mustafaozbag.org

324. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Şubat 2013 · 1:25:45

Soru şu, bizler bir sürü dil dökerek onları getirip kartlarını ısındırmak için bir dünya çapa harcarken, bu yolu ailecek yürüme kaydettiğinizde bilmeden balta vuran görevli erkek kardeşlerimiz oluyor. Bayanlar arasında yeni gelen birini kazanmak adına gönlüne kucak açılıp ilgi ve alaka gösterilirken, erkeklerde bu durum tam tersi.
Bu yeni bizden değil, biz bir grubudur. Oh kardeşim sen bir şöyle kenarda dur bakalım tarzı bir hava esiyor maalesef. Ben sormak istiyorum abilerimiz nasıl olur da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in İslam'a yeni giren bir kabili onları zekata anlatmadık. Çünkü onların kalbini İslam'a ısındırmak istiyorum dediğini bilmelerler de gelene ve getirelim emine. Nasıl saygısızlık ederler, nasıl geleni sarıp sarmalamayıp işlerini almaya bakmazlar. Üstad'ı çok seviyorum ama orada üstadın bizim dibinde oturup da yıllardır buradayız diyenler hava atıyor. En başta dik dik konuşuyorlar. Üstad o kadar tevazuluyken millete ne oluyor ben anlamadım ben gelmeyeceğim diyor. Eşim kaç kez, eşim kaç kezince bana birinin nasip ettiği bahsedebilecek bir şey yok ama kim o nasip sizde ve sizde olmak ister nasıl helalleşeceksiniz ayağını buradan kestirdiniz insanlara.
Ve bilmemiz de onları direk getirme gayretindeki aileleriyle bir düşünün lütfen bir sorun ağabeylere teşekkür ederim. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Evet bunlar genel itibariyle toplumsal rahatsızlıklar ve hastalıklar bir sufi topluluğunda olmaması gereken şeyler. Tabi bu meseleye bakarken çok geniş bir perspektiften bakmak gerek.
Geniş perspektif derken her iki taraftan da bakmak gerek. Tabi sonuçta insanlar bir dergaha, bir tekkeye gelirken, bir toplumluğa gelirken kendi kafasında orada negatif bir şey yaşamayacağını düşünür. Kendince orada negatiflik hiç yoktur. Kendince kendisini oraya adapte ederken orada hiç nahoş bir şeyle karşılaşmayacağını, orada hiç eksik ve noksan bir şeyle karşılaşmayacağını zannederekten gelir.
Tabi buna bu açıdan baktığımızda gelen kimse için bu doğrudur. Gelen kimse yanlışlıklardan doğruya, yanlışlıktan hakikaten, eksiklikten tamlığa, eğrilikten doğruya, eksiklikten veya noksanlıktan tamlığa, gök olarak da ergin olmaya. Kendisini öyle düşünürsün.
Hepiniz burada hepimiz kendi kendimize düşünsek, kendimizce bir dergahın, bir sufi topluluğun, bir tekke topluluğunun olgunlaşmış, kemale ermiş, yanlışlık ve eksiklik olmayan, her şeyin tam olarak dizayn edildiği bir topluluk aklımıza gelir. Bu işin kemal noktasıdır. Ve bir sufi topluluğu böyle olması gerekir. Bu amaçlanır. Hedefte o vardır. Bireysel noktada o kimsenin nefsine uymadan, şeytana uymadan, günah kebbarilerden uzak duraraktan ince ahlak sahibi olması hedeflenir. Tübirlenmeyen, öbürlenmeyen, insanlara tepeden bakmayan, insana hizmet eder. Direkt insana hizmet eder.
Biliyorum noktasından, öğrenmeye geldik noktasında, noktasında duran bir haliyle karşılaşmak isterler. Ve birey kendisine hedef olarak muhalifar. Sufi amaç olarak, nefsiyle savaşan, nefsiyle savaşırken, insanlara hizmet eden, dinine hizmet eden kimsenin. Sufi bu manada kendi iç aleminiyle, nefsiyle mücadele ederken, dışarıda şeytan ve şeytanlaşmış beyinlerle, kafalarla mücadele eder.
Ve bu mücadelesinin en önemli noktası, nefsiyle olan mücadelesidir. Nefsiyle mücadele eder ki, o nefsiyle olan mücadelesi, eksiklikten tamluya, eğrilikten doğruya, gök olmaktan, hamlıktan erginliğe, nakıslıktan kefalliğe ulaşması gerekir. Bunu ulaştırırken, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretin adabı ve ahlakıyla ulaştırırken, Kur'an'ın hükümlerini baş tacı ederekten, Kur'an ve sünnet dairesinde duraraktan bunu yaparlar.
Tabi, muhakkak ki o topluluğun içerisinde de eksiklikler ve noksanlıklar olacaktır. Hem topluluk adına, hem de bireyler tek tek fert adına eksiklikleri ve noksanlıkları olacaktır. Ama, burası çok önemli değil. Bu böyle iki yüzlülük gibi karşılaşabilir insan, ama iki yüzlülük gibi gelebilir o kimseye, ama bunun disiplinini sağlarsa, bu iki yüzlülük gibi görünen şeyden kurtulur. Bu nedir? Bir kimse tekke de, camide, dergah da kendisini daha fazla disiplin eder. Dışarıda disiplin etmediği kadar içeride disiplin eder. Bu onun iyi niyet olduğunu gösterir. Ve dışarıdaki, içerideki disiplinini dışarıda da sağlar ise, o kemale erer. Bu harika bir noktadır. İçerideki disiplin, dışarıdaki disiplinin alıştırmasıdır, antrenmanıdır.
Burada lakayt davranının dışarıda doğulmuştur. Burada yanındakiyle az miktarda konuşan dışarıda gevezedir. Dışarıda geveze olduğu için buradakiyle az bir şey konuşur. Dışarıda dedikodu yaptığı için burada az konuşur. Dışarıda gıybet ettiği için burada az konuşur. Burada yanındakiyle konuşan kimse, geveze dedikodu gıybetçidir. Sohbet ve zikir esnasında yanındakiyle konuşuyorsa, o en az kendisini böyle, yani bunun disiplin ettiği noktadır o aslında. O sessiz konuşur yanındakiyle. Veya sessiz konuştuğunu düşünür. Bir cümle konuşayım der. Dışarıda gevezedir o. Dışarıda lakayttır o.
Dışarıda gevşektir o. O dışarıdaki lakaytlığından ve gevşekliğinden bu kadar disiplin edebilmiştir. Böyle düşünün. Ve buradaki bu disiplin mesela işte anne çocuğuna sus der ya, anne çocuğuna sus derken hiç konuşma manasında değildir o. Baba çocuğuna sus artık der ya veya erkek eşine sus der. Sus dediğin zaman boş konuşma demektir.
Allah peygamberine sus dedi, o susunca dedi ki zikirden kesil demedim. Zikirden hem Allah'ı anmak hem de Allah'ın hakikatini anlatmaktır. Hakikati anlatmaktır. O zaman bir kimse sus dediğinde ona şu denir. Boş konuşma. Boş lakırtılığa kalma. Boş lakırtılar etme. Ama o kimse kendisini anca disiplin eder. Şimdi tekkelerde, dergahlarda, camilerde, ibadethanelerde, ibadet yapılan yerlerde insanlar kendilerini en disiplinli noktaya getirirler. O günkü noktada, o günkü halinde. Ve o kimse o en disiplinli halinde bir kardeşine tepeden baktıysa, bir kardeşine eksik davrandıysa, bilsin ki o kimse kendi dairesinde günah kebari işliyordur.
Başka yerden. O zaman buradaki bütün kardeşler şuna dikkat etmektir. Yapmış olduğunuz hata sadece sizi bağlamıyor. Yapmış olduğunuz hata bütün dergahlı bağlı. Siz tekkenin bahçesinde makul gibi gelir. Yanınızdaki bir kimseyle siz gülüşürsünüz. Ama siz tekkenin müdavirliyseniz dışarıdaki gülüşer size şunu der. Ya bunlar bir de sufi olacaklar ya. Siz gülüşemezsiniz. Gülüştüğünüz an dışarıdaki insanlar ya üzerlerine alınırlar ya da sizi kere köyler. Diyeceksiniz ki ya bu iki yüzlülük değil mi? Evet.
Ama bir kimsenin orada kendisini disiplin etmesi de ibadet. Ve o disiplini gönülü arzuları der ki dışarı doğru taşısınlar. Kıymetli dostlar. Artık tekki bizim değil. Burası artık sizin değil sadece. Dikkat edeceğiz. Bu gece ilk defa buraya gelen erkeklerden elini kaldırsın var mı?
Halit Saygı'yı kaç kişi? Otuz dört kişi. Allah razı olsun hepimizden. Orada arkada da varmış. Demek ki kırk kişi var. Şimdi bu arkadaşlara, bu arkadaşlara vesile olan arkadaşlar, bu arkadaşlara tepkiye geldiklerini, bir ehli tarikata geldiklerini, burada normalde işte zikrullah olacağını, sohbet olacağını ve burada arkadaşlara teker teker konuştursak hepsinde, hepsi de şunu söyleyeceklerdir.
Biz bir sufi topluluğuna geldik. Burada görmek istedikleri şey, bir sufi topluluğuna yakışır hal ve hareketler, davranışlardır. Bugün gelen arkadaşlardan bir tanesine, bir arkadaş eksik ve yanlış davranırsa, o arkadaş dakka bir, bol bir kendi kendisine diyecektir ki ben buraya mi geldim? Şunu demek işin basit tarafıdır. Nasibi varsa oturun. Öyle diyen ilk geldiğinde yüzüne bir tokat bulsaydı ne yapardı ki? Öyle diyenin ilk önce gelir gelmez, kulağından tutulup hadi çık dışarıya deselerdi, gelir miydi ki? Demek işin basit tarafıdır. Bunu demek işin böyle kendince sufiliğe vurdurduğu taraftır ama boştur. O yüzden kardeşler, tekkede, burada, nerede olurlarsa olsunlar, kendilerine dikkat edeceklerdir.
Bizim bir sufi kıyafetimiz yok. Sufi kıyafeti taşıyan insanlar, halkın içerisinde yaşamak istemeyenlerdir. Onlar kendilerini halktan uzaklaştırırlar. Halktan uzaklaştırılaraktan kendilerini korurlar. Siz dışarıda sarınızla, takkenizle, şalvarınızla, cübbenizle dolaşırsanız kolay kolay hiç kimse sizinle irtibata geçmez. Ve siz o kıyafetin haline bürünürsünüz. Bu nefse kolay gelen yerdir. Bu nefse tatlı gelir.
Bunu nefse zor gelir zannederler. Halbuki sarıyla, takkesiyle, cübbesiyle, şalvarıyla, asasıyla dolaşan bir sufiye hiçbir kadın arkadaşlık teklif etmez. Hiç kimse gel burada otur çay içelim demez. Hiç kimse ona alıcı gözüyle bakmaz. Hiç kimse ona yakın durmaz. Böylece onun kendisini muhafaza etmesi, kendisini koruması kolaydır. Bugünkü toplumda tersinden bakarlar. Onları giymek bir nefis muhasebesi, bir nefis mücadelesiymiş gibi gelir onlara. İşin oradaki ince noktasını, işin oradaki ince perdesini görmezler. Oysa o kıyafetle kıyafetlenmek, o kimseyi muhafaza eder, korur. İşini kolaylaştırır. Ve nefsi ona bir büyüklük verir.
Nefsi ona bir kibirlilik verir. Nefsi ona bir tatlılık verir. Nefsi ona bir makam, bir mevki verir. İnsanlar onlara bakarken hayranlıkla bakarlar. Ya ne büyük mücahit adam ya. Sarıklar, takke ve şalvarla. Ondan sonra cübbeyle gezdi. Harika bir adam. Biz öyle görürüz. Öyle değil, öyle görmüyor musunuz? Öyle görürsünüz. Dikkat edin. Sufilik ateşte yürünektir. Sufilik tehlikeli bir yolculuktur. Ve senin o tehlikeli yolculuğunda seni, seni muhafaza edecek olan zahiri her şey, seni muhafaza edecek olan zahiri her yüküye, her kıyafet senin şirkin olabilir. Oradaki gizli tehlikeyi kimse görmez.
Orada gizli bir tehlike vardır. Ve aslında o arkadaşlar, o kardeşler nefislerini terbiye edemezler. Onların dışları terbiye olmuştur, içleri terbiye olmamıştır. İçi terbiye olanın dışına kıyafet gerekmez. İçi terbiye olan ateşte yürür, ayağa yatmaz.
İçi terbiye olan suyun üzerinde yürür. İçi terbiye olan İsa gibi gökleri seyram eder. İçi terbiye olan zekerya gibi olur. İçi terbiye olan Musa'nın annesi gibi olur. Allah onun gönlüne ilham eder. Sar sarmala sepetin içine koyun ile bırakıver. İçi terbiye olan Meryem gibi olur. Ona sus emri verilir, onun yerine çocuğu konuşur. İçi terbiye olanın İsa'sı dinlenir. İçi terbiye oldunsa İsa gibi ölüyü diriltir. İçi terbiye oldunsa İsa gibi nefesi binlerce nefes eder.
İçi terbiye oldu mu Musa gibidir. Tur-i zinada Rabbi ile görüşür. İçi terbiye oldu mu Yunus gibidir. Balığın karnında yaşar. Asıl suflik budur. Ve bu sufilik yolunda tehlike çoktur. Senin sufi olduğuna dair bir işaret yoktur. Senin sufi olduğuna dair üzerine bir alamet yoktur. Senin sufi olduğuna dair üzerine bir damga yoktur. O yüzden her türlü teklifi açıksındır sen. Sana sarkarlar gecenin yarısı gel derler. Yolda herkes seni böyle basit bir kimse zanneder. Der arkadan pşt pşt yapar. Seni sufi görmediğinden dolayı sana tepeden bakar.
Eksik görür, noksan görür. Burası daha mevveleri, daha ateşli. Daha kaynamalıdır. O yüzden kardeşler bu noktada evet, tehlikeli bir yolculukta giderler. Böyle bir yolculuğa çıkaracak olan bir kimse de Allah'ın izniyle Allah'ın muhafazası altına alınması gerekir. Yoksa öbür türlü iş kolaydır. Her gelene cübbeyi giydirir, sarığı taktırır, şamları giydirir, salarsın. Biter ki mesela. Bizim gençlerin hepsini yakışır bir delikan adamlar. Her günün arkasından, önünden koşanlar var. İmtihanları daha sıkı. Gergitleri daha sıkı.
Kapı aralamaları daha sıkı. Gevşemeleri daha normal. Cübbeli bir adam gevşemez kolay olarak. Cübbesinden dolayı gevşemez. Haydarili dışarı çıksanız, haydarinizden dolayı gevşeyemez. Sizi muhafaza eder haydar. Doğru. Ama o haydari muhafaza eder onu. Sarık muhafaza eder. Takvası değil. Haydarisini, sarığını, cübbesini alıverince çız çıplak kalır o. Önemli olan takva elbisesi giydirdir. O da içsel olarak en güzel ahlakla ahlaklanmaktır. O yüzden kardeşler, tekkede, ibadethanelerde, meşcitde, camide, dergahda kendilerinizi sıkıyorsunuz.
Bu sıkmayı gevşek kaldığınız zamanlarda da yapalım. Ve ni kimseyi incitmeyin, ni kimseyi kırmayın. Birisinin geri dönmesine sebep oluyor. Allah bizi affetsin. Bu konuyla alakalı sorular çok geliyor. Bizim dergahımızda bayanların işleri bayanlara aittir. Erkeklerin işleri erkeklere aittir. Erkek kardeşlerin, erkek görevli kardeşlerin, bayan kardeşlere müdahalesi olmaz. Ancak ortak programlar olur. Ortak programlarda insanlar ortak çalışmalar yapar. Bu ortak çalışmalarının kesişme noktası üstaddır. Bir bölgede, bir beldede, bir merkezde bir bayan görevli üstadla kesiştirir kendisini.
Üstadına söyler, der ki böyle burada bir sıkıntı var veya burada nasıl davranalım, burada nasıl yapalım. Direkt, direk. Eğer erkeklerde de böyle bir problem, böyle bir şey varsa bayanlarla alakalı, oranın görevlisi de direkt müstahada telefon açarak, iletişime geçerekten problemi çözer. Bizim usul ve kaidimiz bu. Bunun dışında usul ve kaidimiz yoktur. Arkadaşlar, kardeşler, eşleriyle olan hukuklarını eşlik hukukunda devam ettirir. Bir arkadaş, bir erkek, başka bir erkek eşine dergah alacak alıp böyle söyle demeyecek. Kesin net bu.
Siz yoğunsunuz, ben daha da yoğun olursam dağa çıkarım. Oyun atlatırım orada. İnşallah. Kusura kaçıncı var? Ciğerin yanık geldi bir insan. Mahalle derslerinin dergah adabındaki yeri ve önemi nedir? Mahalle sorumlusu ve mahalle çavuşu arasındaki fark nedir? Mahalle sorumlusu ve çavuşu. Yetki ve sınavlar nelerdir? Mahalle derslerine gitmek zorunda mıyız? Onun yerine tekkeye, hizmete gidebilir miyiz? Çok. Kardeşler, böyle mahalle çavuşu ile mahalle sorumluluğu arasında bir fark yok görev noktasında.
Biz ona böyle söz kelime noktasında sorumlusu diyoruz oraya. Sorumlusu demek, hizmetçisi demek. Çavuşu demek de hizmetçisi demek. Şimdi işin başka tarafı var. Burayı da söyleyeyim de kafanız karışmasın. Oraya mahalle çavuşu deyince, Cumhuriyet Savcısı diyor ki, Mustafa Özbağ'ın, siz askeri bir örgütlenme mi var sizde diyor.
Ona diyorsun ki, tekka adabında, erkanında böyle bir şey var. O tekka adabını bilmiyor. Tekka adabını bilmediğinden dolayı o çavuşun arkasında gizli bir örgüt arıyor. Ben de çavuş sürecini kaldırmaya çalışıyorum kendimce. Mahalle sorumlusu.
İşte Gürsü'da, nereden bak kal geldi mi? Cahit geldi mi? Gürsü'da Cahit ders yaptı. Orada işte malum bir kardeş de Mişel Ardık'ın dersi yapıyordu. İydir'de İsmail ders yaptı. İsmail eşini İydir'in çavuşu dersen, jandarma diyecek hayırdır ya. Jandarma bu birisi bakıyor ya. Anlat artık anla. İydir'in sorumlusu İsmail. Aralarında görev farkı hizmet etmek. Sorumluluğun hizmet. Sorumluluk alanı hizmet. Kardeşlere hizmet etmek. Görevine kardeşlere hizmet etmek.
Sorumluluğine kardeşlere hizmet etmek. Yetkisine kardeşlere hizmet etmek. Hizmet etmek. Hepimizin yetkisi, görevlisi, sorumlusu bu. Biz kimseye emretmeye gelmedik. Hiçbir kardeş, hiçbir kardeşe emretme noktasında değil. Bir hizmet var. Allah için Allah'ı zikretmek. Allah için sohbet etmek. Allah için birbirini sevmek. Allah için insanları birbirlerini sevdirmek. Allah'ı sevdirmek. Derdimiz bu. Hizmetimiz bu. Sorumluluğumuz mu? Görevimiz bu. İnşallah. Mahalle derslerine gitmek zorunda mıyız? Evet. Onun yerine tekkeye, hizmete gidebilir miyiz? Hayır. Mahalle dersi varken o kardeşler mahalle dersine gidecekler.
Mahalle dersinde nefsini yere vuracaksın. Nefis mahalledeki derse gitmek istemez. Nefis gitmek istemez. Orada mahallede ders yaptıran kardeşi beğenmez. Orada mahallede ders yaptıran kardeşe çemkürmeye çalışır. Onu küçük görür, hakir görür. Onun böyle orada sözünü dinlemek istemez. Onun sevdiği idaresine gitmek istemez. O kardeş orada nefsin oluyor. Dervişlik, üstadın karşısında dervişlik değildir. Dervişlik her yer. Ne olacak ki? Adam beni dinliyormuş, Adnan'ı dinlemiyormuş. Ne fark var ki? Ha Adnan'ı dinlememiş, ha beni dinlememiş. Ne olacak ki? Ha İsmail'i dinlememiş, ha beni dinlememiş Demirtaş'ta.
E ne olacak ki? İyidir de. Ha İsmail'i dinlememiş, ha beni dinlememiş. İsmail Kalkıp da arkadaşları bahçeye geleceğiniz, beni dinleyin. Hadi benim bahçemi çapalayacağınız, ilaçlayacağınız mı diyor. Öyle dediği zaman dinlemesin arkadaşlar. Arkadaşlar hadi her birlik edelim benim bahçeyi ilaçlayın diyorsa gitmesinler ilaçlamaya. Örnek. Hüseyin'in arkadaşlara gelin halı yüzeyiniz. Ne bileyim işte çekyat yükleyeceğiniz. Benim gelin benim dükkanlı beş dakika durun diyorsan durmasınlar. Sufi adam sigara içen kişinin burnunda bir tabaka oluşuyormuş. Bu tabakada duşta musulah altında abdesti kabul olmamış. Doğru mudur demiş.
Doğruluğu olsa ne olacak? Olmasa ne olacak? Sigara içmek haram. Bunu çok eleştiriyorlar. İnternetten bana haram olduğuna dair ayet hadis getir diyorlar. Ben de diyorum ki gidin bir doktora sorun. Bir doktor sigara faydalıdır diyorsa ben sözümü geri alacağım diyorum. Sigaranın üzerinde daha yazıyor. Sağlığa zararlıdır diye. Sağlığa zararlı olan bir şey nasıl helal olur ki? Sigara haram. O yüzden hiç kimse sigara içmeyecek. Sufiler ellerinden geldiği müddetçe derhal hızla sigarayı bırakacaklar. Filanca dergahda içiliyormuş onların sadatları helal demiş. Kardeşim bizim sadatlar bize helal demiyor.
Gerçekten demiyorlar. Bunu latife olarak söylemiyorum. Bizimkiler sigara içen bir kardeşten yüzlerini çeviriyorlar kokusundan dolayı. Bizim zikrullah alakasına gelen melekler de helal görmüyorlar.
Alakasına gelen melekler de şimdi bunları konuşmak istemem. Halakaya gelen her zikrullah yapan kimsenin karşısında Cenab-ı Hak melaike gönderir. Görenler görürür. Bunu görenler anlatırlar. Görenler bilirler. O melaikeyle beraber o kimse Allah'ı zikredermiş. Gören birisi anlattıydı bunu. Ve o melaike karşısındaki melaike o Allah'ı zikrettiği zaman her zikrullah yetişinde yüzünü döndürüyormuş. Sormuş ona bunu gören. Neden yüzünü döndürüyorsun? Hikmet ne diye? Sigara kokusundan demiş. Hatta devam et. Nedeni peygamberiniz? Soğan sarımsak yiyen mescidime gelmesin demedi mi kokusundan dolayı demiş.
Bu cehri zikrullah erbabından nefes çıkıyor ya. O nefes hoş kopmalı. O nefes hoş kopması için o kimse sigara içmemeli. O nefes hoş kopması için rivet etmemeli. Dedikodu etmemeli. İftira etmemeli. Allah biz onlardan elimizde. Allah Adem Aleyhisselam'ı oluşturduktan sonra gelecek nesilin cinsiyetini nasıl böyleymiş? Kura çekmedi herhalde. Böyle öyleydi. Mevla'nın diyor ki Adem dünyadayken biz gül bahçesinde gül toplar gül koklardık. Hangi Adem'den bahsediyor?
Kendi beden Adem'inden mi bahsediyor demiş. Hayır. Bildiğimiz Adem'den bahsediyor. Başka Adem mi var ki? Bunu tabi bedende, daha bedene gelmeden önce o uzar alemindeyken biz işte o manada söylüyor da o manada değil mi? Adem henüz dünyada yaratılmamış iken demek ki o gül bahçesinde gül toplarmış, gül koklardık.
Feminizme karşı biz surgüler ne yapmalıyız? Eşlerimizi, kızlarımızı bu harekete karşı nasıl korumalıyız? Ailelerimizi parçalanmaktan, nasıl parçalanmaktan kurtarmak içiniz? Suhiler feministdirler ki zaten. Müslümanların hepsini feministtir. Feministtir değil mi? Feministlerden üstündür. Bizim durduğumuz noktaya feministler yetişemezler. Feministler kadınlar erkeklerle eşit diyorlar. Öyle değil mi? Bu değil mi feministin? Bu değil mi? Bizim öyle değil ki. Bizim evimizde kadınlar erkeklerden üstündürler.
Biz kadınlarımıza zulmetmeyiz, biz kadınlarımızı dövmeyiz, sövmeyiz, hakaret etmeyiz, tepeden bakmayız. Biz kadınlarımıza sen de eşitsin, benim kadar para getireceksin demeyiz. Biz kadınlarımıza sen de eşitsin, benim kadar yük taşıyacaksın demeyiz. Bizim kadınlarımız kesme çiçek gibi.
Müslüman erkeklerin kadınları kesme çiçek gibidir. Kul çiçeği gibi koklasan solca koklamaya kıyamaz Müslümanlar. Yok. Yani bir Müslümanın ailesinde feminist düşünceler varsa o erkek kendine bakacak. O erkek kendine bakacak.
Sufilin şartlarındandır eşinle iyi geçinmek. Sufilin şartlarında bir abimiz anlattıydı. Birisi varmış böyle, eşi böyle işte çok bıdı bıdı bıdı bıdı. Kadın dayanamamış, sen nasıl bir adamsın demiş ya. Bu kadar bıdı bıdı ediyorum demiş ya. Bir sesin çıkmıyorsun senin demiş. Bir tokat akşetmiş ona. Kadın ona bir tokat vurunca, o dönüp bakmamış bile. Dönüp bakmayınca mana halime açılıvermiş o esnaflar. Haa, imtihanı duymuş demek.
Sufi kılımıktır. Kılımık olan bir Sufinin eşi feminist olur mu? Bakmayın siz benim de herif gibi dalaştın. Ne bir tokatımız var, ne bir sözümüz var. Dallen de yememişiz. Biz arkadaşları kılımıklık öğretiyoruz burada.
O yüzden bir Sufi kardeşin eşi, kızı falan böyle kılımıklık şey, feminist olmaya kalktıysa o kardeş kendine iyilik adası. Ahlakında sıkıntı var. Bir gününüz 24 saatiniz nasıl geçiyor sizi önüne dolamayacak mıyız? Yok. Beni önüne kalmayın. Ben öyle 24 saatime pek bakamıyorum nasıl geçiyor diye. Geçse geçse bizimki boş bir şekilde geçer. Namaz kılarken okuduğumuz kısa söyleyen bir sıralaması var mı? Evet, Kur'an'ın okuyuş sırasına göre gideceksiniz. Geriye doğru gitmeyeceksiniz. Bir Alevi Bey'in bana olan ilgisi üzerine bir arkadaşımdan benim için istare yapmasını istemiştim. Yok. Bir başkası için istare yapmak sünnette yok. İstare yatılarak da olacak bir şey değil zaten.
Ben istare yaptım, rüya göreyim. O istare değil. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin sünnetinde istare yok. Bir kimse tereddütte kaldığı bir meseleden dolayı tereddütte kalmış, tereddütte kaldığı bir mesele olursa iki rekat Allah rızası için namaz kılar ve selam verdikten sonra istare duvasını okur ve kalibine günahen münacat eder istare duvasında. Ya Rabbi işte şu mesele benim aklımda hayır mıdır, şer midir bana bir işaret ver. Sen her şeyi kudret ve kuvvet elinde de kalsın değil. Dua eder ve gönlüne gelen ilk şeye göre hareket eder. Bunu da soracak, danıştığa bu meselede istişare edecek hiç kimse mi anlatacak? E şimdi bu kardeş Alevi'ymiş, hangi Alevilerden ona bakacağız.
Bunun istarelik bir meselesi yok. O kendisini Alevi olarak tanıtan bey, Kur'an'ı kendisine kitap, Hazreti Peygamber'i kendisine peygamber olarak tanımlıyorsa, din olarak böyle bir sıkıntı yok. Ama o da diyorsa ki bizim Peygamberimiz Ali'dir, sıkıntı var. O da diyorsa ki biz Kur'an değil, bizim kendimize göre dedelerimizin yazdığı kitap var. Ona uyarın, sıkıntı var. E şimdi Türkiye'de Aleviler fraksiyon fraksiyon. Kimisi Kur'an'ı kabul etmiyor, kimisi Peygamber'i kabul etmiyor, kimisi ikisini de kabul etmiyor. Kimisi dini kabul etmiyor, Alevi'yim diyor. İçinde Ermeni'den dönmeler var, Kızılbaşlık'tan dönmeler var, ateşe tapanlardan dönmeler var. İçinde Zerdüşlük'ten dönmeler var, içinde Alevi'yim diyenlerin içinde.
Önce ona bakacağız. Bizim ibadet halimiz diyorsa önce ona bakacağız. Önce ona bakacağız. Hayatında hiç namaz kılmamış. Önce ona bakacağız. Bu kim olursa olsun ama. İster Alevi olsun, ister Çinli olsun.
Mezhebi, meşrebi ne olursa olsun hayatında hiç namaz kılmamış. Hayatında hiç oruç tutmamış. Hayatında hiç ibadet etmemiş. Hayatında hiç Eyyüzü Besmele çekmemiş. Birkaç soru geldi, geçenlerde de soru geldi öyle. Evlenmiş hiç kusut etmiyor. Kusut etmeye gerek yok diyormuş adam. Ne alakası var bunun diyormuş. Örnek. Uzun mesele. Televizyonlardaki dini sohbet programları hakkında düşünceleriniz nasıldır? Örneğin Mustafa Karataş. Kocanın döngel oldu. Kocanın programları izlenebilirler mi? İzleyeniz de bu noktada benim şunu izleyin, bunu izlemeyin deme noktasında değilim. Bunları da çok tanımıyorum. Bunları da çok tanımadığım için bir şey diyemem.
Yani bu noktada ilimlerini bilmiyorum. Kendi şahıslarını bilmiyorum. Ama bu kardeşler bu programları ücretsiz yapmıyorlar bildiğim kadarıyla. Bu kardeşlerin mesleği din satmak. Benim bu tabirlerim ağır geliyor. Bunların müdavimleri bana mail çekiyor sonra. Ben bundan sakınmıyorum. Bir kimse bir hadis naklediyorsa ve o hadis naklinin paraya bağlıysa din satıyor. Buna fetva filan getirmeye kalkmasınlar bana. Bir sürü fetva getiriyorlar bana. Bana fetva getirmeye kalkmasınlar. Din Allah için yaşanılacak olan bir duygudur.
Allah için yaşanılacak olan bir yaşam tarzıdır. İman Allah içindir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin sünnetine tabi olmak Allah içindir. Dini öğrenmek, öğretmek, yaşamak, yaşatmak Allah içindir. Eğer bir kimse dini yaşantısından, dini bilgisinden, dini eğitiminden, dini hayatından bir buğday tanesi kadar kendisine nemalandırıyorsa o buğday tanesi ona zehir zemberektir.
Benim bildiğim budur. Bir kimse dini hayatından, dini yaşantısından, dini bilgisinden, dini eğitiminden, dinden bir buğday tanesi boğazına geçiyorsa, kursağına geçiyorsa o mahşerde cehennem topu olur. Ben onu biliyorum. Ben onu bildiğim için benim bilgim bu. Benim durduğum nokta bu. Ben bunu böyle söylüyorum. Çok kızıyorlar bana. Ben de diyorum ki izlemeyin kardeşim bizim programlarımızı. Benim sohbetlerimi de dinlemeyin, izlemeyin. Birisi de öyle demiş. Böyle söyleyerekten cahiliyinizi meydana çıkarıyorsunuz demiş. Siz cahil olmayın, alim olun.
Ayetleri, hadisleri parayla satın. Benim gibi cahil olmayın, alim olun. Gidin, yıllık bilmem kaç milyar liraya televizyonlarla anlaşın. Orada millete program yapın. Gözyaşının damlası kaç para diye. Önceden cahiliye toplu birisi öldüğünde alıp yakanlar vardı.
Onlara ölü açısı derlerdi. Gelirler cenaze evinde ağlarlar. Öğlenin kasından metü sena ederler. Feryat figan ederler. Ölü sahipleri, yani cenaze sahipleri gelen giderle ilgilenir. Ölü ağıtçıları orada ağıt dökerler. Ağlarlar. Ev sahiplerinin yerine, cenaze sahiplerinin yerine onlar bunları yaparlardı. Ücret alırlar. Bunların ölü ağıtçısından farkı yok. Din tüccarı bunlar. Din satıcısı bunlar. Bunların işleri güçleri din satmak. Benim işim gücüm var ben ticaret yapıyorum. Sohbetlerden para pul almıyorum. Benim cd'lerim de satılık değil. Ben hiçbir kitapta yazmadım. Yazmayacağım da beyan ettim zaten. Hiçbir cd'mde paralar satılmıyor.
Buradan çıkanlar cd'lerden alsınlar, almazlar. Hakkım helal değil diyenlerden değilim ben. İnternette bedava yayınlanıyor. İndir, dinle. İnternette bu cd'le bu sohbetleri bedava indirirseniz de hakkım helal değil. Öyle dedi. Bir pirinç tanesi dahi yemek istemiyorum.
Hiçbir sohbete gittiğim yerden. Kimse yatırmasın, kaldırmasın, yedirmesin, içirmesin, bir bardak su dahi vermesin. Vallahi memnunum, billahi memnunum. Ben din satıcısı değilim. O yüzden bu sorduğumuz kardeşleri değil benim sözüm. Onlar almıyorlardı belki de ne diyeyim. Alanlara benim sözümü alanlara. Bir geceye davet edilip orada iki tane kıssa okuyup, iki tane şiir okuyup, din adına. Geceliğini altı milyar, on milyar, on beş milyar, yirmi milyar paralarına verin. Bir televizyonla anlaşma yapıp, yıllık kırk milyar lira, kırk milyon dolara, kırk, kırk. Ne o bir program başında kırk bin dolara anlaşanlar varmış.
Bunlar Sibercan'ı da geçti. Sibercan almıyordur o kadar. Ne kızıyorlar bana. Ne kızıyorsunuz kardeşin, almaya verin o zaman. Din satıcısı olmayın. Söyleyeceğim dediğim için söyleyeyim. Dedim ki işte siz de, dedim bizim semazenler para almıyorlar ki kendi şahıslarına. Bizim Mıltır'ın kendi şahsına para almıyor ki. Biz otelde, restoranda, biz ne bileyim meyhanede, barhanede, sazhanede, cazhanede, semazenler. Ne bileyim ki kardeşlerim. Oradan bir işe bulacaklar mı?
Bulamazsınız dedim. Bunun da derste söyler mi dedim. Dersinde konuş dedim. Neyin satıcısı? Radyodan Fedrullah Gülen Hoca ve Cübbeli Ahmet Hoca'nın konuşmaları dinlenebilir miyim? Siz bilirsiniz. Bazı mahallelerdeki sohbetlerine gitmekte sakınca var mıdır? Siz bilirsiniz. Sadece bu meclise mi gelmemiz daha uyumludur. Yine siz bilirsiniz. Derseniz kavga çıkmaz. Kardeşler bu noktada hiçbir problemim yok benim. İsteyen istediğin sohbete gitsin. İsteyen istediğin şeyhe gitsin. İsteyen istediğin cevada gitsin. Hayatım boyunca benim öyle bir anlayışım olmadı. Öyle bir duruşum olmadı.
Öyle bir bakışım olmadı. Neresi sana tam geliyorsa bize bol gelir. Nereye gitmek istiyorsanız gidin. Hiç bu noktada. Bu sizi istemediğin manasında değil. Hürsünüz. Herkes hür. İstiyorsanız biraz şeyhlik yapın. Bastırın derskâhlarını dağıtın. Yapanlar varmış. Her güzel. Bin bin toprak maklılası. Sağlığımızda şeyhle yetişmiş. Tabii. Bundan hiç koçulmuyor mu bunun ortada? Ne kadar güzel. Bir kimse bir kimsenin alacağını borcunu zekat olarak sayabilir miyim?
Sayamaz. Bir kez borcunu zekattan sayarak biter iş olur. Birisinden normalde alacağın var. Adam ödeyorsan zaten zekatlıktır o zaman. Zekat vereceğin zaman git o alacaklı olduğun adımı al kardeşim de. Beş milyar sana zekatımı verdim de. Aldım verdim. Bu iş oradan öyle kendi kendine aldatmak yok. Adamın çoluğu çocuğu aç belki de. Kirasını ödeyemedi dört aydan beş aydan beri. Sana borcunu ödeyecek noktada değil. İlk önce çoluğunu çocuğunu besleyecek. Gideceğim ona verecek belki de. Onun önce çoluğunu çocuğunu besleyip onların normalde karnınlarını mı doyurması, onları barındırması mı, senin alacağın mı?
Öbür türlü tüccarlara gün doğacak. Eee filanca eee senin çekin döndüydü. Eee kaç var on iki milyar, on beş milyar, yirmi milyar neyse. Beş milyar, üç milyar. Bana borcun vardı. Eee bunu zekata say. Oh ne kadarmış. Günahımı alma diye bir söz vardır. Bir insanın başkasının günahını yüklenebilir mi? Bilbet ederse yüklenir. İftira ederse yüklenir. Bir bebek dünyaya geldikten sonra yapılması gereken İslami şeyler neler kadar kek ve kız isimlerine örnek verebilir misiniz? Olur. Ben şimdi örnek vermek için kütüphaneyi açayım. Bir tanem var ya takvimlerde veyahut da bilgisayarda doğan çocuğa kız erkek isimleri veren de öyle de yapayım. Tabii.
Evet anne babanın yapacağı şey ilk önce ona dini bir isim koyması. Dinini öğretmesi. Ona ticaretten, sanattan, ziraattan, erkeksen. Bayansa ev işinden, ev işinden sanat öğretmesi. Ebeveynin çocuğuna yapacak olduğu iş bu. Uyurunca ablet oldu. Uyumaz şekline, şemaline ve durumuna bağlı. Her uyku, abdesti bozmaz. Namaz kılarken gözleri kapatmakta bir sakınca var mı? Fıkıh kitaplarında sakıncalı olduğu söylenir. Şeriat kanunundaki kısas uygulamalar nelerdir? İran gibi ülkelerde yapılan uygulamalar doğru mudur demiş. İran'da yaşamadım orada nasıl bir uygulama yaptıklarını bilmiyorum. Normalde şeriat konusundaki kısasla alakalı hangi konuda kısası soruyorsunuz?
Közsüzdeki kısası mı, cinayetteki kısası mı, zinadaki kısası mı, hangisi? Dinden geri dönmedeki kısası mı, savaştan geri dönmedeki kısası mı, hangi kısası mı? Sohbete gelen arkadaşımın arkadaşı trafik kazası yapmış. Allah yardımcısı olsun inşallah. Yaratılışta Allah-u Teala'nın nasıl meydana geldiğini merak etmek günah mıdır?
Allah yaratılmaz. Şeytan böyle bir vesvese verir. Hazreti Mevlana'nın gerçek hayatında sema etmediklerini söylediler. Bu konuda ne söylüyorsunuz? İftira ediyorlar. Beni aranızda kabul ettiğiniz için teşekkürler. Estağfurullah, biz teşekkür ederiz. Vitr namazının önemi hakkında biraz bahseder misiniz. Vaciptir, muhakkak olunması gerekir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adı deriz. Peygamberliğinden memzidi kılarak. Hakkımı helal ettim, kişiden sorumluluğu kalkarsın. Ben pişmansam helallık verdiğime bir daha helallık alma söz konusu olabilir mi? Olmaz. Yaptığın işten neden pişman oluyorsun ki? Şeytan sana vesvese ver. İyi bir iş yaptın, helal ettin hakkını.
O iyi işten sonra yaptığın iyi işi dekeleme. Şeytanın vesvesesine kalma. Duaların nasıl okunacağı hakkında biraz bahseder misiniz? Ben hızlı ve dikkatsiz okuyorum bir sorun olur mu? Daha yavaş ve daha dikkatli olmaya gayret edin. Öncelerden arkadaşlarımla dalga geçerdim. Onların fiziksel görünüşüyle alay ederdim. Helalık almam gerekir mi? Evet. Çok uzun. Hakkınızı helal edin. Şu soruyu soran kimse daha kısa bir şekilde bunu ıslataraktan sorsun inşallah. Abdest ağırdan zikir alakasına girilir mi? Girilebilir.
Ölen kişi bir çocukla gömüldüğünde hesap ve kabul azabı olmayacağına inanılıyorlar. Saçma. Vesvese şeytandan olur yoksa insanın nefsinden mi vesveseden kurtulmak için ne yapmalıyız? Aralarında çok fazla farkı yok. Sizin içinizde şeytandan da damatlarınızda dolaşın. Başka bir şey olmaz. Vesveseden kurtulmaya gayret edin. Sevdiğim kızın samimi olduğu birçok erkek arkadaşı var. Onu çok kıskanıyorum. Onlarla sürekli olarak birlikte bu durumda onu sevmen doğru olur mu? E sen sevmiyor musunuz? Dihnimizce kız erkek ilişkileri nasıl olur mu? Bu durumda sevdiğim kız haram istemiş olur mu?
Olur. Bunları bana sorarsanız ben kendi içimdeki duygu ve düşüncelerimi söylerim. Size ağır gelir. Benim nazarımda bir kızın erkek arkadaşı olmaz. Okulda okurken mecburiyetten konuştuğu arkadaşları var. Mecbur kalırsa konuşur. İster ortaokul olsun, ister lise olsun, ister üniversite olsun o kızın erkek arkadaşı olmaz.
O kızın mecburiyetten orada mecbur olarak konuştuğu sınıf arkadaşları vardır. O da mecbur olduğu noktalarını konuşur. Bir kızın bu noktada okul bittikten sonra da evlendikten sonra da erkek arkadaşları olmaz. Böyle yani samimi oluyor. Benim nazarımda bunlar böyle çok uygun şeyler değil veya evlenmiş bir kadın hala da işte erkek arkadaşları var onlarla toplamıyor, çay içiyor, parka oturuyor, sinemaya gidiyor.
Bunlar benim, ben geri kafalıyım biraz bu noktada, dar kafalıyım. Böyle şeyler olmaz. Yok. Bunlar benim için uygun şeyler değil. Ben o yüzden bu tip soruları bana sorduğunuzda ben bunlara böyle cevap veriyorum. Uzak durun bunlardan bayanlar. Fazla erkeklerle solpani tutmemeye gayret edin. Erkeklerle fazla haşlı neşir olmamaya gayret edin. Erkeklerle kendilerini bu noktada muhafaza etsinler, geriye çeksinler biraz. Herkes herkeste fazla haşır neşir olmasın. O adabı, o erkanına riayet edin inşallah. Türkiye, Azerbaycan, Kırkızistan ve Muhalistan'ın anlaşarak TAKM adlı bir askeri birbiri kurmuşlar ve barış gücü olarak görev yapacaklarmış.
Bu birleşmenin nehdiyet ile bir ilgisi olabilir mi? İnşallah gönül arz eder ki Türkiye'nin başkanlığında bölge ülkeleri hepsi de askeri, ekonomik, siyasi olarak birleşsinler. Tek vücut haline gelsinler. Ve o askeri birleşmeden, siyasi ve ekonomik birleşmeden büyük güç doğursun. Buna tabii destekleyen bir de inanç, kültürel birleşme olacak. Eğer sadece askeri, siyasi ve ekonomi olursa o batar, o birleşmeden zulüm çıkar, o birleşmeden hayır çıkmaz. Orada nefis olur çünkü. Onun içerisinde muhakkak dini argümanlar, dini erdemlilik, dini kültürel değerler de girmesi lazım işin içine. Eğer dini kültürel değerler de girerse veya o için ruhu olmalı.
Birliktelikler, mesela bir kimsenin evlenmesinin ruhu din olmalı. Buradaki birlikteliğimizin ruhu din olmalı. O ruhun özü burada Allah sevgisi olmalı. Devletlerin, milletlerin kendi aralarındaki birleşmenin ruhu din olmalı. O dini argüman noktasında birleşmeli. Bu güzel bir hareket, güzel bir adım. Buna daha ilaveler edilmedi. Ve ilaveler edilerekten o Osmanlı topraklarında var olmuş olan o eski ruhu yenileyerekten canlandırmalı inşallah. Esneme ve sıkıntı var. Az zikrettiğinizden çok esneyip çok sıkıntı duyuyorsunuz. Az zikredenler, çok yemek yiyenler, çok esnerler, çok uyurlar, çok sıkıntı yaşarlar.
Yerseniz, az uyursanız, az konuşursanız, o zaman az esner, az gaflete düşer, az boşluğa düşersiniz. Bunların hepsi de zikirsizlik, fikirsizlik, şükürsizlik, şükürsizlik bunlardan kurtulun inşallah. Bu zeyfeye münafıklar listesinin peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem neden verdi ve neden sırdı?
Bugün de cemaatlerde üstadlar bir sırdaş tutarlar mı? Bizim kardeşlerimizin arasında münafıklar yok ki biz sırdaş tutalım. Biz bir mümin topluluğuyuz. O gün için müşriklerden dönmüş gibi görünen, İslam olmuş gibi görünenler var mı? İslam olmuş gibi görünenler var mı? Mesela bu görünenler Medine devrinde. Mekke devrinde münafık yok hiç. Mekke devrinde insanlar İslam olduklarını saklıyorlar. Medine devrinde münafıklar var. Medine devrinde niçin münafıklar var? Medine devrinde Müslümanlar güçlü çünkü. Müslümanlar güçlü olduğu için Müslümanların içindeymiş gibi görünen münafıklar var.
Onlar da niçin münafıklık yapıyorlar? Menfaatlerinden dolayı. Kurmalıklarına dokunmasınlar, paralarına, pullarına dokunmasınlar. Eğer müşriklikleri meydana çıkarsa mallarına el konacak. Biz sufi topluluğun içerisinden münafık olmaz. Hele bizim içimizde hiç olmaz. Neden bizim içimizde hiç olmaz? Bizim burada para yok, pull yok, makam yok, mevki yok. Bizim burada şan yok, şöhret yok. Ne yapsın gelip de bizden iş gibi görünsün adam? Neyiniz var ki bizim? Gelenler çabuk giderler. Adam öyle görünür. Gelir, bunları böyle söylemek istemem. Bir hafta sonu gelir, benden borç para ister, vermem ben. Benden eğlenmek istediğini söyler, git istediğini al derim. Tespit etsem ben geleyim, isteyiverim derim.
İki hafta sonu gider zaten. Ya da kalır, öğrenir burada hiçbir şey olmadığını, al der ya ben bu niyette geldiydim ona. Orada kalır, orada derviş olur gider. Münafık kalmaz ki orada. Ne iş var? Adamın burada münafık kalması için bizden bir nemalanacağı bir şeysi olması lazım. Bir korkusu olması lazım. Bizim cebimizde çakım çağdayı yok ki. Tırnağ makası yok. Adam bizden korksun çekilsin. Ne adam bize istediğini söylüyor herkes. Ne korksunlar çekilsinler bizi. O yüzden bizim için böyle bir şey söz konusu değil. Allah bizi affetsin inşallah. Dışarıda münafık var mıdır? Vardır. Hatta ben dışarıda dahi münafık olduğuna inanmıyorum. Neden?
Müslümanlar baskıcı bir noktada değil ki, kuvvetli bir noktada değil ki. Biz denizin üstünde köpük gibiyiz. Adamın kendisini saklamasına gerek yok ki. Televizyona çıkar. Adam istediği gibi dinimize, imanımıza, namusumuza, şerefimize hakaret eder. Adam televizyona çıkar. Bizim kutsal bildiğimiz değerlerle alay eder. Hakaret eder. Adam basın yoluyla her türlü her şeyi yapar. Ne yapılıyor ki? Hiç kimse hiçbir şey yapmıyor. Ne gizlesin ki kendini Müslümanların içerisinde? Adam gözümüzün içine baka baka. Bugüne kadar herkes yaptığını yaptı mı? Hala da yapıyor mu? Yapıyor mu? Ne saklasın kendisini gizlesin ki? Biz şu anda çok böyle kuvvetli olmuş olsak, biz de güç olmuş olsak, biz kendimi adımıza söylüyorum bunu.
Ha başka böyle para, pul dönen cemaatler, cemiyetler, partiler vardır. İnsanlar giderler orada. Ondanmış gibi görünürler. Adam belediyeden ihale alacaktır, devletten ihale alacaktır, partiye gidip orada milletvekili olacaktır, il başkanı olacaktır, ilçe başkanı olacaktır, belediye meclis üyesi olacaktır. Orada gider, partiden, partidenmiş gibi, onlardanmış gibi davranılır. Bizde ne sufilerden ölmek kimse olmaz mı? Bizde böyle bir makam mevki yok, o yüzden bizde bu şeyler yaşamıyoruz. Ben hiç karşılaşmadım, sufi hayatım boyunca. Millet daha bizi gördüm, kaçar ya sokak sokak. Ulan bununla bir yakamı kurtarsam, alacak götürecek beni zekin ulağa gönderiyor.
Biz davet edelim, gel işte şeyhimiz var, gelecek. Yaşembe günü adam telefonunu açmamışa. Dükkandan kaçardım yine. Benim beş buçuklarına sadece çıkacağım, çıktığım zaman dükkan dükkan dolaşıyordum ben bayıldırda. Akşama derse gel. Dükkan dükkan. Benim geliş saatin belli ya, bakarım giderim ben dükkanı, dükkanda yok. Kaçacak ya kurnaz. Derdiririm bir daha. Yakalanın. Diyesi nedir dedim. Akşama bekliyorum, kaçamadın gene benden. Şeytan azapta gerek yani. Artık söyleyecek, bir şey uyduracak o. Gelmeyecek ya. Ya onun teyzesinin, kayınvalidesinin, ölmüş olan kız kardeşinin, büyük dedesi gelecektir eve. Derler ya dırdırdıl dırdıl diye.
Bizim oradayla derler. Oyalar, öyle mi ya filan. Bir de onun önünü görsün. Öyle kendince kıyıp tuttur, kendince seni atlatır. Halbuki atlattığı kendisidir. O yüzden milleti kaçar ki İzden. Minavılık yapmasına gerek yok. Öyle değil mi? Derse davet edenler, dersi tebliğ edenler. Başınıza bunlar gelmiyor mu? Geliyor. Adam sizi atlatacak, kaçacak, deli karar kendine. Tabii canım da siz gidersiniz tekrar ona tebliğ edeyim, derse gelsin, bir kişi daha kurtulsun diye. Kimisi de kendini bir şey karnetler. Oooo.
Ne kıymetliymiş o. O gittiğinde de der ya işte geliyor her gün bana söylüyor ya. Dikansa mesela yanındakine der ki ya geliyor, yapıştı ya. Yandakına ne der? Yandakı da sana böyle kerih kerih bakar. Seni küçük görür. Seni böyle kemiksiz, kişiliksiz böyle zavallı görür. Bir de derler ki muhakkak bunların bu işten bir çıkarı vardır. Yoksa çalışırlar mı böyle? O ara onun böyle işi düzgün ise, bir arabasını değiştirse veya dükkanına biraz masif var. Bu tarikattan kazandı. Beni bir ara İran bakıyordu. Bir ara kuvvete geçmişim ben. En son Suudi Arabistan'dan sonra remzişen
bakmaya başladı. Öyle dedim adam rahatladı. Gide bir de soruyor. Ne iş yapıyorsun Allah? Ne iş yapıyorsun? Yok ben ne iş yapıyorum desen de inanmayacak adam bana. Remz abi de orada. dedim remzişenin parası yiyeyim lan. Haa tamam o zaman de. Allah iyisin inşallah. O yüzden merak etmeyin millet sizden kaçar. Hele buraya geldi. Bir de sohbeti dinledi. Dizleri de ağırdı. Üstüne bir de zikrullah yaptı mı? Değme gitsin. Hele birisi de ona biraz öte git dediyse burada. Ya sen nereden geldiğinde öyle bir vaktist ona tepede. Tamam. Sen koştur artık
o adamın arkasından getireceksin diye bir daha. Ne bina abi ağrıyor musun? Huuu. Sufilin adamından biri de zikir vaktinde huzurlu olmak ve gafletle zikirden kaçınmaktır. Demek ki zikir vaktinde biz ne yapacakmışız? Gafletten kaçınacakmışız. Zikir vaktinde huzurlu olacakmışım der. Bu çok önemli. Zikrederken kendi kendinize bir huzura karp edin. Söyle düşünün kendinizce. Ben şimdi onu zikredeceğim, o da beni zikredecek. O beni zikredecekse benim kalbimde başka bir şey olmasın. O beni zikredecekse benim gözümde başka bir şey olmasın. O beni zikredecekse dilimde ondan
başka bir şey olmasın. O beni zikredecekse benim vücudumda onun sevmediği bir şey olmasın. Aman o gün guslüme dikkat edeyim ben. Aman o gün abdestime dikkat edeyim ben. Aman o gün yiyeceğime işeceğime dikkat edeyim ben. Aman o gün ağzıma, burnuma, gözüme, kulağıma dikkat edeyim ben. Hele bir de sufilerin bir adabı da bildiği, bilmediği, her ne var ise her gün tövbe et. Bildiklerinden tövbe etmek olduğu gibi sufiler bilmediklerinden de tövbe ederler. Hani Hazreti Peygamber sallallahu anh ve selam hazretleri tövbe eder mi? Ya Rabbi bildiğim, bilmediğim
günahların her ne var ise beni bağışla. Öyle dua ederdi. Bilerek ve bilmeyerekten işlediklerinden beni sorumlu tutma. Amin. Millet şimdi kendi kendine düşündüğü bildiklerim var. Bir de evet bizim bilmediklerimiz de vardır. Bilemediklerimiz vardır. Bizim gözümüzden kaçan, kulağımızdan kaçan, elimizden kaçan, ayağımızdan kaçan, gönlümüzden kaçanlar vardır. Ola ki örtülmüştür o esnada. Biz gaflet anında ne yaptığımızı da bilmeyiz. Gaflet anında ne söylediğimizi de bilmeyiz. Gaflet anında nereye gittiğimizi, neye işlediğimizi, ne yaptığımızı da biliriz. Gaflet,
insanı kör eder, sığır eder. O gaflet anında bir kimse bir şey yapar, bir şey söyler. Yaptığını ve söylediğini bilmez. O yüzden Sufi tövbe ederken bildiklerini ve bilmediklerini de tövbe eder. Bilmediklerine tövbe eden bildiklerini terk eder çünkü. Bilmediklerine tövbe eden, bilmediklerine tövbe eden Cenab-ı Hak bildiklerini onu arıttığı gibi bilmediklerinizi ona gösterir. Bilmediklerinize de tövbe edin. Gaflet anında şükredemedikleriniz de şükredin.
Bilmedikleriniz için öyle ki Cenab-ı Hak size bir nimet vermiştir, bir lütuf vermiştir, bir ikram, bir ihsan vermiştir. Siz onu görememişsinizdir. Siz onu duyamamışsınızdır. Siz onu bilememişsinizdir. Hamd ederken de bildiklerinize ve bilmediklerinize hamd edin. Şükrederken bildiklerinize de bilmediklerinize de şükredin. Bilmediklerinize şükrederseniz Allah sizin bildiklerinizi de şükretmiş gibi sayar. Ve size nimetlerini artır. İşte bunun gibi Sufilerin bir ahlakı, bir adabı tövbe ederken bildiklerine ve bilmediklerine tövbe etmektir.
zikre başlarken de o kimse tövbe ile başlayarak da zikrini temiz bir hale getirir. Zikirden önce tövbe edilir ki zikrullah esnasında tertemiz bir şekilde Allah'ı zikretsin ki Allah temiz olanları sever. Allah temiz olanları zikreder. Allah temizleri sever. Allah temiz denenleri sever. O zaman önce tövbe ederiz içimizden ya Rabbi bildiklerimiz, bilmediklerimiz, her ne var ise bizi affeyle. Amin. Ya Rabbi bildiklerimiz, bilmediklerimiz, her ne nimet ve yutuf verdiysen sana hamd ederiz, bizim hamdımızı kabul edelim. Amin. Onun üzerine Allah'ı zikrederiz ki,
biliriz ki o bizi zikredecek. O yüzden o bizi zikredecek şimdi. Biz her ne kadar cüz-i irademizle buraya gelirken Allah'ı zikir için toplandık. Ve biliyoruz ki Allah'ı zikrederken Cenab-ı Hak ayeti kerimesini ferman etmiş. Kim beni zikrederse ben onu zikrederim. Kim bana şükrederse ona nimetlerini arttırır. Allah bizi onlardan eylesin.
Amin. Aleminler hu. Aleminler hu. Aleminler. Aleminler. İstanbul'u kardeşler dinlesinlerle iyi. Yarın bayanlara İstanbul'daki misafirhanedeki sohbet bir buçukta inşallah. Bir buçukla iki arasında
inşallah oradan olacak. Haber olsun herkesin inşallah. Destur ya Allah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi