mustafaozbag.org

328. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Mart 2013 · 59:02

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Allah'ım. Cenab-ı Hak, gündüzünüzü hayırlı eylesin. Önceki hafta ancak Allah Resulü söylerse, sallallahu aleyhi ve sellem söylerse bir kişiye görev vereceğinizi söylemiştiniz. Şu anda görevli olan arkadaşların görevleri Allah Resulü tarafından mı verir?
Bazı haller vardır, hususidir. Bazı haller vardır, umumidir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine değişik hususi ve umumi tecelliler söz konusu. Mesela Yemen'e mali gönderirken Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ne ile amel edecekler?
Kur'an'ınla ya Resulallah. Bulamazsan sünnetle ya Resulallah. Bulamazsan ben iştahat ederim manasında. Kendim bu noktada iştahat ederim ben. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu söze tebessüm eder. Tebessüm etmesi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu sözden rahatsız olmadığını gösterir. Ulema bunu bir hadis-i şerif olarak nakleder, bunu namel eder. Bir de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri direkt bir şeye işaret eder. Burası önemli bir şeydir. Direk işaret ettiği şeyde şek şüphe tereddüt yoktur. Veya da gözünün önünde bir şey tecelli etti, seslenmedi, onda da şek şüphe yoktur. Şimdi geçen haftaki soru, geçen hafta mıydı, bir önceki hafta mıydı? Halifelikle alakalıydı.
Halifelikle alakalı şey dergahın geleceğiyle alakalı. Bu konudaki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolu belli. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri benden sonra direk filanca olsun dememiş. İşaret etmiş. İşaretleri toplamışlar, demişler ki bu işaretlerin ışığı, bu işaretler, bu yol işaretleri bizleri Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e götürüyor demişler.
Ve Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in etrafıyla birleşmişler. İnsanlar rüyalarında da görmüş Hz. Ebu Bekir Efendimiz'i. Aynı zamanda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yol işaretleri ona götürmüş. Bu noktada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti direk işaret etmemek. Bunun rahmetli üstadın da direk işaret etmeyerekten o sünnete devam etti. Bu noktada ben arkadaşlara dedim ki eğer bana direk böyle bir şekilde emir gelirse bunu çıkar açıklarım dedim. Bundan tereddüt etmem dedim. Bu konuda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri umuma ait bir şey söylerse bunu direk çıkar açıklar söyler. Bu noktada bir sıkıntı yok. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bugüne kadar bizim vazifeli tayin ettiklerimize de herhangi bir karşı görüş, karşı düşünceli bildirmedi.
İslam'da bir usul kaide vardır, haramlar sorgulanır, helallar sorgulanmaz. Eğer Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri veya sahabe efendilerimiz veya pir efendilerimiz veya geçmiş şey efendimiz ve onun şeyhi, şeyhi, şeyhi, şeyhi, vazifeli kardeşlerin üzerinde onumsuz bir işaret söylemiş olsaydı, ben onu da kendimce bir ölçü kabul olarak ve o onumsuz işarete karşı da arkadaşlara derdim, sizin üzerinizde onumsuz bir işaret var.
O yüzden tövbesi mümkün ise, tövbe edin, tövbesi mümkün değil ise eğer vazifeden alınması gerekiyorsa, vazifeden de alırdın. Bu noktada bir kendim ceşek şüphe yok. Bu noktada bir problem yok. O yüzden arkadaşların görevleri Allah ve sellem hazretlerinden mi verilmiştir dendiğinde eğer onlara hayır kotası konmadıysa zımmen er. Hayır kotası yoksa zımmen er. Mevzuları çok konuşmak istemez sufiler. Bundan işaret ederekten de görevli olan, vazifeli olan arkadaşlar bizim görevimiz böyle verildi, işte biz de böyle yaparız deyip de nefislerinde de duymasınlar diye. konuşulmaması gereken şeyler konuşulmaz.
Dergahımızda yapılan bütün çalışma ve faaliyetler Allah Resulü'nün telkin ve tavsiyesi ile mi yapılmaktadır? Bu da aynı şekildedir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretler direkt bir şey söylüyorsa zaten yapılır o. Ama yapılan faaliyetlere, yapılan işlere herhangi bir ikaz yok ise, bu noktada herhangi bir karşı bir söz, karşı bir davranış, karşı bir herhangi bir ima yok ise zımmen o da bu manada olmuş olur.
Bununla alakalı herkesin kendine ait gördüğü rüyalar, haller vardır, kendine ait tesbikleri vardır. Bunlar derslerin içerisinde zaman zaman ufak da olsa ucundan kenarından arkadaşlara imalı olarak anlatılır. Bu noktada da bir kalbimizde şek ve şüphemiz yok elhamdülillah. Veya bir faaliyete başlamadan önce Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden olay, onay alınmakta mıdır? Bu noktada insanlar hayatlarını böyle sürdüremezler, hata da olacak, kusur da olacak, eksiklik de olacak, yoksarlık da olacak. İştihatta insan hata da yapacak, iştihadındaki hatayı da görse, bunu otomatikman oraya bağlamak, bu meseleyi doğru bir noktada avgılamamızı bozar. Allah bizi affetsin. Mağlı olduğun tarikatın kendi isteğinde bırakılabilir mi? Bırakılabilir.
Bunu normalde bırakılamaz diyenler vardır, ben bırakılamaz diyenlere bu noktada kalanlardan değilim. Bir kirize, bir ustağa bağlandım, bir tarikata bağlandım, eğer bırakmak istiyorsanız bir müddet sonra çıkar, ben bırakmak istiyorum, ben bırakırım. Eski sufiler bunu kabullenmek istemezlermiş. Ben onlardan değilim. Bir bir şekilde insanın girer, bir dergaha, bir cemaata, bir tarikata, bir üstada, bir bağlanır.
