Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 18 Ocak 2013 · 1:21:47
Namazın farz olmadığını söylüyorlar, bu konu hakkında bilgi verirseniz sevinirim. Bu tarz nikahı ne demek açıklarsınız, sevinirim.
Namazın farz olmadığını söylemek büyük bir cehalet. Cuma namazı, ayet ve hadisle sabit. Bir şey, ayet ve hadisle sabitse, onun farz olmadığını söyleyemez hiç kimse. Ama dar bir harp hukukunun kendi içerisinde, Cuma'nın edâ şartları vardır. Eda şartları eğer ki yerinde getirilmez ise, Cuma kılınmaya bilinir.
Cuma'nın kılınmaya bilinir olması farklı bir şeydir. Farz değildir demek farklı bir şeydir. O yüzden Cuma kılınmaya bilinir hükmü, edâ şartlarıyla yakaladır. Eda şartlarından mesela işte birisi namazı devlet reisinin kıldırması veya onun tayin ettiği kimsenin kıldırması, ulul emir olarak geçer. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne kadar ulul emirdir, bu tartışılır. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mevcut hukuk sisteminin dar bir harp olduğuna dair fetva vermiş. Son şeyh-i İslam, Mehmet Sabri Efendi. Mehmet Sabri Efendi o fetvayı verip yayınlayıp hicret etmiş.
Şam'da mevcut, o fetvadan sonra da bir kimse hayır dar bir İslam'dır diye bir fetva vermemiş. Bir kısım şeyh efendiler, bir kısım ulemalar dar bir harp demekten korktukları için işte dar bir İslam'dır diyememişler. bir kısmı korkuları galip gelmiş, dar bir İslam diyenler olmuş. Bir kısmı farklı bir terim çıkarmışlar, dar bir siyasi diye.
Uydurup uydurup şeyler, dar bir harp olduğuna dair Mehmet Sabri Efendi'nin fetvası var. Fetvayı verip hicret etmiş. O fetvanın karşılığında ulema toplamın hayır dar bir İslam'dır diye bir fetvatı vermemiş. Dar bir harp, bin dar bir İslam'a geçebilmesi için oradaki hukukun İslam hukuku olması lazım. Bunu cesaret de söyleyemezler. Bunu söylediği zaman savcının karşısına çıkarsın çünkü. Bunlar böyle bir sorulardı, tuzak sorulardı. Bu kardeş tuzak olduğunu bile bile sormamıştı bunu. Bir tartışma esnasında birisi ona böyle söylemişti. O da öğrenmek için soruyordu. 28 Şubat'ın meşhur sorularından dolayı, 28 Şubat sohbetlerinde tuzak sorulardır. Türkiye dar bir harp bir deyimdi.
Türkiye'de cuma kılınırdı, kılınmazdı. Bunlar böyle tuzak sorulardı. O yüzden biz de bu tuzak soruları tuzak cevaplarla karşılık verirdik. Hayırlısı o günlerde geldi geçti. Ama Türkiye'nin dar bir harp olduğunu Süleyman Demirel'e söyledi bir televizyon programında. Şimdi beni Cumhuriyet Savcısı götürürse Süleyman Demirel'e örnek göstereceğim. O söyledi diyeceğim bir televizyon programında. Türkiye dar bir harp üretilecek. Bu eda şartlarıyla alakalı böyle bir problem var. Mesela eda şartlarından birisi ulul emrin namazı kıldırması veya ulul emrin tayin ettiği bir kimsenin namazı kıldırılması. Mesela hilafet ilgâ olunca, yani hilafet Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin urtesine kaldırılınca cuma meselesi çıkar.
Türkiye'de cuma iznini de Atatürk bir genelge ile verir. Atatürk ne kadar ulul emir vasfına sahiptir değildir insanlar tartışsınlar. Ama şu anda Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırlarının içerisinde cuma'nın müsaadesi camilerine Atatürk'ün genelgesiyle bir yerde cuma kılınabilmesi için ulul emrin müsaade etmesi gerekir. Veya ulul emir o yere mescid, cami yapılmasına da müsaade etmesi gerekir. Eğer bir yerde cami yapılmasına müsaade edilirse orada cuma kılınabilir. Ama eğer o yerde cami yapılmasına müsaade edilmediyse cuma kılınacak olan caminin ulul emirden izinli kılınması gerekir. Bunlar böyle ince detaylı fıkıhi meseleler. Ama insanların unuttuklarını, terk ettikleri, takip etmedikleri şeyler.
Mesela Edaş adlarından birisi bir merkezde kılınması. Önceden meşhur cuma mescitleri vardır, namazgahlar vardır. Cuma kılınacağı zaman herkes oraya toplanır. Ancak bir şehri, büyük bir vadi, böyle bir göl, bir şehri bir ırmak ortadan ikiye biniyorsa o zaman iki merkezde kılınabilir. Eğer bir şehri böyle bir şey bölmüyorsa o zaman o şehrin insanları tek bir yerde toplanıp cumayı kılması gerekir. Mesela şu anda Bursa'da cuma kılınacaksa, cuma'nın tek merkezde kılınması lazım. Tek merkezde bütün herkesin toplanması lazım. Bunun olması için cumanın tatil olması lazım. Cuma'nın tatil olması için Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sistem değiştirmesi gerekir. Mesela cumartesi tatildir Hristiyanlar için, özür dilerim, Yahudiler için, pazar tatildir Hristiyanlar için, cuma tatil değildir Müslümanlar için.
Ben cuma, cumartesi, pazar tatil olsun diyenlerden değilim ha. Bu memleketi seven bir insanın tatili istemesi düşünülemez. Mesela cuma tatil olacağına cuma saatine kadar iki saat, üç saat. Bütün, üç saat cuma tatil olabilir. Ben cumartesi, pazar tatil anlayışına da karşıyım. Hiç tatil olmamam. Biz tatil yapacak kadar lüks, tatil yapacak kadar zengin, tatil yapacak kadar sefahat içerisinde bir ülke değiliz. Bizim hala da açlıktan ölen çocuklarımız var, hala da bakımsızlıktan ölen bebelerimiz var, hala da bakımsız ve bakıma muhtaç olduğu için evliliklerini zulüm altında götüren kadınlarımız var, hala da mecbur kaldığı için evliliklerini zulüm altında götüren erkeklerimiz var.
Hala da yokluk içerisinde, sıkıntı içerisinde yaşayan insanlarımız var. O yüzden biz tatil hak eden bir ülke değiliz. Biz hala da değişik ülkelerin bizim üzerimizde tasarruf ettiği, bizim üzerimizde baskı uyguladığı, bizim üzerimizde siyasi, askeri, otorite kurmaya çalıştıkları bir ülkeyiz. Biz bu noktada ülke olarak hala da uluslararası arenada askeriyetiyle, siyasetiyle, iktisadıyla, kültürüyle zirveye çıkmış bir ülke değiliz.
O yüzden bizim daha fazla çalışmaya, daha fazla gayret etmeye, daha fazla mücadele etmeye ihtiyacımız var. Bu yüzden tatil anlayışı bizim için uygun değil. Tatillerin çok olması bizim için uygun değil. Tatil olacaksa yılın yedi günü tatil olacak. Ramazan üç gün, kurban dört gün. Örneğin, düşünce beni gider. Bizden kar yağdı tatil, yağmur yağdı tatil, lodası esni tatil. Şu bayramı tatil, bu bayramı tatil. Öyle oldu tatil, böyle oldu tatil. Şu tatil, bu tatil. Tatil, Allah tatil. Çalışanların hepsi bakıyor, kar yağsa da tatil yapacak diye. Öğrenciler tatil bekliyor, çalışan işçisi, memuru tatil bekliyor. Kar yağsa da tatil olsa diye bakıyorlar.
