mustafaozbag.org

319. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Ocak 2013 · 1:10:00

Kalpleri istediği anda, istediği yana çeviren Allah Celle Celaluhu, bu durumun bütün cülh-i irademiz ile bir ilgisi var mı? Evet vardır. Kim Allah'tan hidayet dilerse, Cenâb-ı Hakk'a hidayet eder. Bu noktada okulun istemesi, okulun bu noktada cülh-i iradesi ile doğruluğu, yiğit-i güzeli seçmesi önemlidir. Bu manada, bunu tek olarak, bu hadis-i kutsuyu alırlarsak, Allah sanki kulu iyiye doğru giderken kalbini kötülüğe çevirmiş gibi.
Veya kul iyilik içerisinde bulunurken, sanki kötülüğe Cenâb-ı Hak sevk etmiş gibi olur ki, muhtemel bir görüş değiliz. Bizim dini anlayışımız, bizim suhirlik anlayışımız cüz-i iradesiz değildir. Biz cüz-i iradesiz değildir ve insanların o cüz-i irade ile mükellef olduğuna inananlardanız. Eğer ki bir kimse bu noktada cüz-i iradesinin bir anlamı olmadığını düşünüyorsa, bu cebriyedir ki bizim yolumuz değiliz.
Her şeyi cüz-i iradenin üzerine odaklayanlardan da değiliz. Ama kendi üzerimizde, kendi üzerimizden çıkacak olan fiiliyat ve sözlerden mükellefiz, o kendi üzerimizden çıkacak olan fiiliyat ve sözlerin doğru, iyi, güzel olmasından sorumluyuz. Eğer böyle bir sorumluluk olmamış olsaydı, Allah peygamberlerini göndermezdik. Böyle bir sorumluluk olmasaydı, Allah peygamberlerine ne ile amel edeceklerini ve din olarak neyi algılacaklarına dair, onlara kitap değindirmezdi. O zaman şöyle bir şey çıkardı, herkes yeryüzüne inecek, yeryüzünde cennetlik olanlar, cehennemlik olanlar, Allah'ın içeriği takdir ve cebri ile tecelli edecek, Cenab-ı Hak kimi cehennemlik takdir ettiyse, cebrettiyse o cebrettime gidecek, kimi de cehennetlik olarak takdir edip, cebrettiyse, bakın cebri koyuyorum oraya, cebrettiyse o da cennete gidecek.
O zaman muhatap olmanın, o zaman iyiyi, doğruyu işlemenin, iyiyi, doğruyu anlatmanın, tebliğ etmenin, yeryüzü la ilahe illallah deyinceye kadar mücadele etmekle emin olunur demenin bir anlamı kalmaktır. O zaman Allah, kalpleri her an evren çevirendir. Allah'ın parmağı yoktur bu noktada. Bu noktada Cenab-ı Hak burada parmağı kullanır. Parmak ele bağlı, vücuda bağlıdır, kalbe bağlıdır. O zaman elin hareketi ve davranışı eldenmiş gibi görünür. Ama elde bir şey yoktur.
O hareket koldandır, kolda da bir şey yoktur. O hareket kalbin niyetiyle alakalıdır. O yüzden senin kalbinin evrilip çevrilmesi senin niyetinle alakalıdır. Sen iyiyi, doğruyu, güzeli niyetlenirsen, Allah sana iyiyi, doğruyu, güzeli verir. Sen kötüyü, çirkini, yanlışı niyetlenirsen, Allah sana kötüyü, çirkini ve yanlışı verir. Allah, ayet-i kerimede ben size hidayet yolunu gösterdim. Ayet-i kerimede nâlai ile öner. İsteyen o yoldan giderler. İstemeyen gitmez. Allah sizin kulağınızdan tutup da zikir halakasına cebrek getirme. Siz kendi iradenizle buraya geldiniz. Sufiler, mahzar oldukları lütufları kendilerinden görmezler.
Bu sufi terbiyesidir, bu ayrıdır. İncelik gösterirler. Sufiler bu noktada mütevazi davranırlar. Sufiler mütevazi davranaraktan kendilerine isabet ederler, kendilerinden zuhur eden iyilikleri, doğrulukları, güzellikleri Allah'a isnaf ederler. Bu cevriye değildir. Bu sufi inceliğidir. Kula teşekkür, Allah'a teşekkür ettir. O zaman kulun üzerinden bir iyilik geldiyse ve kula teşekkür etmen gerekir. Ama kula teşekkürün arkası, o iyiliği yaratan, o iyiliği öğreten Allah'tır. Allah'a teşekkür etmiş Seyir Hüseyin. Burada kula teşekkür etmeye emreder Cenab-ı Hakk'ın. Bu noktada cüz-i iradedir. O yüzden kalpler Allah'ın elindedir.
Kalpler Allah'ın elindedir. İyiliği istersen sana, senin kalbini iyi yöne çevirir. Kötülüğü istersen Allah senin kalbini kötü yöne çevirir. Her iman eden şehadet alemine vakıf bulup iman etmemeyen şehadet alemine vakıf değil ise imanını yenilemesi gerekir. Hz. Allah Kur'an'ı Kerim'de ey iman edenler iman ediniz der. Bu noktada bir kimse iman etmiştir, imana şehadet eder. İman ettiklerine değil. İman eden kimse önce imana şehadet eder. Ondan sonra o şehadeti güçlendikçe bilgisi, ilmi bu noktada onun çabası, gayreti yükseldikçe onun iman ettiği şeylere şehadet etmeye başlar. Ey iman edenler, iman ediniz ayet-i kerimesi sufilerce çok önemlidir.
O yüzden sufiler her an imanlarını tazelemek, her an imanlarını bu noktada daha ileriye götürmek, nahal kavmi noktaya götürmek için mücadele ederler, onunla sorumludurlar. Bazı derviş abilerimizin hallerinde veya rüyalarında peygamber efendimiz, peygamber efendilerimiz de sallallahu aleyhi ve sellem konuştukları bilmiyorsunuz.
Efendim rüyalarda anlaşılır, ortak bir dil var mı, yoksa onlar mı bizim, biz mi mübarekleri dilinden konuşuyoruz? Bu karşılıklı konuşmalar nasıl gerçekleşiyor, anlatabilir misiniz? Allah razı olsun. Bu konuşmalar önce lisan ile başlar. Lisan ile başlarken karşıdaki kimse senin dilinden konuşuyor. İşte bir kimse üstadını görür, üstadını rüyasında gördüğünde, halinde gördüğünde kendi lisan ile konuşur.
Örnekliyorum, Abdülkarir Geylan Hazretleri de görür, Abdülkarir Geylan Hazretleri onunla Türkçe konuşuyor. Birçin dilersin. Onunla Arapça konuşsa ben o Türkçe'nla, birçin dilersin. Hiç konuşmalar dil, kelama gelmez. Senin kalbine inham olarak gelir. Kalbine inham olarak geldiğinden dil kalkar o yerden.
Tabiri caizse dilsiz dudaksız konusunda başlar. Sen belki de bir müddet daha dil dudak kullanırsın heyecandan ama onlar dil dudak kullanmazlar etsin. Gelecek olan cevap direkt senin kalbine inham olarak gelir. Bunları böyle açık açık anlatacak bir yer mi bulamazsınız? Bunlar ehline sırdır, ehline mağazdır derler. Eski surfiler konuşmalıdır. Bir derviş, tarihinde olmayıp sizin sohbetinizi dinlemek için yanınıza gelebilir mi? Gelebilir mi? Bu yüzden çavuşundan fırça yiyebilir mi? Çavuşlar fırça atarlar. Şimdi her ders yaptıran kimsenin ciddiyeti içinde orada dersinin kuvveti, dersinin oradan ciddiyette olmasını ister. Gayet normal ve doğal.
Bir yerde ders var, mağazede. Orada dersi yaptıran kimse ister ki, herkes derse tam teklif gelsin. Onları yaşadık hepimiz. Ben isterim ki gönlümden bütün, hiçbir yerde hiç kimse kalmasın. Herkes buraya toplansın derse. Kıyında, köşede, kenarda bir kişi kalmasın. Daha ileri, mayında da kapı kapı dolaşır. Dükkan dükkan dolaşır. Çivesi odur. E şimdi bir mahallede ders yaptıracak. Bayan ve erkek arkadaş orada ister ki, herkes derse gelsin. Herkes derse gelsin. Ama orada bir tek mazum görülecek bir şey vardır. Oradaki kardeşin, üstadın sohbetine gitmesin.
Üstadın sohbetine gitme noktasında akın sular vurur. Özel bir şey olmadığı müddetçe, üstadın kapısına kilit vurulmaz. Üstada gidecek olana engel olunmaz. Tersine bir şey olmadığı müddetçe, telefon açarken ona durup ona soracaksın, ona soracaksın olmaz. Tersine bir şey olmadığı müddetçe, üstadın orasına gitme, burasına gitme demez. Hiçbir kimse tarafından şerf düşürmez bunu. Ama velahin mahalledeki derslerin kuvvetli olması için de oradaki arkadaşlar buna gayret ederler. O yüzden derdenin toparlanması için daha insanın tadı sıkılır biraz. O çalışacak, gayret edecek, orada halakayı çoğaltacak, bir kişi daha Allah demesine sebep olacak. Ben öyle düşünüyorum. O gelmeyecek, o gelmeyecek, o gelmeyecek.
Orada ders otuz kişiyle olacakla beş kişiyle olacak. Ben onu daha ağır bulurum hatta. O daha ağır bulduğum halde suslarım şimdi. Millet nefsine düşer, nefsine yenilir çünkü. Benim için bir kimsenin derse gitmemesi ihanet gibi bir şeydir. Derse gitmemesi vefasızlık gibi bir şeydir. Benim vasiyetim var, hasta yatağımda da olsa alın getirin derim ben buraya. Perşembe mi? Perşembe. Ben burada derse geleceğim. Hasta yatakta da olsa, son nefes de olsa al getir son nefesi burada vereyim. Onun için ciddiyetidir. Böyle ciddi olmayanlarla yol gidilmez. Onlar yolda satarlar insanı. Bugün hasta olur, yarın elbisi gelir. Ertesi gün dayısı gelir.
Ertesi gün çocuğu hasta olur. Benim meşhur sözüm var ya, bizde çocuk yok mu? Bizde altın yok mu? Kapının arkasında süpür gemi. Bizde çocuk yok mu? Yapma bebek menetekinden. Oyuncakçıdan alınma bu. Bir insanın dersi varsa dersi vardır. Orayı insam etti bağlandı mı? Bağlandı. Orada durur o. İkinci bir şıkkı yoktur. İkinci bir alternatifi de yoktur. Ben üstadıma bir söz söyledim. Efendim sizi mezara veya kendi mezara konununcaya kadar size ve dergahınıza hizmet edeceğim. Bunun haricinde benden bir şey bulmayacaksınız. Benden başka bir şey görmeyeceksiniz. Ne pahasın olursa olsun. Bu kadar.
Mustafa efendim büyük konuşuyor ne olur? Ben bayındırlıyım efendim. Benim bayındırlıyım dememin sebebi trelliler böyle bir sıkıntı yaşandıydı. Bayındırlar, trellileri çok sevmezler. Biz trellileri çok sevmeyiz diyor demişler, çok sevmeyiz diyor. Karakteristik bir özellik bizde. Git bayındırlara, bayındırlara gidip bayındırlar demişlerdi. Trelliler de çok sevmezlerdi. Kendi başlarında bir cumhuriyet gibi davrandılar. Kamalarına buyur. Hatta o gün neyanete pavyonunda bir yerde denk gelse patı büdü patı büdü dörtler atarlar kemağı. Siz ne arıyorsunuz burada diye bizim bulunduğunuz yerde diye. Bizim gençliğimiz de bu normalde meşhurdur.
Ben bayındırlıyım efendim. Değil ki baktı öyle. Hani bayındırlının ne özelliği var der sesine. Efendim ben bir şey söz verdim mi geri dönden dedim. Daha bugüne kadar geri döndüğüm olmadı dedim. Oğlum sen kaç yaşındasın dedi bana. Efendim ben derim babam öldü on beş yaşındaydım. On yıl geçti. On yıl, yüz yıl gibi yaşadım benden. Usta efendim büyük söz dedi. Dua elbet, Allah sözümü tuttursun dedim. İnşallah onu dedim. Bitti. Benim anlayışım budur. Benim ikinci bir anlayışım yoktur. İsterse benim o beraber gittiğim kimse baktıkça baksın. Ben onu bırakmam. Ben onu terk etmem. Ben ondan elimi çekmem.
Zarar ediyor, verir. Yanlış yapıyor, yapar. Eksik yapıyor, yapar. Ben elimi çekmem orada. Ders var mı orada? Büyüklenmek için söylemiyorum. Allah'ın götürü, ikramı, yardımı. Ben şeyhime intisam ettimden beri bir perşembe dersi gitmemek midir bilmiyorum ben. Bu kadar. Bir yerde ders var. Oraya gidilmesi lazım. İdirde ders var mı var? İdirde herkes toplanacak dersini yapacak. Örneğin.
Gürsü'de var mı var? Toplanacak yapacak dersini. Orada o kimsenin derse gitmemesinin bir tek bahanesi vardır. Üstadın sohbetine gitmek. Hatta eğer orada önemli ders varsa orada ve orada toplanılması gerekiyorsa, orası önemliyse, oradaki gedik açılacaksa, kalede bir sıkıntı olacaksa orada, üstadın dersini de terk eder oraya gider. Orada gedik açılırsa çünkü cemaatta gedik açılır. Bak, orada gedik açılmaması benim için daha önemlidir.
Bakın benim için. Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi gelirdi, hasta evi olur. Ben gidemeyeceğim yani. Ben evde hizmetimi yapardım onun. Efendim müsaade ederseniz ben derse gidemiyorum. Sen git oğlum. Veyahata Hacı Remzi abinin evinde kalırdı, Barbaros'un evinde kalırdı zaman zaman. O rahatsızlığı arttığı zaman. Onlar evinde kaldığından mesela, o yakacak, rahatsız, sağlığı iyi değil. Ben kalayım onu olmasa derdim. Peki efendim derdim. O orada kalırdı, ben gelirdim derse. Oradan gedik açılırlar. O yüzden kardeşler bu noktada disiplin ederlerse, o disipline uymak lazım. Ama üstadın sohbeti var. Yani ona gidermiş kardeşler giderler, katılırlar. Bunda bir sıkıntı olmaz. Bu geçerli mazaretçı ama bir de adam kendi nefsinden de yapar. Ne yapar mesela?
Mahalle dersini beğenmez. Mahalledeki dersini de beğenmez. Mahalledeki arkadaşlarını da beğenmez. Kendince özellik sağlar. Ben üç tanrım dersine gidiyorum der. Bizim yanımızda özelliği yoktur. Benim yanımda özelliği olan sahada çalışan, tırmalayan kimsedir özelliği olan. O sahada çalışan, tırmalayan ders yapacağım, ders yaptıracağım, henneti toplayacağım. Onlara işte öğreteceğim, orada zikrulamıyorum, şu olacak, bu olacak diye tırmalayan insan benim yanımda var. Benim yanımda var. O önemlidir. O yüzden kardeşler derslerine dikkat edecekler. Disiplinli olacaklar. Disiplinsiz insan hiçbir yerde faydası olmaz. Bunun için de cinsi irade lazım. Eğer cinsi iradeyi bu noktada kabul etmezse bir kimse o zaman disiplini de kabul etmez.
Allah bizi affetsin. Sizin en üstün olanınız Allah'tan en çok korkanınızdır. Hücura Suresi ayet 49. Sevmek, korkmaktan daha güçlü bir olay değildir. Niçin? Allah insanları korkularından dolayı üstünlük veriyor. Sevgilerinden dolayı vermiyor. Seven korkar, sevmeyen korkmaz ki. Bir kimse seviyorsa korkar, seviyorsa edep gösterir.
Seviyorsa terbiye edilir. Seviyorsa ona kıymet verir. Bir kimse sevmiyorsa sevmediğinden korkmaz. O aşka korku değildir. Sever insan sevdiğini incitmekten, sevdiğini üzmekten, sevdiğini kırmaktan korkar. Sever insan sevdiğinin bir ankaşını kaldırttırmaktan korkar.
Bu öyle bir hal gelir ki o kimse hayatı öylesine ince noktalarda, ince merkezlerde yaşamaya başlar ki ona ki sevgiliyi üzmeyeyim, sevgiliyi incitmeyeyim, sevgiliyi gücendirmeyeyim diye. Bu korku cehennem korkusu değildir. Bu korku azalt korkusu değildir. Bu korku sevdiğini görememek. Sevdiğinle beraber olamama korkusudur. Bu korku sevdiğinin yörüngesinden çıkma korkusudur. Gerçekten seven insan anlar bunu ancak. Bu sevmeyen insanın da unzuruna gibidir bu. Sevmeyen insana ince saz gibidir. Seviyorsa o kimsede en büyük korku vardır. Sevmek insanı fütursuz etmez. İnsanı fütursuz eden nefsaniyetidir.
Fütursuz şehvaniyetidir insanı fütursuz eder. İnsan öylesine şehvaniyete dalar, öylesine nefsaniyete dalar, korkmaz ki. Asıl sevmeyen olur. O yüzden buradaki Hücura suresindeki bu korkuyu sevenin korkusu olarak alın hakikaten. Ama bunun ilmel yakin noktasında baktığımızda evet o kimseyi siz korkutursunuz. O henüz daha insan olmamıştır. O henüz insan olmadığından dolayı onu korkuyla yola getirirsiniz. O henüz daha kemale ermemiştir. O henüz daha ince ruhlu olmamıştır. O henüz daha ince ahlak olmamıştır. O henüz daha doğruyu yanlışı eksiği bilmiyordur. Siz onu cezayla yola getirirsiniz önce. Bu kaba bir şeydir.
Ama geçen gün doktor bir şey söyledi yukarıda. Dedi ki siz atar mıydınız dedi kalemi. Sen atar mıydın? Hayır. Ama bir başkası atar mı atar. Bir başkasını atmadan engelleyecek olan nedir? Ona dersin ki sakın ha. Yapma. Bunun cezası var. Doktorlar hastalarını korkuturlar. Gidersin sen doktora öyle değil mi doktor? Korkutuyorsunuz değil mi hastaları? Ne diyorsun? Sakın ha. Böyle yaparsan ölürsün.
Sanki ölmeyecek adamın. Sigarayı bırakmazsan kanser olursun, ölürsün diyor. Tak sigarayı bırakıyor. Hayatta bu ilaçları veriyorum sana. Bu ilaçları motomat kullanacaksın. Kullandığının kağıtlarını bana getireceksin diyor. Motomat. Doktor ilacının tesirli olması için hastasını korkutuyor. Onu tedavi edecek çünkü. Onu iyileştirecek. Doktorun derdi o hastayı iyileştirmesi.
O hastayı iyileştirmek. O hastayı korkutmak değil. O hastayı cezalandırmak değil. Doktor anneni korkutuyor. Sen tatlı yemeğe devam edersen senin dedi iki gözünü daha alacağız. Oraya takma göz koyacağız dedi. Annemin gözleri doldu anında. Ben böyle kaldım. Kadın zaten rahatsız. Psikolojisinden dedim. Yerde bür ediyor. Bir anda toparladım kendimi. Annem kimseyi dinlemiyor ki rahmetli. Arkanı döndüğün anda yarım kilo bal yiyor. Şeker beş yüz elli kadında gelen. Bir korkuttu annemi. Annem bir müddet öyle sükunetle gitti. Dedim ki doktor annemi düşünüyor. Korkutun kendimi. Senin dedi böbreklerini almak zorunda kalırız dedi. Annem kaldı. Doktor onun iyiliğini düşündüğü için korkutuyor. Allah da kullarının iyiliğini düşünüyor.
Allah kullarını seviyor. Kullarının iyiliğini düşündüğü için kullarını korkutuyor. Diyor ki sakın ha kulların. İmansızlığa doğru gitmeyin. Bir cehennem kurdum oraya. Eğer imansızlığa doğru gider, kötülüğe doğru gider, yeryüzünü fitneye, fesada, kana, zulme bağırsanız sizi cehennem bile cezalandırır. Kulun iyiliğine, kulun ebedi hayatını kurtaracak.
Kulun ebedi hayatını kurtarması için Cenab-ı Hak onu korkutuyor. Biçı düştü. Aynel yatiyin hâli. İşte o sevgiliye gidiyor. Dostluğu bozulmasın diye korkutuyor. Diyor ki bak dikkat et kendime. Benim dostluğumu bozucu haramları işleme. Eğer dostluğumu bozucu haramları işlersen seninle yolunuz çetrefilleşir. Hak gel yatayım ne? Diyor ki ey dost sakın ha bir an da olsa benden gafilete düşme.
Gafilete düşmekten hep kork. Bu uzun bir sohbet tabii. Bu kadarlık yeter herhalde. Buradaki korkuyu anladığımız herhalde öyle değil mi? Allah bizi anlatsam da anlayanlardan eylesin. Amin. Tefsir kitaplarından hangisini tavsiye edersin? Bende bir hayli tefsir kitabı var böyle şataat gibi olacak şimdi ama taberi tefsir olabilir. Elmanınki olabilir. İnşallah.
Kur'an'da hepimizle alakalı sureler var. Allah orada tefsircilerin hepsi de demişler ki Cenab-ı Hak burada tevazu yapıyor. Biz demekle. Bazı sureler harflerle başlıyor. O harflerin anlamı var mı? Yasin, Taha gibi muhakkak anlamı var. Mehdi ala Resul zuhur edince anlamlarını da söyleyecek. Mehdi'nin en büyük alamet-i farekalarından birisi, Kur'an-ı Kerim'de bugüne kadar açıklanamayan muttaha yasin gibi olur. Anlamları şu anda açıklanmamış olan bu harflerin anlamlarını açıklayacak.
Kalüvela nedir ruhların yaratıldığı zamandır? Hz. Adem Aleyhisselam'dan sonra insanların soyu nasıl çoğalmıştır? Adem'den Havva her ikisinden de çocuklar oldu. Adem ve Havva'nın çocukları birbirleriyle yani kardeş kardeşe mi evlenir diye okurmuşlardır? Bu nasıl olmuştur? Çaprazlama oldu. Bir batımda bir erkek, bir kadın da oldu. Diğer batımda bir erkek, bir kız da oldu. Birinci batımda doğan erkek, ikinci batımda doğan kız aldı. Birinci batımda doğan kız, ikinci batımda doğan erkeği aldı. Çaprazlama evlendiler. Bunu tefsirciler böyle tefsir ederler, tefsirler. Birisi şunu diyebilir, ben buna inanmıyorum. İnanma kardeşim biz buna böyle inanıyoruz.
İnanmadığın şey akli bir şey mi? Değil. Bizimki aklimi, bizimki de nakli. Öyle nakletmişler. İstihare nasıl ve ne için yapılır? Şüpheye düştüğünüz şeylerle istihare namazı kılınır. İki rekat Allah kısarası için namazı ver, niyet edilir, kılınır. Son tahiyyatta selam verdikten sonra o kimse istihare doğasını yapar. Kalbine ne gelirse onunla amel eder.
Bu sünnetin Resulullah'ta geçen istihare. Rüyaya yatmak yoktur sünnette. Allah'a yadırırsın, yakarırsın, ısrar edersin. Bunlar farklı şeylerdir. Ama rüyaya yatmak yoktur. Bidat ne demektir? Günümüzde yapılan bidatlar nelerdir? Bu uzun mesele. Bidat, Kur'an ve sünnetin ve imamların içtihatlarının dışında olan şeyler bidattır. Dini noktada. Günümüzde yapılan bidatlar nelerdir? Bir sürü bidatlar vardır. Bunları tek tek çıkarmak lazım. Tek tek bunları anlatmak lazım. Uzun bir sohbet konusu. Ama velakir benim etrafımda öyle çok bidat işleyenlere karşılaşmıyorum ben. Bu noktada belki de benim yaşadığım ortamda benim yaşadığım arkadaşlar bidattan biraz uzaklar herhalde.
Ama muhakkak toplumda bidat işleyenler her zaman için varlık mümkündür. türbe ziyaretlerinin adamı nasıl olmalısın? Türbe ziyaretlerine subiler giderler, türbenin başına Beytullah'ın sırtlarını alırlar. Türbede yatan kimsenin kalbine kalplerine rağbide ederler. Rahat ederler. On bir İhnaş bir Fatiha okullar. Ders kağıtlarında Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden üstadlarına bütün müminlere karşı hediye ederler.
Ve orada yatan Zat-ı Şerif'in de ruhaniyetine hediye edilir. Dua edilir. Allah'a niyazda bulunup türbedeki kimsenin orada yatan kimseyi Zat-ı Şerif'i vesile ederler. Türbedeki kimseden bir şey istermez, türbedeki bir kimseden medet bulunmaz. Türbedeki kimseye Yağmur Sultan Hazretleri bana ekmek verdirmez. Şeriatan böyle. Nazar boncu takmak günah mıdır? Evet. Süz eşyası olarak kullanılabilir mi? Hayır. Başak Aslan terazi gibi burçların bir anlamı var mıdır? Burç konusunu açıklar mısınız? Yani muhakkak ki dünyanın güneş gezegeninin etrafında dolaştığı bir burçlar sistemi var. Bu burçlar var. Ama o burçlardan bir şeyler çıkarmak yok. Sorarlar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine.
Ya Resulallah dünya neyin üzerinde? Her balığın üzerinde. Başka bir ateşte ineğin üzerinde. Orhan burçlara devir teşkil eder. Devir teşkil ederler onu. Fıtrat ne demektir? İnsanların fıtratında olan şeyler nelerdir? Gözünün, alnının altında olması. Kaşının, alnınla gözünün arasında olması fıtrattır. Burnunun altında dudağının olması fıtrattır. İki tane kulağının olması fıtrattır. Kulaklarının, kepçelerinin öne doğru bakması fıtrattır. Hiç kulağı ters gördünüz mü siz? Yok. Kulağı ensesinde insan gördünüz mü hiç? Var mı? Hilkat kalemesi gibidir o. Evet. Onlar işte bu tip şeyler olursa bunlar normalde fıtrat değil. Bunun ameliyatla düzeltilmesi lazım. Örnek. Dinden o ameliyatla düzeltilecek. Estetik yapılacak.
Öbür türlü hiç kimsenin kulakları ensesinde çıkmaz. Bunlar fıtrattır. Dağların yerinden oynayacağına inanın, fıtratın değişeceğine inanmayın. Hadis-i şerif. Ama budur fıtrat olan. Bir kimsenin ahlakı fıtrat değildir. Onun huyu muymuş, sinirlerince dövüyor mu? Onun ahlakı bozmuyor. Ben bir eve, kadın koca ilişkisinde böyle tartışmışlar, eve gittim ben.
Kadın camları, tabakları kırmış, tencereleri, tavaları atmış. Ne bu dedim ben? Bunun huyu böylemiş dedim. Huyu böyleymiş. Çocuğa dedim, yarın boşamın dedim. Çocuk da kaldı, kadın da kaldı. O sinirli, vuvuvuvuvuvuv diye sesler çıkaran kadın, muhallebi gibi oldu on dakika sana. Abi ben boşanmak istemiyorum dedim. Yok dedim, ben indirmiyorum gardımı. Yarın bu kadını alacaksın, sana emrediyorum dedim çocuğu. Yarın bu kadını alacaksın, babasının evine götüreceksin. Deyeceksin ki dedim ben. Malınız defoluymuş. Kaldı şimdi size böyle. Kendisine bir şey yapacak diye. Dedim oğlum, dervişler inayim olacak.
İşte biraz böyle ne olacak diye. He? Nasıl kıyıyorsun? Derviş nasıl olacak? Kırı mı kalacak? Derviş olamazsınız. Sakın öyle hanım, bir sürü kat filan demeyin. Kalk, kal, kal, kal derse ne yapacaksın? Yandı ortalık. Hatta kalk, bir de bana kalk derse ne yapacaksın? Çocuğa dedim, abiciğim ben kırı mı kal derken bu kadar demedim dedim ben. Geliyiz. Güzeldi. Çocuğa dedim, bir tokat vurmayacak. Daha bardak... Hemen annesini babasını arayacaksın.
Gelin kızınız her tarafı kırıyor. Alın götürün mi sen dedim ben. Geçenlerde de henk geldi. Yükkanın önünde. Sohbetlere gelmiyor şimdi. Dedim nasıl bardaklar kırılıyor mu? Allah razı olsun abi abi abi dedi. Bu yeter sana benim bak. Sana bir yeter dedim bak bardak kırılmaktan kurtuldun sen. Huy değil, bu kötü ha. Kızgınlık huy değildir, kötü ha. Kibirli bir huy değildir, kötü ahlattır. Sinirli bir huy değildir, kötü ahlattır. Hz. Peygamber der ki ben güzel ahlakı tamamlamak için illerimdir. Güzel ahlak verin. Dersimizi nasıl ve ne zaman çekmeliyiz bunu anlatmayayım. Anlatırsam Sivaslı Hacer abi gelecek aklıma çünkü. Biz Nazirliğe gittik orada arkadaşlara sohbet ettik, ondan pişman.
Şeyh Efendi'yi götürdük tanıştırmak için. Şeyh Efendi sohbet ediyor. Size aldat olsun. Bir yere gittiğiniz zaman orada sohbet eden çavuşun, orada sohbet eden zakerin, orada sohbet eden halifenin, şehidin sözü kesilmez. Söz onun ağzından alınmaz. O oraya bir strateji uyguluyordu, oraya bir o biliyordu. Kimin ne olduğunu o biliyordu, sen biliyorsun. Adamın vardiyası vardı, adamın ertesi sabah işi vardı, adamın orada sıkıntısı vardı. Oranın çavuşu biliyordu. Ben şimdi iyi diye gideceğim, iyi dedim. Sıkıntısının problemini iyidirler bilir. İhtiyacını onlar bilirler. Sen git, yarma gibi orada bir şey konuş, bütün cemaatı alt üst et. Yusufilik değildir.
Şimdi tam Şeyh Efendi Hazretleri Allah rahmet eylesin. Anlatıyor bir şeyler. Allah rahmet eylesin. Alamet yok ki. Bakın kardeşler, aradan laf alıyorum. Sabahleyin saat beşte kalkınır, dörtte dört buçukta beşte kalkınır, temin bir abdest alınır. Onunki rekat teheccül kılınır. Üzerine beş bin tehlike çekilir. Sabah namazı beklenir. Sabah namazı kıldıktan sonra yine dersinizi çeker, ardından işrah kılarsınız. İşrah kıldıktan sonra yine beş bin tehlike veya bir kısım Kur'an-ı Kerim tilavet edilip duha namazı kılır. Ondan sonra öğlen namazı, öğlen namazından sonra arkasından dersler, ikinci namazı arkasından dersler, akşam namazı.
Akşam namazından sonra altı rekat evvami kılınır, her iki rekatta bir selam olur. Ondan sonra tekrar derse oturur, akşam dersi çekilir. Ardından yatsın namazı okunur, yatsın ezan okunur, yatsın namazını kıldıktan sonra yine beş bin tehlike çekilir. Bir kısımda Kur'an-ı Kerim tilavet edilerekten, geciki rekat gece namazı kılınaraktan yatırır. Bir tanesi ardından yavaşça gitti. Ondan cesaret alan ikisi daha gitti. Tabi bu arada Şeyh Efendi sözü alıyor geriye, mübarek Allah rahmet eylesin. O tekrar giriyor sözler. Biz o gece kalacaktık oradan, benim saçlar dikerdi tabi, ben gidiyoruz dedim. Bunlar da kalınım diyorlar.
Şeyh Efendi dedi, Mustafa Efendi gidiyoruz dediyse vardım dedi, gidiyoruz dedi. Sil geçler, silmiyor. Aziz bizim arabayı kullanamadı, çekti, kenara ben kullanamayacağım efendim dedi. Şeyh Efendi dedi, Mustafa Efendi geç yolun. Hikmet iste dedi, mübareklerden yürü oğlum dedi. Mesela geçtim ben. Allah ne verirse basıyorum ben. Sinirde var ya ben bizim. Biz iki ay, üç ay gitmişiz. Namazı bir de artık başlarına tutmamışız. Orada bir şeyler yapacağız diye uğraşmışız. Camide kalmışız orada. Yolun kenarların cami var. Hiç kimse bilmiyor. Eve dönüyorum zannediyor. Ben gidiyorum caminin orada bahçesinde kalıyor. Hatta bugün imam dedi, ben her şeyi bitirdim.
Ben de kalkata gelmek istiyorum dedim. Orada şeyler varmış. Tabuklar varmış. Tabuklar varmış. Arası da tabukların içine giriyoruz gibi abi. Hani ölmeye hazır. Biz de iki üç kişiyiz orada. Namazı gel dedim ya. Sen nasıl olsa ölmeye hazırsın. Ölmeye hazır olan hiçbir şeyden korkmaz. Biz bir başladık sikılda. Hocayı ırdatma. Yok değil mi? Ben de ben de atmışsınız. Koca hani ölmeye hazırdım ben. Ayakımızda böyle bir şey yapmadım. Aman kardeşim camiyi terk edin dedi. Biz de içeri alırlar bunu. Allah bizi ablıyor. Şimdi dersi anlatmayın ben. İsterseniz anlatayım ama anlatayım. Zaten bu anlattıkla bir şey çıkardınız siz. Bir derdiş, farz olan ibadetleri yaptıktan sonra hangi sünnet ve nafile ibadetleri yapması gerekiyor?
Farzları yerine getirin, nafilesi sünneti arkada gelip düşmeyin siz kendiniz. Bir kişinin bir üstada bağlı olup, bağlı olmama konusundaki durumu nasıldır? Bağlı olan ve olmayan kişi arasındaki farklar nelerdir? E okula gidenle okula gitmeyen arasındaki fark gibidir. Aşılı ağaçla, meyve ağacıyla aşısız meyve ağacı gibi. Şimdi iyidir, ben burada. Kimin var armutun? Ne bilizin var? Armutlar aşısını olunca ne olur? Deli ne oluyor? Deli armut değil mi? Deli armut değil mi? Biz de deli armut değil mi? Onun tadımsız olmadığı bir yapşak yapşak olur adamlar. Değil mi? Böyle bir şey yaptırır, insanın dibini lamağı bozar değil mi? Aynı değil, bizim oradaki deli armutlar dair.
Aşısız armut, deli armut. Bizde de zeytin vardır ya, delice zeytin derler. Delice. O zeytinin dibinden çıkar böyle. Onun da meyvası olur. Asla yemezsiniz, sabun dair olmaz ondan. Ha şimdi çok olur bunun. Böyle katmazlar bizi de, sabunluğun içerisine dair koymazlar. O böyle gider. Allah bizi affetsin. Bu zikre geldiğimiz için bize ruhcu musun, tarikatçı mısın, uçma, kaptırma kendini bir yerlere karşı cevabımız nasıl olmamızdır?
Ooo, onlara cevap yetişmez. Ben 26 yıldır yetiştiremedim. Ben yetiştiremedim. Hemen onlar derler, şimdi bir yere gidersin sen, hele böyle yeni gidenler de böyle yeni bir aşkla böyle kendisine bir hava da verir. Etrafa da biraz ahkam keser. Ondan sonra işte yolda kafasını sallaya sallaya gider. Elinde tesbih. Ondan sonra etrafa böyle bir bakar, bir bakış fırlatır. Hani sen ne yapıyorsun orada biraz? Namaz kılarken böyle hay görüyormuş gibi davranır. O böyle, var ya, bu böyle yolun cilvesi bu. Bunu yapmadın diye bir insan ya, hayır ben yapmadım. Yok yapma ya, hayır. Evimizin arasından bir çıkar böyle. Hatta bir kabristandan geçerken selam verir.
Sen bütün kabristana ulaşıyorsun. Nasıl ya kabristandakınlar? O buradan bir selam verir. Zannedersiniz ki kabristan kongaya kalkıp ona selam veriyor. Bunlar yaşanır. Ve ama bunun arkasından insanlar başlarlar. Sen huucun oldun, o zaman başlar o kimse. O zaman evet oldum dese mesele bitecek. Ama bir türlü o oldum diyemez. Diyemez. Diyemeyince de alev edin ortalık. Lan ne? Oldum desen bitecek mesele. Huucu mu oldun? Evet ondan olur. Sen huucu değilsin öyle mi? Ha evet. Haa. Hu Allah demek sen Allah tarafından değilsin demek. Sen tarikatçı mı oldun?
Evet. Sen şakın olma. Kalın. Ben Şeyh Efendi'den ders aldım. Orman işletmesinde muhasebe bölümünde çalışıyordum. Bana Şeyh Efendi zâkirlik verdi. Günlerden pazar zâkirliği verirken bana rüya yorumunda verdi. Dedi oğlum sen rüya da yorarsın dedi. Aynı anda bu. Pazartesi tak kapı kol bin. Ben daireye geldim. Böyle kapı şey çift kanat açılıyor. Barka buladı gibi. Ben girdim selamünaleyküm dedim ben. Bir şef vardı bizim İrfan. O da böyle masası onu tam ortada. Biraz çok konuşurdu böyle. O sabah günaydın dedi. Günaydın İrfan Bey dedi.
Ya gün akşam seni rüyamda gördüm dedi. Hayırlısı olsun abi dedim ben. Dur hayırlısı olsun deme dedi. Ne diyeyim abi dedim ben. Rüyamda dediler ki dedi. Sen rüya yorumu verilmiş sana. Benim rüyamı sen yoracakmışsın dedi. Dakika bir böyle bir. Demişlerdir be İrfan abi dedim ya. Yok yok yok öyle değil dedi. Ciddi ciddi dedi. Hayırdır abi sonra dinlerim dedi. Yok dedi. Rüyamda özellikle söylediler. Sakın ha rüyanı ona anlat. O hayır diyecek sana yine anlat demişler. İrfan abi böyle söyleyeyim sen. Mustafa Özbağdem'in dakikadır gol bir. Neyi nereden saklıyız kardeşim?
Neyi kimden saklıyız abi? Anlat İrfan abi dedim. Hayırdır inşallah. İrfan Bey rüyayı anlatıyor. Rüyayı anlatırken İrfan Bey'in yüzünden ben gördüğü rüyayı görüyorum. Gördüğü rüyayı görürken de kalbime rüyanın manası geliyor. Mustafa Özbağdem'in bu başka bir alem. Tabii ben o gece yaptım. Şimdi bu uzay filmleri var ya ışıklar rengaren böyle adamın kafasında gidiyor çıkıyor böyle adamın üzerinden çıkıyor var ya. Onlar yirmi beş yıl önce olduydı. O gece rengarenk ışıkların içerisinden o alıyor beni atıyor bir tarafa orada başka bir ışık var. Oradan bir ışık çıkıyor, oradan bir ışık giriyor. Her yoruldum, terledim.
Ne zaman sabah olacak bilmiyorum. Gözüm açıp kapatıyorum devam ediyorum. Ertesi gün İrfan Bey rüyayı anlattı. Dedim ki Mustafa Özbağdem'in dakikadır ölmüş. Yapacak bir şey yok. Rüyasını tabir ettik. Nereyi saklayacaksın? Ertesi gün mahalleden bizim bir kız vardı. Bir alt sokakta. Mustafa günaydın. Günaydın. Akşam rüya gördüm seni sevdim ben. Ben sarıyor dedim kendi içimden. Hayırdır inşallah dedim. Aynı şey onun üzerinde de cehennet ediyor. Ha Mustafa Özbağdem'in bu öyle değil. Ben dairede rüyacı başı olmamadım. Allah'ın rüya gelin ama Mustafa'ya git söyle diyenleri tabir ediyor. Birisi diyor ki rüya gördüm dediler mi bana gönderdiler mi?
Hayır. O zaman sen benden değilsin. Ben kim anlatacağım? Sen başkasına anlatacağım bana. Göndermemişler seni. Sen başkasına anlatacağım. İrfan Bey diyordu ki en şanslı benim birinci benim. Şimdi insan onu normalde derviş olunca biraz böyle etrafında bir şeyler var. Hele bir de rüya falan görünce hali ahvali biraz. Sen biz neler rüyuyoruz biliyor musun sen? Haline biraz geçer. E lazım sufilikte. Öyle büyüyor insan. Ama akabinde o kimse ona sen sufilisin dediğinde de o hayleri yaptıysa saklama ihtiyacını duymayacak o zaman. O açığı sen verdin. Elinde doksan dokuzlukla dolaştın. O açığı sen verdin. Kafanda sarıkla nışarlarda dolaştın.
Bahadırlık yaptın. Sufi sufilerini biraz ilk zamanlarda girmeyecek. Televizyonda bir ailenin bulunduğu ortamlarda eşyaların kendi kendine alev aldığını görüyoruz. Böyle bir şey olabilir mi Allah razı olsun? Olabilir. Din nasihattır. Yaşça ve tecrübe olarak kendinden büyük insanlara da nasihat edilir mi? İnce bir noktadan nasihat etmek lazım. Bu tip şehir efsaneleri çok olur. Bardaklar dolaştır evden. Dinlemişsiniz siz. Tabaklar dolaşıyordu. Dinli tayfesi tabakları dolaştırıyor filan. Bunlar şehir efsanedir sizden. Buyurun doktor. Birkaç sorum olacaktı sorabilir miyim? Buyurun. İlk sorum biraz özel. Benimle alakalı mı seninle? Sizinle alakalı mı?
Özel bir soru. Aile hayatımın haricinde hiçbir şey benim için özel değildi. Peki. Allah'ın Azimüşşarman korkuyormuşsunuz? Hayır. Yani o bağlıkta korkum yok yani. Hangi bağlık? Az önceki söylediğim imer yakin noktasında bir korkum yok. Aynen yakin noktasında bir korkum yok. Beni cehennemde cezalandırma cezalandırmasıyla alakalı bir korkum yok. Hayır ondan bahsetmiyorum. Ben de onu diyorum ama. Rahatından korkuyorum. O korkum şöyle. İnsanların özel anları vardır. Özel buluşma saatleri vardır.
Sevgilisini bekler ya insan. Acaba gelir mi diye kork, gelmez mi diye korkar. Korkuysa evet korkum yok. Korkuyorsunuz yani. Eğer bunun adı korkuysa bunu nitelendiremiyorum ne olduğumla alakalı. Ama ben böyle kafası kırık bir insanım. Aynen ben de öyle. Benim özel yerlerim vardır mesela. O özel yerlere giderim yani. Yollarda benim belirli yerlerim vardır. Yalnız seyahat etmemin sebebi olur. Yani benden korkuyor musunuz? Senden korkuyor. Bir insandan korkunun nasıl olduğunu hiç takmam. Korkmuyorsunuz.
Allah kahladan korkuyor musunuz? Bir insandan korkunun nasıl olduğunu takmadığı için. Nasıl olduğunu bilmiyor. Cenab-ı Hak beni bir insanla korkutmadığı için bu güne kadar. Cenab-ı Hak tam korkuyorsunuz yani. Cenab-ı Hak'tan korkmuyorsunuz yani. Efendim? Cenab-ı Hak'tan korkmuyorsunuz. Bakın Allah'tan korkmaksa bu, bunu nitelendirmek sana aydır. Özel bir hal vardır, an vardır. Ben acaba gelmez mi diye, içimde bir ürperti, içimde bir üzüntü, acaba içimde bir korku vardır. Gelmez mi diye mi korkuyorsunuz? Evet. Acaba cevap vermez mi bana diye, içimde öyle bir korku, öyle bir üzüntü veya içimde öyle bir heyecan, öyle bir kıpırtı değil bana. Değil. Laatından, efendim?
Laatından korkmuyor musunuz? Ben çok böyle korkudan korkanlardan değil. Ben korkudan korkanlardan olamadım hiç, o yüzden asıl korkunun ne olduğunu bilmem. O zaman sevmiyorsun. Yok. O manada sevmiyor olabilirim ama benim korkumsa o, benim dediğim şey onun adına korku diye nitelendirilebilecekse, bana cevap vermez diye çok üzülürüm, çok korkuysa bu veyahut da içim çok yıpranır. Bu farklı bir şey herhalde. Bunu korkuyla mı nitelendirirsin senin felsefenin neyle nitelendirirsin bilemem. Ben bunu korku olarak nitelendirmiyorum.
Bunu sadece kendi içerisinde, içinde bir ünküverdi, bir heyecan, kendi içimde böyle bir... Yani kendi kendine değişik bir duyum böyle, tanımlanamalı bir şey, bunun bir heyecan kasırması, bir böyle ümitle, ümitsizlikle, korkuyla, korkusuzlukla, belirsizlik gibi. Efendim? Belirsizlik. Belirsizlik gibi. Ama o belirsizlik de böyle bir, benim içimi yine içime sındıramayan, acaba ne olacak diye böyle bir hayretle olan, böyle bir değişik anlamlı bir şey bu.
Yani bilmiyorsun. Yok. Yok, geçen hafta her şeyi bilen biri var mı diye sormuştum ya. Muhakkak her şeyi bilen birisi vardır. Bu kimse normalde, sen şimdi bana özel söylediğinden dolayı ben patinaj çekiyorum. Yoksa bir başkasına sormuş olsan, bunun bir başkasıyla alakalı olmuş olsan, Allah'ın izniyle bunu çatır çatır işin içinden çıkarın. Ama velakin insan kendi, insanın en çok zorlandığı şey, kendi duygu dünyasının diline dökebilmesidir. Ve kimse, benim en çok zorlandığım dersen ki, hayatımda en çok zorlandığın şey ne? Kendi içindeki duygu dünyasının dilime dökemeyişi olarak görür. Onu dilime dökemem, dilim tutulur, belirlen olur, böyle kelimeleri karıştırın, cümeleri karıştırın, harflerin yerini karıştırın.
Edebiyatım bozulur o esnada benim. O zaman ayete göre biraz ters düşmüyormuşsunuz. Biz hep ters düşüyoruz ki zaten. Ayete. Hı hı. Senin bakışından ters, benim bakışından değil. O yüzden senin bakışından terslikler olur. Ayet ne diyor? Allah'tan en fazla korkanlar takvaya ermez. En fazla korkanlar. Tamam. En fazla korkanlar. Allah'tan korkanlar. Allah'tan en fazla korkanlar. Tamam, ben onu soruyorum. Allah'tan korkanlar. Allah'tan, Allah'ın azabından, cezasından, cefasından değil. Buradaki Allah'tan, Allah cehennemi değil, yakması değil. Tamam. Buradaki korku, Allah. İşte korkuyor musunuz? Bunun altı, direkt sevgi.
Bir kimse, onun Cenab-ı Hak kullarının önünde veyahut da dil olarak çevrilirken korkmak olarak çevrilmiş. Korkmak olarak algılayın. Bu noktada bir sıkıntı yok. Korkuyorsunuz yani. Eğer buysa ben korkuyorum. Bu noktada bak. Dediğim noktada. Gelmezse diye. Peki sır nedir? Sır. Bir şeyi bilmemek diye biliyorum ben. Yok. Sır, bir şeyi bilmektir. Bilenin sırrı olur, bilmeyenin olmaz. İşte bilmeyene sır olur. Bilmeyenin sırrı. Bilene sır, bilene sırdır. Bilmeyene sır neydir?
Yani bilmemek var işin için. Diğerleri bilmiyor, biri biliyor. Birisi biliyor. Birisi biliyor, o bilene bildiği şey. Ama diğerleri herkes bilmiyor. Birisi biliyorsa, o bildiği şey ona sır olarak verildiyse sır odur. Başkası bilmiyor yani. Başkasını da bilebilir. Başkasını da bilebilir. Ama o bölüm, o bölgede, o zaman sır olmaz. O olabilir. Normalde oranın sırdır. Sır bilmemek değil diyorsun. Değil. Sır bilmektir. Bilenin sırrı olur, bilmeyenin sırrı olmaz. Karşısındakiler bilmiyor ama. Karşısındakiler bilmedikleri için bilmedikleri şeyin sırrı olmaz. Ama karşısında birisinin bildiğini biliyorlarsa, bildiğini biliyorlarsa, bildiğini de söylemiyorsa insanlar şunu derler.
Bu biliyor, bildiğini söylemiyor. Sır saklıyor. Yani bilmiyorlar. Aynen öyle. Benim bildiğimi... Biz bilmiyoruz. Siz bilmiyorsanız, size sır değil bu. Ben bir şeyi biliyorsam, örneğin, bir rüyanın temvil edildiğini ve temvil edilirken böyle bir hal yaşandığını, sen daha önce böyle bir şey duydun mu? Örneğin, dergaha gelmez öyle. Sen duydun mu doktor böyle bir şey? Bilmiyorlar. Ama bu benim içimde sırdır. Peki, her korkunun arkasında bir sır var mı? Sırhın içinde dahi sır var. Korkunun arkasında var mı? Her şeyin arkasında bir sır vardır. Biz onun perdenin önünde korkmak olarak görebiliriz. Bizim öğretimiz, bizim algılayışımız onu korku olarak görüyorlar.
Bizim öğretimiz, bizim algılayışımız onu korku olarak gördüğü için biz ondan korkuyorduk. Ama korkunun arkasında muhakkak sır vardır. Var değil mi? Vardır. Vardır. Peki, o zaman Allah'tan korkan biri için? Allah'tan korkarsa o sırla ulaşır. Allah'tan korkarsa mı o sırla ulaşır? Evet. Allah'tan korkmazsa ama imel yakin ama aymel yakin ama hakker yakin noktasında o sırla ulaşamaz. Her istemeyen şeyin arkasında bir sır vardır, hayret vardır yani. Yani o korkarsa o sırla biliyordur. Korkuyorsa o sır, o sırrı ona gösterirler zaten korkmanın neticesini. Evet.
Yani biliyorum bu sırla. Biri. Siz korkuyormuşsunuz? Tekrar söyleyeceğim. Ben o ilmel yakin ve aynel yakin noktasında bir korku tanımadım. Tamam. Hakker yakin noktasında demedim. Tamam. Kendimi böyle konuşmak istemem çok. Anladın mı? Anladın mı? Anladım. Ama o kendinle alakalı değil. X kimse, hakker yakin noktasında geldiyse, o hakker yakin noktasına gelen bir kimsenin korkusu, sevgilinin kaşını kaldırmasıdır abi. O hakkel yakin noktasındaki korkusu sevgiliye dilekçeyi uzanır da dilekçenin kabul olunmamasıdır. Hakkel yakin noktasındaki korku sevgiliyle sohbetin uzamamasıdır.
Hakkel yakin noktasındaki korku sevgiliyle hemhal olamamaktır gibi. Onun korkusu farklılaşır. Bunun adına korkmak dersen, bunu ilmi olarak anlatıyorum size. Bunun adına korkmak dersen korkmaktır bu. Ben onu korkmak olarak nitelendirmiyorum dedim, kendi iç aleminde. Ben onu kendi iç aleminde bir heyecan olarak nitelendiriyorum. Kendi iç aleminde bir hayret olarak nitelendiriyorum. Kendi iç aleminde müthiş bir beklerki, müthiş bir tasarma, müthiş bir tusunami olarak bende o. O benim kendi içimdeki iç duygu. Onun adına dışarıdan bakan kimse korku koyduysa korku koydu, ümit koyduysa ümit koydu. Dışarıdan bakan bir kimse serkeşlik koyduysa serkeşlik koydu.
Aymazlık koyduysa aymazlık koydu, dışarıdan bakan bir kimse. Dışarıdan bakan bir kimse ona sarhoşluk dediyse sarhoşluk oldu onun adı. Onun adını ben biçimlendirmek istemiyorum, biçimlendiremiyorum çünkü. O farklı bir şey. Ama bunu ilmi olarak bana sorarlarsa, Evet hakcel yakin noktasında korku sevgiliyle arana perde girmesidir. Ondan korkar. Sevgiliyle perdelenmekten korkar hakcel yakin noktasındaki kimse. Bunu ilmi olarak söylüyorum, kendi üzerimdeki tecelliyat olarak söyleniyorum. Ve o korku onda durduğu müddetçe sırla müttalip olur. Şimdi aşık olmayan sevgiliye bu noktada bu korkuyla yaklaşamaz. Bu noktada yaklaşamaz.
Bu ancak aşık olanlar için yeterli. Bir kıza aşık olsa bir erkek, bir an için o kızın kendisini kızmasından, kendisine küsmesinden, kendisine azarlamasından, öylesine veya kendisini bir şeyle perdelemesinden, buluşmaya gelmemesinden, öylesine korkar ki, o sevgilisinin istemediği hiçbir şey yapmaz. Biz onun adına korku dersek, evet korkuyordur o, yapmıyordur. Ama onun adı korku değildir aslında. Onun adı sevgidir aslında. Veya bir kız aşık olur bir adama, aşık olduysa o adama, o adamın istediği noktada gider. Onun istediği dairede yürür. O dese ki, kanattan uç, o gider çarşıdan bir kanat alıp, ben böyle avruladım, böyle uçmaya çalışıyorum da, atar kendini beşinci kaptan, kolunu bacağını kırar.
Aşık olmayanların avrulacağı, avrulacağı bir şey değildir. Aklıyla bakanlar, aşıkla avrulayamazlar. Ve aklıyla sevenler, kalbiyle sevenleri de avrulayamazlar. Aklıyla bakıp görmeye çalışanlar, aşklarıyla bakıp görenleri hiç avrulayamazlar. Ve onları asla avrulayamayacaklardırlar. Ancak o kalbiyle seven, kalbiyle aşıklığa yakalayan, ve kalbiyle yürüyen kimse için yeterlidir bu. Sufilik de kalp ayağıyla yürümektir, akıl ayağıyla değil. O yüzden, o sufinin korkusu, dışarıdaki insanların korkusu gibi değildir. Dışarıdaki insanlar Allah'ın azabından korkar, o yüzden azabı Allah'ın sıfatıdır, kendisi değildir. Allah'ın cehenneminden korkarlar, cehennem Allah'ın yarattığı bir şeydir. Allah'ın kendisi değildir, örneğin.
Zabı değildir. Bilgi, aklıma ait, kalbime ait. Bilgi, aklıma ait, kalbime ait. Bilginin iki hali vardır. Bilginin zahir noktası, akla aittir. Fatın noktası, kalbe ait. Namaz kılmak, aklın işidir. Ama namazın içerisinde sevgiliyle hem alet ve kalbin işidir. Yaklaştıran da akıldır. Ezan okunur, namaz vakti geldi deriz. Aklın işidir. Ama o namaz kırmış, içsel olarak kalbin işidir. Aklımıza bakarız, herkes namaz kırdı deriz. Kalbin vakti, burada bazılarını namaz kırmıyor deriz. Burada zikrullahı astık az önce, şimdi tekrar yapacağız.
Aklımıza baktığımızda herkes zikrullah yapacak. Ama içinden birisi şunu diyecek. Yarın çekim var, nasıl da desem. Yarın şu işim var, yarabbi şu işime yardım et. Bunlar bakın makum şeyler mi? Evet. Bir kimse zikrullah'ta dua edebilir mi? Evet. Zikrullah'ta bir isteğini dinlendirebilir mi? Evet. Tam zikrullah yeridir. Ama birisi de diyecek ki, senden seni istiyoruz.
Senden seni istiyoruz. Hiç istedin mi ondan onu? Nasıl istedin? Yoluz'un işte. Yoluz Aleyhisselam. Yoluz Aleyhisselam. Dağdan Allah'ın hayranı sıvı nedenle koktu ve bayıl diyebilir mi? Kim? Musa Aleyhisselam. Musa. Allah'ın sıfatımız tınına, zatımız değil. Ondan zatımız demişti. O dedi ki, ya Musa beğenemezsin, dağa bak dedi. Dağa baktı bayıl. La da ort gün. Redish. Yaun sonastezna. Delisin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi