mustafaozbag.org

33. Mesnevi Şerhi (186-190 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 29 Ağustos 2020 · 37:27

Padişah o yana bilgili iş başarır, her şey yerli yerine kor, iki elçi gönderdi. Kuyumcuyu getirtirecek ya, o iki bey, Semerkant'a vardılar. Padişah'tan müjdeci olarak kuyumcunun kapısına ulaştılar. Dediler ki, ey bilgide hünerde olgun usta, adın sanın şehirlere yayılmış. İşte bak, filan padişah kuyumcu başılığına seni seçti. Çünkü pek ulusun sen. Padişah ne yapmış? O kuyumcuyu getirtirmek için bilgili iş başarır, her şeyi yerli yerine kor, iki elçi göndermiş. Demek ki birisiyle görüşmeye gönderirken birisini, bir elçi gönderirken, araya bir aracı koyarken dikkat edeceksiniz. Ehlini seçeceksiniz.
Allah emaneti ehline vermenizden hoşlanır. Her şeyin bir ehli vardır. Siz bir işte elçi kullanacağınız zaman, o işe elverişli elçiler kullanacaksınız. Ve her şeyi yerli yerine koyan, bilgili, ferasetli, nerede ne iş yapacağını, nerede ne konuşabileceğini bilen, ehli siyaset. Hani her doğru her yerde söylenmez, her doğru herkes, her yerde söylemek herkesin hakkı değildir derler ya.
O işe feraset ehli olacak. O işe siyaset ehli olacak. O işe bilgili olacak. O işe maharetli olacak. Analizi kuvvetli olacak. Sözü, kelamı kuvvetli olacak. Aklı, fikri kuvvetli olacak. Kalbi kuvvetli olacak. Herkes her şeye ehil değildir. Herkes her şeye ehil durum derse, kıyamet kopar. Bu basiretsizliktir, edepsizliktir. Herkes her şeye kendini ehil görür yalnız. Haddi bilecek insan. Her şeye kendisinin ehil olduğunu zannetmeyecek. Herkes her şeye ehil değildir. Ben ne anlarım motor tamir etmekten? Arabayla alakalı bir şey olacaksa o zaman Cevdet Usta gidecek. Cevdet Usta bak ya bu motorda bir şey varmış.
Motordan o anlıyor, arabadan o anlıyor. Bilgisayardan bizim Salim anlıyor. Onunla alakalı bir görüşme olacaksa Salim gidecek. Salim git bak bakalım ya. Ben ne anlarım ramdan bilmem neden onun çekirdenden çükürdenden anlamam ki. O onun dilini biliyor. O gidecek görüşecek. Aracısı o olacak. Ha demek ki herkes her şeye ehil değildir. Herkes de kendini her şeye ehil görmesin. Distur. Ne yapmış padişah? Bilgili. İş başarır. Bak bilgi yetmiyor bak. Bir de o işi başaracak. Yerli yerine her şeyde yerli yerine koyacak. Her şeyde yerli yerine koyacak.
Dikkat edin. Bir adam bilgisi yoktur. Bir işe gönderirsiniz batırır sizi. Bir adam iş bitirici değildir. Gönderirsiniz zarar ettirir sizi. Adam her şeyi yerli yerine koyan kapasitede değildir. Dangadak bir laf söyler çökertir sizi. Siz başka bir iş için onu göndermişsinizdir temsilen. O sizi orada batırır çıkarır sizi. Sufiler böyle şeylere çok dikkat ederler. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri derdi ki Mustafa Efendi yanında çok yemek yiyen, çok konuşan, böyle boş kelimeler kullanan insanları taşıma olun derdi. Çok uyuyan, olur olmaz şeyi yiyen, içen, isteyen, dalan oraya buraya. Öğleleri vardır. Alıp almış, ihtiyacı değil bir şey değil.