Esnaflar bile bu hale dönüştü. Adamın bize borcu vardı, biz arıyoruz. Adama iş yaptıracağız, adam tatile gitmiş. Dedim ya ne tatili, iflas ettin demedin mi sen? Hacı abi o aile dedi, nasıl yani dedi, dedi ki benim iki yakın, iki yakın bir araya gelmese, ben dedi yazın gideceğim on beş gün tatil yapacağım deniz kenarında. Onu yapmazsam ben rahat edemem dedi. Biz de bu anlayışı koydular. Şimdi meseleyi cumadan çıkardık. Cuma gününün komple tatil olmasını isteyenlerden değilim. Ama cuma kılınacak zaman kadar insanlara müsaade edilebilir. Müslümanlar bunu bir hak olarak kendilerini görebilirler. Ve bunu hak görmeleri gerekir. Ve bunun için bu noktada mücadele etmeleri gerekir.
Biz kendi vatanımızda, kendi memleketimizde, kendi topraklarımızda dinimiz ve bizim dindar insanlarımız ikinci sınıf vatandaşlıktan çıkmalıdır. Evet o yüzden Eda şartlarından birisi mesela hepsinin, bütün herkesin bir yerde kılması. Örnek. Sultanın veya Sultanın müsaade ettiği bir, tayin ettiği bir kimsenin kıldırması. Bunlar Eda şartları. Eda şartlarından herhangi birisi eksik koyulursa tabi Eda şartlarından eksiklik olmuş oluyor. Ve Eda şartlarında bu noktada Türkiye'de de eksiklik var. Fakat bu bir kimsenin cuma kılmamasını gerektirmez. Onu söyleyeyim. Hanefi'ye göre cuma'nın kılınabilmesi için cemaat olarak üç kişi yeter. Siz burada bile cuma kılabilirsiniz.
Seyahat halindeyken üç kişi. Farz değil seyahat halinde olanı ama üç kişi olsa çekersiniz arabayı bir kenara. Kendi arabanızda giderken gidiyorsanız. Birisi bir kahmet getirir. Örneğin. Kahmet getirdikten sonra küçük yüksek bir taşınabilmesi çıkar. Hamdü sena eder. Salam selam eder. Elhamdülillahirrabbilalemin der. Çünkü hutbelinin en kısası Elhamdülillahirrabbilalemin demek. Elhamdülillahirrabbilalemin der. İner, cumayı kılar. Bunu yapabilir mi? El cevap yapabilir mi kimse? O yüzden cuma kılınmaz diye bir şart yok. Ama velahin örneğin işte 12 Eylül'ü şimdi gençler bilmezler. 12 Eylül cuma günü olmuştu. Cuma gün sokağa çıkma yasağı vardı. Sokağa çıkma yasağı olduğu için hiç kimse cumaya gidemedi.
Bayezir'de bizim iki sokak üstümüzde birisi vefat etmişti. Sela bile okuyamadılar. Üç dört kişiye müsaade ettiler. Adam böyle kenar mahalleden güldür güldür gitti. Herhalde öyle bir günde öldüğüne dair pişman olmuştu adam. O gün cuma kılınmadı mesela. Müslümanlar o noktada cumadan dolayı sorumlu değiller. Öyle enteresan bir şey ki. Yani kapının önünde oturamıyordu hiç kimse o gün. Ben kapının önünde geçtim. Bir düdük çaldı. Bu kime düdük çalıyor dedim ya. Kapının önündeyim. Kapının içinde oturuyorum ben. Bir düdük bir düdük daha koşa koşa geldi. Hiç kimse kapının önünde değil. Bana asker dedi ki içeri gir. İçerideyim ki zaten. Kapıyı da açmayacaktı.
Onu Kehlül öyleydi. Ama bizim insanımız askerlere karşı böyle çok saygılı, çok sevgilidir. Askerler ihtilal yapar, ihtililik çalarlarsa herkes dinini bile bırakır. Daha öyle. 28 süratı herkes tasını taranını topladı bir kenara çekildi mesela.
Dersleri iptal ettiler. Şeyhler biz şeyh değiliz dedi. Sen şeyhsin diyenler ayetlerden şeyhi başka bir kimse olarak gösterdiler. Kimisi ağlı tasını taranını topladı. Kimisi Kıbrıs'a gitti. Kimisi Afanikâ'a gitti. Kimisi Yurt dışına gitti. Kimisi Ömre'de kaldı. Ömre'ye değil gittiler. Orada kaldılar. Kimisi Suriye'ye gitti. Dersleri iptal ettiler. Bunları yaşadık. Allah iyilik versin cümleye. Muhtamikâ'ı ne demek açıklarsanız sevinir. Muhtamikâ'ı İslam'ın ilk yıllarında caiz görler. Sonradan Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni yasakladı.
Ama bir kısım sahabelerinin yasaklandığını kabul etmediği ve bir kısım sahabelerin buna devam ettiği. Ve bu noktada İstanbul dünyasının içerisinde bu meselede fiiliyat noktasında iki fiiliyatın oluştuğu zamanlı nikah. Bir erkek bir kadını nikahlarken bir aylığına, üç günlüğüne, beş günlüğüne, beş yıllığına, bir yıllığına zaman koyaraktan nikah kıymetli.
Buradaki sıkıntı bir tek zaman. Yani adam bir kadını gitse nikahlasa, ben seni nikahladım deseyim nikahlasa, üç ay sonra boşasa, boşal. Bir yıl sonra boşasa, boşal. Bizde kaderik nikahı yok, boşanmama diye böyle bir şey yok. Veyahut da papaz efendi boşamıyor bizden. Bizde evlenen insanların makul bir şekilde evlenmesi ne kadar hak ise boşanması da hak. İslam dininde. Ama Muğta'da zaman var. Yani o kimse kadına diyor ki seni üç aylığına nikahladım. Üç ay bitince bunun sözleşme akit bitmiş oluyor. Üç ay sonra kadın boş olmuş oluyor. Kadın boş olunca üç ay iddet bekleyip yeniden evlenmesi gerekiyor, evlenecekler. Burada sıkıntı buradaki zamanlı olan şey. Hal görmek nasıl başlar, başlangıçları neler görmek için neler yapıyız?
Allah sizden daha doğrusu. Hal, zahiri manada bir kimsenin bir işle iştigal etmesidir. Allah'ı zikretmek bir haldir. Gidip dükkanda çalışmak bir haldir. Abdest almak bir haldir. Dini aktivite olarak. Namaz kılmak bir haldir. Ama Sufiler gözü açık rüya görmeyi veyahut da uyumadan rüya görmeyi de hal olarak nitelendirirler.
Aslında o rüyadır. O rüyada o kimse uyumadan görür. Biz buna Sufi ıslahında hal görmek olarak nitelendiriyoruz. Bunun başlangıcına işte kabir haline vakıf olmak, zikrullah esnasında ses duymak, zikrullah esnasında bir kimsenin şeyhini görmesi, zikrullah esnasında işte cenneti görmesi, zikrullah esnasında işte melekleri görmesi, zikrullah esnasında nur görmesi, zikrullah esnasında değişik mekanlar, Mekke'dir, Medine'dir, Mescid-i Aksat'ın onları görmesi.
Başlangıç olarak bunlar denilebilir. Hal görmek için ne yapmalıyız? Hal görmek için hiçbir şey yapılmam. Biz ibadetlerimizi Allah için yaparız. Allah için severiz, Allah için zikrederiz. Allah için yol yürürüz. Bir şey için yapmak, onu maşuk noktasına koymaktır. Eğer ibadetlerinizi hal için yaparsanız, hal sizin maşukunuz olur, Rabbiniz olur.
İbadetlerinizle evlenmek için, ibadetlerinizi işte iyi bir kadın almak için, ibadetlerinizi iyi bir erkekle evlenmek için, ibadetlerinizi işiniz gücünüz düzelsin diye, ibadetlerini işte ben aman ya borçtan kurtulayım, ibadetlerinizi aman ben işte böyle bir cemaatin içerisine gireyim de, işte bununla da ben kendimi bir yer bulayım, bunların hepsi de o sebebi maşuk eder. İbadetlerinizi Allah için yapın, Allah için yaşayın. Sevdiğiniz Allah için olsun. Allah için muhabbet, desteğiniz. Allah için toplanın, Allah için zikredin ve Allah için zikredin. Geri kalanın hepsi de ibadetlerinizi boşa çıkarır, Allah muhafaza eylesin inşallah. Allah bütün hastalara şifa eylesin inşallah. Yüce Allah'ım, Ruh'a şöyle buyurdu, bedenden çıktığınız zaman ruh dedi ki ben ancak zorla çıkarım, edebül mühre.
Evet ruh bedenden çıkarken zorlanır, beden zorlanır. Ve Hazreti Peygamber sallallahu ve selamadetleri bunu anlatırken dikenin diyor bir şeyden çıktığı gibi ruh bedeni çıkar, terk eder. Allah bizi o halden uzak eylesin. Hazreti Mevla'nın her ne olursa bu yer sözünün Hazreti Mevla'ne ait olmadığını, bu sözün Ebu Said Ebu'l Hayra ait olduğunu söyleyen tarih profesörleri var.
İlber Ultaylı Murat Barberçı bununla ilgili bir sayede anlatır mısınız? Doğru. Ne olur zarar o gel, ister meccusi de olsan, kutperest de olsan gel, yine gel sözü Hazreti Mevla'nın sözü değil. Ama bu söz Hazreti Mevla'ne yakıştırılmış. Hani sen olmasaydın bu alemi, bu kainatı yaratmazdın bu sözü var ya, hadisi kudsi olarak bize söylenir ya bu söz. Bu söz mana itibariyle böyle vardır. Aslında bu sözün de bu noktada aslı yoktur. Ama mana olarak Kur'an'ın ve sünneti Resulullah'ın içerisinde gizlidir bu. Bu da onun gibi mana olarak Hazreti Mevla'nın bu manada söylemiştir. Ama bu söz ne mesnevinde, ne de divanında, ne de Hazreti Mevla'nın diğer kitaplarında yoktur. Doğru.
Bunu da söylüyor zaten biz olmadığına dair. Bunu okuyorum, buraya gelen soruyu ayırt etmemeye gayret ediyorum. Kendi nefsimin, nefsimle alakalı olmayanları. Ama sakın bu soruyu böyle yanlış algılanmasın, yanlış anlaşılmasın bu. Baştan şerh düşeyin, suizana düşmemek için. Malumunuz, Bursa'da ve diğer illerde her geçen gün büyüyen bir cemaatiz, mevcut bulunan kiraya yerlere ihtiyacı cevap vermiyor. Vakfımızın önderliğinde bir hesap numarası açılıp, aydat sistemine geçsek, cömertlerin ve Allah yolunun davasına sahip çıkan en kısa zamanda kendi vakıf binamıza kavuşabiliriz.
Geçmişte başladık, yine başladık. Sizin gösterdiğiniz hedef ve manevi desteğiyle bizden sonraki neslimize miras bırakalım demiş bir kardeş. Biliyorsunuz bizim dini aktivitelerimizde, çalışmalarımızda biz kardeşlerden para talep eden değiliz. Ve tarikat hayatım boyunca ben de hiç kimseden para dilenmedim, para istemedim.
Arkadaşlar, kardeşler kendiliklerinden bir ihtiyaç gördülerse bu noktada o ihtiyacı kendi kendilerinden, kendi aralarında veya herhangi birisi üstüne aldıysa eyvallah. Onlara da Allah için teşekkür ediyorum. Bu noktada bir şey yok. Ama biz dergah adabı erkanı içerisinde para istemeyi, insanlardan para koparmaya çalışmayı uygun görmeyenlerden.
O yüzden böyle bir teklif iyi niyetle güzel bir şey ama bizim için benim nazarımda uygun değil. O yüzden bu tip şeylerden uzakız. Ama arkadaşlar, kardeşler, kendiliklerinden bir şey yapacaklarsa bizim vakıf hesabı da var, pernek hesabı da var. Herkes bilir veya öğrenmesi an meselesidir. Böyle bir şey yapacaksa adam kendiliğinden bir şey yapar. Ama bu noktada biz isteyenlerden değiliz. İsteyicilerden de değiliz. Yolun başında benim söylediğim bir söz var. Cenab-ı Hak o sözten beni geri döndürmesin. Söylediğim söz şuydu. Yolun başında arkadaşlar, başında benimle beraber olan arkadaşlar bunu iyi bilirler. İstersek dilimiz kopsun, verirler de almazsak kolumuz kopsun.
Bu noktada aynı noktadayız. Ki herhangi bir kimseler, herhangi bir ücret talep etme, herhangi bir şey isteme noktasında değiliz. Allah bizi affetsin inşallah. Memleketin başında büyük bir terör belası var. Bu nedenle hükümet bu belayı bitirmek için cesaretli bir adım attı. Bu nedenle sizin görüşünüzde ve dualığında ihtiyaç var. Sizce bir terör belası nasıl biter? Allah razı olsun demiş. İnşallah hükümet bu konuda başarılı olur. Terörü bitirmek için bu gayretlerinin karşılığını alır. İnşallah. Türkiye'nin bu terörden kurtulması lazım. Bu terörle alakalı işini bitirmesi lazım. Daha ileriye gidebilmesinin daha fazla yükselebilmesi için, bölgede söz sahip olması için, dünyada söz sahip olması için bunu bir şekilde bitirmesi lazım.
Ama bu meseleyi sadece orada terör örgütü bağlamında bakmak kısır olur. Hiçbir, dünyada hiçbir örgüt, bir terör örgütü arkasında siyasi, askeri, ekonomik destek olmadan duramaz. Ve bunun arkasında devletler vardır. Önceden devletler birbirlerine savaş açarlardı. Şimdi birbirlerine savaş açmıyorlar. Gizli servisler gidiyor. Orada bir üç beş tane saf, satılık veyahut da hain insan kuruyor. Onun üzerinde bir örgüt kuruyorlar. Ve o örgütün üzerinden karşıdaki devleti batırıyorlar. Bunu devletler de yapmıyor. Dünya üzerinde bütün parayı elinde tutan, siyaseti elinde tutan, uluslararası güç dengelerini elinde tutan paratörler var.
Bunlar dünya siyasetini etkilemeye çalışıyorlar. Bunlar devletler üstü bu. Bu sistem meccal sistemi, devletler üstü. Devletleri de kullanıyor bunlar. Bir devlet onu dinlemezse o devletin ekonomisini batırmak için mücadele ediyorlar. Kendi içlerinde hesapları var onların. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti'nin güneydoğusunda ve doğusundaki malum PKK terörünü sakın oradaki 3-5 tane Kürt'in yaptığını düşünmeyin.
Veyahut da Orta ve Doğu Karadeniz'de DHKBC vardır. DHKBC'yi sakın oradaki Lazlar, Karadeniz'den örgütlüyor. Zannetmeyin. Mesela herkes PKK'yı görür. Ama DHKBC'yi görmez mesela. PKK'nın beyni gibidir DHKBC. Ve DHKBC'de Kürt unsurlar yoktur. Karadeniz unsurları vardır.
Bunu kimse görmez. Ve DHKBC'nin içi beyin gibidir. DHKBC'den alır bütün ne alacağını fikri yapılan olarak. Türkiye'de mesela PKK'yı bitirebilirsiniz.
DHKBC'yi bitiremezsiniz. DHKBC tam bir örgüttür. Nasıl tam bir örgüttür? Mesela on kişilik, on kişilik örgüttür. Burada on kişi vardır. Bu on kişiden bir tanesi gider, bir on kişi daha bulur. Oradan bir kişi çıkar, bir on kişi daha kurar. Oradan bir kişi çıkar, bir on kişi daha kurar. Sizin örgütü çözebilmeniz için kimlerin tek tek ayrıldığını tespit etmeniz gerekir. Siz on kişiyi çöker tersiniz. O on kişinin nereden ayrıldığını bulursanız öbür on kişiye ulaşacaksınız. Orada tıkanır kalırsınız. Ben siyasi dönemimden itibaren DHKBC hala vardır. Zaman zaman su yüzüne çıkar. Zaman zaman suyun altına girer. Böyle devam eder. Direkt gizli servistir. BKK'da direkt gizli servistir.
Avrupa'nın gizli servislerinin altında Rusya'nın, Amerika'nın, Fransa'nın, Almanya'nın, Belçika'nın hiç ummadınız, Danimarka'nın, Finlandiya'nın. Diyeceksiniz ki Finlandiya'yla bizim ne alakamız var? Finlandiya'yla bir alakan yok senin. Ama o hareketi Finlandiya'nın üzerinden finans ediyorlar. Finlandiya'nın üzerinden kullanıyorlar. Eğer Finlandiya ona da hayır diyemiyor. Hayır derse onun da ekonomisine zarar veriyorlar. Bunun gibi. O yüzden DHKBC'yi bir deccal örgütü, DHKBC'yi ve PKK'yi bir deccal örgütü olarak görüyoruz. Bu ağır olacak şimdi biraz bu yorumun deccal örgütü yorumunu çok kızıyorlar. Ama DHKBC'yi ve PKK'da birbirleriyle bağlantılıdır ve ikisi de deccal örgütüdür.
Ve aslında oradaki o PKK Süfyan askerleridir. Siz şimdi Süfyan askerleri sözünden bir geriye sarın, geçmiş sohbetleri dinleyin. Süfyan ve Süfyan'ın hareketleri sohbeti dinleyin. Bir gelecek on yıl sohbet ettiydik ya. Arkadaşlar bir yılda.
Onlara açık bir bakın. Onlara açık baktığınızda göreceksiniz zaten. Bayan kuaförün bayanların bakımında yani saçlarını boyuyor, onlara makyaj yapıyor, kaşlarını alıyorum. Bu benim için, bu benim işim diyerek onların değişme isteğine destek oluyorum. Dinimizde açıklık günah biliyorum. Bunu bilerek de açık bayanların bakım ihtiyaçlarını karşılıyorum. Onların günahına onları değiştirerek vesile olup oluyor muyum? Günaha ben de giriyor muyum? Mesleğe devam edip etmeme konusunda kararsız kaldım. Ne yapmalıyım? Kadınların bakım yapmaları, süslenmeleri, saçlarını boyamaları, kaşlarının fıtratı, leşine çıkmadan temizlemeleri, almaları günah değil.
Hatta kadınların böyle bakımlı olmaları, kocalarına karşı süslenmeleri, kokulanmaları, kocalarına karşı gayet temiz ve titiz bir şekilde çıkmaları nafile ibadet. Ben bunu nafilelikten bir çift daha yukarı çıkarıyorum hatta. Kadınlar, kocalarına karşı gayet bakımlı, gayet düzenli, gayet sistemli, gayet temiz, gayet hoş, bilgili, kültürlü, alınlı, çalınlı olmaları lazım. Kaba konuşan, kızarın, fikri olmayan, yağ kokan, mutfak kokan, kızartma kokan, çamaşır suyu kokan, temizlik ürünleri kokan bir kadın olmama. Saçı başı dağılıp, dişleri fırçasız, dişleri kararmış, yüzü bakımsız, neredesi benim gibi sakalı çıkan, neredesi bıyıklarını vuracak, kendine bakmayan, kilolu, hanta, konuşmasını bilmeyen, nerede nasıl davranacağını bilmeyen, taşlı yollarda on üç, on dört punt, on yedi punt, inceci topuklu ayakkabı giymeye çalışan, eteklerinin sülfülesi sökülüp, yerlerde sürünen, mantosun arkası çamurlu olan,
eteği sökülmüş bir vaziyette, düğmesi kopuk bir vaziyette çıkan, Saçı başı dağılıp, örtüsü dağılıp, evi dağılıp, kendisi dağılıp, böyle bir İslam kadın yok zaten. Sabahleyin geç kalkan, kocasına kahvaltı hazırlamayan, sabahleyin erkenden kalkıp, duşunu alıp, beyiyle yeterli derecede ilgilenmeyen, akşam adam eve gelmeden, duşunu alıp, giyinip, süslenip, yemeğini hazırlayıp, çoluğunu çocuğunu beklemekten uzak, havre yemiş hınkalı böreğe, çöreğe, gelmiş yüz on kiloya.
Bunlar böyle bir İslam kadını değil. İslam bu da değil. Bunları gülmeniz için de söylemiyorum. Aynı zamanda erkek, saçına, sakalına bakmayan, bıyığına bakmayan, ağızın sağlığına bakmayan, dişlerini fırçalamayan, sigaradan, çaydan, kapkara, kömür gibi olmuş, ağzı sigara kokan, ağzı kokan, vücudu kokan, gömleğinin ucu bir tarafa bir tarafa gitmiş, pantolonun ucu bir tarafa bir tarafa gitmiş, yok pantolonun düğmesi kokmuş, fermuarı bozulmuş, ütüsüz, bakımsız, ne konuştuğunu bilmeyen, kaba, ne söylediğini bilmeyen, sinirli, haşin,
ona buna laf söyleyen, bir şeyi beğenmeyen, insanlara tepeden bakan, herkesi cahil, bilgisiz görüp kendisini bir noktada gören, erkek pro tipi de İslam değil. Bunu demeyeceğim, göğüs kıllarınızı yoldurun demeyeceğim. Ama fıtrat olarak, fıtratınıza uygun bir şekilde, kendi halinize, durumunuza göre, bakımına, temizliğine, vücut temizliğine, ağız kokusuna, vücut kokusuna, dikkat eden insanlar olmalıyız.
Temiz giyinem, tertipli olan, düzenli olan, çorabından, ayakkabısından, saçının teline kadar, tertipli ve düzenli olan, İslam'dır. Bizde öyle bir şey yok. Bu varlıkla yoklukla alakalı değil.
Fukaralık sadece, şimdi siz çekmiyorsunuz, herkes çekmiyor. Ben çok soğuk suyla yıkandım her gün. Bizim evimizde termosyon, termosyon da yoktu, ne bileyim işte, doğal gazı yoktu, hiçbir şey yoktu. Dışarıda, ocakta su ısıtılacak da banyo yapacaksın. Bir sabahtan bir sabaha duş almadan dışarı çıktım. Soğuk soğuk.
Ben evin bahçesinde sabahleyin duş alan insanım. Çare yok, yapacak bir şey yok. Evde kahvaltı hazırlıyorlar, bilmem ne yapıyorlar. Gençlik de var. Ben çeşmenin ortamını atlatıveririm, ağacın üstünden, ben sabahleyin o duşumu alacağım. Ütülenmesi şart değil, ben kendim ütülerim. Ben kendim yaşadım, dedemin evinde de durdum ben tek başına. Kömür ütüsü vardı, dedemden kalmak. Kömür ütüsünün içerisine koyardım ben kömürü, ütülerdim kendim. Şimdi gençler yatağın altına, kilimin altına, pantolon koymayabilmezler. Öyle ütülerdim ben pantolonum, ütüsü bozulmasın diye. Ben İzmir'de yaşarken pantolonumun ütüsü bozulmasın diye, otobüste koltuğa oturmayan insanım.
Ben hala daha dışarı çıkarken, benim bir tane gömleğimin burasını buruşunu göremezsiniz siz. Çıkarım, tuvalette abdestimi alırım, gömle tekrar giyerim. Ütüsü bozulmasın diye. Arada şallar vardır, işte rahat bir altıma gelecek üzerine gömlek vardır. Yolda onu ben giyerim, tercihimi giyerim. Yolda abdestimi alacağım, rahat oturacağım, yatacağım, kalkacağım, ütüsü bozulmayacak bir şey. Bakımlı olmak, düzenli olmak, sistemli olmak, İslam'ı okun. O yüzden kuaförlükten laf açıldı. Bizde taş atmak kolay.
Biri bir bayan kuaförlük yapıyorsa, aa haram istiyor, neden milleti süs diyor. O da gitsin kocasına süslensin. O zaman o, örneğin bayan elbisesi giyen de haram istiyor. Neden? O bayan elbisesiyle dışarı çıkarsa haram isteyecek. Böyle bir mantıksızlık var mı? Niye? Kadın kocasına süslenir. Kadın kocasına giyinir. Kadın kocasına temizlenir. Evliyse. Değilse, zaten o kız evlenme adaydı. O yine normalde evlenecek olduğu kimseye süsleser. Ama kadınlar arasında bu noktada süslenmek dinen günah kebale değil. Ben üst kat'a gelen bayanlardan biriyim.
Sizinle tanışmak şerefine. 4 ay evvel nasıl oldu? İşin üzerine her hafta gelir. Ben çocuklardan fırsat buldukça giderim. Geldiğim akşamları hep bir hal yaşarım. Fakat bunların çarptığında zikrular yaparken etrafıma sarıklı askerlerin dizildiğini daha sonra da İstanbul'da şehit düşmüş olan Fatih Sultan Mehmet'in askerlerin de kendisiyle birlikte bize katıldığını gördüm. Bugün memleketimiz için şehit, Hüseyin Genç Şehit kardeşlerimizle beyaz taşlı mezarlarından kalkıp bize gürbiseyerek etrafında bir zikir oluşturdular. O an müthiş bir huzur içindeydi. Fakat zikir bitince beni anlam veremediğim bir korkutu sardı. Bu yaşadığım hal için ne düşünmeliyim bilmiyorum. Beni aydınlatır mısınız?
Allah mübarek olsun. Devam. Şeytan namazda en sonunda içimizde Allah yok, içimizden Allah yoktur dediğinde ne yapmamız gerekiyor? Hiçbir şey anlamına gerek yok. Şeytan dedikten bunu. Şeytanın işi o. Onu da dedirttikten sonra hala da namaza devam ediyorsan zaten şeytan pes eder. Bu şeytanın zirve noktasıdır.
Mvv TV'de Allah'a ulaşmayı dinlemekten bahsediyorum. La poysa biz sizden böyle bir şey cırmadık. Onlar neden böyle söylüyorlar? Yok canım ben ne söylerim Allah'a, kim Allah'a ulaşmak isterse Allah'a ulaşmak ister. Hadis 40'si. Ben ikinci evliliğimi yapıyorum. İlk eşimden mahkemede boşandım. Fakat illa eşim beni, ilk eşim beni imam nikahından çıkarmamış. Yani boş ol. Kelimesini söylememiş. Buna göre ben ilk eşimin imam nikahından çıkmış oluyor muyum? Normalde ben mahkemelerin boşamasını boşama olarak kabul edenlerden değilim. Boşama dini bir terimdir. Türkiye Cumhuriyeti, devletin hukuku, İslami bir hukuk olmadığı için nasıl nikah kıyamıyorsa boşama da yapamadır.
Nikah kıyabilmesi için, dini nikah kıyabilmesi için nikahın dini dairede olması gerekir. O da hala ihtiya ettiği mümkün değil. O yüzden devletin boşaması ve evlendirmesi dinen mümkün olmadığından dolayı mahkemenin boşamasını boşama olarak kabul edenlerden değilim ben. Burada tam bir sıkıntı çıkıyor. Evet sıkıntı çıkıyor. Zorbi hangi durumlarda himmet isteyebilir? Himmetten çıkar mı ki Zorbi'ye? Gazali bir eserinde siz neyin hesabını yapıyorsunuz? Olmuş ve olacakların hepsi yazılıp çizilmiş veya buna benzer bir kısım okutmuştur. Bu konuyla alakalı bizi biraz aydınlatır mısınız? Birkaç hafta bununla alakalı ders yaptık.
Geriye yönelik bu dersleri okuyabilirsiniz. Ama olmuş ve olacakların hepsinin yazılmasının farklı bir şeydir. Bunları cebri olarak görmek farklı bir şeydir. Fatiha suresinin ilk ayetindeki Elhamdülillahi Rabbil Alemin ayetinin meyadına baktığımızda olmuş ve olacak bütün hamdlerin ve özgülerin yalnız alemlerin Rabbi olan Allah'a ait olduğunu görüyoruz. Dualarımızda bu ayetleri zikrediyoruz. Elhamdülillah efendim biz bu ayeti dualarımızda tasdik mi ediyoruz? Yoksa hamdimiz değil, ayetle mi Allah'a arz ediyoruz? Bizler Rabbimize dua ve niyazdayız. Edebe nasıl yalvarmamız gerekiyor? Bizleri aydınlatır mısınız? Siz dua edin, Allah'a hamd edin. O yeter. Yapılan iyiliklerin karşılığı beklenir mi?
Bekleyenler o karşılığa iyilik yapmış olurlar. Yapılan iyilikler bir başkasıyla yapılsa, karşı tarafta kendinizi borçlu hissetmesin daha iyi olmaz mı? Eyvallah. Birisi yardım amaçlı para verdi ama bu para ya da zekat demedi. Bu durumda parayı iade etmek gerekir mi? Yardım amaçlı verdiyse kendisi o parayı iade etmeye gerek yok. Ve buna iyiliklerden neden hep karşılık bekleriz? Bunun altında nefis ve şeytan var. Evet. Yaptığın işin parasını bir zamanda alamadım, vereceğim diyor. Ama vermiyor, karşı tarafta mağdur oldum. Bu durumda ne yapmak gerekiyor? Alacağını alacak. Allah'a ulaşma yolunda bir mürşid-i kamile bağlanmaya neden ihtiyaçlardır?
Bir insan ibadetini yapıp, kendisi alınca birbiri hazırlayıp, bir mürşid-i kamile bağlanmadan her gün bunu çekse de olmaz mı? Olur. Yapabiliyorsam. Bölüm bölüm diyeyim. Neden ihtiyaç vardır? Sen ihtiyaç görüyorsun. Yok, görmüyorsan ihtiyaç yoktur. Bir kimse neden namaz kılmıyor? İhtiyaç görmüyor. Neden oruç tutmuyor? İnanmıyor.
Bütün Müslümanlar bir mürşid-i kamile bağlı değil. Neden bağlı değiller? İhtiyaç görmüyorlar. Normalde şeytan ve nefis bunun nedenlerini çoğaltır. Bediüzzaman Sayın İnonsa Hazretleri ihtiyaç görmüş mesela.
Bütün geçmiş imamlar, güç değiller, ihtiyaç görmüşler. İmam-ı Azam ihtiyaç görmüş, İmam-ı Şafi görmüş, İmam-ı Malik'i görmüş, İmam-ı Hanbel'i görmüş, İmam-ı Muhammed görmüş, İmam-ı Yusuf görmüş, İmam-ı Züfer görmüş. Bunların hepsi de bir mürşide bağlı ihtiyaç görmüşler. Hatta İmam-ı Azam daha ileri konuşmuş. Demiş ki son iki yıl mı olmasaydı, Rum'a helak olurdu demiş. Son iki yıl mürşide bağlanmış. Koca imam dini yutmuş, öyle diyelim. İmam-ı Şafi gitmiş bir şeyhe intisap etmiş. İmam-ı Hanbel Hazretleri gitmiş bir şeyhe intisap etmiş. Enteresan, İmam-ı Hanbel'in şeyhini de ümmi.
Medreseden yetişmiş değil. Onlara ihtiyaç duymuşlar. Muhiddin-i Arabi ihtiyaç görmüş. Hazreti Mevzan'a ihtiyaç görmüş. Üftada Hazretleri ihtiyaç görmüş. Emur Sultan Hazretleri ihtiyaç görmüş. Kabri şeriflerini ziyarete gittiğiniz ne kadar zaat varsa hepsi de ihtiyaç görmüşler. İsmail Atubur Seva Hazretleri ihtiyaç görmüş. Kimi sayarız? Osmanlı padişahları ihtiyaç görmüşler. Hermin'in birer şeyhi var. Abdülkadir Geylan Hazretleri ihtiyaç görmüş. Hatta daha böyle zayıf hadis olarak nitelendirilir hadisçiler. Ama hadi Geylan Hazretleri'nin sözü olarak kabul edelim.
Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır demişler. Birisi de ihtiyaç görmüyor. Akıllıdır kendince. İmam-ı Azat'dan daha iyi dini biliyordur. İmam-ı Şafi'den, İmam-ı Mahir'den, İmam-ı Hanbeli'den daha iyi biliyordur. İmam-ı Buhari'den, İmam-ı Tirmizi'den daha iyi biliyordur. Onların da şeyhleri var çünkü. Hazreti Mevlana'dan daha iyi biliyordur. Hacı Bektaş'tan, Hacı Bayram'dan, Yunus Emre'den daha iyi biliyordur. İsmail Hakkı Bursevi'den daha iyi biliyordur. Emur Sultan Hazretleri'nden daha iyi biliyordur dini ihtiyaç görmüyor. Derdi bir şeyhe ihtiyaç yok. Eyvallah. Bediüzzaman Sayyidi Nursi Adetleri de diyor ki, eğer diyor bir şeyhden, bir şeyhi intisap etmediyse, kalbi de harekete geçmediyse, bugün zındıkanın karşısında imanını koruması, muhafaza etmesi müşkünleşmiştir derdi.
Demek Bediüzzaman Sayyidi Nursi Adetleri de ihtiyaç görmüş. Ama birileri ihtiyaç görmeyebilir mi? Görmeyebilir. Hani çıkıyor ya televizyonlara bazı profesörler, o yüzden onlar da görmüyor olabilirler. Birisi görmüyor olabilir, onun kendi hakkı. İllaki bir örtekle bir şart yok. Bir insan ibadetini yapıp, kendi zannınca bir bir tazınlığı, bir mürşid ikanıyla bağlanmadan her gün onu çekse de olmaz. Olur, ne olmasın ki? Ayet-i kerime var, salihlerle beraber olun diye. Bu kardeşe ayet bu biliyorsunuz. Salihlerle beraber olmak farzdır. İhtiyaç görmeyen kimseye şu salih kavramı kimsenin beraber olmak zorunda olduğun, bu salihler kimlerdir diye ona sormak lazım.
Üstad'ı veya Peygamber Efendimiz'i rüyada görmenin bilinçaltıyla bilgisi var mıdır? Vardır, olabilir bilinçaltıyla. Birisi bilinçaltını geliştirsin de bir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görsün. Tarif etsin bize. Güzel bir şey. Eğer bilinçaltını geliştirip böyle üstadını ve Peygamber Efendimiz'i görebiliyorsa ben ona başka şeyler soracağım.
Mesela bilinçaltını geliştirsin, bize İsrail'in neler, hangi planlar uyguladığını, hangi planları yaptığını bize anlatsın. Bilinçaltını geliştirsin, Amerika Türkiye'nin üzerinde ne gibi planlar uygulamak istiyor, bunları anlatsın bize. Bilinçaltını geliştirsin, o kimse KGB ne yapmak istiyor, Mossad ne yapmak istiyor, bilinçaltını geliştirsin, işte Amerika'nın neydi hizli servisi, CIA'ya ne yapmak istiyor, bize anlatsın bunları. Harika bir yol. Bilinçaltını geliştirsin, iki gün sonra, üç gün sonra, beş gün sonra başına ne gelecek onları da görsün. Bilinçaltı madem ki bu kadar geliştirilebilir, uygulanabilir ve bunun sonucu alınabilirse harika bir şey. Eğer böyle oluyorsa.
Gün içinde yaşanan hadiseler sonucu insan kendi iç dünyasının tesiriyle mi üstadının rüyasında girdi? Üstadın, müridinin rüyasına girmesiyle ilgili bir payı var mıdır? Yani insan kendi gün içerisinde yaşadığı olaylardan sonra üstadının rüyasında görmesi olaylara mı alıyorsa? Oho! Herkesin her gece değil, her an görmesi lazım o zaman. Üstadın, müridinin rüyasında girmesiyle ilgili bir payı var mıdır? Üstad, kim ki ya payı olsun? O da senin benim gibi bir kimse. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın adında imam memurların arkasında namaz kılmamı diyen arkadaşlarım var. Bunu, alkol, zina, zevk ve sefanın devlet tarafından meşru bir şekilde idame edilmesi mi sebep oluyor?
Yoksa başka bir sebebi mi var? Yani neden böyle yapıyorlar? Nedenini bilmem ama Hanefiler demişler ki, imam günahkar da olsa onun arkasında namaz kılınır demişler. Biz o noktada durduğumuzdan dolayı önümüzdeki kimse, la la illallah Muhammed'e Resulullah diyorsa, biz onun arkasında namaz kılıyoruz. Önceden kadın, semadan var mıydı? Var mı? Ben çalışan biriyim fakat Kur'an'ı öğrenmek istiyorum. En azından akşam bir saat olsun ders verebilme imkanınız var mı? Var. Burada Kur'an-ı Kerim dersleri var. Bayanlara ait. Burada bayanlar hangi zamanlarda Kur'an-ı Kerim dersi olduğunu bilmiyorum ama üst katta sorumlu kardeşler var. Onlardan Kur'an-ı Kerim derslerinin ne gün olduğunu, ne zaman olduğunu öğrenebilirsiniz.
Kulaktan dolma sözlerle değil, özde dinimizi öğrenmek istiyorum. Şimdiye kadar hep la illallah yaptık, ta ki bir rüya görene denk Allah razı olsun demiş. Allah la illallah, kurtarsın bütün herkesi. Dergah veya tekke içerisinde herhangi bir görevi veya hizmeti olan bir kardeşimizin başka bir görevde veya hizmette gücü de buna yetiyorsa yer alabilir mi?
Alır. Ya bu noktada arkadaşlar ilk zamanlarda yetişirlerken biz böyle arkadaşlar orada burada dolaşmasın diye böyle bir şeyi normalse ilk önce uygun görmedik. İşte semadan semada çalışsın, işte mutluluk mutlulukta çalışsın, ilaycı ilaycide çalışsın dedik. Azdı bunlar. Şimdi bu noktada adetimiz artmaya başladı. Adetimiz artınca arkadaşlar değişik görevlerde değişik vazifeler alabilirler. Asıl vazifelerini aksatmadıkları müddetçe. İşte semadan kardeşimiz sema ediyor. Haftanın kaç günü? Bir gün seması var. Bir günde talimi var diyelim, iki gün. E haftanın iki gününde dersi var, dört gün. Boş zamanı var. Bu arkadaş orada burada dolaşacağını başka bir vazifede kendisini vazifelendirsin. Bunda bir sıkıntı yok.
Bu noktada arkadaşlar birbirlerine çemkirip birbirlerine laf söylemesinler. İstişareyle götürsünler bu tip işleri. O yüzden bir arkadaş semadan başka hiçbir yerde iştikal etmeyecek. Bu anlayış çok hoş bir şey değil. Veyahut da bir arkadaş matrap ilahi söylüyor. Başka hiçbir yere gitmeyecek. Bu hoş bir şey değil. Bir kimse buna yetebiliyorsa, koşturabiliyorsa bu noktada kardeşler, arkadaşlar birbirlerini yasaklamaktansa birbirlerini desteklemeyi sevsinler.
Bakın, sufi ahlakı yasaklamaktan, yani hizmet noktasında veya çalışma noktasında yasaklamaktan, birbirine emretmekten, birbirine böyle tahakküm kurmaktan, hükmetmekten geçmez. Birbirine hizmet etmekten, birbirine anlayışlı davranmaktan, birbirine şefkatli ve merhametli davranmaktan geçer. Bizim desturumuz, bizim buradaki ana felsefemiz birbirimize hizmet etmektir.
Hizmet beklemek değildir. Biz de, mürşitten, şeyhten, bugün yeni gelmiş, yeni ders almış, dervişe kadar herkes birbirine hizmet distürüyle bakmalıdır. Ben Adnan'dan bana hizmet beklersem, ben bu yola hainlik yapmış olurum. Hizmet edeceğim. Ben Hüseyin'e hizmet edeceğim. Ben sizin hepinize hizmet edeceğim. Gücümün nispetinde buradaki bütün kardeşlere hizmet etmeye gayret edeceğim. Ama kurum olarak, dergah olarak, tuvalet temizlenecekse temizleyeceğim. Çay dağıtılacaksa dağıtacağım. Yemek dağıtılacakmış, dağıtacağım. Bir şey anlatmam gerekiyormuş, anlatacağım.
Bir şey söylemem gerekiyormuş, söyleyeceğim. Bir yere gitmem gerekiyormuş, gideceğim. Bir arkadaşın derdi varmış, dinlemek gerekiyormuş, dinleyeceğim. Ona yardımcı olabilir miyim diye kendi kendime bu noktada var gücümle mücadele edeceğim. Sufi algısı ve anlayışı bu. Böyle hak vult etmek, böyle işte tepeden bakmak, böyle işte ben çavuşum, ben zakirim, ben amirim, ben memurum. Ben şemazel başıyım, ben grup başıyım, ben ilahici başıyım. Ondan sonra ben buranın yetkilisiyim, ben buranın sorumlusuyum. Burada her şey benden sorunlu, herkes bana itaat edecek. İşte şunu şöyle olacak, bu böyle olacak bizim işimiz değildir. Biz hizmet ederiz. Çay dağıtıracakmış, biz dağıtırız çayı. Birine kalksan çay dağıtır demektense biz kalk kalk kendimiz çayımızı dağıtırız.
Birisi derse ki ben hizmet etmek istiyorum, çayı ben dağıtmak istiyorum, buyur kardeşim dağıtır. Birisi derse ki ben burada yemek dağıtmak istiyorum, olur kardeşim bu işin hizmeti var. Nerede? Erkan, burada mı? Görelim mi bugün, nöbetçi mi? Anne, burada mı? Ha işte, kalk kalk kanaya, gel şunu ortaya ver. Aha Erkan bu işlerden sorumlu olan kardeş, ona ismini yazdırsın, orada yemek dağıtsın, dağıtacaksan. Örnek. Hizmet etmek istiyormuş, al kardeşim hizmet edecek, alan senin burada var. Seven sema etmek istiyorum, aha ardından burada ismini yazdırır, öğretsin sen. Sen şunu yapacaksın, bizde böyle bir şey yok. Yapacak olan ismini yazdırır oran. Bir yerde hizmet etmek isteyen eder. Bizde zorla yapmak, otur lan.
Bizde zorla bir şeyi yaptırmak yok, zorla bir tarafa doğru götürmek yok. Zorla insanlara herhangi bir şey yaptırmak yok. Bu bizim kesefemiz değil. İnsanlara tepeden bakmak, emretmek, kırmak, incitmek, insanlara söz söylemek, onlara çekilmek bizim yolumuz değil. Bir gönül kırdın ise, kıldığın namaz namaz değil. Koca Yılmuz söylemiş bu. Gönül kırmak, insan incitmek bizim işimiz değil. Yolumuz değil bizim. Birisine hak ve aletle davranmamak yolumuz değil bizim. Nefis yapmak yolumuz değil bizim. Şeytana uymak yolumuz değil bizim. Hizmet.
Hizmet almak değil, hizmet vermek yolumuz. Koşmak bizim yolumuz. Kavramak, kucaklamak, sarılmak. Dostluk yapmak, kardeşlik yapmak. Arkadaşlık yapmak. Eleştirmek, laf söylemek, tepeden bakmak yolumuz değil bizim. İnsanları ayırt etmek yolumuz değil bizim. Hava atmak, tepede böyle ben yaptım demek. Yolumuz değil bizim. İşte ben x kimseyi seviyorum, ben onu bir yere getireyim. Yolumuz değil bizim. Bizim yolumuz değil bunlar. Bizim yolumuz kardeşlik. Bizim yolumuz dostluk. Sencilik, bencilik değil bizim. Biziz, biz varız burada.
Bir farkımız yok aramızda. Buradan içeri kim giriyorsa Allah için burada olarak biliyorum. Birisi birisine emrettiğini duyduğunda, gördüğümde, anladığında üzülüyorum. Cahil insan dağıtıyorum. Öğrenecek diyorum ben, edeplenecek. Edeb, edeb, hizmet etmektir. Hizmet almak değil. İnsanlara emretmek değildir. Edeb, insanlara hükmetmeye çalışmak değildir. Adam şeyhini seviyor mu? Adam şeyhini seviyorsa bu dergın küçüğüne hizmet edecek. Küçüğü kim?
Beş yaşında Semazen. İsmail? Yedi oldu. Yedi mi oldu? İsmail'in oğlu yedi yaşında. Yedi yaşındaki o çocuğa hizmet etmek. O yedi yaşındaki çocuğa hizmet etmek. Herkes birbirine hizmet edecek. Herkes birbirini dinleyecek. Size birisi sert konuşuyorsa, size birisi, size birisi amirlik memurluk yapıyorsa, size birisi ters konuşuyorsa, o bu yolun edebiyle edeplenmemiş. Disiplin lazım lazım.
Önce kendimize lazım. Önce biz kendimizi disiplin ederiz. Hiç kimse semaya gelmiyormuş. Adnan gelecek. Disiplin bu. Buraya hiç kimse derse gelmiyormuş. Hüseyin gelecek, herkesten önce gelecek. Disiplin bu. Önce insan kendini disiplin edecek. Hizmet etmeye hiç kimse gelmiyormuş. Önce Erkan gelecek oraya. Önce o gelecek. Disiplin bu. Disiplin insanın kendisini disiplin etmesidir. Ben bu akşam derse geçeyim. Disiplin bu. Ben gitmem lazım kardeşim. Ya bu akşam da lodos var, fırtına esiyor, yağmur yağıyor. Disiplin. Gidecek oraya. Ben en arkadaki Adnan'ın babası Hacı Mehmet abi'yü gördüğüm zaman orada diyorum ki disiplin bu.
Daha en arkada. Perşembe görüyorum onu en arkada. Disiplin. İçimden diyorum ki. İçimden bak orada yüzü orada. İçimden diyorum ki. Muhteşem bir şey. Disiplin bu. Bir yıldan beri o dersi takip edip oraya gelip oturuyorsa o. Disiplin bu. Başkasını disiplin etmek değil. Kendini disiplin etmek. Başkasına laf söylemek değil. Kendi nefsine laf söylemek. Başkasını eleştirmek değil.
Kendini eleştirmek. Sufilik bu. O yüzden kardeşler, arkadaşlar, dostlar. Yol uzun. Hizmet etmeye bakın. Birisi hizmet ediyor. Her yere koşmak istiyor. Bırakın koşsun. Yarın koşamadığı zaman olur. Koşsun. Bir yerde koşun. Ya biz mi yapacağız demeyin. Allah lütfettiğine hizmet ettirin. Bunu unutmayın. Sufi lütufla gider. Senin derse gelmen dahil Allah'ın lütfudur. Öyle gör. Senin zikre oturman Allah'ın lütfudur. Öyle gör. Bir şeyhe intisap etmen Allah'ın lütfudur. Öyle gör. Bir şeyhin dizinin dibine oturman Allah'ın lütfudur.
Öyle gör. Bir zikir halakasına oturman Allah'ın lütfudur. Cennet bahçesinde cennet meyvası yiyor. Af olmuş olarak kalkıyor. Allah'ın lütfudur bu. Bunu lütf görmeyen, bunu kendi nefsinden gören insanları gördüm ben. Zikir halakalarından uzak. O yüzden dua edin Ya Rabbi bizi zikir halakalarına daim eyle. Amin. Son nefesimizde zikir halakalarında vermeyi nasip eyle. Amin. Zikrullah'tan bizden uzaklaşıp, nefsine uyup, şeytana uyup, helaka uğrayan, sapkınlığa uğrayanlardan eyleme. Amin. Yetmiş kusur yaşında Hacı Mehmet Abarka'da. Kendi kendinizi tefekkür edin.
Yetmiş yaşında, yetmiş üç yaşında nerede olacaksınız? Lütfudur olarak görün. Ben yeni derviş olduğumda eski dervişleri gördüm. Altmış yaşında, yetmiş yaşında, elli yaşında. Çorum Hacı Mustafa Efendi'yi görmüşler. Hacı Ali Aydar Efendi'yi görmüşler. Ben Hacı Ali Aydar Efendi'yi gören dervişlerle oturup sohbet ettiğimde yaşım yirmi altıydı da. Kendi kendime diyordum ki, ya Rabbi, ben acaba elli yaşına geldiğimde nereler görüleceğim? Nefsime mi uyuyacağım? Bu yolu götürebileceğim mi, götüremeyeceğim mi? Bu insanlar, mübarek insan, iki tane şeyh görmüş, üçüncüsü Hacı Abdullah Efendi. Hacı Ali Aydar Efendi'yi görmüş. Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'ni görmüş. Neyşehir'li Hacı Abdullah Kırmız Efendi Hazretleri'ne bağlamış.
Üçüncü şeyh adamın. Altmış yaşında, altmış beş yaşında, yetmiş yaşında. Derdim ki ya, ne büyüklüyordu. Ne büyük ihsan. Ve o kimse, şeyh efendi ömreye gidiyordu. Koca ötobüsü Kırşehir'den içeri çevirdi. Kaser hastasıydı Hacı Mustafa abi. Kırşehir'den. Kırşehir'in zakiriydi, çavuşuydu. Cömert, baba yiğit. Boylu postlu. Hacı Ali Aydar Efendi'de çavuşluk yapmış. Çorunmacı Mustafa Efendi Hazretleri'nde çavuşluk yapmış. Nice dervişler görmüştü. Nice yıkılanı, gömüleni, yıkılanı. Uçanın, kaçanı görmüş. Kale ehliydi kendisi.
Cömert, Allah rahmet eylesin. O Kırşehir'den geçecek olan bir kimse, onun ekmeğini, suyunu yemeden gelip geçemez oradan. Kalp ehli bir kimse. Rahmet eylesin, şeyh anamdan Hazretleri ömreye gidiyor o zaman için. Otobüsün içindeyiz biz, bir otobüs. Ben de Uğrulama'a gidiyorum onlarla beraber Ankara. Allah rahmet eylesin, o öyle yapardı. Döndü. Mustafa Efendi dedi, buyurun efendim dedim ben. Uğrayak oğlum değil mi dedi. Siz bilirsiniz efendim dedi. Bekliyor mu dedi. Bekliyor efendim dedi. Kanser hastası. Sabahtan birkaç kelime söyleyebilmiş. Demiş ki hazırlık yapın. Abdullah Efendi gelecek demiş çocuklarına.
Biz bir otobüs kapının önüne yanaştık. İçeri girdik zaten Mustafa abi. Öncesinden de biliyoruz Allah rahmet eylesin. Ben biliyorum yani. Biz gelir geçerken ona uğrardık. Nefşehir'e uğrardık biz. Nevşehir'den sonra oradan geçerdim ben. Kırşehir'den geçerdim. Şeyhinden önce gidemezdim. Eğer gidersek onu da alır gelirdim oradan. Edeb odur çünkü. Bir kimsenin bir şeyhi bir yerde duruyorsa önce şeyhini ziyaret eder. Şeyhinden sonra nereye gidecekse gider. Neyse. Veyahut da bir yere gittiyse hadi der beraber gidelim. Şeyh Efendi'yi ziyaret edelim. Veyahut da bir neyse. Edeb adak odur. Eğer Kırşehir'den doğru gidiyorsam ben onu da alırdım.
Onunla beraber gelirdik Nevşehir'den. Dönüşte bütün her şey hazır. Böyle duruyor biz içeri girdik. Ses seda yok. Ölüm halinde sandık. Şeyh Efendi'yi görünce nasıl ayağa kalktı. Böyle bir açıdan bir zikrullah yaptık. Bir dua ettik orada. Helallaştık Şeyh Efendi'yi yaptık. Bir ağlaştık hep beraber. Emeği vardı bence de. Allah rahmet eylesin. Hoş babayı bir insandı. Özünde sözünde böyle cıbur taktığı sevmez. Dönekliği yanıltılığı böyle sevmez. Yanında öyle gülbet gülal ettirmez. Öyle birisi Şeyh Efendi için bir şey söyleyecek. Onun yanında mümkün mü yaptık? Silkeler adama.
Yani öyle şey değil. Manen silkeler. Helallaştık, dualaştık. Son görüşümüz olduğumuz gibi. Zahiri olarak. Zaten bir gün sonra mı iki gün sonra mı vefat etti? Kendi kendime dedim ya şu nasibe bak. Nasıl yaşarsanız ölü ölürsünüz. Adamın yaşadığı gibi vefat etti. Lütuf köle. Zannetmeyin dergah size muhtaç. Zannetmeyin şeyh size muhtaç. Zannetmeyin dervişler size muhtaç. Değil. Muhtaç. Öyle görelim. O zaman lütfü iyi anladın. İnşallah. Örneğin hem semazen hem zevk hem de hizmette alabilir mi alabilir mi?
Bu hizmet kapıları herkese açık mı? Açık. Hizmeti ve hizmet eteni inkitaya uğratmak ne demektir? İşte onun önüne geçmektir. Allah bizi onlardan eğlensin. Bir genç çocuk, caz, kızcağı senemde. Bak resim çizmiş. Yazmış. Üstad amca. Allah senden razı olsun. Sizin bize yol gösteriyorsunuz. Herkesin adına çok teşekkür edersin. Ben teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Sorular çoktu bugün. Ben de bitireyim dedim. Ama şuradan yine bir para laf olsun okuyayım. Hakkınızı helal edelim. Birisi de yani Sufi adamlarından birisi de zarara ve açlığa şükretmektir.
O zaman Sufi zarar eder. Tabii önceden Sufiler aç kalırlarmış. Bu noktada sıkıntı yaşarlarmış. Açlığı bir sıkıntı olarak görün. Zararı bir sıkıntı olarak görün. Ama ticaretten zarar etmek, açlığı da bu noktada o zararın neticesinde dar geçim olarak görün.
Demek ki eğer bir Sufi zarar ederse, sıkıntıya düşerse bu haline ne yapacak? Şükredecek. Bu haline hamd edecek. Bir kimse Sufi ise, Cenab-ı Hak darlığı ona verir ki, hamd etsin, şükretsin diye. Eğer size bir darlık varsa, siz de hamd edin, şükredin.
Bir sıkıntı yaşıyorsanız, bu Allah'ın yutludur, hamd edin, şükredin. Sufiye darlık ve sıkıntı, isyan etsin diye verilmez, hamd etsin diye verilmez. Geçici olduğuna inanın, o darlığın geçici olduğuna inanın, o sıkıntının geçici olduğuna inanın. O geçecek ve bitecek. Eğer isyan ederseniz, eğer bu noktada nereden benim başıma geldi derseniz, bu sizin için yıkım olur. Allah bizi affetsin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.