Bir müddet sonra, adam, ben bağımını koparmak istiyorum, buraya gelip gidemeyeceğim der, sizi takip edemeyeceğim. Bana uygun değil, benim halet-i ruhiyeme uygun değil, yaşamıma uygun değil de, gitmek isterse de gidemiyor. Bunun için herhangi bir zor. Bırakılması için sebep olan konular nelerdir? Bunda sebep söz konusu değil ki. Birisi öksürür orada, nefis öksürümüne bahane bulur. Adam şeyhi beğenmez, cemaati beğenmez. Ben bırakanların bırakma sebeplerini bir başlasam anlatmaya burada, oh oh oh. Hiç aklı hayale gelmeyecek şeyler. Buranın ter kokmasından tutun, vücudunun yapış yapış olmasından tutun, havalandırmasını beğenmeyenden tutun, buradaki arkadaşları beğenmeyenler tutun, beğenmiyor.
Veya bayanların içerisinde bayan cemaati beğenmeyenlerden tutun, işte çok konuşuluyor, sohbeti anlayamıyoruz. O yüzden anlayamadığımız sohbeti bırakıyoruz diyenler var, evet. Bayanlardan mesela bayanların içerisinde, bayanların kendi içlerinde çok konuştuklarından, çok dedikode ettiklerinden, çok gıybet ettiklerinden, birbirlerinin özel hayatlarını çok araştırdıklarından dolayı bırakanlar var. Kimisi sohbeti bırakıyor. Diyor ki biz sohbetlere gelmeyeceğiz. Dersimizi çekeceğiz, sohbetimizi internetten dinleyeceğiz. Geldiğimiz zaman mesela işte bu iki üç ay o yüzden fazla ağır konuşmalar yaptım belki de. Yok işte evli misin, bekar mısın, kocan kim, neredesin, ne yapıyorsun, ne ediyor, ne iş yapıyorsun? Filan, eğer erkeklerden de var.
Hün bahanesi var insanların haklı haksız. İnsan gitmek isteyince bir bahane. Bıraktığımız takdirde bildirmemiz gerekir mi? Yani bildirilirse hoş olur. Bu noktada o kimse gider ben bırakıyorum der. Bırakma sebebini de söylersen hala biz de onun sebebi burada izah etmeye çalışırız. İnsan her şeyi yaşanabiliyoruz. O yüzden bırakılmayacak diye bir kaide yok. Nafile ibadetlerle Allah'a yaklaşma yolu diye bir durum var mıdır? Evet. Hadis-i Kudsi'de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kul farzları yerine getirmekle Allah'a en sevgili, en sevimli işi yerine getirir. Nafilelerle Allah'a yaklaşırlar. Bu hadis-i Kudsi mucibince bir kimse nafile ibadetlerle Allah'a yaklaşır.
Ben bu nafile ibadetlerin en önemli, en önemlisini ahlakı düzenleştirmek olarak görüyorum. Sünnetler nafile midir? Evet. Borcu olanlar için Hz. Ali Efendimiz nafile yapmanın çok doğru olmadığını söylemiş. Önce borcun ödenmesinin daha iyi olduğunu söylemiş. Hem nafile ibadetleri hem de kaza yapmanın Hz. Ali Efendimizin dediğine ters olmaz mı? Hayır. Hanefiler hem kaza yapmanın hem de nafile yapmanın mümkün olduğunu beyan etmişler. Bir sohbetinizde sünnetleri kaza olarak kılabilirsiniz. Bir taşla iki kuşun vurmak bu sünnetleri terk olacak, algılanmasın demiştiniz. Evet. Ancak sünnetlerle farzların kılınışı farklı tezde arasında kendi aramızda konuşurken buradan çıkar yol bulamadık demiş.
Normalde bir kimse sünnetleri derken öğlen namazından önce dört rekat namaz kılmak sünnet. O manada bir kimse o dört rekat sünneti yerine getirmek için dört rekat geçmiş kaza namaz borcunu kılabilir. Kaza namazı kılarken öğlenin kazasını kılıyorsa öğlen namazını kılar gibi kazasını kılacak. Bunda bir beis yok. Müzik dinlemek günah mı? Yani buna direk günah demek veya bu noktada direk günah demek Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri de işte değişik halk oyunlarının musikilerini dinlediği sabit. Hz. Aişe valilerimize nikah esnasında def vurdunuz mu? Hayır ya Resulallah.
En sar defi severdi. Defsiz nikah nikah değildir. Hadis şerefi de sabit. Ve bir kaç tane sahabenin oturup cariyelere şarkı söyledik, def vurdun, dinlediklerin de sabit. Hatta başka bir sahabenin yani bunun kerih gördüğü ve o sahabelerin de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri de bu konuda bize usat verdi. İster otur dinle istersen çekip dediklerin de sabit. Bazı şeylerde bazı noktalarda bir kimsenin bunları ele alarak bunu caiz görmesin. Mesela Hanbeliler caiz görmüş. Hanebiler dikkatli bir şekilde ölçük biçerekten caiz demiş. Mesela dikkatli ne demiş? İşte Ramazan bayramında caiz görülmüş bayram şerefi gibi. İşte nikahlarda nikahı inan etme açısından orada caiz görülmüş.
Veya bir halkın bir kavmin önemli bir kendi kavminin bayramında caiz görülmüş. Bunun gibi yani Müslümanların kendilerince bir eğlence zeminleri var. Bu eğlence zeminlerinin makul daireini tutarak da Hanefilerin büyük bir kısmı, Hanbelilerin hepsi bunu bir şekilde caiz görmüşler. Ama velakin bunu böyle zevk, eğlence haline getirmek, huşiyata, şehvaniyete doğru taşımak bu uygun değil. Bu noktada musiki noktasında, musiki dinleme noktasında direk haram değil. Günah-i kefaheden yukarı Allah affetsin küfre düşebilirsiniz. Bu noktada ağır konuşanlar var. Hatta Mevlevi, Erkanındaki cef, budüme, direk haram diyenler var. Bunlar bunları söylerlerken, bu söz konusu az önce kısa kısa beyan ettim.
Hadis-i şerifleri yok hükmünde görmek veyahut da var hükmünde görürse, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hz. Ayşe valilerimize haram bir şeyi telkin etmiş gibi olur ki, bu günah-i kefaheden yukarı dinden çıkarırsa. Yani bir kimse, bir evlenen bir kimsenin kına eğlentesini veyahut da nikah eğlentesini direk haram noktasında görürse, o zaman Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Hz. Ayşe valilerinize devsiz nikah, nikah değildir.
Yani muhakkak dev burnumlu noktasını inkar etmiş olur ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hz. Ayşe valilerinize haram bir şeyi telkin etmiş gibi olur ki, bu günah-i kefahede değil küfür noktası olur. O yüzden bazı noktalarda, bazı dairelerde tenkinli davranmakta, tenkinli konuşmakta faydalar. Kabir komşusunun azabı duyulur mu? Ölüyü kabirde kötü komşudan uzak tutunur diye duydum. Bu konuda bizi bilgilendirir misiniz? Bunu halk kendi içerisinde bunları söyler, ben bunları çok itibar etmem. Kabirde yatan o kimsenin cesedidir. Ruh cennetlikse ona cennetten bir pencer açılır, cenneti seyrederekten mahşerini bekler. Öbür kimse cehennemlikse cehennemden bir pencer açılır, cehennemini seyrederekten bekler.
O yüzden o cehennemi bekleyenler, cenneti bekleyen aynı kategoride değildir. Zerdüştük ne demektir? Zerdüştük eski ateşe tapanlardandır. Ateşe tapanlardan ayrılmalı. Şeytana taparlar. O şeytana taptıkları için genelde Hibna'nın Bağdat kesiminde, o bölgede dağlık kesimlerde duran insanların inancıdır. Uzun müddet, geçmiş dönemde yaklaşık 600-700 yıla kadar etkili olmuş bazı noktalarda. Böyle dağlının tepelerinde yaşayan, ya bilemiştim Cahin-Civaydar kesiminin dini olmuş. Şimdi son zamanlarda Kürtlerin üzerinde oynanan bir oyun var. Kürtlere diyorlar ki sizin dininiz İslam değil, siz Zerdüştünüz diyorlar. Tabi Zerdüştünün arkasında, bugünkü Zerdüştünün arkasında da Museviler var şu anda. Daha doğrusu Museviler de demeyeyim de İsrail var.
İsrail ile Musevileri ayırmak lazım. Arkasında İsrail var. İsrail şu anda Zerdüştünün yeniden, Orta Doğu'da Kürtlerin üzerinde yeniden diriltmek, yeniden meydana getirmeye çalışıyor. O yüzden oynanan oyun var orada. Tabi İsrail aynı zamanda Orta Doğu'da, mezheplerin meşrefleri de kışkırtıp birbirlerini vurdurmaya çalışıyorlar. Allah oyunlarını kendi başlarına mahpus eder. Bir kimsenin bir dini ibadeti yerine getirirken bir başkasından izin alması yoktur. Bu namaz, oruç, evlilik, ondan sonra abdest, gusül, haç gibi bir şeyi bağlayamazsınız. İnsanların kendi içlerinde özgür bırakmış.
O yüzden o özgürlük tarihinde insanlar dinlerini ve özel hayatlarını yaşarmak. Dövme yaptırmanın günahı var mıdır? Evet. Dövme yaptırana, dişine diş böyle işte güzelleşmek için dişini törpüleyene, işte kaşına gözüne şekil verene Allah lanet etsin diyor. Mehdi'nin gelişi nasıl olacak? Dünyada mı yoksa gelecek mi? Kendisine ordu seçecek mi? Yoksa isteyen katılacak mı? Savaşlar nasıl başlayacak? Allah razı olsun. Mehdi geldi gitti. Dünyada bir gün de kalsa, dünya günü, Cenab-ı Hak o Mehdi hala Resulü gönderecek. Ve Mehdi bir gün dahi olsa dünyada vazifesini yerine getirip, o bir gün içerisinde dünya mutluluğa kavuştur.
Mehdi'nin gelmesi haktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri mütevatil derecesinde hadis şerifleriyle sabittir. Hatta sadece Muhammediler değil, İseviler ve Museviler ile Mehdi'nin geleneceğine dair kendi kitaplarında işaretler vardır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinde bu işaretler daha fazladır. Bu ayrıda Müslim'de, Ebu Davut'ta, Tirmizi'de, İbn-i Macene'ye mütevatil derecede hadisler mevcuttur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinde bu hadisleri nakleden otuzun üzerinde sahabe vardır. Otuzun üzerinde değişik sahabe ayrı ayrı bunları nakleder bize. Hadisleri kontrol ederseniz eğer bunun üzerinde şekliniz şüpheniz kalmaz.
Bu bir gerçektir. İsa aleyhisselamın tekrar yeryüzüne inmesi, deccanın gerçek manada zuhur etmesi, sübyan ordusunun gerçek manada zuhur etmesi, sübyan ordusuyla Mehdi aleyhisselamın karşılaşması, savaşması, deccanın meydana çıkması ve deccanın İsa aleyhisselam tarafından katledilmesi, öldürülmesi bunlar hadislerde anlatılır. Mehdi aleyhisselamın nasıl zuhur edeceği, nerede çıkacağı, çıkacağı zamanın şekli şemali, fiziki yapısı, ekonomik yapısı, siyasi yapısı, askeri yapısı, çıkacağı zamanın inanç yapısı, hadis-i şeriflerde anlatılır hep. Ve tarih boyunca bu hadisleri okuyan ulema kendince tefsir edip, kendince şerh edip, kendi zamanlarında hep Mehdi'yi beklemişler.
Bundan 500 yıl önce Mehdi'yi bekleyip, Mehdi'nin peşine düşen, hatta Şan'da Mehdi bekleyen ulema mevcuttur. Bundan 700 yıl önce, bundan 600 yıl önce, 1000 yıl önce Mehdi beklenmiştir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat eder etmez, bir kısım insanlar Mehdi beklemişler. Çünkü Hz. Peygamber ahir zaman peygamberidir. Ahir zaman, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yeryüzünde zuhur etmesiyle başlamıştır. Ve ahir zaman peygamberinin vefatı, vefatı ahir zamanın fitnesinin emriydir. Başlamıştır çünkü. Ve o günden itibaren Müslümanlar, bir Mehdi bekleyişi ve anlayışı içinde olmuşlar. Bir kısmı bunu istismar etmiş.
Bir kısmı bunu kendince, kendi üzerinde tecelli ettiğini düşünmüş. Bu konuda Müslümanlar aldanmışlar, aldatılmışlar, kandırılmışlar, kanmışlar. Ve Müslümanların kendi arasındaki bu inanç, bu kandırmaca ve aldatmacalardan dolayı günden güne bu inanç eksilmeye başlamıştır. Tabi Müslümanlar her sıkıntıya düştüklerinde, her problem yaşadıklarında, her baskıya duçar olduklarında, onunla mücadele etmektense Mehdi beklentisine girmişler.
Zaman zaman beklemeyip bunun mücadelesini verenler olmuş. Zaman zaman kendi rüyalarına bakarak anlanıp kendilerini Mehdi zannedenler olmuş. Zaman zaman psikolojik problemler yaşayanlar, akli dengelerini yitirerek kendilerini Mehdi zannetmişler. Bunların hepsi de birer vaka olarak İslam tarihinde mevcut. Hala daha kendisini Mehdi zanneden, kendisini Nebi zanneden, kendisini o mübarek görevle, mazifeli görüp kendisini Mehdi gören, psikolojik dengesi bozuk insanlar mevcut.
Ya ben kendimce Mehdi'yim demeyip de kendi Mehdi'liğini el altında yürütenler, bütün yol işaretlerini kendisine çıkartanlar veya direkt kendisini Nebi, ertesi gün Mehdi, ertesi gün yine Nebi görenler veya bir kısım kendi üç beş kişinin gördüğü rüya ile kendisini Mehdi koltuğuna tutturanlar, olmuş ya. Bunlar olacak da. Bir taraftan iyi, şu taraftan iyi. Gerçeği gelecek ki sahteleri çıkıyor.
Bir şeyin sahtesi varsa gerçeği vardır. Ve kıymetli olan bir şeyin sahtesi ve çakması olur. Önceden doktorluk kıymetliydi, sahte doktorlar çıkardı. Mesela bizim halkımız, bizim insanımız insanımız askerlerden çok korkar, sahte askerler, paşalar ürer. Bizim insanımız hakimden, savcıdan çok korkar, çok çekilir. Sahte hakimler, savcılar türer. Bizim insanımız oman, avukat derler, sahte avukatlar türer. Altın kıymetlidir, sahte altın üretirler.
Hangi para kıymetli? Dolar, Euro. Dolar ve Euro'yu koltazanlar masalara kıymetlidir çünkü. Hiç kimse gümüş para basmaz. Hiç kimse bakır para basmaz. Hiç kimse işte toprağın sahteciliğini yapmaz. Taşın sahteciliğini yapmaz. Ama kıymetliyse bir şey, o kıymetlinin sahtesini yaparlar. Şimdi Mehdi Aleyhisselam deyince kıymetli. Mehdi Aleyhisselam deyince özel. Ön olunca muhakkak bunun sahteleri çıkacaktır. Ve sahtelerinin çıkması gerçeğinin var olduğuna işarettir. Peygamber kıymetlidir. Tarih boyunca sahte peygamberler çıkmıştır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de kendisinden sonra otuz üç tane yalancı peygamberin çıkacağını söylemiştir. Oturun tarih boyunca yalancı peygamberleri mesela sıralayabilirsiniz.
Anadolu'da Baba Ali isyanı olarak görülen o Baba Ali isyanının başında da Baba Resul vardı. Adı budur. Ve rivayetlerde Baba Resul'ün peygamber olduğu, peygamberin ruhaniyetinin ona girdi ve Baba Resul'ün ölmediği, hülümsüz oldun, şu anki asılınca asıldığına dair insanlar inanmazlar, asıldığına dair inanmazlar.
Ve o sağ bizim içimizde yaşıyor derler. Örneğin. Bu topraktan mürmit topraklar, nice sahte peygamberler, nice şeyhler, nice sahte mehtirler yetiştirmiş. Ama insanlar o darboğada, o sıkıntıdan mücadele etmeyi değil, bu tip şeylere sığınmayı bir taraftan yayınlamışlar. Bir taraftan da, şimdi bunları böyle açık açık konuşsam, bunları sakın bir taraflara çekerekten bir tarafları eleştirdiğim aklınıza gelmesin.
Her velinin, her mürşid-i kamilin çektiği çileler, sıkıntılar var. Kendilerince, kendilerince bir çilenin içindedir onlar. O çilenin içinde, zaman zaman onlar da insandır, daraldıkları, bunaldıkları anlar var. Buna işaret, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hira dağında, zaman zaman kendisini mağaradan aşağıya atmak istemesi gibi işaret. Tayyip'te çok sıkıntıya geldiğinde, Hz. Allah'a münacaat etmesi gibi, veya savaşın çok dar zamanlarında bunlar da yok olursa sana ibadet edecek kimler kalacak kim demesi gibi. Her velinin, her mürşidin, her mürşid-i kamilin zaman zaman dar boğazlardan geçtiği zamanlar var. O dar boğazlardan geçtiği zamanlarda, o sıkıntılı dönemde yaşarken, o çileyi çekerken, onlar o dar boğazlar zamanlarında fazla sıkıntıya, fazla böyle probleme duçar kaldıklarında, Hz. Allah, bu benimki bir, ne olsun, iştah da olsun.
Onların o sıkıntılı, o dar boğazlı zamanlarında, onlara manevi haller, manevi pencereler açaraktan, onlar ayrı bir alemin kapılarını açaraktan, bu sıkıntıların o dar boğazlarının geçeceğini, bu sıkıntıların o dar boğazlarının felaha ulaşacağını, zamanın geldiğini, zamanın yakın olduğunu, Allah Ali, onlara göstermiş olabilir. Ve ondan sonra, o Mehta ile Resulü'nün yaşar gibisini görüp, zamanlarının az kaldığını ve az zamanda geleceğinin bir ümit kapısı olup, haydi gayret edelim bakalım, az kaldı zaman, gördüm Mehta ile Resulü'nü. Yakında zuhur edecek, hadin evlatlarım, hadin çocuklarım, hadin yavrularım, Zafer bizimdir deyip, onlara bir gayret verip, bu noktada yeniden mücadeleye devam edip, yıkıldığı, yenildiği an gibi göründüğü yerde derlerin toparlanıp, yeniden menzile koşmak aşkı, şevkiyle, zaman zaman bu halleri ve bu işaretleri görmüş olabilirler.
Ve bu gördükleri hal ve işaretleri, gerçekten kendi dairelerinde gerçekmiş gibi yaşadıklarından, zamanın kısaldığını, zamanın daraldığını, gerçekten Mehta ile Resulü'nün yaşadığını, hatta Allah hatta İsa aleyhisselam'ın zuhur ettiğini, kendisinin de görüştüğünü beyan ederler. Doğru mudur? Elhak doğrudur. Bir, bir kısım veli, bir kısım evliyadan, bir kısım dervişandan zatlar, nefis meratiplerine ve kalbi tecerdiyatlarına belli bir hale geldiklerinde, ona sufiler İsa makamı derler, bir yerde.
Bu halifeliğin tam altı halifeliğe yakın bir haldir. İsa aleyhisselam ile fazla haşır neşir olurlar. İsa aleyhisselam ile fazla haşır neşir olduklarında, o İsa makamını kendi dairelerinde tam olarak ayırt edemediklerinden veyahut da orada bir şekilde zuhuratları kuvvetli geldiğinden, kendilerini İsa gibi görmeleri, veya kendilerini Mehdi gibi görmeleri, veyahut da zamanın çok dar, çok böyle kısa olduğunu algılayıp, yine bir kısmın bu noktada pişme ben, kendisini Mehdi veya İsa olarak gördüğünden dolayı, orta yere çıkıp,
beklenen Mehdi benim, beklenen İsa benim deme noktasına da girebilir, ama bunların başında üstadları mürşin-i kamil olmayanlar var. O mürşin-i kamil olursa onların başındaki üstadı, ve üstadını dinlerse kendisini bu halden çıkarır. Bunlar da zaman zaman yaşanmış ve yaşayan insanlar, kendilerini amama ehdi görmüşler, ama İsa aleyhisselamın kendisinde zuhur etliğini görerekten, kendilerini öyle görmüş olabilirler. Bunların hepsi de hal halinde yaşanabilir ve her cevap yaşanabilir. ama genelde yaşanan şey ilk anlattığım şeydir. O yüzden zaman zaman üstadlar, üstadlar, veliler, röşin-i kamiller, Mehdi'nin zuhur ettiğini veya en kısa zamanda zuhur edeceğini, onun bu noktada tecelli edeceğini, dair beyanatlarında bulunmuşlar. Ve kendilerince de, ben onlara bir hak payı görüyorum ya tabii.
Onlara neden böyle söylediniz demiyorum. Ama bunları ben önceden açıklamazdım. Fakat insanlar kendi kafalarında bizim üstadımızın üzerinde şek şüphe etmeye başladıkları için böyle açık açık anlatıyorum. Allah rahmet eylesin bizim üstadımızın da bu tip şeyleri yaşadığına inanıyorum. Biz çünkü biraz o üstadımızla geçirdiğimiz 20 yıllık dönem, sıkıntılı bir dönemdi bizim için. Yalnız her zamanın kendine ait bir sıkıntısı vardır. Her zamanın kendine ait problemleri, kendine ait açmazları vardır. O kendine ait zamanda, kendine ait açmazlarda, sıkıntılarda bir aylık biz bocaladığımız zamanlar oldu. Bocalamak derken sıkıntıya düştüğümüz zamanlar oldu. Tabii yolun içerisinde bu sıkıntılar yaşanırken, bu problemler yaşanırken, o dar geçiklerden geçilirken, bunlar ama fark edilir cemaat açısından ama fark edilmez.
Bunlar yaşandı. Ve zaman zaman her velinin, her mürşid-i kabinin bu tip problemleri, bu tip sıkıntıları, bu tip çileleri olur. Kendi zamanına göre olur. Ve kendi zamanında da onlar daralırlar, insandırlar, bunalırlar, insandırlar bu manada. Üzülürler, insandır bu manada. Kendilerince incinirler, kırılırlar, belki de ne bileyim işte kendilerince bir dar menfezlerden geçebilirler. Allah Celle Celaluhu, herkesin elinden tutandır. Ümit var edendir. Herkesin elinden tutup düzlüğe çıkarandır. Allah kullarını zayi etmez. Kullarına zulmetmek istemez. Kullarına merhamet edendir. Kullarına şefkat kanatlarını indiren, kullarına merhamet kanatlarını indiren, aziz-i kefir olan Allah'tır. O Allah Celle Celaluhu, bir şekilde o kullarının üzerinde değişik peygamberlerin vesile ederekten veyahut da bir veli zatı vesile ederekten veya bir sahabeden bir zatı vesile ederekten onlara bir ümit kapısı aralattırır.
Kah Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle görüştürür. Kah ona başını okşatır, kah sarığını sardırır. Kah uzaktan görür, kah yakından görür. Kah yanağını yanağını dayan. Sabret bekle de, o kimse de sabreder bekle. Kah İsa'sını gönderir, kah Musa'sını gönderir. Kah çilenin içerisinde Yusuf'unu gönderir. Kah Yakub'unu gönderir. Kah İbrahim'ini gönderir. Bak onu ateşlerde yaktım der. Ateşi seyrettirir. Kah Musa'sını gönderir. Firavun'un zulmünü resim görür gibi sinemadan seyreder gibi seyreder o kimse. Ve kendince o veli, o bir şey, o zat bir ümit kapısı açılır ona. Geçmiş peygamberlere böyle zulmedilmiş, böyle sıkıntı çekilmiş.
Senin sıkıntın sıkıntı değil denir. Kah Mehdi'yi gösterirler ona. Derler ki sabret yakındır, devam et. O kah Mehdi'nin o maneviyatıyla kendince bir hoş olur. Der ki Mehdi Aleyhisselam kah belki de ona gelir. Sen benim kardeşimsin der. Kah gelir, alnından öper. Kah gelir sarından öper. Kah gelir onu, derler toparlar. Haydi bakalım der. O ümitsizlik konundan, belki de o dar boğazdan, o dar menfezden, o kimse o esnada geçmesi gerekiyordur. Öyle geçerir. Bu manada Mehdi Aleyhisselam rüyada da görülse hakikattir, halde de görülse hakikattir. O gören kimse bir nebze nefes alır rakide, bir nebze ümit var olur. Onun için bir ileriye yönelik bir ümit kapısı olur.
Derlenir, toparlanır. Arkadaşlarını, kardeşlerini derler toparlar. O yolda, o mücadelete devam ederler. Kah Cenab-ı Hak meleklerini gösterir. Kah Cebrail'i gösterir. Kah Mikail'i gösterir. Kah İsrafil'i gösterir. Allah için bu noktada kapı çoktur, sebep çoktur. Cenab-ı Hak bir şeyi önünde perdeleyip, o şeyin arkasından zuhur eder. Bir şeyi perdeleyip, o şeyin arkasından konuşur, sohbet eder. Bir şeyi perdeleyip kendince, o perdenin arkasından nüfuz eder, tecelli eder. Allah'ın bir türlü cilve-i şahikaları, cilve-i rahvanileri, cilve-i hayrethaneleri bitmez. O yüzden, o kulunu hayretten hayretten, cilveden cilveye atan, kulunu bu noktada perdeden perdeye geçiren zat-ı mukaddes-i kebirdir.
O yüzden, Mehdi meselesi daha çok konuşulur, çok da konuşulacaktır. Önemli olan şudur. Kardeşler hep ben onu söylerim. Hz. Meryana da öyle der. Sen de bir pire vardın ise, senin Mehdi'nin odur der. Mehdi aleyhisselam zuhur edecek gerçek. Ama Mehdi'den önce, nince Mehdi'ler çıkacak ki, Mehdi'nin vazifesini yerine getirmeye gayret edecekler ve getirecekler. Mehdi bu noktada insanların hidayetine sebep olan, vesile olan, belli zaman Sayın Nursi Hazretleri'nin bu noktada, bu noktada insanların hidayetine sebep olma noktasında, Mehdi gibi görebilir mi insan? Veyahut da bir kimse kendi üstadını, kendi mürşidini bu noktada, hidayetine sebep olma noktasında Mehdi gibi görebilir insan?
Veyahut da bir kitabı, bir Kur'an'ı, bir sünnet-i Resulullah'ın yazılı hadisleri, bir Buhari'nin edeb-i müfredini kendince Mehdi gibi görebilir. Hidayetine sebep olan, hidayetine vesile olan, her kim ve her ne ise onu Mehdi noktasında görebilir. Ama gelecek olan, o Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin soyundan, Resulü büntüden olan Mehdi değildir o. O gelecek olan, o büyük ve kutlu zat, inşallah o Rahman dünyaya gelecek, dünyada zuhur edecek ve bütün dünya İslam olacak. Bütün dünya İslam olacak. Toprak, yer, bütün kuvvetiyle ve kudretiyle insanları duyuracak, bütün kuvvet ve kudretini indirip Cenab-ı Hak yeryüzünü neşrine va ettirecek, insanla para harcayacak yer bulamayacaklar.
Şehirlerin girişlerine veya ortalarına, paralarını, mallarını, yüzlerini yığacaklar, gelen geçen yitsin, yitsin, alsın buradan harçlasın diyecekler, hiç kimse almayacak. Mehdi'nin zamanı böyle bir zaman olacak. Başaklar yedi değil, yedi yüz versek. Ağaçlar yedi değil, yedi yüz, bin yedi yüz versek. Kuzular bir değil, belki de on beş doğuracak. İnekler bir değil, belki de üç yüz beş yüz altı doğuracak. Ve insanlar bir tane bir tohum dikecekler, o tohumdan yedi tane meyve alacaklar. İnsanların böyle parmağıyla oynattığı yerden Cenab-ı Hak kıymetli madenler çıkartırsa, böylece dünya üzerinde mal, para, pul hesabı bilinmeyecek, herkes zevk-i sefa içinde, rahat içerisinde, sanki bir cennet hayatı yaşanmış gibi bir hayat yaşayacaklar.
Mehdi zuhur etti diyene bunu soracaksınız. Mehdi'nin çıktı, ben Mehdi'yim dedim. Bir kimse, çok basit, hani deccanın nerede senin? Hani süfyanın nerede senin? Ben sohbetlerle Allah affetsin, ben demeyeyim, Allah Cenab-ı Hak bizi affetsin inşallah. Mehdi çıktı, İsa nerede dedim de, bunu böyle diye yaygınlaştı, solakınlaştı bu, aradan iki ay sonra cevap geldi. İsa kendini bilmez halde İstanbul'da dolaşıldı. Bunu böyle söylemek bir küfürdür. Hiçbir peygamber salak aptal değildir, kendini bilmez halde yaşamaz. Doğduğu zaman, doğduğu zaman, Cenab-ı Hak Meryem Validemize sus emir verir. Konuşma sen Meryem'e. Meryem'in kalbini ilham eder Cenab-ı Hak.
Meryem, kalbe gelen bu ilham-i emir ile susar. İlham-i emir ile susan Meryem'i, Cenab-ı Hak İsa Aleyhisselam vasıtasıyla kurtarır. İsa kundakta bebek, bebektir daha. İsa Aleyhisselam'ın kendisinin ruhu lah olduğunu, Allah'ın Cebrail vasıtasıyla annesinin karnına üflediğini, annesinin bir zani olmadığını, ve kendisinin bir peygamber olduğunu, bebekteki çocuk konuşur. Kundaktaki çocuk konuşur, kundaktaki bebek konuşur. Aynı İsa Aleyhisselam'ın İstanbul sokaklarında serseri bir şekilde, kendini bilmez şekilde dolaştığını söylemek küfürdür benim nazarımda. Bu gerçekten aymazlıktır. Bu gerçekten bu meseleyi sulandırmaktır. Bu gerçekten bu meseleyle maddi manevi hiçbir bağının olmadığını gösterir.
Bu meselede ağır kelimeler kullanmak istemiyorum ama yaralıyım. İsa Aleyhisselam'ı rüyalarında bir kez görmüş olsalardı, böyle konuşma cihiyetine gidemezlerdi, edeb ederlerdi. İsa Aleyhisselam bırakın konuşmayı, rüyasında sarını görseydi, rüyasında saçının bir kakülünü görseydi, rüyasında sakalının bir telini görseydi, İsa Aleyhisselam'ın rüyasında bir asasını görseydi, İsa Aleyhisselam'ın rüyasında bir elbisesini görseydi, elbisesinin bir parçasını görseydi, vallahi de, billahi de, dillahi de, böyle konuşamazlardı.
Maneviyattan uzak, her şeyden uzak olan insanlar bir şeyi ütüyorlar, sömürüyorlar. bir şeyi kendi şan ve şereflerinin artması için kullanıyorlar. Kullandıkları şey, Hz. İsa Aleyhisselam. Kullandıkları şey, kendileri için, Hz. İsa Aleyhisselam. Allah'ın o hafaza etmesin. O yüzden Mehdi ile alakalı, bu mesele buradır, bu kadarlık yeterli. Mesnevi'nin kolları var mıdır, varsa kaç kısım ayrılır? Mesnevi bir kitaptır. O yüzden Mesnevi Hz. Mevlana Celaleti Ruma Hz. yazdığında bir kitaptır. Onun kolları olduğunu bilmiyor. Evcet hesabı neden açıklar mısınız? Kelimelerin, harflerinin üzerinde değişik numaralar verilerek de yapılmış bir hesap çok üzerinde durmuyor.
Buradan rumuzlar çıkarıp, buradan işaretler çıkarıp, geleceğe yönelik işaretler vermek. Bunlar böyle, bunları yapan insanlar da böyle sayılarını da kendi kafalarına görüp, yorumlayıp yer değiştiriyorlar. Harfleri yer değiştiriyorlar. Uydur, kaydır, şeyler bunlar. Ben çok nazara itibari almıyorum. Benim için din, Kur'an ve Sünnet. Ben Kur'an ve Sünnet'i yaşamaktan sorumluyum. Kur'an ve Sünnet'i yaşamaktan mükellefim. Evce tesabüyle yarın olacak olan şeyi görsen ne olacak, görmesen ne olacak, bilsen ne olacak, bilmesen ne olacak. Bunlar din değil, benim nazarımda. Din, Kur'an ve Sünnet sımsıkı yapışın. Hadis-i Şerif dinleyince azı dişlerinizi de sıkın.
Kur'an ve Sünnet. Hayat olsun. Akşehir'de kardeşler bir yer açtılar. O yüzden demişler ki, dergah adabı, hedef karakterinden bahseder misiniz? Arkadaşları da ölçü olsun demişler. Yavaş yavaş oturur. Bir günde dergah adabı erkan olmaz. Bizdeki birinci adabın ortada, kardeşler birbirlerine rahatsız etmesinler. Birbirlerini üzmesinler. Aranızda kardeşlik, şefkat, merhamet. Aranızda muhabbet buluşsun. Nefis girmesin aranıza. Burası nefisle mücadele edilecek bir yer. O yüzden birbirlerinize karşı nefsane davranmayın yeter. Uykuyla alakalı problemin varmış. Uykusuzluğu gelmem için ne yapmalıyım?
Haksam hiç uyumamışım gibi hiç farkında olmadan uyuyakalıyım demiş. Derdi olun uyku tutmaz yani. Sufi işaret tefsir olarak hangi Kur'an tefsiri önerirsiniz? Burada da var uykuya alakalı bir şey niye önerirsiniz? İşaret tefsir şeyin bitti mi acaba bilmiyorum. Ruhu beyanı vardı. İsmail Hakkı'nın bitti mi bilmiyorum bitti mi? Aferin var mı yok mu bilmiyorum. Ruhu beyanı. Son iki cildi kaldırıldı. Efendim? Son iki cildi kaldırıldı. Öyle mi? İnşallah. Cinsel ilişkide haram sayılan hal ve davranışlar. Nelerdir? Kadınlarınıza bu noktada hayl hayl olduğu zamanlar yaklaşmayınız. Yani cinsel ilişki tam bir cinsel ilişki olarak yaklaşmayınız.
Haram. Kadınlarınıza haram olarak cinsel ilişki yorumluğun dışında diğer yolu tercih etmeyiniz. Bu size yeterli ki haramdan uzak koyu. Öfkemi yemem için ne önerirsiniz? Öfkelenmeyin. Öfke şeytandan. Öfke nasıl şeytandan? Doğru, makul, malum olan bir şeye öfkelenmek şeytandan. Hak ve hakikate öfkelenmek şeytandan.
İnsanın arkadaşına, eşine, çocuğuna yaptıkları hata ve kusurlardan dolayı öfkelenmek şeytandan. Yalana öfkelenin, gıybete öfkelenin, şirke öfkelenin, cimriliğe öfkelenin, aymazlığa tembelliğe öfkelenin. Ama biz bunlara öfkelenmeyiz. Birisi sarılığı yandan bağlamış, onu öfkeleniriz. Veyahut da birisi işte ufak bir kusur istemiş, onu öfkeleniriz. Allah muhafaza eylesin. Muhteşem bir soru. Kurbanlıklarda iki yaşını bitirip üç yaşına girme durumu hicri yıla görelim, iladi yıla görelim. Hesap edilir. Misal iki bin on bir yılında kurbandan bir hafta önce doğan, dana.
Bu yıl kurban olur mu? Bir tane veteriner lazım. Muhteşemsiniz ya. Gece yatarken razıya da Kur'an dinleyerek yatmak günah olur mu? Yani normalde Kur'an bizim böyle Anadolu'daki İslam algılayışı, Kur'an'a ve Kur'an okumaya karşı çok edebildi. Mesela Suudi Arabistan'a hacca ömreye gittiğinizde Arapları görürsünüz yattıkları yerden Kur'an-ı Kerim okurlar. Bir de adam bacak bacak üstüne atar yattığı yerden Kur'an-ı Kerim okurlar. Bizler Kur'an'a çok saygılıyızdır ama okumasını bilmeyiz. Bizde de öyle bir şey var. Mesela bütün Müslümanları gidin Suudi Arabistan'da haç ve ömrede, Müslümanlar giderler, biz eleştiriyoruz yattıkları yerden Kur'an okuyor diye.
Elinde kitapsız olan bir tek bizimkiler vardır. Ama bizimkilerde de bir aşırı derecede saygı vardır. Bir aşırı derecede saygı vardır. Hiçbir şey yoktur. Ama yani hiçbir işe öyle saygılı değildir. Ama içindeki eminlere saygılı değildir. Enteresan bir şey. Bizim gençliğimizde böyle bizim orada mesela millet içki sofralarını kurar düğünde. Cuma namazı bekler. Herkes masada hazır, davulcu, zurdancı, çengici hazırdırıyor orada. Cumayı bekliyorlar. Yani cuma kılınca onunla sonra başlayacaklar çalgıya çengiye. Böyle enteresan bir yapımız var bizim. Bir de birbirlerine soruyorlar şimdi. Çıktılar mı cumadan?
Oradan ömürtü diyor ki, ya filanca önce hızlı kıldırıyor. O çıkarmıştır ya, başlayın. Bizde böyle bir yapı var. Enteresan bir şey. Yani o cumadan çıkacak, ondan sonra harap işleyecek. Cumadan önce işlemiyor. Cumaya karşı bir muhabbeti var. Cumaya karşı bir saygısı var. Ama cumaya da gitmiyor ha. Allah bizi affetsin. Arkadaşların birbirleri arasında nikah kıymışlar.
Ve nikah diyerken iki kişiyi de şahit tutmuşlar. Ama şimdi erkek kızı istemiyor. Boşanmak istiyor ama kız boşanmak istemiyor. Bu durumda erkek boşası bu nikah bozulur. Bozulur. Kız boşamak istemese bile nikah bozulur mu? Er cevap bozulur. Bazı boş zamanları değerlendirmek adına kitap okuyorlar. Fakat okurken feyizlendiğimi düşünüyorum. Bir veya iki gün sonra baktığımda okuduklarım unutuluyor. Nasıl kitap okursam okuduklarım aklımda kalır. Ya bu konuda uzman değilim ki ben. Allah'a emanet olun. Bunlar çok ilgili değilim. 3 İhlas fütati yaşayalım. Sevebim öncedi.
Sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selam Azat'a mübarif duruş evlerine. Adem aleyhisselamlar ikisinin arasına gelmiş geçmiş. Bütün Peygamberimiz Cişan efendilerimiz mübarif duruş evlerine. Amin. İhâri yâri güzünler müvekülsündür. Ben ben ben … Türkiye'de de dâh. ᤻�аться'la, made, anem en zamarrh has aulda irgedon. İsmail Counts Tidhi, yâri yâri yâriiszâ, Resulullah, Ashab-ı Resulullah, Muavuz İmam-ı Azam-ı Hanefe, İmam Şafi, İmam Malik, İmam Muhammed, İmam Eşyal, İmam Akırı, İmam Ahmet, İmam Yusuf, Bütün İmam İmam En Hazretleri Mübarik, Ruş evlerine, Amin. Yediriz bir Seyyid Abdülkadir, Geylalî Seyyid Ahmet, Rufay-ı Seyyid Ahmetler, Bedev-i Seyyid İbrahim, Dursun ki, Şeyh Eul Hasan Ali Şazeri, Şah-ı Nakşubeli Muhammed, Bahaddin, Şah-ı Mevlana Celaleti'nin, Rumi, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram ve Vesselkar'ın, Mahmud-i Dayı, Halvet-i Celvetin, Uşak-ı Sümrül, Söhre ve Kıbrıl Adi Şeyh Muhyiddin Arabi,
Bütün bir ve firan Hazretleri Mübarik, Ruş evlerine, Gelemişmiş bütün velilerin, müşkün ikamilerin, evliyalarına, aşikan, sadık, anı, üban ehl-i iman, La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah, Diyen bütün dümünatın ruhlarına, yaşayan mürşid-i kamilerin, evlilerine, aşikan, sadık, anı, üban ehl-i iman, La ilahe illallah, Muhammedun Resulullah, Diyen dümünatı Muhammedun Resulullah'a, cetve cetadan ruhlarını hediye edin, Vası ve salar eyle ya Rabbim, Amin, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah el-Azim, el-Kerim, el-Zi, la ilahe illa gurur,
El-Hayyil-Ugayyum, ve-Tümle-Göncü, ilahe illa şeytanın racim, Bismillahirrahmanirrahim, Estağfurullah el-Azim,

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi