mustafaozbag.org

318. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 28 Aralık 2012 · 50:37

Aklıyla aşk yöpünün zıttı ile kucaklaşamazsınız, açıklarsanız sevinirim. Soruyu sorana sorun, sözlü söyleyene sorun.
Bir kimse bir söz söylerse, o sözle alakalı bir soru, o söyleyene sorun. Eğer o sözlü söyleyen, o sözün manasını algılayıp da o sözü söylediyse, onun cevabını verir. Ama o sözü söyleyen kimse, o sözün manasını algılamadan söylediyse, o zaman manasını algılamadığı bir söz söylemiş olur ki, Allah muhafaza eylesin, onun için sıkıntılı olur.
Yoksa herkes bir söz söyler, o her söz söyleyenin sözüne burada cevap vermeye kalkarsak, işin içinden çıkamayız. Bir kimsenin dili yalan, gıybet vesaire değilse ve bu haliyle çevresine zahal ediyorsa, o kardeşe nasıl davranmamız lazım? Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Kardeşlerinize nasihat edin. Ey iman edenler hepiniz sulha girin, şeytanın izinden girmeyin. O sizin apaçık düşmanınızdır. Bakara suylesi bir kimse, hala daha günahlı değilse ne yapmamız gerek? Onun adına tövbe. Etrafınızdaki insanların hatalarının kusurlarını araştırmakla geçiyorsa ömrünüz, kendinize de tövbe.
Kılın ardına öyle namazı kılmamız gerekir mi? Hayır, nereden çıktık? Şeyh Vahdus programlarında af konusu, af konunun konuşmalarında sahibine tanışalım demiştiniz. Konuşmalarda sahibi de sizleri izlediler mi, bizleri biraz ayrımlatır mısınız? Sahibine sormak lazım yani. Hal dervişi abilerimiz tarafından her ay peygamberleri ve şeyhini göremeyen, dördüncü makama geçemeyen, imanını kurtaramamak gerekiyor. Fakat ben sık rüya gören bir riskleyin düzenli olarak üstadımın ve zikrula meclisini takip edip, iştirak edemiyorum. İmanımızı kurtarmak, hal derviş olmak olur. İmanı kurtarmanın yolları nelerdir?
Bir kimsenin hal görmesi, o kimsenin Kur'an ve Sünnet dairesinde yaşadığına bir delildir. Fakat o kimseler bunları kendilerince kurtuluşa ermiş gibi görürlerse, onlar için de çok büyük zararız. Allah muhafaza etsin. O yüzden bir kimse, Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapıştı, o Kur'an ve Sünnet dairesinde, çerçevesinde yaşamaya devam ediyorsan, onun için sıkıntılı bir noktanın olduğuna dair bir şey söyleyemeyiz. Allah muhafaza etsin inşallah. Ama önemli olan hal görmek değildir. Hal görmek bir ölçü gibi kalırsa, bu sıkıntı olur.
Hal görenler kurtuldu, görmeyenler baktığı noktası olur ki Allah muhafaza etsin. Asıl kurtuluş, istikametli bir şekilde Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışmaktır. Kurtuluş noktası insanlar için başka bir şeyler olmaması gerekir. Hal, muhakkak bu noktada reddedilmeyen bir unsur, bir tecelliyat.
Ama ve lakin hal görenler kurtuluşa erdi, görmeyenler ermediği noktası doğru değil. Muhakkak ki dervişanın içerisinde bu tip şeyleri yaşayanlar olacak. Bu tip şeyleri yaşayanlar, yaşamayanlardan daha üstün, daha faziletli noktası değil. Sizin üstün olanınız, takvaca üstün olanınızdır. Takva, haramlardan uzak durup Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışmaktır.
Takva, helal dairede yaşamaktır. Takva, insanlara hizmet etmektir. Takva, Allah ve Resul'ün yolunda gitmektir. Takva, insanların içerisinde, insanların aydınlanmasına vesile olmaktır. Takva, zikirle hemhal olmaktır. Takva, o kimsenin gönlü muhabbetullahla dolmasıdır. O yüzden bunu sadece hal gören kardeşlerin üzerinde bunu odaklarsak yanılırız.
Ama sadece halin dışında bir sufilik, bir tasım kurulursak yine yanılırız. Bazı sufi topluluklar, gazı dergahlarda bu tip şeyler yaşanmıyor. Bu tip şeyler yaşanmayınca onlar bu tip şeyleri red ediyorlar. Kabir haini red eden şeyh tanıdımlar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle hazretlerinin rüyada görülmeyeceğini söyleyen şeyh tanıdım. Rüyada görenlerin yalan söylediğini söyleyen şeyh tanıdımlar. Bırak rüyada görünmesine inanmıyor. Normalde zikrullah da zikrullah esnasında, rabıtada veya zikrullah esnasında bir halin neticesinde görünmesini de kabul etmeyen şeyhler tanıdım.
Kabir halini, zikrullah da hal görmeyen, yakaza halini reddeden şeyhler gördüm. Kalbin ilham almasını reddeden şeyhler gördüm. Tabi onlar kendilerinde böyle bir hal olmadığı gibi, dervişlerinde de böyle bir hal yok. O yüzden onlar red kapısında duruyorlar. İş böyle bir noktaya gelince, o zaman tasavuz yolu, sufilik yolu da normal düzleminde devam etmiyor.
Normal düzleminde devam ederken, bunların devam edecekse bunları reddetmek. Bunları yok görmek mümkün değil. Aynı zamanda bunları yok görmek mümkün değil derken, sadece amaç bunlar olması da doğru değil. Amaç sadece hal görmek, güzel rüya görmek değil. Burada amacımız istikamet dairesinde Kur'an ve sünneti yaşamak. Sufi ve sufilik amacı Kur'an ve sünnet dairesinde yaşamak ve yaşatma mücadelesidir. Burada insanlar, burada kardeşler hal görecekler diye bir kaide yok. Ama onu reddetme noktamız da yok. İçinden muhakkak olması gerekir mi? Cevap evet.
Bu yolun delili hükmündedir. O kardeşler daha faziletli olduğu hükmü çıkmaz bunda. Eğer sadece hal gören kardeşler faziletli, geri kalan faziletsiz derse, büyük bir yanılgı içerisine düşmüş oluruz. Allah'ın hafaza eylesin. Özenli olan bu noktada insanın Kur'an ve sünnet dairesinde yaşamasıdır. Üstadlarından birisi de ilk zamanlarda seyahat etmektir.
Yahya İbni Cella şöyle dedi, Fişrafi'nin şöyle dediğini işit dedi. Seyahat ediniz. Çünkü su seyahat edince güzelleşir. Durursa bozulur ve sarılır. Evet bütün sufiler, sufilerin ortak bir adabı vardır. O da seyahat. Üstadımız Allah rahmet eylesin. Riyazatı, çile çekmeyi, itikafa girmeyi, işte kırk günlük çileleri, riyazatları seyahate bağlardı.
Onun bu zamanın çilesi seyahat derdi bana. O yüzden seyahat etmek, bol bol seyahat etmek. Bu seyahatı Kur'an ve sünnet dairesinde yapmak. Yapmak ve amaç Allah rızası, Allah için olması, sufi avraplarındandır. Eski sufiler de seyahate çok önem vermişler. Oturdukları yerde oturmamışlar. Bir yerde oturmayı met edilecek bir nokta görmemişler. Kendilerine seyahate emretmişler. Ve seyahat noktasında ileri safhalarda durmuşlar. Bizim ilk dergahımızın kurucusu, Hacı Bekir Baba ateşleri de Mahmud-i Hüdayi dergahında yetişmiş. Ve Mahmud-i Hüdayi dergahının o günkü şeyhi, onu seyahatla emretmiş. Demiş ki, yedirlerse yiyeceğim, yatırırlarsa yatacağım, bindirlerse bineceğim demiş.
O da tecelliyata tabi olup yedi yıl seyahat etmiş. Yedinci yıl Mısır'da Abdurrahim Neşabi'den ve Abdurrahim Tantevi'den icazet alıp İstanbul'a dönmüş. Zamanın Şehir İslam'ından da icazetini alıp Çorum'a, kendi memleketine döndüğünde bakmış ki annesi onun dergahını ve tekkesini yapmış. Ve orada hizmetine devam etmeye başlamış.
Vefat ettiğinde Hacı Ali Aydar Efendi Hazretleri gelmiş, ahiz kalır. O da ahiz kadar manevi emirle gelmiş Çorum'da dergahın başına oturmuş. O da seyahat etmiş. Ardından Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri dergahın başına oturmuş. O da seyahat etmiş. O da devamlı gider, dervişleri dolaşır. O anında seyahat eder, sohbet eder, zikreder. Bu fakir Neşe İlacı Abdullah Efendi'yi tanıdı. Şeyh Efendi Hazretleri de devamlı seyahat ederdi. Sağlığa el verdiği müddetçe son döneme kadar seyahate devam etti. Ne zamanki iyice ağır başlı, yatağa düştü, o zaman seyahatı terk etti. Son demine kadar Şeyh Efendi Hazretleri seyahatlerine devam etti.
O yüzden bizim yolumuzun adabıdır, erkanıdır, ölçüsüdür. Bizde seyahat vardır. Bu noktada kardeşler de kardeşlerini ziyaret edebilirler. Şu anda zaten seyahatla alakalı kapı ardına kadar açık. Hizmet etmek isteyen, koşuşturmak isteyenin seyahat kapısı açık. O yüzden hizmetle alakalı olmak şartı kaydıyla kardeşler seyahatten geri durmamalılar.
Ve bir yerde bir program varsa, buraya gidilmesi lazım deniliyorsa Veyahut da demilmese dahi kardeşler mümkün olduğunca programların bulunduğu, hizmetin bulunduğu yerlere ama hizmet etmek kastıyla. Ama sadece giderek, hizmet ederek o seyahat şartını yerine getirebilirler. O yüzden bu noktada ama ticaret için seyahat eden, ama Allah için seyahat eden, ama bir kardeşini bu noktada ilim öğrenmek için, zikretmek için, ticaret için, bir kardeşini ziyaret için, akrabalarını ziyaret için seyahat, her zaman için o kimseye büyük mükafat oluşmasına,
büyük mükafat verilmesine sebep ödektir. Allah bizi onlardan eylesin. Amin. Sufilerin adamlarından birisi de, dünya malı rızkı varken hiçbir şey yokmuş gibi fakirlerle oturmamaktır. Bu ne demek? Bir yerde birisi fakir fukaraya iftar veriyor.
O kimsenin iftar yiyecek, iftar yapacak mali durumu varsa, fakir fukaranın iftar ettiği, fakir fukaraya erzak dağıtılan bir yerden gidip iftar etmesi caiz değildir. Eğer yanınızda yiyeceğiniz, içeceğiniz var ise, yiyeceği, içeceği olmayanların yanında durup, yiyecek, içecek beklemek dilenciliktir. Hatta sufi, yiyecek, içeceği olmasa dahi, kendisine dilenme kapısını kapatmalı. O ayet-i kerimede içinizden öyleleri vardır ki, ihtiyaç sahibidir ama susarlar istemezler, ayet-i kerimesinin üzerinde tecelli etmesi gerekiyor. Sufi, öyle olmalı ki, dışarıdan görenler, onun mal varlığı, parası, pulu, hali, ahvali yerinde görmeli.
O kimse kendisini aç, ihtiyacı var, sefil, tutaç noktasında göstermemeli. Tabiri caizse ot yemeli, dudağında kürdan taşınmalı. Aç durmalı, dudağında kürdan taşınmalı. Bu işin zor kısmıdır. Bir kimsenin halini yapması haram mıdır, değildir. Bir kimseye ihtiyacını bildirmesi haram mıdır, değildir. Ama ihtiyacını beyan etmemek, ihtiyacını göstermemek, işin en güzel tarafıdır. O yüzden, sufilik, bir kimseye, bir şeye muhtedir, olduğun halde, kendi dairende, kendini muhtedir, olduğunu göstermemek, gizlemek demek değildir.
İnsanlar vardır, paraları vardır, gizlerler. İnsanlar vardır, kendilerince yaşayacak halleri ve durumları vardır, gizlerler. Bunu, kendi parasını, pulunu saklamak için, veyahut da dilenci noktasında durmak için, insanlar ona yardım etsin, istedikleri için, kendisini yokmuş gibi gösterirler. Allah muhafaza etsin. Sufilik, kendisini varmış gibi göstermektir. Yokmuş gibi göstermek, Sufi adabından değildir. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Hani meşhurdur ya, Hazreti Ömer Efendimiz, Radülillah Oğan Hazretlerinden, birisi, Şeherillah der, bir şey isterdi. Hazreti Ömer Efendimiz, onun üzerinde bir, torbası vardır.
Açar bakar, torbasında buğday, aklında kaldığı kadarıyla, arpo ve buğday gibi bir şey var. Onun içerisinde, bir günlük yiyeceği, iki günlük yiyeceği var. Alır onu torbasından, Hazreti Ömer Efendimiz, orada hayvanların önüne döküyoruz. Ondan sonra ona başlık verir. Der ki, bir günlük yiyeceği olanın, dilenmesi caiz değil mi? Demek ki, bir günlük yiyeceği olan, ne yapacak? Dilenmeyecek. Bir günlük yiyeceği olan, yedip de, fakir vukaranın hakkını yemeyecek. Hacca, ömreye gidenler bilirler. Adam yoğurt dağıtır, ekmek dağıtır, su dağıtır, tırlarla.
O Müslümanlar, birbirlerini çiğnerler. Oradan bir tane yoğurt alacağız, su alacağız, ekmek alacağız diye. Toplanırlar tırların başına. Üşüşürler. Oysa, genel manada, hacca giden kimsenin, hali vakti yerindedir. Hadi içinde yüzde 10'u, yüzde 20'si, hali vakti yerinde olmasın. Ama Müslümanların, o tırların başında, çekirge sürüsü gibi, toplanması kadar, utanç verici bir şey yok. Eller havada herkes, bir şey kapacaklar. Bir, İslam adamında böyle dağıtım yoktur. İki, İslam adamında, Müslümanların bir şeyin başına, öyle üşüşmesi de yoktur. Yoktur. Muhakkak bir şey dağıtılır, muhakkak bir şeye ihtiyaç duyulur, o zaman herkes sıraya girip, sıradan alması gerek.
Üşüşmesi, normal değil. Allah bizi muhafaza eylesin. Bir bahis daha okuyayım, bir tırayım. Onların adabı biri de, vakitlerinde, kendilerine gerekli olanı yapmak, geçmiş ve geleceği düşünmekle, uğraşıp durmamaktır. Demek ki, adabla azam birisi de, geçmiş ve gelecekle uğraşmamak. O vakit neyi gerektiriyorsa, o vaktin işini yapmak. O vakit ne iş yapmak gerekiyorsa, o vakit hangi amelle uğraşmak gerekiyorsa, o vakti o amelle geçirmeyin. Geçmişi geri getirmek mümkün değil. Geleceği öne getirmek mümkün değil. Hani, Hz. Mevlana Mesnevi'sinde, sufi vaktin çocuğudur der.
Sufi vaktin çocuğu olacak. Geçmişi getirmen mümkün değil. Hata yaptıysan, dön, hatalarından ibret al, birilerine zarar verdiysen, özür dile, zararını telafi et, helallaş, işini bitir. Geçmişle alakalı, alakalı hesabını bitir. Varsa birisine bir zararın, helallaş. Varsa birisiyle bir sıkıntın, git gider. Ama geçmişle alakalı, geçmişi geri getirmeye çalışmak, geçmişi yaşamak mümkün değil. ve geçmişten bir şeyler taşımak da mümkündür. Olmuş, bitmiş, gitmiş, yanmış, yanmış, yıkılmış, yıkılmış. Yıkılmış. Ne yaşandıysa yaşanmış, ne olduysa olmuş. Varsa bir eksiğin, kusurun, başkasına karşı, git, helallaş, işini bitir.
Kendine de bir ders çıkar, ben bir daha bu eksik ve noksanlıkların içerisine düşmeyeceğim de. Mümin, bir delikten iki sefer ısırılmaz. Yapmışsın bir yanlışlık hatta, bir daha geriye dönüp yapma. Aynı şeyi bir daha işleme. Hayatına devam et. Geçmişinlerle alakalı, tövbe ne? Allah'tan affını dile. Allah'ın hesabını, kitabını da bu noktada bitir. Yoluna devam et. Sufi vaktin çocuğudur. Dünü bugüne taşıman mümkün değil. Bütün insanların hata yaptığı noktalardan birisi şu, dünü bugüne taşıyor. Siz dünü bugüne taşımaya çalışırsanız, önünüzü göremezsiniz. Dünü arayıp duruyorsanız, hala daha dünü yaşayamazsınız. Dünü hala daha tefekkür edip, tahayyül edip, dünde yaşıyorsanız, geri kalırsınız her şeyden.
Her şeyden. Bu dünün arkadaşlıklarını, dünün dostluklarını, terk etmek, vefasız davranmak değil. Dünün dostluğunu bugüne taşır. Dünün arkadaşlığını bugüne taşır. Dünün yoldaşlığını bugüne taşır. Dünün kardeşliğini bugüne taşır. Bu dün dündür psikolojisi veya dün dündür siyaseti değil. Ama hiçbir şey dündeki gibi değildir. Hiçbir şey. Ve hiçbir kimse dündeki gibi değildir. Aslında insanın kendisi de dündeki gibi değildir. İnsanın da kendisi, her an kendisini yeniler. Ve her an insan değişkendir. Değişken olmasının en büyük özellik, kalbi değişkendir.
Kalp hiçbir zaman bir kararda durmaz. Kalp hiçbir zaman bir noktada durmaz. O yüzden Hazreti Allah, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem maddelerinin dilinden der ki, kalpler iki parmağın arasındadır. Kalp iki parmağın arasındadır. İki parmağın arasında döner durur kalp, yanar durur boyuna. Kalp hiçbir zaman bir istikamette durmaz, bir noktada durmaz. Allah istikamet verdiği müddetçe o istikamette durur. Bir kimsenin gayreti, bir kimsenin muhakkak mücadelesi olacak bir istikamette kalmak için. Ama onun, o mücadele etmek kulun kendisine ait, ama o istikamette oturtturmak Allah'ın lütfü, ikramı, ihsanıdır. Kula düşen burada, kalbi bir istikamette tutmaya gayret etmektir.
Ama onun istikamette tutacak olan Allah'tır. O yüzden hiç kimse dün değildir. Hiçbir şey de dün değildir. Bundan sakın ha vefasızlık çıkarmayın. Bundan sakın ha döneklik çıkarmayın. Bundan sakın ha dün dündür siyaseti çıkarmayın. Ama her şey gelişmeye, her şey büyümeye, her şey derinleşmeye, her şey kendisini yenilemeye odaklanmıştır. Dünya kendisini yeniler, hava kendisini yeniler, çiçekler yeniler, ağaçlar yeniler, meyveler yeniler, su kendisini yeniler, toprak kendisini yeniler, hayvanlar, böcekler, kurtlar, kuşlar, nebavat, hayvanat, her şey kendisini yeniler. Kendisini yenilemeyen bu alemde hiçbir şey yoktur. Yenileyemeyen ölmüştür bu alem mantığı içerisinde.
O bitmiştir onun işi. Sufi de kendisini yeniler, cemaat da kendisini yeniler, yol da kendisini yeniler, iş yeri de kendisini yeniler, ev de kendisini yeniler. Her şey kendisini yenilemek zorundadır. Kendisini yenilemeyen iş batar, kendisini yenilemeyen ev batar, kendisini yenileyemeyen dergah batar, kendisini yenileyemeyen arkadaşlık batar, her şey kendisini yenilemesi lazım. Evde kadın kendisini yenilemesi lazım. Evde adam kendisini yenilemesi lazım. Anne baba kendisini yenilemesi lazım. Çocuklar kendilerini yenilemeleri lazım. Her saat, her dakika, iş yapar, dükkan çalıştıran, iş yeri çalıştıranlar, kendilerinizi yenilemeniz lazım. Malınızı, mantığınızı, çalışma sisteminizi, dizaynınızı yenileyin.
Dergahla dermişlik yapan kardeşler, kendilerinizi yenileyin. Dergah çalışma sistemi, adabı, erkanı, dergahın gidişi, yürüyüşü, koşturuşu yenileyin. Kendinizi yenilemek zorundasınız. Ve her vakit yenilemek zorundasınız. Gözüme neyzen çarptı. Neyzen kendini yenilecek. Gözüme Halit çarptı. Halit kendini yenilecek. Erkam kendini yenilecek. Adnan, Hüseyin, İsmail. Bütün herkes kendini yenilecek. Her gün, ertesi güne tat taze kalkacak. İlahiciler kendilerini yenilecek. Her şebi Halus'ta yeni ilahiler koyacaklar. Yenilecekler. Semazanlar kendilerini yenilecekler.
Karagrafi kendisini yenilecek. Hiçbir vakit bir vakitte kalmaz. Dün namaz kılarken aldı. Düşün, yenile. Dünkü halini düşünme. Bitti o. Dün önceki rüyayı konuşuyor hala daha. Bitti. Yenile kendini. Yirmi gün önce Arşalığa da. Yenile kendini. Arşalığa bile yenil. Yirmi gün önceki Arşalığa yok. Yirmi gün önce. Yirmi gün önce. Yedi yıl önce bir rüya görmüş.
Onu düşünüyor hala daha. Yedi yıl sonra bir rüyadır sen dedim. Kaldı. Dedi ki kuyudan sansür çekme. Yenileyin. Kendinizi yenileyin. Her şeyinizi yenileyin. Anlayışınızı, idrakinizi, yaşantınızı, her şeyinizi. Kendinizi dizayn edin. Ben nerede yanlış yaptım değilim. Ben nerede eksik davrandım. Ben nerede durduğum yerde saydım. Bakın. Daki cemaat elli kilometre hızla gidiyor. Hızla gidiyordu. Sen hala da hızla gidiyorsan. Bu cemaat kendisini elli kilometre hıza ulaştırdıysa.
Sen her gün elli kilometre gidiliyorsa. Sen her gün yirmi kilometre geride kalıyorsun. Sonra şöyle düşünüyorsun. Beni bıraktılar. Seni kim bırakacak? Sen kendini bıraktın. Yenilemedin. Koşmuyorsun. Sevmek ilk günkü gibi koşmaktır. Bitmez, mükemmel bir enerjiyle. Sevmek ilk defa bir tatlı ile karşılayıp yemek gibi. Devamlı o tadı arttırıp, devamlı o lezzeti daha da üstüne kataraktan tatlı yemeye devam etmek gibidir.
Sevmek eski kırık aşk hikayesini dudaklarında hissetmek değildir. Sevmek o değildir. Sevmek her gün yenilirip, her gün bahar kokularını bağrına sürüp, her gün sevgiliye yeni bir kokuyla gitmektir. Sevmek her gün dudağını tazeleyip sevgiliye sunmaktır. Ayrı bir tatta, ayrı bir lezzette, ayrı bir neşede.
Sufi vaktin çocuğudur. Her vakti değerlendiririz. Ve her anını değerlendiririz. O yüzden Sufi'nin bu noktada adamıdır. O dünde kalmaz. O dünde kalırsa batar. O dünde kalırsa batar. Tefekkür edip de dünde hala da uğraşıyorsa batar. Sevmek her gün ayrı bir kuru fasulye yiyip, kuru fasulyeden ayrı tat almaktır. Ayrı kuru fasulye olmuş olsa dair. Senin ona herkese gün ayrı bir tatlı yemem de sevmek. O yüzden sevmek asla köhnem içtiği kabul etmez.
Eskimişliği kabul etmez. Düğünü kabul etmez. Dün kabul etmez. Devamlı tazelemeyi, devamlı yenilemeyi, devamlı ilerlemeyi, genişlemeyi, derinlemeyi ister. Sevmek müdür. O yüzden kardeşler, Sufi vaktin çocuğudur. Vakti en iyi şekilde değerlendirmeye gayret edin.
Bir dakika önce Allah'ı zikretme dedin. Şimdi zikret. Geçen hafta derse gelme dedin. Bu hafta git. Geçen hafta gelme işine tövbe et. Bir daha kaçırmayacağım derin. Devam et. Kendini bir çıt daha güzelleştirmeye, iyileştirmeye doğru adım at. Yoksa sen de eskip gidersin. Sen de eskimiş aşçılar gibi kırpıntılarını toplarlar senin ortalıkta.
Ondan sonra sen o dünü ararsın hep. Tembelsin, aymazsın, kövdemişsin, çürümüşsün. Sen tabiri caizse teneka olmuşsun. Dünü arıyorsan biz Osmanlı'yla övünürüz. Kafamıza, beynimize Osmanlı'dan daha ileriye gidebileceğimizi sokmayız.
Biz geçmişimizle övünürüz hep. Hatımız böyle geçer bizim. Hakkınızı helal edin. Evliler, evliliğinize baktığınızda ilk evlendiğiniz günlerinize bakarsınız. İlk evlendiğinizde nasıldık dersiniz. İlk evlendiğinizde ne kadar çok birbirimizi seviyorduk dersiniz. Ne kadar birbirimizi istiyorduk dersiniz. Böyle dediğiniz an evliliğiniz eskimiştir sizin. İş yeri çalıştıranlar, açtığımızda ne güzel iş yapıyorduk burada dersiniz. Aynı iş yapıyorsanız hata sizindir. Eskimişsinizdir siz. Siz anı yaşamamışsınızdır. Yakalayamamışsınızdır anı.
Bahaneniz çoktur benim gibi. Kendinizi yenileyememişsinizdir. Oturup da burada on yıl önce ne zikirler yapardık dediğiniz anda eskimişsinizdir. Meydan, aynı meydan. Senin aynı zikirleri yapmanı etkileyen, ondan daha ileriye geçmene sebep, geçmemene sebep olan nedir ki? Eskimişsinizdir. Yok. On yıl öncesinden daha iyi zikir yaparsınız şimdi. Bundan beş yıl önce şöyle yapardık. Şimdi beş yıldan daha ileriye gitmiş olman gerekir diye. Yenilememişsin kendini. Kendini yenilemen gerekir. Daha ileriye adımlar atman gerekir. Ben sorarım. Atan Hoca kaç tane semazenimiz var bu sene? Altmış tane.
Seneye yüz yirmi olması lazımdır. Seneye iki yüz kırk olması lazım. Yıkın duvarları. Yıkın engelleri. Daha fazla çalışın. Daha fazla koşturun. Salonlar sizi. Otursunlar. Çıkıyor böyle koyuna. Kün lafı gibi. Çıkıyor sahneye. Çıksın. Yetmiş tane yüz kırk tane olsun. Atın salonun her tarafına semazen atın. Yukarı koyun orları atın. Masalar koyun her tarafa. Kafayı kırdı bunlar desinler.
Atın semazen. Yetiştirin. Yetişin. Kaç mıtrı var yüz kişi. İki yüz kişi olsun. Ses yazları kurun dışarılara. Sokağlara taşsın. Sokağa taşsın. Salonlara taşsın. Gelirken insanlar semazenlerin semasında içeri girsin. Kırdı bunlar kafiyedesi. Bu gece seba... Çekirgede semazen dövsün. Bu gece sebağınız var. Gel de sebağınız var. Dört bir tarafında semazen dövsün. Hepsinin başına birer tane semazen başı. Birer tane necden ikişer tane kudumzen. Bir tane de pankartla salın oraya. Bugün sebağınız var. Eğer salonlara çıkmamış olsaydık herkes sebağınızı sadece Konya'da birecekti.
Türkiye'de ilk kapalı spor salonunda şebağınız döveni yapan semazsiniz. Kendinize gelin. Siz şimdi kapalı... Gidin şimdi küçük salonlarda şebağınız yapacağınızla uğraşmayın. Gidin İstanbul'da yirmi bin kişilik yer tutun.
Yürün. İzmir'de gidin beş bin kişilik yer tutun. Kendinizi yenileyin. Kendinizi toparlayın. Ciğmetinizi, gayretinizi odaklayın. Küçük işlerle uğraşmayın. Küçük insanlarla uğraşmayın. Küçük laflarla uğraşmayın. Hakkında ne demiş? Abah ne dedilse demiş affettim yürüyün. Bakın işinize. Pişmanca abim böyle demiş. Bakın işinize yürüyün. Kendinizi yenileyerekten koşun. Kendinizi yenileyerekten koşun.
Durmayın. Yenilemediğiniz müddetçe kendinizi şahıs bazında da, iş bazında da, aile bazında da, dergah bazında da batmaya mahkumsunuz. O yüzden sufi vaktin çocuğudur. Dünle uğraşmaz. Bu sene muhteşem şebarız programları oldu. Harika. Bütün kardeşler, bütün arkadaşlar can hıraç çalıştılar. Herkes koşuşturdu. Herkese Allah için teşekkür ediyorum. Hayretlerini Allah'ın takdir edip, Cenab-ı Hak ne takdir ettiyse onu muhakkak verecektir. Daha ileriye, daha ileriye, daha büyük çoşkulluklara.
Allah sevgisinin tanışmadığı hiçbir ev, hiçbir yürek kalmayıncaya kadar. Bizse bilirler Allah için. Kimseden bir şey beklentimiz yok. Allah için. Biz alkış dahi beklemiyoruz. Biz Allah razı olsun denmesini dahi beklemiyoruz. Biz Allah için yapıyoruz. Allah için koşturmaya devam edeceğiz. İnşallah. Yarın saat bir buçukta Ördekli'de bu seneki Hazreti Mevlana ve Af temasıyla alakalı Ördekli'de şiir yarışmasının ödül töreni olacak. Akşamına da İzmit'te bayan kardeşlerinin programı var.
O yüzden yarın müsait olan kardeşler, bayanlar, erkekler. Saat bir buçukta inşallah Ördekli Kültür Merkezi'nde bulunmaya gayret edelim. İnşallah orasını da bir dolduralım. Ödül töreninde de orada hazır olmaya gayret edelim. Ve enteresan bir şey. İnatla Türkiye'den başka hiçbir yerde yok. O liseler arası şiir yarışması. Bir de Çanakkale'de Halit, Allah razı olsun birkaç sene üst üste yaptı. Bir bu sene olmazdı değil mi? Olacak mı bu senede? Bu sene kutlu doğum doğacak inşallah orada da. O inşallah inşallah yarın da orada vazifemizi yerine getireceğiz. İşimiz bitecek. Bu işler siz şöyle düşünmeyin.
Herkes gider ya ben gitmeyeyim. Öyle düşünmeyin. Bir topluluk, bir cemaat, bir tin, bir aile, bir dergah öyle bakar. Benim gitmeme gerek yok ki arkadaşlar gitmiştir. Dediğin an sınıfta kalmışsınız. Ya ben gitmeyivereyim bugün arkadaşlar gitsin. Dediğin an sınıfta kalmışsınız. Sınıfta kalmak yok. Gayret etmek var. Mücadele etmek var. Koşmak var. Nefse ve şeytana fayeler neden, ufak tefek meselelere takılmadan, Ahmet şunu demiş, Mehmet şunu demiş, şu şunu yapmış, bu buna yapmış. Takılmadan hedefe kilitlenip gitmek gerek. Sufilik bu. Eğer sufiliği öyle algılamamış olsaydık, bize o onu mu dediğinde, bu bunu mu dediğinde deyip, hangi kayıya binip, nerede soruklanacağımız belli olmazdı.
Allah bizi affetsin inşallah. Üstü çiğdar bir fatiha şerife. Sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri mübarek. Bu şevklerle Adem aleyhisselamın her ikisinin arasında gelmiş, geçmiş bütün Peygamber Zişan Efendi'nin mübarek.
Bu şevklerle Muhammed-i Resulullah.
Diğer mümkün ve müminatın ruhaniyetlerine yaşayan bütün mürsül-i kamillerin velimlerine aşikan, sağlık, kavm-i ümban edin iman. Lay ilahe idallah, Muhammed-i Resulullah. Diğer mümkün ve müminatın ruhaniyetli kısselerlerine, ced ve cefetlerine ruhlarına hediyeledik. Vasıf ve sadaar eyle ya Rabbim. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah el azimem kerimemle zilâ ilâhe illâhu. El hayyiluk ayyûmu ve tüküle gönzü billâh yuneş-şeytâf-ur-racîm. Bismillahirrahmanirrahim. Eftâri zikrfârim en nevhû.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi