Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Şubat 2013 · 1:11:28
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Nihâ Allah!
Ben erkek berberiyim, bir cemaatte sakal kazıyan adama selam verilmezmiş. Sakalı kazıtmak veya kazımak günah mı? Açıklarsanız sevinirim. Sakalı kazıtmak, evet. Evet, sünnet-i terk noktasında imamlar uygun görmemişler. Bütün peygamberler sakal bırakmışlar. O yüzden de erkeklerin sakal bırakması sünnet-i seniye noktasında görülmüş. Bir tek bu hadiseden insanı kurtaran şey, darül harp hukukudur. Bir kimse sakalı kazıyan kimsenin kazandığı para da haram olur der. Bir fetvada ama burada insanı kurtaran darül harp hukukudur. Darül harp de bir kimsenin sakalını kesmesi caiz görülmüş.
Ama insanların işleri, güçleri müsaitse sakal bırakabilirler, ner bıraksınlar. Ama işleri, güçleri müsait değilse o zaman darül harp hukuku noktasında bir sıkıntı olmaz. Hakkınızı helal edin. Böyle sorular çok soruyorsunuz, güzel. Ama bunları böyle kısa kısa sorarsanız, daha hoş olur inşallah.
Kur'an-ı Kerim'de Ashab-ı Meymene, Ashab-ı Meşeme, Sabikun ve Mukarrebun ayetlerinden bahsetmektedir. Bu ayetleri anlamınız için açıklar mısınız? Bu ayetleri teker teker yazarsanız, inşallah daha iyi olur. Ama bunlar normalde müminleri Cenab-ı Hak kendi içerisinde sınıflandırır. Sınıflandırırken iman edenleri, sadık olanlar, mukarrebun noktasına çıkanlar, işte bu sadıklıktan bir aşağı iman etmiş olanlar, işte ondan aşağı ehli cehennem olanlar, bunları sınıflandırır Rabbim.
Bunları muhakkak ki sınıflandırmak gerekir. İnsanları bu noktada iman etmiş olanları, Cenab-ı Hak sınıflandırırken, asıl önemli olan bu sınıfların, derecelerin hallerini anlatmaktır. Onu da bu Sülemin'in Risalesi'nde bu halleri anlatıyoruz. O yüzden bu Sülemin'in derslerini takip etme, o dersleri de can kulağıyla dinleme noktasında olun, inşallah.
Mesela bu sınıflandırmayı ben hatırlıyorum. Sülemin'den okumaya başladığımızda ilk zamanlar yaptıydık. Kur'an ve Sünnet, Mürşid-i Kamil'i nasıl tanıtır, hangi yetkilere sahiptir, tanıtıma, tanıma özellikleri nelerdir, sevmede ölçülerimiz ne olmalıdır. Bütün, yani normalde ister Mürşid-i Kamil ol, ister Sufi ol, ister iman eden ol, ister mükarrabin sınıfından ol, hangi sınıftan olursan ol. Bunun normalde ortak noktası Kur'an ve Sünnet içerisinde kalmak. Bunun başka bir ortak noktası yok. O kimse, Kur'an ve Sünnet tarihisinde hareket edecek, Kur'an ve Sünnet tarihisinde davranacak, Kur'an ve Sünnet tarihisinde konuşacak, Kur'an ve Sünnet tarihisinde düşünecek. Bunu başka bir noktaya çekmek, başka bir noktada başka bir şey aramak mümkün değil.
Mürşid-i Kamil'in terbiyesine girmek, biatlaşmak, intisaf ve tövbe olmak, tarikata girmek ne demektir? Bağlanma şekli bayan ve çocuklar için aynı mıdır? Tövbe olmak herkese açık mıdır? Bunu normalde nakşi kitaplarında, eserlerinde tövbe almak olarak nitelendirir bu. Bu soruyu soran kardeş, bu dergahın adabından sormamış bunu. Biz bir kimsenin dergaha intisap etmesini, bir şeyhe intisap etmesini, tövbe almak olarak nitelendirmeyiz. Bir kimse Allah'a tövbe eder. O kimsenin tövbesi Allah'adır. Bir kimse mürşidine tövbe etmez. Şeyhine tövbe etmez. İyyâken abdü ve iyâken estâîn.
Üstadına söz verir o kimse. Bu biatlaşmayla alakalıdır. O kimse biatlaşırken intisap edeceği zaman günah keballeri etmeyeceğine, küçük günahlardan sakınacağına, namazını kılacağına, orucunu tutacağına, zekatını vereceğine, parası olursa haccına gideceğine, tarikatın adaf ve erkanlarına uyacağına dair söz verir. Biatlaşma budur. O biatlaşmadan sonra o kimse tövbe eder Allah'a. o tövbesinde sadık olur. Ve o tövbesinde durur. Bu biatlaşma bu şekilde olduktan sonra o kimse bir daha günah keballeri işlerse, büyüklerimiz öyle derdi. O kimse de perişan olur o zaman.
Sözünde ahdinde durmadı diye. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi, oğlum biz böyle bir biatlaşmayı yapmıyoruz. Çünkü o biatta vermiş olduğu sözleri yerine getirmezse, manem perişan olur oğlum derdi. Bu biatlaşmayı o kimse rüyasında yaparsa, bu işin en sahih noktasıdır. Ama yok zahiren de bu biatlaşma olur mu olur. Bunu biz manevi bir insanların üzerinde böyle bir biatlaşma yapmıyoruz. Yoksa o kimse söz verecek. Yalan söylemeyeceğini, söz verecek gıybet etmeyeceğini, söz verecek dedikodu etmeyeceğini, söz verecek faizle iştigal etmeyeceğini, söz verecek kardeşleriyle iyi geçineceğini, söz verecek eşiyle iyi geçineceğini, söz verecek eşine hiç hakaret etmeyeceğini, eşiyle arasında olan çıkan problemleri Kur'an ve sünnet tarihinde çözeceğine söz verecek.
Yani o normalde sufi adabını, erkanını komple bir seferde söz verecek. Bunu zaten hakkınızı helal edin. Sohbetlerde dönüp dolaşıp bunları aktarıyorum, anlatıyorum zaten. Gönlüm arzu eder ki anlatmadığım, aktarmadığım şeyleri sorun burada. Mürşid-i Kamiller manevi silsile ve irşad icazetine sahip midirler? İcazitleri kimin tarafından verilmektedir?
Hepsi peygamber odaklı mıdır? Muhakkak ki o kimse eğer mürşid-i Kamil ise bir şeyhi vardır. Ve muhakkak ki o kimse mürşid-i Kamil ise, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri o vazifeyi ona tebliğ etmiştir. Hiç kimse hiç kimseye vazife vermez. Burada da bir yanılgı var. Aslında bu yanılgının sebebi vazife aldığını söyleyen insanların yanılgısından kaynaklanıyor.
Hazreti Peygamber tebliğciden ibarettir bu noktada. Vazifeyi veren Allah'tır. Ama o vazifeyi gerçek manada almayan insanlar, vazifeyi kendilerine tebliğ edeni vazifeyi veren olarak görürler. Eğer vazifeyi verenin Allah olduğunu görmüş olsa, o kimse kendisini vazifelendirenin Allah olduğunu bilecek.
Ama vazife ile vazifelendiğini söyleyen insanlar, vazifeyi tebliğ edeni görürler. Bana bu vazifeyi Abdülkadir Geylan Hazretleri verdi dediğinde, vazifeyi ona verenin Abdülkadir Geylan Hazretleri olduğunu söyler. Oysa sufi adabı ve inancı bu değildir. Hazreti Pir'in arkasında muhakkak Hazreti Resulullah, onun arkasında, perdenin arkasında muhakkak Hazreti Allah vardır. O hevay hevesinden konuşmadı, benim sözlerimi söyledi diyen Hazreti Allah, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin söylemiş olduğu her şeyin kendisine ait olduğunu beyan eder. Kendisine ait olduğunu beyan ettiyse, o zaman Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sadece tebliğciden ibarettir.
Bir kimse şeyhini görür rüyasında, şeyhi ona bir ders verir, şeyhi ona bir esma verir veya şeyhi ona bir şey söyler rüyasında, rüyasında şeyhi ona bir şey söylediğinde o şeyhinden bilir onu. Eğer onun şeyhi mürcid-i kâmil ise gerçekten, o sadece orta yerde bir surettir, başka bir şey değil. O mana Allah'a aittir. Sureti şeyhi görürsünüz, sureten. Onun manası Allah'a aittir. Şeyh oturup da ben filancanın rüyasında şöyle görüneyim de, şuna şöyle yapayım diye tefekkür etmez ki, böyle bir şey düşünmez ki. Düşünse dahi bu onun elinde değil ki. O yüzden Hazreti Mevlana der ki, sizler gibi yiyip içtiğine bakmayın, sizin aranızda dolaştığına bakmayın der, veliler için.
Müşrikler de Hazreti Peygamber için öyle demişlerdi ya, bu melek değil bizim gibi yiyor, içiyor, uyuyor demişlerdi. Hazreti Mevlana o müşriklere örnek verir. O ahmak kafalılar gibi, siz de benimle beraber yiyor, içiyor, geziyor, dolaşıyor demeyin de. Ardından başka bir beytinde, Adem Aleyhisselam'la şeytanın kıssasını verir. Sen de şeytan gibi, sakın benim ondan daha fazla yaratılışım üstün görmeden. O yüzden normalde o vazifeyi veren gerçek manada Allah'tır. Onun manevi işareti, manevi icazeti de, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin hadisi kutsisidir. Allah bir kulunu sevdi mi, Cebrail'e nida eder.
Ey Cebrail, ben filancayı sevdim, gök halkına nida ile onlar da sevsinler. Cebrail gök halkına nida eder. Ey Cebrail, ben filancayı sevdim, Cebrail aleyhisselam nida eder. Ey gök halkı, Allah filancayı sevdi, siz de sevin. Melekler, mümin kulların kalbine ilham eder. Melekler, gök halkından melekler, mümin kulların kalbine ilham eder. Derler ki, Allah filancayı sevdi, siz de sevin. Bunun manevi icazeti budur. Bu işin işareti odur. O zaman o kimseyi Allah sevdiyse, o kimseyi insanların rüyasında gösterir. O kimsenin, Allah sevdiyse onu, o kimsenin şekline, şemaline girmeyen, şeytanın şekline, şemaline girmeyen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri tarafından tasdiklenir.
Onunla beraber rüyada görülür. Önemli olan budur. Yoksa herkes çıkar, ben şeyhim der bir yerde. Veya herkes kendi kendisine birisinin icazet verip görev verdiğini söyler. Ben dervişim, boyunca ötüp insanlar çok gördüm. Bir tane değil, üç dört tane şeyhten icazetli şeyhler gördüm ben. Arkalarına asmışlar böyle icazetlerini. İcazetleri duruyor orada. Hepsi de mühürlü. Veyahut da icazeti olup olmaması önemli değil. Bir şeyhi dahi yok. Şeyhi olmamasına rağmen gitmiş bir yerden bir icazet almış. Kimdi şeyhiniz dediğimde susuyor adam. Şeyhim şu diyemiyor. Hele birisiyle karşılaşmıştım. Şiş buhranı var.
Suriye'den bir şeyhten gitmiş. Orada Suriye'den bir yerden o buhranla alakalı nasıl yapılması gerektiğini öğrenmiş. Okuyor kağıttan buhran yapıyor. Aldım kağıt elinden yapabilir misin? Dedim kaldı. Seninki isticrac oluyor dedim. tarikata girdikten sonra istikamet hallerimizi muhafaza edemiyorum. Bir süre sonra soğuyorum. Sadık mürid olmak bu yolda yetişmek ve menzile ulaşmak için bu durumda da ne yapmalıyız? Sadakatla alakalı bütün insanların sıkıntısı var. Ama o sadakatı sağlamak için insanlar dergaha girerler. zaten istikameti ve sadakatı tam olan bir kimsenin bir dergahta işine ne olsun ki?
Muhakkak ki sadakatında ve istikametinde sıkıntısı olan insanlar kendilerini düzeltme noktasında bir tarikata girerler. Mürşid-i Kamil'in huzurunda ve gıyabında yapılan rabıta nasıl yapılır genel ve özel midir? Evet. Rabıta meselesi geniş bir mesele. Herkes birilerine rabıta veriyorlar ama genel olarak ama özel olarak konuşmayayım şimdi bunu da konuşursam bazı insanlar kendi üzerlerine alınacaklar.
Sohbet sadece burada kalmıyor. Herkes sohbetleri dinliyor internetten. Ama şu kadarını söyleyeyim. Mesela bir şeyh iki anlının ortasına rabıta verdiği zaman o şeyh velayetten gelmedi. Mümivvet'ten değildir. Türkiye'deki bütün şeyhlerin hepsi de iki anlının ortasına rabıta verir. Hangi şeyhe giderseniz gidin onun verecek olduğu rabıta iki anlının ortasına şeyhin iki anlının ortasına getir oradan rabıtanı al diyecektir. Doğru mudur? Her cevap kendi içerisinde doğrudur. Ama eksiktir. Velayetten gelenlerin yıkılma tehlikesi vardır.
Evet onların velayet nurları alınlarındadır. Ama nübüvvetten gelenlerin iki nuru vardır. Bir nuru alınların ortasındandır. Velayet nurudur. Bir nuru da sırtlarındadır. Nübüvvet nührünün olduğu yerde nübüvvet nührü vardır. Bunun nesini anlatayım şimdi insanlara? Bu da ehillerine malumdur. Eğer bir kimse bir üstad eğer ki nübüvvet yolundan gidiyorsa onun içerisinden muhakkak bazı dervişleri onun sırtında manevi nübüvvet nurunu görürler. Nübüvvet nurunu demiyorum bakın.
Sonra çarpıtmayın. Nübüvvet nurunu diyorum. Şimdi bir şey velayetten gelen bir kimse diyecek ki daha yeni gelen bir kimseye dahi ilk alnının ortasını ilk alnımın ortasına getir rabıtanı kur diyecek. Özellikle nakşibendiler ve nakşibendilerin içerisinde özellikle menzil grubu böyle rabıta verir. Yıldır ben kimseye eleştirme noktasında değilim. Allah affetsin. Ben herkesin hizmetçisiyim. Ama namazdan abdestten oruçtan haramdan helaldan haberi olmayan daha tasavvufunu adabını erkanını bilmeyen henüz daha yola girmiş bir kimseyi namazdan sonra on beş dakika şeyhinin ikanının ortasına ikanının ortasına getireceğim demek o kimseyi kabız haline sokmaktan başka bir şey değildir.
Bu benim kendi şahsi kanaatım. O kimse kabız ehli olduktan sonra da o kabız ehlinden onu oradan çıkartacak olan da bir tamil bir veli lazım. O kabız hali o kimsenin üzerine kaldıkça kabız halinin üzerine kabız halinin kabız halinin üzerine kabız halinin o kimsenin maneviyatı olsa bir manası olsa bir şeysi olsa o kabız ehliliği kalmayacak. Mesela zikrullah'taki buradaki gudum vurmayı herkes eleştirir. Öyle değil mi? Aslında zikrullah esnasında ilahi söylemek gudum vurmak o zikrullah yapan insanların üzerinden kabız halini almak içindir. İlk sufiler bayramlarda biraz da ramazan bayramından sonra doğum çalmak insanların kendi halk oyunlarını oynaması bayramda eğlenmesini kabız halinden kurtulmak olarak nitelendirmişler.
O kimse otuz ramazan oruç tuttu ibadet ettiği her şeyle uğrevileşti o uğrevileştikten uğrevileşmekten bir miktar bir çıt çıksın diyedir. Her şey insan için ibadet de insan için. Bu manadan şimdi o kimseye iki kaşının ortasına iki kaşının ortasına getireceksin göz göz arpacık yapacaksın adam göz göz arpacık yapacaksın diye kabız haline geliyor. Kabız haline gelince o kimsenin bazı yerleri titremeye başlıyor. Veya da değişik tuhaf davranışlarda bulunmaya başlıyor. Bakışları kayıyor. Değişik böyle hareketler çıkarmaya başlıyor. O da onları manevi hal ve cezbe zannediyor. Adam homurdanıyor homurdanmayı manevi cezbe zannediyor. Titriyor adam titremeyi manevi cezbe zannediyor.
Veya kavs kavs kavs diye bağırıyor manevi cezbe zannediyor onu. Gördüğüm şeyler bunlar duhur edildiğini söylüyor. Hiç buradaki o kimsenin manevi halinin ne olduğunu görünmüyor. Ama normalde bir rabıta furyası var mı el cevap var. Ve herkes bütün müridana rabıta veriyor mu el cevap veriyor. Aslında biraz da böyle müridanı orada tutmak onu zart altında tutmak onu böyle baskı altında tutmak o psikolojik olarak kendi kendine baskı altında tutuyor. Psikolojik olarak kendi kendine oraya bir aidiyet kesbetmeye çalışıyor. Bu zorlamayla oluyor. Oysa sufilik böyle değildir.
Ben sufi tarikat gözlüğüyle mantığıyla bakmak istemiyorum. Tasavvuf mantığı ve gözlüğüyle bakmak istiyorum. Rabıta bu manada bir kimseyi sevmek onun haliyle hallenmek. Rabıta bu manada onun yolundan izinden gitmek. Bu manada onun hizmetli düsturunu, onun İslam düsturunu, onun tasavvuf düsturunu benimsemek. Muhakkak ki sever sevdiğini düşünür, sevenin aklına gelir sevdiği. Ama bir kimseyi silah zoruyla illaki bunu seveceksin gibi. İllaki beni düşüneceksin gibi. ya bırak adam ne zaman istiyorsa o zaman düşünsün. Bir disiplin olarak tasavvufun içerisine girmiş mi her cevap girmiş bunu reddetme noktasında değilim ben.
Ama ve lakin bunu yerli yerinde kullanılmadığını yerli yerinde bu meseleyle ilgilenir nedeni düşünüyorum. Hakkınız ele alasın. Kat Allah'ın elinde o vakit insana neden sebep kıldığının sırrını anlatabilir misiniz demiş. bir insanın eceli Allah'ın elinde ama muhakkak sebepleri olacak. Cenab-ı Hak sebepsiz bir şey vermez. Yani Allah'ın elinde olması ecel bir kimsenin bir kimseyi öldürmesinin bu noktada makul karşılanacağı değil. Ecel Allah'ın elinde. Sen 118 yerinden bıçaklarsın Allah'a ecelini vermediyse vermez. Mülid hangi hallerde şeyhinden himmet istersin?
Bir profesör vardı ya Abdurrahman neydi o? Bayındır. Soy ismi güzel ama bir kardeş yazmış yani buraya giriyormuş 8-9 yıldan beri etrafındaki insanlar da seni doktora götürelim diyorlar.
Sizi dışarıdan görenler deli deyinceye kadar Allah'ı zikredin diyor. Zikir ehli biraz deli olur. Bunu da örtüp saklamanıza gerek yok. Delilinizi ilan ederseniz herkes rahatlar. Ama muhakkak birileri bu noktada psikolojik takıntı halinde görebilir. Bir ikincisi bir de bir şeyi dışarı dilinizle aktarmaya uğraşmayın. Ben hep şunu gördüm diliyle aktarmaya uğraşanlar hata yapıyorlar. Karşıdaki kimse seni bu noktada ilgilendirmiyor.
Karşıdaki kimseyi sen ilgilendirmiyorsun aslında. sen hal olarak kendini düzelt. Etrafındaki insanlar sendeki o düzelmeyi görünce desinler ki seni düzelten şey ne? Ama bizde öyle bir şey var ki biz karşımızdaki kimseye illaki onu anlatacağız illaki onu böyle söyleyeceğiz illaki ona bir şey yapacağız. Burada böyle bir sıkıntı var. Yani karşımızdaki kimse bizi algılamak zorunda değil bizi anlamak zorunda değil bizi kabul etmek zorunda değil. bir de yüzyıllardır bu değişmemiş. Ehli Sufi'yi eleştirmişler hep. Dışarıdan bakmış insan gerçekten de bazı yerleri eleştirilecek yerleri de bulmuşlar.
Yani o Sufi dairenin içerisinde duran bazı insanlar gerçekten bazıları agresif davranmışlar bazıları absürt davranmışlar bazıları eksik noksan davranmışlar onlara bakınca da insanlar ya Sufiler topluluğu böyle demişler. Sufiliğin Kur'an ve sünnetin özü olduğu Kur'an ve sünnetin özünü yaşamak olduğu bu noktada din noktasında Kur'an ve sünnetin içerisinde kalınmak olduğunu ama aktaramamışlar ama anlatamamışlar ama karşıdaki insanlar bu noktada algı noktasında sıkıntı yaşamışlar yaşamışlar bunu tabi günler zamanlar geçtikçe
buna algılanıyor anlaşılıyor mesela işte ben yeni Sufi oldumda benim hakkımda da dediler ki bu kafeyi gidi kırdı doktora götürelim yatıralım kaldıralım bir ara öyle dediler ondan sonra dediler ki bak gitme deli hocam hani ben deliydim ya dedim ben sonradan aklını yitireceksin demeye başladılar daha sonra izlemeye başladılar sonra bir ara aleyhime laf söylemeye başladılar şimdi bilmiyorum gitsem veya insanları dinlesem ki herkes bir şey söyler buradaki arkadaşlar da söylerler veya söylüyorlar bunun o insanların söylemesi
o insanların bir şey demesi beni çok etkilemiyor iyi zamanlar üzülürdüm ben neden böyle söylüyorlar diye veyahut da işte beraber olduğum arkadaşlar da böyle arkamdan konuşunca üzülürdüm ben sonradan o üzüntüyü de attım ben Cenab-ı Hak onu da attırdı ah diyorum ki en önemli gördüğün en yanı başındaki insan dahi söyler mi söyler nefis taşıyor herkes deyip çıkıyorum işin içinden onun samimiyetsizliğine de bağlamıyorum diyorum ki nefsini uyuyor insan bir anda söylüyor ağzından kaçırıyor diyor o yüzden sizlere de söyleyecekler
söylüyorlardır da mesela bir ara bana İran bakıyordu sonradan Suriye bakmaya başladı sonra bir ara Kuvvet'e döndü şimdi kim bakıyor bilmiyorum gibi herkes bir şey söyler herkes bir şey der bu sadece ehli tarikat için de değil Nurcular için söylerler Hoca Efendi'nin cemaatı için söylerler Nakşibendiler için söylerler tarikatçıların hepsi için söylerler bir şey yani biz işte burada toplanıyoruz Allah'ı zikrediyoruz bize kızıyorlar toplanıp Allah'ı zikretmeyip çalgı çengi çalanlar var onları dolaştırıyor insanlar yani adam
tarikat adı altında çalgılı çengili sazlı sözlü fasıllar yapıyorlar ya böyle tarikat mı olur diyor böyle bir cemaat mı olur diyor ya zikir yapıyorsun onu kabul etmiyor çalgılı çengili yapıyorlar bizle alakalı değil başkaları yapıyor onu da kabul etmiyor işte televizyonda filanca Hoca denilen adam hatunlarla ders yapıyor onu da kabul etmiyor veyahut da işte birisi çıkıyor ayet hadisten konuşuyor onu da kabul etmiyor beni de kabul etmiyorlar mesela ben çok sünnete bağlıymışım ben çok ayet çok hadis söylüyormuşum ben
eleştiriyorlar ben Kur'an'dan fazla hadislerle yaşır neşir olup meseleleri hadislerle anlatıyormuşum eksiğim buymuş benim hatalı davranıyormuşum örneğin iyi dedim benim hatam sünnete sünnete dayanmak olsun dedim bu normalde insanların eleştirecek bir yerleri bitmez ki veyahut da bizim bir arkadaşımız kendi yapmış olduğu hatayı kusuru tarikatın üzerine de koyabiliyor hiç haberim yok şeyhim böyle dedi diyebiliyor veyahut da böyle söyledi diyebiliyor bunların hepsi de oluyor o yüzden normalde etrafımızdaki insanlar bunlara laf söyleyecekler
bunlarla alakalı değişik ileri geri konuşacaklar bunları göze alacak insanlar alacaklar oho bana söylenen laflar buradan İstanbul'a 118 sefer köprü olurdu ya boşver size az bile biz bir komşumuzu hasta görmeye gittik komşumuz bize bizim ailemiz bize yetiyor biz kimseye gidip gelmeyiz ailemiz yetiyor diyorlar bu durumda bizim tekrar gitmemiz doğru mu e ailesi yetiyormuş yani giderseniz de böyle ne o tebliğ için yani gidip gelmenin de bir komşuluk adabı olduğunu anlatmak için söyledi Allah gerçek bir janustur diyen eli şeriatı
ile kelimeyi dinden çıkmış budur ne demek janus bilmiyorum ki soruyu soran kim Ali şeriatı söyler ya onun tarzı bir sohbet ettinizde İbni Teymiye'den bahsetmiştiniz biz onu bidatçı biliyorduk biraz bu konuyu anlatır mısınız yok İbni Teymiye bidatçı bir kimse değildir İbni Teymiye bidatçı olarak görmeyin ben öyle bir şey söylemedim zaten bu soru da mı sana ait İbni Teymiye bidatçı değildir yok ben öyle bir şey demedim mi zaten yok İbni Teymiye
bidatçı olarak da görmeyin İbni Teymiye bidatlara savaş açmış Selefin yolundan gitmeye çalışırken bazı noktalarda belki de iştihadında hata yapmış bir kimse olarak görelim yani o Selef yolundan gitmeye çalışmıştır Hanbelidir kendisi o Selef yolundan giderken bazı noktalarda benim nazamda benim görüşüm öyle iştahat hatası yapmıştır herkesde de o hata olabilir anlaşıldı isimler hakkında pek konuşmuyorsunuz ama şu isimleri dinlesek yanlış yapmış olur muyuz Mustafa İslamoğlu dinlemiyorum ben Engin dinlemiyorum dinlemiyorum
ihsan eli açık tanımıyorum Ali Rıza Demircan dinlemiyorum yani benim Allah'a affetsin kendimce tarzım şu bir kimse dini kendisine şöhret kapısı yaptıysa dini kendisine geçim kapısı yaptıysa ben o kimseyi dinlemek istemiyorum benim nazarımda bir kimseyi dinleyebilmem için okuyabilmem bir dini geçim kapısı yapmayacak iki dini şöhret kapısı yapmayacak o dini geçim ve şöhret kapısı yapanlar ben onlardan uzak durmaya çalışıyorum birisini bir yere
sohbete çağırdınız o sohbete çağırdılan bir kimse hadi şunu diyebilir belki de benim yol masrafım var bir lira iki lira veya beş kuruş ne kadar mesela Bursa'ya davet ettiniz bir kimseyi sohbet için Bursa'ya bir kimse kendi arabasıyla İstanbul'dan gelmiş gitmiş olsa işte geldiği yer üç yüz kilometre olsun en kapıdayı beş yüz lira yaksa yüz elli lira işte benzin mazot yakıt yakar yüz elli liradan dönse üç yüz lira iyi hadi burada üç yüz lira değilsin isin otelde kalsın altı yüz lira bir lira verelim biz ona masrafı olarak
ama adam buraya sohbete gelmek için yirmi lira alıyorsa veya on lira alıyorsa beş milyar alıyorsa o dini geçim kapısı yapmış kendisine veyahut da bir kimse dini bir kitap yazıyorsa o dini kitabı da bastırıp parayla satılıyorsa geçim kapısı yapmış o kimse veya bir kimse veya bir kimse kendi din ile kendisine şöhret sağlıyorsa ve o şöhreti bir şekilde bir maddiyata döküyorsa geçim kapısı din olmuş onun sufi adabınca sufi adabınca bir kimsenin dini ibadetini dini mesleğini meşrebini dini neşesini vecibesini menfaate çevirmemesi
gerekiyor maddeye çevirmeyecek bu sufi adab açısından çok önemli yani bir kimse çok iyi ilahi söylüyorsa o bu ilahi söyleyen arkadaşlar bunu gidip de ücrete çevirmeyecek dışarıda ya biz iyi bir ilahi ekol olduk 5-6 kişiyiz aa güzel düğünlere gidelim biz orada iki ilahi söyleyelim parayı kazanalım o kimse bunu yapmayacak veya o güzel semazen sema dönüyor ve 5-6 tane buradan işte mıtırıptan arkadaş 4-5 tane de semazen arkadaş biz gidelim düğünlere derneklere oraya işte kendinize bir geçim kapısı yapalım bu uygun bir şey
değil benim nazarımda değil veyahut da beni çağıracaklar bir yerden gel buraya sohbet edecekler ben işte gelirim ama sohbet başına 1 lira alırım sizin televizyonlarda gördüğünüz insanları hünkür faşrut ağlatan insanlar bir yere sohbete mesela Bayındır'a birisini çağırdılar 7 milyar mı 22 milyar mı aklımda kalan rakam adamın aldığı para adam bir de sıraya katmış o bölgede birkaç yere gitmiş birkaç yere gitse 7'şer milyar lira 2 yer dolaşsa aynı gecede 14 milyar lira bu arkadaş işte ne o sahabeden kesitler anlatıyor
adama 7 milyar verince adam ağlar da güler de ben onu dinlemek istemiyorum bu sefer ben onun kitabını da okumak istemiyorum adam ona sana bir ilham geldiyse bu ilham Allah'tan onu sen yazdıysan ilim Allah'ın o senin elinden çıktı ama sen onu Allah'ın ilmini satma böyle ben onu kabullenemiyorum din geçimine kapısı olmaması lazım bu adamın mesleğini su ürünlerinde öğretim üyesi o karnını oradan su ürünlerinden öğretim üyeliğinden kazanacak oradan kendisi iyi haşesini sağlayacak o kimse ben işte gelip olayım evlihanesinde
şöyle yaparım şeker yaparım tuz yaparım heykelcik yaparım gelip olayım evlihanesinin maketini yaparım burada satarım buradan para kazanırım dedi mi mesele bitti bunu yapıp adam kendi vakfına kendi derneğine gelir getirecekse bunda bir sıkıntı yok ha biz bunu yaptık ama vakfımıza bir gelir olsun e valla biz gidelim bir yerde ilahi söyleyelim biz fukara bir topluluğuz bizim derneğimize katkı olsun arkadaşlar biz burada ilahi söylüyoruz biz Allah için söylüyoruz burada bu ücreti vakfa biz irad kaydedelim gelir kaydedelim
eyvallah ama onun cebine koyuyorsa o zaman sıkıntı var veyahut da işte birileri çıkıyor bir yerlerde televizyonlarda bakın eğer bir cemaat televizyonu değilse veyahut da böyle umumla alakalı bir şeyse orada konuşma yapacak olanlar böyle bir düzende konuşma yapıyorlar ya orada meşhur olmak için absür şeyler söylüyorlar meşhur olmak için orada değişik bir şeyler çıkarıyorlar horozdan ayakkabı olur gibi horozdan kurban olur gibi bu senede de ayakkabıdan kurban olur gibi bunun gibi yani veyahut da o kimseye belli bir daire çiziliyor
o dairenin üzerinden gideceksiniz deniliyor bana diyen olmadı ama ben o daireyi kendimce sınırımı aştın mı aşmadın mı bilmiyorum benim işe de diyen olmadı televizyonda çıkarken ben açıkça da söyledim eğer bana şunu konuşma derseniz ben bırakır giderim dedim bana bir soru alırsanız ben ne cevap soru geldiğinde ben cevabı neyse veririm dedim faizle alakalı soru sordular anneleriyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günah girerler dedim ortalık karıştı televizyondan bana bir şey demediler ağır şeyler bunlar tabii
o hadisin sahih olup olmadığını araştırıyor bu sefer insanlar ağır geliyor yani yaptığı güne ağır gelmiyor yani o hadis olmamış olsa yapmaya devam edecek Allah'ın onu haram etmesi veya siz toprağınızdan yerlerinizden şeytan çarpmış gibi kalkacaksınız o ağır gelmiyor ona bunun gibi yani o televizyonlara çıkanların büyük bir çoğunluğunun üzerine şüpheyle bakıyorum ben neden şüpheyle bakıyorum çünkü onlar belli bir güzergahta belli bir gizelgahta konuşuyorlar sıkıntı İbni Teymiye Celaleddin Efgani Muhammed Abdüh gibi
isimlerin yazılarını okursak da bir sakınca olur mu hiç okumuyorum Efgani'yi de okumuyorum Muhammed Abdüh'ü de okumuyorum Teymiye'yi de okumuyorum hiç okusanız bir sıkıntı sakınca olur mu benim için hiçbir şey sakınca değil ama ben okumuyorum Afgani'yi de okumuyorum bazı zamanlarda bazı yerlerde çıkmış olan bazı kimseler var bunlar oradaki Müslüman cemaatinin içerisinde belki de kendilerince doğru yaptılar oradaki sıkıntıları aşma adına belli fikirler ürettiler o fikirlerin hepsi de kendi dogmatiklerinden çıktı bir yerde
kurtuluş arayacaksanız siz bu kurtuluşu Kur'an ve sünnetin özünde arayacaksınız ama şahsın kurtuluşu ama toplumun kurtuluşu ama İslam ümmetinin bu noktadaki kurtuluşu Kur'an ve sünnettedir o yüzden bir başkasının onun hakkında veya Kur'an ve sünnetten kendince çıkardığı hükümlerden önce Kur'an ve sünnetin özü kendisi önemli bence yani bu meselenin bu sıyrıntılarından bu sapkınlıklardan kurtulmanın yolu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu noktada ne demiş ona bakalım biz tabi bu bütün insanları bu noktaya
getirmeye çalışmak insanların hoşuna gitmiyor çünkü o kimsenin kendisinde bir ene var bir benlik var bir nefis var illaki kendisi bir şey diyecek orada o kendisi bir şey demeye kalktığında sıkıntı çıkıyor zaten mesela Kur'an'ı tefsir eden insanlar tefsirlerinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini ashabın bu noktadaki yorumlarını ve davranış biçimlerini ilk müslümanların o tabi veya tabinin ulamalarını selef ulamalarının yolunu tutmuş olsalar bunda bir sıkıntı olmayacak ama sonradan cebriyeciler
çıkmış hariciler çıkmış kadireciler çıkmış ne bileyim işte batiniciler çıkmış ismailiye çıkmış ismailiyeden fatımacılar çıkmış fatımacılardan bilmemeler çıkmış çıkmış da çıkmış yani o normalde islam dünyasının içerisinde içeriden dışarıdan etkilenmeler olmuş eflatıncılar eflatıncılar gelmiş pilotoncular gelmiş son dönem marxistler var şu anda islam dünyasının içerisinde marxist dememiz insanlar var islam dünyasının içerisinde şu anda onlar normalde bir islami düşünürmüş gibi davranıyorlar panteistler var antihistler var
mesela vahdeli vücutçilerinin içerisinden değişik kollar var değişik fraksiyonlar var onlar bütün her şey normalde bir vücudun içerisinde bir vücudun parçası olarak algılıyorlar bunlar da müslümanız diyorlar o kadar enteresan o kadar enteresan fikir çatışmaları o kadar izinler o kadar yol ayrılıkları var ki yani sufileri ehli tarikatı insanlar dışarıdan baktıklarında siz islamı bölüyorsunuz parça parça ediyorsunuz diyorlar ya sufiler ehli tarikat ehli tasavvuf kural ve sünnette birleşmeye çalışıyorlar kendi hevalerinden
kendi heveslerinden ayetlere hadislere yorum getirmemeye çalışıp meselenin özüne o vakıf hukufiyetine inmeye çalışıyorlar hiçbir yere bulaşmayı düşünmüyorlar o kadar böyle parçalayanlar olmuş o kadar izinler o kadar fraksiyonlar çıkmış onları görmüyorlar saf temiz iman ehli Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin zamanında nasıl algılanıp yaşandıysa öyle algılayıp yaşamaya çalışan o saf topluluğun üzerine var güçleriyle saldırıyorlar yani gizli gizli değişik örgütlerden ve değişik ülkelerin değişik paralarını alan
değişik kuruluşlardan değişik nemalanan insanlar İslam dünyasının içerisinde o siyasi fraksiyonların birer borazanı olmuş onları gören yok size bir gecede bir kitap hazırlarlar koltuğunuzun altına sıkıştırırlar Mustafa yazdı deyip herkese gün piyasaya sürerler bana her yerde soruyorlar bir kitabınız var mı yok kitabımız olduğundan belli siz ahlakı öğrenecekseniz Edeb-ül Müfred'i okuyun Buhari'den siz tasavvuf canını öğrenecekseniz Sülemin'in Risales'ini okuyoruz biz siz Kur'an tefsiri istiyorsanız gidin Taberi'yi okuyun
veya gidin Ömer Nasuh bilmenin Büyük İslam tefsirini okuyun örnek mesele değil hayatı öğrenmek istiyorsanız meslevi okuyun benim bir kitabım yok ama bir gecede kitap yazanlar var mı el cevap var adam kendi yazdığı kitabın içerisinden adama bir soru soruyorlar adam kendi yazdığı kitabın içerisinden soruyor kendi sözünü orada söyleyemiyor neden söyleyemiyor çünkü o kitabı o yazmadı İbni Tevmi'ye ile alakalı soru sorarken ben öyle konuşmadım diyor ben kendi fikrimi düşüncemi biliyorum çünkü ama böyle bir gecede kitap yazdırmamış olsa
İbni Tevmi hakkında ben bir sürü laf söylemiş olurum orada Türkiye'de böyle bu işler İslam dünyasında böyle İslam İslam dünyasında modernistler var reformcular var kendilerini modernistiz diyemiyorlar reformistiz diyemiyorlar dedikleri zaman reddediliyor çünkü öyle deyince modernist ve reformist olmadık olduklarını söylemeden insanların arasında bunların adı profesör ilahiyat fakültesinde bunlar bunlar ilahiyat fakültesinde doçent namazın kılınışından tutun değişik ibadetlerin yapılışına kadar tadilattan geçirmek isteyenler var
Kur'an'ın hükümlerini tadilattan geçirmek isteyenler var Cumhuriyet'in ilk yıllarında ilk mecliste bunlar tartışılmış hala da bu ilk meclis tutanaklarını Türkiye açamıyor 80 yıl geçmiş üzerinden ilk meclis tutanakları kuruluştaki meclis tutanakları hala da gizli kuruluştaki meclis tutanakları kuruluştaki meclisteki önergeler hala da gizli o önergeler açıklanmış olsa o tutanaklar açıklanmış olsa yer yerinden oynar Türkiye'de yer yerinden oynar o tutuklanan bir tane
kırmızı atkılı neydi olmadı Yalçın Küçük Yalçın Küçük ceviz kabuğu programında dedi ki Türkiye Cumhuriyeti devletini sabah teistler kurmuştur ilk onlar kurmuştur hayır diyen varsa dedi genelkurmay başkanı başkanı hazretleri emretsin dedi ilk tutanaklar çıksın genelkurmaydadır bunlar genelkurmayın en alt katındadır orada saklanır çıksın ilk kurucuların kimlikleri ve kişilikleri dedi bitti benim gençlik yıllarında reformistlerin yazdığı İslam vardı dinde reformculuk diye kitaplar okuduk biz gençlik yıllarımızda İslam'da
reformculuk batı dünyasına ulaşmak için biz batılılar İsevilik'te nasıl reform ettilerse ve İsevilik'i nasıl gözden geçirdilerse biz de İslam'ı gözden geçirip batılılar gibi kendimizi bu noktada yükselteceğiz ve yücelteceğiz bunların konuşulduğu bir memleketteyiz bakın bu muhteşem bir soru tasavvufta ve seyri sülükte elif la mim nedir ne anlama gelir bahseder misiniz çok güzel okuyorsunuz maşallah bilemiyoruz böyle soruları biz de o yüzden susup kalıyoruz tasavvufta elif la mim ne demektir diye arkadaşlar tasavvuf öyle
böyle harflerinin arkasında değildir seyr-i sülûk harflerin arkasında aramayın seyri sülükü seyri sülükü arayacaksanız istikamette iyi hizmet etmekte iyi bağlılıkta iyi ahlakta arayın seyri sülükü arayacaksanız Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmekte arayın kardeşlerinizin arasında ayırım yapmadan onlara hizmet etmekte arayın kardeşlerinizin arasında dedikodu etmeden yaşamakta arayın kardeşlerinize elinizle
dilinizle kalbinizle yardımlaşmakta arayın seyr-i sülûk arıyorsanız bir kimseye daha Allah dedirtmenin yolunda arayın seyr-i sülûk arıyorsanız siz bir kişiye daha Allah sevgisini götürmekte arayın seyri sülükü odaların kenarlarına çekilmekte aramayın seyri sülükü gidip baş köşelerde oturup koltuklarınızda yan gelip orada kendi kendinize rabıta etmekte aramayın siz seyri sülükü halkın içerisinde arayın insanların içerisinde güzel ahlakın misali olmakta arayın insanların içerisinde güneş gibi aydınlık kalmakta arayın
insanların size olan eziyet ve cefalarına kaptanmakta hatta o eziyet ve cefayı öpüp alnınıza koymakta arayın siz seyri sülükü herkese tebessüm etmekte arayın siz seyri sülükü sizin aleyhinize konuşana dahi dua etmekte arayın siz seyri sülükü düşmanınıza dahi islam kardeşiyseniz sizin ona hediye etmekte arayın siz seyr-i sülûk arıyorsanız size selam vermeyene selam verin siz seyr-i sülûk arıyorsanız size dua etmeyene dua edin siz seyr-i sülûk arıyorsanız size merhamet etmeyene merhamet edin seyr-i sülûk seyr-i sülûk
arıyorsanız sizi affetmeyene siz affedin seyr-i sülûk arıyorsanız sizi aç bırakanı siz doyurun seyr-i sülûk arıyorsanız senin en dar zamanında seni çılçıplak meydanda bırakanı en dar zamanına düştüğünde siz onu giydirin siz seyri sülükü kelimelerinin arkasında aramayın cümlelerin arkasında aramayın süslü sözlerin arkasında aramayın siz seyri sülükü icazet kağıtlarının arkasında aramayın siz seyri sülükü takkede sarıpte cübbede şalvarda aramayın sikkede desterde posta aramayın seyri sülükü yanılırsınız eğer bu yolda
yürücekseniz eğer bu yolda gidecekseniz seyr-i sülûk arıyorsanız nefsinizle mücadele etmenin yolunu arayın nefisle mücadele seyri sülükün başı sonu ortası özü siz seyr-i sülûk arıyorsanız kadınlara bakmayın seyr-i sülûk arıyorsanız kadınlara nefsinizi yönlendirmeyin seyr-i sülûk arıyorsanız siz ya o böyle örtülü bir şekilde o kadınla görüşeceğim diye uğraşmayın seyr-i sülûk arıyorsanız kendi yolunuzdan meşhur olmaya çalışmayın seyr-i sülûk arıyorsanız burada boynunuzu büküp dervişlik yapıp dışarıda milleti tırmalamayın
seyr-i sülûk arıyorsanız hiçbir zaman hiçbir zaman siz kardeşlerinizin aleyhine konuşmayın seyr-i sülûk aramak elif la mimin arkasında değil elif la mimin önünde seyr-i sülûk tember tember dolaşmaktan geçmez şeyhenillah demekten geçmez hiç hiç bunlarda aramayın Allah yoluna revan olun hizmet ehli olun bir kişinin elinden tutun bir kişinin gönlünden tutun bir kişinin bir kişiye tebessüm edin bir kimsenin başını okşayın birisine yardım edin ama dışarı çıkıp da ben filanca yardım ettim demek değildir seyr-i sülûk bu noktada
sakın ha hata edersiniz seyr-i sülûk urabı kadar aramayın caminin bir köşesine çekilip iki kaşımın ortasına iki kaşımın ortasını getireceğinde uğraşmayın namazınızı kılın tesbihinizi çekin hatta tesbihe bile kalmayın hızla namazdan sonra işinizin başına dönün hızla seyr-i sülûk arıyorsanız o patron sizi görsün hızla namazınızı kılıp geldiğine desin ki ya böyle müslüman olsun insan desin seyr-i sülûk arıyorsanız az yiyin az yiyin az konuşun seyr-i sülûk arıyorsunuz hizmet edin koşun seyahat edin seyahat edin
bir yerde bir yerde sohbet varmış program varmış Allah rızası için oluyor para pul için olunmuyor en başa yazdırın kendinizi ya bu apazlar gene program var ya beni yazmasan olmaz mı ya demeyin orada bir hizmet varmış en başa yazdırın yerleri süpürelim biz orada seyr-i sülûk arıyorsanız ne yapmış izmitli hacı bayram veli hazretlerinin tuvaletini temizlemiş seyr-i sülûk arıyorsanız gidin nerede arkam mühendis arkam isminizi yazdırın her gün gidin tuvalete nöbet tutun eşref olur rumiden nefsiniz daha mı büyük eşref olur
rumiden daha mı alimsiniz o günün tekkesi olmuş bugünün tekkesi yok mu var mı tuvalet temizlemeye sana isim yazdıran buradakinden hiçbirisi de seyri sülükle alakası yok ne seyri sülükü bir dargahın tuvaletini temizlemeye sıraya almıyorsa hiç kimse oradakinden hepsi de viranlaşmıştır hepsi de baş köşede oturmanın sergasındadır orayı ben de bir gün süpüreyim diye düşünmüyorsa bir kimse ne ne seyr-i sülûk seyr-i sülûk dergahın tuvaletçiliğinden başlar seyr-i sülûk dergahın çaycılığından başlar seyr-i sülûk dergahın hizmetinden
başlar seyr-i sülûk yapacak mısınız seyr-i sülûk mu yapmak istiyorsunuz tekke yukarıda dergah burada yaz kardeşim ismimi benim ben tuvalet temizleyeceğim itikaf o yaz kardeşim ismimi benim ben tuvaleti temizleyeceğim ne var tutsam onun başında dervişler tuvaleti girecek ben yıkacağım dervişler tuvaleti girecek ben temizleyeceğim yaz benim ismimi oraya bir dergahı temizlemiyorsa tuvaletini temizlemiyorsa bir kimse seyr-i sülûk başlamamıştır onu şimdi ertesi gün hepiniz gidip de ismimizi yazdırırsınız hatta bir kısmınız
onu daha yazdırmaz sayıdan sonra bu lahtan sonra herkesin ismini getirip yazdırması lazım şimdi sırayla koskoca eşraf olur tarihte okuyoruz biz aa eşraf olur ne yapmış gitmiş bir kapıya kul olalım diye o kapıya derviş olalım diye Hacı Bayram vela vermemiş ki götürün tuvaletini derlindesin hatta ondan önce götürün demiş dergahın bir iti varmış iti seyr-i sülûk biz zekiyiz bizim kafamız çalışıyor biz çok biliyoruz biz baba dervişiz biz hal dervişiz biz yav dervişiz biz kal dervişiz biz her şeyiz biz her şeyiz birisine isterse
bir kimse bir şey desin ama öte git desin bir kilometre öte gidiyor adam istersen birine bir laf söyle küsüyor derviş şeyhine küsüyor kalkacaksın öyle bir dervişin birisine bir laf söyleyeceğim ahlak güzel ahlak hizmet muhabbet ibadet o kimsede birleşecek o kimsede birleşecek o ibadet o güzel ahlak o muhabbet o hizmet bu dört ayak olmazsa o kimseden hiçbir şey olmaz o kimseden hiçbir şey olmaz ama bunun
tasavvuf gözüyle bakmazsa şimdi bazen bizim gözümüzde onlar şey olur işte ya cemaatler kalabalık cemaat kalabalık cemaatler kalabalık o zenginler bir grup doktorlar bir grup öğretmenler bir grup mühendisler bir grup işçi zevat bir grup fukaralar bir grup o grubunu grubuna veriyor o grubunu grubuna veriyor doktorlar birbirlerine ağırlıyor zenginler birbirlerine ağırlıyor mühendisler birbirlerine ağırlıyor işte tekstilciler birbirlerine ağırlıyor madenciler birbirlerine ağırlıyor Oyy pürneşe Onun yanı başında Asker ücretle çalışan bir kimse yok
Onun halini bilen yok ki Onun ayakkabısının altı delik ondan haberi yok kimsenin Çok hoş Her ay şimdi kalkacağım herkese Diyorum ki gidin tuvaleti temizleyin Adamın parası var pulu var Malı var mülkü var şirketi var Doktor alim Müallim neyse Adam gidip tuvalet mi temizleyecek Tam da adamı nasıl soruyorsunuz Elif Lillahi'nın neresinde diye Allah bizi affetsin Sufilerin adabından biri de Haklara riayet etmek Gerek az gerek çok Bütün zevklerden kaçınmaktır
Sufilik adabı Bakın seversülük Zevklerden kaçının Çok güzel bir yemek yiyorsanız Doymadan kalkın ondan Az yiyin kalkın O size zevk vermesin Zevkin azından da çoğundan da kaçının Terbiye edin kendinizi Sufinin adablarından birisi de Kendisine fakirliğin ahkamını sorulduğunda şöyle demiş Ebu Havs Şeyhlerin haklarına riayet etmek Yani Sufilin adablarından Sufilik adabı Şeyhlerin haklarına riayet etmek Dostlar ile iyi geçinmek Dostlar ile iyi geçinmek Küçüklere öğüt vermek Dünya için kimseye düşmanlık etmemek Başkalarını kendi nefsine tercih etmek
Dünya malı yılmaktan kaçınmak Kendi yollarında olmayan tercih etmek Din ve dünya işinde yardımlaşmak Tekrar okuyayım mı burayı Bakın Sehri sülük adabı bunlar Sehri sülükte olması Sehri sülükte yaşanacak olan şeyler Bunlar sizin üzerinizde olmazsa Sehri sülükte değilsiniz Şeyhlerin haklarına riayet etmek Dostlar ile iyi geçinmek Küçüklere öğüt vermek Dünya için kimseye düşmanlık etmemek Başkalarını kendi nefsine tercih etmek Dünya malı yılmaktan kaçınmak Kendi yollarında olmayana sohbeti terk etmek Bu ne demek biliyor musun?
Sufi yetişeceği zaman Sadece sufilerle sohbet edecek Bu yetişme çağında Yetiştikten sonra herkesle sohbet eder Ama yetişme çağında Ola ki aklı, kalbi, gönlü, düşüncesi bozulmasın diye Sufilerin dışındaki kimselerle Fazla sohbet etmemek Onlarla dostluk etmemek Yeteri kadar, gerektiği kadar Onlarla haşır neşir olmak Mecburiyetten dolayı Neden?
Kalbine dünya şehvet, sevgisi gelmesin diye Din ve dünya işleminde de yardımlaşmak Bunları uygulayın yeter Sufi adabından biri de Üzerlerinden geçen gerek bildikleri, gerek bilmedikleri Gafletlerden tövbeye devam etmektir Sufi adabı neymiş, bildiklerinin ve bilmediklerinin ne varsa Tövbeye devam etmek Bilmediklerinize tövbe ederseniz, bildiklerinizi terk edersiniz O yüzden normalde o Sufi kimse kendi kendisini günahsız görmeyecek Bilmediklerin vardır diyecek, tövbeye devam edecek Sufi adabı ölünceye kadar tövbeye devam etmek
Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki Ben günde 70 kez tövbe ederim Bir rivayette 100 kez Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak dedi ki Allah tövbe edenleri sever Allah bizi onlardan eylesin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.