-i Sina'ya. Demiş ki ya Rabbi benimle konuşmayı kestin. Ne hata yaptım da ben konuşmayı kestim benimle. Ya Musa filanca yerde filanca adam sana böyle söyledi. Sen de kalktın benden daha alim bir kimse yok yeryüzünde dedin. Bu Allah'ın tacibuna gitti demiş. Var çünkü yeryüzünde demiş.
Musa aleyhisselam diyor ki. Ya Rabbi o her kim ise onu bana göster. Ben ona tabi olmak istiyorum. Ben ona tabi olmak istiyorum diyor. O zaman diyor ki denizin kenarına git. Orada diyor ki o kuru balık canlandığında orada Allah'ın bir kulu var. Hızır'la buluşuyor. Tabi bunun üzerinde müteşabih bir sürü şey konuşabiliriz. Ayrı mesele. Evet. Yani bulunduğu yerde deniz ne arıyor? Ayrı bir mesele bunlar. Coğrafi olarak baktığınızda. Musa aleyhisselamın o zaman yaşadığı yerde deniz ne arıyor? Ayrı bir mesele var. Neyse. Biz sohbetimize dönelim.
Yukarıdan konuşmak yok. Tevazulu ol. Tevazu ehli ol. O zaman hadis-i şerif Ademoğlu'nun sözlerinin çoğu aleyhinedir. Ancak iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, Allah'ı zikretmek bundan müstesnadır. Aslında hadis-i şerifin metnine iyice bir daha baktım dün akşam. Hani dedim böyle mi sıralanmış? Bende bu ara zikir takıntılığı var ya. Hadis-i şerifin metnine iyice bir daha baktım. Arapçasına baktım. Benim Arapçam yok. Ben oradan buradan böyle şeylerle, bunlarla götürüyorum işimi. Yani öyle arabiyetim benim çok yok. Allah muhafaza eylesin. Hadisleri şöyle. Ademoğlu'nun, hadisi kutsi bu. Ademoğlu'nun sözlerinin çoluğu aleyhinendir.
Ancak iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak veya Allah'ı zikretmek bundan müstesnadır. Veya var orada. Yani ardı ardına sıralamamış. Allah'ı zikretmeye ayırmış. Yani kötülükten iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak veya Allah'ı zikretmek. Veya Allah'ı zikretmek. O zaman ve Allah'ı zikretmek değil. Veya. Yani sen kötülükten sakındırma, iyiliği emretmede çok maharetli olamayabilirsin. Bu konuda yetersiz de olabilirsin. Öyle ya. Bunları yapabilmek için ilim ehli olman lazım. Bunları yapamayabilirsin. Ama Allah'ı zikretmeyi yapabilirsin. Bunun için önünde bir engel yok.
Bu üç hal müstesna aleyhineymiş. Üç hal. Ne? İyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek veya Allah'ı çokça zikretmek. O zaman zarar etmiyor. O zaman mesnevideki haddinden fazla söz söyleme ifadesi muhteşem bir ifade. Haddinden fazla söz söyleme. Çünkü sufi ahlakında çok konuşmak değil.
Sufi ahlakında sözün hakikatle yani amelle veya hakikatle birleşmesi önemlidir. Söz ve eylem birbirini tamamlaması gerekiyor. Söz ve hakikat birbirini tamamlaması gerekiyor. Yani senin söz, kalp ve amel. Söz, kalp, amel. Bu üçünün birleşmesi gerekiyor. Üçlü testis inancı gibi aklınıza gelmesin. Allah muhafaza eylesin. Yani söz ne? Ağzından çıkan söz. O zaman kalp ne? Orada niyet. Niyet. O söz, niyet ameli getirmesi gerekir. Yani söz, niyet ameli getirecek. Veya niyet, söz ameli getirecek. Eğer amel gelmiyorsa o zaman normalde sıkıntı var.
Yani bu böyle kalbim temiz demekle olmuyor. Bizim toplumumuzda bir de o var ya. Hani onun kalbi temiz. İbadet etmesine gerek yok. Namazmış, abdestmiş, oruçmuş, zikirmiş, zekatmış, hacmış. Onun bu tip şeylere ihtiyacı yok. Neden? Kalbi temiz onun. Allah muhafaza eylesin. Evet kalp önemli. Hadis-i şerifte Allah sizin bedenlerinize ve suretlerinize bakmaz fakat kalplerinize ve amellerinize bakar diyor. Kalplerinize ve amellerinize bakar. Müslüm'de geçiyor hadis-i şerif. Allah sizin bedenlerinize ve suretlerinize bakmaz. Allah sizin kalplerinize ve amellerinize bakar. O zaman normalde söz, kalp, amel birbirleriyle normalde endeksli birbirleriyle tutarlı olması gerekiyor.
Yani normalde eğer ki o söz, kalp, amel birbirleriyle tutarlı değilse senin dış görünüşün de önemli değil. Allah muhafaza eylesin. Senin o zaman kendince kılık kıyafetin de önemli değil. Senin sözün de önemli değil. Neden? Yani amelle senin o sözün birbirini tamamlamadı çünkü. Allah muhafaza eylesin. Ve mesnevi devam ediyor. Diyor ki kendi makamından yukarı söz söyleme. Ve normalde tabi bu hadiste de baktığımızda evet kendi makamından yukarı söyleme. Burada aslında Hazreti Pir'in bize söylediği şey ne? Tevazu. Kadının adama söylediği sözün özünü tek cümleye indirirsek hakikati küçültme. Yani sen söylemediğin hal ile hallendiğini söylediğin hal ile hallendiğini söyleme.
Fakat kendini hakikatin sahibi de zannetme. Sufilerin düştüğü hatalardan birisi bu. Hakikati sahibi zannediyor kendisini. Çünkü ben biliyorum başka bir şey. Ben yaşıyorum başka bir şey. Ben oldum ise daha başka bir şey. Yavaş gel ya. Ben oldum iddiasında bulunma Allah muhafaza eylesin. Rabbim korusun. Ya normalde burada Hazreti Pir üçünü de eleştiriyor. Bakın üçünü de eleştiriyor. O zaman ben biliyorum kolay kolay söylenecek bir söz değil. Ben yaşıyorum kolay kolay söylenecek bir söz değil. Ben oldum hiç konuşulmayacak bir şey. Allah muhafaza eylesin. O yüzden tevekkül makamı düşünülürken veyahut da konuşulurken bu silsiliğe dikkat edilmesi lazım.
Sebebe sarılırız, çalışırız, kalp olarak iyi niyet sahip oluruz. Sonucu da hani iyi niyet dedim Allah'a güvenmektir. Sonucu da Allah'a bırakırız. Bir şey istediğimiz gibi olmadıysa Allah vermedi demeyiz. Biz bununla alakalı gerekli çalışmayı gösteremedik. Bu işin matematiğini bulamadık. O yüzden bu olmadı deriz. Allah bize vermedi deyip Allah'ı suçlamayız. Allah nasip etmedi. Hayırdır? Nereden biliyorsun? Yani sen çok çalıştın da mı Allah vermedi sana? Ayeti kerimede çalışın diyor. Ayeti kerimede dua edin duanızı kabul ederim diyor. Zikredin ben sizi zikrederim diyor.
Tövbe edin tövbenizi kabul edeyim affedeyim diyor. Çalışın sizin çalışmanınızı Allah da görür, melekler de görür diyor. Sen nereden Allah vermedi diyorsun? Sen nereden Allah nasip etmedi diyorsun? Sen o konuda gerekli gayreti gösterdin mi ki Allah'ı suçluyorsun? Sen otur yan gel Osman bir dönüm bostan Allah vermedi de. Fosur fosur uyu, tembel tembel yat, tembel tembel mız mız mız mız dolaş. Allah vermedi de. Al telefonu eline, gaydır boyuna sabahtan akşama kadar. Allah vermedi de. Allah nasip etmedi de. Sen git otur kafelerde orada burada dolaş. Lüks mekanlarda kahve içeceğim, hava içeceğim diye uğraş. Çalışma, gayret etme, mücadele etme.
Allah vermedi de. Küstah, tembel küstah. Maaş beğenmez, yevmiye beğenmez, iş beğenmez. Allah vermedi ona. Adam beğenmez, kadın beğenmez, evlenemedi. Nasip değilmiş. Ne bulalım sana? Bulacağız. 1.75 boyunda sarışın olacakmış, beyaz tenli olacakmış, renkli gözlü olacakmış, ailesinin hali vakti yerinde olacakmış.
Kendisi de çalışacakmış bayanın. Bu arkadaşla evlenecekmiş onunla. Önce giriş şu. Abi evlenmeye karar verdim. Çok önemli bir karar vermiş. Ben kalktım masadan. Maşallah dedim ya. Bütün herkes senin evlenmeni bekliyordu. Bu kararı vermeni bekliyor. Dedim kaldı. Muhteşem dedim. Ne istiyorsun benden? Öyle ya. Evlenmeye karar vermiş adam ya. Bütün herkes onu bekliyordu. Sıraladı. En az 1.70-1.75 boy, 1.75 ideal. Sarı saçlı, beyaz tenli, renkli gözlü, 657'ye tabi. Ailesinin de hali vakti yerinde. Lan patlayacağım, patlayamadım. Böyle en sonunda dedim. Oğlum öyle birisini bulsam ben kendim evlenirim lan dedim. Böyle vakti.
Oğlum sen manyak mısın dedim. Oğlum fabrikadan dediğin mal mı sipariş ediyorsun sen? Sonra çocuk bir müddet daha durdu gelmedi derken. Gelmiyor şu anda. Muhalefet ediyordur bana yüzde yüz. Ben böyle söyledim diye. Aa adama bak. Sanki bizde fabrika var anasını satayım. CNC var sanki. Modeli gireceğiz çıkaracak bize. Adam gayret yok, çalışma yok. Ne oldu? Evlenemedi. Neden evlenemedi? Bir sürü kriteri var. Kadınlarımda, erkeklerimde. Ben bazen latifeden diyorum. Bütün bekarları bir yere koyacağım diyorum. Kızları bir yere, erkekleri bir yere. Hemen diyorum nikahlarını kıyacağım. Herkes pusuyor böyle. Kalıyor. Neden? Kriterleri var çünkü herkesin. Neyse ona evlenemedi.
Ha evlenemeyiz. Kriteri çok. Allah muhafaza eylesin. O zaman sebep, sebebe yapış. Ve çalış, çalış, çalış. E sonra normalde kalbinde iyi niyet sahip ol. Allah'a güven. Tevekkül bu. Normalde ve sonuç Allah'a ait. Evet, olmadı. Sen bir yerde matematiksel hata yaptın. Allah'ı suçlama. Sen matematiksel hata yaptın. Senin siyansiden haberin var herhalde. Siyansici misin sen? Tamircisin sen. Ne tamircisi? Araba tamircisi. Motor söküyor musun? Motor yapıyorsun. Peki, normalde şimdi o şeyin, sibopların girdiği, milin girip çıktığı yer var. Tam düzgün olmasın milimetresini. Ayar tutar mı?
Suç kimin? Suç tamircinin. Suç senin mi? Evet. Suç kimin? Suç onu normalde tornadan geçiren siyansincinin değil mi? İkisini de normalde milimetresini tutması lazım. Yuvayla pistonlu öyle değil mi? Evet. Sıfır hata olması lazım. Sıfır hata olmazsa düzgün çalışmaz. Adam sıfır hata çalışmayacak. Ondan sonra şöyle mi diyecek? Nasip. Cevdet o piston alır adamın kafasında parçalar. Cevdet sana hiç nasip diyen oldu mu öyle? He? Demedi kimse. Sen zaten bir baktın mı ona adam erir ya.
Nereye diyecek sana? Şimdi normalde sen araba tamir ettiriyorsun. Tamirci dese ki nasip böyleymiş. Ne demek usta ya nasip böyleymiş? Ha ustaya iş yaptırınca nasip böyleymiş. Olmuyor. Sen bir iş yapınca, olmayınca nasip böyleymiş oluyor. Bu nasıl tenakus? Sen şimdi gideceksin, bir ürün alacaksın. O ürün yırtık çıkacak veya sökük çıkacak. Gittin bir pantolon aldın. Trend yoldan bir pantolon aldın. Pantolonun kenarı sökük çıktı. Nasip böyleymiş deyip alıyor musun? Almıyorsun. Basıyorsun iadeyi. Eee? Seninki neden nasip oluyor kardeş ya? Senin çalışmaman, senin tembelliğin neden nasip oldu? Senin aymazlığın neden nasip oldu? Neden Allah'ı suçluyorsun sen?
Allah muhafaza eylesin. O yüzden sonuç istediğin gibi olmaz da Allah'a isyan etme. Allah'ın üzerine atma. Sen çalışmanına dikkat et. Sen bir daha gözden geçir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden tevekkül doğru ifade sebeplere sarılmak. Ama kalp olarak sebebi ilahlaştırmak değil. Sebebi bir araç olarak görmek. Sebep amaç değil. Sebebi araç gör. Çalışmayı araç gör. Kalibi halini araç gör. Bunların hiçbirisi de amaç değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde bu kuş hadisine baktığımızda bu konuyu açıklayan bir hadis. Tevekkülle alakalı.
Kuşlar ne yapıyor? Sabah aç olarak yuvalarından ayrılıyorlar. Uçuyorlar. Akşam tok olarak dönüyorlar. O sebepler dairesinde ne yapıyor? Rızkını çalışaraktan elde ediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ben tevekkül sahibiyim demek bile bazen insan nefsinin kendisine makam addetmesi olabilir. Ben tevekkül sahibiyim. Ben sabır ehliyim. Ben yok işte şu ehliyim. Bu ehliyim. Bunlar normalde gerçekten de tehlikeli sözler. O zaman bir kimse kendince Allah'tan yardım dilemeli, tevekkül noktasında da sabır noktasında da her hadisede Allah'tan yardım dilemeli, Allah'a dua etmeli, Allah muhafaza eylesin. Yapmadıklarını söylememeli, yapmadıklarını söylememeli, yapıyormuş gibi göstermemeli.
Burada yapmadıklarını söylememe derken yani onları yapıyormuş gibi gösterme. Onları sen oruçlu değilsin, sanki her pazartesi perşembe oruç tutuyormuş gibi kendini gösterme. Tutmuyorsun, ben tutamıyorum ama pazartesi perşembe oruç tutmak sünnette. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hakikati söylemek başka, hakikati yaşamak başka. Hakikati yaşamadığı halde kendisini o hakikatin makamında göstermek ise çok daha başka. Allah muhafaza eylesin. Ve normalde Hazreti Pir burada tevekkül etme demiyor bize. Diyor ki, tevekkülün hakikatini inkar etme. Fakat henüz ulaşmadığın tevekkülü sanki ulaşmış derecesinde yaşıyormuş gibi kendini orada gösterme. Allah muhafaza eylesin.
Rabbim cümlemizi yaşamadığımız hallerle hallenmiş gibi gösterenlerden eylemesin. Hiçbir makam iddiasında bulunanlardan eylemesin. Ben şeyhim, ben şuyum, ben buyum, ben şöyle oldum, ben böyle oldum. Bu vartalara düşenlerden eylemesin. İşte ben şu makamda böyleyim, bu makamda şöyleyim. Bu hallerle hallenenlerden Cenab-ı Hak eylemesin inşallah. Rabbim bizleri tevazu ehli eylesin. Tövbe edip, bizlerin tövbe edip Allah'ın affettiği kullarından eylesin. Kendi emanına aldığı, kendi lütfuyla lütuflandırdığı kullarından eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Böyle şeyden, konuyu bozmama adına bu hafta böyle bir beş beyt. Geçen hafta çünkü biraz böyle uzadıydı herhalde.
Ancak bir beş beyt yapabildik. Bu hafta da bir beş beyt yaptık. Bilmiyorum önümüzdeki hafta inşallah kaç beyt yapabiliriz. Ama iki bin üç yüz on beşinci beytten Allah'a izin verirse inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El Fatiha'ma selavat. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.