Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Ocak 2013 · 1:00:32
Selamun aleyküm. Allah geceniz ailesin inşâAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Umutlarınıza nail eylesin. Yurtluklarınıza hırsı muhafaza eylesin. Güzelmiş ya, delgahta ömrümüzün sonuna kadar nasıl durabiliriz? Sonuna kadar, ben burada ömrünün sonuna kadar durmak istiyorum derse bitirse, orada ömrünün sonuna kadar duyur.
Bunun için nefis mücadelesi muhakkak şart. Bunun için insanın kendisinde belli bir disiplin, belli bir dairede kendini orada muhkem tutma şart. Bunlar olursa bu insan orada kalır. Hanımlarımız eve gelen mahrem olan misafirlere hizmet edebilir mi? Bir arada oturabilir mi? Mahremi olan kimlerdir? Hanımlar nelere dikkat etmelidirler? Bu, son 200-300 yıldır bu mesele bayağı tartışılmış. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in döneminde, kadınlar ve erkeklerin halvet etmeleri ayet ve hadislerle yasaklanmış.
İslam'da kadınla erkeğin halveti, nikah düşenlerin birbirleriyle halveti haramdır. Halvet nedir bu noktada? Bir kadınla bir erkeğin nikah düşerse, hiç kimsenin görmeyeceği ve duymayacağı bir yerde, bir odada veya bir evde, yanlarında başka bir kimse olmaksızın zaman geçirmeleridir. X bir evde, X evin kadınıyla ona nikah düşen bir erkeğin o eve gidip baş başa kalmalarıdır.
Halvet budur. Veyahut da bir X adamın binosunda başka çalışan yoksa, başka orada gelen giden yoksa, başka herhangi bir kimse yoksa, orada nikah düşen bir kadının nikah düşen bir erkekle baş başa kalmasıdır. Bu halvettir. Bir bayan buraya girmiş olsa, burada otursa halvet olmaz. Bu topluluğun içerisinde veya burada iki kişi olsa, iki erkek olsa, üçüncü bir kadın buraya gelmiş olsa, burada halvet olmaz.
Haram düşen erkekle kadın baş başa kalırsa, üçüncüsü şeytan olur, hadis-i şerif. Halvet bu. Ama bunu fitne ve tedbir noktasında yaymışlar. Bir kadın kapısı açık bir diskana bir girse halvetmiş gibi algılanmış. Bunlar böyle şimdi bu işin şeyi artık, fitne korkusuyla veya fitne düşüncesiyle insanların dinin böyle bir emri olmaksızın kendi kendilerine yapmış olduğu tedbir.
Fakat bunlar din değil. Mesela bir erkek eşini zararlılık olmadıktan sonra hiç evden dışarı çıkartmaz. Bu din değil. Bu o erkeğin kendi tasarrufu. Bir erkek zararlılık olmadıktan sonra hiçbir eve gelen misafir bir erkeğe hanımını hoş geldin demek için dahi çıkarttırmaz. Bu onun tasarrufu. Bu din değil. Eve gelen misafire kadının makul tesettür dairesinde olma şartıyla erkeğin arkadaşlarına makul şekilde hoş geldin demesi, kapıdan hizmet etmesi, ne bileyim işte kapıdan görünmesi, böyle makul bir şekilde orta yerde fazla salına salına kırıta kırıta değil de makul bir şekilde hizmet etmesi dine sakıncası olan bir şey değil.
Bunları yasaklayan ayet ve hadis yok. Ama ve lakin fitne korkusuyla veya bu noktada etraftan etkilenerekten bu dinmiş gibi algılanmış. Örneğin benim evime gelse benim arkadaşlarım, benim eşim işte kapıdan hizmet eder hoş geldiniz der. Bu dinin yasakladığı bir şey değil. İşte sofra kurmaya yardımcı olmuş olsa dinin yasaklamış olduğu bir şey değil. Ama halde o dinin yasaklamış olduğu bir şey. Fakat bu son dönemlerde dinin bir evriymiş gibi algılanıp haremlik selamlık dedikleri yani işte evin kadınını hiç göstermeme, evin kızını hiç göstermeme yani olabilir bu da erkenkendi iradesidir, kültürüdür.
Ama din değildir. Bunun altını çizerek de meseleyi kapatayım. İslam'da çok evlilik var mıdır? Bir de fazla evlenen erkek nasıl davranmalıdır? Aynı ortamda kalabilirler mi? Adalet ölçüleri nelerdir? İslam'da çok evlilik ayetle sabittir. Hasreti Allah erkeklere bunu müsaade etmiş. Daha doğrusu Kur'an bunu aşağı indirmiştir.
İslam öncesi bir erkeğin yetmiş tane, seksen tane, yüz yirmi tane, yüz altmış tane hanımı olan erkekler oldu. İslam bunu dörde indirdi. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri sizin için bir tanesi daha mahvuldur dedi. Ayet-i Kerimede. Ama Ayet-i Kerimede birden dörde kadar nikahlayabilirsiniz dedi. Bu gücü yeter için. Buna güç yetirebilmekle alakalı bir mesele çıkar ortaya. Bunu erkekler bu meselede nefsani davranıyor. Orta yere çıkıp dosdoğru bu evlilikleri götürebilecek olana söyleyecek bir söz yok. Ama ne yazık ki kadınlar da erkekler de bu meselede ağızlarına, burnlarına bulaştırıyorlar bu işi.
Bu şart ve zaruret değil. Bu noktada şartmış, zaruretmiş gibi davranmak da doğru değil. Birinin hakkından gelemeyen nasıl ikisinin, üçünün, dördünün hakkından gelecek hep tartışma konusu. Aralarında nasıl adaletle, nasıl aralarında hikmetle davranacak bu tartışılmıyor hiç. Erkekler bunu biraz erkeklik yaparmışçasına kullanıyorlar.
Kendi başlarını yapıyorlar. Buna karşı çıkmak da küfürdür. Kur'an ve sünnetle sabit olan bir şeye bir kimsenin karşı çıkması, kerik görmesi, eksik görmesi, noksan görmesi. Bu noktada böyle onu terslemesi de küfürdür. Allah muhafaza eylesin. Ama ve lakin bunu hem ilmi noktada, hem ekonomik noktada, hem fiziki noktada lütç yetiremeyenlerin böyle bir şeye kalkışması da cahil değildir.
Evlilik kimine haramdır? Kime haramdır? Evliliği götürebilecek kadar fiziki, ekonomik ve ilmi sevgiyeye, kapasiteye sahip olmayanların evlenmeleri haramdır. Şimdi bunlar fiziki kapasitedir. Bir erkeğin bir eşiyle, hanımıyla dört günde bir cinsel ilişkiye girmesi kadının hakkıdır.
Bu fiziki kapasitedir. Fiziki yeterlilikten kastım budur. Ekonomiden kastım, o kimsenin evlenmiş olduğu kadının hayat standartını koruyabilmesidir. Adam bir eşine, bir evine onun çocuklarından bakmaktan uzak, evleneceğim diye uğraşıyor daha. Asgari ücretten veya bir lira, iki lira maaşla geçiniyor.
Bir lira, iki lira, üç lira adamın aylık geliri var, evleneceğim diye uğraşıyor. Ekonomik olarak yetersiz. Ekonomik olarak yetersiz olduğuna bakmıyor. Taviri caizse gözü çöplükler. Üçüncüsü ne? İlmi yeterlilik. İlmi yeterlilik ne? Bir kimse bir iş yapacaksa onun ilmini bilecek. Ticaret yapan ticaret hukukunu bilecek. Evlenen evlenme hukukunu bilecek. Evlenen boşanma hukukunu bilecek. Evlenen karı koca hukukunu bilecek. Eğer çok evlilik yapacaksa onun hukukunu da bilecek. Bu hukuku bilmekten uzak olanların evlenmeleri de cahil değil.
Şimdi adam fiziki yeterliliğine bakmıyor. Ekonomik yeterliliğine bakmıyor. İlmi yeterliliğine bakmıyor. Orta yere çıkıyor bir iş yapmak için. Bu ara ne iş yapıyorsa yapsın. Bazen gelip bana danışıyorlar, yapmayın diyorum ben. Yapmayın dediğinde zannediyorlar ki ben bir şeyden korkuyorum, bir şeyden çekiniyorum. Veya bir şeyden kırsıyorum. Veyahut da işte onların öyle bir şey yaşamasını istemiyormuşum gibi. Herhangi bir konuda bu ticaret olsun, evlilik olsun, bu ne olursa olsun. Yapmayın demekte ki kastın yeterlilikle alakalı. Onun ehli değilsin. Hayatında sema dersi almamış. Sema ile alakalı bir bağlantısı yok.
İlla ki çıkıp adam programda ben sema edeceğim diye uğraşıyor. Ya kardeşim sana senin bu noktada yeterliliğin var mı? Yok. Bu onun gibi bir şey. Adam hayatında Arapça öğrenmemiş, Arapça kursu almamış, Arapça konuşmasını bilmiyor. Arapça öğretecek. Pardon. Diyor ki ben Arapça kursu verebilirim. Bu onun gibi bir şey. Dünya hep bilenlerden yanlıştır. Ben biliyorumdan batar. Ben biliyorumdan batar. Ticarethaneler ben biliyorumdan batar. Sülaleler ben biliyorumdan batar. Ülkeler, memleketler ben biliyorumdan batar. Adam kendisinin bir şeye yeterli olup olmadığına bakmaz.
Adam bir şeye kendisinin etkili ve yetkili olup olmadığına da bakmaz. Adam bir şeye yetip yetmeyeceğini görmez. Ama orta yere çıkar. Kendini yakmakla, kendini helak etmekle, kendini batırmazsa kalmaz. Etrafındakileri de batırır. Kadının evlenmeye ne psikolojisi, ne fiziği, ne ilmi yeterli değildir. Kadın evlenmek için, kız evlenmek için orta yere çıkar.
Evlenir, evlendiği adamı batırır. Kendi ailesini de batırır. Evlenmek için çıkar orta yere. Evlenmek için orta yere çıkan adamın psikolojisi normal değildir. Ekonomisi normal değildir, örneğin. Veyahut da fiziği normal değildir. Veyahut ilmi normal değildir. Adam çıkar evleneceğim diye kendisini batırır. Kendi ailesini batırır. Evlendiği kızı ve ailesini de batırır. Yeterliliği yoktur bu kimsenin. Yetkinliği yoktur. Ama o kendisini görmez. Aynı şekilde cemaatler batar böyle. Aynı şekilde tarikatlar batar. Aynı şekilde bir ordu batar.
Aynı şekilde bir sülale batar, bir yer batar, bir beldenin dervişleri batar. Bazı ailesi. O kimsenin ona yetip yetmeyeceği ile alakalı bir şey. Ama o kimsenin bunu yetip yetmeyeceğine kendisi bakmıyor ki. Kendini görmüş olsa mesele ait olacak zaten. Kendini görmediğinden böyle oluyor. Veyahut da beş kuruş parası olan bu meseleyi halledeceğini zannediyor. Herhangi bir mesele. Hiç önemli değil. O beş kuruş parayla da o iş hallolmuyor. Ona ilgi yeterlilik lazım. Ona fiziki yeterlilik lazım. Ona psikolojik yeterlilik lazım. E şimdi bir de psikolojik yeterliliği var. Bazı insanlar vardır strese gelemez mesela.
Bazı insanlar vardır sıkıntıya gelemez. Psikolojisi atar adamı. Adam küçücük bir sıkıntıyı görse psikolojik olarak oradan simonu basar adamı. Adamın psikolojik yeterliliği lazım. Adama yirmi sefer birisine telefon açarsın, bitirir kendini. Bitirir adam kendini. Yirmi birinci telefonu bakamaz. Adam günde beş kişiyle görüşür, altıncı kişiyi kaldıramaz adam. Psikolojik yeterlilik. Kadın üç çeşit yemek yapacak, kadın üç çeşit yemekle ele ayağı dolaşır. Psikolojik yeterlilik. Üçünü de biliyordur halbuki hemen. Ama psikolojisi üç tane yemeği yapmaya müsait değildir. Kadının evine iki misafir gelecek, o iki misafirden kadın dağılır. Psikolojik yeterlilik. Bir anne kızının psikolojik yeterliliğe tabi olup olmadığını, onun yetip yetmeyeceğini görmez.
Veya bir aile kızını veya oğlunu evliliğe müsait yetiştirmez. Bu zamanlar daha da kötü. Kızlar okuyor, oğlanlar okuyor. Adam üniversite mezunu bakkandan gidip bir ekmek almamış. Otuz yaşına gelmiş daha pazara gidip bir kilo patates almamış. Yirmi beş yaşına gelmiş daha bir tane elde çamaşır yıkamamış.
Elinde çamaşır yıkamamış kızlar var şu anda. Yirmi yaşında, yirmi beş yaşında. Evli olup da elinde çamaşır yıkamamış bayanlar var. Elde çamaşır yıkamamış içler. Fiziki ve psikolojik yeterlilik. Ahlakı güzelleştirmenin yolları nelerdir? Hiçbir yol yok. İşlemeyin, kimseye zarar vermeyin. Tamam işlemeyin. Daha şirk koşmak. Yaygın olan haram. Şirk koşmak.
Yaygın olan haram. Kıybet etmek, dedikot etmek, iftira etmek. Yaygın olan haram. İnsanların namusu, insanların namusuna laf söylemek. Yaygın olan haram. İnsanların hakkına, hukukuna riayet etmemek. Faiz yemek. Yaygın olan haram. Ticaret haramları. Dilin haramları, gözün haramları. Yaygın haramlar bunlar. Bunlardan uzak durun. Bir de hiç kimseye kötülük yapmayın. Hiç kimseye zarar vermeyin. Bu yeter. Yeter. Yeter, yeter. Bugünün müslümanların gıybet kapısını, iftira kapısını kendilerinde kapatmış olsalar, 5 şakit namaz kılsalar, 30 ramadan oruç tutsalar, hasbelkader bir dergaha girip Allah'ı zikretseler, yeminle söylüyorum size, yemin ederekten söylüyorum.
Onlar kabir haline vakıf olurlar. Kabristan'ın başına gittiğinde, Esselamün aleyküm ya ehli kubur dediğinde, kabirdeki kimse ve aleyküm selam der. Ve aleyküm selam sen de bizdensin. Sen toprağın üstündesin, biz de buradayızlar. Yok yok, başka bir şeye gerek yok. Bizim arkadaşlarımız, bizim kardeşlerimiz bunu yeminle söylüyorum.
Gıybeti, iftirayı, dedikoduyu ağırlarına kapatsınlar, kapatsınlar, Gitsinler Emir Sultana Hazretlerinin kavrinin başına, Esselamün aleyküm desinler, ve aleyküm selam diyecek. Diyecek, diyecek, diyecek. Gıybet etmeyecek, yanında birisi gıybet ediyorsa susturacak onu. Konuşma kardeşim bir başkasının arkasından diyecek. İftira etmeyecek birisi konuşmaya çalışıyor. Benim yanımda konuşma başkasının hakkında diyecek. Dostum kalmaz böyle olursa, Dostum dediklerinin etrafında kalmadığını görürsün. Arkadaşın dediklerinin kalmadığını görürsün. Kalmaz, evde eşin kalmaz eşin. Tek böyle başlasın, eşi der ki, senden konuşulmuyor, sen tuhaflaştın.
Kadın bunu uygulasın, adam der ki, senin boşayın vardı. Kadın bunu yapar, der ki, ben seni annenin evine götüreyim ya, evde konuşacak bir şey kalmadı. Biz o kadar gıybete dedikoduya, iftiraya, lafakübe dalmışız ki, onun dışındaki bir hayat bize ateş gibi geliyor. Dervişler içki içmiyorlar. Kumar oynamıyorlar. Yani hasbelkader zina etmiyorlar. Yani büyük bir çoğunluğu yüzde doksan dokuz nokta dokusu faizle iştigal etmiyor. İçinkilerin aslında daha büyük günaha gitmelerine sebep oluyor. İçki içen kendini günahkar görüyor.
Ben günahkarım tekiyim diyor. Vuruyor o kadehin dibine bir tane daha. Benim içkim yok, kumarım yok, zinam yok. Kıybetini nereye koyacağız? Bizi şirk gibi. Dibi delik. Biz gelen suya bakıyoruz. Gürür, gürür, gürür geliyor. Oh be diyoruz ya, ne su geliyor. Bir türlü havuz dolmuyor. Ama nefsimiz şeytan gelen suyu gösteriyor bize. Sen her perşembe zikrullah'a gidiyorsun. Sen koşuşturuyorsun. Sen ne işler yapıyorsun ya? Cemaatin içerisinde sen güneş gibi parlaksın. Sen olmasan ne sema olur, ne zikir olur, ne ders olur, ne cemaat olur. Bakar burası.
Muhteşemsin. Geliyor gürür gürür, Fırat nehri gibi. Ah giden on Fırat gibi. Giden on Fırat. Gelen bir Fırat nehri, giden delik on Fırat nehri. Gelen yetmiyor bile. Duydun mu? Neyi? Ya! Barbaros abi şöyle demiş ya. Bitti! Ne demiş ya? Ya sorma ya! Şöyle demiş ya. Vay ya! Onun öyleyse bildiğindi zaten ya. Bitti. O laf Barbaros'a, İstanbul'a tekrar geri dönünceye kadar tırlar dolusu yük oluyor. Öbür taraftan Barbaros'u ne işi kalıyor, ne eşi kalıyor, ne çocukları kalıyor hiç.
Tanımaz abi Barbaros'u. Adam beni tanımıyor, benim hakkımda konuşuyor. Benim elimde mandalin torması. Dikkana girdim ben, adam konuşmaya devam ediyor. Selamünaleyküm, dedim ben. Aleykümselam. Dikkat sahibi, onu kaş göz edeceğimle uğraşıyor. O anlamıyor. Ben de gördüm ya şimdi ikisinde. Kaş göz edecek bir şey yok. Adam konuştu, konuştu, konuştu benim hakkımda. Benim hiçbir şeyim bırakmadı. Tebessüm ediyorum ben. Böyle bitti. Tam o rüküktür, bir renkten renge girdi. Böyle baktım. Afiyet olsun size dedim. Ben şimdi mandalin poşetini bıraktım.
O dikkat sahibi dedi ki, abi hakkını helal ettin. Oğlum dedim ben, herkesi helal ettin mi? O konuşan dedi ki, abi dedi. Öbürkü dedi ki, bu Mustafa abimiz dedi. He ben bundan Mustafa abileri dedim. Hani az önce dedim namusumu, şerefimi, haysiyetimi iki paralık ettin ya dedim. Bundan iki bin üç, iki bin iki. Şimdi olsa hiç ben Mustafa abileri daha değilim. Selamünaleyküm, dert çıkar giderim. Gençlik o zaman işte. Ha o Mustafa Özba benim az önce dedim, her şeyimi iki paralık ettin ya dedim. Baktı böyle. Beni tanıyor musun dedim ben. Hayır dedi. Tanımadığım bir kimse hakkında nasıl böyle konuştu? Sana böyle anlattılar değil mi dedim ben. Evet dedi. Vayyy yaptım ben.
Seni bırak dedim. Sana anlatanlarla beraber mahşere çıktığımızı düşünüyorum da. Kaldı bu. Bütün omuzuna vurdum. Dedim zikrlar benden öğrendi ha. Kıybeti değildi. İftirayı değildi. O günden beri o arkadaşla bir daha hiç karşılaşmadık. Herkesiyle de.
Bize gıybet olsun. O yüzden ahlakınızı güzelleştirmek mi istiyorsunuz? Bunda çok samimi misiniz? Muhakkak. İddiatsızsınız değil mi? Muhakkak. Deneyin üç gün. Üç gün deneyin bakın. Üç gün. Üç gün gıybet etmeyin, gıybet ettirmeyin. Etrafınızdaki insanlarla konuşacak hiçbir şeyiniz kalmayacak. Ve şunu göreceksiniz.
Diyeceksiniz ki, ya bizim hep konuştuğumuz gıybetmiş. Üç günden sonra kalbinize böyle bir hoşluk inecek. Üç gün. Bunu böyle bir haftaya çıkardığınızda yapayalnızsınız. Sizinle beraber sohbet eden kaldıysa gıybet etmeden, yemin ediyorum kırklardansınız siz. Her şehrin kırkları olur.
Üç günün özelleştirmenin en kolayı. Kişi bir hal gördüğü zaman görünen olay kişi için yaratılan bir durum mudur? Yoksa kişi oraya misafir olarak mı gitmiş olur mu? Yani gerçeği misafir olmak mıdır? Önemli mi ki o kadar? Bunu bu kadar düşünenler hal göremezler. Bunu bu kadar bir kimse fikrettiyse buna o hal görmez.
Telaş etmesin. Evlerimize misafirlik için arkadaşlarımız eşleriyle birlikte geldiklerinde bir arada oturabilirler, oturabilir miyiz? Eşimiz arkadaşlarıma ve akrabalarıma hizmet etmesi uygun mudur? Bu fitne korkusuyla alakalı. Eğer varsa fitneyle alakalı veyahut da o ailenin kültüründe böyle bir şey var ise onlarla alakalı. İçkinin ve zinanın dinimizdeki yerine de herhalde içki ve zinayla alakalı sohbet etmem isteniyor. Her ikisi de en büyük haramlardır. Günah keballilerin başında gelir. Zina içkiden daha kötüdür. Ama içki ve kötülüklerin anasıdır. Hadis-i şerif.
Allah her yerde nazırdır fakat Allah mekanlar ve zamandan nezehtir deniliyor. Bu nasıl oluyor? Cenab-ı Hakk'ın azdır ve nazır olması kudret ve kuvveti iledir, zatıyla değildir. İbadette dürüstlüğü açıklar mısınız? İbadette dürüstlük sadece ve sadece Allah için yapmaktır. Namazın, abdestin, orucun her türlü hasin, ayın rahsanatın Allah için olmasıdır. Özgürlük için on milyon imza kampanyansı başlatan memur sen hakkında ne düşünüyorsunuz? Memur sen hakkında memur seni bilmiyorum o kadar çok muhafazakal bir yapımı. Kamusal alanda kılık kıyafet yönetmenliğinde örtülü olabilme sakal ve bıyık kutusunda serbest olma konusunda tüm illerde imza kampanyası başlatıldı. Dini özgürlük için böyle bir kampanyaya katılabilir miyiz?
Yani dini özgürlüklerle alakalı her türlü kampanyaya katılabilirler. Şunu unutmayacağınız, sakın bunu baltalamak veya buna şart düşmekle alakalı bir şey değil. Bazısı Müslüman uyanık olmalı ve stratejist olmalı. Bize gelse birisi dese ki dini özgürlüğümüz için yürüyelim ne yapalım? Dini özgürlük için sizin işte heykelde zikrullah yapabilmeniz lazım. Ne kadar hoş değil mi? Dini özgürlük için sizin olacağınızda zikrullah yapmanız lazım. Yürüyün!
Vakatif bir şeyin olup olmadığına bakacak Müslüman orada. Stratejik olarak biz bunu şu anda becerebilir miyiz, beceremeyiz mi? Yapabilir miyiz mi? Yapamayız. Bizim toplumumuzda şöyle bir şey vardır.
Belli sıkıntılar ve sancılar yaşanırken bir insanlar strateji adına iştahat ederler. Aman kımıldamayalım, aman kıpırdamayalım derler. Muhafazakar bir iktidara gelir değişik bir şekilde. O güne kadar strateji yapanlar, o güne kadar stratejik davrananlar, yavaş davrananlar bir yerlerden düğmeye basılmışçasına her birisi özgürlük savaşçısı olur.
Gönül arzu ederdi ki memur sen 28 Şubat'ta böyle bir şey kapışsın. Şimdi 28 Şubat'ta sıvışıp gidenlerin hiçbirisinin sözlerine ve davranışlarına ihlaslı olduklarına inanmıyorum. İnanmıyorum ihlaslarına ve samimiyetlerine.
Benim için 28 Şubat dönüm noktası. Ben bakıyorum o tarikata 28 Şubat'ta ne yapmış? Eğer 28 Şubat'tan ben onların şeyhlerini tanıyorsam, onları tanıyorsam 28 Şubat'ta ne yaptık dedi biliyorsam çiziyorum altını. Aynı şekilde bizim benim kendi dergamı da aynı şekilde yaptımlar. Telefon atıyorlardı şeyhime. Türkiye çok karışık.
Sivas'tan telefon aç, kol geziyor dersleri iptal edelim mi edin. Ödemiş'ten telefon açtılar. Bize de burada baskı var dersleri iptal edelim mi edin. Nevşehir'den telefon açtılar. Polis buralarda kapının önünde dolaşıyor dersleri iptal edelim mi edin. Ben yanı başındayım. Benim yanımda olmuş olsa inanmayacağım hiçbir şeye. İstanbul, bu büyük bir korku humması gibi bu. Bütün nerede dergah var isemiz, İstanbul, Tokat, Sivas, Nevşehir, Kayseri, Ödemiş, İzmir, Tire. Nerede varsa beş kişi var orada, on kişi var, Konya, Ödemiş, Tire, İzmir. E hepsi de korku humması. Bu bir saat içerisinde korku humması.
Hepsinde telefon açtılar. Hepsinde dersleri iptal ettiler. Bursa'ya da telefon açmışlar. Dedi ki, her yerde dersler iptal oldu. Dedi ki, evet Şeyh Efendi iptal etti. Beni aradı. Dersler iptal olmuş dedi. Nerede dedim ben? Bursa'da dedi. Ben Şeyh Efendi'nin yanındayım, iptal etme dedi.
Seni aramışlar. Değil mi? Ben Şeyh Efendi'nin yanındayım, ben iptal etme dedim ben. Bana da telefon açtılar. Şeyh Efendi döndü bana, oğlum Bursa sıkışık değil mi dedi.
Değil efendim dedim ben. Halbuki ömreye gittim ben. Ömreye giderken değişik yollardan gittim. Aslında polis de ne evin önünden ayrıyor, ne dükkanın önünden ayrıyor. Terşembe gün dersi yapıyorum, kapının önünden çıkıyorum. Arabaya giderken başka arabaya binip önünden yolluyorlar böyle götürüyorlar. Yok dedim efendim bize bir baskı yok dedi. Güldü Şeyh Efendi. Bütün dersleri iptal ettiler.
Toplanmadılar. Ben yazdım oraya. Hepsine. Korkaklığın şerrinden Allah'a sığınım, adı şerif. Korkaklarla hiçbir yola gidilmez. Hiçbir yol gidilmez. Önce cemaatin başında kadın korkmayacak. Korkuyorsa çıkmayacak kadar.
Alparslan bağlamış ya atının kuyruğunu. Karısını sevenler, çocuklarını sevenler, mallarını sevenler. Dönün geri demiş. Dönün geri. Atının kuyruğunu bağlamış binmiş atının tepesine. Alparslan ruhu bu. Karını, çoluğunu, çocuğunu seviyorsan döneceğiz. Otur televizyonun karşısında. Bak işine. Ne işin var aç meydanda senin? İşin, aşın, eşin kıymetli sen? Yat elinde kuş kuş uyur.
28 Şubat benim için dönüm noktası. Ben yazar mı? Ben yazarım. 28 Şubat'ta bana selamın sabahın kesenleri yazdım ben kenara. Kinimden dolayı değil. Hiçbir kinim yok. Sadece oraya not düşerim. Bu adamla yol gidilmez dosya. Bu adam seni en sıkıntılı zamanla bırakır. Dürt diye bir öldürdük. Öptü mü bitti. Dürt dedi öptü bitti.
En çarçan zamanla geldi macerayı burada mı? En çarçan zamanla. Abi git dedim şeye, İsmail Hakkı tekkesine babana mevlüt okutuyorsun dedim. Sormuyorlar. Bütün cemaat toplanık, bütün herkes bekliyor. Ben en son mevlüt biterken gittim. Üç tane tevhid okuduk biz.
La ilahe illallah, la ilahe illallah. Tat bastınlar bütün camiyi. Ben oradanın içindeyim. Remzi abi diyor ki, Mevlüt'ün sahibi benim. Ben mevlüt'ü babama mevlüt okuttum. Sen değil diyorlar. Mustafa Özbağ lazım bize. Üç tevhid okuttuk. Üç tevhid. Mevlüt'ü üstüne alacak. Ben mevlüt okuttum diyeceğim.
Namazgat'ta kiracıydın. Kirasında oturduğun ev sahibini siyasi şubeye çekmişler. Adam fellik fellik beni arıyor. Kiracıyım. Adama kiracıyım. Adama kira borcum falan yok. Bir yıllık adamın ortasına çek verdim. Kiracıyım evinden. Demişler ki sen de bu örgütün içindesin. Seni de alacaksın. Adam fellik fellik beni arıyor. Benim için sağlam. Şimdi bu tip meseleler o. Gün güneş açınca yolda yürümek kolay. Ceylaverlik yapmak kolay. Şimdi ne olacak ki? Şimdi tabii isteyecekler. Bütün her şeye özgürlük diye. İyi. İstanbul'da acil mendillerin saçından, sakalından, cübbesinden, sarından dolayı tutuklanıp götürüldüğünde neden bu arkadaşlar kılık kıyafet özgürlüğü istemediler ki?
İmam hatipler kapatılırken bu arkadaşlar neden kılık kıyafet özgürlüğü istemediler ki? Bir yerlere bir yerlerden düğme basarlar. Düğmeye bastıklarında Müslümanlar gayet safane bir şekilde özgürlük istiyoruz deyip sokağa dökülürler. Arasındaki hesabı kitabı iyi bilmek lazım. Birisi gelir, özgürlük istiyoruz der, düğmeye basar. Onun hesabının kitabına iyi bakmak lazım.
Bir kimse bir şey yaparken nereye kürek çektiğini bilecek. Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin eşi Hz. Hatice'nin evi umumi tuvaletlere yer açmak için rahatlıkla feda edilmiş durumda. Efendimiz'in büyük dostu ve halifenin birincisi Hz. Vekil evinin yerine ise Hilton oteli yükseliyor. Mekke ve Medine, Disneyland'a gitgide dönüşmekte. Vehhabilik kültürel değer dinlemiyor. Ben bunlara çok üzülüyorum. Ben Sistel'e Sistel'e Sistel Bakanımın devlet otelistimizin kararına kimse karışamaz demiş. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir? Vehhabilik nedir? Allah'a rağmen. Bizim bu noktadaki görüşlerimiz belli.
O yükselen otellerde kalmayı, orada oturmayı red edenler benim. Orada aslında Medine'yi, Mekke'yi mükerremede o bölgenin komple dağlarla çevrili olan yerin komple otellerden, evlerden, ticaret, alışveriş merkezlerinden arındırılıp bütün otellerin, bütün o yerleşme alanlarının Mekke'de o dağların sınırlarının içerisinden kaldırılıp dışarıya götürülmeli. Aslında Mekke, Medine, Hicaz bölgesi, Suud'un elinden alınmalı. Bütün ümmetin eline geçmeli. Ümmetin bu noktada ortak kuracak olduğu komisyonlar, kuracak olduğu istişare heyetleriyle o iş götürülmeli. Bu iş, Kur'an ve sünneti kendisine rehber etmeyen, Kur'an ve sünneti kendisine diştur ve hukuk olarak görmeyen, hiçbir devletin ve devlet başkanının işi değil.
O yüzden Müslümanlar kendi içlerinde bir istişare heyeti teşbit edip, orayı Suud'u elimden alıp, bütün Müslümanların ortak mekanı haline getirip, oraya her türlü ticaretten ve her türlü bataklıktan temizlemek gerekir. Orada hiçbir tane otel bırakmayacaksın, hiçbir tane alışveriş merkezi bırakmayacaksın.
Mesela örneğin şu denilebilir, Beytullah'ın, Beytullah'tan beş kilometre etrafına kadar hiçbir yerde otel kalmayacak. Günlük insanların mesela üç kilometreye kadar alışveriş yeri de kalmayacak, yeme içme yeri de kalmayacak. İki kilometre, üç kilometreden sonra insanların böyle yemek yiyebileceği, abdestini alabileceği, ihtiyaçlarını görebileceği, böyle sosyal tesisler ve alanlar olabilir ama içinde konaklama olmayacak, yazma yeri olmayacak yani.
Yatma yerlerini beş kilometreden sonra yapacaklar. Alttan, yolun, toprağın altından trenler yapacaklar, metrolar yapacaklar. Beş kilometre ileriden herhangi bir yerlerden o metroları kurup, metrolarla hacıları taşıyacaklar yerini altından. Yerin üstünden hiçbir şey dolaştırmayacaklar. Ancak o zaman o mübarek mekanlar korunabilir. Ama bunu da yaptırmazlar. Şu anda haç ve ömreyi, Suudi devleti para olarak bakıyor. Tabi din adına da kendisine karıştırmıyor. Bizim ülkemizin iç işlerine kimse karışamaz diyor, atıyor. Mehtala Resulü gelince bu meseleler hallolacak. Ama bütün Müslümanların vazifesi. Bundan şu çıkmasın.
Mehdi'yi bekliyoruz, o düzeltecek böyle bir şey de çıkmasın. Biz bununla alakalı mücadelemizi yapmak bizim vazifemiz. O yüzden o beş yıldızlı ösürgülerim, beş boynuzlu otellerde kalmamak, onları reddetmek, onları teyin etmek. Orada kalan Müslümanlara da bu noktada söylemek. Kalmayın kardeşim orada. İşin en enteresan noktası o Hilton bildiğim kadarıyla onun böyle bir katı var. Millet oradan namaza duruyordu. Ölümden bahseder misiniz? Ölüm anında neler yapmalıyız? Kur'an okumalıyız mı? Kimilerinin ruhu hemen veriyor, biz de güzel bir ölüm oldu diyoruz. Ne kadar doğru?
Öldükten sonra her akşam Kur'an okunuyor. Yok yedisi, yok yedisi soruyu. Bunlar ne kadar doğru? Şimdi mezarlıkta ikram dağıtılıyor. Ne kadar doğru? Mezarlığın mermer yapılması doğru mu? Bunları sunufilere sormayın. Bunu derseniz ki ölümden bahseder misiniz? Sufiler der ki kaçıncı ölümden bahseder misiniz? Derler ki işte ölüm anında neler yapmalıyız? Ölüm anında aklın yerinde olacak mı ki? Ölmenden önce bir şey yapmayan ölüm anında mı yapacak? Kur'an okumalıyız mı? İyi, aklın şaşırmayacaksa o esnada Kur'an-ı Kerim oku. Kimilerinin ruhu hemen veriyor, biz de güzel bir ölüm oldu diyoruz. Ne kadar doğru? Senin hiç ruhunun verildiğini gördün mü? Ruhunun senden uzaklaştığını gördüysen ölüm anında da aynı şekilde olacak.
Nasıl senden uzaklaştıysa. Şimdi bir bak bakalım. Bir ruhun senden uzaklaştığını fikir anında otur. O hale erişinceye kadar kendini muhafaza et. Öldükten sonra her akşam Kur'an okunuyor. Yok 7'si, yok 52'si oluyor. Bunlara ben de katılmıyorum. 3'ü, 5'i, 7'si, 40'ü, 52'si, 74'ü yok. Bunlar ne kadar doğru? Doğru değil. Şimdi mezarlıkta ikram dağıtılıyor. Ne kadar doğru? İyi, ne kadar güzel. İkramın gecesi, gündüzü yok. Mezarlığın nermar yapılması doğru mu? Yapıyorlar. Süslü mezar doğru değil. Davranmak.
Ahmet şöyle dediğini işittim. Tasavvuf, tekellüften kaçınmak, tarif davranmak, şeret göstermeyi yani resmiyeti bırakmaktır. Nefse aykırı gitmek, her zaman evlâ olanı yapmaktır. Uzzetin zahmeti, ileri gelenlere yaltanmaktan daha iyidir. Arzulara sabretmek, ebrarın kalbi için onları talep etmekten iyidir. Onların ağızlarından biri de yüksek himmetlere meyredir, alçak himmetlerden kaçınmaktır. Yine Hasan el-Hani şöyle dedi. ebdala ebdaldi. Çünkü onlar her kötü ahlakı iyi ahlak değiştirdiler.
Uzaklaştıran her hali, hak götüren hal ile değiştirdiler. Hastalık zamanında adabından, hastalık zamanındaki adabından biri de Bişir el-Hani ve Maruf-i Kerhi hastalandı. Doktor gidip kendilerinin aile aile sorardı. Bişir hastalığını söylerdi. Maruf söylemezdi. Doktor Maruf'a neden Bişir gibi hastalığını söylemiyorsun dedi. Maruf cevap verdi. İster misin ki Allah'ı sana şikayet edeyim. Bu hastalığını söyleme. Maruf-ı Kerhi. Doktor Bişir'e gitti. Bişir-i Apiye. Maruf'un sözünü ona haber verdi.
Bişir dedi ki, ey doktor, biz sana Allah'ı şikayet etmedik. Onun bizdeki gücünü, bize neler yapabildiğini anlattık. Ne kadar ince düşünmüşler. Birisi hastalığını anlatmış olan doktora. Doktora hastalığını anlatan diyor ki, Allah'ın bana ne yaptığını ben sana, neler yapabileceğin, onun kudretini ve kuvvetini sana anlattık. Öbürkü de hastalığının söylemeyi, diyor ki, ben Allah'ı sana şikayet etmedim. Ama en daha güzeli neydi? Tasavun. Zarif davranış. İnce davranış. Allah bize onlardan eylesin. Üç ciddi asfı fakir eşlerimle. Allah'ın sefetlerine. Sallallahu aleyhi ve sellem.
Peygamberi zişan etminlerine. Nurhanına. Ayra'yı rehberin. Vası vesilâhı ile ya Rabbi. Amin. Berkâle ile ya Rabbi. Fevratları ziymetleri, kefahları üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Aliya ibn-i neumbekiyat sızlık onları, Faruk, Osman, Zunuriyen, Aliya, Kursa, Aziz Allah'ına fınır. Evladı Resulullah, Zercihati Resulullah, Şehidâhı Resulullah, İmam-ı Adem-i Muhanefe, İmam-ı Şahf, İmam-ı Malik, İmam-ı Hambeli Hazretleri'nin mutlarına. Ayra'yı rehberin. Vası veselâhı ile ya Rabbi. Amin. Merzâhı ile ya Rabbi. Fevratları ziymetlerini, kefahları üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. İçimdâh-ı Fatiha. Amin. Firmiz Seyyidâh-ı Kâle'l-Geylâni, Firmiz Seyyidâh-ı Mehda'l-Rufay, Firmiz Seyyidâh-ı Mehda'l-Bedevi, Firmiz Seyyidâh-ı İbrahim'i Dursu ki, Firmiz Şehr-ı Resan-ı Şahdeli Şanakşı benli Muhammed-i Bahad-dîni, Şah-ı Mevlân-ı Celâhettîn, Rûm-ı Hacıbek-Tâş, Hacıbayram-i Velî, Mehmed-i Muhit'in iftiharda hazretlerinin mutlarına.
Ayra'yı rehberin. Vası ve seda'yı ile ya Rabbi. Amin. Amin. Firmiz Seyyidâh-ı Mehda'l-Geylâni, hibmetlerini, şefahlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Firmiz Seyyidâh-ı Fatiha. Geçmiş Müşid-i Kamilleri, Velîlerin, Evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına, Şeyhimiz, Üstadımız, Müşidimiz, Canımız, Cananımız, Sultanımız, Sayınırlâh-ı Mustafa Efendi Hazretleri'nin ruhaniyet hüseylerine, Cezvece Dadan'ın ruhlarına, Mehda'l-Geylâni'nin ruhaniyet hüseylerine, Yaşayan Müşid-i Kamilleri, Velîlerin, Evliyaların,
dervişlerin, müminlerin ruhaniyet hüseylerine, Şehriki âliyemiz de gelmiş geçmiş, Müslüman âliyeden gelmiş geçmiş, Ayra'yla hidrilik basıl ve sadar eyle ya Rabbim. Sadar gareyle ya Rabbim, Fezlatlarına, himmetten, şefaatlerin üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbim. Estağfurullah, estağfurullah, Estağfurullah, el-Azîm el-Kerîm el-Lâh-ı İlâh-ı İlâh-ı El-Hakir-i Kâdîm ve Tûbileb-i Tûbileb-i Tûbilebileşşeytanirracîm. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikir fâle bennâhu. Bismillahirrahmanirrahim.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.