Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mart 2013 · 1:19:42
Cenâb-ı Hak gündüzümüzü hayırlıdır. Birçen haftadan sorular yarın pahalıydı.
Nerede bunlar? Yerkenmediler mi soruları devam ederlerdi. Birçen haftaki soruların sahibi burada. Sorular burada masanın üstündeydi, alanoğlu mu? Nerede? Azameti, iradesi ve tasarrufu bahsinde şüpheler içinde bulunan kişi iflâh bulmaz.
Ahmet el-Rufâ-i Hak yolcusunun bisturları. Allah-u Teâlâ'nın tamam, rikan ve yarattığı her şeyle alakalı şüphelerimizin yersizliği mi anlatılıyor, açıklanır mısın? Allah, varlık âlemini sıfatlarının tecellisinde tutar. Varlık tamamıyla Cenâb-ı Hak'ın esma-ül hüsnasının tecelliyata altındadır.
Bu manada kul, varlık âleminde herhangi bir şeyin üzerinde tecellir olarak kudret, kuvvet, irade sıfatının olmadığını düşünürse, küfre düşer. Şüpheye düşerse de küfre düşer. O yüzden varlığa baktığımızda buna kendimiz de dahil, varlığın üzerinde Allah'ın sıfatlarının tecelliyatını, Allah'ın sıfatlarıyla o varlık âleminin sev ve idare edildiğini, ilk önce o kimse ilmel-yakin noktasında iman, sonra aynel-yakin noktasında iman, sonra hakkel-yakin noktasında imanla vazifelidir.
Mümin, kendisini o hakkel-yakin, iman noktasında götürecek, o yolda her daim durmak zorundadır, mükellehtir. Ama bunu birinci derecede o kimse ilmel-yakin noktasında bunu idrak edip, bunu algılayıp, bunu anlayıp, hayatını ona göre dizayn edecek, imanını ona göre dizayn edecek. Mevlevilik bu üç gruba mı ayrılıyor? Ahmetler rupaya rupaya kulu, Şabaniye kulu, Muhammediye kulu.
Neden bu üç gruba ayrılmışlar? Arasındaki farklar neler? Bizim cemaatimiz hangi kolda? Bizim o kulu seçiş sebebimiz ne? Mevlevilik üç gruba ayrılmaz. Bir kısım ilk Mevleviler, Şems kolu ile Çelebiler arasında bir şemsi olanlar, kendi kendilerine demişler ki biz şemsiyiz. Şemsi olanlar, Hazreti Mevlana Celalatü Rumi'den sonra kendilerini Hüsamettin Çelebi, ondan sonra Sultan velet ve sonraki timseler olarak algılamışlar.
Bir kısım da kendilerini şemsiyiz olarak görmemişler. Ulu Arif Çelebi'nin yolunu devam ettirmişler. Ulu Arif Çelebi'nin yolu da işte bu selamlama, devruya reçelikleri ve ardından diğer o şu anda Mevlevilik yolundaki rütüelleri oluşturanlar olarak ayırmışlar. Bu noktada kendimize bir yer tayin etme noktasında değiliz ama herhalde tahmin ediyorum kalbimin, gönlümün kaydığı yer, öyle tanımlamak istemem ama şemsi koluna daha yakınız.
Rütüellerle çok fazla işimiz gücümüz yok ama velakin ilk defa duyuyor Rufayinin, Şabaniye ve Muhammediye kolunun, Mevlevinin böyle bir kolu yok, benim bildiğim yok. Biz hangi kolunun dersiyiz, biz bu şemsi ekole daha yakınız. Benim gönlüm şemsi ekolden yana, öyle söyleyeyim. Bunda şemsi ekolde tacın, hırkanın, şemsi ekolde cübbenin, sarın, şemsi ekolde sonradan buluşmuş bu rütüellerin çok anlamı yok.
Daha aşki, daha ihlas ve samimiyete bakan, daha fazla muhabbete dayalı bir nokta. Bunun da durduğu yer zannedilmesin ki neftani, Kur'an ve sünnetin tam ortası. O yüzden ben kendimce, kendi kendimi nitelendirecek olursam veya kendimce, benim kendimce Mevlevilik noktasında, ben neredeyim diye baktığımda kendimi oraya daha yakın görüyorum. O fazla rütüeller boğucu geliyor bana. O rütüeller bana biraz sıkıcı geliyor. Gönlüm haric ediyor ki, Hazreti Mevlana Celal-i Turlumu Hazretleri'nin zamanındaki gibi semazen kardeşler, dost ortamlarında zikrullah yaparken mesela, gerçekten birisi Hazreti Şem'de manasında görsün, kalksın, sema etsin onunla.
Veyahut da zikrullah halakası yapılırken, gerçekten Hazreti Mevlana o semazen kardeşe desin ki, kal, sema ederim, beraber sema etsin. Veyahut sema ederken o semazen kardeş, sema esnasında ama geçmiş semazenlerden birisiyle sema etsin, ama üstadıyla sema etsin, ama Hazreti Mevlana'yı etsin, ama Şemsettin-i Tevrizi'yle yapsın, ama Hazreti Ali Efendimiz'i de yapsın, ama Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem maddeleriyle yapsın, ama kah birinci kat semada, birinci kat semanın melekleriyle sema etsin, kah ikinci kata, üçüncü kata çıksın, kah cennetin melekleriyle sema etsin,
kah cennetteki makamını görsün, cennetteki makamının etrafındaki görevli melekleri görsün, hizmetçileri, onlarla beraber sema etsin, kah harş-ı alyalara sıçrasın, harş-ı alanın etrafında sema etsin, harş-ı alanın melekleriyle, gönlüm bundan yana, kalbimin yakınlığı bundan yana. Bir arkadaşla sohbet ederken, arkadaş erkeklerin namusu mu olur dedi, ben de var dedim, bu konakında bilgi verir misiniz?
Onun namusu yokmuş. Birisi erkekleri komple namussuz görürken, kendisi de namussuz demek. Halk dilinde şöyle bir tabir var, bir kadın birkaç erkekle görüşür, konuşur, ne bileyim işte Kur'an ve sünnetin dışında çıkar, onun adına fahiş ederler.
Hemen damgayı yapıştırırlar. Erkeğin de fahişesi var. Erkek de bir kararda durmaz, o da adamın fahişesidir. Adamın fahişesi, kadının fahişesinden daha kötüdür. Adamın fahişesi dur, durak bilmez. Kadının fahişesi, fahişesi durur. Kadına öyle bir adam denk gelir, oturulan oturduğun yere der, kadın tak oturur oturduğu yere. Kımıldamayacağım bunu der, kımıldamaz. Kımıldamaz. Hele o adam adam gibiysen, kımıldatmaz kadını. Adamın fahişesini, boyadan boyaya girer o. Deseler ki burada on tane kadın fahişe var, karşında da bir tane erkek fahişe var.
Tercih et deseler, o on taneyi alırım. Derin, derin. Sizle uğraşmak daha kolay. Ya, adamın fahişesinden uğraşmak zor. Adamın namussuzu, kendisini cinsel olarak muhafaza etmeyen, haramlardan uzak durmayan, yalan söyleyen, yemin eden, rivet eden, dedikot eden, aldatan, kandıran, bu da adamın namussuzluğu. Namussuzluk kadına ve erkeğe göre değil ki. Namussuzluk herkese. O yüzden sakın ha. Size tavsiyem. Adamın fahişesinden korkun. Adamın fahişesine söz geçirecek, ulan yok, kurşun.
Adamın fahişesini oturtacak, ulan o. Ona bir kurşun, o durur, durursa. Durmazsa öldürmek zorunda kalırsın. Katil eder adamı. Kadın öyle değil. Kadın bir adamı severse, bu arada kalır orada. Veya kadın bir adama aşık olur, kalır orada. Kadınların bu fıtri özellikleri var. Veya kadın, hem böyle kudreti, kuvveti, iradesi, yerinde olan bir adamla karşılaştığında, onun koltuğunun altına girer, edeblenir.
Adamı edeblendirmek daha zordur. O daldan dala konar. O da adamın namussuzudur. Allah muhafaza eylesin. Nevlana Hazretleri, Kur'an'ın yedi harf yüzlerine nazil olduğunu söylemektedir. Şimdi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatına bakın, onun hayatına baktığınızda, bir erkekle öyle kıyaslayın. Eğer onun koyduğu ölçülere uymuyorsa bir erkek, o da adamın namussuzudur. Bizde şöyle bir şey var. Yani kadın zina yapıyor sadece. Ya bu kadın kiminle zina ediyor? Vurmuş yerleşmiş, zani olan kadın, erkek değil ya.
Veya yalan söyleyen kadın mı? Aldatan sadece kadın mı? Kandıran sadece kadın mı? Adamları, kadınlardan daha da işte. Dediğim belliydi. Bunun bir avırlığı vardı, bir otoritesi vardı, bir çizgisi vardı, bir duruşu vardı. Adam o otoritesiyle, çizgisiyle, duruşuyla adamdı. Herkes onun peşinden giderdi, o herkese bakmazdı. Herkes onun peşinden giderdi, o herkese bakmazdı. Herkes ona yalvarındı.
O dönüp bakmazdı. İşte o adam, arşalenin altında gölgelenecek olan adam. Hani yedi sınıf var ya, mahşerde, hiçbir gölgenin bulunmadığı bir anda, Allah diyor onu, arşalenin gölgesinde gölgelendirir. Bu yedi sınıftan birisinin, birisi şu, gecenin yarısında diyor, soylu bir kadın, güzel bir kadın, her şeyle iyi bir kadın, ona gel dedi, teklif etti de, o Allah'tan korkarım dedi, gitmezdi, gitmedi.
İşte o adam diyor, arşalenin gölgesinde gölgelendi. Muhteşem değil mi? O mesaj çekecek sana, gel diyecek, sen mesaj çekeceksin, Allah'tan korkarım, geleme. O mesaj çekecek, sen neredesan ben geleyim diye, sen de mesaj çekeceksin, Allah'tan korkarım, yapamam.
Bu adamın namuslusu, bu adamın kalitelesi. Hz. Melihana'nın ne olursan o gibi, buraya uygulanmaya kalkıyorlar. Evet, bu yol değil. Allah bize affetsin. Kur'an'ın yedi harf üzerine nazil olduğu söylenmektedir. Mevlana Hazretleri zahir ve batın meselesine de, işaret olduğu ve buna nebiler ve veliler bilebilir diye vurgulamaktadır. Mevlana'nın Kur'an yedi harf üzerine nazil olduğu demesindeki hikmet nedir? Hakkını zelal edin demiştir. Hz. Mevlana yedi harf üzerine kurdur demiştir. Yedi harfü de söylemiştir herhalde. O yedi harfü de söylemek lazım. Bakın, Kur'an, Hz. Mevlana'nın şunu dediğini biliyorum, Kur'an bir mana denizidir.
Baştan başa manadır. Eyvallah. Ama böyle Kur'an'ın üzerinde, böyle bir sırlar dünyası oluşturmak, onun üzerinde böyle işte bilinmezlikler dünyası var. Oluşturmak. Ve o bilinmezlikleri de, belirli yerlere bağlamak. Ve bu bilinmezliği, filanca bilir. Fişmanca başka kimse bilmez, ee onlar da bunu söylemezler. Cenab-ı Hak Kur'an'ı bilinsin, anlaşılsın, yaşansın diye indirdi. Bilinmezliği var ise, kendi çağına göre, o çağının müceddedi, o çağının velisi, o bilinmez noktası, o çağa göre, o anlaşılmaz noktasını ishar eder, söyler.
Ve o veli, Kur'an'ı kendi zamanında en iyi yaşayan kimsedir. Kur'an'ı kendi zamanında en iyi anlayan kimsedir. Ve o velinin ayak izlerini takip ederekten, Kur'an'ın manasına ulaşılır. Nasıl? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adletlerinin ayak izlerine bakarak da, bir kimse manalar manasını bulur mu? Evet. Bir velinin ayak izleriyle de o kimse, ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sayesi ve onun nuraneti ve ruhaneti üzerinden ne yapar? Kur'an'ın manasına ulaşır. Kur'an'ın manası açıktır. Kur'an'ın manası, bilmeyenlere gizlidir, saklıdır. Kur'an her gün mana itibariyle yenilenir.
Her gün mana itibariyle yenilenir. Kime yenilenir? Her gün mana itibariyle hayretten hayrete geçene yenilenir. O hayretten hayrete geçer. Ashabım yıldızlar gibidir dedi. O Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, o zamanda yaşayan ashabın ortasındaki bir veli bul, onun ayak izlerinden yürüp, Kur'an'ın manasına eriş. Kur'an'ın manasını bin yıl önce yazılmış eserlerden arama. Kur'an'ın manasını beş yüz yıl önce yazılmış eserlerden arama. Kur'an'ın manasını yüz yıl önce yazılmış eserlerden arama. Kur'an'ın manasını evli yıl önce yazılmış eserlerden arama. Onlardan bulacağın mana değildir. Onlardan bulacağın işin zahiridir, işin dairesidir.
İşin doğru düzlemidir. Eğer doğru bir noktada, doğru bir kitaptan, doğru bir kaynaktan aldıysan. Kur'an madem ki her an kendisini yeniliyor, sen de Kur'an'la beraber her an kendisini yenileyen bir mana güneşi bul, onun peşine düş, sen de o manaya bul. O manaya eriş. Ama sen o mana güneşini bulamadıysan, sen karanlıkta kaldın. Televizyonlarda da çıkıyorlar, Kur'an'ın sırları. Ne o Kur'an'ın şifreleri, yok Kur'an'ın evce tesadüf. Bunların hepsi de boş. Şifresi de o devirde yaşayan bir veli zattır, Kur'an'ın manası da o devirde yaşayan bir veli zattır. O zattı bul, onun ayak izlerinden o manaya bular. Bulduysa, o yüzden der Hazreti Mevla'nın esnevisinde, sen bir veliye, veliye elini verdiysen, sen ona tabi olduysan, senin insandır o da, başka bir meyit de senin mehdindir de, başka bir meyit de senin hızrındır de, başka bir meyit de senin ahmedindir o da, senin ahmedin.
O yüzden, bu Hazreti Mevla'nın demiştir, eyvallah. Kimsenin sözüne hayır bu dememiştir deme noktasında değiliz. Hazreti Mevla'naya göre İslam, Mevla'na Hazretleri, İslam'ı anlatırken, yorumlarken ona aşina olur, dilinde tellallık yapan bir çağrı vardır. Sizce Mevla'na Hazretleri, İslam'ın tam olarak neresindeydi, hakkınızı helal edinir. Hazreti Mevla'na bu noktada kendi diliyle söylemiş, ben Kur'an'ı kuruyam, Muhammed-i Mustafa'nın yolunun tozuyam. Kim bunun dışında bir şey söylerse, söylediği o sözden de, o kimseden de uzağın demiş. Dostlar, din Kur'an ve sünnettir, İslam Kur'an ve sünnettir, aşıklık Kur'an ve sünnettir, sufilik Kur'an ve sünnettir, güzel ahlak Kur'an ve sünnettir, sevgi, arkadaş sevgisi, dost sevgisi, Allah sevgisi, Kur'an ve sünnettir.
Hepsi de Kur'an ve sünnetin içindedir. Kim Kur'an ve sünnete bağlanır, sımsıkı kendisini oraya adapte ederse, o Kur'an ve sünnetin tam ortasında olur. Bu kim olursa olsun, kim Kur'an ve sünnete azıt işleriyle sımsıkı yapışmadı, onun adı, namı, lakabı, cinsiyeti, asabiyeti ne olursa olsun, o atıldır, batıldır. Hazreti Mevla'na Kur'an okuyanları gemiş sayılıyor demektedir. Bazısı biz Kur'an'ı bir gecede hatmettik dediklerinde Hazreti Mevla'na onlara siz nasıl oldu da çatlamadın diye hayretle karşılaşmış, karşılamış. Mevla'na Hazretleri Kur'an okuyanları onlar gemiş sayıyor demekle bundaki hikmeti nedir? Zahirine bağlı var. Kimisi de tesbih sayar, sufilerden. Onun için 500 sefer la la illallah demek önemlidir.
O kimse tesbih sayar. La la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah, la la illallah tesbih sayıyor. Hani teravih namazlarında jet imamlar vardı diyor. Elhamdülillah, la illallah, la la illallah. Gitti. Gitti. Ben de euzubillahimineşeytanu resim, bismillahirrahmanirrahim, da subhane ki okulken adam Fatih aydın diyor. Vah diyor, önceden bizim gençimiz öyleydi. Yeni namaza başladığımda ben o sene, bir sene sona, iki sene sona mıydı? Dünya kupası maçları vardı. Bayındırdı da jet imam vardı bir tane. benim camiye diyordu. Maça yetiştireceğim sizin camiye.
Bütün gençler arkasında maç seyredecek herkes. Ben bir gün gittim. Yok mümkün değil. Ben evde iade ettim namazı. Yani ben hiçbir şey anlamıyorum. Biz çıktık camı geldik. Dedim ya bunu ne kıldık biz şimdi? Ne yaptık biz? Güldür güldür güldür dünya kupası maçı var. Herkes oraya gidiyor. Yetimamı yetiştiriyor. Bunun gibi o kimse Kur'an-ı Kerim okuyor. Mana yok. İdrek yok. Çocukların önüne cevizleri verirsin sayar ya çocuk. Benim kaç tane cevizim var diye. Sayıyor. İçini yemiyor ki çocuk. Ceviz saymak için değil. Yemek için.
Kıracaksın. İçini yiyeceksin. Kur'an'ı okurken kabukta kalmayacaksın. Elhamdülillahirabbilalemin dedim mi kalacaksın. Bir alemden bahsedeceksin bana. Bazen böyle söylerim.
eleştirirler. Hal gören derviş kardeşlerin arkasında namaz kılmayın derimler. Allah'u ekber dedi. Elini kaldırdı. Tıp Beytullah karşısına geldi. Karıştırdı. O onu seyredi. O onu seyrediyor. Arkadan başlıyorlar. Allah'u ekber. Allah'u ekber. Subhanallah. İşte birisi Allah'u ekber. Oradan var ya Allah'u ekber. Allah'u ekber. Amazda kendini verdi mi arkadakinden dövecek adam. Asıl bir adam geçti mi Allah'u ekber, Allah'u ekber, Allah'u ekber, Allah'u ekber, Allah'u ekber gitti gitti.
Ne olacak ki? Ama bir mana olan bir adamın arkasından namaz kılınır. Ona da kimsenin gücü yetmez. Veledalim dedi kaldı. Delalette olanları seyrediyor. Celalak başlıyor. Veledalim dedi ya. Bizi delalette olanlardan eylemem. Amin dedi. O da başladı sıralanmak delalette olanlara. Hadi geç ihlasa. Hadi geç bir tarafa. Kıyandasın veledalim, amin dedi. Bölük bölük geçiyor delalette olanlar.
Örneğin gözünün önünde. Ne kadar sürer acaba yaktı duruşuyor? Vakti kendi kendine böyle bir şey yaşadığından falan değil daha öyle algılamayın. Öyle kendi kendine fikir üretiyor. Akıl var ya işte aklımızın önünde biraz. Sabah olur mu acaba ki? Ondan sonra diyelim örneğin. Bitti. Adam namazda olsa aklına gelir mi acaba? Diyor ya şimdilerini. Adam bir de kendini gördü delalette. Eyvah. Aha sen de onların içindesin dese ne olacak? Teviz sayıyor.
Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Mana ahirde yaşayanlar için konuşulmaması gereken şeyler. Adamın içini acıtır. Adamın ciğerini acıtır. Adamın yüreğini acıtır. Adamın içini Allah bullak eder. Yaşamayan bir kimse kalifi çürükse red eder böyle şeyi. Yok böyle bir şey. Sufilerin uydurması mı dersin? Yaşanman mı öyle şeyler dersin? Zikrümah'da öyle şeyler mi olurmuştu arada? Kördür çünkü o. Kimi kör vardır?
Körlüğünü bilir. O ehvendir. Der ki kardeş biz hatalarımızdan, Kutsalılarımızdan dolayı bu mana tarafına geçemiyoruz. Geçemedik. Biz aklımıza vurduk. Bu adam sevilir mi dedik. Bana öyle diyorlardı. Yani bir şey böyle sevinmez. Sen yanlış yapıyorsun. Sen kufur desin diyorlardı bana. Açıkça söylüyorlardı. Sen nara gidiyorsun diyorlardı.
Kendi şeyhimin yakın, yakınındaki insanlar dahi söylüyorlardı bunu bana. Dervişlere söylüyorlardı. Duymuyordur bizi. İzin vermeyeceğim. Bizim bazı kardeşlerimiz, bazı kardeşlerin yanında delik. Dengesi yok. Hasta. Tedaviye ihtiyacı var. Muhakkak psikolojik ve fiziklik tedaviye ihtiyacı var. Şimdi burada dahiliyeci, doçent var. Kanser uzmanı. Desem ki burada arkadaşların arasında doktor gözlüğünle bak, psikolojik problemli olan bir kimse tanımlayabiliyor musun? Böyle rahatsız bir kimse var mı desem? Der ki yok. Herkeste var olanlar burada da var der. Belki içinden bir kez tanesini iyice tedavi etse, her neyse işte bana öyle bir doktorane bakmış olsa senin biraz dengen kaçık diyebilir belki de.
ama öyle fiziklik, psikolojik aşırı dereceden rahatsızlık tespit etmemişler herhalde. Tesmin etti mi doktorun? Öyle bir şey var mı? Yok değil mi? Ama dervişlere dışarıdan bakanlar içlerinden bir kaç tanesini öyle görebilir. Veyahut da öyle gören arkadaşlar var, kardeşler var. Bunu böyle bazı ilçelerde, bazı yerlerde böyle sürtlerse bunun propagandasını yapıyorlar. Manadan haberleri yok. Bunu biraz konuştuğumuzda, hani manadan konuştuğumuzda yani bunlar rahatsız oluyorlar. Yani her şey manamı, her şey kabir hali mi? Her şey zikrullah'ta hal görmek mi? Değil kardeşim, her şey öyle diyen yok zaten. Ama burası da var, görün burayı. Orasının var olduğunu oraya gidip gelen biliyor.
Burayı gören biliyor. Ya Abdülkadir Geylani de mi yalancıydı? Ahmet el-Rufayi mi? Ahmet el-Bedevi mi? İbrahim Musiki mi? Şeyh-i Aslan'ın Şahdeli mi? Şah-ı Nakşimendi mi? Hazreti Mevlana mı? Hacı Bektaş veli mi? Hacı Bayrağı mı veli mi? Üftada Hazretleri mi? İsmail Hakkü Bursevi mi? Daha ne ceza var? Kendisini tarikatçı görmek istemeyen, kendisini tarikatçı görmek istemeyenlerin dahi piri noktasında olan Bediüzzaman Said-i Nursi.
Hepsi de o mana aleminden birer damla akıtıyorlar. Hepsi de mana aleminden Fırat Nehri gibi çevirmişler, insanlara aktarıyorlar. Var kardeş, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri kabir halinden bahsediyor bize. Onun halifesi olan Hazreti Ebu Bekir Efendimiz kabir halinden bahsediyor. Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretleri kabrin başına gidiyor. Bunlar için alem farkı yok. Buradan ses geliyor buldum ya. Bahrediliyor orada Hazreti Ömer Efendimiz aleyhisselamın kıssasını.
Bize Kur'an beyan ediyor. Süleyman aleyhisselamın yanındaki bir kömetin, belkısı tahtıyla beraber getirdiği. Bize Kur'an bildiriyor. Yakup'un, Yusuf'un kutusunu aldığını. Yakup'un gönleğiyle, Yusuf'un gönleğiyle Yakup'un gö... ...gözüne Yusuf'un sürmeden geçer gidersen, kör olarak göçsen geçer.
Bir Yusuf'un, onun gömleğini bırak kendisini. Onun gömleğini sür gözlerine. Bir Yusuf için otur ağla. Yusuf için bir otur ağla bir Yusuf'un var mı? Bütün pirler, bütün evliyalar, bütün veliler. Oradan bir şey anlatıyor. Oradan bir şey anlatanın adı var. Oradan bir şey anlatmayanın adı sanıyor. Oradan bir şey anlatanın adı duruyor. Bediüzzaman Sayyid-i Nursuz'i Hazreti A'dan bahsediyor. Müceddiden bahsediyor. Abdülkadir Eylani'den bahsediyor. Ahmed Arufay'dan bahsediyor. Ondan sonra Nakşimani'den bahsediyor. Bütün devrinin kendinden önceki yaşadığı pirlerden bahsediyor.
Bahsediyor. Hazreti Mevlana bahsediyor. Bahsetmeyi kimse yok. Neden? O manadan almışlar. O manadan haberin olacak. O manaya bir gözün bakacak. Yoksa ne işimiz yok? Yok mu başka sohbet eden? Ne deliden melek bir adam dinleyecek millet? İşin manası işte Hazreti Mevlana'da o manadan bahsediyor. Yok Kur'an bir mana. Sen onun manasına eriş. Nereden erişsen o manaya? O mana ile manalanmış bir kimseden erişeceksin. Erişseydin bütün hafızlar erişecekti. Hafızlıkla erişmiyor bak.
Hafız hırs etmiş Kur'an'ı. Başına taç kendirilecek. Aslında o başına taç kendirilecek olan zahiri hafız değil ha. Ama zahiren onu gördüğümüzde zahiri hafız. Harika. Devam edin. Sizin de başınıza taç kendirilecek olacak. Nasıl hafız ki? Manaya ulaşan. Manaya ulaşan. Eyvallah. O manaya ulaşanı bulursan, sen de manaya ulaşacaksın. Hazreti Mevlana o güne kadar Kur'an'ı mı bilmiyordu? Hazreti Mevlana Şemsettin-i Tevriziye gelinceye kadar hadis mi bilmiyordu? Hazreti Mevlana Şemsettin-i Tevriziye varıncaya kadar ayetten, hadisten, fıkıhtan, kelamdan, akaitten, Arapçadan, Farisinceden, Kimya'dan, fizikten, matematikten bir haber miydi?
Hepsinde ilmi vardı kendisinden. Hepsinde ilmi var. Ama Şemsettin-i Tevriziyle manaya ulaştı. O manaya ulaşmak lazım. Allah cümlemizi inşallah o manaya ulaşanlardan eklersin. Amin. Yaklaşık bir senede sizin derslerinizin güzel ahlakınızla ahlaklanmak ve Peygamber Salullah ve sellemiz cümlesini öğrenmek ümidiyle takip etmekteyiz. Yaptığınız hikmetlerden dolayı Allah razı olsun. Soru. Ders almak konusunda bizi bilgilendirirmişsiniz. Soru. Gönüme girdi tamamlama akıllıya zorluk çekiyorum. Gümrük bizi tamamlamakla zorluk çekiyorum.
Bir de niyetlendiğim anda ya da namaza durduğum anda esneme ve uyku basıyor. Bu halde nasıl kurtulabilirim? Gece namaza kalktığında içme bir korku oluyor. Bundan nasıl korunabilirim? Ders almak bir velinin yolunu, ayak izini takip etmek demektir. O velinin izini takip ederken sünnete tabi olma, Kur'an'ın hükümleri dairesinde durma birinci haldir.
Bunun işareti de o velinin üzerinden bir vir ile talip olma. Ders almak sadece vir çekmek demek değildir. Bir kimse bir yoldan, bir veliden, bir vir talip etti aldıysa manen şunu der. Ben Kur'an ve sünnet dairesinde kalaraktan senin söylediğin Kur'an ve sünnet dairesindeki her şeye tabiri. Bu manada, bu dairede bana düşen bütün vazifelerini yerine getirmeye söz veriyorum. Bu manada Kur'an ve sünnet dairesinde bana ne söylersen onun başını gözümün üstüne koyup yerine getireceğime söz veriyorum demektir. Ders almanın manası mıdır? Yoksa günlük yüz tane tövbe, yüz tane salatü selam, yüz tane la ilahe illallah huvattahu la şerikeler, yüz tane ihlas çekmek muhakkak bir bu işin anahtarı gibi, bu işin kapıdan girişi gibi.
Ama asıl önemlisi oranın adabıyla, erkanıyla, oranın haliyle hallenmek, oradaki vazifelere, oradaki çalışmalara, oradaki aktivitelere, gönülden üzerine düşen vazifeyi yerine getiriyor. Günlük bir yılda tamamlamakta zorluk çekmek, o yolun birinci derecede hak olduğunu gösterir ki şeytan onunla uğraşıyor. O kimse, o şeytanla mücadele edecek, daha işin birinci safhası, o yıldını bitirecek.
Bu noktada gevşeklik yapmayacak, bu noktada serkeşlik yapmayacak. Bu, o kimsenin sımsıkı bağlanacağı bir şey. Namazını kıracak, birini çekecek. Virkle oraya olan aidetini, oraya olan bağını sağlamlaştıracak. Sonra oranın haliyle hallenme noktasında gayret edecek. Korku şeytandandır, nefistendir. Gece namaza kalktığınızda zikrullah yaparken, korku gelir, dene bak bizi korkudan muhafaza eylesin. Namazda, kıyanda elleri göbek hizasında bağlarken, diğer üç mezhepte göğüs hizasına bağlanıyor. Bazıları, özellikle yeni türlü mezhepsizler bunun yanlış olduğunu söylüyorlar. Görüşlerinizi mülkezermişsiniz demiş.
Normalde hanefiler göbek hizasında bağlarlar. Diğer üç mezhep bir hameliler sarkıtırlar, aşağı salarlar. Şabiler de göbek hizasında bağlarlar. Malikiler bir tek yukarıda tutarlar. Hameliler salarlar aşağı ellerine. Yani üç tane namazda duruş şekli var. Bir göbek hizasında bağlamak, iki sarkıtmak, üç göğüs hizasında tutmak. Göğüs hizasında tutanlar malikilerdir. Bunların bir kısmı şimdi o mezhepsiz demek istemiyorum ben. Böyle kendilerini farklı görmeye çalışan bazı Müslüman kardeşlerimiz var. Onlar böyle kimisi işte göğüslerinde tutuyorlar, dökümler batıl görüyorlar. Kimisi böyle işte ama ben sarkıtırım elimi ama göbeğime bağlarım ama göğüsüme bağlarım.
Ben böyle biraz da latifeden derisine dedim ki olmazsa ensene de bağlasan olur dedi. Ben olur dedi. Bu da sünnetin dışında mı dedim ensene bağlamak? Olabilir dedi bunda bir şey yok dedi. Ben dedi ensene bağladım diye Allah namazını kabul etmez mi dedi bana. Valla bilmiyorum dedim. Peygamberine uyul diyor dedim. Bu peygamberine uyulmamış oluyor. O yüzden peygamberine uyulmadığından dolayı sakatlık çıkıyor buradan dedim. Ayet-i Kerime'ye resmen dedim. Burada karşı duruş oluyor dedim. Falan. Şimdi bu noktada benim bu ben kendi dairende ibadetlerimi yerine getirirken mümkün ise Hanefi mezhebinin iştahatlarına uyuyorum. Mümkünlüğü artık yok ise bulamıyorsam orada Maliki mezhebinin iştahatlarına uyuyorum.
Onları bulamazsam Hanbeli mezhebine bakıyorum. En son şafi mezhebine bakıyorum kendimce veyahut da bazen bir hadis-i şerif görüyorum orada. O hadis-i şerifin sahihliğinde kalbimde zerretince bir şey yoksa ve insanların toplumun dini yaşamasında bir kolaylık söz konusuysa onu da kendime ölçü edebiliyorum. Ama kendimi mezhepler üstü veya mezhepler altı veya mezhepsiz görme noktasında değilim.
Hadis-i Kudsi ne demektir? Cenab-ı Hakk'ın Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kalbine verdiği ilhamdır. Futbol maçlarında maçı yöneten hakeme bazen taraftarlar edep dışı huş sözler sarf ediyor. El-Hakem Allah-u Teala'nın ismi şeriflerinden birisi olduğunu göre bu edep dışı sözlerde küfre düşme tehlikesi olur mu? Ya küfretmek günah kebair zaten ama normalde o hakim gözüne gözüküyor ya, o normalde o esnada Allah'ı nitelendirmiyor. O yüzden onu öyle kapıpta küfür noktası göremeyiz. İhlas ne demektir? İhlasla yapılan ibadetle yapılmayan arasında fark vardır, mutlaka nelerdir? Nasıl ihlaslı olabiliriz?
Yani Allah'a inanmayan veya kafirde de ihlas var mı? İhlas, her şeyin bir ihlas noktası vardır. Bir kimse öğretmendir, öğretmenin ihlas noktası vazifesini tam anlamıyla hukuka uygun yerine getirmektir. Vazifesinin tam anlamıyla o hukukun içerisine yerine getiriyorsa o kimse nedir? İhlaslı bir öğretmendir. Doktor olacak bizim doktor yarın hukukun, doktor hastasını tam anlamıyla tedavi etmek, tam anlamıyla bakmaktan yükümlü.
Ne harika çalışıyor? Devlet tarihesinde, devlet tarihesinde, devlet ona kaç hasta bakacaksın demiş, elli. Doktor ihlasla elli hastasına bakmakla yükümlü. Elli hastasına bakmakla yükümlü olduğu şeyi ihlasla yapacak. Bu paralıydı, bu parasıydı, bunu üterdim, bunu ütümendir. Bu ütebileceğim kimse. Bunların hepsine bakın, doktorun ihlasını bozacak şeyler. Bu mesleklerde ihlaslı olma. Adamın işi var. Ticaret yapıyor, ticaretinde ihlaslı olma. Çiftçi, çiftçiliğinde ihlaslı olma. Çöpçü, çöpçülüğünde ihlaslı olma. Yeri tarihini süpürecek. Herkes bir iş yaparken, o yapmış olduğu işi, tam manasıyla yerine getirmeye gayret edecek. Bütün samimliyetini ortaya koyacak.
Bunu, işindeki ihlaslı ol kimsenin. Ama bir kimse var. Namazın abdesine işinde ihlaslı değil, o işine ihlaslı da var. Bizde şöyle bir şey var. Adam namazını ihlaslı kılacağım diye düşünüyorum. İhlaslı insan, bütün her hayatının her dönem, her noktasında ihlaslıdır. Adam ihlaslı mı? Namazı da ihlaslıdır, orucu da ihlaslıdır, işi de ihlaslıdır. Eşine de, çocuğuna da, aşına da, arkadaşına da, dostuna da, bütün etrafındaki çevresine, hayatına ihlas siner. Onun hayatının hiçbir alanında, ihlasın sinmediği bir nokta yoktur. İhlas, sırf o meselelerin hukukuna uygun davranmaktır. Namaz kılıyorsun, namazda ihlas nedir?
Allah için namazı kılmaktır. Oruç tutuyorsun, oruçdaki ihlas nedir? Allah için oruç tutmaktır. Çömertsin, Allah için cömertlik yap. Şeyhine cömertlik yapma. Ben Allah için yapılması gereken yerde yap. Git, fukara bir kimseyi yedir, yemek yedireceksen.
Şeyhine giydireceğim de uğraşma. Nerede yiyorsa iyisin o. Şeyhini giydireceğim de uğraşma. Nerede kim giydiriyorsa giydirsin onu. Sen git, fukara bir kimseyi giydirsin. Cömert, her yere cömert. Herkese cömert. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleriyle bir yerde yemek yiyoruz. Yemek yiyecek. Birisi zili bastı, kalktı ev sahibi. Kapıyı açtı. Selamun Aleyküm, ben şeyhimi görmeye gelmiştim dedi. Ben sesten tanıdım kimin olduğunu.
Tam o sofra kurulu. O arkadaş, gelen arkadaşın cebine beş on kuruş koymuş. Sen demiş, hadi git yemeğe bir tak diye. Derse gelirsin dedi. Ben tanıdım ama sesini. Şunu unutmayın, herkese umumu söyle. Herkes şeyhiyle oturup yemek yemek ister. Herkes şeyhiyle oturup sohbet etmek ister. Hakkı herkesin. Bir şeyhi bir eve misafir ediyorsa bir kimse kapıyı kapatamaz. O kapıya kim geliyorsa, orası şeyhin evidir. Adap budur.
Adam seçmek, insan seçme hakkı ev sahibine ait değildir. Adap budur. Şeyh Efendi derse, oğlum hiçbir kimse gelmesin, dinlence eyvallah. Onun hakkı. Bir yatacağım, bir yorgunum. Onun hakkı. Oğlum üç saat kimse gelmesin. Hakkı. Oğlum bugün hiç kimse gelmesin. Hakkı. Böyle bir şey dediyse kapıdaki kimse özür dilerim. Üç saat, bir saati kabul edemeyeceğiz. İstirahat ediyor. Özür dilerim. Şeyh Efendi hiç kimseye almayın içeride. Hakkınıza ileride. Özür dilerim. Şeyh Efendi yarın sabaha kadar kimseye almayın. Bitti.
Bu adaptır. Şeyh Efendi soyunup değiniyor. Kimse girip çıkmaz içeri. Üstünü değiştiriyor. Kimse girip çıkmaz. Vardır onun yanında, o noktada hizmet eden bir kimse. Bir şey yiyip içiyor. Kimse girip çıkmaz. Zorlamaz kimse kapıyı yiyor. Adaptır. Kapıdaki yemek yiyor dedim. Biter mesela. Soyunup değiniyor kardeş. Biter mesela. Namaz kılıyor. Biter mesela. Bir saat sonra çıkacak. Biter mesela. O günde bize oraya eve gitmek. Akşam yemeğe yiyeceğiz. Derse gideceğiz. Bunlar yol adabı. İyi dinleyin bunları. O arkadaşın cebine beş on kuruş koymuş.
O göndermiş. Bir şey oldu. Ben kalktım sofrada. Aslında ben rahatsız oldum. Can adamın göndermesinden rahatsız oldum ben. Canım sıkıldı benim. Namaz dedim bu adamı geri gönderdi. Adam dedim onca kilometre yol gelmiş. Ben hangi kazadan geldiğini biliyorum adamı. Adam ya dört beş yıldan beri. Benim derdi işte başladığından itibaren derdi. Ya tabi Bursa'ya geldi. Aradan bir zaman geçti. Canım sıkıldı. Nereden gönderdi dedim ben. Ya Allah affetsin. İnsan bir der. O zakirliğin, çavuşluğun, o ilgilenmenin verdiği acı vardır. Sen ilgilenmişsindir. Koşmuşsundur. Birisini birisini daha getireceğim. Kazandıracağım diye uğraşmışsındır. O uğraşmayan, ham, uğraşmayan, gafil, uğraşmayan, fütursuz, uğraşmayan, edepsiz kıyak.
Koparır kimisi. Bu kadınlarda da var. Bilmez, söyleyeceğini bilmez. Nerede ne yapacağını bilmez. Kim bilir, gösterişli, şatakçı, şatakçı dedikoducu. Kıybetçinin tekidir öyle. Ben hasta oldum ben kalktım bir şey oldu. Ben böyle canım sıkıldı benim. Dedim hani bir havamı değiştireyim diye. O esnada tabi Şeyh Efendi benim yüzümün değiştiğini anladı. Ya beni tanımayan bir kimse değil. Kimdi oğlum gelen demiş. Filanca Edefendi demiş. Cebine üç kuruş koydum gönderdim demiş. Edepsiz, herkes edepsizdir. Edepsiz şeyhede edepsizdir.
Edepsizliği edepsizliği değişmez ki. Şeyh Efendi hiçbir şey dememiş. Ben girdim içeri. Baktım Şeyh Efendi demişti değişik. Ben kendime canım sıkıldı. Ben Mustafa Öztürk'e paça verdim açık verdim açık verdim. Yüzünü değiştirdim dedim anladın dedim ben. Senin canını sıkıldı dedim. İşte çorba koydu yemek kuzdu. Mustafa Efendi yesem dedi. Ben şimdi canımı sıkıldı ya ben daha ağırdan oluyorum. Dedim midem ağrıdı oğlum dedi. Ben şimdi onun midem ağrıdı demesinden anladım. Dedim tamam. Bitti bu gecelerime. Ne mi çorbadan aldı, ne yemekten aldı. O şimdi Efendi baba şöyle yiye, Efendi baba böyle yiye filan. Bana Mustafa Efendi şundan değil, ben ondan yiyorum.
Mustafa Efendi bundan değil diyor. Ben şimdi iki kaşık alıyorum, ondan bir kaşık alıyorum, bırakıyorum. Mustafa Efendi bundan değil diyor. Ondan da bir kaşık yiyorum, ben bırakıyorum ben şimdi. Bana bitir dese bitireceğim ben. Bundan değil diyor, yiyorum ben. Bitti yemek. On dakika bile sürmeyin. Anıdından veriyorum. Efsinden yedin mi dedi. Yedim efendim dedi. Kaldıralım dedi. Efendim siz yemediniz dedi. Minem ağrıdı oğlum dedi. Kaldırdılar sofrayı. Sen sofrayı kaldıra koy dedi. Mustafa Efendi gel şurada namazımızı kılalım. Tek efendim dedi. Ben geçtim şimdi. Biz geçtik odaya. Efsir abi de gel namaz kıl demiyor. O sofrayı bırakıp gelecek oldu. Sen sofrayı kaldır dedi sana dedi.
Sen kaldır sofrayı. O sofrayı kaldırıyor. Biz içeri geçtik ben kamet dedim. Allah'a o ekber dedi. Şeyh Efendi Fatiha'yı bitiremedi. Durdu. O içine ağlar. O ağlıyor ben ağlıyor. O ağlıyor ben ağlıyor. Biz akşam namazına anca bitirdik. Gidelim onun dedi. Kalktık. Bir kullahı yaptık orada. O bellede. Gece saat 12 oldu. Ben dedim burada kalmayacaktım. İçimden. Telefon açtım.
En yakın yere. Dedim hazırlanın geliyoruz. Gece. Hazırlanın dedim geliyoruz. Ders bitti. Dışarı çıkıyoruz. Herkes Efendi'yi işte misafir edecek. Evler hazırlı yerler var. O sahabenin hazır mı gidiyor mu dedi ona. Gidiyoruz efendim. Hazır mı gidiyoruz mu dedi. Gidiyoruz efendim. Ben koştum arabayı getirdim. Herkes nereyi götürüyorsun nereyindir. Mustafa'yı gidiyoruz dedi ya dedi. Kafaya takmışsın dedi dedi. Gider o dedi. Beni de götürür şimdi dedi. Millet bana kızıyor boyunca. Benim zaten kaderim bu. Ya şeyh benim emrime sanki. Herkes öyle mi? Ben kimin emrinde olacağım ki?
Ben şeyh değilim de. Ben hayatım boyunda hiç kimsenin emrine girmedim. Şeyhim hariç. Hiç kimse bana benim istemediğim, benim kabul ettiğin bir şeyi bana dikt edemez. Hiç kimse. Hiçbir kimse. Yaşayanların içinde. Zahirlerin içinde. Bana dikt eden bir tek şeyhim olmuştur. Biz çıktık. Bindik arabaya gidiyoruz şimdi. Bana sormuyor nereye gidiyoruz diyor. Oradan gidiyoruz de biz. Yürüdüm bak. Gideceğim yeri biliyorum. Buyurun efendim durma. Hazır mı çorbamız dedi. Hazır efendim dur. Kilitli.
Elinde tespih. Çağat, çağat, çağat, … Meşhur onu. Onunla beraber seyahat eden bütün herkes bilir. Arabada giderken arabanın önüne geçer. Araba biraz koltuğuna tuturlar onu arkaya doğru. Elinde tespih koyuyor tespihi. Görsünüz de mi? Başlar. Çağat, çağat, çağat. Kuka tespih var bir tane onda. O kuka harbi kukalardan eski. Çatırda bir tane de şey tespih var. Oltu taşı tespihi. O da çatırda. İkisi de çatırda. Gece oldu mu kukayı kullanın. Hafif gece. Gündüz oltuyu kullanır. Oltu biraz daha alıp. Kuka hafif. Kuka'ya koyar durur. Bir horla al şimdi. Haber başladı.
Arada bir tane çat gider. Durur. Durur, durur, durur, … Arada bir tane çat gider. Gene durur. O yürüyüş var. Bir saatenin azından ağzının bıçak açmadı. Ne almış dedi bu adam bana. Sustum. Ben onu bilmiyoruz. Ne diyor. Hiç dedi utanmıyor dedi. Üç beş kuruş vermiş de göndermiş dedi. Adamı dedi. Bitti adamın işi. Dermişti, mermişti kalmadı. E de adabın erkanı ders aldı.
Her yerde. Bir yerde değil. O yüzden ihlaslı insan her yerde ve her şeyde ihlaslıdır. İhlaksın olan kimse her yerde ve her şeyde ihlaksızdır. Allah muhafaza eylesin. Nafile ibadet ve sünnet arasında fark nelerdir? Açıklar mısınız? Çok uzun ama bunlar sünnetler ve nafilenin içindedir. Ama bunların içerisinde önemli olan sünnetler vardır. Bunları ayırt etmiş ulema. Camide dünya kelamı konuşmak uygun mudur? Pek uygun değildir. Sünnette yeri var mıdır? Çok yeri yoktur. Camide dünya kelamı konuşmak. Kerik görülmüş içeride. Zemzem suyun sünnet uygun nasıl içilmesi gerekiyor demiş. Zemzeme hürmeten ayakta kübreye doğru dönerekten üç yudum da içilmesi, pardon, bir yudum da içilmesi uygundur.
Normal sular üç yudum da içilir, zemzem bir yudum da içilir. Zikrullah'ta kalbi, dalbi ve nefeste yaptığımız zikrin manası nedir? Bu zikrin Zekeriya, peygamberimizle ve ağaçların, biçkilerin, kuşların zikriyle ilgisi var mıdır? Evet. Meryem suresinin başındaki hurufi mukatta olan kaf, ha, ya, ayın, sas, harflerinin manası ve Zekeriya peygamberle ilişkisini izah eder misiniz? Bilmediğim şeylerde konuşmayın. Kızım sınava girecek, ona dua edebilir misiniz? Allah yardımcısı olsun inşallah. Ona ne gibi dualar okuman faydalı olabilir? Anne ve babanın çocuklarına duası, peygamberlerin ümmetinin üzerine yaptığı dua alimidir. Beni bağışlayın fakat sizi göremiyorum, daha yüksek bir koltuk ile sohbet etseniz, biz de sizi görebiliriz, şikayetçi değilim, siz daha iyi bilirsiniz.
Daha fazla yüksek koltuk insana şatahat verin. Gösteriş veriş, Allah muhafaza eylesin. Ben burada oturmayı dahi kendi kendime bir utanç olarak görüyorum, hakkınızı helal et. Sufi adabında böyle koltuğun üzerine, kürsünün üzerine oturup sohbet etmek yok. Ama ve lakin, işte arkadaşlar, kardeşler herkes görsün, daha iyi sohbeti dinlesin diye, biraz da yaşlılık, ayaklarda sıkıntı var, onu da katabilirsiniz devreye. Böylece işte arkadaşlar, kardeşler, koltuk koydular. Allah razı olsun hepsinden de. Ama yani, kürsüde oturmak pek sufi adabına uygun değil. Allah bizi affetsin inşallah. Şimdi dostlar, kardeşler, ben sizin anlayışınıza güvenerekten kendi başıma bir iş yaptım. Yakın dairedeki kardeşler benim bu halime alışkındır da, yeni tanıyanlar biraz belki de bu halinden uzak oldukları için bunda nereden çıktı denilebilir.
Bu pazar günü cepheye sema, mellevi alayı yürüyüşünü bu pazara değiştirdiler. Aslında normal, mutat olarak bir ve ikincisini yaptığımız zamanlarda yapacaktık tekrar. Ama ve lakin bu 18 Mart Çanakkale zafer haftasının içerisinde bunun olmasını daha uygun, kalbime öyle geldi, daha uygun olacağına inandım.
Hani Türkiye'de erken kalkan ihtilal yapardı ya, ben de gece yarısı ihtilali yaparaktan arkadaşlara mesaj çektim bu pazar günü dedim. Cepheye sema ve mellevi alayı yürüyüşünü dedim yapalım. Tabii böyle pahalı kürdür gibi görünse de, böyle ale ve cele de olmuş gibi görünse de, bunda da bir hikmet çıktı. Allah razı olsun, kardeşler, vazifeli olan bütün kardeşler bu noktada hepsinden de Allah razı olsun, bir gün içerisinde bütün her şeyi tanzim edip bir kenara atıverdiler.
Dedim ki tamam, bu cemaat pişmiş. Dedim bu meseleyi bir günde halledip kenara koydular, her şeyi hazırladılar dedim yapacak bir şey kalmadı. Bugün yapacak hiçbir şey kalmamıştı yani. Bunu ben pazartesi günü geceydi, gece yarısı ben bunu söyledim. Salı günü yazışmaları yapıldı. Çarşamba günü iş nefleşti, bitti. Bugüne yapacak hiçbir iş kalmadı. Bunun için hem bütün kardeşlere, bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. O yüzden bu pazar günü Allah'a izin verirse, geri kolundan başlayarak tekrar her seneki gibi cepheye sema ve mevlevi alayı yürüyüşümüz gerçekleşecek. İnşallah. Bütün resmi prosedürler hazırlandı, arabalar ayarlarına tutuldu.
O yüzden kardeşler mahallelerde zannediyorum arabaları tahsis ettiler, paylaştılar. Bize gitmek kaldı. Ben kalbimdekini, içimdekini açıkça söyleyeyim de, gönlüm şunu ardı diyor. Bütün herkes eşini, çoluğunu, çocuğunu alsın, annesini, babasını alsın, yaşlılar torunlarını alsın. O Çanakkale ruhunu gelecek nesillere aktarma, öğretme, gelecek nesillere bunu bilinçlendirme, aşılandırma ve gelecek nesillere bir miras bırakma.
Bu manada hem Çanakkale ruhunun ayakta tutulması, hem de Sufi dünyanın Çanakkale ruhuyla özleşik olduğunu göstermesi, Sufilerin vatan için, bayrak için, din için, iman için, her an her şeylerini feda etmeye hazır olduklarını göstermek için ve gösterildiğinin gösterilmesi için bunu elbirlik yerine getirmemizi istiyorum.
Torunlarınızla, eşlerinizle, gelinlerinizle, damatlarınızla, çocuklarınızla, o bir ara kırmızı, hatırlıyorsanız, kırmızı araki yerlerinizi veya mevcut araki yerlerinizi alarak da, varsa yöresel kıyafetlerinizi giyerekten, yöresel kıyafetlerinizi giyerekten, nasıl Çanakkale'de bu topraklarda yaşayan insanlar bir millet olduğunun şuurunu ve bir millet olmanın özelliğini oraya aksettirdiyse, millet demek ırk demek değildir.
Millet denildiğinde aynı inanca sahip olan insanlar demektir. Hristiyanlar bir millettir, Huseviler bir millettir, kafirler bir millettir, Muhammediler bir millettir, Muhammediler bir millettir. Millet olmanın şuurunu göstererekten bu yürüyüşe katılmasını istiyorum. diyeceksiniz ki ya gidiyoruz güldür güldür, geliyoruz güldür güldür güldür, Eyvallah. Denize bir taş atarsınız, taş atmaktır sizin vazifeniz.
O taştan tusuna bir yaratacak olan Allah'tır. Taşı önemsiz görmeyin. Bizim vazifemiz denize taş atmaktır. Biz denize taş atalım. Tusuna bir yaratacak olan Allah. Biz bu memlekete olan sevdamızı gösterelim. Bir karınca misali bir adım atalım. Biz bu memlekete ve bu insanlara olan sevdamızı, oradaki o şedidler nasıl bu memleket ve bu insan sevdasıyla, kuma ve sünnet sevdasıyla, vatan sevdasıyla canını verdiyse, biz de diyelim ki sizler canlarınızı verdiniz ama biz canımızı veremedik. En azından sizin açtığınız bu yolda yürüyor ve bu yolda duruyoruz.
Onların yalnız olmadığını, arkalarından gelen bir milletin olduğunu, onların bu noktada yapayalnız durmadığını, arkalarından gelen o suhilerin, o Allah'ı sevenlerin, zikredenlerin, memleket sevdalarının, memleket dertlerinin, oğlunu gösterelim. Tembellik etmeyin. Bu noktada ayağım ağrıyordu, kolum ağrıyordu, annem gelecekti, dedem gelecekti, dayım gelecekti, yok teyzemin, anneannesinin, babaannesinin oğlu gelecekti demeyelim.
Kon da bu noktada eşlerinizi ve çocuklarınızı da götürerekten bu aktiviteye, bu her yada, bu ışığa, bu nur'a destek veriyorum. İnşallah. O yüzden pazar günü, sabah saat beşte herhalde mahalleler belirlendi, yerler belirlendi, isimler yazılıyor şu anda. Arkadaşlar, kardeşler bu gece isimlerini yazdırsınlar, bu işler bitsin bugün inşallah. Bayanlar da isimleri yazsınlar, erkekler de eşler de çocuklar da kaç kişi gelecekler de isimlerini yazdırsınlar. Pazar sabahı herkes saatinde toplansın, disiplinli bir şekilde ve saatinde gemi boru mevlanesinde buluşalım. Bütün kendi özel arabalarıyla gelenler, orada buluşalım, orada bir kısa duamız, kısa bir konuşmamız olacak.
Oradan tekrar arabalarla 57. alayda değil mi? 57. alaya doğru yürüyüşümüz devam edecek. Orada kısa bir yürüyüşümüz tekrar olacak. 57. alayda yine Kur'an-ı Kerul ve duamızdan sonra Mevle-i Veane'ye geri dönülecek. Bu sene Çanakkale'de savaşta askerlerin yediğinden yiyip içtiğinden içeceğiz. Muğday çorması içmişler. Bizim İsmail'e dedim, İsmail, buğday çorbası hazırlayın inşallah dedim. Orada herkes dedim, o askerlerin yediğinden yesin, buğday çorbası içelim. Halit'e de dedim, kuru ekmek hazırla oradan. Halit de bugün dedi ki, kuru ekmekler hazır. Askerin yediği kuru ekmek, peksimet ekmekten yiyeceğiz. Oradan dönüşte, yani 57. alaydan dönüşte inşallah, askerin yediği buğday çorbası ile kuru ekmek yiyeceğiz.
Şimdiden böyle heyecanlanıyoruz. Hakkınızı helal edin. Ardından semamın, buğamız, sonra geri dönüşümüz olacak. İnşallah, bunu böyle bir millet olmanın heyecanıyla, mümkün olanlar, kendi ne hangi yöredense, hiç önemli değil, yöresel kıyafetleriyle, efeler var bizim, efeler normalde efe kıyafetleriyle, semazenler, sema kıyafetleriyle, mıtırıp mıtırıp kıyafetiyle, inşallah, Allah'ın izniyle bu pazar, bu pazar ki, bu cepheye, sema, ve mevlevi alayı, yürüyüşümü, gerçekleşmiş olacak.
Allah'ın izniyle Cenab-ı Hak muhafaza eylesin. O yüzden bu noktada kardeşler, hem disiplinli olsunlar, hem de şevkli olsunlar, biz yaklaşık, ben iki bin kişi plan bekliyorum, iki bin kişilik hazırlık yaptırdım. Burada herhalde, bu akşam altı yedi yüz vardır, bayanlarla beraber bin kişi vardır zaten. Bin de eşini koysak iki bin kişi yapar, bin de çocuklarını koysak üç bin kişi yapar. Aslında orada, biz böyle dört beş bin kişiyle olmamız lazım. Ama hadi, bunun yarısı olsun, iki bin beş yüz üç bin kişiyle orada olmamız lazım. O torbanın, o ekmeklerin, inşallah bu noktada, hani böyle az az, hepimize, o askerin yaşadığı, o günlerce yaşadıklarını, belki de yarım saat, belki de on dakika yaşayalım, o haline halledelim inşallah.
O yüzden pazar günü, bir işi olmayan, olanlar varsa müsaade alsınlar, izin alsınlar, bir şekilde halletsinler, kırıklıktıracak bir yer bulmasınlar, pazar günü inşallah. Böyle bir hal ile hallenelim. İnşallah. Hakkınızı helal edin. helal edin. Wala ladder var. launching valaчивı hüklets musical harib Swami lower, 먹어� viv fairness hükselende insan evl grid hüküdet hükümet MILhm absorp hükümet ve elряge 一個 en
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.