Bu ayakkabı kaça. Oğlum sana ne ya? Buraya nereye geldin sen? Sufileye geldin. Veyahut da orada gittiğin bir derviş. Ne? Ayakkabıcı. Bu ayakkabı kaça. Ya nasıl olur ayağıma acaba ki? Oğlum ayakkabı alacaksan git başkasından al. O adam şimdi senden para almamaya kalkar. Sana ucuz vermeye kalkar. Sen ona zarar verirsin. Yapma. Sen oraya derse gitmişsin. Karnımız acıktı ya. Nerede yemek yiyeceğiz? Git dağın başında ye. Orada sorulmaz. O zaman bir yere birisini gönderirken sizi temsil edecek o kimse. Bir yere semaya gidiyorsunuz. O sizi temsil ediyor orada. O semazenin gözü kayıyorsa kadını kıza götürmeyeceksin. O ilahici ilahi söylerken hangi kız ya dahi diyorsa götürmeyeceksin.
Edeb. Herkes her şeyde yerli yerinde olacak. Yanında boş kaldı ya hadi sen de gel. Hayır. Neden? Oraya edepsiz bir kimseyi görmesin. Pişmemiş bir kimseyi görmesin o. Bilmez ki o üç günlük derviş olduğunu. Vay ya buraya bir derviş geldi. Yidi yidi yidi gitti. Bir derviş geldi ya konuştu konuştu konuştu gitti. Büyüğün sözünü kesiyor mu? Büyüğünden önce mi hopluyor? Büyüğünü tanımıyor mu? Senin başında bir amir var. Ne? İlahicilerin başı. Kim? Tahsin. Dinlemiyor. Götürmeyeceksin onu. Neden? O gel dediğinde gelmez git dediğinde gitmez. Şu ilahi okuyalım. Hayır onu okumayalım bunu okuyalım. Ya onu ince bir şekilde söyle abi ya bugün sesimiz kısık şunu okusak olmaz mı?
Veya abi arkadaşlarının sesi yorgun. Şunu okuyalım ya sen bilirsin gene. Yok abi onu okuyamayız. E okuyamazsan git. Ne işin var burada o zaman? Ah yerli yerinde. Ne yapmış padişah? Bilgili. İş bitirir. Her şeyi yerli yerince yapan insan göndermiş. Üç tane özellik var bakın. Bilgili. Bilgili. Biri soracak ona çünkü. Sema ederken neden başınız dönmüyor? Biz çok çalıştık da o yüzden dönmüyor. İyi önceden çalışıp da olaydın ya. Var mı çok çalışıp sema eden birisi? Sema'nın ne olduğunu bilecek. Semazenin ne olduğunu bilecek.
Dervişliğin ne olduğunu bilecek. Sufiliğin ne olduğunu bilecek. Üstada hürmeti bilecek. Büyüye hürmeti bilecek. İçinde bulunduğu yolu bilecek. Öbür türlü sen oraya hizmetçi olarak götürme. Sen oraya götürme kardeşim. Üç vasıf. Sen vekil gönderiyorsun oraya. Sen görüşmeye birisini gönderiyorsun. Sen oraya hizmete birini gönderiyorsun. Üç vasıf üzerinde bulunacak. Bilgili. Bilginin içerisinde Kur'an ve sünnet. Haramlar, helallar. Bilginin içerisinde güzel ahlak. Bilginin içerisinde hikmet saklı. Bilginin içerisinde Kur'an ve sünnet saklı. Bilgili. Edep saklı. Edep, edep. İlla edep.
Edebi olmayanın dini yok demiş sufiler. Bilgili. İkincisi ne? İş bitirir. İş bitirir ne demek? Dirayetli. İş bitirir. Kesin, kararlı. Odak. Odaklıyor kendini. Hükmediyor. İş bitiriyor. Buradan kaldırın bunu buraya koyun. Tamam bitti. Saatlerde düşünmüyor. Bunu buraya koyacağız mı koymayacağız mı? Kaldıralım mı kaldırmayalım mı? Yay mı yatıralım, çamura mı atıralım? Hani Yahudilere demiş ya Cenab-ı Hak. Bir öküz kessinler. Allah öküzü nasıl istiyor demiş. Sarı mı, beyaz mı, mor mu, pembe mi? Öküzü kesmeye niyeti yok. Aa iş bitirir. İş bitirir. İş bitecek gittiği yerde.
Yarım yamalak kalmayacak. Sohbet edilecekse sohbet bitecek. Sema edilecekse sema bitecek. Orada bir mesaj verilecekse mesaj verilecek. İş bitecek. Günlük işlerinizde de öyle. Dükkanınızda da öyle. Dükkan günlük işinizde de öyle. Hiç hiç evde de aynı. Evde kadın bilgili olacak. Evde kadın iş bitirecek. Evde kadın her şeyi yerli yerine koyacak. Adam da aynı. Adam bilgili olacak. Adam da iş bitirici olacak. Evde de, işinde de, dergahta da. Adam da her şeyi yerli yerine koyacak. Bu bir senkrizasyon. Aşık o senkrizasyonun içindedir. Aşık süklüm püklüm değildir. Akılsız değildir. Başıboş hayvan değildir.
Aşık salla patı değildir. Salaş değildir. Biz aşıklığı öyle zannediyoruz. Rüzgar oradan esti o tarafa döncek. Buradan esti bu tarafa döncek. Ne alakası var? Aşık bilgili. Aşık iş bitirici. Aşık her şeyi yerli yerine koyan. Aşık otomatik zeka. Aşık otomatik fikir. Herkesin aklından fazladır aşığın aklı. Herkesin fikrinden fazladır aşığın fikri. Herkesin zikrinden fazladır aşığın zikri. Herkesin edebinden fazladır aşığın edebi. Herkesin namazından daha derinlemesinedir aşığın namazı. Herkesin orucundan daha derinlemesidir aşığın orucu. Aşık dünyada zikretmez. Dünyada namaz kılmaz. Aşık dünyada oruç tutmaz. Aşığın yeri dünya değildir.
Vurur ayağını yere göklere sıçrar o. Sen onu dünyada gezer görürsün. O yüzden onun zikri, zekası, fikri, aklı, düşüncesi, kalbi, vücudu, bakışı, duyuşu hepsinden farklıdır. Öyle aşığı böyle biz öyle görürüz. Salla pati ve le harabat. Öyle birçok miskinlik yoktur aşıklıkta. Miskinlik yoktur. Allah muhafaza eylesin. O zaman biz de öyle olacağız. Ya nasıl olacağız? Biz bilgili olacağız. Biz iş bitirici olacağız. Biz her şeyi yerli yerine yapan eden olacağız. Bir resini bir yere de gönderirken bunlara dikkat edeceğiz. Bunlara dikkat edeceğiz. Ya burada düğün var ya beş tane arkadaş gidelim.
Hayır. Kaç kişi var düğünde? Bin kişi var. Bin kişiye temsilci gönderiyorsun sen oraya. Bin kişi bin kişiye anlatır. Bir bin kişiye de anlatır üç bin kişiye. Sen düğün deyip geç mi onu? Nerenin semazenleri? Karabaşı velinin. Ne kadar da çok yemek yediler ya. Eyvah! Böyle bir şey duymadık daha da. Hani Nasrettin Hoca hesabı testi kırılmadan kulağını bükmüş. Demiş dikkat et testiyi kırma. Daha kırmadım ki demiş. Kırdıktan sonra bir anlamı yok demiş. Sufilik böyledir. Kırdıktan sonra bir anlamı kalmaz. Edeb, bilgi, feraset, dirayet, karar verme, odaklanma, meselenin merkezine yürüme, iyilikleri üzerinde barındırma. Sufi böyle olmalı.
İşte padişah kuyumcuyu getirttirecek ya. Kuyumcu, kuyumcu ne isim geliyordu? Nefsi. Siz nefsi emmaredeki bir kimseyi dergahla tanıştıracaksanız, nefsi emmaredeki bir kimseyi dergaha getirmeyi düşünüyorsanız, sizin temsilci olarak gönderecekleriniz böyle kimseler olmalı. Siz nefsi emmaredeki bir kimseyi kurtarmayı düşünüyorsanız, oraya gidecek olan tebliğcilerin üzerinde bu özelliklerin bulunması gerekir.
Bilgi. Bilgi hikmettir. Hikmetin içerisinde bütün din içindedir. Türkçesi bilgidir onun. Ama onun karşılığı hikmettir. Hikmet. Bu nedir? Kur'an ve sünnettir. Bu nedir? Kur'an ve sünnetin içi hükmünde özüdür. O da edeptir. Edep. O üstün ahlaktır. O üstün ahlaktır. Herkes bir kadına bakar, her kadın bir erkeğe bakar, önemsenmez o. Ben buradan ikide bir de yukarı şehvetle bakayım, buradan herkesin kalbi bozulur. Derler ki ya bu ama çakmak taş gibi gözleri dönüyor.
Bitti. Edep. Ahlak. Sufilik odur. Din odur. Öyle palas panderas olmaz. Öyle olma üzerinde bulunacak o özellik. istemeyecek, yemeyecek, uyumacak, horlamayacak, yoruldum demeyecek, ayağını uzatmayacak, disiplin edecek kendini. Yan yatmayacak, çamura batmayacak.
Habire yiyeyim, içeyim, habire konuşayım, habire şakalaşayım, milleti güldüreyim, habire eğleneyim. Yok öyle bir şey. Sufilik, bir yere mesaj götürüyorsun. Bir yerden bir yere gidiyorsun. Sen ona göre davran. Arkadaşlarını seçerken, götüreceğin insanları seçerken ona göre seç. Kılı kıyafeti düzgün olsun, temiz olsun, çarkı düzgün olsun, ahlakı düzgün olsun, dili düzgün olsun, hareketleri düzgün olsun.
Hacca ömreye gittiğinizde görürsünüz. Adam karı koca dolaşıyor, kadın hür abi şeye giriyor. Bir bakkala giriyor. Haçta ömre de gördüm ben. Adam hatun arıyor boyuna. Nerede diye. Bir anda kadın girdi bir dükkana. Bekliyor orada. Benim hanımı gördünüz mü? La la la … Ulan senin hanımı kim tanısın? Aradan beş dakika geçiyor, on dakika geçiyor, kadın geliyor şimdi oraya. Neredeydin diyor. Ben de yan tarafta dikeliyorum. Neredeydin dedi. Dükkana girdim. Haber vermedin. Her şey sana mı haber vereceğim diyor. Adamın on dakikadan beri sordu, on kişi sordu adam. Benim hanımı gördünüz mü diye. Adam seni tanımıyor. Hanımını nereden tanısın? Dalar böyle insanlar. Kadınlarda da vardır, erkeklerde de.
Götürmeyeceksin yanında. Adam arayacaksın. Kimisi hazırlanamaz bir türlü. Saat sekizde hareket. Saat sekize on kala bütün herkes orada olmalı. Saat sekiz çık yola. Ben geliyordum kardeşim sekizde biz yola çıktık. Bilgi, hikmet, edebi getirir. Yerli yerinde. Dirayet, edebi, disiplini getirir. Öğüt veriyor bize Hazreti Mevlana. O iki bey Semarkand'a vardılar. Padişahtan müjdeci olarak kuyumcunun kapısına ulaştılar. Dediler ki bakın inceliğe bakın, siyasete bakın. Siyaset dediğim bugünkü bu politika değil ha. O iki kişi o nefsine düşmüş.
O nefsi temsil eden kimseye diyorlar ki Ey bilgide, hünerde, usta insan. Ya adamda öyle bir şey yok halbuki. Adam hiç de bilge değil. Nefsinin gayasına düşmüş. Ama onun nefsini okşuyor. Sen iyi adamsın. Adam daha da sen kötüsün dese gelmez adam senin yanına. Ey nefsine düşmüş. Ey nefsin çukurluğuna düşmüş. Zalim insan dersen dinlemez seni. Sen emmarenin göbeğinde oturuyorsun. Sen haramın içindesin. Küfür ehlisin derse dinlemez adam seni. Ey bilgelikte, ululukta maharet sarmış. Tabii nefsin bilgeliğinde mahirsin sen. Sen nefsi öylesine biliyorsun ki emmarenin hallerini.
O noktada bilgesin. Yalan da değil. Sen öyle kibirlisin ki kibirde bilgeli olmuşsun sen. Ulusun kibirlilikte. Ona çünkü dini götüreceğiz biz. Ona İslam'ı götüreceğiz. İnceliye bak. Hüner de olgun usta. Adın sanın şehirlere yayılmış senin. Nefs-i emmarenin adı sanın şehirlere yayılmış. Nefs-i emmare padişahımız değil mi şimdi bizim? Nefs-i emmare sultanımız değil mi? Nefs-i emmare bizim baş tacımız değil mi? Nefs-i emmare bizim imanımız değil mi şu anda? İmanımız. Nefs-i emmare kol geziyor dünyanın üzerinde. Emmare bilgeliğinde usta, hünerli herkes. Birine kibirlenmekte öyle hünerliyiz ki, birine kızmakta öyle hünerliyiz ki, birinin eksikliklerini ortaya dökmekte öyle hünerliyiz ki, birinin noksanlıklarının yüzüne vurmakta öyle hünerliyiz ki, birine bir şey yaptığımızda onun yüzüne karşı iyiliklerimizi anlatmakta öyle hünerliyiz ki.
Nelerde hünerliyiz ki, şeytan neyi emrediyorsa öylesine hünerliyiz ki biz. Emmare kol geziyor ortalıkta. Allah bizi affetsin. İşte bak, filan padişah kuyumcu başılığına seni seçti. Çünkü pek olursun sen. İşte elbise buracıkta. Elbise buracıkta. Bakın bundan sekiz yüz yıl önce yazılmış bir kitabı okuyoruz. Sekiz yüz yıl önce yazılmış bir öğütler manzumesi. Kur'an ve sünnet dairesinde. Bakın o günün hastalığıyla bugünün hastalığının arasında bir fark yok. Emmare elbiseye düşkün. Düşkün mü? Düşkün. Herkesin gardıropları dolu. Ben dahilim buna.
Yine de giyecek bir şeyimiz yok bizim. Sorarsan hiç kimsenin giyecek bir şeyisi yoktur. En fukaranın gardırobunda üç dört tane gömlek vardır. En fukaranın elbise dolabında üç dört tane pantolon vardır. İki üç tane takım elbise vardır. Beş altı tane ayakkabısı vardır. Emmarenin istediği şey. Kuyumcu başı olacak olan kimse emmariyi temsil ediyor ki ya. Diyor ki işte elbise burada. Altın gümüş iste. Aha altın gümüş de var sana. Nefse tatlı gelen şeyler. Elbise, para, pul. Ne kadar tatlı geliyor nefse. En iyi elbiseyi giyecek. En iyi markadan giyecek.
Örtüsü vakko olacak. Firil firil vakkosu buradan görülecek. Atnalı gibi. O atnalı gibi onu göstermezse de o örtüyü takmayacak. Mantosunun markası bir tarafından belli olacak. Olmazsa giymeyecek. Takım elbisenin markası belli olacak. Atnalı gibi. Nereden giydi ise takım elbiseyi. O belli olmalı o. O birine hediye aldıysa o hediyenin o marka çantası olmalı. Bir yere misafirliğe giderken o marka çantayı kullanmalı. Neyse marka işte. Karacadır, vakkodur neyse. Adı sana. Olmalı. Biz marka giyinmeliyiz.
Elbisemiz marka olmalı. Çünkü o vahşi kapitalist sistemine iman etmişiz biz. Biz o emperyalist vahşi kapitalist sistem bizim ilahımız olmuş. Biz gitmeliyiz. O markayı marka alışveriş merkezlerinden almalıyız. Onlar gece gündüz bizim dinimize, dindarlarımıza sövsünler. Hakaret etsinler. Al aşağı etmelerine uğrasınlar. Biz sakalımızla, örtümüzle oraya gidip deliler gibi alışveriş etmeliyiz. Oraya gidip daha da zengin etmeliyiz biz. Ne kadar güzel. Gidelim biz. Sabancı'dan alışveriş edelim her şeyimizi. Alalım. Gidelim Beymen'den giyinelim biz. Gidelim biz ne o marketler, koçun marketlerinden alalım biz.
Migroslardan. Tabii. Biraz daha ihtilalciler olsunlar başımızda. Sömürsünler bizi biraz daha. Yesinler bizi daha. Marka takınmalıyız biz. Elbise. Marka giymemiz lazım. Marka içmemiz lazım. Marka tüketmemiz lazım. Öyle olur mu ya? Bize o lazım. Nefse o lazım çünkü. Ve aaa bakmamız lazım. Yani marka adam ya her şeyle ya. Kendisi marka olmadığından dışını markalaştırmış o. Kendisi marka olmuş olsa elbiseye ihtiyacı olmaz. Kendisi marka olmadığından markayla süslemiş kendini. Her tarafına vakkonun askısını ascan adamın etrafına.
Öyle mutlu olacak. Ayakkabısı vakko, gömleği vakko, ceketi vakko, pantolonu vakko. İş çamaşırı vakko, çorabı vakko. Kalbine de vakko. Mühürle gönder. Ne işi var? O gün de markaymış. Kuyumcuyu neyle aldatıyor? Elbiseyle aldatıyor. Diyor ki elbise burada. Sırmalı kaftan mı ararsın? Sırmalı cübbe mi ararsın? Sırmalı sarık mı ararsın? Sarı sırmalar. Yakıştır. Tabii. Sufiler için de öyle. Birisi öyle dediydi bana. Bu haydariyi görüyor musun? Dedi bana. Haydari'nin burasını gösteriyor. Haydari'nin buradaki çizgiler eski sufilerde makamı gösterir.
İki çizgi olursa o derviş haydaresidir. Üç çizgi olursa o çavuş haydaresidir. Dört çizgi olursa o nakip haydaresidir. Beş çizgi olursa nakip-i nükabba olmuştur. Altı çizgi olursa ho halife olmuştur. Yedi çizgi olursa burada o şeyh haydaresidir. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi oğlum herkes haydaresine ne o öyle demiş. Benim yanımda demedi. Herkes haydaresini nakipse nakip haydaresi, nükabba ise nükabba haydaresi diktirsin demiş. Bizim abilerimiz de diktirmişler. Bana dediler sen ne diktirmedin. Ben hiçbir şey olamadım daha dedim. Bu icazetler dağıtıldıktan sonra oluyor. Şeyh Efendi dedi. Mustafa Efendi oğlum herkes haydaresini değiştirmiş.
Sen değiştirmemişsin dedi. Efendim ben bir şey olamadım ki daha dedim. Biz de olamadık oğlum dedi. Ha iyi. İki olamayan yan yana gelmiş. Benimki de oğlum derviş haydaresi dedi. Biz de olamadık dedi. Allah Efendim sizin olamadığınız yerde ben ne olurum dedim. Ben hiçbir şey olamam zaten. Nasıl yani dedi. Ben meyhaneden kalkması haroş adamım efendim. Ayılmadım ki daha dedim ben. Nasıl yani dedi. O kadar içmişim o kadar içmişim ki efendim dedim. Kafam daha yerine gelmedi benim dedim. Ayılma oğlum boşlar dedi. Ayılmak için uğraşma. Ayılma oğlum boşlar dedi. Peki efendim Allah rahatsızın dedim. Ha bir şey olamamak. Önceden öyleydi ya elbiseye takıntı. Bir gün de bir arkadaş böyle sırmalı kenarlarına sırmalı bir cübbe giydirmiş.
Ömredeyiz böyle. Sonra onun adını sırmalı taktık biz. Böyle sırmalı cübbesi. Kafasında böyle beyaz sarığı. Arkasında arkadaşlar var böyle. O da bir yerin zakiri. Ondan sonra bir gün böyle döndü bana. Oğlum dedi hiç senin sırmalı cübben yok dedi ya. Bana. Yok efendim dedim. Ben layık değilim ki dedim. Tamam. Biz de layık olamadık dedi. Ben şimdi latife olsun diye. Efendim bir sırmalı cübbe. Diktirelim olmaz sana. Bir baktı bana. Ha o eksikti zaten dedi. Allah bizi affetsin. Elbise. Sufilerde de bu hastalık vardır. Sufilerde bu hastalığa tutulur.
Ben her iki tarafın hastalığını anlatıyorum. Derdim bu. Allah bizi affetsin. Altın gümüş işte. Yani altın gümüş de var. Para. Kandırmanın yolu. Ve insanların yenildikleri yer. Adam parasızdır ya dergaha gelince para verecekler bana der. Birisi dergahta işi düzelmiştir. Dergahtan verdiler ona parayı. Bir git sen de paralanırsın orada. Adam gelir. Bakar ki. Bir müddet sonra burada para yok. Birisi bana öyle dedi. Ben iki yıldan beri geliyorum buraya dedi. Burada para pul yokmuş ya dedi. Ne alakası var dedim ya. Nasıl yani dedi. Sen kaynağını bulmamışsın daha dedim. Bekle biraz daha dedim.
O bekliyor. Ben şimdi bekliyorum ben onu. O bir aradan sabırsız. Beş altı ay daha geçti. Geldi yanıma. Efendim ben daha hala da o kaynağı bulamadım dedi. Burnunun ucunda dedim. Sen hala da göremiyorsun dedim. Onu gitmiş bir arkadaşa söylemiş. O da ona demiş burnunun ucunda demiş. Kendisi ya demiş. Ne istemedin ondan demiş. Koşa koşa geldi. Efendim ben anlayamadım dedi ya. Neyi dedim ben. Burnunun ucunda dediğinizde dedi. Burnumun ucunda sen varsın dedi. E geçti dedim ben. O esnada anlayacaktın dedim ben. O esnada da isteyecektin dedim ben. Ben sana burnunun ucunda dedim dedim. Böyle yaptı. Ben ne yapayım şimdi dedi. Vallahi başka bir dergaha gideceksin artık sen dedim.
Buradan nasibin kapandı demek ki senin dedim. Gitti. Altın, gümüş. Nefsin hoşuna giden şey. İnsanı hırslandırır. Kardeşliğini bitirir insanın. Birbirini yer insanlar. Adam oğlunu yiyor para için. Oğlan babasını yiyor para için. Para için babasını vuruyor oğlan. Para için annesini vuruyor. Katlediyor. Zehirliyor. Kadın kocasını öldürüyor para için. Kardeş kardeşi katlediyor para için. Para para. Bildiğiniz para. Hele bunları bir al. Oh nefse ne tatlı geliyor bu. Gelince de öz kullarından olursun. Nedim'i kesilirsin padişahın. Geldiğinde de sen onun has adamı olacaksın. Ya şeyhin yanında birinci adam olacaksın sen.
Yanı başında duracaksın. Şeyh efendi seni öyle sever ki yere göre sığdırmaz. Merak etme. Sen has adamsın ya. Ya onlar önceden 20 yıldan beri yanındamış. Boşlar onlar yanında. Sen canında olacaksın. Yürü. Nefse hep hoş gelen şeyler. Baş köşede olmak. Baş köşeye oturmak. Baş olmak. Hatırı sayılır olmak. Herkes o geldiğinde ayağa kalkmalı herkes. O geldiğinde herkes ona selama durmalı. Herkes ona danışmalı. O oradakken bir başkasına danışılır mı? Herkes onunla konuşmalı. Hatta bir yere girdiği zaman Arif Susam gibi o filanca efendiler hoş geldiniz.
Dış cızı dıştı ki yapmalı. Tabi. Eğer öyle olmazsa ya burada benim hatırım sayılmıyor. Beni burada kimse tanımıyor. Beni burada kimse takmıyor. Ben ne geleyim buraya? Beni takmayan yerlerde. Oysa Adi Şerif diyor ki bir kimse bir topluluğa girdi çıktı hiç kimsenin haberi yok. Ehli cennet birini görmek istiyorsanız ona bakın. Şöhret afat. Şöhret afattır. Hürriyetini alır insanın. Dolaşamazsınız rahat. Ben çarşıya tüküyorum tanıyor birisi. Hocam seni tanıdım bir sorun vardır. Ya mübarek insan bir yere gidiyor mu? İşim var. Yok. Onun sorusuna cevap vereceksin. Ya bu rüya görmüş. Hocam Allah denk etirdi seni. Denk etirdi.
Bir rüyam vardı. Kaç günden beri düşünüyordum. Hayırdır inşallah. Bir kuş şu dağdan şu dağa kondu. Ulan kuş işin mi yok senin? O dağdan o dağa ne konarsın? Yıl günlerden beri onu meşgul edersin. Kuşun rengi neydi desem kalacak. Aslında kuşun rengini bile unuttu. Dedim ne renkte kaldı. Rengini hatırlayamadım mı dedim. Ben hayır dedim. Söyleyecek bir sözüm yok o zaman dedim. Bak sen dedim kuşun rengini hatırlayamadın. Hocam rengini hatırlasaydım dedi. Muhakkak bir manası vardı dedim. Gerçekten de öyle. Kaldı. Ne yapmalıyım dedi. Rengini hatırladığında Allah denk etirse tekrar bakarız dedim. Şöhret afat.
Tanınmıştık afat. Sen bir gün Emir Sultan Hazretleri'nin karşında çay ucağında çay içiyorsun. Böyle Emir Sultan Hazretleri'ne doğru da döndüm. Gün gibi hatırlıyorum. Yeni Bursa'ya geldiğim zamanlar. Allah affetsin. Kendimce dertleşiyorum ondan. Derviş bir arkadaş var. Onun oğlan kardeşi. Görmüş beni. Ertesi gün dükkanda yakaladım seni dedi ya. Hayırdır dedim ben. Dün dedi Emir Sultan'ın önünde oturmuşsun kadınlara öyle baygın baygın bakıyordun ki dedi. Beni dahi görmedin dedi. Ne zaman dedim ya. Filanca saatte dedi. Saat bile tutmuş.
Düşündüm tamam. Doğru söylüyorsun dedim ya. Dedim seni dahi görmemişim ya dedim. Elhamdülillah dedim ben de. Nasıl yani dedi. Ya seni görseydim kendimden şüphe edecektim dedim. Seni görseydim kendimden şüphe ederdim zaten dedim. Bakmıyor muydun dedi. Sen diyorsun ya dedim. Bakmışım işte. Şöhret afat getirir. Senin neye baktığını, nereye baktığını, senin hangi olduğunu bilmez o. Ya der ki sen böyle bakıyordun. Bir başkası dönse baksa o tarafa kimsenin umurunda olmaz. Bir sufi hiç öyle değildir. Herkesin umurundadır o. Sen bir söz söylerken kırk sefer tartman lazım. Bir yere bakacağın zaman kırk sefer düşünmen lazım. Bir iş yapacağın zaman elli sefer düşünmen lazım.
Niçin? Allah muhafaza eylesin. Herkesin sınıfından değilsindir sen. Allah nefsimize düşenlerden eylemesin. Hakkınızı helalin. Böyle Ramazandan kalma bir alışkanlık oldu. Sohbetler uzun sürüyor belki de. O yüzden sıktıysak, sürçülisan ettiysek af ola. İnşallah semada buluşalım. El Fatiha. Allah'a salat.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi