Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Ocak 2013 · 55:20
Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin. Cenâb-ı Hakk'ın bütünün tuhayrıla eylesin. Amin. Hayırlı tuhayrıla eylesin. Rüya ve hal nasıl görülür? İnsanın kendi elinde kendisiyle alakalı bir şey değildir. Rüyada halde Allah'ın kendi tek elinde olan bir şeydir. Bütün insanlar salim rüya görmek isterler. O bile Allah'ın yutku, ikramıdır, ihsanıdır.
Kul rüya görmek için veya hal görmek için mücahade etmez. İnsanların vazifesi iyi bir kul olmak için uğraş göstermektir. Bir kimse Kur'an ve sünnet dairesinde kalıp, haramlardan uzak durup, farzları yerine getirip, nafillerlerle Allah'a yaklaşıp, Allah'ı sevme yolunda olur. O kimsenin vazifesi olur. Eğer bunu da yaparken Allah için yapar.
Müya görmek için, hal görmek için, kabir haline vakıf olmak için, veyahut da kalbinin harekete geçmesini sağlamak için, veyahut da değişik, bunun aklına ne gelebilirse gelsin, hatta daha ileri, cehennemden kurtulmak için, daha ileri, cennete vasıl olmak için bunları yapmaz. Yukarı mezzepatamıyor, sufi anlayışında, cennet sevgisiyle veya cehennem korkusuyla ibadet etmek, Allah'ı sevmek yoktur.
Bu enteresan bir anlayıştır. Ama oturmuş, yerleşmiş, bu temelsiz ve değildir. Meşhur Hz. İsa Aleyhisselam'ın, üç grup insana rastlayıp, işte birinci grubu, ne için ibadet ediyorsunuz dediklerinde, cehennemden kurtulmak için, aradığım sizler değilsiniz. İkinci grup, ne için ibadet ediyorsunuz dediğinde, cennete vasıl olmak için, aradığım sizler de değilsiniz. Üçüncü grup, ibadet edenlere karşılaştığında, ne için ibadet ediyorsunuz dediğinde, onu sevdiğimiz için dediğinde, aradığım sizlersiniz deyip, onun anı oturmasıdır. Bu, sufi anlayışın, belki de din anlayışının ve yaşantısının üst zirve noktalarından birisidir. O yüzden, kardeşlere tavsiyemiz, salih rüya görmek veya iyi hay görme çabası içerisinde olmaları değil.
Bu manada, kardeşlere tavsiyemiz, iyi kul olmaya gayret etmendir. Siz haramlardan uzak durun, fazlanızı yerine getirin. Allah yolunda cihad edin, koşturun, mücadele edin. Nefsinizle de mücadele edin. Bu sizi Cenab-ı Hakk'ın emanına götürecektir. Cenab-ı Hakk'ın dostluğuna götürecektir. Bu, en büyük fazilet de olur. İmam-ı Rabbani 5. ciltlerinde, 31. mektubunda, Allah-u Teala'nın mahluk sıfatları yoktur ki, mahluklarda görünebilsin. Mekanın yeri olmayan bir yerde yerleşmez. Mahluklara hiç benzemeyeni mahlukların dışında aramak lazımdır. Yeri olmayanı maddeye mekanın dışında aramalıdır.
Afak'ta ve enfis'te yani insanın dışında ve kendisinde görülen her şey o değildir. Onun alametleridir. Bahad-i-Nakşibend'e görülen o, işitilen her şey o değildir. Bunları la ilahe derken yok etmelidir. Bununla tarif edilen zasımdır, açıklar mısınız? Hazreti Allah'ın sırrı. Hazreti Allah, sırrınızı artırsın. Tabi, Sufi anlayışta İmam-ı Rabbani Hazretleri ile, Abdülkadir Geylan-ı Ahmet-i Rıfay, Ahmet-i Medevi İbrahim-i Nusiki, Şeyh-i Vesan Ali Şazeli, Şah-ı Şazeli, Hazreti Mevlana, Hacı Bektaş, Hacı Bayram, Yunus Emre, Cüneyd-i Bağdadi, Sırrı Sakati, Maruf-i Kehri, Habib Acemi, İbrahim-i Ta'i. Bunları sıraladığınızda bunların hepsi de bir gruptadır.
İmam-ı Rabbani ve Nakşibendi konundan gelenler, denilebilir ki bir gruptur. Allah-u Teala hiçbir şeye benzemez. Ama hiçbir şey yoktur ki onun sıfatları onun üzerinde tecrübe etmemiş olsun. Bir kimse Allah'ı bir şeye benzese küfre düşer.
Allah şuna benziyor dese küfürdür. Ama ve lakin bir kimse bir gül yaprağından Allah'ı bulabilir. Cenab-ı Hak Kur'an'ında bizi bazı ayetlerinde kendi yarattıklarının üzerinde tefekkür ederekten yaratılandan yaratana doğru bir yolculuğa çıkarır bizi. Biz yarattıklarının üzerinde düşünerekten, yarattıklarına bakaraktan, tefekkür ederekten, onları inceleyerekten yaradana doğru yol alırız. Eğer gözümüzün gördüğü, kulağımızın işittiği, varlığın bu boyutunu inkar edip, biz buradaki hiçbir şey, her şeye kör olacağız dersek, bu bizim yolumuz değildir.
Burada İmam-ı Rabbani Hazretleri, Allah-u Alem bütün kardeşlere, gözlerinin gördüğü, kulaklarının duyduğu bir şeyi Allah'a benzetmemeleri için söylüyor. Bu noktada da bir sıkıntı yok, biz kardeşlerimize bunu söylüyoruz zaten. Bu zaten tasavvufî bir mesele değil. Bunu İmam-ı Azam'ın fıkhı ekberinden bulabilirsiniz. Bunu Gazali'nin ihyasından bulabilirsiniz. Bunu herhangi bir arkayet kitabından bulabilirsiniz. Doktorun mu el yıkattı? Doktor değilmiş, doktorun yanındakiyemiş. Doktor hoş geldin. Doktor hoş geldin. Hocam bu şeytan Allah'ı gördüğü halde... Efendim?
Şimdi hocam mesela biz insanlar, insanlar için Allah'ı inkar edememiz var. Ateist olarak mesela. Çünkü Allah'ı görmüyor ama şeytan Allah'ı gördüğü halde, nasıl ona kata tuttur bana var? Şeytan Allah'ı inkar etmedi ki. Tamam da hocam yani Allah'ı gördüğü zaman, bana en mümkün değilmiş gibi görüyor yani. Şeytanın Allah'ın gördüğü halde elindeki devir ne? Melekti hocamı zamanlar, iblis. Meleklerin Allah'ı gördüklerine dair denilen ne? Melekler Allah'a bir şey yapamadılar mı? Yani emirlerine karşı çıkamadılar mı? Şeytan melek değil de. O taytanın değil mi? Değil. Nasıl Allah'ı kafa tuttu hocam? İnsan tutuyor ya. Abi biz görmüyoruz yani. O da görmedi. O Allah'ı biliyordu ama kesin var olduğunu biliyor.
Var olduğunu bilmek farklı bir şey, görmek farklı bir şey. Ve ona karşı, ona isyan etmek farklı bir şey. Allah'ın var olduğunu bilmeyen birisi var mı? İnkar etti değil mi? Yok inkar edilir mi? Olmayan bir şey inkar edilir mi? Görmüyor diye Allah kabul etmiyor. Hayır. Görmüyorsa körlüğünü görüyor. Bak görmüyor, o zaman körlüsün. Yok inkar edilir mi? Efendim? Olmayan bir şey inkar edilir mi? Bir de hocam ruhun maaliyeti.
Artı olmayan bir şey var kabul edilir mi? Halüsinasyon olur. Efendim? Halüsinasyon olur hocam. O da var. Bak o var. Mesela hocam, zümrül, amkaküşü de bir şey yok mu? Adı ne? Bir hayal bir şey var. Var demek ki, hayali var. Hayali varsa kendisi de var demek ki. Hocam bir de ruh hakkında çok merak etme bir şey var. Ruhun cinsiyeti var mı? Efendim? Ruhun cinsiyeti var mı? Yok mu? Yani bir erkekteki kadınla bir şey var. Hocam bir de ruh hakkında çok merak etme bir şey var. Ruhun cinsiyeti var mı? Yok mu? Evlenmek istediğim kızla ara ara seviyeli bir şekilde konuşup görüşebilir miyim? E konuşup görüşebilirsiniz. Haram, işecek olan bir şey var. Hocam bir de ruh hakkında çok merak etme bir şey var.
Ruhun cinsiyeti var mı? Efendim? Ruhun cinsiyeti var mı? Yok mu? Yani bir erkekteki kadınla bir erkekteki ruh var. Var mı dedim, ben de yok mu dedim. Sen yok mu oldun? Ruh hakkında hiçbir şey bulamadım. Biz de bilmiyoruz çok zaten. Evlenmek istediğim kızla ara ara seviyeli bir şekilde konuşup görüşebilir miyim? E konuşup görüşebilirsiniz.
Bir kız haram işleyecek olduktan sonra bunda bir sıkıntı yok. Haram. Bunun burada sorması dahi belki de sohbetlere gelmeyen bir arkadaştır bu. O yüzden sorma ihtimali olabilir. Arkadaşlar, evlenecek olan kız veya erkeğin üç sefer karşılıklı oturup konuşma hakları var. Değil mi? Evlenme adayı bir kız veya evlenme adayı bir erkek. Birbirleriyle evlenmeyi düşünüyorlar. Yok işte herkesin içerisinde konuşulan yok görücü usulüyle, yok bakıcı usulüyle, yok işte ne usulü diyorsanız deyin buna siz. Evlenecek olan arkadaşların, şansların, kızın ve erkeğinle üç sefer makul bir şekilde görüşme hakkı var.
Din bu hakkı vermiş anneler babalar. Çocuklarınızı bu haktan mahrum etmeyin. Üç sefer oturup konuşacaklar. Oturup konuştu bitti mi oturdu konuştu bitti. Evlenmeye karar verdiler mi? Her ikisi verdiler. Allah yollarına tüketsin. Evlenemez. Geri kalan nefis, geri kalan şeytan, geri kalan haram. Birbirlerini tanıtacaklarmış da biraz konuşacaklarmış da bu İslam değil. Biraz çıkmaları gerekiyormuş da bu İslam değil. Yok çok böyle makulmuş da, çok edeplilermiş de, bazen bunu abiyane konuşuyor, kantanın topuzu kaçıyor. Bir kız, bir erkek evlenmeye karar vermişler, evlenecekler.
Şimdi kız diyor ki bana, biz makul bir şekilde işte birkaç ay daha üçte üç beş ay daha konuşabilir miyiz? Ben de böyle inceden söylüyorum, yani bu adam sana hiç dokunmayacak mı bu üç beş ay içerisinde? Dokunmayacak diyor. Diyorum bu adam adam değil kaç kından diyor. Ne diyorum ben? Kalıyor şimdi. Sen üç beş ay bir adamla konuşsan, o adam sana hiç dokunmuyorsa, bu adamın adamlığında sıkıntı var. Bu sen evlendiğinde de üç beş ay sana hiç dokunmayacak demektir. Veya dokunmayabilecek demektir. Din böyle değil. Gelirler Hazreti Ali Efendimiz'e sorarlar, bir kadının cinsel ilişkiye girmede en az günü ne kadardır diye dört günler.
Bir kadının dört günde bir cinsel ilişkiye girme hakkı var. Bu hak, bir erkek yerine getiremiyorsa hanımına diyecek ki, benden boşanabilirsin, bu hakkı ben yerine getiremiyorum. Bir erkek düşünemiyorum ben üç ay, dört ay konuşacak kızla nişanlı, dokunmadan ona duracak. Fıtratına yıkarın.
Eğer duruyorsa zaten, o zaman diyeceğiz ki bunun erteklik hormonları çalışmak. Hormonal bir dengesizlik var diyeceğiz. Allah bize affetsin. Böyle konuşmak istemez. Ama hem de yol olsun erkeklere de kadınlara da, evli olanlara da. Bir kadının hakkıdır dört günde bir ilişkiye girmek.
Dini hakkı. Bu ayıp değil, günah değil. Bunun arkasında çok psikolojik problemler yatıyor. Bunun arkasından ailelerin bakması, davulması, ailelerin mutsuzluğu yatıyor. Allah bizi affetsin. Ameller ancak niyetlere göredir. Herkese niyet ettiğini ise eline geçecek olan ancak odur kardeşlerim. Evet. Halk diline anlatılır. Sarhoş düşmüş, eli çamurlanmış sonra bir çocuğun başına elini silmiş. Çocuk adam beni sevdi diye sevilmiş. Sarhoş çocuğun sevilmesinden dolayı cennetlik olmuş. Sonunu bileydin başını okumazdı. Efendim ameller niyetlere göre ise Sarhoş'un niyeti elini silmekti.
Bazen insanlar kaskı olarak karşısındakine zarar veriyorlar fakat derdin ona iyilik yapmaktır diyorlar. Görünüşte iyilik gibi gözükse de kişinin niyeti iyilik değilse bu durumda mükafat nedir? Kişi iyi amel mi işledi? Kötü amel mi? Allah razı olsun sizden. Arkadaşlar insanlar kendi niyetlerine göre amellerini alırlar. O Sarhoş muhabbetini de çok tutmadılar. Ne alakası var? Bir kimsenin niyetine göre kendisi amelini alır. Niyetine göre. Allah bizi iyi niyetler deneylesin. Sizden hiçbiriniz müstesna olmak üzere muhakkak cehenneme uğrayacaktır ayetini. Açıklayabilir misiniz?
Evet cehennem sırat köprüsünün altına kurulur. O yüzden sırattan geçerken bütün herkes cehennemi görecek. Dervişin şeyhine edebit adarlı saygısı nasıl olmalıdır? Bir derviş şeyhi bir şey anlatırken sözünü kesmesi bu şöyle olmamalı mı?
Şunun şöyle olması gerekmendir gibi. Gereksiz şeyler sorup şeyhin sözünü geri atması, çok bilmişlik yapması, saygısızca yukalarca davranışlar yapması, diğer dervişlerin o kardeşi buğuz yapmalarının haklılıkları var mıdır? Dervişler böyle şeyler yapmazlar, bizde de yapan yok zaten. Dervişler böyle adaba mukayyir şeyler yapmazlar. Adı terviş olmaz yaparsın zaten. Neyse bu akşam da orada kalmıştı zaten ona devam edeceğiz inşallah. Mürittenin adabından biri de şeyhlerinin işaret ettiği şeyi sebebini bilsinler bilmesinler derhal kabul etmektir. Ahmet İbni Muhammed İbni Zekeriya'nın Ebu Abdullah el-Kirmali'den şu sözü naklettiğini duydum.
Tavaftaydım kalbime Ebu Amur el-Züccaci'nin Cüneyt'e sordu soru tevekküldür diye geldi. Tavafı bitirince ona gittim ve tevekkülden sordum. Dedi ki, ey Ebu Abdullah bugün seferde riyazat yoktur, evlenme vardır. Efendim dedi, nasıl evleneyim ben kendimi geçirdirecek şey bulamıyorum. Zannediyor musun ki dedi, sen evlenirsen rızkın kesilir. Evlen çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin sünnetine uymada bereket vardır. Hakikaten evlenince aradığımı bulduk. Şeyh Ebu Selim Muhammed İbni Süleyman'ın şöyle dediğini işittir. Kim üstadına niçin derse asla iflah olmaz. Yine dedi ki, bir adam Ebu Hafs'a bu hallere ne ile ulaştın diye sordu.
Ebu Hafs, şeyhlerimin bana işaret ettikleri şeyi tereddütsüz ve kalbime hiçbir karşılık gelmeden kabul etmekte diye cevap verdi. Bu yolun adamlarından birisi, bir kimsenin üstadına Kur'an ve sünnet dairesinde teslim olması lazım. Kur'an ve sünnet dairesindeki bir teslimiyet bizim için teslimiyettir. Bazı eski sufi kitaplarında şöyle ibareler okuyabilirsiniz. İşte sana sünnete tersmiş gibi gelen aslında sünnete ters değildir, sen uy. Veya senin dini bildiğine Kur'an ve sünnete göre tersmiş gibi bulabilir üstadın sana söyledikleri. Ama sen ona tabi ol, ona uy gibi lafızlar duyabilirsiniz.
Bu bizim yolumuz ve bizim için geçerli bir şey değildir. Mustafa Özbağ, dergaha girdiğinden beri savunduğu tek bir şey vardır. Tasavvufî hayat, sufi hayat, Kur'an ve sünnet dairesinin içinde olmalıdır. Küçücük zerresinden en büyük küresine kadar, küçücük adım atmadan, büsbüyük adımlara varıncaya kadar herkesin ve her şeyin bu manada ölçüsü Kur'an ve sünnet olmalı.
İmanların iştahı, iç sufilerin yolu olmalı. O yüzden bir kimsenin üstadına olan intisatlığı, üstadına olan mağlılığı, Kur'an ve sünnet dairesinde kalmalı. Kur'an ve sünnet dairesine uymayan, İmanların iştahlarına uymayan bir hali, Sufi, red etmese dahi, yapmama özgürlüğüne sahiptir. Benim gönlüm arzu eder ki, eğer, bizden böyle bir zuhur edecek olursa, kardeşler, bu hali, bu meseleyi, adat ve erkan dairesinde kalarak da, bize bu meseleyi uyarı noktasında, nasihat noktasında söylesinler. Gelip bu meseleyi anlayamadık, bu meseleyi çözemedik, bunu nasıl yapmalıyız?
Burada böyle böyle bir mesele var denmeliyiz. Veya sohbetlerde kısa bir cümleyi alan, veya bir kelimeyi alan, veya sohbetlerde bir meseleyi tam olarak var, hukukiyeti olmayan, o esnada yanı başındaki kimseyle sohbet ederken, başını, ortasını, sonunu kaçıran, veya o esnada sohbete tam olarak kendisini veremeyip de, kendi kendisine içinden herhangi bir şeyi duyar, veya söyle demiş de, demiş de, demiş de, demiş de, muhabbetine giren bir kimse, bir bakmışsınız ki ileride bir sürü başka bir mesele olmuş. Bunu gelip bizatihi kendisiyle konuşma, üstadı. Bizatihi gelip kendisine sorma. Ama bunun böyle nefis yapma değil. Nefsinden değil. gerçekten işin doğrusunu öğrenme, işin doğrusunu kabul etme, doğrusunu bulma açısından, o sözü söyleyene gidip, onunla istişare etme, onunla konuşma, onunla bu meseleyi, istişare etmesi en uygun yoldur.
Veyahut da, biz de, işte bugün gelen soruların hepsini, Cenab-ı Hak izin verdi, cevapladık. Buraya da yazabilir. Filanca sohbette, pişmancayı anlayamadım diyebilir. Filanca yerde, pişmanca meseleyi, tam kavrayamadım diyebilir. Bunun gibi, bu tip meseleleri, bu tür hadiseleri, direkt o kimsenin ağzından, direkt o kimsenin dilinden dinlemek, meseleyi daha iyi alınan, hırra anlaşılır hale getirir.
Kıymetli dostlar, son iki yüz yıl, tasavvuf hayatı boyunca, değişik sıkıntılar yaşamış. Tasavvuf hayatı. Bu, son iki yüz yıldaki bu sıkıntıların sebebi, sufi hayatın içerisinde bulunan, üstadların, halifelerin, nakiplerin, nükapların, bağların, çavuşların, dervişlerin, kendilerine ölçü noktasında, Kur'an'ı, sünneti, imanların iştahdını, ilk sufilerin yolunu, kendilerine ölçü etmemelerinden kaynaklanmış.
Eğer, bu noktada, biz hala da aynı noktada gidersek, bu sıkıntı halli olmayacak. Bu sıkıntı bitmeyecek. Bu sıkıntının bitmesinin en keskin yolu, Kur'an ve sünnete davranmak. En keskin yolu, üstad-mürid-mürşid ilişkilerinde, muhakkak sünnetin önde olması. Muhakkak, eski sufi adabının önde olması. Benim özellikle burada, Sülevi'nin Risalesinden ders yapmamın sebebi bu. Özellikle, Perşembeleri Husisi, Sülevi'den ders yapmamın, ve tasavvufun ana ilkeleri adı verilen, bu kitaptan ders yapmamın sebebi bu.
Sülevi, kendi zamanının kutbudur. Aynı zamanda müceddidi hükmündedir. Kuşeyri Risalesinden sonra, sufi adına yazılmış, derlenmiş en önemli kitaplardan birisidir. O yüzden, birinci derecede, şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna ne yaptığı değil, Kur'an ve sünnetin ne dediği.
Ben sufi hayatım boyunca, Allah'a çok karşılaştım. Bir yere giderdik, sohbete, işte orada başka dergahlarla başka, halifelerle, şeyhlerle olan ilişkilerimizde, hikmetini sorardım, bunun hikmeti nedir, filan gibisinden, sohbet esnasından, şeyhlerinin şeyhlerinin şeyhleri öyle yaparmış. Bazen böyle konuşurum ya, işte Cuma mübarende, dergahın önüne, şeyh efendi duruyor, bütün müritler Cuma mübareği yapıyor, herkes cebine harçlık koyuyor şeyhin.
Şeyhi de öyle yaparmış. Onun şeyhine de öyle yaparlarmış. Devam ediyor. Hatta şeyhin bir minderi var orada, hiç kimse oturmuyor o mindere. Gelen elini öperken, bunları açık açık konuşuyor. Gördüklerimi söylüyorum size. Gelen şeyhin elini öperken, alt oturduğu minderin altına da bir harçlık koyuyor. Şeyhi de öyle yaparmış. Bir şeyh efendiyle tanışmıştım, hiç bulunduğu ilçeden dışarı çıkmamış. Bunu bir maharet olarak anlatıyor. Sufinin adabındandır, seyahat deyince kaldı ortalık. Hiç seyahat etmeyen bir sufi, sufi olmaz.
Seyahat etmeyen sufinin seyri süluku da yoktur. Seyahat etmeyen bir sufi orada oturuyorsa, köşe taşı gibi onun seyri süluku olmaz. O yola çıkacak, aç kalacak, açıkta kalacak, yastığı patlayacak, motoru patlayacak, çatlayacak, yorulacak, uykusuz kalacak, kimseler istemeyecek, kimse el alacak açmayacak, nerede yatacağım demeyecek, nerede kalkacağım demeyecek, nerede uyuyacağım demeyecek, ne yiyeceğim demeyecek.
Bunu yaşayacak. O hiç bozulmamış, orada oturmuş. Hayır dedim, o hiçbir şey görmemiş. Hiçbir şey yaşamamış. Hiç yol yürümemiş dedim. Hiç kimseyle tanışmamış. Hiç kimseyle görüşmemiş. Hicret etmemiş. Hicreti olmayanın kemalatı olmamış. Kaldık. Ama sünnete uyacak her şey. Sünneti Resulullah'a uyacak bir üstanın hayatı.
Hazreti Peygamber, Salullah ve Selam Hazretlerinde hicret var. Hazreti Ebubekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hicret var. Hicretsiz değil onlar. Müslümanlar hicret etmeli. Müslümanlar hicretle tanışmalı. Bir beldeden bir belde Allah için gitmeli seyahate. Oraya zikre gitmeli, Sohbete gitmeli. Sakın gideceğiniz yerden yemek istemeyin. Su içmeyin. Su istemeyin. Yatacak yer, yiyecek yer, Uyuyacak yer, Rahatlanacak yer. İstemeyin. Hicretiniz Allah için olsun. Bunların hepsi de oluşurken sünnete uygun oluşacak. Hayatınızı sünnete uygun yaşayacaksınız.
Kur'an'ın insan üzerindeki tecelliyatı yaşayacaksınız. Tecelliyatı yaşantıdır. Sünnettir. Kur'an'ın yaşanmış halidir sünnet-i Resulullah. O yüzden bütün suhi hayatınız sünnet-i Resulullah'a uygun olacak. Etraftan sizi eleştirecekler, konuşacaklar, laf söyleyecekler, denikoz edecekler, sizin kıymetiniz edecekler, iftiranız edecekler, çekiştirecekler.
Her şeyi yapacaklar size. Eziyetlere katlanmak da sünnet-i Resulullah'tır. Halkın cefasına, avamın ezasına, avamın dedikodusuna, gıybetine, iftirasına avamla eş değerli olmadığınızı gösterir. Avam dedikodu eder, gıybet eder, iftira eder. Avam eziyet eder. Avamın dilinden, gözünden, kulağından, elinden, ayağından, fercinden aram çıkar. O yüzden avam zaten. Sufi bunlardan ayrılır. O sünnet-i Resulullah'a uygun yaşadığından dolayı avamla, avamsal davranışlardan, avamsal fikirlerden uzaktır. Sufi'yi avandan ayıran en önemli özellik odur.
Eğer o da delikodu ediyor, gıybet ediyor, iftira ediyor, suizam besliyor, büyük dam besliyor. O da laf gezdiriyorsa, o da laf dolaştırıyorsa. Ahmet şunu dedi, Mehmet bunu dedi, Hacca şunu dedi, Ayşe bunu dedi. Fişmancalı, fişmancası böyleymiş dediyse. Onu suflikten iç iç iç iç, payı puyu yok onun. Ona dağda çobanlık bile ettirmekler, üç tane koyun versen üçünde o kurtlara kaptırır gelir. Sufi sünnet-i Resulullah'a uyan kimse. O yüzden muhakkak edebil mühret ellerinizde, ellerinizde ve gönlünüzde olacak. Bizim en önemli eserlerimizden, kitaplarımızdan en önemli bizim başvuracağımız eserlerden birisi edebil mühret. Ahlakını düzeltmeyen asla Allah'a dost olamaz.
Sünnet-i Resul hakkına benzemeyen asla ve asla Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cemalini göremez. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle sohbet edemez, konuşamaz. O zaman bizim üstada bağlımız, üstada olan bakışımız, üstada olan tabiyetimiz de sünnet üzerine olacak.
Bu, bugüne kadar Türkiye'de cesaretle konuşulamayan bir... Çünkü bizde üstadçılık var. Üstadlarda da üstadçılık var. Üstadlar istiyorlar ki... Müritler üstadlarını sünneti uyup uyumadığına bakma, her şey üstadın üzerine kurulsun, her şey üstadın üzerine odaklansın. Bütün müritler üstad ne diyorsa onun yanlışını dahi, eksiğini, noksanını dahi tam görsünler.
Bir taraftan üstadın böyle göstereceğini derken öbür taraftan üstadın eksik ve noksanlıklarını yutturmaya çalışıyorlar. Üstadın kendi zatına, kendi şahsına ait olan eksik ve noksanlıklar farklı ama umumu ilgilendirenler farklı. Sünnete aykırı size bir şey söylüyorsan durun de. Peki dur. Sünnete aykırı bir şey var. Abi öbür türlü dur demeye hakkın yok. O ayrı. Ama ölçüyü kaçırıyoruz. Ölçüyü normal, düzeninde gitmiyor. Türkiye'de sufi hayat ve sufi fikriyat istenilen yerde oturmuyor. Birisi çıkıyor bütün Müslümanları küfürle itham ediyor. Adam üstada söylediyse doğrudur diyor.
Nurcular kafir, işte Hoca Efendi'nin cemaati kafir, işte Refahçılar kafir, işte Tayyip kafir, işte önüne gelen bütün cemaatlar kafir. Adam üstadını hak gördüğünden onu da hak görüyor. Veya bir kimse kalkıyor, ulu orta bir başkasının üzerinde olanca lafı söylüyor. Üstad söylüyor çünkü.
Ona birisi kalkıp ya gıybet oluyor demiyor kimse. Kardeşinizin üzerinde bir şey varsa gıybet yoksa iftira olur, hadis-i şerif. Bir şey varsa üzerinde gıybet yoksa iftira olur. Ölçüsü yok. Allah bizi affetsin. O yüzden üstadın söylediklerinin üzerinde Kur'an ve sünnetin içerisindeyse neden, niçin diye sorgulamak edebe aykırı.
Bilmiyorsan sus. Biliyorsan Kur'an ve sünnetin dışındaysa tatlı bir şekilde nasihat et. Uyar. Yüzüne ama. Gel de ki efendim hakkını helal et. Burada şöyle dedi bizden. Bu gıybet etmekten, iftira etmekten daha ehven. Gıybet edip dervişlerin arasında fesat çıkarmaktan gelip de üstadın yüzüne söylemek daha ehven.
Dervişlerin arasında laf dolaştırıp fitneye, fesada mahal vermektense ona gelip tatlı bir şekilde söylemek daha kardeşhane, daha namuslıca. Allah bizi onlardan eylesin. Onların adatlarından biri de kendilerinden nefis ve tabi ahlakını eksiltmeye çalışmaktır. Yine Kirman-ı Züccaci'nin şöyle dediğini işitmiş.
Beşeriyetimin bir zerre eksilmesi benim için su üstünde yürümekten daha iyidir. Bu işin ince perdesidir. Beşeriyetten bir şeyin eksilmesi makul insanız ya. İnsani hallerimizle mücadele etmek. Az yemek mesela beşeriyetten eksiltmektir. Buna örnek olarak. Az uyumak beşeriyetten eksiltmektir. Az konuşmak beşeriyetten eksiltmektir. Az giymek beşeriyetten eksiltmektir. Her şeyin bu noktada kendi üzerinde fiziki olarak yeme, içme, giyinme, barınma, tüketimle alakalı. Her şeyin azını tercih etmek, beşeriyetten eksiltmektir.
Herkese malum ve makul gelen şeyleri terk etmek, beşeriyetten eksiltmektir. Ve eskiler bunu suyun üzerinde yürümekten daha evla görmüşler. Mesela bir kimsenin gece namazı kılması suyun üzerinde yürümesinden daha evladır. Bir kimsenin orucu fazla sevmesi, oruçla hemhal olması, onun kabir haline vakıf olmaktan daha evladır. Bir kimsenin Allah'ı zikretmesi, onun semalarda tur atmasından daha evladır. Kerametlerden uzak durmak, kerametleri istememek, keramete gözünü dikmemek ve bu manada sünnet-i resulullah'a tabi olup istikamet istemek. Bu istemek bizim yolumuzdur.
Kerametleri inkar ettiğimi, hal ve rüyayı inkar ettiğimi aklınıza gelmesin. Gözünüzü oraya dikmeyin, gözünüzü kulluğa dikin. Gözünüzü kulluğa dikerekten yürümeye gayret edin. Sakın bazı yerlerde bazı sufic topluluklar var. Bunlarda bu tip manevi haller olmadığı için biz bunlarla ilgilenmiyoruz.
Biz sadece şurayla ilgileniyoruz deyip, kendi bu eksikliklerini örtmeye çalışıyorlar. Böyle bir derdimiz yok. Biz her iki kanatlı uçmanın, her iki kanatlı yürümenin, her iki ayaklı yere basmanın yolundayız. Bunu kulluğa dikeceğiz. Biz gözümüzü bundan rahı sevmeye dikeceğiz. Manevi haller, manevi tecelliyatlar olmayacak manasında değil. Bizim kardeşlerimizin içinden muhakkak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle manen görüşen, muhakkak rüyasında onu gören, muhakkak kabir haline vakıf olan, muhakkak duvarın arkasından haberdar olan kardeşlerimiz olacak. O yolun delilidir. O yolun delilidir bunlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gelir sahabeler, derler ki velilerle alakalı müjdeyi üç aşağı beş şükür tahmin ediyoruz.
Hadis-i şerif aynen öyle, Ya Resulallah ahiretini biz tahmin ediyoruz. Dünyadaki müjde nedir dediğinde, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine cevaben der ki, o velinin gördüğü rüyalarla, görünüyor rüyalardır der. Dünyadaki müjde. O zaman bu müjdeden uzak durmak yok. Bu müjde muhakkak, bu müjdeyle müjdelenen kardeşlerimiz olacak. Bu yolun delili muhakkak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kavru şeriften geçerken, o iki kişinin kabul azamı çektiğini görmüş, birisi last dolaştırdığından, gıybet ettiğinden, birisi de ayakta bevledip, sildiğinin üzerine sıçramasından dolayı, kabul azamı çekiyorlar demiş.
Bunu muhakkak, o topluluğun içerisinde bulunan dervişlerde gören kardeşler olacak. Bu yoğun delili. Bunları yok gören, hiçe sayanlardan cinni taifesini gördüyse, ve Hz. Peygamber Efendimiz onun etrafına bir çizgi çizip, cinniler ona dokunamadıysa, içlerinizden bazıları cinni taifesini görecek, nasıl sahabenin içerisinden şeytanı gören var ise, ve şeytanı tanıyan varsa, içinizden şeytanı tanıyanlar olacak.
Yolun delili. Yolun içerisinde melek konuşan, sohbet eden var ise, içinizden meleklerin, bir mürsini Kamil'in derganda, İbrahim Ali gören, imkar olun.
Yolun delilidir bu, Allah'ta yaşanacak. Delili. Nasıl savaşlar, bazıları döndüyse... Yolun delili. Yolun delilidir bunlar. Allah diyenin yanında, herkesi ya Muhammed diyen olduğunda, yolun delili.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, biz aynıydı, tebessüm edip geçecek. Ya o çirkin görenin, ne zaman iman edeceksin diyecek o zaman. Güzel ahlakının en güzelini gösterecek. Yolun delili. Yolun adabındır. Nasıl kakar radiyallahu an hazretleri geldi. Hz. Peygamberin, bu mübarek boğazına pırıncını dayadı uyurken, seni kim kurtaracak elimden dediler. Allah! Dedi ki, seni kim şimdi elimden kurtaracak? Dedi ki, sen hayırın, iyiliğin, güzelliğin önderisin. Sen sana yakışanı yap, ben bana yakışanı yaptım deyince, affettim dedi. Yolun delili, affetmek. Birisi sizin gırtlağınıza hançerini dayasa da, onu affedeceksiniz. Yolun delili.
O zaman, evet, A'da, beşeriyetten sıyrılıp, reviyete doğru yol almaktır. Muhakkak, bir tarafımız beşeriyet olarak kalacak. Ama, A şık, geri döndürülünceye kadar, beşeriyetten sıyrılmanın yolundadır. Tekrar geri döndürüldüğünde, o beşeriyetle yaşanacağını o zaman öğreniriz. Ve, bir tarafına beşeriyeti, bir tarafına uhreviyeti alıp yürürüz. O da, velilerin, mürşidi kamillerin halidir. Ama aşık, beşeriyetten kurtulmak için ne yapar? Gayret eder.
İşte o da diyor ki, bizim adamlarımızdan birisi de, beşeri hallerden uzaklaşmaya gayret etmektir der. Bu ne zamana kadar? Seyr-i sülukunu bitirinceye kadar. Seyr-i süluku bitti mi, ona yine bir beşer elbisesi giydirirler. Ve o beşer elbisesi giyerek de, beşeriyetin içerisine salınır o. Ve, beşeriyetin içerisinde, eza ve cefalara katlanır. O da yolun, adabındandır. Allah, bizi onlardan eylese inşallah. Amin. müşah için bir rüsûle verdi. Küfre verdi Şeyh Muhittin
ağabey. Bütün birbiran Hazretleri mübarek ruh cennetlerine, geçmiş bütün velilerin mürşid-i kamillerin evliyalarına aşıkkan sadıkan mühban ehl-i iman. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah. Afiyem mümrün ve emniyatun hadet-i hussellerine, ceddede ceddatların ruhlarına yaşayan mürşid-i kamillerin evlilerine aşıkkan sadıkan mühban emni iman. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah. Diyel-i übün ve emni minatun muhaneb-i sesellerine hediyeylemek. Vası ve sadar eyle ya Rab'im. Estağfurullah. Estağfurullah. Estağfurullah. El azîmen kerîmen de zîle ilahe illa gurur. El hangi gayyum ve türbüle güzübüle hîmüme şeytan ula cîm. Bismillahirrahmanirrahim. Evtâni zikr fâretmen Ve la ilahe illallah Weil fa'atma, selam bir
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.