Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 15 Şubat 2013 · 52:04
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenâb-ı Hak gönülünüzü hayır veylesin. Aynınızı, yanınızı, ömrünüzü hayır veylesin. Sufilerin adablarından biri de ben, biz, benim için ve benzeri sözleri terk etmektir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem mafetlerini kendisinden izin isteyen birine kimdir ol dediği zaman ben demesi üzerine.
Ben, ben diye dediği, bu sözden hoşlanmadığı rivayet edilmiştir. Sufilik, benliği yıkmaktır. Ve kimse bu manada kendi benliğini, kendi kimliğini, kendi kişiliğini orta yere koymamalı. Kendi cemaatini orta yere koymamalı. Kendi tarikatını, kendi şeyhini orta yere koymamalı. Kendi benliğini üstün gören kimse. Kendi cemaatini, tarikatını üstün gören kimse. Kendi şeyhini diğer şeyhlerden üstün gören kimse. tasavvuf, tarikat, adabı ve erkanına riayet etmemiş olur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Yusuf aleyhisselamla alakalı, Yusuf aleyhisselamın üzerinden bahsedilince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, Yusuf aleyhisselamın daha güzel olduğunu bahsedilince, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini, kendisini Yusuf'tan daha güzel gösterdi.
Ve dedi ki, Yusuf aleyhisselam çok güzel bir kimseydi dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendisini diğer peygamberlerden daha faziletli görünmesini istemezdi. Muhakkak kendisi de biliyordu ki, o peygamberlerin evveliyim ve sonuncusuyum derken, kendisinin fazilet noktasında diğer peygamberlerden üstün olduğunu biliyordu. Ama ve lakin kendisini diğer peygamberlerden üstün tutulmasını, diğer peygamberlerden daha faziletli olarak anılmasını çok istemezdi ki, böylece tevazusunu ve benliğini, bu noktada benlikteki hiçliğini gösterdi. İşte o yüzden Sufiler, ben, biz, benim bu tür sözlerden ve davranışlardan uzak dururlar. Benim cemaatim, benim müridi veyahut da işte böyle kendi cemaatini ona öne çıkaran, başka şeylerin küçük kere, bir müridin kendi üstadını diğer üstadlardan, diğer mürşidlerden daha fazla sevmesi hakkıdır.
Ama kendi üstadını insanların içerisinde diğer üstadlardan fazla met etmesi, ölmesi çok hoş bir şey değildir. Sufilik ağlar ve erkandır. Büyüklük taslamak değildir. Cemaatçilik oynamak, şehçilik oynamak değildir. O yüzden Sufi adabıdır ki, Sufiler, ben yaptım, ben ettim, ben topladım, ben zikrettirdim, ben şunu şöyle yaptım, deme noktasından uzak durmalılar.
Gafletteyiz tabi hepimiz bu noktada hata yapıyoruz. Ben rüya gördüm, ben ay gördüm. Ben şunu şöyle yaptım da böyle ettim de böyle oturtturdum da böyle kaldırdım da. Bunlar biraz gafletin bir ürünü, Allah muhafaza eylesin. Biz bu işi yaparız. Cemaat adına, cemaatı bu noktada kocaman göstermek, büyük göstermek. Yaparlar böyle, insanlar kendi cemaatlarını kalabalık göstermek isterler.
Kendi tarikatlarını başka tarikatlardan üstün göstermek isterler. Kendi şeyhlerini başka şeyhlerin üstünde göstermek isterler. Allah muhafaza eylesin. Bu noktada bu hoş bir şey değildir. Sufilerin adabından biri de halkın kusurlarıyla uğraşmayı bırakıp, kendi kusurlarıyla meşgul olmak ve nefsi kendi hastalığıyla tedavi etmez. Bu noktada başkalarının kusurlarını göremeyeceğine dair Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadis-i şerif vardır. Bir kimse bir başkasının kusurunu, başkalarının kusurlarını, toplumun kusurlarıyla ilgilenirse kendi kusurlarını görmekten uzak durur. Ve öyle bir hale gelir ki o kimse, başkalarının kusurlarını görmekten kendi kusurlarına karşı kör olur.
Başkalarının kusurlarıyla, hatalarıyla uğraşan insanlar şeytanın aldattığı insanlarlar. Şeytan başkalarının kusurlarıyla uğraşmayı, başka cemaatlerin hatalarıyla, kusurlarıyla uğraşmayı, filanca efendinin, pişmanca koca efendinin nerede eksik yaptığını, nerede yanlış yaptığını uğraştırmakla geçer. Bazı kimseler, bazı insanlar, bazı cemaatler vardır ki, Kur'an ve sünnet dairesinden uzaktır.
Ama ümmeti aldatıyordur, onlar kendilerini Kur'an ve sünnet içerisinde gösteriyorlardır. Aldanmış insanlar vardır. Onların Kur'an ve sünnetten uzak oldukları dair, apaçık deliller olmadığı müddetçe onlar hakkında konuşmak caiz olmaz. Ama apaçık delilleri yok ise bu noktada, müridin onlarla uğraşması, didişmesi, cemaatlerle, tarikatlarla, şeyhlerle, hoca efendilerle didişmesi pek suflik adamına uygun değildir.
Mesela mütezideyle alakalı konuşulabilir, dürzilerle alakalı konuşulabilir örneğin, haricilerle alakalı konuşulabilir. Eğer sünnete aykırı bir şey varsa, o sünnete aykırı olan noktadan, o dairede konuşulabilir. Denilebilir ki örneğin işte, yatarak su içmek sünnete aykırıdır. Yatarak bir insan hasta değilse, su içmek için gayret etmeyecek. Yattığı yerden yiyip içmek, bir hastalık, bir rahatsızlık, bir herhangi bir zorunluluk yoksa caiz değildir gibi bunlar sünnete muhalif şeyler. Bir kimse sünnete muhalif bir şeyi ortaya rükayabilir. Bu hak ve hakikat noktasında bir sıkıntı yoktur. Allah ve lakin birisini kötülemek, birisini geri görmek için birisinin üzerinde konuşmak İslam kardeşliğine uygun bir şey değildir.
O yüzden sufiler bunların üzerinde çok konuşmazlar. Halkın hata ve kusurlarıyla çok bu noktada uğraşmazlar. Bütün kadınlar mini etek giydiği için hepsi de fahişe hükmünden. Bunu söylemeye bir ürünün hakkı yoktur. Bu caiz değildir, normal değildir. Bu dini literatür açısından uygun değildir. Bu insanların hepsinde içki içiyorlar. Halkın tamamını fahişe yapmak, halkın tamamını kırsız yapmak, halkın tamamını içkici yapmak, halkın tamamını zinati yapmak, halkın tamamını Kuran ve Sünneti'nin dışında görmek, dini hukuk ve hüküm açısından uygun olmadığı gibi,
İslam adabı, erkanı açısından uygun olmadığı gibi, sufilik edebi açısından da hiç uygun değildir. Bir, biz şahısların hata ve kusurlarını araştırıp incelemeyiz. İki, biz cemaatlerin tarikatların hata ve kusurlarını araştırıp incelemeyiz. Kendi kusurlarımızla, kendi hatalarımızla, kendi eksik ve noksanlıklarımızla ilgilenmemiz gerekir. Bu noktada, bir başka cemaati, bir başka şeyhi, bir başka tarikatı eleştirmek, onların isimlerini zikrederekten, onlar hakkında ileri geri konuşmak, İslam kardeşliğini yok eden en önemli meselelerden birisi. Filanca cemaat şöyle yapıyormuş, Kur'an ve sünnet tarihinde bir şey yapıyorlar, Allah razı olsun, alkışlar geçeriz.
Elimizden gelirse, mümkün olursa ona destek oluruz. Filanca tarikat, filanca efendi şöyle bir şey yapıyormuş, harika bir şey. Kur'an ve sünnet tarihinde olduğu müddetçe alkışlayalım, destekleyelim. Onların eksik ve kusurlarını görmeyelim. Mümin kardeşinin eksik ve kusurunu görmek, bu veçede o kimsenin kalbinin nifakla doğduğuna işaret ediyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sahabenin, hadis-i şerifte der ki Hz. Peygamber efendim, bana ashabımın eksik ve noksanlıklarını anlatmayın. Benim onlara karşı olan kalbimde, böyle bir beşeri noktada, onların üzerinde herhangi bir eksiklik noksanını görmek istemiyorum manasında hadis-i şerifi vardır.
Demek ki ashabının dahi eksikliğini, kendisine gelip anlatılmasını Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hoş görmemiş. Çünkü ashabının eksikliğini gören kimse, eksik gedik bu noktada bakacaklar. Kardeşler bu manada birbirlerinin eksiklerini ve noksanlıklarına bakmadıkları gibi, bakmamaları gerektiği gibi, dışarıdaki mümin kardeşlerinin, yani cemaatin dışında olan mümin kardeşlerinin ve mümin cemaatlerinin de eksik ve kusurlarıyla ilgilenmemeleri gerekir.
Bu şu demektir, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yol yürüdüğü, beraber dini ikame ettikleri, yaşadıkları ve yaşatma mücadelesi verdiği, arkadaşlarının eksik ve noksanlıklarını görmediği ve o arkadaşlarının eksik ve noksanlıklarının da kendisine söylenilmesinden hoşlanmadığı meydanacaklar. Demek ki kardeşler birbirlerinin eksik ve noksanlıklarını örtmekte, Hz. Mevlana'nın dediği gibi gece gibi olacaklar.
Kusurları örtmekte gece gibi ol. Siz etrafınızdaki insanların, arkadaşlarınızın, etrafınızdaki kardeşlerinizin eksik ve kusurlarını örtmekte gece gibi olmazsanız, kemale ermekte zorluk yaşarsınız. Ve bir arkadaşın hatasını kusuruna kazara şahit olduysanız, o sizin dua etmeniz için Cenab-ı Hak size göstermiştir. Ya da o eksiklik sizde vardır, o eksikliği sizin tövbe etmeniz için Allah size göstermiştir.
Ya da o kardeşe dua edeceksiniz, o yüzden size göstermiştir. Ya da o kardeş öyle bir tövbe edecektir ki, Cenab-ı Hak onun bu eksikliğini ibadete çevirecektir. O yüzden onun her yaptığı belirliği ibadet hükmündedir. Sizin eksik gördüğünüz şey, mahşerde o kardeşinizin önünde ibadet olarak, sevap olarak çıkabilir. Hani iki kadın ormanda dolaşırken yırtıcı bir hayvanın birisi, çocuğunu alır ya kadının.
Çocuğu alınan kadın der ki, benim değil senin çocuğun alındı der. Tartışmaya başlarlar, Süleyman Aleyhisselam'a yerler. Özür dilerim, Davut Aleyhisselam'a yerler. İkisi de çocuk benim der. Davut Aleyhisselam der ki, getirin benim kılıcımı. Ortadan böleceğim der, yarım yarım paylaştıracağım. Şeriatı aykırıyor görünüşte. Kusur bir üstadın birisi dese ki, getirin kılıcımı verin. Bunu ortadan yaracağım. Bütün herkes teneke çalar, bu üstad şeriatı aykırı hareket ediyor diye. Arkasından başka bir hikmet çıkar.
Hani Hacı Bayram Muveli Hazretleri için delikodu ederler, bunun çok mühürlikleri var bunun. Osmanlı'ya karşı çıkacak derler ya. Osmanlı da seferi çıkınca, birinci Murat mıydı? İkinci Murat. İkinci Murat Oluyumura. Der ki, hakkında dedikodu var böyle böyle diye. O da bütün mühürleri topla. Bütün mühürleri topladıktan sonra, bir çadır kurdurur. Der ki, Allah için bana gönül verenler, kimse gelsin şu çadırda da onun boynunu uçuruverecek. Bir tane böyle dervişlerin arasında çok beğenilmeyen, çok kale alınmayan, önde olanlardan görünmeyen birisi çıkar. Der ki, Allah için ben seni sevdim, bağlandım. Ben senin için cadımı feda ederim der. Yürür girer çadırın içerisine.
Çadırdan koca bir eğimde kılıç, kan damlıyor, çıkar dışarı. Der ki, yok mu başka beni Allah için seven? Bir tane gene cemaatin içerisinde çok önde olmayan böyle, kimsenin kale almadığı bir kadın çıkar. Der ki, ben de seni Allah için sevdim. Kadın da çadıra girer. Hemen dedi, bunu başlar. Bu nasıl şeyh ya? Nasıl insana kıydı, nasıl dervişine kıydı? Böyle şeyh mi olur? Bir curcunadır çıkar, döner Hacı Bayram Veli Hazretleri. Der ki, efendim biz iki buçuk dervişiz der. Toplam iki buçuk dervişiz der. Sonradan anlarlar, içeride koyun kesildi. Dışarıda zahire göre şeriata uygun değilmiş ki bu. Ondan ayrı bir hakikat çıkar.
Davut aleyhisselamın kıssasında olduğu gibi. O yüzden derviş eksik noksan görme noktasında, dedikodu üretme noktasında değil, hiç kimsenin eksiğiyle, kusuruyla uğraşmadan, kendi eksiği ve kusuruyla uğraşmalı. İnsanların eksiklikleriyle, kusurlarıyla uğraşmamalı. İnsanların, toplulukların, toplumun eksik ve kusurlarına uğraşacak olanlar, alim hükmünde, amir hükmünde, hakim hükmünde olan insanlardır.
Onlar halkın kusurlarıyla, eksiklikleriyle, noksanlıklarıyla uğraşılardır. Vazifeleri gerektir. Bir üstad, bir şey, dergahın eksik ve kusuruyla ilgilenir. Vazifesidir. İnsanlar gelir onlara dertlerini, ihtiyaçlarını anlatırlar. Dergahın her hal ve girişatını anlatırlar. O, ki içinde uyumlu topluluğu bu noktada, Kur'an-ı Esra'nın sünnet dairesinde yürümesi için onları dinler, onlara bakar, gözetir. Onun işidir o. Ama Sufilerin, insanların eksiklikleriyle, noksanlıklarıyla uğraşması uygun bir şey değildir. Sufilerin, cemaatlerin, tarikatların eksik ve kusurlarıyla uğraşması uygun değildir.
Bu onları batırır. Allah bizi muhafaza edersin inşallah. Onların adabından biri de, şeyhlerin emirlerine uymak, onlara güzelce itaat etmektir. Yine, bu senet ile sırr, ser-i sakatinin şöyle dediği haber verilmiştir. Kim üstüne itaat ederse, kendi altı da kendisine itaat eder.
Kendi nefsine terbiye etmekten aciz olan kimse, başkasını terbiye etmekten daha aciz olur. Demek ki, dergahların, tarikatların bir hiyerarşisi, bir adab-ı erkan var. Bir çavuş, bir zakir, bir vazifeli kimse, üstadına itaat edecek ki, bu noktada ona itaat etmekle, vazifeli olanlar da ona itaat etsinler.
İtaat etmeyene itaat edilmez. İtaat, Kur'an ve sünnet dairesindedir. Bir üstad, Kur'an ve sünnet dairesinde, bir şey söylendiğinde itaat edilir. Sufili nübüvvet değil de, velayet noktasında gidenler, bir üstada kayıtsız, şartsız, hangi noktada olursa olsun, itaati emredilir ona.
Ama bizim yolumuz, sufili nübüvvet dairesinde, nübüvvetin izinde algılan. Nübüvvetin izinde algıladığı için bizim itaatimiz, Kur'an ve sünnet dairesiyle çevrilidir. Kur'an ve sünnet dairesinde çevrili olan bir itaati biz, göz önünde bulundururuz. O zaman vazifeli olan kardeşler de, Kur'an ve sünnet dairesinde bir itaat isterler ve tabi olurlar. Bu itaat, Kur'an ve sünnet dairesinde olmalı. İnsanların kendi nefislerinden, kendi heva ve heveslerinden, kendi kendisine ürettiği şeylerden olmamalı. Eğer öyle olursa o zaman, itaatin tadı çıkar. Eğer öyle olursa, itaattan insanın zevk alırız.
O zaman, biz kardeşlerin arasında, kendi dairemizde hizmet ederken, birbirlerimize Kur'an ve sünnet dairesinde davranmaya, birbirlerimizden Kur'an ve sünnet dairesi içinden bir şeyler talep etmeye, ve birbirlerimizi bu noktada tavsiye edeceğimiz, nasihat edeceğimiz şeyler de, Kur'an ve sünnet dairesinde olmalı. Fitneye sebebiyet verecek, kafa karışıklığına sebebiyet verecek, insanların yollarını karıştıracak, düşüncelerini karıştıracak, fikirlerini karıştıracak, tavır ve davranışlardan uzak durmalı. Ve kardeşlerin arasında ince bir ahlakın yaşanması için gayret sarf etmeliyiz. Bir başkasının dedikodusunu eden, bir başkasının dedikodusunu da eder.
Bir başkasının gıybetini eden, bir başkasının da gıybetini eder. Bir başkasının lafını sana getiren, senden de lafı bir başkasına götürür. Bir başkasının eksik ve kusurluğunu sana söyleyen, senin de eksik kusurluğunu bir başkasına söyleyen. Bunların hepsi de şu kısacık yalan dünyada insanın dervişliğine batıran şeylerdir. İnsanın mahiyatına batıran şeylerdir. Günler gelir geçer, aylar gelir geçer, yıllar gelir geçer, göz açıp kapayıncaya kadar gelir geçer. Akhir dönüp baktığımızda bir bakarız ki, ne yazık ki kazandıklarımızı kaybetmişiz. Bir fare almış götürmüş, biz buğday ambarını dolduruyoruz derken, buğday ambarının dibinden fare bir delik açmış.
O fare doldurduğumuz buğdaylara bile alıp götürüyor. Allah bizi affetsin. Buğday toplamak kadar buğdayı muhafaza etmek de önemlidir. Siz tarlayı eker, biçersiniz, harika buğday yetiştirirsiniz. Hasat mevsimi, hasadı toplan, ambarlara doldurursunuz ama o ambara bir fare tadandıysa ve onun derdiyse, lazım olduğunda açıp baktığınızda içinde bir tane buğday veremezsiniz.
Allah bizi onlardan eylemesin. O yüzden kardeşler kendi aralığında, aşklarıyla, muhabbetleriyle, bağlılıklarıyla, birbirlerine olan şefkatleriyle, merhametleriyle, birbirlerine olan yakınlıklarıyla, dostluklarıyla Allah indinde kıymetli hale gelmeleri lazım. Bu birbirinizin eksiğini, kusurunu görmekten geçmez. Birbirlerimizin eksiğini, kusurunu örtmekten geçer. Birbirlerimizin hatalarını, yanlışlıklarını meydana çıkarmaktan geçmez. Birbirlerimizin hatalarını ve kusurlarını örtmekten geçer. Eğer öyle yapamıyorsak, o zaman bizim kardeşliğimiz bu noktadan ne yazık ki istenilen noktaya gelmez. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah. Onların, yani dervişlerin adamlarından biri de insanları övmekten ve yermekten dili korumaktır.
Yine ser-i sakati şöyle dedi. Dinin en iyisi takvadır. Takvanın en iyisi de övmekten ve yermekten dili korumaktır. Yine ser-i sakati şöyle dedi. Dinin en iyisi takvadır. Takvanın en iyisi de övmekten ve yermekten dili korumaktır. Sufi etrafındaki insanları aşırı derece dövmekten ve etrafındaki insanları yermekten uzak durur.
Bir kimsenin iyiliğini anlatmak iyiliktendir. Siz bir kimseden iyilik gördüyseniz, o iyiliğe karşılık onun iyiliğini anlatabilirsiniz. İyilik yapan kimsenin iyiliğini anlatmak, iyiliğin artması ve iyiliği met etmek, bu noktada iyilik yapanları met etmek, iyiliğin artması ve iyi insanların artması için ibadet hükmündür. İyilik yapmış gibidir. Kötülüğü yermek, kötülükleri yermek, kötü ahlakı yermek de kötü ve kötülüklerle mücadelede olduğunu gösterir insanın. Eğer Allah'ın haram kıldığı şeyleri yer mi, met ediyorsak sıkıntılı zannemektir. Allah muhabbet eylesin. Allah'ın iyi, güzel, doğru gördüğü şeyleri de met edip, iyi ve güzelleri, salihleri de bu noktada met etmeliyiz.
Ama onları aşırı derecede övmekten dilimizi sakındırmamız lazım. Bir insanı da aşırı derecede yermekten dilimizi sakındırmamız lazım. O çok yerliğimiz insan öylesine harika bir iş yapar ki bizim dilimiz toprağa gömülüyor. O çok met ettiğimiz, çok övdüğümüz kimse öylesine yanlış bir şey yapar ki o övdüğümüzden dolayı öven dilimizi toprağa gömmek zorunda kalırız.
Biz ne çok övenlerden olalım, ne de yerenlerden olalım. Biz ikisinin ortasında duranlardan olalım. Bir kimseyi ne kınayalım. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kınadığınız şey sizin başınızda tecelli etmedikçe ölmezsiniz. Biz birisini kınarız, kınadığımız şeyle güzeşiriz. O kınadığımız şey bizim başımıza gelir. O zaman biz kınayıcılardan olmayalım. Biz insanları yericilerden olmayalım. Allah muhafaza eylesin. Bunlar toplumun içerisinde sufi, adabı, ahlakı olarak oluşması gereken şeylerdir. Allah bizi onları tutanlardan eylesin inşallah. Bize ehli sünnet itikadını anlatır mısınız? Bu tabi geniş bir mesele ama bu noktada itikat noktasında bir Allah'a yer, zaman, zemin, renk, Allah'a şekil, şemal atfetmeyin.
İhtikat noktasında Allah'ın zatı ve sıfatları her şeyden münezrettir. Hiçbir şeye benzer var. Bu manada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberlerin sonuncusu ve en fasiletlisi olarak görürüz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri son peygamber, son nebidir. Benden sonra ne bir nebi ne de peygamber gelecektir, ne de Resul gelecektir diyen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir.
Eğer bir kimse bu noktada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra başka bir peygamberin geldiğini, nebinin geldiğini, Resul'ün geldiğini söylerse, ehli sünnet itikadından dışarı çıkmış olur. Buna inanırsa o kimse, o kimse ehli sünnet itikadından çıkmış olur. Ehli sünnet itikadına göre. Ehli sünnet itikadını, ben bugünün hastalıklarını yayayım, söyleyeyim, bu hastalıklarına karşı olan ehli sünnet itikadını söyleyeyim de, aklıma gelenleri hiç olmazsa öyle tanımlayalım.
Biz hiçbir veliyi, hiçbir mürşidi, hiçbir mürşey kamili, buna ahir zaman mehdisi de der. Hiç kim bu manada, ne bir veli, ne bir mürşid, ne bir işte evliya adına siz kutup, zamanın kutbu, kutbul-i azam, kutbul-i aktap, kaos, kaos-i azam adına ne derseniz deyin, hiçbirisi de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üstünde değildir. Biz hiç, bu noktada hiçbir veliyi, hiçbir peygamberi, pardon, hiçbir veliyi, hiçbir mürşidi, hiçbir kutbu, kutbul-i azamı, kaos-i kaos-i azamı, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üstünü görmeyiz. Dinde bir hiyerarşi var ise, insanlar noktasında en üst zirve noktaya Hz. Peygamber, ondan sonra cihar-i yeryüzün efendilerimiz, sonra aşere-i mübeşşere ve sahabeler olarak ve ondan sonra imamlar, ondan sonra pir efendiler, ondan sonra üstadımız, üstadlar olarak sıralarız.
Bu noktada imam-ı azam hazretlerinin, cihar-i yeryüzün efendilerimizin sıralaması olan Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, ondan sonra aşere-i mübeşşere sıralamasına da tabi oluruz. Bu noktada imam-ı azam hazretlerinin ehli sünnet itikadında olmazsa olmaz dediği günün hastalığı olan, bu meseleyi bugünün de hastalığı olarak görenlerdeniz. Hz. Ali Efendimiz'i sövenlerden değiliz, haşa. Ama Hz. Ali Efendimiz'i Hz. Peygamber Efendimiz'den üstün tutan veya eşit tutanlardan da değiliz, itikad olarak. Biz ehli beyti severiz, ehli beyti sevmeyi imandan kabul edenlerdeniz. Ehli beyti sövenlerden ve onları katledenlerden uzağız. bu noktada ehli beyti sövenlerin de Allah'ın lanetine uğrayacağına inanırız.
Ve ehli beyti bilerek kasten, bilerek kasten şehit eden, onların normalde bu noktada zulmedenlerin de Allah'ın lanetine uğrayacağına inananlardanız. Ama hiçbir zaman ehli beyti ciğer yarıncısını efendilerimizden üstün tutanlardan değiliz. Bu manada ehli sünnet hakaidi olarak, Kur'an-ı Kerim'i tek kitap iman ettiğimiz. Bu noktada İncil'in zeburu, Tevrat'ı da Allah'ın kutsal kitapları içerisinde sayanlardan. Ehli sünnet bilinci olarak sadece ve sadece bu zamanda Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu diyenlerin cennete gireceğine inananlardanız. Bugünün de iyi Hristiyanları, iyi Musevileri, iyi Budistleri, iyi insanları cennete girer diyenlerden değiliz.
Bu manada ehli sünnet hakaidi olarak kim? Allah'ın bize tanımladığı Allah'ı Allah, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin Peygamber, ilahi kitap noktasında Kur'an'ı tanıyan, bütün herkesin kusurları ve eksiklikleri, noksanlıkları da olsa imanlarını muhafaza ettikleri müddetçe sonunda ehli cennet olacağına inananlardanız. O yüzden bu manada Allah'ın insan suretinde yeryüzüne tekrar indiyene inananlardan değiliz. Allah yarı insan Tanrı değildir. Buna inananlardan değiliz. Allah böl parçalar noktasında da değildir. Allah bütün insanların üzerinde cemindedir diyemeyiz. Allah bütün varlığın her parçasında Allah var diyenlerden değiliz.
Allah sıfatlarıyla bütün her yere ve her şeye tecelli edendir. Ama her yer ve her şey Allah değildir. Buna inananlardanız. O yüzden ehli cennet itikadı olarak bugünün için eksikliklerinden birisi biz ruhların tekrar başka suretlerde yeryüzüne tekrar indirildiğine inananlardan değiliz. Biz bu bedende, bu cesette ruhumuz geldi, bu dünyada vefat ettikten sonra kabir aleminden doğru ilerleyiş devam edeceğine inananlardanız.
Bizim ruhumuz tekrar kedi suretinde, fare suretinde, inek suretinde, keçi suretinde, eşek suretinde tekrar yeryüzüne gönderileceğine inananlardan değiliz. Biz kabir sorumlusuna inananlardanız. Kabir hayatına inananlardanız. Mahşere iman edip, mahşerde sorumluya, suale çekileceğimize inananlardanız. Cennetin, cehennemin varlığına inanıp sıratın kurulacağına da inananlardanız. Allah'ın cennet halkına yüzünü göstereceğine inananlardanız. Cennet hayatının ebedi olduğuna, cehennem hayatının da ebedi olduğuna inananlardanız. Müminlerin eninde sonunda cehennemden kurtulup tekrar cennete gireceklerine inananlardanız. Ve en son cehennemin azabının sona ereceğine inananlardanız. Allah, cehennem hayatının sona ereceğine inananlardan değiliz.
Çeşitli kaynaklardan dervişin nasıl olması gerektiğini anlatıyorsunuz. Ama sizin gönlünüzdeki dervişliği dinlemek isteriz. Ve hakiki derviş olmak için neler yapmamız gerekiyor? Ben inandıklarımı okuyorum ve inandıklarımı konuşuyorum. Nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Benim hayalim bu. Belki de o hayalim ben de bir tarafından tutmuş muyum tutamamışım mı bilmiyorum. Ama ben bir bu noktada hayali anlatıyorum. Ama arkadaşlarımın o hayali bir ucundan tuttuğuna inanıyorum. Kardeşler canhıraş bütün sohbetleri takip edip, bütün hizmetlerde vazife almaya çalışırken, hepsinin de o İtopya'nın bir ucundan tuttuğuna inanıyorum.
Bugün için insanların buraya gelmelerini, toplanmalarını engelleyecek, güçleştirecek o kadar çok şey var ki. Önceden bunların içerisine bir de siyasi baskılar girerdi işin içerisine. Her an polisin basması, toparlayıp götürmesi, her an bu tip asayişle alakalı bir sıkıntının çıkması da bunun üstüne ilave edilir. E şimdi nimetlere hamd etmek yolumuzun adabıdır.
Hani Eyyub aleyhisselam altından kelebekleri toplamak için çaba sarf ederken, Cenab-ı Hak der ya, ya Eyyub ben sana hani bir sürü altın verdim zaten senin bundan. O da der ki ya Rabbi senin rahmetinden daha fazla faydalanmak istedim. Rahmetten daha fazla faydalanmak isteriz. Rahmeti reddedenlerden, nimeti reddedenlerden, rahmetten ve nimetten kaçanlardan, ona sırtını dönenlerden olmaktan uzak olmaya çalışırız.
Meşhur sözümüz var ya, istersek dilimiz kopsun, verirler de almazsak makul dairede kolumuz kopsun. Bunu biz fitnine sebep olmasın, adab-ı erkan bozulmasın diye hediye almaktan uzak tutmaya çalışıyoruz kendimizi. Gittiğimiz yerlerde yemekten, içmekten, rehavete düşmekten uzak tutmaya çalışıyoruz kardeşlerimiz ve kendimizi. Bu nimete sırt çevirmek değil. Allah bizi muhafaza edilsin. Şu anda da böyle bir siyasi ve asayiş noktasında bir baskı yok. Bu bir nimet. Bunu böyle, bu nimeti görmemez diye gelecek noktada da değiliz. Allah muhafaza edilsin. Ama buraya gelinceye kadar o kadar çok yedi başlı ejderha var ki herkes için. O yedi başlı ejderhaların her başında ayrı birer tane yedi tane baş, o her ayrı yedi başlı birer tane yedi başlı ejderha var ki. Ve o ejderhalar, o kimse, insanlar buraya gelinceye kadar o kadar çok kile, o kadar çok burada, o kadar çok bu noktada büyük, o kadar çok böyle muska, o kadar büyük, çok sihirbazlık gösteriyorlar ki.
Ama elhamdülillah, Cenab-ı Hak kardeşlerimizin görüllerine birer Musa'nın asasını lütfetmiş, ikram etmiş. O Musa'nın asası, o yolda gelirse gelen o ejderhaların, bin bir başlı ejderhaların her türlü hile kurda ve büyüsünü diye YouTube geliyor. O yüzden buraya gelinceye kadar barlar açık, pavyonlar açık, kahveler açık, eğlence yerler açık, evde televizyon açık, evde rahatlık var, evlerde televizyon var, hatun var, eş var, çoluk çocuk var, evde oturup rahat etmek var, işinden ilgilenmek var, dışarı şehirlerden, illerden gelenler, trafik kazası var, yolda kalmak var,
lastik baklaması var, arabanın bozulması var, ailelerden izin almak var, ailelerin lafı var, etrafın lafı küfü var, ruhucu mu oldun, hainci mi oldun, oraya toplanın, kafanı mı sallayacaksın, bir gün senin paranı da alacaklar orada, çalacaklar senin paranı, sen bütün paranı orada yedireceksin, iflas edeceksin, eşin gidecek, çolun çocuğun gidecek, her şeyini kaybedeceksin, aklını kaybedeceksin, vay biz orasını biliyoruz biz, orada işte sakallı bir deli bir adam var, onu mu dinleyeceksin sen? O Cahit Cüreyla Muttekin, Hamman'ın peşinden gidiyorsunuz siz, o kadar çok ejderha var ki gelinceye kadar, kadınlara da, erkeklere de, çocuklara da, o ejderhaların hepsini şunca, ayrı bir ejderha çıkıyor önüne, bunlar çıkıyor, bunları atıyorsun, oraya gideceksin şimdi, ya Hüseyin Çavuş gene kalkacaktan ya da bir laf söyleyecek, Adnan Çavuş kalkar, sen oradan kalk, sen oradan buraya otur dersen ne diyecek?
Ya orada bir de abiler var ya işte meşhur, abiler kalkar sana bir laf söylerse, bir de onlar var ya, ya hoş ver ya, onlar mı biliyor bu işi sadece? Ya oraya ben o zaman, şu zamandan beri gittim, bir hal görmedim, şu zamandan beri gidiyor, millet orada rüya anlatıyor, yalan söylüyor bunlar ya. Ya birisi de orada kalkıyor, Peygamber Efendimiz'i gördüğünü söylüyor. Yok ya yalan söylüyor bunlar ya, yok pişmanca da konuşuyormuş. Yok ya bunlar yalan söylüyorlar, bunlar sapıkmışlar iyice, sapık bunlar. Bir de böyle ejderhalar var, içeriden dışarıdan, yandan sağdan soldan, her yerden tırpan atmak, her yerden çırpmaya çalışan, o kadar çok ejderha var ki, o ejderhaların arasından Musa'nın asası gibi, onların üzerine zikrullahın nuruyla, muhabbetiyle, aşkıyla, Cenab-ı Hak her birisinin gönlüne birer Musa'nın asası misali, bir ejderha yutucu koymuş, hepsi de o ejderhaları yuta yuta.
Veya da tevhidin keskin kılıncıyla kafalarının birer tanı, başının gözünü yara yara, buraya gelmişler, ben onların üzerinde hayalimdeki derviş diyemem, hayalimdeki derviş değil bunlar demem, benim için nankörüm. Yok, yok. Allah'ın zikir en büyük iştir, o en büyük işi yapanlar toplanmışlar, onlar da en büyük insanlardır.
Ben de kendimce hasbelkader o en büyük insanların yanında durmaya kendime kar gülüyor. Salihlerle beraber bunu demiş ya, ben de o salihlerle beraber olduğuma inanıyorum. Bunca engebeli arazide, bunca ejderhanın içerisinde sıyırlık gelenlerin yanında olmak, benim nazarımda en büyük cihat. Hani Hz. Allah Habibi'ne demiş ya, nefsini o Allah'ı zikredenlerle beraber tutmaya zorla. Nefsini o Allah'ı zikredenlerle beraber tut, onlarla beraber otur. Kim onlar? Allah'ı zikredenler. Cenab-ı Hak cümlemizi, Allah'ı zikredenlerin yanından ayırmasın.
Amin. O yüzden herkes hayal kurar, muhakkak ki ben de kendi hayalimin içerisinde mutsuzluğum yok. Gönül arzu eder ki hep beraber daha iyi olur. Gönül arzu eder ki hep beraber biz o maşallahın gölgesinde gölgelenelim inşallah. Bizim nefes alacağımız yer onun gölgesi olsun. İnşallah.
Kıyamet koptuktan sonra mahşerde inanan inanmayan herkes Allah'ın cemalini görecekler mi? Biz inananların cennette Allah'ın cemalini göreceklerine inanıyoruz. Ölülerin ellerine ve gözlerine konulan punçtan ilaç yapıp içme kelamı bunu açıklar mı sanır? Ölülerin ellerine, gözlerine ne konuyor? Hiç öyle bir ilaç da duyma. Allah bizi affetsin inşallah.
Üç cihdat bir tatyat şerfi. Amin. Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem'e gelinmiş geçmiş bütün Peygamber'i zişan efendilerimize muhtarına hedef edilir. Vası ve sallallahu aleyhi ve yarabbi. Amin. Bunları biz yanaf kuram ve zihdatlarına hementlerini şerfi lerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Aleyya, Yüce Nebbu Bekir, Sıddık, Ömer-i Farik, Osmanül Zülöyye, Ali El-Murtazar, Radiyallahu anh Efendimiz.
Evladır Resulullah, Zevcati Resulullah, Şuhaila Resulullah, Ashab Resulullah, Nurlarına, İmam-ı Azam Ebu Hanif, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Ambeli Hazretli'nin uflarına ayır ayrı eğilir, basilesi dair ya Rabbi. Amin. Bunları biz yanafır ile ya Rabbi.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.