Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Nisan 2013 · 1:03:53
Okuduğum bazı hadisleri anlayamadığım için sindiremiyorum. Aydınlatırsanız sevinirim. Cennete girdim, Bilal'i orada gördüm. Bilal'e beni nasıl geçtin dedim. Bilal bir şey bilmiyorum. Ancak aptal tazeledikçe iki rekat namaz kulları demişti. Bu Hâri Müslim, beni nasıl geçtin? Resulullah'tan önce cennete girer ne olacak? Anlayamadığım bir başka hadis de şöyle, sizden biriniz cennetlerin amelini işler de, hatta kendisiyle cennet arasında bir kulaç, mesafe kalır.
Bu sırada meleğin ana karnında yazdığı yazı gelir, o kişiyi öner. Bu defa o cehennemlerin işini işlemeye başlar da, cehenneme girer. Bu harik işler için bu hadisleri oturtamayıp da, reddedip küfre düşmekten korkuyorum. Hakkımızı helal edin. Teşekkür ederim. Hazreti Peygamber Tavallahu Aleyhi Vesselam'a Efendimiz, Miraç'ta yaşadığı hallerdir. Cennete girip, cennette Bilal-i Habeşi'yi görmesi, cennet hayatını görmesi, cehennem hayatını görmesi, cehennemdeki insanların bu noktada, niçin cehenneme girdiklerine dair? Hazreti Cebrail'in ona bilgi vermesi, bunlar mana aleminin bir kimsenin önüne serilmesi, bir kimseye bunların mana olarak gösterilmesi. O yüzden Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, kıyamete kadar olacak olan halleri ve kıyametten sonra insanların yaşayacak olduğu halleri, mana aleminde hepsinde yaşatılmış, hepsinde yaşamıştır.
O yüzden Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, cennet onun gözünün önüne serildiğinde Bilal-i Habeşi'yi orada görünce, benden önce nasıl geldin demesi, onun nasıl cennetlik amel işlediğini öğrenmekle alakalıdır. Oradaki kasıt, Bilal-i Habeşi'nin her abdesti bozulduğunda, abdestini tazeleyip, abdestini yenileyip, üzerine de iki rekatli namaz kılma, sünnetini yerine getirmekle Cenab-ı Hak onu cennete koyduğuna işarettir.
Allah-u Aleyhi Vesselam Hazretleri, o yüzden burada Bilal-i Habeşi'nin Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nde daha faziletli olduğuna dair bir işaret buradan çıkarmamız mümkün değil. Kaldı ki bunu Suhiler kendilerine ölçü ederler. Suhilerinin kendilerini ölçü etmesi şudur. Bazı Suhiler, öylesine ibadet ederler, öylesine Allah derler, öylesine sıkı sıkı bağlanırlar, bir anda bu hallerle hallenebilirler, bu hallerle hallenenleri de hayrete mucib onluna işaretler. Bu Resulullah'tan önce cennete girer mi olacak? Bu hallerle alakalı. O yüzden zahir manada Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'ne önce cennete girer mi olacak?
Anlayamadığım bir başka bir şey ki söyle, sizden beri bu cennetliklerin amelini işlerdir. Evet, bir kimsenin cehennemlik amel işleyeceğini Cenab-ı Hak bilir. Allah, onun cehennemlik yazdığı için o kimse cehennemlik amel işlemez. Allah, onun cehennemlik amel işleyeceğini bildiği için cehennemlik olarak yazar. Burayı iyi anladınız mı? Cenab-ı Hak ayeti kerimede der ki, Allah kullarına zulmetmez. Allah kullarına zalim değildir. Allah, sizin son nefesinizi kafir olmasını istemez. Ama o kul, son nefesinde öylesine bir kafirlik amel işler ve Cenab-ı Hak onun o kafirlik amel işleyeceğini bildiğinden oraya onu kafir olarak yazar.
Burada eğer ki Allah yazdığı için o kimse onu öyle yaşarsa, bu cehennemlik olmuş olur ki, o zaman kul şunu der, sen benim hakkımda kafirliği takdir etmişsin, senin takdirin önüne geçmek mümkün müydü? Mümkün değildi. O zaman beni niçin cezalandırıyorsun diye, kulun bu noktada bir ölçüsü oldu. Alefe-i fukası, bu manada ehl-i sünnet ve cemaat bunları Allah'ın cebri olarak yazmadığını, kulun nerede ne yapacağını bildiğinden dolayı Cenab-ı Hak oraya bildiğini yazdığını söyler.
Fakat bu hadis-i şeriflerden yola çıkaraktan, bunun böyle bu manaya gelmediğini o kimse idrak etmez veyahut da onu öyle algılamak istemezse, sanki kulun üzerinde Allah'ın o yazdığının tecelli ettiğini, böylecik kul bu noktada o zaman şey olur, mazum görülür, masumdur, çünkü o ona emredileni yapmış olmuş olur. Allah muhafaza eylesin. Bizim inancımız olur ki, insanlar yaptıklarını görürler önlerinde. Siz hayır ekerseniz hayır biçersiniz. Siz şer ekerseniz, tövbe edip geri dönmezseniz şer biçersiniz. Kötülük eken, tövbe edip geri dönmezse kötülük biçektir. İyilik eken, iyilik biçektir. Allah iyilik ekene kötülük vermez.
Takdirinin Allah'ın rızasının dışında biçedir. O yüzden iyi ile kötünün, doğru ile eğrinin, güzel ile çirkinin, ahlaklı ile ahlaksızın arasında muhakkak bir fark olmalı, ve muhakkak iyi, doğru, güzel, ahlaklı, Kur'an ve sünnet dairesinde doğru ve temiz olan şeyler Allah katında mükafatlandırılır. O yüzden şöyle düşünmeyin hiç.
Ben iyilik yaptım, kötülük buldum. Deriz ya, insanlar arasında etrafta böyle şeyler konuşulur ya, iyilik yaptım, kötülük buldum. Sen iyilik yaptığından kötülük bulmazsın. Eğer sana bir kötülük isabet ettiyse o senin nefsindendir. Cenab-ı Hak iyiliğin karşılığını kötülük olarak yazmaz çünkü. Ben hayır işledim de şer buldum. Sen gerçek manada hayır işlemişsen, Cenab-ı Hak senin hayrının karşılığına şer yazmaz. Eğer bize bu manada bir kötülük isabet ettiyse, bu bizim kendi nefsimizdendir. Ayet-i Kerame'de Cenab-ı Hak iyilikleri Rabbinizden, kötülükleri de nefsimizden bilindirmiş. Üzerimizden, üzerimize gelen ve üzerimizden çıkan her türlü yanlış ve eksik olan şeyler bizim nefsimizdendir.
Sakın ey Rabbim sen bunu böyle yazdığın için ben kötülük yaptım diye düşünmeyin. Bu insanı şeytan gibi kovulmuşluğe götürür. Adem'i Adem eder, Adem'in kendi hatasını, kusurunu görüp, Ya Rabbi ben hata ve kusur işleyenlerden olayım, beni affet demesidir. Peygamberleri Allah'a yakın eder. Peygamberleri Allah'a dost eder. Peygamberlerin yolu insanın kendi nefsinin kusurunu görmesidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Ben en az günde yetmiş kez tövbe ederim diyerekten bizim önümüze edep yolu açmıştır. O yüzden bu cahillerin sözüdür. İyilik yaptım, kötülük buldum. Bu nefsine uyan insanların sözüdür.
Ben herkese hayır yaptım da, Herkes bana şer olarak geri döndü. Bunlar nefsin oyunlarıdır. Biz bu noktada Cenab-ı Hak'ın vaadi, vaadi haktır. Kim zerretce iyilikle gelirse, iyiliği karşılıksız kalmaz. Zerretce kötülükle gelirse, kötülüğü cezasız kalmaz. Ama o kötülükten tövbe eden geri dönerse, Allah tövbeleri kabul ederdir. O kötülükten geri döner, salih ameli işlerse, Allah'ın vaadi haktır. Allah onların kötülüklerini hayra çevirir. O zaman bize kullara düşen vazife, Kur'an ve sünnet tarihinde kalıp, Devamlı salih ameller ile amellenmek. Devamlı salih ameller içerisinde durup, salihlerle beraber olmak. Yoksa kendi kendimize şöyle düşünürsek, Ya ben ne kadar iyilik yaparsam yapayım, Sonradan benim alnımda kötülük yazıldıysa, Ben bıçak kesilir gibi tekrar kötülüğe döner, Kötülüğün içerisine dalar gider, cehennemlik olurum.
Böyle bir anlayış yok. Bu bizim din anlayışımızın dışında bir şeydir. Kur'an ve sünnet anlayışının da dışındadır. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. O zaman biz yaşadığımız gibi öleceğimize inanalım. Eğer sen zikir halakasından zikir halakasına koşarsan, Sen zikrederekten ölme ümidini elinde tut. Sen zikir halakasından geri durursan, O zaman zikir halakasında ölme gibi bir isteğin hayal olur. Sen müminler cemaatinin içinde durursan, Ve müminler gibi yaşar, müminler gibi davranırsan, Mümin olarak öleceğine dair içinde ümidini tut. Ama sen müminlerin içinde değil de, Gayri müminlerin içerisinde yaşar. Ve gayri mümince yaşarsan, Kendince mümince bir ölüm bekler.
Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Saz çalarsan sen devamlı saz çalarken ölebilirsin. Onlar da öyle ölmek istiyorlar. Ona soruyorsun, ona soruyorlar televizyoncular. Nerede ölmek istersin? Zeki Müren gibi sahnelerde ölmek istiyor. Onların pirleri Zeki Müren. Onun piri Zeki Müren olduğu için, O sahnede ölmek istiyor. Onun piri bir tiyatrocu. O tiyatroda ölmek istiyor. Onun piri meyhanede. İçip içip orada ölmek istiyor. Onun piri Ero İnci. Altın buluşyalım. Öyle ölmek istiyor. Gittiği yol o. Senin piri kimse ve gerçekten piri oysa Ve sen pirinin yolundaysan, Sen de onun gibi öleceksin.
Sen de onun gibi öleceksin. Burada o kimsenin hakikati çıkacak ortaya. Endişe yok. Eğer bir kimse müminlik yolunda samimi ise Ve o samimiyetini kullanıp Samimiyetiyle yol yürüyorsa O kimse mümin olarak ödeylesin. Allah bizi ilah ile beraber eylesin. Amin. Anne baba ayrılmış. Ortada bir çocuk var. Babasının çocuktan maddi manevi bir desteği yok ise Çocuğu kızın ailesi bakıyor. Bu gibi durumda çocuk yetim hükmünde midir? Normalde yetim olabilmesi için Anne babadan birisinin vefat etmesi lazım. Bu tip çocuklar eğer ki küçükse Anne'ye muhtaç ise Din küçük çocukları anne'ye verir.
Ama velakin iyi aşesi bakımı babaya aittir. Kıymetli dostlar Kadınlar da erkekler de bunu iyi dinlesinler. Çocuk babanın hakkıdır. Ama velakin Eğer emiyorsa çocuk Bu noktada bakıma ihtiyacı varsa Ve anne kabul ediyorsa Çocuğunu bakmaya Baba çocuğun iyi aşesini sağlayarak Çocukları annede bırakabilir.
Bu ne zamana kadar Bu akıl vali oluncaya kadardır. Bir baba Annesine çocuklara akıl vali oluncaya kadar bırakabilir. Ama iyi aşesini karşılamakla mükelleftir. Bir baba çocuğuna bakmakla mükelleftir. Çocuğuna bakamayacak noktada olan bir erkek Evlenmeden önce eşine der ki Ben doğan çocuğuma bakabilecek mükellefiyette değilim.
Benimle yine evlenmek istiyorsan evlenler. Kadın onunla evlenirse Adamın sorumluluğu yoktur. Bir sıkıntı olduğunda Adam çocuğuna bakabildiği yere kadar bakar mı? Eğer böyle bir şart koşulmadıysa Bu özel hukuktur. Eğer böyle bir hukuk konulmadıysa İslam bu noktada kendi kuralını koyar. Kendi kuralı nedir? Erkeğin çocuğuna akıl vali oluncaya kadar Annesinin yanında ise Annesinin yanında çocuğunun bakımını üstlenmek. Ya da çocuğunu alıp Kendisi bakımını üstlenmesi. Anne bunu kabul etmeyebilir çünkü. Anne diyebilir ben çocuğumu almak zorunda değilim. Ben çocuğumu da almıyorum. Çocuğu bakmak sana ait. Erkek çocuğuna veya çocuklarına bakmakla mükelleftir.
Akıl vali olunca zaten din çocukları otomatikman babanın yanına verir. Otomatikman o çocuk babanın yanında duracaktır. O çocuk babanın şemsiyesinin altında yaşayacaktır. O çocuk babanın çatısının altında yaşayacaktır. Dini böyle uygulamıyor hiç kimse. Kadınlar da erkekler de. Adamlar evlendikten sonra işte ayrılacaklar. Ayrılırken çocukları bırakıyorlar kadına çekip gidiyorlar. Kadınlar da zaten dört elden sarılıyorlar. Çocuğun değil. Olan kadınlar oluyor. Adam dönüp de çocuklarının iyi aşesini sağlamıyor. Veyahut da adam çekiyor gidiyor kafasına göre. Kadın bırakıverse çocuklar adama al çocuklar senin Allah yoluna çık etsin.
Yürü git. Adam iki tane üç tane çocukla kalmanın acısını ve sancısını yaşar. Ama toplum böyle örnekler görmüyor. Erkekler böyle örnekler görmüyorlar. Erkekler böyle örnekler görmedikleri için zulmediyorlar. Zulmediyorlar. Açıkça zulmediyorlar. Adam çekiyor gidiyor kadın çocuğuyla kalıyor orada. O çocuğuyla kadın nereye gidecek? Kime gidecek? Kimle evlenecek? Adam çocuksuz kılçıksız balık gibi.
Çocuksuz kılçıksız balık gibi. İstediğiyle bir daha evlenir. Senin yanında iki tane çocuk olsun bakalım evlenebilecek misin? Üç tane çocuk olsun bakalım yanında evlenebilecek misin bir daha? Senin eteklerinde dolaşan iki üç tane çocuk olsun adamın ben göreyim onun adamını. Kadının kucağında iki tane çocuk çocuk bahçerdin diye uğraşıyor. Ondan sonra adam ağzına gelince de kadına söylüyor. Birisine dedim gel al çocukların burada dedim kaldı. Gel al çocukların burada dedim. Dükkanda dedim ben. Çocuklar sana ait dedi. Şimdi derse gelmiş.
Ama bu böyle bir annene olmuş. Böyle bir öğüt olmuş. Aynı şeyi benim ailem de yaptı çünkü. Adam çekip gidiyordu veya kovmuyordu. Annem, orun sevgisi, can hıraş hepsini topluyordu başına. Anne yapma. Bu adam gidiyorsa bırak çocuklarını dağılsın gitsin. Bu sert, acımasızmış gibi görünüyor. Bu keskin bir bıçakmış gibi görünüyor. Öyle. Bunun üç beş tane böyle örneği olsa adamlar çocuklarla kalsalar ve evlenemeseler ve çocuklarla o perişanlığı yaşasalar eşleriyle iyi geçinmenin yolunu öğrenirler. Eşleriyle iyi geçinirler. Veya evlenirken iyi hesap ederler.
Hesap ederler. Veya kimisi vicdanını rahatlatıyor. İki tane, üç tane çocuğu var bırakmış eşine. Ondan sonra ayda iki yüz, üç yüz lira ona para veriyor. Tamam bitti. Birine sordum kaç para veriyorsun dedim. Ben üç yüz lira dedim. Üç yüz lira olan iki tane çocuğa yetiştirir misin sen dedim. Kaldın. Ben sana beş yüz lira vereyim al iki çocuğu yanına dedim. Sen üç yüz lira verme. Ben sana beş yüz lira vereyim. Al iki tane çocuğun yanında bak hadi sen. Üç yüz de sen de kalsın dedim. Ben herhalde beş yüz lira vereyim sana. Al iki tane çocuğu bak hadi. Ama bunun alt zeminini temelini oluşturan kadınlar.
Yavrum deyip sarılıyorlar. Annelik duydusun. Bunu reddetmek mümkün değil. Ama velahin onu anlayacak kapasitede insan çok az. O merhametle, o şefkatle onu anlayacak insan çok az. Erkekler kadınlardan intikam aldığını zannediyorlar. Çocuklarından intikam alıyorlar. Kadınlar çocuklarını alaraktan adamlar intikam alacağını düşünüyorlar bir kısmı. Ama oğlan çocukları oluyor. Allah bizi affetseyle. O yüzden anne baba sağ ise çocuklar yetim hükmünde değil. Bir kimsenin babası sağ ise yetim hükmünde olmaz. Baba alacak çocuklarına bakacak.
Bir tane bakıcı tutulacaksa bakıcı tutacak başına. Alacak olduğu kadın da adamın çocuklarına bakmak zorunda değil. Hanefi'ye göre değil. Kadın kabul ederse bak. Sohbetinizde kibirlenende kibirlenin demiştiniz. Uyguladım şaşırdılar.
Sebebini sordular. Söylemek istemedim. Başkalarını suçladı. Açıklamak zorunda kaldım. Sonra içimde huzursuzluk hissettim. Günah kebail mi işledim diye. O kişi şu an mükemmel oldu. Davranışlarının sebebini başkaları için yaptınız. Bu yüzden bizi etkilediğini söyledi. Ya kibir kötü ahlaktır. Kim kibirlenirse asla cennetin kokusunu aramaz.
Kim olursa olsun herkes birbirinin eş değeridir. İnsanın insana üstünlüğü yoktur. Üstünlüğü takvadadır. Bir kimse bir kimseye kibirleniyorsa kötü ahlaklıdır. Bir kimse bir kimseye kibirleniyorsa gizli şirk içindedir. Hiç kimse, hiç kimseyi kendinizden bu noktada, kendinizden daha yüksekte görmeyin. Hiç kimseyi de kendinizden daha aşağı görmeyin. Allah katında takvacı üstün olanlar üstündür. Allah katında takvacı kim üstün bilemiyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dahi kendisinin çok methedilmesini istememiş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dahi kendisinin Yusuf aleyhisselamdan daha güzel olduğunu beyan etmemiş.
Yusuf insanların en güzeliydi. Bu tevazıdır. O yüzden kimse kimseden kendisini daha kıymetli görmesin. Kimse kimseden kendisini daha üstün görmesin. Bu kötü ahlak insanların içerisinde sirayet etmiş o yaşa. Bu sirayet bilhassa dini yaşamaya çalışan, dinin içerisinde sufilik yaşamaya çalışan insanların karşı insanlar, kibirleniyorlar.
O suvilerin güzel ahlakını anlamaktan uzak olan hanbeyinler onları saf, anlamaz, kimliksiz, kişiliksiz, şahsiyetsiz, gel dediğinde gelecek, git dediğinde gidecek, emir eriymiş gibi görüyorlar. En fazla onun kafası çalışıyor. En fazla o biliyor. Suviler meczup. Bunları bizim kendi içimizde olan arkadaşlar dahi böyle düşünenler var.
Yani burası meczupların, böyle zavallıların, basit insanların toplandığı bir yer. Burası kale alınmayacak insanlar grubu. Kendini bir şey sanırdan zavallılar. Böyle düşünenler. Bilmiyor ki buradaki topluluk, Allah'ın en çok sevdiği ve en büyük işlediği işle iştigal ediyor. Allah'ı zikrediyor. Beğenmediği insanlar Allah'ı zikreden insanlar. Beğenmediği insanlar ne olursa olsun en az haftada bir gün oturup Allah'ı zikreden insanlar. Cenab-ı Hak Hazreti Peygamberini tehdit ediyor. O zikredenler var ya sen onlarla beraber otur. Nefsini buna zorla.
Sakın. Onları hor hakir görme. Allah'ı zikredenlerle beraber sen de otur zikret. Onlarla beraber sabret. Onlarla beraber Allah tehdit ediyor. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Hazreti Peygamber'e iki tane tehdit vardır. Birincisi zikredenlerle beraber olması için, ikincisi de dinini öğrenmek isteyenin yüzünü ekşitliği içindir.
Demek ki birisi size dinini öğrenmek için geliyorsa sakın onu hor ve hakir görme. Biliyorsan onun sorusuna cevap ver. Din öğrenmeye gelin. Eleştiriler her soruya cevap veriyorsun. Basit sorular var onlara cevap verme. Peygamberini tehdit etmiş sana bak.
Sen diyor o öğret isteyene öğret. Birisi size din hakkında bir şey soruyorsa onu hor hakir görmeyin. Sorusu ne olursa olsun dönün sabırla ona cevap verin. Zamanınız yoksa, vaktiniz yoksa, müsait değilseniz özür dileyin. Ondan helalı kalın. Hukuku böyle koymuş. İkincisi mi zikredenlerle beraber, zikredenlerle nefsinizi bu noktada zorlayın. Onlarla beraber oturun. Makamınız, mevkiniz, haliniz, manevi urucunuz, seyri sülükünüz, İster şeyh ol, ister halife, ister halife adayı, nakip, bügata ne oluyor sana ol. Zengin, fakir, vali, kaymakam, paşa, cumhurbaşkanı, başbakan.
Sen ne olursan ol. Hazreti Peygamber'den yüksek değilsin ya. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Cenab-ı Hak diyor ki Sen nefsini onlarla beraber oturtmak için mücadele et, orada otur. Onlarla beraber oturtmak için mücadele et, Allah'ı zikredenlerle. Sizin sizi eksik noksan görsün, sizi hor, hakim görsün, parya görsün.
Sufiler tarih boyunca hep parya görülmüştür. Anlamışlardır, kimler dünyaya tapanlar, kimler devlet erkanının bir kısmı, kimler kendisini entelektüel görenler, kimler kendilerini akıllı, fikirli gören, zavallı, haklısız ve fikirsizler. Bunlar dervişleri tarih boyunca kale almamışlardır. Ama Bediüzzaman Sayın Nursa Hazretleri'nin tespiti muhteşemdir. Osman Ali kübbarın karşısında 500 yıl dimdik ayakta tutan, camilerin yanı başındaki tekkelerden yükselen Allah Allah middalarıdır der. Demek ki Osman Ali 500 yıl kıta tutan güç, camilerin yanı başındaki tekkelerden yükselen Allah Allah middalarıdır.
Bediüzzaman Sayın Nursa Hazretleri der ki, kalbi harekete gelmemiş ise, bir mürşitten bir şeyhten intisap etmediyse, muhakkak alim zat da olsa, bugünkü zındıkanın karşısında imanını muhafaza etmesi müşkülleşmiştir. Bir şeyhe intisap edeceksin ya da kalbin harekete geçmiş olacak.
Kalbin harekete geçmediyse bir şeyhe intisap edeceksin, oturacaksın orada Allah Allah middalarına sen de ses vereceksin. Yoksa sen imanını muhafaza etmen müşkülleşmiştir, aynen öyle diyor. Küfür üzerine ölebilir. O yüzden kıymetli dostlar, Allah'ı zikredenlerle beraber ölebilir. Onlar bir yolunda gelir. Muhakkak ki Cenab-ı Hak onlara merhamet ve lütf edecekler. O yüzden kibirliler, kibirliler Allah'ın lütfundan ve ikramından mahrum olanlardır. Kibirliler gizli şirk ehlidir. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin der ki, Kibirlerine kibirleniniz.
Onu oradan kurtarmak için. Onun kibir tahtından otur. Kibir tahtından, samandan tahtı, taht o. Kibir tahtından onu indir aşağı, ahlak tahtına oturttur. Kibir tahtında oturmasını. Böylece ona da Allah'ın lütfu merhameti inşallah erişir. Bunu sufilik yapıp, daha önce kardeşlere siz kibirlerine de boş verin, kibirlenmeyin derler. Ama bunu algılamıyor kimse. Bunu anlamıyor. Dervişlerden dahi anlamayanlar var. Kendi içimizdeki arkadaşlardan dahi anlamayanlar var. Bir kimse derviş kardeşini horhakir görür mü?
Zikrettiği kardeşini horhakir görür mü? Aynı üstada bağlanmışsın, aynı dergahta duruyorsun, aynı yerde Allah'ı zikrediyorsun. Kol kolasın, yan yanasın. Nasıl onu horhakir görür de kendini daha iyi görürsün? Nasıl onların eksiklerini, kusurlarını, günahlarını bahane ederekten kendinizi temize çıkarırsınız?
Biz hepimizde kirliyiz, biz hepimizde hatalıyız, biz hepimizde kusurluyuz. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Biz hepimizde eksik ve napsanız. Nefsim için söylüyorum bunu. Ben kendime bakıyorum. Ben kendi hatalarımı, kusurlarımı görebildiğince onlara bakıyorum. Burada hiç kimse, hiç kimse bir diğerinin üstünde değil, bir diğerinin altında da değil.
Allah bizi affetsin. O yüzden kibirlenmeyi birinci derecede vermiş kardeşlere yapmayın. Kardeşlerinizi çekiştirmeyin. Kardeşlerinizi çekiştirdiğiniz anda kibirlilik yapmış oluyorsunuz. Tavsiyelerde bulunun. Nasihatta bulunun. Uyarın. Ama çekiştirmeyin. Kardeşim bunu böyle böyle yapma deyin. Eyvallah. Din nasihattır, ona nasihat edin. Eyvallah. Ama çekiştirmeyin. Allah bizi muhafaza eder. Kibirlenmeyin. Asla.
Hiç kimse, ki sınıf bakanlar değil. Hiç kimse. Allah muhafaza eylesin. Öyle davranıyorsa bir kimseye, sizin de öyle davranmaya hakkınız da oluyor. Bu hakkınızı kullanın. O da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin sünneti. Sorguluyor. Nereye gidiyorsun? Sen nereye gidiyorsun? Kalıyor. Senin kendin yanında kim var? Allah bizi affetsin. Abdullah'ta gözlerimi kapatıyorum. Kendiminden açılıyorum. Ne yapmalıyım?
Bir daha kapat. Allah sizin mallarınızı ve canlarınızı cennet mükavirinize satın almış. Canı bütün herkes verir şimdi de. Malı vermek zor. Can isteyen yok ya. Can isteyen olmadığından dolayı herkes canın feda diyor. Malı feda eden az. Kimsenin malında mülkünde gözümüz yok. Bir de nefsini feda eden az. O günah-i kemalilerden uzak durmak. O eksik ve yanlış ahlakı terk etmek zor. Bu zamanda malı yani maddeyi terk etmek zor.
Madde terk etmek derken terk etmek değil. Cömertlik etmek. Allah yolunda harcamak. Allah yolunda fedakalık etmek. Ederken de ettim dememek. Ben kendim nefsin için söylüyorum. Allah bizi affetsin inşallah. Rüya ile ahlak arasında ilişki var mıdır? Rüyalara itibar etmek, rüyalarla hareket etmek zorundur. Rüya peygamberliğin 46 cüzgünden bir cüzdür.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin krimizi de geçmesi lazım. Hazretleri diyor ki salih insanlar salih rüyalar görürler. O zaman rüya ile ahlak arasında ilişki var mı? El cevap veren. Salih insan onlar farz ibadetleri yerine getirip, günah-i kemalilerden uzak durup, güzel ahlakla ahlaklanmaktır. Bu insanlar salih insanlardır. Salih insanlar ancak salih rüya görebilirler. E bir kimse salihlik üzerinde tam tecelli etmese de o kimse salih rüyalar görebilir mi? El cevap veren. O rüya müjdeci, uyarıcı rüyadır. O lütufhane gelmiştir. Buradaki rüya sadece insanın yattığında gördüğü rüya değildir. Rüya geniştir.
Buradaki rüyanın içerisine zikrullah esnasında bir kimsenin hay görmesi de bu rüyanın içindir. Bir kimse bu noktada aslında her rüya da ilhamattandır. Zikrullah esnasında, namaz esnasında bir hal görmekte ilhamattandır. İlham ise güzel ahlak bunlara gelir. O yüzden salih insanlar, salih rüya görürler. Hadis-i şerifini ölçü ederekten rüyaların ahlakla bağlantısı var mıdır? Evet. Rüyalara itibar etmek, rüyalarla hareket etmek doğru mudur? Rüyalara itibar edilir ama rüya ile amel edilmez. Rüyaya itibar edilir mi? El cevap evet. İmam-ı Azam Hazretleri der ki, ben doksan dokuz kez Allah'ı rüyamda gördüm.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ahir zamanda salih insanların görmüş olduğu salih rüyalar, mübeşirat kapısıdır der. Hadis-i şerifin başlangıcında peygamberlik kapısı kapanmıştır. Hadis-i şerifin başı odur. Peygamberlik kapısı kapanmıştır. Ya Resulallah sizden sonra ümmetin hali nice olur? Peygamberlik kapısı kapandı. Peygamber bizlere mahşerden, peygamber bizlere dinden, peygamber bize cennetten, cehennemden, hesaptan, kitaptan, peygamber bize öte alemlerden bahsediyordu. Peygamberlik kapısı kapandı. Bize öte aleminden, mana aleminden kim bahsedecek manasında?
Bize kabirden kim bahsedecek? Bize din, diyanet bu tip meselelerden kim bahsedecek? O ümmetin hali nice olur deyince, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin diyor ki, ahir zamanda salih insanların gördüğü salih rüyalar mübeşşirattandır. Mübeşşirat müjdeci demek. Müjdeci. Demek ki salih insanlar salih rüyalar görerekten. Az önce açıklamasını da yaptım. Bu neydi? O kimsenin gece yattığında gördüğü rüya, biraz zikrullahta gördüğü hal. İlham kapısı. İlhamatta. Bütün din uleması rüyada, salih rüyanın ilham olduğunu, Allah'tan olduğunu ve Allah'ın bir müjdesi olduğunu kabul etmiştir.
Salih rüyalar o zaman müjdecidir. Müjdecidir. Kime? Ümmete. Ümmete müjdedir. O veliler mahzun olmazlar, mahcup olmazlar, dünyada da, ahirette de onlara müjdeler vardır. Ayet-i kerimesi inince sahabe sorar, Ya Resulallah, biz ahiretteki müjdeyi üç aşağı beş yukarı tahmin ediyoruz. Dünyadaki müjde nedir? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri der ki, bu soruyu hiç kimse sormayacak zannetmiştir. Cevap verir. Dünyadaki müjdeci rüya, velilerin, aynen tabir budur, velilerin gördüğü rüyalar ve velilerin görüldüğü rüyalardır der. Hadis-i şerif aynen böyle. Velilerin gördüğü rüyalar ve neymiş?
Müjdeci rüyaymış. Müjdeci. O zaman bir veli zatı rüyanda görüyorsan, İşte kırk altı cüzünden bir cüz olan o müjdeci rüyalardan gördün. Bir veli, velinin gördüğü rüya, Veli'ye deyip, Veli'nin gördüğü rüya, O kimse bir veli zatı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleriyle gördü.
O kimseye söyledi, dedi ki, Efendim sizi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleriyle gördün. Şöyle gördüm, böyle gördüm. Hem görene delil, hem görülene delil. O kimse rüyasını anlatacak. Anlatmazsa ilmi kıskandı. Anlatmazsa şahsı kıskandı. Anlatmazsa kötümlük yaptı, cimrilik yaptı. Müjdeyi ümmete paylaşacak ama havalara girmeyecek. Nefsi burada al aşağı etmesini bilecek, onunla mücadele edecek. O zaman rüyalara itibar edilir mi? Eğer cevap edilir, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri itibar etti. Ezan, rüya ilhamıyla geldi. Unutmayın.
Sahabeler ezanı rüyalarında gördüler. Ve rüyasında gördüğünü geldi, Hazreti Peygamber'e anlattı. O zaman rüyayı bu manada es geçmek, ona itibar etmemek, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin adli şeridlerine haykırır. Bir, en güzel rüya, Yusuf'un rüyası. Yusuf'un rüyasının Hazreti Allah itibar etmiş.
Nasıl rüyaya itibar edilmez? O zaman rüya, hakikat çeşmesi. Gece yattığımızda gördüğünüz rüya, hem zikrullah esnasında gördüğünüz rüya, hem de yolda giderken, orada burada yürürken, Allah'ı zikrederken gördüğünüz rüya, hakikat çeşmesidir. Demek ki rüyada üç tane ne çıktı? Hal çıktı. İlmel yakin, senin bu gece yattığında gördüğün rüya. Aynel yakin, zikrullah esnasında gördüğün rüya. Hakkel yakin. Ne zikrullah halakasında ne de rüyanda, gözünün önünde farklı farklı alemlerin yaşanıp, farklı farklı hallerin yaşandığı rüya. Hakkel yakin.
Hakkel yakin. Siz ona üç boyutlu, beş boyutlu dersiniz. O da nedir? O da hakkel yakin'dir. Onun başlangıcı, arabada giderken, tıp birisinin gelip, bir velinin gelip, yanına oturup sohbet etmesi. Tıp, arabanın önüne birisinin gelip, senden konuşmaya başlaması. Veya zikrullah esnasında uyanıksın, tıp gelip, seninle konuşmaya başlaması. Bu devam eder. Bu hakkel yakin'dir. Normal, zahir bir insanla nasıl görüşüyorsan onunla görüşüyorsundur. Bu hakkel yakin'dir. Bu Allah'ın yutu, ikramıdır, ihsanıdır. Bu kulun kendi cehdi ve gayretiyle oluşacak bir şey değildir. O yüzden, Fatiha'nın sonunda, bizleri sırat-ı mustatimde eyle. Bizleri o innam ettin, ihsan ettin.
O peygamberler, o veliler, o salih kimseler var ya, bizleri onlarla beraber eyle. Ayet-i kerimesinin tecelli etmesidir o. Allah dostlarınla dost eder artık seni. O yüzden senin için bu dünyada yaşayanlar değil, bir tarafta, öbür tarafta yaşayanlar olur. Bu kıymetlerin. Burada senin canını acıtamazlar artık. Burada seni kanatamazlar artık. Burada seni hançerleyemezler artık. Yapan ne yapıyorsa yapsın, o kimse ihtinat sırat-ı mustatim sırrına erdiyse, ve o kimse, o bizleri salihlerle eyle, ayet-i kerimesinin onun üzerine tecelli ettiyse, ona mahzun olmak yoktur artık. Ona mahcum olmak da yoktur artık. O çünkü gözünün önünde cereyan eder, gözünün önünde yaşarak.
O hayretten hayrete geçmek, halden hale geçmek o haldir. O yüzden Allah cümlemizi, İhtinat sırat-ı mustatim sırrına erenlerden eylesin. Amin. En hamd-ı aleyhim sırrına erenlerden eylesin. Amin. O yüzden Cenab-ı Hak o ihsan etti, o lütfetti, ikram etti, o emanını aldı, o peygamberleriyle, o dostlarıyla cümlemizi beraber eylesin. Amin. O yüzden rüyaya itibar ederiz, rüyayı görene de itibar ederiz. Bizim yolumuz hem rüyaya, hem de rüyayı görene itibar etmekten geçer. Bir başkası deli der, bir başkası üçütmüş der, bir başkası meczup der, bir başkası yan yattı, çamura battı der. Biz demeyiz. Gülerim ben geçerim.
İlla ki onun mücadelesini vermeye gerek yok. Fil hikayesi aklıma gelir. Hani Aravi anlatır ya bunu, 4-5 tane körü getirir, filin bu uçlarından tutar. Allah bu derler ya, sorar birisine, ortumundan tutunlar. Fil neye benziyor? Ortuma benziyor der. Kularından tutana sor neye benziyor der, kepçeye benziyor der. Bu göğsünden tutana sorar, neye benziyor? Tepçeye benziyor der. Birisi ayağından tutar, ona sorar, neye benziyor? Der ki sütüne benziyor. Bu da aynı onun gibidir. Rüyayla, rüyayla, rüyalanmayan. Hiç olmazsa ilmel yakin noktasında kabul etsin. Rüya vardır, bunun ilmi de vardır.
Bu hak ve hakikattir. Gören de vardır. Bunu kabul etsin. Zikrullah'ta hal vardır, bunu yaşayan da vardır, bunu kabul etsin. Gözünün önünde yağ sağara, cebele deyen Hazret Ömer vardır. Hazret Ömer vardır. Bunu kabul etsin, bugün de vardır. Cinni taifesinin yakasından tutan sahabe vardır, bugün de vardır. Cinni taifesinin yakasından tutup onu ırgalayan, sırsalayan, onu soyulayan vardır, bugün de vardır. Şeytanın yakasından tutan vardır, bugün de vardır, bugün de vardır. Kısı tahtıyla beraber getiren vardır, Muhammed'den bugün de vardır. Bizim onu yaşamamamız, yaşamamamız, kendi nefsim için söylüyorum.
Bizim onu görmememiz, bizim öyle bir şey idrak etmememiz yok anlamına gelmez. O yüzden rüyayı görene de, rüyaya da itibar ederiz. Mürşid-i kamil ve müştehidin arasındaki fark nedir? Mürşid-i kamiller, müştehitlere yol açarlar. Mürşid-i kamiller, Allah'tan aldıkları ilim ile, ilham ile, müştehitlere kapı ararlarlar.
Önce mürşid-i kamiller, bunu kalbi olarak fetvasını verirler, kalbi olarak bu meselenin yolunu açarlar, cesaresizce bunu söylerler, müştehitler de bunların arkasından gelir. Mürşid-i kamiller, işin zahiri ilmine bakarlar, işin zahiri ilmine baktıklarından dolayı, biraz ilk önce ülkerler çekinirler, meselenin ruhuna, meselenin kalbini nüfuz edemediklerinden dolayı, akıllarıyla hareket ederler. Ama mürşid-i kamiller, gönülleriyle, kalpleriyle hareket ettiklerirler ve aldıkları ilim, kalbi bir ilim, aldıkları ilim, Hızır Aleyhisselam'ın ilmi gibi, ilm-i levin olduğundan, onlar bazen kendi söylediklerinin dahi farkında olmazlar, bir yol açarlar, ama bu noktada kimisinin canı gider, kimisinin namusu, şerefi, haysiyeti, dillere düşer, küfür ehli damlasını vururlar, ama sonradan gelen müştehitler, onların haklarını verirler, ve derler ki o fetvaları teker, teker, teker, teker yazarlar.
Müştehitler bu noktada arkasından gelen kimsenin, arkası, mürşid-i kamillerin arkasından, meselenin ilmi zaviyesini toparlarlar, gelirler. O yüzden muhakkak ki her devirde kırk tane mürşid-i kamil vardır, hadisde de sabittir, o mürşid-i kamiller, yeryüzünde dinin direği hükmündedirler. Hz. Abbas raddallahu anh, Hz. bir ayet-i kerimeyi tefsir ederken, Hz. Abbas'ın olahtullah, der ki, o veliler, o mürşid-i kamiller, yeryüzünde peygamberlerden sonra, dinin yaşanmasına, dinin algılanmasına, anlaşılmasına, sebep olan velilerdir,
mürşid-i kamillerdir, onlar da dinin direğidir der. Allah'a inanan bir kişinin, ama Allah'ın varlığına dair, Kur'an-ı Kerim, abici, mantıklı bir delili vardır. Kur'an-ı Kerim, Kur'an-ı Kerim, harici mi? harici, mantıklı bir delili var mıdır? Aydınlatırsanız, sevmelerim. Bunun böyle bir soru sorulmuş da herhalde, Çanakkale'de mi sormuşlardı? Çanakkale'de sormuşlardı, ben de Kur'an'ın, Allah'ın varlığına delil, Kur'an-ı Kerim diremiştim. Evet, Allah'ın varlığına delil, Kur'an-ı Kerim'dir. Siz, ben şunu söylemek istemiyorum.
Bunlar şöyle cevap verirler. Şimdi bu, aynı soruyu soran, aynı kimse ise, veyahut da farklı kimseler de, bilmiyorum. Bu soruyu sorarlar, bu soruyu sorduklarında, insanlara şöyle cevap verirler. Bütün kitaplarda bunu bulursun. Risalelerde de bunun cevabını böyle bulursun. Sizi, bu konuyu cevaplandıran kimse, sizi bu kainata bakınlar.
Sizi, dışarıdaki bütün kainata bakaraktan, Allah'ın varlığını bir delil olarak veyahut. Eyvallah. Delil midir, evet. Kesikleşmiş, bir cevaptır. Tercih edilir mi? Evet. Yok. Bunu tercih, etmiyorum, reddediyorum, manasında değil, benim söylediğim şey. Böyle bir şey değil. biz meselenin özüne bakalım. Biz meselenin en dip noktasına, en iç noktasına bakalım ki, bu Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an-ı Kerim'in haricinin varlığına delil arıyorsa bir kimse, Kur'an-ı Kerim'in harici diye gittiği her şey, Kur'an'da mevcut.
Kur'an-ı Kerim'in haricinde hiçbir şey yoktur. Bu kainatın, bu kainatın çekirdeği hükmündedir Kur'an-ı Kerim. Kainatta varlığı, var olanın, varlığın çekirdeği hükmüdür Kur'an-ı Kerim. Siz Kur'an-ı Kerim'in manasına erişmeye başlarsanız, siz kainata değil, gözünüzü, kalbinizi Kur'an'a yastar, Kur'an'dan kainatı seyredersiniz. Kur'an'dan kainatı seyretmek mi kolaydır? Yoksa kainattan Kur'an'a gelmek mi kolaydır? Sufiler meseleyi kestirmelerin gitmek isterler. Kestirme, dinin kestirmesi Kur'an ve sünnettir.
Hem kestirmesi, hem sahil olanı. Yalandan yanlıştan eksik, yalandan yanlıştan münezzeh olanı. Pak, arı olan din, Kur'an ve sünnettir. Bakın, Kur'an ve sünnet. O zaman Allah'ımın bir delil arıyorsan, Kur'an'a mürade et. Bu bize delillendiren kitaptır. Kur'an'dan alemleri seyreder. Gözün şaşı olmasın. Gözünün şaşı olmasını istemeyen kimse, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışsın. Kalbinin şaşırmasını istemeyen kimse, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışsın.
Fiyiliyatlarının şaşırmasını istemeyen kimse, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışsın. Düşüncesine, fikriyatına, fikriyatına, dükdüzgün olmasını isteyen, sapıtmasını istemeyen kimse, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışsın. Hayatın özü, bakışın, düşüncenin özü, Kur'an ve sünneti. Bitti. Bu manada, siz Allah'a, Allah'ın varlığına delil istiyorsanız, size Kur'an ve sünnet eter. Kur'an'ın harici, oturur insanlar, bir fizik profesörü oturur, bir hücrenin yapısını, bir atomun yapısını inceler. O hücrenin, o atomun yapısını inceledikten sonra, der ki, eğer biraz vicdanı var ise, bir vicdanı temiz ise, der ki, bu hücrenin, bu atomun yapısı, muhakkak ve muhakkak, bir güç, bir kudret, bir kuvvet, bir ilim, bir bilgiyle olur.
Bu Allah'tır der. Ama bu vicdana, sahip olmayan kimse de der ki, bu doğanın bir harikasıdır. İzninizdeki profesörler, öyle demişti bana. Bu doğa, kendi kendine oluşuyor, harikası demişti. Bütünler şey. Tabii böyle inanan, bilim adamları da var. O yüzden, her doğaya bakan kimse, Allah'ın varlığının, cümlelerine, ulaşsak diye bir kaydı yok. Ama her Kur'an'a bakan kimse, Kur'an'ın manasına erişen kimse, Kur'an'ı okuyan kimse, Allah'ın varlığının, belinine ulaştırır.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.