Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Aralık 2012 · 1:14:01
Kapalı spor salonumuzda onlarla izinletecek olan bayan görevi kardeşler vardır. O gelen bir tek bayan misafirlere bakarlar. Veyahut da cumartesi günü tek kede program var. Bizim arkadaşlar orada bayanlarla alakalı ünlü programlar, bayanlarla hiçbir şekilde hizmet bizde olmaz. Ancak üst katta bayanlar kendi aralarında bir hizmet programları vardır. Bayanlarla da kendi aralarında kendi hizmetlerine devam ederler.
O yüzden bizde bayanlar hizmet etmezler. Ancak kendi bayan kardeşlerine hizmet ederler. Onların da içinde vazifeler verilir. Onlar ancak hizmet ederler. Bu noktada erkek arkada hizmetli arkadaşlar bayan kardeşlere tanıdığı olsun, tanımadığı olsun bir iş buyurmaya kalkmasınlar. Bu sıkıntılı bir nokta. Daha doğrusu erkek arkadaşlarının hiçbirisi bayan kardeşlerle bu noktada bir irtibata geçmesin.
Kadının evlendikten sonra kocasının anne, baba, kardeşlerine ve kardeşlerine karşı mahremi nasıl olmalıdır? Mesela kocasının babasına ve erkek kardeşine karşı örtülmesi gerekir mi? Mahrem olanı, olmayanlar kimlerdir? Bir kadın evlendiği zaman evlendiği erkeğin babasına, babasının babasına, babasının babasına mahrem değildir. Yani babasının babasının yanında örneğin işte kendi babasının yanında nasıl duruyorsa öyle durabilir. Ancak babasının babasının babası biraz gençse, ahlaki noktadan bir sıkıntı var ise o zaman kadın frene basabilir veya kocası frene bastırabilir. Bunda bir sıkıntı olması gerekir.
Bir sıkıntı yok ise bu noktada frene basmakta fitne çıkarır. Ama velakin kadın yeni noktada bir tek kendi kocasına süslenmeli ve kokulanmalı. O yüzden kadın da buna dikkat etmeli. Yani kadın sadece kendi kocasına süslenir, ona kokulanırsa başka hiçbir erkeğe karşı kokulanıp süslenmemesi gerekir. Kocasının kardeşiymiş yok, kocasının şusuymuş, buzuymuş hepsi de mahremdir.
O yüzden onların hiçbirisinin karşısına bu noktada örtüsüz, tesettürsüz çekmemesi gerekir. Sevgi ile sadakat arasındaki farkı anlatabilir misiniz? Sadakat mı yoksa sevgimi daha üst düzeyde? Allah razı olsun. Şu mu üst, bu mu üstlenmez. Evet sevgi daha yukarıda. Sevgi alt zeminlerini, alt unsurlarını yanında taşır. Gerçek manada seven bir kimse, gerçek manada da sadakat eklenir. Sadakat, bağlılık demektir. Eğer bir kimse gerçek manada sevdiyse, aynı zamanda da gerçek manada sadakat gösterir. Her sadakatli olan seviyor manası çıkmaz. Her sadakatli sevme noktasında olmayabilir.
Ama her gerçek seven sadakatini de yanında getirir. Burada sadakattan kasıp, o kimsenin sevdiği kimseye bağlanmasıdır. Sadakatı mı tercih edersin, sevgiyi mi tercih edersin? Bu insanların kendi durdukları noktaya göre değişir. Ben sevginin yüceliğine inanırım. Sevginin yüceliğine inandığım için, seven kimse sadakatli olur. Üsturuyla, seveni tercih ederim. Ama velaket her sadakatli, bu noktada seviyor manası çıkmaz. Hukuksal olarak da bir kimse sadakat besleyebilir mi kimseye? Namaz kıldırabilmek için Kur'an-ı Kerim okumayı bilmek mi lazım? Okumayı bilmeyen imam olamaz mı?
Namaz kıldırmanın kural ve kaideleri nelerdir? Sesi merak et geliyor mu? Namaz kıldırmak için Kur'an-ı Kerim okumayı, motomat bilme şartı yoktur. Ama orada Kur'an-ı Kerim okumayı bilen var ise, birinci derecede imamiyetin onun geçmesi gerekiyor. Bir toplulukta Kur'an-ı Kerim okumasını bilen var ise, bir kişi önce o geçecek. İki kişi ise güzel okuyan geçecek. Bu noktada da ahlaklı olan, ihlaslı olan, samimi olan geçecek. E şimdi insanların ahlakının samimiyetini ölçme noktasında değiliz. Zahire bakacağız, kim Kur'an-ı Kerim'i daha iyi okuyorsa, o geçecek namaz kıldırmaya.
O yüzden imam seçilirken, eğer hiç kimse Kur'an-ı Kerim okumasını bilmiyorsa, Kur'an-ı Kerim okumasını bilen imam olur. Üç dört tane bilen var ise, onların içerisinde güzel okuyan imam olur. Diyanet İşleri Bak Başkanlığı televizyonda açıklama yaptı, ölenin arkasından mevbit okutulmaz diye, yedisi, yirmisi, kırkısı vesaire, ölünün adından okulduğu zaman, şirk dedi, açıklar mısınız? Açıklamama gerek yok. Yani Diyanet bir şey şirk dediyse, açıklaması neden bana kalsın ki? Diyanet de söylese şey yok, evet ölünün arkasından üçü, yedisi, beşi, on ikisi, yirmisi yok. Onu ben de biliyorum. O normalde, böyle bazı eski kitaplarda geçen, işte üç gün olunca şu olur, yedi gün olunca hırnı dökülür, yok işte yirmisinde eti dökülür, yok kırkında kemiğinden ayrılır, yok yüz yirmisinde şundan olur.
Habire arkasından övü toku, hocalar cebellezi biner, beşer atsınlar içeri. Eyvallah. Bunlar da aynı oyunum görmüyorum. Tabii bunları söylerken insanlar yalnız şunları unutmayın. Bir memleket düşünün, o memlekette Kur'an okuyanları veya okutanları derdest edip toparlayıp götürmüşler. Bir memleket düşünün, iki kişi toplanmış, Allah bildiği zaman irticacı deyip, alıp götürmüşler.
Bir memleket düşünün, o memlekette din, diyanet adına bir şey olduğunda, alıp götürmüşler insanlarla. Ama orada dine hizmet etmek isteyenler, dindarlığını yaşamaya çalışanlar, kendilerine kapı aralamışlar. Mevlüt okuyoruz deyince, hiç kimse bir şey dememiş. Cenazemiz var, yirmi mevlütü var, kırk mevlütü var. Milleti toplamışlar, orada işte biraz da ikramda bulunmuşlar. İnsanlara din, diyanet anlatmışlar. Ve insanların dinden, diyanetten uzaklaşmaması için çaba sarf etmişler. Birinin böyle çıkıp, katı, kuralcı, kaba, soft hesabı. Bunların hepsi de bidattır. Bunların hepsinin de çöpe atılması lazım. Bunların hepsi de şirk ehlidir, bidat ehlidir. Demek, işin kolay tarafı. Şimdi, şimdi demek kolay tarafı.
Eğer Allah affetsin, böyle yaşadık diye değil, ama başımıza gelenleri bilmiş olsaydı, o da mevlüt okuyoruz, biz burada derdi. Bunu söyleyen birinci derecede, birinci derecede Abdülaziz Bay'ındır. Bu tip şeylere sert bir şekilde, bu bidattır, bu haramdır deyip, bazen Vahhabice yaklaşan, Sufilere, tasavvuf eline, düşmanca yaklaşan, enfatik kurmadan, televizyonlara çıkıp, petva vermek kolay.
Çok basit. Biz camide zikrular yapacağız dediğimizde, mevlüt okutacağız diyorduk. Herkesi topluyorduk. Camide insanlara, mevlüt okutacağız deyip, camide zikrular yapıyorduk. Evlerde ders yaparken, ortaya bir tane mevlüt kitabı koyuyorduk. Hatta imam hatipli gençlere, çocuklara da diyorduk, polis gelip bastığında, hemen buradan mevlüte başlayın.
Polisi gördüğünüz zaman, indiler gökten melekler, saf saf başlayın. Veya gelin işte, evvela, Allah adını zikredelim, evvela. Vacip oldu cümle, işte her kula. Siz bunları bilmezsiniz bile mevlütü. Ama insanlar, dinin, diyanetin baskı altında kaldığı bir zamanlarda, o kadın, benim çocukluğumda, kadınların, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, doğum bahrinde, ayağa kalkıp, salatu selamlaşırlarken, ağladıklarını, bilmez onların hiçbirisinden.
ve o salatu selamlar okulurken, kadınların aşk ile ağladıkları, ve dini, diyaneti hatırladıkları, ve dini, diyaneti hatırlayarak da, bir müddet, onların kendilerini, biraz daha manevi boyutta tuttuğunu, bilmez onlar. Veyahut da işte gidip de, kabristanların başında, hayvan kesilmeyeceğini, bilmeyen din adamı yoktur. Kabristanlara gidip de, bir dilek tutulmayacağını, bilmeyen din adamı da yoktur. Kabristanlara gidip, çapık bağlamanın, taş koymanın, taş yapıştırmanın, gidip onlardan bir şey istemenin, bidat olduğunu, şirk olduğunu, bilmeyen din adamı yok. Şimdi kabristana gitmeyi, dini bir öge gibi kabul eden, bunu kültür olarak, kendisini kabul eden, ve oradan kendisini bir dinle, bağlantı kuran bir kimseye, sen gittin kabristana dua ettin, kabristandan bir şey istedin, yok oraya çapık bağladın, sen şirk eylesin, sen küfür eylesin dediğinde, o kimsenin dini duygularını kol ve katletti.
Ve o insan karanlığın içerisinde çıkmış. Karanlıkta doğmuş, karanlıkta büyümüş, karanlıkta yetişmiş. Hasbelkader, o ki evliyayı, büyük bir zat olarak görmüş, ve gitmiş, o büyük zatı kabul etmekte, aslında dini kabul etmiş. Sen ona kalkıp da, onun neler bidat işlediğini, bilmeyecek kadar, salak, aptal, din cahili değiliz. Bu insanlar da değil. Ama din ve diyanetin konuşulmadığı, din ve diyanetin, hiç anlatılmadığı, din ve diyanetin, dile dahi getirilmediği, o karanlık dönemleri konuşmaktansa, bunları konuşuyorlar. Madem din, diyanet konuşacaksınız, büyük millet meclisinde, hangi zaman, Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin, değiştirilmesini teklif edildi?
Millet meclisinde, hangi tartışmalar yapıldı da, Kur'an'ın ahkam ayetlerini, değiştirilin dediler? Hangi parti, Kur'an'ın ahkam ayetlerini, değiştirmeye kalktı, yok saymaya kalktı? Millet meclisinde, kimler bunun adına, önerge verdiler? Bunlar adının, lehine konuştular. Çıkıp, bunlar burada insanlar, geçmiş dönemde, kafirliğin, altında inim inim inlerken, neden bunlar kafirdir, küfürdür, bunlar bidat ehlidir, kafir ehlidir deyip de, çıkmıyorlar da, insanların bu karanlık döneminde, kendilerine bir nefes açmışlar, bir evliyanın huzuruna gitmişler,
bir velinin peşine takılmışlar, bir ehli tasavvukun arkasından gitmişler, onun arkasından olanca lafı söyleyecekler. Yetmişlerde neydi, neredeydi bunlar? Seksenlerde neredediler? Biz sokaklarda vuruşurlarken neredediler? Sokaklarda insanlar canlarını verilerken neredediler?
İhtilalden sonra neredeydiler? Dururken neredeydiler? Şimdi oturup, bidat demek kolay. Evet, bidat. İnsanlar namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, Allah'ı zikretmiyor, Allah'ı kabul etmiyor, dini kabul etmiyor, peygamberi kabul etmiyor.
Dinle, diyanetle mücadele ediyor insanlar. Asıl mücadele etmesi gereken, o taraf olması gerekirken, oturmuşlar, bütün her şey bitti memlekette. Ölünün arkından 3'ü yoktur, 5'i yoktur, 20'si yoktur, 40'ı yoktur. E, o olmadığını biliyoruz biz. Söyledin de ne oldu? Hareket mi kurtuldu? Dinsizlikle mücadele edeceklerine, komünistlerle, siyonistlerle, dinsizlerle mücadele edeceklerine, dönmelerle, masonlarla mücadele edeceklerine, nerede satılmış dönek var, onlarla mücadele edeceklerine, onlar döndürmüşler, Müslüman kardeşleriyle mücadele ediyorlar.
Bir kimse Müslüman kardeşleriyle mücadele ediyorsa, vallahi de, billahi de, dillahi de, kalbini şeytana satmıştır. Onun kalbi şeytana satılıktır. Ya memlekette kiliseye gidip, her yıl, bütün televizyonlarda gösteriyorlar, çabuk bağlıyorlar, bilmem ne kadar yürüyorlar, oradan bir tane ekmek alacağız, bir tane oradan kurabiye alacağız diye sıraya giriyor.
O bidat olmuyor. Yine hiç kimse konuşmuyor. Sıkı mı birisi Hristiyan adetine bidat desin? Küfür desin. Aha yılbaşı geliyor. Sıkı mı şimdi birisi kapsın? Yılbaşı kafirlerin işidir. Gayrimüslimlerin işidir. Müslümanlar kim yılbaşını kutlarsa küfreye düşmüş olur. Desin hani birisi. Desin birisi hadi. Milletin dini duygularından tut, devletin sistemini değiştirmekte tut, tut, tak adam içeride. Müslümanlara sövmek basit, Müslümanlara hakaret etmek basit, Müslümanlara atmak, satmak basit.
Ucuz. Ucuz, ucuz. Hiç siz televizyonda bir haber izlediniz mi? Filanca adam, Allah'a sövdü diye ağzına birisi bir yumruk vurdu. Filanca adam, Hazreti Peygamber'e hakaret ettiler, şikayet ettiler veya da insanlar onun ağzına bir yumruk vurdu.
Adamlar teröriste sayın demedi diye ortalığı yakıyorlar. Şu memlekette terörist başına, terörist başına sayın değil mi? Demediğince ağır yakılıyor, memleket yakılıyor. Peygamber'e hakaret edene ne yapılıyor? Bir veliye, bir evliyaya hakaret yapılana ne yapılıyor?
Müslümanların sahibi yok. Ucuz. Kendi kendilerini korumaktan acizler. Kendi arkadaşımızı koruyamayız. Kendi komşumuzu koruyamayız. Kendi çavuşumuzu, kendi zakerimizi koruyamayız. Kendi şeyhimizi koruyamayız. Kendi cemaatimizi koruyamayız. Koruyamayız. Buyuz. Önüne gelen tokat duruyor, ardımızdan tokat duruyor. O yüzden önüne gelen laf söylüyor, ardımızdan gelen laf söylüyor. Ben mazara öyle diyorum ya, dervişliği tanımış olsaydım derviş olmazdım diye. Hani hadis-i şerif tecelli diyor.
Hani böyle fitneler çıkacak, şunlar olacak, bunlar olacak. Şahabe diyor ki ya Resulallah, o zaman Müslümanlar kalabalık olmayacak mı? Olacak diyor. Ama denizin üstünde köpük misali. Hiçbir gücü, kuvveti, kudreti olmayacak. Denizin üstünde köpük misali. Ben şeyh efendiye de dedim, Allah rahmet eylesin. Dedim ki efendim, ben sarhoştum dedim. İçiyordum her gün. Benim arkadaşıma, benim dostuma birisi bir laf söyleyecek. Ya yumruğu yerdi, ya kurşunu yerdi, ya da benim kafam eşyordu, kafamın belinden kafayı yerdi dedim ben. Allah rahmet eylesin öyle baktı. Efendim dedim, derviş oldum. Ama ne yazık ki dedim, aynı şey burada yok dedim.
Yok Mustafa efendim dedim. Adam benim şeyhime laf söyleyecek, benim sentime giremezdi. Tire'den birisi şeyh efendi, yeleştirecek oldu, seni Bayındır'da görmeyin dedim. Tire'deyim de, senin memleketindeyim diye sesleniyorum dedim. Eğer seni Bayındır'da görürsem, yemin ediyorum dedim, seni çarşafa sarılı gönderirim Bayındır'da dedim. Ben Bayındır'dan çıkıncaya kadar o adam Bayındır'a giremedim. Fethullah Hoca değil mi?
Gideceksin onun cemaatinin yanında, Fethullah Hoca Efendi için laf söyleyeceksin, onlar da seslenemezler. Kim Nurcu, kim Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, gideceksin bir Nurcu'nun yanına, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, istediğin gibi eleştireceksin. Hiçbir şey yapamazlar. Kim? Erbakan Hoca Efendi, değil mi? Gideceksin onun cemaatini, Erbakan Hoca'ya istediğini söylesen, hiçbir şey yapamazlar. Türkiye'de herhangi bir kimse, söyleyin arkasından istediği gibi, hatta onun cemaatinin içerisinde, istediğin gibi konuş, hiçbir şey yapmazlar size. Siz de yapmazsınız. Adam saygı duymuyorsa, korkar hiç kimsede, hiçbir şey yok, öyle bir şey.
Neden? Sufi ise, Allah onun cezasını verir. Ya boş ver, karışmaz. Sufi değilse de, ya boş ver, ya ne? Konuşuyorsa konuşur, itirir, kervan yürür. Buluyoruz biz bir şey seni. Sizin hakkında konuşuyorsun, ne yapayım sen? Ne konuşuyorsun sen? Diyemeyiz biz. O yüzden adamlar televizyonda çıkıp, istediği gibi konuşur, Müslümanlara istediği gibi, akaret eder.
Biz oraya faks yağmurunu, faks yağmurunu tutamayız. Biz oradan yüz elli iki yüz kişi topluluğu biz orada kalkıp da protost edemeyiz. Biz oranın telefonlarını kilitleyemeyiz. İndirin adamı oradan aşağı diye. Biz başbakanlığa mesaj çekemeyiz. Biz başbakanlığa mektup gönderemeyiz. Biz İçişleri Bakanlığı'na şikayette bulunamayız. Biz yüz elli bir şeyle telefon açıp da filanca televizyonda kardeşim, böyle bir program var. Müslümanları galayana getiriyorlar. Dinlerine hakaret ediyorlar. Benim adım filanca. Şikayetçiyim bu adamdan diyemeyiz biz. Bizim kapımızın önünde herhangi bir adam kadını döve döve alır götürür, hiç kimse bir şey diyemedi. Bir meyanenin önünden geçerken, içerden kadın sesleri gelir, çığlık çığlıyor, kurtarın beni diye.
Ne meyanedekiler hareket eder? Ne dışarıdakiler? Ama biz belaya buluşmayalım deriz. Korkakız, korkak. Korkakız. Yettiğince bizim sevdiğimize, gücü yettiğince bizim, bizim kutsalımıza, gücü yettiğince bizim inancımıza saldırır, biz bir şey yaptıyız.
Çok mısın? Bunu normalde hep yaşamadık bu televizyonlarda görmüyor musunuz? Görüyoruz. Kurşun döktürmek doğru mudur? Buna inanmanın bir günahı var mıdır? Bilgilendirirmişsiniz? Ya kurşun döktürmek neden bir günahı olsun ki? Sen al bir ton kurşun erit, döktür. Nereye döktüreceksen? Altını eritmek günah mı? Gümüş eritmek günah mı? Demir eritmek günah mı? Gümüş eritmek de günah değil. Gümüş eritmek neden günah olsun ki? Veya kurşun eritmek neden günah olsun ki?
Kızdırın, eritin, istediğiniz yere dökün. Organ bağışı dinimizce caiz midir, değil midir? Kısaca bilgilendirirmişsiniz. Bununla alakalı hiçbir fetva bulamazsınız. Eski fetva kitaplarında. Kur'an-ı Kerim'de Süleyman Aleyhisselam'ın kısasında cinlere hizmetinde çalıştırdı anlatılmaktır. Günümüzde bazı hocaların da bu taifini bir takım işlerinde kullandıkları bilinmektedir. Evet Süleyman Aleyhisselam cinnileri çalıştırdı. Onlara inşaat yaptırdı. Bir takım hocalar da cinnileri toplayıp inşaat yaptırıyorlarsa Müslümanların da hayrına dokursunlar ya. Getirsinler Müslümanların evleri olmayanların arzalarına iyi atırsınlar. Cinnilere altın toplattı o. Cinnilere pırlanta toplattı. Cinnilere kıymetli madenleri toplattı.
Herkesin içinde o kıymetli madenleri toplattıktan sonra bir güzel eritirtti. Harmanlattı. Mescid-i Aksa'yı onunla yaptı. Mescid-i Aksa'nın temeline göndü onları. Mescid-i Aksa'nın temeli altın, zeberce. Böyle kıymetli madenlerle dolu. O Yahudiler biliyorlar onun kıymetli madenlerle. Mescid-i Aksa'nın temelinin atıldığını. Amaçları mescid-i Aksa'yı yıkıp temelindeki bu madenleri alma. Çalıştıran hocalar varsa vallahi çalıştırsınlar. Bir daha bir şey bu memleketin o kadar dış borcu var, memlekette o kadar Müslümanların borçları var. Cinli tayfesini seferber etsinler. Kafirlerin ellerinden ne kadar altınlar varsa cinli tayfesi toplasın getirsin.
Şu memlekete faydalı Müslümanlara faydalı işler yapsınlar. Gitsinler İngiltere'nin hazinesini soysunlar cinliler. Gitsinler Amerikan hazinesinde ne kadar altın varsa hepsini alıp getirsinler. Almanya'nın hazinesinde ne kadar altın varsa alıp getirsinler. Rusya hazinesinde ne kadar altın varsa alıp getirsinler. Karun'un hazinesini çıkarıp alıp getirsinler.
Dünya üzerinde öyle zenginler var ki devletlere altın satabilecek olan altın tüccarları var. O altın tüccarlarının altınlarını alıp getirsinler. Bunlar size şimdi tuhaf geldi öyle değil mi? Mehdi hala Resul yapacak bunları. Mehdi'yim diyene hemen söyleyecek oldum. Laf hazır. Toparla şu altınları diyeceğim. Eğer böyle cinli tayfesini kullanan hocalar varsa bu manada kullanabiliyorsa emirlerinde onların cinli tayfesinden insanlar var ise yaptıracak olduğu işler bunlar. Cenab-ı Hak bana dese ki cinli sana emir, emrine amade kıldım.
Buna istediğin işi yaptın. Çok basit yaptıracağım iş. Bir Müslümanlara zulmediği git diyeceğim. Onun yönünü sık getir bana. Çok basit. Kim o kafir korkut şunu getirsin. Altınları böyle edeceğim Müslümanlara. Bizimkiler onun için değil. Ne üfürükten tayyare selam söyle o hayare. Filanca sana bilmem ne bir yüz yapmış. Getir bana yüz lira ben bozuveriyorum. Gözün kör olmasın diye. Hain adam. Cinli tayfem var benim. Cinlilerim var dedi. Aynen kadar güzel dedim ya. O zaman Süleyman vardı başta. Şu Süleyman'ın ününü sıktırsana dedim ben. Baktı öyle bana.
O zannediyor ki aman karım beni terk etti getirttir. Yok benim bir sevdiğim kız var. Ondan sonra saçından sana iki tel getirdim. Bunu geri getirtti. Ulan bir kıza aşık olsam iki tel saçını bulsam gözüme sürme diye çekerim. Sana ne yapma getireyim? Bizim insanımız da böyle. Adam kötü ahlaklı geçinemez. Cinci hocaya gider. Biz geçinemedik. Ağzın küfürlü, elin vurak. Kötü adamsın. Olduğundan seninle kadın durmuyor. E kadın geçinemiyor. E kötü kadınsın. Bana iyi davranmıyorsun. Adam da seni boşuyor. Çekip gidiyor. Ne işin var cinciler?
Arı bağdan kaçar mı? Arı çiçekten kaçar mı? Evlilik ve sünnet düğünleri nasıl olmalıdır? Düğünlerin çargılı olmasının ve oynanmasının bir sakıncası var mıdır? Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Hazreti Ayşe validemize soruyor. Ya Ayşe filanca kadının kızın nikahını kıydınız mı?
Kıydık ya Resulallah. Def vurdunuz mu? Hayır ya Resulallah. Defsiz diyor. Nikah nikah olmaz. Ya Ayşe. Ensar defi severdi. Keşke def vursaydınız. Şimdi Türkiye'deki Müslümanlar düğünleri ve sünnetleri de İslami mesaj için kullandılar. Millet düğününde mevlüt okudu. Millet düğününde sohbet ettirdi. Millet düğününde en neşeli olacağı zaman bir sohbetçi getirtirdi. O sohbetçi de nikahdan, düğünden, ondan sonra nasıl olması gerektiğinden, evlilikten bahsedeceğini, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin savaşlarından bahsetti. Milleti ağlattı orada, ağlattı. Milleti orada sahabeden bir kesit anlattı, anlattı.
Muhut anlattı, anlattı. Din anlatmak için düğünlerini böyle yaptılar. Din anlattılar. Nurcular Risale okudular. Sufiler Allah'ı zikrettiler. Particiler partiden bir adam getirdiler. Orada konferans verdirdiler. Bu insanlar dini, diyaneti öğrensin diye çaba sarf ettiler. Şimdi birisi de böyle bir defne bir düğün yapınca onu da şimdi hor hakim görüyorlar. Sünnet olan o aslında. Sünnet olan o ama biz böyle karanlık bir dönemden geldiğimizde biz o karanlık dönemde yaptıklarımızı din olarak öğrendik. O yüzden sıkıntı var. Bilgi ve beceri yarışmalarında kazanılan para helal mıdır? Helal. Bah namazını, ne zamandır? İhzat geldiğinde başlar.
Güneş dolmazdan beş dakika öncesine kadar uygun vakit. Buradaki ortamı nasıl anlatmamız gerekir? Nasıl tanımlayabiliriz? Anlatılmaz yaşanan, tam anlamıyla doğru ve güzel bir namaz nasıl kılınmalıdır? Sen Allah ve samimiyet ve ihlasla sen namazını kıl. Bazı şeyler nefistendir, bazı şeyler şeytandandır diyorsunuz. Aralarındaki fark nedir? Bir fark yok fazla. Bir hadisin sahi olup olmadığı nasıl anlayabiliriz? Onu ancak hadis alimleri bilir. En güvenilir hadis kaynakları nelerdir? Kütübüsü de, çocuklar küçük yaştarken meleklerin rüyalarını görürler, normaldir. Evet, farzın anlamı, tanımı bu olabilir.
Kardeşler, uzun sorular okuyor, yazıyorsunuz. Müslümanlığı Türkçeleştirmek bir zamanlar denilen ve başarısızlıkla sonuçlanan eylem. Eğer başarılı olsaydı dinin içini boşaltma hareketi olabilir miydi? Dine karşı açılmış bir karalama kampanyası mıydı bu? Bazı kesinler bunu şu şekilde yoruluyor. Keşke başarılı olsaydı o zaman bu devirde bu kadar ateist olmazdı. Her taraf kafadan bir ses çıkmaz, doğrudan herkes kafasına göre yoldu. Halkı böylesine kandıramazdı demişler. Ey oğlan, olan olmuş, yıkan yıkmış. Biz yapmaya çalışalım. Bir kimse ben Müslümanım diyorsa, bilmediğinden doğru bazı şeyleri yanlış biliyorsa o dinden çıkmaz.
Kim la la ilallah, Muhammeden Resulullah diyorsa o Müslümandır. Ticarette yüzde yirmi beşten fazlası haram diyorlar bu konuda bilgilendirilmişsiniz. Hiç alakası yok. Varsa alıcısı ben yüzde iki yüzde de mal satarım. Alıcısı varsa yüzde bin karla da mal satarım. Keşke alıcısını bulsak da yüzde beş yüz kar etsek.
Yüzde yirmi beşi nereden bulmuşlar? Din oturup kar hesaplamaz. Din sadece haramı bildirmiş. Ticaret helal, faiz haram demiş. Ticaret helal, faiz haram. Tartıda ölçüde eksiklik yapmak haram. Alırken satarken yalan söylemek haram. Bir alışverişte iki fiyat belirlemek haram. İki fiyatın arasında fark olursa ve bu alıcının, bu fark alıcının aleyhine ise haram. Alışverişte dikkat edilmesi gereken şeyler bunlar.
Kısaca. Adam yüzde yüz kar ediyormuş. Sen de getir, sen de. Sen de imalat et, sen de. Adam yüzde iki bin kar ediyormuş, sen de. İslam'da teşebbüs hürriyeti var. Kabir ve ahireti anlatırsanız sevinirim. Melekler ölünce hemen bir kabire gelir. Melekler her daim gelir. Kabri bu dünyadaki en yaşayın. Şeker hastalığı için yapılan bir formül var. Bir kilogram alkol ve bitkilerden oluşuyor. Ve bu ilaç suya damlatılaraktan içiliyor. Bunu içmek caiz olur mu? Bunu içmek caiz olursa esrar için de şeker hastalığına iyi gelirler diyorlar.
Bunu da içmek caiz olur. Adam diyor ki şu kadar esrarı içersem diyor sabah akşam hiçbir şeker hastalığı kalmıyor diyor. Ulan şeker hastalığı aklına gelmez o zaman diyor. Adam sabah akşam esrarı içersin şeker hastalığı aklına mı gelir adam? Ev kafası yüksek adam. Bu da onun gibi bir kilo alkol var içinde. Bir kilo alkolü sen buradaki millete içersen herkes buradan çıkar. Sevmenin ölçüsü nedir? Ölçü aklın işidir. Hangi sevgiye akıl koyacağız ki? Evet sen bu kadar sevebilirsin.
Aa olur. Hangi akıllı ona ölçü koyacak onu merak ediyorum. Bir akıllı getirin bana şunu şu kadar ölçüde seveceğim desin o ölçüyü de öğrensin bize yalnız. Neyle ölçecek? Ölçüme birimini de bize aktarsın. Kilogram mu metre mi? Litre mi? Ölçü birimi. Ve neyi ne? İstanbul'da büyük bir sevearuz programı düzenlenecekmiş. Habertürk gazetesindeki haberin fotoğrafına sizin ve birkaç arkadaşımızın fotoğrafları konmuş.
Bilet fiyatları 25 TL ile 235 TL arasında. Ücretli bir programla sizin fotoğrafınızı yan yana görüp rahatsız oldum, rahatsızlığımı bildirmek istedim hakkınızı helal edin. Bu yazıyı yazan kardeşlerden gazete küpürünü bize getirsin hemen dava açalım. Ciddi. Bu yazıyı buradan erkek arkadaşlardan birisi mi yazdı? Nerede gördün bunu? Dünki Habertürk gazetesinde. Arkadaşlar başka bir öğren var mı ki? Şimdi bakıyorum var efendim. İnternette var. Var mı internette? Bizim fotoğrafımızı bu köyümüzden. Sizin kırmızı üzerinizde cüpheniz var. Kimmiş onu yapar? Habertürk'ün resmi sitesi. Konya'dan Zafer Samarcı'yı AHT diyor. Haber ediyoruz.
Hemen onu kaydedin hemen dava açalım. Hemen yarın mahkemeye verelim onu. Oğlu da kopmayla şey at onu. Ne o? Mail olarak atı, görelim onu ben evden. Sayınlar var. İstanbul'da nerede yapılacakmış onun da hemen var mı orada? Ağzı resimler. Belki size ne yapıyoruz?
Tamam mı? Komple sahipleriyle. Onun nereye basın yayına mı nereye mahkeme açılıyor ki onu bilen var mı? Basın suçlarına mı açılıyor? Bunlar biliyor ya bu davayı. Bizi provoke etmek istiyorlar da bunlar. Canları sıkılıyorlar. Ülker Arena şeyinde, Saddamun'da öyle bir program yapılacak. Nerede? Ülker Arena İstanbul'da gerçekten öyle bir program yapılacak. Yapanlar da var yani. Yapanlar var. Ama sizin biraz bu işte cemaatin resmi koyduklarını pek tahmin etmiyorum. Yani biraz araştırmak gerekiyor.
Ağırlıyorlar internette. Yirmi dokuz D, A, sekiz, yirmi beş transit. Kim burada mı? Bizim o tarafta arabanın üzerine deve çıkmış diyorlar. Arabaya çıkacak mısın artık? Kılırsa da sizinle gücü gidiyorlar. Deve armeden çıkmışlar bak. Ulaşacağız yani. Bir de ben onu takip ettim. Ağırlıyor mu ki bunlar için? Güzel bir fotoğraf alınıyor diyor.
Gayet ya. Ben bu tür bir içeriği sınavı alınca da oradaki muhabbet fotoğraf diye almış koymuş olduk. Yani bu işin bitirdiğini bilmeden. Biz zaten çok görsel bir şey yok. Biz itirazsız yapıyoruz. Bunu tekstik yayınlaştırıyoruz. Ama çok böyle konuşan, bağlayacağım bir haber değil aslında. Haberimizde zaman zaman muhabbetlerimiz çıkıyor. Görselde de çıkıyor. Basımız da çıkıyor. Bunu hazırlayan o haberi de elinde bir fotoğraf alınca o fotoğrafı koymuş oraya. Reklamın kötüsü olmaz mı? Yok yok. Esnafı da alınıyor. Hani bilinçli yapılan bir şey değil aslında. Sadece ellerinde bizim materyallar çok var. Aslında onların haberi dediği de o kadar da son derece geçeceğim.
Hangi taşı kaldımsalar bile sikeceğiz şimdi. Evet. Ben aynı görüştüm diyeyim. Bizi izleyip takip edenler var. Seni tanıyanlar var. Müslahsız bu işi yaptığımız üzerinden aynı var. Açık bir tekniği göstereyim. Ben ücretsizde. Çok cefalı. Ben değil, çok işin de var. Ben görüştüm. Allah'ın Kötülüğünü söyleyip bu kimsenin yüzüne hoşlanmadığı bir şey söylemez.
Rubilerin adabını hiç kimsenin kötülüğünü yüzüne vurmamak, kimsenin kötülüğünü değil eksikliğini yüzüne vurmak peygamberlere, meliyelere, mürşidlere, alimlere caizdir. Onların söylemesi de şudur, o kimsenin o kötülükten alıkoymak içindir, onu utandırmak için değildir. Bir kimseyi işlediği bir hatayı, kusuru, günahı, bir mürşid, bir veli, bu noktada Allah için terbiyeci olan o kimsenin yüzüne söyler, bunu yapma, böyle davranma, böyle konuşma diye ki bir tek ona haktır.
Dostlar ise birbirlerine nasihat ederler, din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Nasihat etmek birisinin kötülüğünü yüzüne vurmak değil, tatlı bir şekilde misallerle anlatmaktır. O yüzden kardeşler birbirleriyle olan ilişkilerinde birbirlerinin yüzlerine kötülüklerini söylemesinler. Birbirlerinin arkalarından da kötülüklerini söylemesinler. Eğer bir kardeşinizle bir eksiklik noksanını tespit ettiyseniz o kardeşinize nasihat ediniz. Tatlı, tatlı örnekleyerekten, dolaşarak da yüzüne sen yalan söylüyorsun deme, yalan söylemenin zararlarını anla. Yüzüne sen gıybet ediyorsun deme, gıybet etmenin zararlarını anla. Yüzüne sen zina ediyorsun deme, zinanın bu noktada zararlarını anla.
O yüzden Sufiler birbirlerinin yüzlerine karşı kötülüklerini konuşmalılar. Sufiler birbirlerinin arkasından da konuşmalılar. Ama din nasihattır, bağımından etraftan dolaşaraktan anlatırlar. Sufilerin adatlarından biri de ellerindeki azığa arkadaşlarını toplayıp, onu onlarla beraber yemeye düşkün olmalıdır. Hz. Ali raddallahu anh hazretlerin şöyle dediği anlatılır. Bir kap yemeğe dostlarından bazı insanları toplasak, benim için sizin çarşınıza girip köle satın alarak da onu azat etmekten daha iyidir. Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, göğe en çabuk bulaşan sadaka, kişinin ortaya helal bir yemek koyması ve kardeşlerinden bir grup insanın başına toplayıp onlarla beraber yemesidir.
Bu Sufi adabıdır. Sufiler çok misafirperler insanlardır. Yemek yerken İbrahim aleyhisselamın sünneti üzerine, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti üzerine, tek başına yemek yemezler. Ya aileleriyle beraber ya da Sufi kardeşleriyle beraber yemek yerler. Bir kimse tek başına yemek yemesi hoş bir şey değildir. Elinde ne varsa koy önüne. Kuru bir ekmek olsa dahi onu arkadaşlarınla, kardeşlerinle, dostlarınla, ailenle, akrabalarınla paylaş. Sufilerin adablarından biri de terbiyeli hareket etmektir ki, ta ki küçük onun yolunu, ahlakını örnek alsın. Edeplerin en güzeli insanın sözünden değil, hareketlerinden alınan edeptir.
Yine adablarımızdan birisi neydi? Büyüklere saygılı, hürmetli, sevgili davranmak. Annelerinize, babalarınıza, avcılarınıza, yaşlılarınıza, dergahın içerisindeki büyüklerinize saygılı davranmak adabımızdandır. Dergahın içindeki küçüklerimize, akrabaların içindeki küçüklere de sevgili, şefkatli, merhametli davranmak adabımızdandır. O yüzden kardeşler, dergahın içerisindeki kendinden küçüklere şefkatli ve merhametli, kendinden büyükleri de saygılı ve hürmetli davranacaklar. O kardeşiniz sizden önce dergaha girmiş ve hizmet etmiş. Edep odur, ona saygılı davranacaklar. O gülmüyor diye düşünme. İstişare edin.
Büyüklerinizle istişare edin. Sizden önce dergaha girip hizmet etmiş olan abilerinizle istişare edin. Sizden önce o hizmette koşmuş onlar. Onların hatalarını, kusurlarını gözünüzde büyütmeyin. Onların arkalarından konuşmayın. Onların arkalarından kazı kazmaya çalışmayın. İstişareyle götürün. Düğünüze hürmet etmezseniz işinizde başarı olmaz. Hüseyin, Adnan, Cafer bunlar bu dergahda 20 yıldan beri koşuyorlar. 20 yıldan beri nelerini gördüler? Neler yaşadılar?
İstişare edin. Bir telefon açmak zor değil. Bir sormak zor değil. Bu kardeşler bir şey yaparlarken de ya Şeyh Efendi'nin haberi var mı? Bunlar gereksiz sözler. Biz zamanında yaşadık onu. Allah için koşturuyoruz biz. İş yapmayacak olan, koşmayacak olan, nefsine uymuş olan şunu der. Bundan Şeyh Efendi'nin haberi var mı? Biz koşarken de aynı şeyleri duyar biz. Bir yerden bir yere gidilecek. Haydi, hürra, koşturuyorsun. Oradan birisi çıkar, yanındakini söyle. Bundan Şeyh Efendi'nin haberi var mı? Öbür gün durmuş şimdi koşan adam.
Demek ya haberi var mı ki? Yok haberi. Yok ya bu kendi kafasından yapıyor. Bitti. Adam kendisini yapmıyor, yanındakini de yapıyor. O yanındakına söylüyor, o yanındakına söylüyor. 10 kişi gidiyorsunuz değil mi? Bir bakıyorsun arkanda kimse kalmış. Ne oldu? Şeyh Efendi'nin haberi yokmuş bundan. Veyahut da bilmiyor ki. O bir tarafta yokmuş oluyor çünkü. Öbür gün soruyor. Şeyh Efendi'nin bundan haberi var mı? 10 adım sonra bundan Şeyh Efendi'nin haberi yokmuş oluyor bu söz. 10 adım sonra 10 kişi birden ya bundan Şeyh Efendi'nin haberi yokmuş gidiyorlar. Yarın İzmit'te program var. Biz ana hatlarını işte Cemil'le ondan sonra oradaki arkadaşlarla çizdik.
Geri kalanını kendileri yaptılar. Ana hatlarını çizdik. Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın. Onlarla istişare ettik. Çizdik de demeyin. Benim şimdi oradaki en incaimliğinden haberim olacak. Var mı böyle bir şey? Ve oradaki arkadaşlar diyecekler ki bundan Şeyh Efendi'nin haberi var mı? Sandalye kalkacak oraya koyacak. Bunların hepsi de nefistir. Orada bir sorumlu var. Sorumlu sorumluluğu üzerine almış. Haberi olup olmadığını o işin sonucuyla, başıyla, sonuyla hesabı verecek olan o. Haberi var mı yok mu diye sorgulamak sana düşmüyor. Hizmet edeceksen et, koşacaksan koş. Orada bir işe yarınacaksan yara. Oraya gideceksen git, gitmeyeceksen gitme. Kimse seni zorla yap diyen yok ki.
Bizim dergahımızda hiç kimse, hiçbir şeye zorunlu değil. Ne zaman zorunlu? Ben bu kağıtları dışarı götürmeye talibim, götüreceğim. Dedim mi dedim. Aa bunu götür demin mi sana demin. Şimdi zorunlusun sen. Sen bu kağıtları dışarı çıkarıncaya kadar bu vazifenin yerine getireceksin. Bu vazifeyi yerine getirmezsen sen sözünde, ahdinde duranlardan olmadın. Vefasızlardan oldun, hainlerden oldun, döneklerden oldun. Sana bu vazifeyi al, bunu yap demedim. Sen kendin tarif oldun buna. Harikat hayatın boyunca hiç kimseye zorla ders vermedin. Al sen sonra çekersin. Al sen sonra seversin.
Al sen sonra ısınırsın. Öyle bir şey yok benden. Şeyhimin zamanı dahil buna. Kalbin ısındıysa, rüyanda gördüysen, halinde gördüysen, kendince bunu doğru kabul ettiysen bu dersi alacaksın. Aldığın zaman da çekeceksin. Bu dergah kendine dergah gördüysen bu dergahta koşacaksın. Hizmeti yapmak istiyorsan da, ağırlığına göre, kalıbına göre, durumuna göre, zamanına göre, kilona göre, boyuna göre bir hizmet kendince bul, koş oradan.
Bunu yapacağım dedin mi sen bana dedin. Buradan geri dönme. Sonra ağır konuşurum, ağır konuşurum ben. Çıkma meydana. Seni bağımımından davet eden yok. Tuttun mu?
Sımsık tutun. Sana gelen tutun diye var mı? Tut kurtuluşa ereceksin diye var mı? Tuttun mu o eli sen? Bırakma. Başka şeyler kaldırır gevşekliği. Başka şeyler kaldırır dönekliği.
Başka dergahlar kaldırır, başka şeyler kaldırır belki de. Kardeş, biz de arkamıza bakmayız. Biz yanımıza bakmayız. Boyu ben arkamı ve yanımı kollamakla yaşayamam. Hançer vurursan dönerim, kancıkmışım dedim. Yüzüne de demem. Dilim konuşmaz. Ama hali onan. Ben kimseye demem. Yiğit önden kancıklanmaz hiç. Hiç kimse duramaz çünkü. Tarih boyunca yiğit insanlar hiç önden bir darbeyle vurulmamışlardır. Hazreti Osman Efendimiz'i Kur'an-ı Kerim okurken arkadan vurmuşlardır, kancıklamışlardır.
Hazreti Hasan Efendimiz'i eşi zehirlemişler. Hazreti Hüseyin Efendimiz'i kancıklamışlardır. Yiğit yanından kancıklanır, arkasından kancıklanır. Bakın o İslam liderlerine şehit olanları hep yanındakiler satmıştır onları. Geçen yıl televizyonda haberlerde dinliyorum, Şamil Bahseyevi'yi şoförü satmış. Yanı başındaki adam satmış.
Şeyh Şamil'i de yanı başındaki adam satmış. Bir insanı normalde dışarıdan birisi gelip vurmaz insan. Yanındaki vurur, arkasındaki vurur. O yüzden bir kimse, büyüklerinize hürmet edeceğiz. İstişare edeceğiz. Aa olur, her şeyden haberimiz olacak bizim. Telefonun hiç durmasın bizim. Orada bir vazifeli var mı var, ona tabi olacaksın. Oranın vazifenisi o. Yarın İzmit'te program var, oradaki İzmit'teki bütün kardeşler her şeyi bana mı soracaklar şimdi? Var mı böyle bir şey? Büyüklerine hürmet etmek, büyüklerine saygılı davranmak, dergahın adabı.
Oranın büyükleri var, oraya onlar ne yapacaklar? Soracaklar. Tabi olacaklar. Tekkenin içi ve semazenler, mıtırıp hepsi de Adnan'dan sorumlu. Adam Adnan'ı tanımayacak, ondan sonra sen bilirsin diyecek, beni kalacak. Yok kardeşim ya. Böyle bir şey yok. Harikat adabının erkanının dışında bir şey. Birisi de kalkacak Adnan'dan için. Diyecek ki ya, Ay Efendi'nin haberi var mı böyle yapacağında? O FİD'le'den başlayıp şey yok. O da küçüklere şefkatli ve merhametli davranacak. O büyük. Veya Hüseyin bir tasarıltı bulunacak, adam diyecek ki ya var mı haberi? Yok. Nefis ona tabi olmaktan uzak tutma halinde çalışır insanı. Cafer'e bir şey diyorum, adam diyecek ki Cafer, bunlar Efendimin haberi var mı?
Ya sana mı düştü onu sormak? Sen baksana işine. Nefis yedik açmasın, Allah bize affetsin inşallah. O yüzden büyüklere saygınlı davranmak, küçüklere şefkatli davranmak, dostlarla iyi geçinmek bizim adablarımızdandır. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Kardeşler, yarın akşam İzmit'te var program. Allah izin verirse. Cumartesi günü Mursa'da var program inşallah. Pazar günü Gazi'nin Metin Toker salonunda var program. Önümüzdeki bir dahaki pazar Gelibolu'da var program. Ondan önce İstanbul'da bizim ayın kaçına geliyoruz?
Yirmi bir Cuma günü de İstanbul'da Bayrampaşa Kültür Merkezi'nde var Şebu Arus programı. Ve yirmi üçünde Gelibolu'da var yine Şebu Arus programı. İnşallah Allah izin verirse bu ayın sonunda Şebu Arusların hepsi de bayan erkek bitecek. İnşallah Allah kardeşlere gayret kuvvet versin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.