mustafaozbag.org

317. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Aralık 2012 · 1:13:31

...kaynak ve deniz nelerdir? Bu kadar dört değildir. Bize küçük ilmi hal kitaplarında dört mezhebi hak olduğu söylerler. Bu ayakta kalan mezheplerle alakalı. Dört mezhebin müntesipleri kalmıştır ayakta. Diğer mezheplerin müntesipleri fazlaca kalmamıştır. Tabii dört mezheb müntesipleri kaldığından dolayı İslam dünyasında hak olan mezheb dört türlenmiş. Kendince insanlar bu noktada biraz mezhebi meseleleri dağıltmışlar.
Bu noktada başka bir kimse de gelse, dese ki zühreverdiye mezhebi var, haktır. Örnek. İmam, ona müntesipleri, ona hesap eden kalmamıştır. O yüzden dört mezhep haktır sözü benim ağzımdan çok çıkmaz fazlaca. Hatta mezhebin daha fazla olduğunu ama müntesipleri kalmadığını beyan ediyorum. Bu noktada bir kimse ayakta olan bu dört mezhebi hak gördüğünü söylerse, o da onun hakkıdır. Örnek. İmam-ı Yusuf, İmam-ı Azam Hazretlerinden ayrılmamış talebesidir. Ama birisi karşıda dese ki, ben sadece İmam-ı Yusuf'un iştihatlarına uyacağım ve İmam-ı Yusuf'un iştihatlarıyla hareket edeceğim dese,
o da haktır, olur Yusuf'iye mezhebi. Birisi dese ki, ben İmam-ı Muhammed'e tabi olacağım, İmam-ı Muhammed'in iştihatlarına göre davranacağım, olur Muhammedî mezhebi. Birisi dese ki, Serahsi büyük bir alim, ben Serahsi'nin bu noktadaki iştihat ve görüşlerine intisap edeceğim, Serahsi'ye göre davranacağım ve bir topluluk olsa, bir cemaat olursa böyle olsa olur Serahsi mezhebi. Bir kimse bağlı kurulu mezheb imamının çatısının altında durursa, anı mezhebten anılır. Kastalani örnek. Biz desek ki, Kastalani, Hanefi mezhebinin çatısının altında değilim dese, ve ben Hanefi'den ayrıldım dese, veyahut da ona uyacak olanlar, veya İsvehani, hiç kimse ona söz söyleme noktasında olmaz. Veya İbn-i Hacer, Şafii mezhebinin büyük insanlarından birisi, aynı zamanda büyük hadisçi, yani zamanının büyük alimi, kutbu ilim noktasında.
Yani dese ki, ben mezhebim, onuyum, hiç kimse ona söyleyecek bir söz kalmaz. Bunun gibi bir zat ilmiyle amil, ama onlar hep böyle kendilerince, kendi adlarına, kendi isimlerine bir mezheb anılmasını istememişler. İmam-ı Azam Hazretleri de istememiş. İmam-ı Azam Hazretleri de iştahat ederken, ders okudurken, Hanefi mezhebinin kurucusu noktasında değil, hiçbir kimse kendi dairesinde, kendi noktasında ben bunun kurucusuyum diye yola çıkmaz.
Ben bunun kutbuyum, ben bunun akrabıyım, ben bunun piriyim diye yola çıkmaz. Hazreti Mevlana da öyle yola çıkmamıştır. Yunus da, Hacı Bektaş Veli de öyle yola çıkmamıştır. Veyahut Abdülkadir Keylan Hazretleri de öyle yola çıkmamıştır. İmam-ı Malik, İmam-ı Azam Hazretleri de okurken, ben Maliki mezhebinin kurucusu hocam diye yola çıkmamıştır. İlim öğrenmişlerdir Allah adına, Allah için. Allah adına, Allah için. İnsanlar için değil. İlim insanlar için öğrenilmez. İlim Allah için öğrenilir. İlim Allah adına, Allah için öğrenilir. İnsanın mürşitliği, evliyalı, dostluğu, dervişliği, sufiliği insanlar için değildir. İnsanlar için olursa batar insan. Helak olur. O insanlar onu terk eder. O insanlar onu vurur. O insanlar onu maymuna çevirir.
İnsan nefsine uyanmak. O yüzden hiçbir şey insanlar için değildir. Her şey insanlar içindir ama insan Allah içindir. Her şey insanlar içindir. Ama insan Allah içindir. İnsan Allah için yaşarsa, insanlara faydalı olur. İnsan Allah için yaşamazsa, hiçbir faydası olmaz. O yüzden dört mezhebin hak olduğuna dair bir delil aranacaksa, bu delil kendi içindedir. Bir kimse bu mezhepleri inkar edip, ben bu mezheplere tabi değilim diyebilir mi? Diyebilir. Gider bir örneğin, Serahsi'nin mevsuduna asar, dese ki ben Serahsi'ye tabiyim, Serahsi'ye tabidir. Biz ona neden Serahsi'ye tabisin diyemeyiz. Veya bir tarihte, bunu kendi kulaklarımla duyduğum için televizyonda rahat bir şey söyleyeceğim.
Hayrettin Karaman Hoca, bir televizyon programında, canlı programda, dedi ki ben de zamanın İmam-ı Azamıyım. Zulucu söyledi ona. Dedi ki, siz kendinizi İmam-ı Azam gibi görüyor musunuz? Ben de bu zamanın İmam-ı Azamıyım. Şimdi, ben de bu zamanın İmam-ı Azamıyım dedi, kendisini öyle gördü. Birisi de kalkar, Hayrettin Karaman Hoca'yı kendisine mezhep imamını seçer.
Der ki, hocam sen mezhep imamın noktasında gördüm seni. Ben senin iştahatlarına göre davranacağım, iştahatlarına göre hareket edeceğim der, yürür. Çünkü bir kimse bir şey iştahat ederse onun sorumluluğunu da üzerine almış olur. Ve bir kimse bu manada, yani bunu tabii fıkıhz dilinde bir şeye iştahat ediyorsa, o kimse İmam denilebilir ona. İştahat ediyor çünkü. O yüzden dört mezhep hak, başka hak mezhep yok demek biraz ilmi değil. Ama bu halk arasında böyle tanınır. Halk arasında böyle tanınması daha iyidir. Niçin? Onun kafasına bir meselede Şafi şunu demiş, Maliki bunu demiş, Hanbeli bunu demiş. Hanefilerden Kastelani şunu demiş, İsfahani bunu demiş, Serahsi bunu demiş.
Hanefilerden İbn-i Abidin de böyle geçer, El Hidayet'e böyle geçer, Fetabayi İndiye'de böyle geçer, adamın kafasını karıştırırsın. Adam amel edecek bir şeyler. Onun ilmi amel etmek için. O sizden amel etmek için bir bilgi istiyor. O şunu şunu demiş, bu bunu demiş, ilim ehli için geçer. Birisinin meselesini halledecek, birisinin meselesini çözecek, dini yaşanır hale getirecek.
Onun üstünden. O zaman o kimse Serahsi ne demiş, İsfahani ne demiş, Kastelani ne demiş, İmam Muhammed ne demiş, İmam Yusuf ne demiş, İmam-ı Azam ne demiş, Hatta geriye doğru giderekten kim ne demiş, bakar. Bu farklı bir şey. Halkın içerisinde, insanların içerisinde, dört mezhep haktır derseniz, diğerler hak değildir. Lafzı çıkmaz bundan. Bizim bildiğimiz ayakta duran dört tane mezhep var, bildiğimiz bunlar. Bu dördünü de hak olarak biliyoruz. Dört tane mezhepi biliyordunuz çünkü. Beşinci bir mezhebe tabi olan kimseyi bilmiyoruz. Hiç gördünüz mü Sühreverdi mezhebine tabir? Ama Sühreverdi Hazretleri aynı zamanda tarikat piri. Hiç Sühreverdi tarikatını duydunuz mu? Örnek. Bunun gibi.
Veyahut da İmam-ı Gazali dese ki, Gazali mezheb imamı olarak görmüş insanlar Gazali yaşarken. Gazali'den bir büyük tesli oldu. Ama Gazali sonuçta kendisi Hanefi mezhebinden değil. Ama Hanefi mezhebinde olan bütün herkes Gazali'yi tanıyor. Ve İhya'yı çevirenler fıkıhi meseleleri Hanefi'ye çevirerekten çeviriyorlar. Gazali'yi okurken Hanefi mezhebinde olan insanlar neden ikileme düşmüyorlar?
Çevirenler fıkıhi meseleleri Hanefi'ye çevirerekten çeviriyorlar. Kafaları karışmasın diye. Dört mezheb Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden yaklaşık yüz elli yıl sonra kurulmuş. O yüz elli yıl arasında ümmet hangi mezhebe tabi ediler? Ümmetin içerisinde, mezheb imamı derecesinde fıkıhi meseleleri dilen insanlar var. İmam-ı Azam Hazretleri bu ilmi hocasından aldı. Onun hocası, onun hocası, onun hocası, onun hocası sahabeye kadar dayanıyordu. Bu noktada İmam-ı Azam Hazretleri kendiminden oturup da ben fıkıh, ilmi öğreneceğim demedik. Mesela İmam-ı Azam Hazretleri en az bir hadisçi kadar hadis alimidir.
Mevsudu vardır. İmam-ı Azam Hazretleri en az bir hadisçi kadar hadis alimidir. Fetvalarına konu etti, ölçü etti, bütün hadislerin topladığı hadis kitabı vardır. Hangi fetvayı, hangi hadis-i şerife dayandırdığına dair o hadisleri almıştık. Hatta rivayet edilir ki, o hadis kitabını alıp, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin kavri şerifine gidip, talebeleriyle beraber.
Bu hadis-i şerif doğru mu ya Resulullah senin sözün mü deyip, kabristandan ne yapıp, evet benim sözümdür işaretini alıp, hadis kitabındaki hadislerini tek tek işaretlemiştir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin kabri şerifin başında. O yüzden İmam-ı Azam'dır. O yüzden İmamların büyüdür. Ve rivayet edilir ki, o esnada, haç esnasında, yaklaşık beş bin kişi vardır etrafında. Talebeleri de dahil. Şahit olmuşlardır hüccacı komple. Tarih kitaplarında yazar. Evliya meykübelerinde yazar. Tarihine not düşmüşler. Ben o yüzden İmam-ı Azam hazretlerini ahtap kabul ederim. Ve İmam-ı Azam rüyetullah hakkında fetva verir. Allah rüyada görünür de. Ben doksan dokuz kez gördüm de. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyada görmek haktır da.
Şeytanın şekline, şemaline giremeyeceğine dair fetva verir. E şimdi bu noktada mezhep imamları da o ilmi kendilerinden önceki ilim ervanından okumuştur. Bakın o zaman İslam toprakları çok geniş değildir. İslam toprakları belli bir noktadadır. Ve ilim insanları vardır. O ilim insanları hamile ilim öğretiyordur. Dizinin dibinde öğretir onları. Herkes oraya gider, orada onlar eğer ilme, ilim öğrenmeye müsait ise onlara ilim öğretirler. İlim öğrenmeye müsait olmak ne demektir biliyor musunuz? Okuduğu kitabı bir sefer okur onlar. Öyle mi Cenab-ı Hak onlara hafıza vermiştir ki, bir sayfayı okur biter. O hırsındadır. Bir sefer okuralım, ikinciye değil. İkinciye değil.
Cenab-ı Hak onlu kabiliyet vermiş. İlerisini söyleyeyim. Bir kitabı cümle cümle okuruz. Sıralarız. Onlar hani kopyalayan yeni şeyler çıktı ya, kitabın sayfasını koyuyorsun, kopyalıyor ya, ne diyorlar lan? Tarayıcı, tarayıcı. Tarıyor ya, onlar okumazlar da. Tarar böyle görür, böyle görür, biter. Siz bir makinenin taracağına inanırsınız, Allah'ın kerameten bir velisine, bir evliyasına, bir dostuna böyle taratacağına inanmazsınız. Aklınız var çünkü. Böyle taramayla okunacağına inanırsınız biçim daha ileriye. Hiç taramadan Allah'ın, o kimsenin kalbine o ilhamı verene inanmazsınız.
İşte eğer çocukluğundan itibaren böyle bir özelliği varsa o kimse ilimek yolu. İmam Azam Hazretleri rivayet edilir, dört buçuk yaşında hafız olmuştur. Annesi der ki, ilmayı dişlemeseydir üç yaşında olacaktır. Siz şimdi bakın etrafınızda dört buçuk yaşında hafızlık yapabilecek bir çocuk görebiliyor musunuz?
Dört buçuk yaşında bir çocuğun hafız olabilmesi için annesinin babasının kursağından asla haram girmemesi lazım. Annesinin babasının harama hiç bakmaması lazım. Meşhurdur ya kısrağın, ağır gelir. Anlatılmaz. Hani elmayı dişler İmam Azam Hazretleri'nin babası dişlerin kenarında koparmaz bakın. Sadece dişi batar. Irmaktan akan, suyun üstünde akan giden elma caizdir ya annesi. Haram değildir. Siz ırmakta akan giden bir elmayı alsanız, elmayı yiyseniz helaldir. Siz ırmaktan akan giden bir domates alsanız, yiysemiz helaldir. Balık gibi. Irmakta balığı tutunca caiz mi? Caiz. Elma, yiyecek, akar, kokacak şey. Sahibi beni diyor, ırmağa düşmüş gidiyor.
Sahipsiz yiğinti mal, sahipsiz yiğinti mal caizdir. Bir elma ağacı, elmanın dalları yola düşmüş, yola doğru sarpmış. Yola düşen elma caizdir, yola düşmüş. Hanefi'ye göre söylediğim şey. O yüzden mesela tarımla iştikal eden insanlar yol kenarına düşecek olan meyveler dikerler. Oradan yiyen, içen sevap alalım diye. Yiyenin içenin, yiyenini bitirdiyse mal sahabinin sadakası hükmündür. Çünkü o caizdir onların. Yola düşmüş erik, alır yersin. Yola düşmüş elma, alır yersin. Yola düşmüş nar, alır yersin. Yola düşmüş. Caizdir. Hanefi'nin babası da, ırmaktan elmayı dişler yürür. Ben nasıl bunu dişledim diye, elma bahçesini bulur dişlerin kenarında.
Sahibini araştırır, sahibini bulur. Der ki, kaç akçe ise vereyim ücretini. Elmaya bir diş attım, ısırmadım. Elmaya diş yaptım, ısırmadım. Bakar, o kimse der ki, hakkımı helal etmem. Niçin der? Yedi yıl bende çalışacaksın der. Yedi yıl hiç ücretsiz, o kimsenin yanında çalışır. Yedi yıl çalıştıktan sonra düşünecek. Yedi yıl çalışır. Var mı yedi yıl birisinin yanında elmayı dişledim diye ücretsiz çalışacak olan? Sırf helalmek için. Bizde ne saflığı kalır, ne aptallığı kalır. Ne geri zekalığı kalır. Biz öyle adama kız vermek ne demek? Semtimize sokmayız, bu geri zekalı, aptal deriz. Yedi yıl sonra, yedi yıl biter çıkar. Der ki, efendim yedi yıl bitti.
Bana hakkınızı helal eder misiniz? Der ki, bir şartla hakkımı helal ederim. Buyurun der. Gözleri görmeyen bir kızım var. Evleri tutmayan, gözü görmeyen, ayakları topal, dili lan, kulakları sağır bir kızım var. Bunu alırsan ancak hakkımı helal ederim. Düşünür taşınır, pek efendim alayım o zaman da. Peki ben de sana nikahladım der. Geldiğe girecek, aha derler senin evin burası, girmesinden çıkması büro. Bir bakar ki, gözü görüyor, kulakları duyuyor, eli ayağı sağlam. Ben yanlış odaya mı girdim diye, yanlış eve mi girdim, yanlış bir kız mı geldi bana diye, kız duyarı çıkar. Ay parçası gibi bir kız. Der efendim herhalde yanlışlık oldu. Yok evladım der, o senin eşin.
Gözleri görmedi dedim, hiç harama bakmadı. Kulakları sığır dedim, hiç haram duymadı. Elleri çolak dedim, hiç haram tutmadı. Ayakları topar dedim, hiç harama gitmedi. Dili lan dedim, hiç haram konuşmadı der. Evlenirler, İmam-ı Azam olur. Hanımı der ki, eğer sen elmayı dişlemeseydin, üç yaşında ol, hafız olacaktır. Elmayı dişlediğin için dört buçuk yaşında olur.
Şimdi herkes çocuklarına baksın, hiç şikayet etmesin. Bu kıssadan çocuklarına baksın, hiç şikayet etmesin. Bu kıssaya bakıp da İmam-ı Azam'a laf söyleyecek olanlar, oturup şapkalarını önüne koysunlar. İmam-ı Azam gibi bir annesi babası olmadan, olmadığı için İmam-ı Azam'a dil uzatıyor. Eğer anne babası İmam-ı Azam gibi, İmam-ı Azam'ın annesi babası gibi olsaydı, kendisi de İmam-ı Azam oldu.
Allah bize hafız etsin. Evet, o 150 yıl içinde hangi mezhebe tabidirler sözü, o İmamlar vardı. İlim erbabı. Biz onlara bu noktada tabi'in ve teba'e tabi'in olarak devam eden bir silsile olarak görüyoruz. Sahabeden sonra tabi'in, ondan sonra teba'e tabi'in olarak bir silsile.
O silsilede 150 yıl daha her şey taze. Nasıl bizim şimdi 150 yıl taze? Taze. Yani şöyle düşünün, bizim içimizdeki 80 yaşındaki bir kimse, önceki, normalde bugünkü 80 yaşındaki bir kimse bize 70 yılı anlatabilir. Ben 51 yaşındayım şu anda. Size son 40 yılı anlatabilirim. Son 30 yılı çok rahat rahat bir şekilde analiz ederek anlatırım. Ama son 30 yıl anlatırken, benden önceki bir 30 yılın da analizini eklerim ona. Etkilerini eklerim. Bunun gibi. O zaman öyle bir ilim silsilesi var. Herkesin talebeleri var. Ve talebelerine icazet veriyorlar. Birisi fıkıh öğretiyor. Fıkıh icazeti veriyor.
Birisi hadis öğretiyor. Hadis icazeti veriyor. Bunun gibi. İmam-ı Azam Hazretlerinin 3-4 tane hadis hocası var. 3-4 tane fıkıh hocası var. Kelam hocası var. Tefsir hocası var. Bunun gibi. Eğer bu mezhepler hak ise Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadetleri hangi mezhepten idi? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadetleri için hangi mezhepten idi sorusu cahilce bir soru. Ama bu soruyu soran kardeşin sorusu değildir bu. Bu cahil insanların sorduğu sorulardı. Yani biz şimdi desek ki Hazreti Peygamber bu mezheptendi, Allah hangi mezheptendi diye sorarlar. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerine bir mezhep iddiasında bulunmak. Din ve din termolojisine ve dinler termolojisine.
Din ve dinler termolojisine. Hazreti Peygamber ve ondan önceki Peygamber hayatlarını ve dinlerini hiç tanımadı çıkarmaydı. Tabi bilmemek ayıp değil suç değil bu da bilinmeden sorulan bir soru. Bu böyle muhakkak bir soru öğrenmek için sorulur, öğrenmek için sorulan bir soru. Ama bu soru bir kimsenin oturup da kendi kendine kurulacağı bir soru değil. Bu dışarıdan kulaktan dolma sorular buna. Yani bir mezhebe tabi olmayı bırak, onlar bir dine de tabi olamazlar. Bir dine tabi olamayanlar mezheplerin üzerine soru işaretleri koyarak da kendilerine bir yol biçmeye çalışıyorlar. Hiç önemli değil, benim öyle bir takıntım yok. Bir kimse dese ki ben Kur'an ve sünnete yiyorum.
Mezheplere tabi olmuyorum. Senin adın ne diyecek? Ahmet. Ahmeti mezhebindensin sen de diyeceğim. Çok basit. Benim derdim mezhebe tabi olunması değil. Mezheb ve meşref savaşçısı değil. Diyeceksiniz ki ben Hanefi mezhebine göre dinimi yaşamaya çalışıyorum. Hanefi mezhebinde meseleme cevap bulamıyorsan Maliki'ye bakıyorum. Maliki'de bulamıyorsam Hanbeli'ye bakıyorum. Hanbeli'de bulamazsam Şafi'ye bakıyorum. Şafi mezhebine en son bakıyorum. Bu benim kendi cüzdi iradem ve kendi iradem. Dini algılayışım bu. Bunun nereden çıktığını sorarsanız, Muaz ibn Cebeli Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Yemen'e gönderir ya, Yemen'e gönderirken sorar neyle hükmedeceksin?
Kur'an'la ya Resulallah. Bulamazsan senin sünnetini ya Resulallah. Bulamazsan iştahat ederim der. Hz. Peygamber de tebessüm eder. İştahat kapısının açıldığı nokta burasıdır. Din iştahat kapısı açık bir dindir bizim dinimiz. Diyeceksiniz ki bu kapı herkese açık mı? Herkese açık. Herkes iştahat edebilir mi? Herkes iştahat edebilir. Bunu imamlar belli bir çerçeveye koymuşlar. İlim ehli. Çünkü bunu kabul etmeyen kimse o ilim ehlinin çerçevesini de kabul etmeyecek. İlim ehlinin çerçevesini kabul edeceğinden dolayı ona bir özgürlük tanıyorum. Kendimce onlarla fikir mücadelesi yaparken diyorum ki al sen de iştahat. Sana tabi olacak olan varsa senin iştahatlarına göre hareket etsin. Duruyor şimdi.
Bana kim tabi olacak diyor. O zaman senin hiçbir ilmi ağırlığın yok. Hiçbir fikri ağırlığın yok. Senin hiçbir takva ağırlığın yok. Sen bir Hitsin. Hiçbir şeysin. Hiçbir şey olduğunu görüyorsun. Ve kendince bir şey olmuş olanlara saldırıyorsun. Sen hasitsin, kıskançsın, ilim fukarasısın. Kalıyorsun. Kur'an meydanında, sünnet meydanında. Al sen de iştahat et. Bu memlekette hürriyet var. Birileri iştahat ediyor kendi kafasınca. Sen de iştahat et. Birileri kendince kendince hükümden çıkarıyor. Sen de çıkar. Bunun ortada bir sıkıntı yok. Kalıyor. Yaz kardeşim senin de iştahatlarını bir kitapta topla.
Yayın evlerinde senin gibi uyduruk adamlar çok bekliyorlar zaten. Halsa da yaksa da biz de yayınlasak. Ortalık karışsa millet parayı. Onlar alsa biz de parayı toplasak diye. Çok bu noktada bir sıkıntı yok. Sonuçta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatındayken ashabıyla istişar etmiş, ashabının iştahatlarına önem vermiş, ashabının iştahatlarını dinlemiş, ashabının iştahatlarını dinledikten sonra uygun olanlarını tasdik etmiş, takdir etmiş, suçmuş, tebessüm etmiş bir şekilde onların iştahatlarını kabul ettiği noktalar olmuş.
Ve sahabenin içerisinde bunlar fıkıhta, kelamda, tefsirde, hadiste ahtap kabul edilmiş. Onlar ilim öğretmişler, onlardan ilim öğrenenler, tekrar kendilerinden öğrenmek isteyenler öğretmişler. Bu silsilelere devam etmiş, gitmiş. Bir kimsenin karşı cinsi olan algılarını resme bakaraktan veya hayal ederekten kendi kendini tatmin etmesi hak mıdır?
Harama düşmektense böyle yapmayı, böyle olmayı uygun görmüşler. O yüzden harama düşme korkusu olanların bu tip hal ve hareketlerini cevaz vermiş Hanebiler. Halifelik ne demektir? Halifelik, bir kimsenin kendisinden sonra vekil tayin etmesidir. Vekil de değil kendisinden sonra asil tayin etmesidir.
Halife, sultan hükmünde, padişah hükmünde, reis hükmünde, bir şeyin kutbu hükmünde. Halife denince anladığımız bu. Ama dini termoloji noktasında eğer o Müslümanların halifesi ise, Müslümanların imamı noktasında. İmam. Ama yok devlet başındaysa sultan. Bir tarikatsa oranın şeyhi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendinden sonra gelecek halifelerin isimlerini söylemiş midir? Söylediğine dair rivayetler var. Ama direkt olarak benden sonra Ebu Bekir ondan sonra Ömer, ondan sonra Osman, ondan sonra Ali olacak diye bir direkt hadis-i şerifi yok.
Bunu ashab kendince bunu bir sıralama yapmış. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerin son namazını kimin arkasında kıldı? Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in demişler. İşte Musa'nın Harun'u varsa benim de Ebu Bekir'im var dedi mi dedi. Bu hadisleri toplamışlar, istişare etmişler.
O istişare heyetinde bulunanlar, Hz. Ebu Bekir Efendimiz radiyallahu anh hazretlerini halife olarak seçmişler ve biat etmişler. Hz. Ali Efendimiz Sırpın Savaşı ve Temel Savaşı diye savaşlar yapmış mı? Yapmış. Eğer yapmışsa kimler arasında yapmıştır? Yani temel vakasında hem Hz. Ayşe Validemizin taraftarları var, hem Hz. Ali Efendimiz'in taraftarları var, hem de Nuhavye'nin taraftarları var.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem son veda açında Gadir-i Rum denen yerde konuşma yapmış mı? Evet böyle bir hadis-i şerif var, konuşma yapmış. Eğer yapmışsa hangi konu hakkında konuşmuştur? Şu an hatırımda değil, hakkınızı helal edin. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem vefat ettikten sonra cenazesini kimler defnetmiştir? Sahabeler defnetti. Dün Güneş gazetesinde Rıza Zelyurt'un köşe yazısında Mevlana hakkındaki iddialar hakkındaki yorumunuzu alabilir miyim? Güneş gazetesi okumuyorum. Rıza Zelyurt'u da bu noktada takip eden bir kimse değilim. Rıza Zelyurt bu noktada Hz. Mevlana hakkında ne dedi o yüzden onu bilmiyorum.
Ama Rıza Zelyurt'un kendince görüşü, düşüncesi, fikirleri bellidir. Hz. Mevlana Celal Turumu Hazretleri için olumlu şeyler söyleyeceğini zannetmiyorum. Bir sohbetinizde ev köyübüsü çekebilir miyim sorusuna ödeyebileceksen çek dediniz. Harama icazet verdiniz gibi geldi bana, aydınlatırsanız sevinirim. Evet dışarıdan bakıldığında hemen ödeyebileceksen çek dediğimde harama icazet vermiş gibi görünürüm. Sen öyle gördüysen yapma o zaman. Karşınızdaki kimsenin ilmini sunuyorsanız, karşınızdaki kimsenin ilmini sunamak bu noktada biraz edep dairesinin dışındadır. Bu meseleyi geniş geniş defalarca anlatmamış, anlatmış olmanın verdiği bir şey.
Ödeyebileceksen çek deyip meseleyi kapatma. Çünkü onun gerisi yıllardan beri bu sohbetlerde, bu dergahta anlatılmış şeyler. Eğer bir kimsenin ilmine güvenip de ona bir fetva, ona bu noktada iştah danışıyorsanız güvenip tabi ol. Yok güvenmiyorsanız sonradan sorgulayıp, sonradan araştıracaksanız gidin araştırın neden soruyorsunuz ki? Sufi adabı ya bir kimse teslimdir ya değildir. Teslim ise almış olduğu cevabı evde gidip kitap karıştırmaz. Madem ki haram olduğunu düşünüyorsun neden soruyorsun? Bizim insanlarımız evlerindeki küçücük imal kitaplarına bakaraktan dinlerini yaşamaya ve anlamaya çalışırlar.
Sizin evlerinizdeki küçücük imal kitaplarında darül harp, darül islam meselesi yoktur. Eski kitaplarda darül islam, darül harp meselesi vardır. Bu topraklarda darül harp meselesini konuşacak olan bir imam, bir üstad az bulursunuz. Şimdi belki de konuşurlar. Ama bu fakir 20 yıl önce konuşuyordu onu, kelle koltukta. Ve bu sorular daha önce tuzak sorulardı. Beni cumhuriyet savcısının önüne çıkarmak için sorular sorulardı. Şimdi bu soran kardeşinin öyle olduğunu düşünmüyorum. Üzerine alınmasın. Hain bir tane iki tane değildir. Gelir size herkesin içerisinde tuzak soru sorar.
Siz o tuzak soruya atlarsınız, o kendince de atladı mı o salak aptal der. Sizin sesinizi alır, götürür cumhuriyet savcısına verir. Der ki bu Türkiye darül harp dedi. Türkiye darül harptır demek on beş yıldan başlıyor cezası. Ve kim oturursa otursun her gecesi on beş yıldır cezası. Biz yirmi beş yıldır on beş yıllık ceza koltuğumuzun altında yaşıyoruz.
Harp meselesini ağzına diline almaktan korkup, onu konuşmaktan uzak duran insanlar O meseleyi hiç açmazken kendimi met etmek için söylemiyorum. Bursa'da radyo programında darül harp meselesini açıp radyoya terörle mücadelenip bastığı adamım var. Götürdüler beni. O bitti, alıp götürdüler beni darül harp meselesinden. O ben bir şey diyordum orada. X devlette. Bana Türkiye darül harptır denirttiremiyorlar bir türlü. Tuzak soru. Tuzak soru şudur. Türkiye darül harp değil mi? Sen de salaksın ya.
Türkiye darül harp dediğin an gittin. Ben de darül harpa açıklarım. İmam-ı Azam Hazretlerine göre darül harp denilebilmesi için bir ülkeye bakın tekrar açıklıyorum. Bir ülkenin darül harp denilebilmesi için İmam-ı Azam Hazretlerine göre bir, darül harpe bitişik olması lazım. İki, daha önce eman verilenlerin emanlarının kaldırılması lazım. Üç, İslam hukukunun uygulanmaması lazım. Hatta bir gün sohbette o soruyu sorana dedim ki sen cevap ver şimdi dedim. Tuzak soruyor ya bana. Cumhuriyet savcılığının karşısında ikimiz dikildik. Savcıya dedim ki darül harp diyen bu. Konuşma orada. Çıkarmışlar, ben soruyorum. Dedim Türkiye, darül harpe bitişik mi diyor Bulgaristan'a, Yunanistan'a, Rusya'ya bitişik mi?
Bitişik diyor şimdi o. Peki diyorum bak sen söylüyorsun diyorum ona. Türkiye'de İslam hukuku var mı? Yok diyor. Peki diyorum Türkiye'de daha önce eman verilmiş. Yahudiler, Hristiyanlar, Ermeniler. Daha önce onlar ikinci sınıf vatandaşmış. Şimdi diyorum birinci sınıf vatandaş oldu, emanları kaldırıldı. Herkende bir mi oldu diyorum ben? Bir oldu. Müslümanlar da daha önce emanları vardı, İslam devleti vardı şimdi emanları yok. Müslümanların emanları yok mu diyorum ben? Yok diyorum. O zaman diyor Türkiye'nin ne oldu? Darül harp oldu. Savcı değil, savcı ona baktı şimdi. Bana baktı tamam mı? Savcı be dedim darül harp diyen bu. Ben İmam Azam Hazretlerinin sözlerini söyledim.
Nerede yazıyor dedi? İbn Abidin'de yazıyor dedim. Feteva Hindiyede yazıyor dedim. El Hindiyede yazıyor dedim ben. Hep sıra sıralıyorum. Neresinde geçiyor dedi? Cuma bahislerinde geçiyor dedim. Bir de İbn Abidin'de dedim faiz bahsinde geçiyor. Feteva Hindiyede faiz bahsinde geçiyor dedim. Savcı baktı. Söyleyecek laf yok. Benim hakkımda takipsizlik kararı verdi. Ona ne yaptığını bilmiyorum. Beni çıkardı. Öbürke çıktı sana ne karar verdin ben? Tık yok. Seni hain dedim ben. Seni hain dedim. Mahşerde yakandan tutacağım seni dedim. Bunlar tuzak sorular. Birisi de size kalkar bir yerde sohbet edenler. Sorulara cevap verenler.
Türkiye'de harbidir dediğinde öyle kendi kendinize donkuş çocuk yapıp daril harptır demeyin. Mesela Süleyman Demirel daril harp dedi. Bir televizyon konuşmasında Süleyman Demirel Türkiye daril harp dedi. Süleyman Demirel'e göre Türkiye daril harp hiç kimse Süleyman Demirel'e sen nasıl böyle söylersin deyip hiçbir cumhuriyet savcısı onu kalkıp da herhangi bir şey yapmadı.
Hiçbir şey yapamıyorlar zaten de. Adam ihtilaller tertip diyor yine bir şey yapmıyorlar. Tuzak soru bunlar. Yirmi yıldır bir tuzak sorularla uğraştık biz. İslam hukuku yoksa İmam Muhammed'e göre. İmam Azam üç şart istemiş. İmam Muhammed ise üç şart istememiş. Talebesi. Bir yerde İslam hukuku yok ise orası daril harpdır demiş. Bunu Türkiye'de hiçbir şeyh, hiçbir alim, hiçbir profesör söyleyemez. Hiç kimse. Harbin kendi içerisinde bir hukuku vardır. Daril Harbin kendi içerisindeki hukukunda harbiyle Müslümanın arasında faiz yoktur.
Müslümanın harbi kim? Müslüman olmayanlardır. İsterse Türk sermaye olsun. Banka Müslüman mıdır? Hayır. Düzel kişilik. Düzel kişilik önemli değil ama Müslüman mıdır? İslam'a göre mi kurulmuş? Hayır. Hayır. Türkiye'de İslam'a göre hiçbir kurum ve kuruluş yoktur. Diyanet bunun içindedir. Türkiye layık, demokratik, insan haklarına saygılı bir hukuk devletidir der anayasada. Anayasada Türkiye'nin dini yoktur. Türkiye devleti, cumhuriyeti dinsizdir.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin dini yoktur. Bunlar da tuzak ha. Bunlar için de gittim ben cumhuriyet savcılığına. Savcıya söyledim var mı Türkiye'nin dini dedim. Yok dedim. Ben de bunu söyledim dedim. Sen layıksın o zaman dedi. Hayır dedim. Devlet layık. Türkiye Cumhuriyeti devletinde herhangi bir kurumun dini olduğunu. Adamı içeri atarlar. O zaman harbiyle senin ilişkinde faiz yoktur. O yüzden kurtuluyorsun. Yoksa annenle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha gireceğim. Bu hadis-i şerifi de red ediyorlar. Hazreti Peygamber böyle laf söyler mi? Böyle çirkin bir söz söyler mi diyeyim.
O çirkinliği yaptıkları için bu hadis-i şerifi red ediyorlar. Ben bunu televizyonda bile söyledim de televizyon yöneticileri de ayağa kalkıyor diyor. Bunu ben geri kolum evlanesinde de söylüyorum. Ayağa kalkıyor herkes. Bunu burada da söylüyorum. Ben her toplantıda bunu söylediklerinde söylüyorum. Kim mümin kardeşinden faiz alırsa annesiyle Kabe duvarının dibinde nikah kıymış gibi olur hadis-i şerifi. Varın kim reddetecekse hadis-i şerifi reddetsin. Neden? Faiz alıyor o ahlaksız. O birbirinin kardeşinden alıyor. O yüzden o hadis-i reddediyorlar.
Alırmış. Faizi bu oyuna çevireceğiz diye uğraşıyorlar. Döndürecekler. Yok kat kat almak harammış. Döndür Allah döndürün. Ne? Yok. Telefon faturasını yatıramadın. Faiz ödüyor musun? Ödüyorsun. Aha el almış ödemişin. İstersen elektrik parası ödememişsin onu ödemişin. Ne fark var arasında. Suyu ödememişsin. Faiz ödüyor musun? Ödüyorum. Doğal gaz ödemedin. Faiz ödüyor musun? Ödüyorum. Ben idaresini ödemedim. Ödüyor musun? Ödüyorum. Bütün resmi kurumların hepsi de bir şey ödemedin zaman faizini alıyor mu senden? Alıyor. Ben de o yüzden kısadan kesiyorum. Ev alacak, kredi alacak. Banka kredisiyle alacak.
Ödeyebileceksen al diyor. Neden? Harbinle senin arasında faiz yok. Araba alacak. Çok mu ihtiyaç? Evet. Yok mu para? Evet. Al. Bunlar neden rahatsız oluyorlar bir de? Kendilerince bir İslami bankacılık sistemi kurmuşlar. Kendilerince. Buna da çok canı sıkılıyor herkese. Ne Albaraka Türk, ne o işte Asya Finans, Kuveyt Türk. Türkiye Finans. Türkiye Finans. Türkiye. Gene çıktı mı onlar meydan hemen? Faysal Kırmızı çevirdi, çevirdi, çevirdi Türkiye. Faysal çevirdi, çevirdi Türkiye. O bir tane vardı. Enver amcanın. O İhlas bir daha. Türkiye gazetesiyle onu karıştırıyordu.
Bir de İhlas, o Enver amcam diyordu ödeyin, Enver amcamıza güvenin diyordu ya. Bunlar ne? İslami bankacıymış. Bunlar ne? Ben bir kaç sefer girdim oraya. Almışlar pırıl pırıl çocukları böyle. Gayet mülayim. Hepsinde böyle güzel bıyıklar var böyle. Ne kadar yumuşaklar, ne kadar sakinler. Vay hacı annecim, vay hacı teyzecim. Ben de oturuyorum orada, seyrediyorum sadece. Bir küçük işim var. Ne o hacı abiler, hacı dedeler, böyle cümbeli, şalvarlı, sarıklı her biri bankaya giriyorlar çok rahat. Tabii normal bankalar onların gitmeleri çok zor. Böyle adamların paralarını yüksek bir sistem lazım. Ne o? Şimdi, slogan şu. İslami bankacılık. Ulan neresi İslam?
Memlekette hiçbir şey İslami değil, bunlar İslam. Soruyorum şimdi. Müdürüne. Ben böyle sohbetlerde söylüyorum, alınmışlar bizim dükkana geldik. Zannediyorum, Albaraka'nın müdürüydü galiba. Hocam ziyarete geldik, işte bir çayını içelim, buyurun. İşte muhabbet oraya geldi. Dedi ki böyle böyle, böyle yumuşmuş sohbetlerde. Evet diyorum dedim ben. Ama biz kar peyi veriyoruz dedi. Böyle baktım. Ne büyük bir işlet ne ki benim dükkanım dedim, her ayağını karı yapmıyor. Sizinki maşallah her ayağını karı yapıyor. Bu durdu şimdi. Bıraktım bunu dedim. O zaman ben tekstille uğraşıyorum. Dedim ki geldim senden yüz ton iplik aldım. Ödeyemedim dedim.
Evimi satacağım mı? E satacağım dedi. Hanefi'ye göre satamazsın dedim. Arabamı satacağım mı? E satacağım. Hanefi'ye göre satamazsın. Dedi müdür. Sen de Türkiye Cumhuriyeti devleti icra-iflas hukukuna bağlı mısın değil misin? Evet. Neresi İslam'ın burundur? Türkiye Cumhuriyeti'nde ticaret yapan herkes icra-iflas hukukuna bağlı mı?
Bağlı. Hukuk İslam'ı değil ki. Nereden İslam olacak mümkün değil. Haa! Tabi Darülhat meselesini bizim insanlarımız bilmez. Öğrenseydi zaten insanlar ayağa kalkardı Müslümanlığa. Zaten bunu öğretmek isteyenlere Cumhuriyet'in ilk döneminde hepsini de astılar irticada. Türkiye'de irticacılar kimlerdir biliyor musunuz? İrtica lafı dolaşır ya. O irticacılar İslam hukukunu isteyenlerdir. Kim İslam hukukunun hakim olması için uğraşırsa o irticacıdır Türkiye'de. Ama İslam hukuku için uğraşmıyorsan, bununla alakalı sohbet etmiyorsan, bununla alakalı bir fetva vermiyorsan, bununla alakalı bir konuşman yoksa seni alkışlarlar.
Sen İslam hukukuyla alakalı her şeyi öğretmen lazım. Yani bir kadın zina ettiği dört tane şahitli ispat olursa ne olur dediğinde sen de ona resmedilir dediğin an bitti senin işin. Ne televizyonlarda ne pasında ne devlet organlarında orada burada hiçbir yerde adın olması. Başörtüsü farz mıdır değil midir, örtünmek farz mıdır değil midir dediğinde örtünmek her kadına farzdır dediğin an ipini çekerler seni Türkiye'de.
Hiçbir yere çıkarmazlar seni. Alkışlanırsın. Şimdi onun sırası değil. Zamanın geldiğinde bu meseleler tekrar konuşulur anlaşılır. Bunlar böyle yediğimin ayaklarıdır. Koktu. Torbası bile olmuyor. İlgileniyor. İki televizyonun çıkmak için, iki devlet protokolünde yer almak için eveleyip geveliyorlar. Sohbetlerimize zarar gelmesin, aman şuraya buraya zarar gelmesin diye eveleyip geveliyorlar. Diyemiyorlar bir şey, yapamıyorlar. Söyleyemiyorlar.
Kendilerince bir strateji üretmişler insanlara. Sıkıntı. Sıkıntı olunca da tabii büyüdükçe büyüyor. Allah bizi muhafaza etmesin. Bize neden nefesle darbi, kalbi, zikir yapıyorsunuz diye soruyorlar. Bilmediğimiz için cevap veremiyoruz. Böyle soranlar ne demeliyiz. Gökten böyle ilham geldi bize değil. Bana sorarlardı, ben derdim ki ya. Benim kalbime böyle ilham verdi derdim, bakar da şey. Nasıl yapıyorsunuz?
Valla bana ilham geliyor. Sus diyorlar, ben kalbi iyi diyorum. Coş diyorlar, darbi iyi diyorum. Bakıyor şimdi. Ödemiş de o dedi bu. Sonra orada tam yeni arkadaşlarla böyle sohbet ediyor. Birisi çok biliyor böyle. Dedi ki bu darbi, kalbi, nefesle bu nereden çıktı dedi. Mustafa'dan çıktı dedi. Gençlik de var ya o zaman. Nasıl yani dedi. Benim kalbime kalbi diyorlar dedim. Ben kalbi diyorum diyorum. Darbi diyorlar dedim. Ben darbi diyorum diyorum. Nefesle diyorlar dedim. Ben nefesle diyorum diyorum. Ben değilim yani yaptıran. Öyle baktı şey. Ben değilim yaptıran deyince. Hani tipik bir psikolojik bir problem var dedi.
Dedi ki bu normal değil. Ben zaten normal değilim ki de. Senin dedi normal değil demene gerek yok. Biz komple normal değiliz biz. Bizde bir normalite ararsan kaybedersin. Dedim Yunus diyor ya. Kah eserim yerler gibi, kah çöşerim seller gibi. Gel yör beni aşk mey. Biz böyleyiz. O zaman bunlar sorgulanmaz yani dedi. Yoo sorguluyor ya işte dedi. Yasak değil. E dedi bu cevap normal olmadı dedi. E sen dedi normal bir cevap mı arıyorsun burada dedi. Buraya ne için toplandık biz dediler. Herkes dediler ki zikretmek için. Bu normal mi dedi. Normal olmadığını Hazreti Peygamber söylemiş bin dört yüz yıldan olacak.
Siz Allah'ı öyle zikredin ki dışarıdan görenler bunlar deli olmuş desinler. E dışarıdan bakan ne görecek? Deli. Deli kim? Ya dışarıdan Hazreti Peygamber bunlar deli olmuş desinler diyecek. Biz burada akıllı duracağız öyle mi? Akıllı duracak ulan dışarı. Herhalde sıradan gidiyoruz galiba. Geçen hafta neyi bulundu? Efendim? Eğitim toprasını paylaşmaya. Eğitim toprasını paylaşmaya. Büyüklere karşı edep, ahlak mıydı? Büyüklere karşı edep, ahlak mıydı? Eğitim doğal ya.
Arkadaşları toplayıp onları yedirmekmiş. Ne olsun büyüklere sahip, küçüklere şefkatmiş.
Evet. Onların adaplarından biri de terbiyeli hareket etmektir ki ta ki küçük onun yolunu, ahlakını örnek alsın. Edeplerin en güzeli insanın sözünden değil hareketinden alınan edeplir. Demek ki sufiler öyle olacaklar ki, öyle terbiyeli hareket edecekler ki bak hareket edecekler. Küçükler ondan terbiye olacak. Küçükler ondan örnek alacak. Organlarımız daima ayarlarına uymak. Ne oluyor?
Hedefli şekilde hareket etmek. Nefsi terbiye etmektir. Vakti korumaya okuduk. Güzel bir mesele. Bir dahaki haftaya buradan kaldığımızda hem şey yapalım. Ne o? Bana inşallah hatırlasın. Onların adaplarından biri de başa geçmeyi bırakmak. Üstadlık taslamaktan kaçınmak. Dostların ve arkadaşların hizmetini yapmaya çalışmaktır. Sufi'nin adamlarından birisi neymiş? Başa geçmeyi bırakmakmış. Üstadlık taslamayı bırakmakmış. Ve dostlarına ve arkadaşlarına hizmet etmeye çalışmaktır. Bizim yolumuzda ben üstadım demek yok.
Üstadlık yapmak da yok. Başa geçmek için çaba sarf etmek yok. Başa geçmek için katekülle yapmak da yok. Buradaki yapılacak olan şey ne? Hizmet etmek. Hizmet etmek. Bir gün Cüneyt, Cüneyt-i Bağdadi şöyle dedi. Bir gün sırrı sakatinin bana karşı canının sıkılmış olduğunu gördü. Biliyorsunuz sehri sakati aynı zamanda sırrı sakati olarak bilinir. Cüneyt-i Bağdadi hazretlerinin zamanında yaşamış onun arkadaşlarından olan kutup bir kimseniz. Cüneyt-i Bağdadi ile aynı zamanda yaşamıştır. Bazıları Cüneyt-i Bağdadi'nin halifesi olduğu söylenir.
Bağdadi'nin halifesi olduğu söylenir. Halifesi de olsa onun aynı zamanda yaşamışlar. İki arkadaş gibiler. Biraz daha Cüneyt-i Bağdadi ondan yaşlı. Avruf-i Marif'te öyle yazıyordu hatırımda kaldığı kadarıyla. İşte bir gün serrı sakatıya demiş ki Cüneyt-i Bağdadi hazretleri. Başına bir cemaatin toplandığını duydun. Bu nedir demiş? Yani senin başına bir cemaat toplamış. Bu ne? Dedi ve bu işi bana uygun görmedi. Dedim ki serrı sakati de cevap vermiş. Ey Ebu Hüseyin onlardan biri geliyor açın beni doyur diyor. Ben de bende bulunan biraz fazla zıhtan ona yediriyorum. Adam geliyor kanı var kan aldırmak istiyorum diyor. Olmaz mı diyeceğim? Adam geliyor sıplaktır. Neredeyse avrati gözükecek.
Ben ona giydirecek bir şeyler var. Onlara bundan verin. Vermeyim mi demiş. Hayır ver, isteklerini yap, gönüllerini hoş tut dedi. Ve buna benzer sözler söyledi demiş. Demek ki etrafınıza faydalı olacaksınız. Şimdi etrafının ihtiyaçlarını gören insanların başında kalabalık bitmez. Etrafının dertleriyle, etrafının problemleriyle ilgilenen insanın etrafında hep insanlar vardır.
Sizin en hayırlınız etrafına hizmet edenler. Etrafının ihtiyaçlarını görenler. Siz etrafınıza nasihat eden tatlı tatlı, etrafınızın ihtiyaçlarını görmeye çalışırsanız tatlı tatlı, insanların başına kalkmadan, insanlar sizin etrafınızda toplanmaya başlarlar. Bu dervişlerin arasında da aynıdır. Bir derviş kardeş etrafına böyle hüsnü niyet besler, etrafındaki insanlarla hoş sohbet eder. Etrafındaki insanlara ama sözleriyle ama halleriyle onlara iyilik yapmaya çalışır. Etrafındaki insanlara tatlı tatlı nasihat eder. Ve o etrafında bir kutup gibi olur. Bunu diğer derin canı sıkılır ona. Etrafına insanları topluyor derler. Arı çiçeğin başına toplanır. Arı bal alacağı yerden toplanır. İnsanlar da maddi manevi menfaat göreceği yerde toplanırlar.
Bu doğaldır. Sen sofranı açarsan, evini açarsan, sen cömert olursan, senin dilin tatlı olursa, senin dostun çok olur. Arkadaşın çok olur. Şöyle düşünmeyin. Onlar menfaat arkadaşlar. Olsun. Sen de ya. Sen de kendinden menfaatlandır. Sen neden kendinden menfaatlandırmıyorsun? Sen kendini menfaate açmadığından dolayı etrafında hiç kimse yok. Cömert insan kendini menfaate açan insandır. Elindekileri paylaşabilen insandır cömert insan. İlmini paylaşan, muhabbetini paylaşan, malını, mülkünü, parasını, pulunu, rahatını paylaşan insan cömert insandır. Etrafındaki bütün herkesi menfaat, prens görür.
Etrafındaki herkese kötü davranır. Etrafındaki herkese dost olmazsan, etrafında kimse kalmaz. Ondan sonra kendi kendine yalnızlık terelerini silin başlarsın çaldır. İnsanlar kendi kendilerini yalnızlaştırırlar. İnsanlar kendi kendilerini atarlar. Senin yalnızlığın hak için olmalı. Sen bütün herkese kendini aç ama kendini sadece Allah'a yasla. Sen menfaat olarak herkese menfaatini aç ama gönül olarak Allah'a yasla. O zaman işin tadı çıkar. Üç ihlas bir Fatiha. Fatiha'ın seviyorsan sevgili Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selamat efendiler. Bu şevirlerine, Adem aleyhisselamla aleykisin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber İzhan Efendimiz'in mübarek.
Bu şevirlerine, Amin. İzhan Efendimiz'in mübarek-i sızlıktır. Fariq Osman'ın izniyle, Nabi'ye, Muhtaza Azad'Allah hanımefetine, bizim evladın Resulullah, Zevcahat-ı Resulullah, Ashab-ı Resulullah, Şuhedâ Resulullah'ın ruhlarına, İmam-ı İmam-ı Azam-ı Ruhanibe, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Muhabir, İmam-ı Eşyal, İmam-ı Matır, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Hüsr. İmam-ı İmam-ı İmam-ı Hazretlerinin ruhlarına birimiz bir, Seyyid Abdülkadir Geylani, Seyyid-i Ahmet-i Al-Rufayi, Seyyid-i Ahmet-i Al-Bedevi, Seyyid-i İbrahim-i Dosybi, Şeyh-i Ölesen-i Şah-ı Azeli, Şah-ı Nakşibenni Muhammed-i Bahad-i, Şah-ı Mevlana Celalet-i Ruhmi, Hacı Bektaş-i Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Vesel-i Karar-ı Mahmud-i Dari.
Halvet-i Cennet-i Uşak-ı Zünür-i Söhre-i Veli, Kübra-ı Veli, Şeyh Muhiddin Arad-ı, Bütün biri Firan Hazretlerinin mübarek ruh şerblerine, ki ar-yar gözüne bakırsındık, onların Fakir Osman-ı Zunurey, bütün Ashab-ı Resulullah'ın ruhlarına, geçmiş bütün velilerin, mürcilik âmlarına, evliyalarına aşık ve sadık, kavm-i bağlı. Ehl-i Eman, La İlahe İllallah, Mahvele Resulullah, Yaşayan bütün velilerin, mürcilik âmlarına, evliyalarına aşık ve sadık, kavm-i bağlı. Ehl-i Eman, La İlahe İllallah, Muhammed-i Resulullah, Diyem-i Eman, La İlahe İllallah, Cez-i Cez-i Cez-i … Eman, Vasıf-i Sadar Eyle Ya Rabbi. Amin.
Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, Güzel başladığınız-i Eman, Nия-i Tehらi Yman Tehlo果, intercept-i Cez-i Cez-i Cez-i … Eman, Öğm...

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi