mustafaozbag.org

331. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 29 Mart 2013 · 55:48

Yaptığımız temizlikte bulunan ve sahibi bilinmeyen eşyaların mutfak katında bir kayıp eşya masası olarak oraya toparladık. Habitlerinin amurlarını rica ederiz.
Ayrıca birileri yer ya da birileri kullanır gibi iyi niyetlerle bırakılan eşya, gıda malzemeleri ziyan oluyor. Çünkü kardeşlerimiz sahibini bilmediklerinden herhangi bir şey yemiyor ve kullanmıyor. Bu durum yığılmasına, bir durum bir yığı oluşmasına neden duruyor. Bu şekilde vakfımıza hiçbir özel eşya bırakılmaması rica olur.
Evet. Birileri yer diye, birileri kullanır diye buraya hiç kimse bir şey bırakmasın. Çünkü burada yiyici, içici, geyici öyle yok. Bu sorulara kısa kısa inşallah biraz cümleyle değinelim. Sonra yine burada sorular var. Kursatımız, zamanımız inşallah devam ediyor. Hayızlı kadın sohbete gelebilir mi, aydınlatır mısınız?
Hayızlı kadınlar sadece camilere giremezler. Beytullah'a giremezler. Medine-i Münevvere'ye giremezler. Kur'an-ı Kerim okuyamazlar. Namaz ve oruç tutamazlar. Sohbetlere gidebilirler. Mescid hükmünde olmayan dergahlara gidebilirler. Teklilere gidebilirler. Erkeklerin kızlarla, kızların erkeklerle muhabbeti nasıl olmalıdır? Misal okulda kızların erkeklere el şakaları yapmaları, gülüp eğlenmeleri, erkeklerin kızlarla samimi olmalarını nasıl doğruluyor? Bunların hepsi de yanlış. Kızlar da, erkekler de birbirleriyle fazla samimi olmalar. Okulda mecbur kaldıkları dairede konuşurlar. Mecbur kaldıkları dairede. Mecbur kalmadıkları dairede kızlar da, erkekler de birbirleriyle samimi olmazlar.
Böyle sokakta, dükkanın önünde, orada burada öğrencileri görüyorum ben. O öğrencilerin davranışlarını görünce Allah'a sığınıyorum. Kızlarınızı da, erkekleriniz de, kızlarınızı da, erkek çocuklarınızı da. Herkesin de uyarın. Bu noktada kızlarla, erkeklerle fazla haşır neşir olmasına, fazla samimi olmasına, şakalaşmalar, gülüşmeler, gereksiz muhabbetler haram.
Dergahda ilahi ve sema çalışmalarına yeni başlayan birinin edep dairesi nasıl olmalıdır? Yeni hizmete giren birine nasıl davranılmalıdır? Bu noktada yeni ilahi, sema veya her türlü çalışmaya başlayan insanlar, ilk önce edeple başlarındaki eğitmen kardeşlerimize, başlarındaki sorunlara edeple riayet edecekler. Onlara tabi olacaklar. O kardeşler de, o kardeşleri kazanma açısından onlara edeple, onları öğütmeye çalışacaklar. Birbirine bağırıp, çağırmak, hakaret etmek, sert davranmak, olumsuz davranmak, yanlış davranmak, eksik davranmak, bunların hepsi de Allah muhafaza eylesin, yanlış. Birbirine sen bu işi yapamazsın. Birisinin eksikliği noksanlı ol.
Sen sema elbiseni çıkar, bırak git, bundan sonra sema yapmayacaksın. Sen bundan sonra üzerindeki şunu bırak, bundan sonra bunu yapmayacaksın. Eğitime gelenden veyahut da neyi yüklemeye gelmiş? Sema öğrenmeye gelmiş, ilahi öğrenmeye gelmiş. Bir şekilde dergahım, bir işimin ucundan tutmaya gelmiş. Bu kardeşlerimize tepeden bakmak, onları acıtmak, incitmek, onları bu noktada bıktırmak, olmayacak bir şey yapmak, bunların hepsi de yanlış.
Ama bu yeni gelen kardeşlerin de, veyahut da bütün kardeşlerin, başlarındaki kardeşlere de böyle edepsizce davranması da çok yanlış. Yani bunu ben çok duyarladım önceden de. Beni kimse kazımaz, ben şeyhimi kazırım. Benim zafirliğimde bu söz çoktu. Ben aldırmazdım. Şimdi yemek sırası geldiği zaman da şeyh efendiler, Mustafa Efendi'ye söyleyin, gelirdi bana. Ben Efendi'ye söyledim, yemeği alacağım Mustafa Efendi'ye söyledi. Ben bu perşembe yemeği bizde yiyecek. Tebessüm ederdim.
Sana haber veririm ben derdine. İşte sırayı kim? Hüseyh Sen mi yazıyor? Sırayı Hüseyin yazıyorduk. Sıra kim de? Külence'de. Yemek Külence'de. Şeyh Efendi söylerdi, Mustafa Efendi'ye yemeğe kime gidiyoruz? Külence'ye. Külence bana gelip söylediğini. Sıraya girdi efendim. Herhalde 80-100 kişi hep sıradaydı. Kazımaz diyenin kazımazlar.
Bir de şu vardır. Bir iş olacak, bir şey olacak. Adnan, Hüseyin, Cafer veyahut da Erkan, Ali. Kimse o işte vazife ediyor. Tahsin. Kimse. Bu iş böyle yapalım. Efendinin bundan haberi var mı? Biz bir şey yapacağız o zaman. Bunlar yaşadığımız sıkıntıları. Bir şey oluyor. Telefrik'te o zaman Gürtü'de, Hafız Kur'an kursunda Şeyh Efendi geldiğinde hep orada erkeklere ders oluyor. O günde orada işte yemek veriyor Fatih. Bir şey olacak değil mi? Bir hizmet olacak, bir koşuşturma var, bir şey var. Adam sanki Şeyh'ine o kadar çok bağlı ki, sanki Şeyh'inden izinsiz, habersiz, nefes almıyor sanki.
Ama bir şey yapılacak ya o esnada, bir hizmet var ya. Efendi'nin haberi var mı, yok mu? Efendi ona söylemesi lazım. O özer derviş çünkü. Efendi kaldıracak ona telefonu. Diyecek ki filanca, git sen şu işi yap. Ya orada Hüseyin'i koymuş efendim, boşuna koymuş değil mi? Adnan'ı koymuş, boşuna koymuş. Ya Mustafa Özbağ'a oraya koymuş, boşuna koymuş efendim. Ona özer söylemesi lazım. O yüzden kardeşler, birbirlerimize muhabbetle davranınız. Büyüklere saygıda hürmet etmemek, küçüklere şefkat ve merhamet göstermek, her Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin sünneti, ve bizim yol adabımız.
Yol adabımız. Büyüklerimize hürmet ve hizmette, hürmet ve saygıda değil, hizmet de değil. Birisi senden nefsine bir şey isterse yapma. Bunu böyle yanlış anlaşılmasın, bunu böyle şey yapacağım, altını çizmek için söylüyorum. Geçen gün Halit'le bir sohbet oldu. Halit beni kaç yıldır tanıyan dedim, ben beş yıldır dedim. Beş yıldan beri kendi nefsime, senden bir şey istedin mi ben dedim. Hayır dedim. On beş yılda da geçse, şimdi ilave ediyor. Üstüne on beş yılda geçse, ben nefsime bir şey istemeyeceğim. Birisi sizden kendi nefsine bir şey istiyorsa, yapmayın.
Git buradan iki ekmek al diyorsa, kendine alma. Aldırıyorsa, ona ücretini ver. Biz büyüklerimizin şahsi işleriyle uğraşmayız. Uğraşmayın. Dergah hepimiz var. Allah'ın dergahı. O yüzden büyüklerimiz kendi nefislerine bir şey isterlerse, siz kendi nefislerinden, kendilerine ait istedikleri şeyleri, edeple yapmayabilirsiniz.
Yapmayın. Ama, büyüklere saygı sürmek, yolumuzun adabı. Büyüklerin de yeni gelen kardeşlere, şefkat ve merhamet göstermesi, yolun adabı. Onlar şefkat, merhamet gösterirken, o kardeşlerin tedef dairesinde durmaları şah. Gün içerisinde şirke düştüğümüzü, nasıl anlayabiliriz? Şirk hakkında bize bilgi verir misiniz? Bu noktada, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bilerek veya bilmeyerek diye dua eder. Biz de her an bilerek veya bilmeyerek böyle bir şeye düştürsek, Rabbimizi affetsin. O yüzden, kelime-i kerim hidir, azla söyleyin, yenileyin kendinizi. Şirk, bu manada, ikilik demek.
İkilik, temel manası. Ama velhasıl, gümüş aleviye göre, bir kimsenin sarığına kabahat bulmak, sarığına küfretmek, sarığı beğenmemek deşir. Küpür, bir kimsenin sünnet sakalına laf söylemek de küpür. Şirk, din ve diyanetle alakalı her meselede o kimsenin teslim olmasıdır. İkiliye düşmemesi, küpüre düşmemesi. Bize bir mürşid-i kamile bağlanmanın gereksiz olduğunu, evimizde de ibadetlerimizi yaparız diyorlar. Bu noktada ümmete tavsiyenizi rica edin. İnsanlar böyle düşünebilirler, böyle yaşayabilirler. Ama bu eksiktir. Siz salihlerle beraber olunuz. Salihlerle beraber olmak zorunda.
Ümmet-i Muhammed. Farz. Mümin namazsız olur mu? Hadis-i şerifte mümin namazsız olmaz da, mümin ise o kimsenin namazı olması gerekir. Hz. Üstade Hazretlerinin Sürvesi'ndeki bir beytin Türkçesinde, ilmi, ilim ehlinin ağzından kalbinizle alınız. Mücadeleci akıl ile değil. İlmi, ilim ehlinin ağzından kalbine alacaksın. Yani ilim ehlini, kalbi ilim ehlini oturup, ona muhabbet besleyerekten. bizatihi onun dilinden kalbine akacak senin. Bizatihi onun gönlünden sana akacak. Bu, ilim ehlinin ağzından kalbinizle dediği, kalbi bir ilim ehli olursa, o kimsenin konuştuğu, sohbet ettiği, karşıdaki kimsenin kalbini nüfuz eder.
Eğer o kimse kalbini ona açarsa, kalbini ona açmak demek, ona karşı, suizandan, bühtandan, ona karşı olan, hululuktan, karantılıktan kurtulmaktır. Eğer ilim ehline karşı, kalbinizde zervence muhuz varsa, zervence ona karşı bir, kibirlilik, ona karşı bir suizan, ona karşı böyle bir kapalılık varsa, ondan ilim alamazsınız. Bu kim olursa olsun, nasıl ki, Ebru Celil Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden, ilim alamadıysa, nasıl münafıklar, Hazreti Peygamber, Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden, ilim alamadıysa, bu biraz ağır kaçar, fakir ama, bir ilim ehlinin önünde de, eğer ona karşı, kalbinde bir muz, kalbinde bir suizan, kalbinde bir karartı var ise, ondan da sana lazım olan ilmi alamazsın.
Aslında aynı sohbeti dinler, ama kalbin ona iman etmediğinden, kalbin onu kabul etmediğinden, reddedersin. Reddedince de, ondan ilim gelmez sana. Sana hiçbir şey gelmez. O normalde, suyun üstünde akıp giden, su misali, o ilim senden akar gider. Taş ıslanır mı, ıslanır, ıslanır, içine su mühuz eder mi, etmez. Yunus o yüzden der, sen bir karataşsın, denizin ortasında dursan da, su almazsın ki de. Buradaki karataştan kasıp, kalbi ilme kapalı olan kimsedir. Kalbi aşıklığa kapalı olan kimse, kalbi muhabbetullaha kapalı olan kimse, kalbi velilere, mürşidlere, Allah'ın dostlarına kapalı olan kimse, kalbi velilerde, mürşidlerde, Allah dostlarına hata, kusur arayanlar için bu.
Müminlerden hata, kusur arayanlar için. Veya bir hoca efendiden, bir ilim ehlinden, bir üstaddan, bir şeyhten, hata, kusur arayıp, onun hatalarını, kusurlarının üzerine, hayatını, veya düşüncesini, onun üzerine oturtturan kimseler için. Onların gönüllerine, bu noktada Cenab-ı Hak merhamet etmez. Siz bir herhangi bir hoca efendi, sohbet eden hoca efendi, Allah rızası için yola düşmüş adam, Allah için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ona karşı siz, onun hatasını, kusurunu bularaktan, onu böyle incitmeye, onu bu noktada, işte eleştirmek için, bir şeylerini dinleyip, tutmaya kalkarsanız, kalbiniz ona karşı açılmaz. eğer o Allah'ın dostuysa, Allah sizden intikamını alır. Kalbinizi kapatıverir, manevi pencerelere. Namazı kılarsınız, namaz sizi mi kılıyor, siz namazı mı kılıyor bilmezsiniz.
Dini ibadetleriniz, taşın üstündeki su gibi olur. Dini ibadetleriniz, taşın üstündeki toz verici gibi olur. Dine karşı muhabbetiniz, taşın üstündeki toz veresi gibi olur. İçine nüfuz etmez. İçine nüfuz etmez. İçine nüfuz etmemesinin sebebi, o Allah dostlarına karşı, Allah'ın alimlerine karşı, kalbinizi kapatmanız. Kalbi kapatmak ne demek? Hep onlarda eksik, kusur, yanlış aramak. Adam gelirdi Şeyh Efendi'ye, sorardı. Ne yiyor, ne içiyor, nereden geçiniyor, nereden yapıyor, nereden ediyor. Şeyh Efendi gelir, sohbet eder, arkadan bize, bize anlatırdı. Hatalarını, kusurlarını. Şurada şöyle dedi, burada öksürdü, burada tesirdi. Allah sizin amcasın, Şeyh Efendi'nin öksürüğünü, kabahat bulan adamlarla ben karşılaştım.
Öksürüyor ya, nasıl öksürürmüş? Arabasıyla seyahat ettiğinde, horladığını söyleyenle karşılaştım ben. Bir şeyh horlarmış mı? Kalbi kapalı. Hala benim de o arkadaşlar, şeyhlerin hatalarıyla, kusurlarıyla uğraşıyorlar. Aynı yerdeler. Hala da o arkadaşlar, ödemiş de aynı yerdeler. Aynı yerdeler. Bursa'da da aynı yerdeler. Ben Bursa'da 20 yıldan beri, şeyh arayan insan biliyorum. Hala da arıyorum. Mesela örneğin, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'ni çok metin sena edip, şeyh efendimliği beğenmeyen insanlar vardı.
Ben onları biliyorum. İlk zamanlarda. Onlar hala da beğenebilecekleri bir şeyh bekliyorlar. 26 yıl, 27 yıl geçmiş üzerinden, 28 yıl geçmiş üzerinden. Ve onlarla karşılaştığınız şöyle diyecekler, Mustafa Efendi bambaşkaydı ya.
Onu diyecekler hala da. Şimdi de aynı, aynı senaryo devam eder. Abdullah Efendi bambaşkaydı ya. Kadın öyle haber gelmedi, neredeymiş o zaman? Sağlığında neredeydi? Bambaşkaydı da ne yaptı? Aynı şey. O yüzden, ilim ehline kalbinizi açın. İçinizden suizanı, bühtanı atın. Bu kim olursa olsun. Allah için yol gidenlere karşı, kalbinizi açın. Bu derviş kardeşleriniz de gayet. Fisebillah.
Herkes burada Allah için koşuşturmaya çalışıyor. Birinin ekşiğinin kusurunu araştırıp, onun önüne koymak. Sana bir fayda getirmez. Burada hepimiz cahiliz. Allah'ın dergahına geldik, yüz sürdük, öğrenmeye geldik. Hepimiz öğrenciyiz. Hepimiz talebeyiz biz. Hepimiz hamız.
Biz hamız. Yanmaya geldik biz. Bizler eksikiz, noksanız, hatalıyız, kusurluyuz, günahkarız. Bu kapı günahkarlar kapısı. Bu kapı hatalılar kapısı. Bu kapı kusurlular kapısı. Bu kapı sarhoşlar kapısı. Bu kapı berduşlar kapısı. Bu kapı kendinden geçmiş olanların kapısı. Bu kapı akıllılar kapısı değil. Bu kapı enteresan, günahsızlar kapısı değil. Bu kapı kusursuzlar kapısı değil. Bu kapı hatasızlar kapısı değil. Bizler medreseden çıkma insanlar değiliz. Biz kimimiz meyhane masasından kalktık geldik. Kimimiz üfürük masasından kalktık geldik. Kimimiz her türlü bataklığın içerisine daldık çıktık da geldik biz.
Şeytan kandırdı bizi. Bizi kafirler kandırdı, mürtetler kandırdı, herkes kandırdı bizi. Biz kanmaya da alışkımız biz. O yüzden dışarı bana da söylüyorlar. Sen çok iyiymişim de ben, bizim arkadaşlar çok kusurluymuş. Onlar benden iyi diyor. Ben onlardan daha kusurluyum. Aman sen bir kusursuzlar dergahı bul. Sen bir kusursuzlar tekkesi bul. Orada kusursuz bir üstad da bul. Allah yoluna çık etsin, git oraya otur. Bizim burası kusurlu, hatalı, yanlış, eksik, noksal, günahkar. Biz buradan çıkıyoruz, kıymet etmeye başlıyoruz.
Biz buradan çıkıyoruz, iftira etmeye başlıyoruz. Böyleyiz. Yani daha önce bizimle çok yanlışlıklara, eksikliklere düştük biz. Böyleyiz. Hala da öyleyiz. Allah bizi affetsiz. Amin. Sakın kendinizi bir şey zannetmeyin. Sakın kendinizi hatasız, kusursuz, eksiksiz, noksansız görmeyin. Hatta daha ileri söyleyeyim.
Birinin hatasını, kusurunu görüyorsan tövbe et kendine. Sen büyük günah keballenin içinde dolaşıyorsun. Birisinin hatasını, kusurunu gördün de onu dillendirdin. Vallahi zina etmekten daha büyük günah işledin sen. Birisinin hatasını, kusurunu, yanlışını, günahını gördün. Onu dillendirdin. Sen binlerce rakı şişesi içsen o kadar savaş olmazın. Sen günahsa boşlusun. Ama rakı için sallanır ya. Eğer günah için sallansaydı bütün alem sallanır bu zaten. Sakın ha Allah muhafaza eylesin. O yüzden kalbinizi Allah diyenlere karşı açın.
Birisi Allah'ı zikrediyor. O zikrediyorsa Allah da onu zikrediyor. Dikkat et kendine. Adam köşeye döner. Allah! Gel kulu, gel. Göğsüne yaslanacağım benim. Gel. Affedecek olan benim. Gel. Muhafaza edecek olan benim. Gel. Korucak, kolucak olan benim. Gel. Senin başını okşayacak olan benim. Gel. Seni gece gündüz hiç unutmayacak olan benim. Gel. Senin ekseni, kusurunu hayra çevirecek olan benim. Gel. Senin yanlışlıklarını sevaba çevirecek. Senin günahlarını başına taç gibi kondurup, onu sevaba çevirecek olan benim.
Gel. Sen yeter ki Allah be de. O kimse kalkar. Veyahut da aklına gelir. Yolda, belde, gece yarısı, yaktığı yerde gözünden iki damla yaş akıtır. Sen sınıfta kalırsın. O iki damla yaş, onu uçurur her şey hala ya. O iki damla yaş, senin beğenmediğin o kimseyi cennetin baş köşesine oturtturur. Hazreti Peygamberle dost eder onu. Onun iki damla göğne şarkıtması, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini o kimsenin dizinin dibine getirir, söyle der. Senin beğenmediğin, Hazreti Peygamberle sohbet ediverir gece. Senin eksik noksan gördün, senin meczup gördün, senin işleri karıştırıyor, dolaştırıyor gördün. Oturur da sabahları Hazreti Peygamberle sohbet eder.
Yolda giderken sohbet eder. Arabada giderken sohbet eder. Gecenin yarısında sohbet eder. Allahümme sallallahu aleyhi ve sellem ya Muhammed der. Gelir. Hakir görme kimseyi. Kalbinizi kapatmayın dervişlere. Dermişin en kötüsü, dervişin en kötüsü, dervişin en kötüsü dışarıda gördüğünüz insanların en iyisidir. En iyisidir.
En iyisidir. Neden? O çünkü en büyük işi yapıyor. Ne yapıyor? Allah'ı zekrediyor. Onu küçük görürsen, diline döktün mü dilini koparırlar. Kalbine indirdin mi kalbin kararır. Onu dinleyelim, dinleyelim. Kulağa sağır ol. Onu dinleyelim. Kulağa sağır olur. O hakikati dinleyemez. Sakın. Sakın. Bu dünya geçici. Bu dünya geçici. Dostlar, dervişliğinizi boşa harcamayın. Duydun mu ya Adnan Hoca ne yapmış? Ama onları anlatma kardeşim. Varsa Adnan Hoca ile derdin, getir kendisini anlat.
Ben onun yüzüne de söylerim. O da günahı kebap. Git sen onun yüzüne söyle. O da günahı kebap. Ama git sen yüzüne söyle kardeş söyleyeceksin. Bana anlatma. Bitti. Ben hakim değilim. Ben alim değilim. Ben dergan şeyhi de değilim. Ben bu noktada hükmetecek bir kimse de değilim. Ne bana söylüyorsun? Bu kadar basit. Allah bize affetsin. Amin. İdrar sondası takılı. Göbek zahsının aşağısı fesli oruç tutamıyor. Bunun yerine bir aylık kitresini veriyor. Herhangi günah vebali var mıdır? Yok. Hayvan avcılığı için görüşleriniz gününde spor adı altında alınıyor. bu konuda görüşleriniz. Ya normalde bu noktada Suluç'un kardeşler kendi iaşelerini sağlamak için karınlarını doyurmak için dahi avlanmasınlar.
Balık yiyeceksen ver 5 lira. Al bir kilo hamsi yer. Sen kendin de avlanma. Et yiyeceksen git kazattan bir kilo ver 25 lirayı bak kebine. Ya domuz avcılığınız kardeş tarlası takkası olandan kendisini domuzlardan korusunlar. Bunda bir sıkıntı yok. Yırtıcı hayvanlardan korunmak için tarlasını, takkasını kendisini korumak isteyenler korusunlar kendilerini. Şehrin ortasında yırtıcı hayvan mı var? Köyde yaşayanlar için şehirin, mezrada yaşayanlar için dağda bayırda yaşayanlar için bunlar. Kurttan, köpekten, ayıdan ne bileyim işte sırtlandan kendini korumaklar için eyvallah. Bir ay tane tüphek edinsinler kendilerini korusunlar. Allah bizi affetsin. Allah şifa versin. Şuradan bir soruya bakalım inşallah da.
Teslimiyet ehline sorgu sual yoktur. Abdülkadir Geylan Hazretlerine ait olan bu sözü dini bilgisi sohbetlerde dinledikten ibaret olan bizler için ilk etapta hiç soru sormamamız gerekli şeklinde anlaşılmakta olup hatta soru soranlara sabotajlı, blokajlı, rastlığıyla süsleyebiliyoruz. Bu fikri senakozdan nasıl kurtulabilir ve bu söz ile kast edilen derin manaları nasıl anlayabiliriz? Teslimiyet eğiline sorgu sual yoktur dediği kim? Şey, Allah'a direkt teslim olmuş her hali Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veyahut da maneviyat tarafından işaret olunan kimseler için geçerlidir. O kimse attığı adımı maneviyattan istişarelidir onunki.
Maneviyattan istişareli olduğu için o teslimiyet ehline sorgu olmaz. Bunu böyle kendimden örneklemek istemezdim ama hakkınızı helal edin. Öyle örnekliyi vereyim. Bir gün rüyamda iki kişi geldi beni sorguya çektiler. Bunu neden böyle yapıyorsun? şunu neden böyle yapıyorsun? Şurada şunu yaptım, burada bunu yaptım. Onlar her sorduklarında ben böyle dinliyorum onları. Söylediler, söylediler, söylediler, söylediler, söylediler. Bitti mi dedim ben? Bitti dediler. Bu söyleyecek olduğunuz her şeyi dedim. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Muhammed Mustafa'ya soracağını dedim. Böyle baktılar bana ben ne yaptıysam bugüne kadar onun emriyle yaptım dedim. O bana ne emrettiyse onu yaptım dedim.
bana ne soracak? Bana bu sorduk olduğunuz her şeyi gidin ona söyleyin, ona sorun dedim. Topladılar evrakları, çantaları, dosyaları. Söyleyecek hiçbir şey kalmadı dediler, yürüdüler, gittiler. teslimiyet ehli kendi üzerinde yiyip içeceğine dahi ilham alan kimseler. Yiyeceği, yatacağı, kalkacağı, her şeyi ilham alan insanı.
O teslimiyet ehline sorumluluğu yoktur. Bu o manadadır. Abdülkadir Geylana Hazretleri'nin, Abdülkadir Geylana Hazretleri'nin, Hazreti Mevlana Celaletin Rum'a Hazretleri'nin ehli tasavvufu, teslimiyetten kasıtlarının zirve noktası budur. Ama ondan öncesi teslimiyet nedir? Üstadadır teslimiyet. Bir Sufi üstada teslim olur. Sufinin teslimiyeti üstadadır. Sufi Adnan Hoca'yı dinleyecekse, Üstadına teslimiyetten dolayı dinler. Adnan Hoca'yı, Adnan Hoca olduğu için dinlemez. Üstadına teslimiyetten dolayı dinler. Halit Adnan'ı dinleyecekse, Üstadına teslimiyetten dolayı dinler. Adnan Halit'le ilişkisinde, Üstadına teslimiyetten dolayı, Üstadına, o noktada bakalım.
Bütün Dervişler, bütün Sufiler, Üstadına teslimdir. Üstadına teslim olan kimse, Ağzını açan ilim öğrenmek için bekler. Sorgulamaz. Öğrenmek istediklerini Üstadına sorar mı? El cevap sorar. Bir mesele oldu, O meseleyle alakalı sorar mı? El cevap sorar. Bir cevap alamadığı, Veyahut da öğrenemediği bir şeyi, Üstadına sorup öğrenir mi? El cevap sorup öğrenir. Bunların hiçbirisinde kasıt olmadığı takdirde hiç kimse, hiç kimse bir şey demez. Bunların içerisinde hiç kimse gayet öğrenmek maksadıyla bir şey soruyorsa, Hiçbir Sufi, hiçbir Sufi'ye bir şey demez.
Dememesi gerekir. Denememesi gerekir. Ama öğrenmek kastının dışındaysa, Yine Sufilerin bir şey söylememeleri gerekir. Yapan bir şey yapıyorsa, Hep kendine yapar. Taş atan kendine taş atar. Gül atan kendine gül atar. Seven kendine sever. Nefret eden kendine nefret eder. Eleştiren kendine eleştirir. Tepeden bakan kendine tepeden bakıyor. Tevazulu olan kendine tevazuluyor. Kimse kimseye bir şey yapamıyor kardeşler. Hiçbir kimse kimseye bir şey yapamıyor.
Allah birini sevdi mi, Cümle alem onu kötülese, Allah onu zirveye oturtuluyor. Allah birini sevmediyse, Onu bütün alem sevse, Cenab-ı Hakk'ın yerine eksan ediyor. O yüzden herkes kendine. Allah bizi affetsin. Üstadın yanı başında ben olmalıydım. Üstadın yanında sohbata ben olmalıydım. Üstadın tekkeye girerken yol başında ben olmalıydım. Üstadın her yanı başında ben olmalıydım. Üstadın falan emrine mazhar ben olmalıydım. Üstad göz gezdirdiğimde boyumu uzun gösterin de nazarlarında ben olmalıydım gibi karşıdan bazen güldüren bazen de yapmacık gelebilecek. Ama bir yönüyle de muhtedilere olunca sevimli gelen, fiilyatların temel düşünce kaynağı nelerdir?
Mümince bakıldığında ifradı, tevhidi var mıdır? Olması gereken dinin tavsiyelerine muteber bir ben olmalıydım düşüncesi ve fiilyatı ne olmalıdır? Düşüncelerinizi lütfeder misiniz? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde Cenab-ı Hak sen ehli beytini ağlaraktan meydana çık necranlı Hristiyanlar için onlarla lanetleş derdiğinde ashab sabaha kadar ağladı, yalvardı o ehli beytten ben olayım diye. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cihada gidecek olanları seçerken sahabe o cihada gidecek olanların içerisinde ben olmalıyım diye hep en öne kendilerini attılar. Cihatta yardım için kim ne getirecekse getirsin dendiğinde bütün ashab en fazla benim götürmem gerekir, en fazla götüren ben olmalıyım diye öne attılar kendilerini.
cihat meydanında düşman çıkıp da orta yere savaşacak bir er aradığında ahsabın içindeki herkes Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gözünün içine bakıp savaş meydanında cihada çıkacak olan ben olmalıyım. Eğer kafa gidecekse benim kafam gitmeliydi. Göz çıkacaksa benim gözüm çıkmalı diye ben olmalıyım diye orta yere sererdi kendilerini. Aşık kördür. Maşıkına ulaşmak için her şeyde ben olmalıyım da. O aşık aşığı maşığına olan körlüğündendir. Evet. Üstadımın yanında ben olmalıyım. Öylesine olmalıyım ki edebimle, adabımla, hizmetimle, aşıklığımla, muhabbetimle ben olmalıyım yanında.
Eğer kelle verilecekse ben vermeliyim. Eğer ciğeri sökülmesi gerekiyorsa birisinin benim ciğerim sökülmeli. Kan akıtılacaksa ve ilahi takdirde orada kan dökülcekse benim kanım dökülmeli. İlahi takdirde bir hançer yenecekse ben o hançeri yemeliyim orada. Onda ben olmalıyım. Ama bunda ihlasla, samimiyetle olması gereken yerde. Bu aşıklık halidir. Aşık harap olacağını düşünmez. Aşık yanıp yıkılacağını düşünmez. Aşık gerideki kalanları düşünmez. Arkandakilere ne bıraktın? Allah ve Resulünü bıraktın ya Resulallah. Onların da eşleri vardı.
Onların da çocukları vardı. Onların da malları vardı. Onların da paraları kulları vardı. Onların da dünyada yiyecek yemekleri, içecek suları vardı. Onların da develeri vardı. Onların da sığırları vardı. Onların da koyunları vardı. Onların da sevdaları vardı. Ama onlar her şeylerini bırakıp maşura karşı delicesine koştular. Dışarıdan gören onları deli diyoruz. Eğer size deli demiyorsa sizin yolunuz var daha demektir. Ve yanı başınızdaki deli demesi lazım size. Derviş kardeşiniz, derviş arkadaşınız demesi lazım. Ve sizin deli gördüğünüz vallahi velidir. Sen birisini deli mu dediğinde bil ki sen veli değilsin.
Çünkü deli deliye deli demez. Ona makul gelir. Eğer bir başkasına tahacupla hayretle bakıyorsanız, evet siz yolda kalmışsınız. Bir başkasına böyle olmaz. Koş! Koşmayan laf üretir.
Sevmeyen laf üretir. Hizmet etmeyen laf üretir. Başka bir şey yapmaz. Evet, ben olmalıyım vardır. Sahabede bunun örneklerini görüyoruz. Tabiinde bunun örneklerini görüyoruz. Ve yetişen ilk sufilerde bunun örneklerini görüyoruz. Ama bu ben olmalıydım onun aşıklığındandır. O ben olmalıyım diye düşünmez ki zaten. Onun orada olması lazım. O orada bir hizmetin ucundan tutması lazım. Orada bir cümbüş var. O cümbüşte bulunması lazım. Orada bir hareket var. Orada bir mücadele var. Orada bir cihaz var. Orada bir koşuşturma var. Orada bir hizmet var. Sen neredesin? Sen neredesin? Bu akşam burada ders var.
Zikrullah var. Sen neredesin? Annen geldi. Babam geldi. Dayın geldi. Teyzenin, teyzesinin, teyzesinin, torunu geldi. Dığdının, dığdığı geldi. Bığdının, bığdığı geldi. Bunları çok dinledik biz. Yatırcan eve geldi yıkırlar. Yatırcan eve geldi.
Abinden bir zatın çocuğu vefat etmiş. Ders esnasında, böyle sohbet esnasında gelmişler. Demişler ki efendim, mahdum oğlunuz vefat etti.
Haber getirene dönmüş. Benim dersimi nasıl bölersin? Çık dışarı demiş. Çık dışarı. Benim dersimi nasıl bölersin demiş. Ders bitmiş, sohbet bitmiş. Zikrullah bitmiş. Çıkmış dışarı. Senin dersinden daha önünde hiçbir şey yoktur. Senin dersinden daha önünde bir şey varsa, Senin için birinci sıraya geçmiştir.
Yürü git sen buraya. Evet, sen olmalısın. Sen olmalısın. Ve demelisin ki, evet, biz yanından hiç ayrılmadık. Şimdi insanlar laf söylerler. Bak yanımdan ayrılmayanlar burada. Yanımdan. Ne o sözünde söyleyeyim? Onun, Cafer, Ablan, Hüseyin üçlüsü var. Evet, var. Onlara laf söyletmiyor. Evet, söyletmiyor. Onlara toz kondurmuyor. Evet, kondurmuyor.
Ne yapacaksın? Asacağım. Asacağım. Terk edeceksen terk et o yüzden. Ha, kondurmayacağım. Benimle beraber yol giden hiç kimseye hiçbir toz kondurmayacağım. Sadece üçü değil. 28 Şubat'ta yanımda duranlara hiç toz kondurmayacağım. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashab-ı medel var ya. Ashab-ı medel var ya onun. Onlar da benim ashab-ı medelimdir. Var mı diyecek? O zaman kim vardı benim yanımda? Ben hepsine aşinayım.
Tek tek gözlerinin içine baka baka. Gözlerinin içine baka baka. Bu bir kader. Bu bir hikmet. Bu akıl olacak bir şey değil. Olacak bir şey değil. Ne yaşadığımı ben biliyorum. Sorgularda dolaşan benim. Malımı mülkümü talan edilen benim. Evi yağmalı. Evi yağmalı. Sorguda alay edilemez. Senin evinde bir kuruş bulamadık diye. İki gün üç gün sorguda duran benim. Arkadaşların arasında benim hakkımda olmadık iftiraları koyup da.
Benim yanımda duran bu adamlar yine. Bakın aradan on iki yıl geçti. İftiralardan bir tanesi kalmadı. O ihtirayı çıkaranlar derganın içerisinde yayanlar da gitti. Onlara kananlar da gitti. Ama kalanlar onlar dimdik durdular. O yüzden onu nasıl geriye atarsın? Geçenlerde örnekledim. Hacı Mehmet abi tam karşımda bakarıp arasında. Nereye atacağım şimdi? Ne diyeceğim? Bodrumun altında biz dik kaldırımda zikrlar yaparken evini açmış bana. Hacı Remzi abi nereye koyacağım şimdi? Yani yerimde oturuyorum diye onu metri sena etme noktasında değil. Herkes 28 Şubat'ta sırt döndükten. Buradaki arkadaki evde saklanıyordum ben.
Bana anahtarını vermişti. Eve de gidemiyordum ben. Yardımlamadık bize yeri verdi. Nereye atacaksın şimdi? Ben olmalıydım diyenler onlar. Farkında olmadan. Sufi ben olmalıydım diye düşünmez. Sufi bir şey var orada koşturun. Adam kendi kendine ben olmalıydım diye düşünürse onu yapamaz zaten. O orada bir iş var koşacak onun. Bu manada koşma noktasında koşuyorsa sözcük bir laf yok ona. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden normalde o kimse dostlar aşıklar gerçekten aşık ise kendi aşıklığına göre kördür.
O koşar. Koşarken birilerinin ayağına da basar mı? Er cevap basar. Birilerinin canını acıtır mı? Bilmeden canını acıtır. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin savaşına kamçısı bir sahabenin sırtına vur. Dikkat edin. Aşık maşukuna koşuyor. Etrafını her ne kadar incitmeyecek, etrafını kastılı bir şekilde yapmayacak.
Ama işte hani az önce vardı ya teslimiyet ehline sorgulmaz diye o teslim olmuş. En sonunda hastalık zamanında der ya benden alacağı olan gelsin alsın. Sahabeden birisi gelir der ki ya Resulallah benim sırtıma bir kamçın senindeymişti. Der ki soyun sırtımı. Sahabe yollara dökülür. Ağlaşırlar. Derler ki kimisi malını mülkünü teklif eder. Kongres. Aşıklığa bak. Malını mülkünü her şeyini teklif eder. Yapma. Bundan geri dön. Kısa sisteme peygamberden. Hasta. Ölüm de şeyinler. Bak aşık kör. Aşık kör. O malı mülkü görmez. Herkes sırtını çıkarır.
Gel kaç tane vuracaksan bize vur. Hayır. Onun sırtına. Mal, mülk, develer, yollarda, zemin. Ben onun sırtına bir kamçın. Hazreti Peygamber iki bütün ateşler içerisinde alacak kullanan isteğini veriyorlar. Böndüğünü soyarlar.
Bütün herkes ağlaşır. O halini düşünebiliyor musunuz? Kendinden geçer herkes. O zat gelir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nübüvvet mührünü öpen. Taskın bu videoyu ya Resulallah. Hazreti Peygamber öner der ki cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın.
Nübüvvet mührünü ilk ve son öpen sahabedir. Oydan önce ne nübüvvet mührünü öpen vardır ne de ondan sonra öpecek olan vardır. O sahabe onunla müjdelenir. Aşık kördür. Hep ben olmalıydım deme noktasında değil ama aşıklığından dolayı koşar. Ve der ki bu hizmeti yapmam lazım.
Bu işi benim halletmem lazım. Buraya bir bayrak daha dikmem lazım. Buraya bir kale daha kurmam lazım. Burada bir daha Allah diyenlerin olması lazım. Evet. Bu aşık için lazım. Biri kalanların sorunun sahibine ulaştırın inşallah. Ucundan beraberlere gí une ak grant awak!! Ucundan beri özelliklerim, Hala!" Basiu Vergleich,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi