Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 7 Aralık 2012 · 1:27:21
İYİK GELSEĞ Bazen ikindi veya akşam namazlarımı kılamıyorum. Cem mi yapmam, cem elmi anlatır mısın, adabı nedir?
Değişik hadis-i şeriflerde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadetlerinin hem seferinde, haç harizasını yerine getirirken, Arafat'ta ve Müjdelife'de, hem de seferi olmadığı halde, Medine-i Münevvere'de muhkim iken, namazlarımı cem ettiğine dair rivayetler var. Bu rivayetlerin hepsi de sahih, bu noktada rivayetlerin üzerinde şek şüphe yok. Hanefiler, normal zamanlarda sadece Arafat'a giden hüccacın, öğlen namazını cemi takdim ederekten hemen arkasından ikindiği namazının farzını kılıyorlar. öğlenin farzı kılınır, ardından hemen ikindinin farzını kılarlar.
Müjdelife'ye gittiklerinde cebi tehir ederler. Cebi tehir etmek, yani cebi uzaklaştırmak, biraz daha zamanı ileriye doğru takmak, tehir etmek. Cebi tehir ederler. Gece ne zaman Müjdelife'ye varıldı? Çünkü akşam namazı, vakti girdiğinde Arafat terk edilir. Ve o Müjdelife'ye gidinceye kadar yayın görünür, taş toplanır, taş toplandıktan sonra namazlar cem edilir.
Yani önce akşam namazı kılınır, ardından yatsı namazı kılınır ki yatsının vakti geçmiş oluyor, yatsının vakti girmiş oluyor. Şafii Maliki Hanbeli uleması seferiyken cem eder. Öğlenin hemen arkasından itindiği, akşamın arkasından da yatsıya. Veyahut da ne zaman akşam namazı kılmayan muhtedir oldu, hemen yatsıya kılar. Şafii Maliki Hanbeli uleması, Hüseyin ağabey rahat mısın yerine? İstiyorsan seni şuraya atla. Şuraya alın Hüseyin ağabeyi. İçim rahat etsin. Hadi bakayım alın bakayım Hüseyin ağabeyi. Şu köşeye alın onu ilahicilerin yanına alın. Sen Mehmet kaç oradan?
Orayı yukarıda alsanız olur aşağıda alsanız. Aşağı koyun oraya aşağı. Alın o kudümleri oradan. Kudümleri oradan tamam. Şia uleması, seferi olmadığı halde de yine o Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem maddette bugün öğle ile ikindiği cem etmiş mescidde. Bunu ölçü alarak da seferi olmasa lata cem eder.
Hanefiler zaruretle alakalı söz konusu olursa, yani işte ameliyata girecek bir doktor, ameliyata girecek bir hemşire, işte okuyorlar veyahut da ne bileyim böyle sıkıntılı işler olan kılmaması gayri kabin mümkün değil. Bunların da seferi olmasa dahil cem etmelerine fetva vermişler. Böyle geniş bir zirgah yapmaya çalıştım ki mesele iyi anlaşılsın diye. Şimdi insanlar kendi işlerinde değil başkalarının yanında çalışıyorlar. Büyük şehirlerde yaşıyorlar. Şimdi bizatihi bir başkasının naklettiği bir şey. Diyor ki bana adam, hacı abi diyor, ben namaz kılınmasına bir şey demiyorum. Ama adam bir gidiyor, kırk beş dakika sonra geliyor.
Haklı mı? Haklı. Öğleye gidiyor, ikindiye gidiyor, bir de akşama gidiyor diyor. En az kırk beş dakika diyor. Şimdi adama namaz kılma dese, herkesin söyleyeceği laf şu, bize namazı yasakladı. Ama adam o namazı istismar ediyor. Nasıl istismar ediyor? Sallana sallana gidiyor, sallana sallana abdestini alıyor, sallana sallana gidiyor, namazını kılıyor. Sallana sallana tekrar geliyor. Onun namazı kırk beş dakika. Evinde oldu mu sünnetleri terk ediyor. Tıp tıp kılıyor anında. Veya normal zamanda o kadar sallapati davranmıyor. Bu bütün şimdi yanında eleman çalıştıranların hepsi de bunu görmüşlerdir.
Ve çalışanlar da bunu görmüştür. Kendi kendine sorduğunda bunu görür. Şimdi bir kimse eğer disiplinli bir şekilde bu meseleyi halletmiş olsa hiçbir problem yok. Kılsın adam namazını. Ama disiplinli bir şekilde namazını kılmıyor adam. Namazla vakit geçiriyor. Bazı yerlerde ise otomatiğe bağlanmış. Makine boyuna çalışıyor. Oradan başındaki o kimse çalışmazsa bir anda makine duruyor. Bu sefer o kimse de namaz kılamıyor. Otomatiğe bağlanmış bir makine var. İşte otomotiv sektöründe veya konfeksiyonunda otomatiğe bağlanmış. Parça önlerine geliyor. O da parçanın üzerinde işlem yapacak, gönderecek. Alternatif yok, makinenin başından kalkamıyor.
O kimse ne yapacak? O kimse gidecek, öğlenden sonra hemen ikindiği cemetecek. Öğleni kılarken. Akşamı da eğer yolda bende orada burada geçti kılamadıysa eve yine gittiğinde önce akşamı kılacak sonra yatsıyı kılacak. Cemetecek mi? Evet cemetecek. Ama bu noktada namazına dikkat etmesi, çalıştığı iş yerinin de hukukuna dikkat ederekten çalıştığı iş yerine hemen adam tak namazını kılsa adam hiç kimse ona bir şey diyemez.
Dememesi gerekiyor. Hanımına kızgınlığından dolayı üç sefer boş ol dese durumu ne olur? Sonunda pişman olursa durumu ne olur? Yani üç sefer boş ol, bir sefer de söylediyse bunu sahabeler ikiye ayırılmış burada. sahabelerin bir kısmı kızgınlık haricinde de olsa üç sefer bir sefer de bir erkek üç sefer boş ol dese o bir talak yerine geçer demişler. Bir kısmında demişler ki hayır üç sefer de boş ol dese, bir sefer de üç talak boysun dese, üç talak yerine geçer diyenler olmuş. Ama Hz Ömer gibi, Hz Abbas gibi kimseler bunun bir talak olduğuna hükmetmişler. Bu noktada imamlar ayrılmışlar hep. İhtiraf etmişler. Kimisi bir talak demiş, kimisi üç talak demiş.
Kızgınlık olursa kızgınlıkla, sinirle, aklı yerinde olmayacak şekilde bir kimse söylerse o geçerli değildir hükmüne almışlar. O talak hükmünde değil. Kızgınlıkla, sinirle söylenir. Aklı yerinde değil. Ama öbür türlü normalde üç talana birden verdiyse bir kimse, benim arkadaşların tavsiyemi, benim arkadaşların içerisinde uyguladığım şey şu, insanlar şu anda dini, diyaneti bilmiyorlar. Bunun eğitimini de almadılar. Dini, diyaneti bilmediklerinden, bunun eğitimini de almadıklarından bir kimse bir seferde üç talak boşalır dese, o bir talak yerine geçmiş, kabul ediyorum. İnsanların bilgisizliğinden dolayı, cehaletinden dolayı, cahiliğinden dolayı. Ha, o kimse boşayacaksa tekrar, otursun, düşünsün kendi kendisine, sonra bir talak daha boşasın.
Otursun, düşünsün, bunu tabii bunu yaparken de ne yapacak? Birer ay iddet dönemini bekleyecek. Helal boşama şudur. Bir erkek eşine der ki, ay halinden temizlendiğinde bir talak boşsunlar. Bekler. Bir ay boyunca aynı evi paylaşır eşler. Aynı evde dururlar. Buradaki hikmet şudur. Aynı evde durmasının sebebi. Evliliği yıkmamaktır. Tekrar geriye rucu etmek, tekrar geriye dönmek uygun olsun diye. Tekrar geriye dönmek mümkün olsun diye. Dağılmasın diye. Hz. Peygamber bu noktada sahabeden birisinin talakını kabul etmedi. Sahabe üç talak birden boşadı. Hayır olmak caiz değil dedi.
Bu talak geçerli değil. Dön evine dedi erkeğe. Döndü. Helal olan boşama şudur dedi. Bir talak vereceksin. İddenini bekleyeceksin. Yani bir temizlenme zamanı bekleyeceksin. İkinci talak vereceksin. Ondan sonra üçüncü talak vereceksin dedi. Bu noktadan bir imam, bir devlet başkanı, dini bir devlet başkanı, bir veli, bir şeyhefendi, bir alim, karşıdaki kimsenin bu meseleyle gelen bir kimsenin hayret-i ruhiyesine, cahilliğine, edebine, dini bilgisine, bilgisizliğine bakarak da onun üzerine hükmedebilir.
Şunu diyebilir. Sen bu üç talak vermişsin, cahil adamsın. Dön evine. Mademki boşayacaksın, bir, bir, bir böyle boşayacaksın diyebilir o. O kimse de kendisini veli, kendisine emir, kendisine hakim, kendisini hükama olarak gördüğü kimseye biat ettiyse, ona da o kimsenin tabi olması gerekir. O yüzden burada Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin uyguladığı bir yol var. Bu yol evliliği kurtarma. O yüzden helal boşama, tekrar söylüyorum, helal boşama. Birisi bana gelirse, benim ona uygulatacak olduğum şey şu. Bana geldiğinde benim uygulatacak olduğum şey, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabını uygulattığı şey. Sen git evinde dur. Boşanmak mı istiyorsun? Evet.
Aynı evi paylaşın. Sen bir talak ver. Ama bu arada cinsel ilişkiye hiç girilmeyecek. Boşamayan yer denen kimse. Arada cinsel ilişkiye girdi, rucu etmiş oldu. Talak yine boşa çıktı. O yüzden bir evde durduruyor İslam. Diyor ki bir evde duracaklar boşanıncaya kadar. Üçü de. Kadın temizlendi, adam bir talak boşsun dedi. Bir ay boyunca evdeler. Yiyorlar, içiyorlar, aynı evdeler. Aynı evin içinde var. Bir ay bitti. Kadın ikinci ay halini gördü. Temizlendi. Adam ikinci talak vercek.
Yine bir ay geçti. Yine ikinci ay geçtikten sonra üçüncü temizliğinde üçüncü talanı verecek. Helal boşamalı. Boşanca olan kimse böyle boşanacak. Boşamayı böyle yapacak bizim derviş kardeşler. Bizim sufi kardeşler boşanacaklarsa böyle boşanacaklar. Birisi ben üç telaklardan boşandım geldim derse benim yanıma bu sohbetten sonra bu sohbeti dinleyenler benden çok kötü azar işitirler.
Bu sohbeti dinleyenler ve bu sohbeti bütün dergahın içerisinde her tarafa yayın. Sufiler, dervişler boşanacaklarsa böyle boşanacaklar. Bu helal boşanacaklar. Hiç kimsenin boşanmasını istemem. Hiç kimsenin ayrılmasını istemem. İslam namus problemi olmadığı müddetçe namus problemi. Boşamaya çok sıcak bakmaz. Sufi ahlakı namus problemi arar. Eğer bir kadında ahlaken bir çöküntü var ise sufi ona bakar. Hukuk açısından hukuksal olarak boşama sebepleri vardır.
Kadına gel yatağa dedim gel dedim boşama sebebidir. Kadın senden izinsiz evden çekip gidiyor boşama sebebidir. Dinlemiyor seni boşama sebebidir. Eyvallah bunlar bakın sıkıntılı şeyler. Bunlar böyle mahrem meseleler. Yani bunlara kadınların da dikkat etmesi gerekir. Kadın kocasından izinsiz bir yere gitmesin. Kocasından izinsiz kocasının parasını harcamasın. Bunlar önemli meseleler. Kadın kocasının yatağını boş bırakmasın. Önemli mesele buna. Kadının dibi sivri olmasın. Erkeğin dibi sivri olmasın. Bencillik olmasın. Egoistik olmasın. Ama öbür türlü meselelerden sufiler çok boşanmaya yanaşmazlar. Yanaşmamalara gerekir.
Sufi bu noktada kendi ahlakını güzelleştirmeye gayret etmeli. Ama namus var mesele içerisinde. Kadının bu noktada ahlaki çöküntüsü problemi var. Kesin, sabit. Veyahut da bu böyle şüpheden daha uzağa gitmiş artık. Şüpheden daha böyle geçmiş, şüphelenmekten daha fazla. Ufak tefek deliller var. Bir kimse gözünle görmesi lazım kadının zina isnadında bulunması için. Zina isnadında bulunması için dört tane şahit lazım. Dört erkek şahit gözüyle görmesi lazım. Bir erkek, bir adam karısının üzerinden hemen zina isnadında bulunması büyük günah kebay. Onun eşi, çocuklarının annesi.
Böyle bir şey olmuş olsa dahi bunu dillendirmesin. Şimdiki insanlar edeb sınırını aşıyorlar. Dillendiriyorlar bunu. Eşlerinin üzerinde dillendiriyorlar. Çoluğun çocuğun var. Yarın öbür gün o çocuğun kulağına gitse. Hiçbir şey olmadı halde. Benim annem kötü bir kadınmış dese. Kim verecek bunun hesabını? Bir kadının bununla damgalanır bir şeysi olmaz.
Ve böyle damgalayan, böyle damgalanan bir adama, kadının kocasına demezler miydin sen neredesin diye. Demezler mi o zamanın sen bunun başında adam değil miydin diye. Şeyden şüphelenmek kötü bir şey. Ama böyle bir şey de varsa eyvallah. O zaman adam onu boşasın. Yine helal dairede boşasın. Hiddetlenmesin, öfkelenmesin. Ona ki hata yapmış ol. Onun kulağına birisi üflediyse o üfleyenler yalan söylemiş olabilir. Allah muhafaza edesin. Pişman olursa geri dönecek. Yatalak hastası olan bir babanın kızı, hastanın tıraşını ve altını alması dinen uygun mudur?
Kendi babasının tıraşını yapabilir, altını alabilir. Çok, bu böyle eşi olsa daha iyi olur ama adamın eşi yoksa, bir tek kız varsa yapacak başka bir şey yok. İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanınızdır. insanlara nasıl faydalı olabiliriz? Faydanın birinci derecesi zarar vermemektir. İnsanlara en iyi şekilde faydalı olmak, birinci derecede zarar vermemektir.
Zarar vermemeyi kendinize şia edinin, ölçü edinin bu yeter. Müslümanlar sizin elinizden, dilinizden, gözünüzden, sözünüzden, kulağınızdan, sizin organlarınızdan emin olsunlar, bu yeter. Kıymetli dostlar, öyle zamanlar vardır ki, insanlar öyle topluluklarda yaşarlar ki, orada büyük günah işlememek büyük nefis mücadelesidir.
Bana deseler ki şimdi, takva nedir? Soruyorlar, takva nedir diye. Ben onlara takva tarif ederken diyorum ki, Kur'an ve sünnet ise neye sımsıkı yapışır, günah-i keballelerden uzak durmak diyorum. Diyor ki, takva nedir? Diyeceğim ki, kardeş, Kur'an ve sünneti sımsıkı yapış. Buradaki yapışmaktan şu, iman, akayet noktasında, imanını Kur'an ve sünnet noktasında durun. İtikadını Kur'an ve sünnet noktasında durun. Amellerini, yani ibadetlerini yapabildiğince Kur'an ve sünnet dairesinde yapmaya çalış, günah-i keballelerden uzak dur. Vallaha da, billah da, illaha da kalbine ilham gelecek senin kalbin açılacak. Bugün için insanlara yapılan en güzel fayda kimseye zarar ver. Kardeşler, derviş kardeşler, yol kardeşlerim, yol arkadaşların, yol canlarım.
Kimseye zarar vermeyin, başka bir şey istemiyorum. Diliniz hibet etmesin, dedikot etmesin, laf taşımasın. Aa, duydun mu ya, filanca böyleymiş Kur'an. Deme, duydun mu fişmanca şöyleymiş. Deme. Kendi işçerisine bak, dergahın içerisinde, kendi işine bak. Bir başkasının işi seni ilgilendiremiyor. Hacı Erkan'ın işi, Hacı Erkan'ı ilgilendiriyor. Kimi ilgilendirecek başka? Bak işine. Haletin işi, Halet'i ilgilendiriyor. Bak işine. Atlanır işi, atlanır ilgilendiriyor. Bak işine. Bırak, sen de bir işle iştigal et. Sen de yürü koş sen de oradan. Sen de bir iş al üzerine. Sen o işini en iyi şekilde yapmaya çalış. Sema et. Sen semayı en iyi şekilde semanı geliştir.
Sema desen alemleri seyretmeye çalış. Sema desen öylesin Allah'ı zikret ki aklına Allah. Senin pelnure'ni görmesin. Senin elini görmesin. Senin ayağını görmesin. Senin sikkeni görmesin. Sen öylesine sema et ki, seni seyreden sana bakan senin her çarkında Allah demeye başlasın. Sen öylesine ilahi söyle, seni dinleyenin kalbine ilham gelsin. Gözün manası o kimsenin kalbine gelsin. Sen öylesine ilahi söyle. Sen öylesine vur mazarı, güdümü. Her gün vurduğunda Allah desin Allah. İçine bak. Sen çayını en güzel şekilde dağıtmaya çalışıyorsun. Sen çay değiniyorsun. En güzel şekilde çayı derine zikirle denme. Çayı zikirle dağıt. Sufi attığı adımı zikirle yapar. Zikir, zikirsiz davranmaz sufi.
Zikirle yapar. Sohbeti dahi sen iyi dinler. Sen şimdi gene aynı şeyi konuşacak dersen aynı şeyi duyarsın sen. Her şeyi sen can kulağına iyi dinler. Her şeyi sen can kulağına iyi dinleyip iyi yapmaya çalış. İşine bak. İşine bakarsan, işini en titiz şekilde yaparsan Allah seni sever. Resulullah seni sever.
Gökteki melekler seni sever. Yerdeki müminler seni sever. Oho! Dünya'ya kalksın istersen. Allah sevdi mi seni? Mesele bitti. O yüzden zarar vermeyin. Hiçbir şeyin izler. Dil zarar verdi. Birinden lafı alır öbürsün. Ondan alır öbürüne götürsün. İfsat edersin ortalığı. Hiçbir şey yapmadım dersin. İfsat neticesinde birisi der ki ya ben bu dergâhtı mı duracağım ya. Gideyim şuradan da. Döner gider. Dönüp gitmesine sen sebep olduysan Vay haline! Döner, dönen gider. Arkasında bir yıkıntı bırakır. Arkasında bir yıkıntı bırakır.
Arkasında bıraktığı yıkıntıyla kalmaz. Bulunduğu yeri ihsat eder. Bozar. O da bir dönek. Ortalık. Hiç kimsenin payı olmamalı. O giderken yıkıntı bırakır gider. Yıkıntı sana kalır. Bir ev çökerse yanındaki ev zarar görür. Bir ev çökerse mahalle zarar görür. Yıkıntısından muhakkak herkes lazım. Hiç kimse yoktur. O zaman zarar ver. Hani var ya gölge başka insan istemem diye.
Zarar verme istemem. Dilinden zarar görmesin kimse. Gözünden zarar görmesin kimse. Elinden zarar görmesin. Sen nesin orada? Hasbel kader derse gel git. Kafam çalışmıyor. Benim kafam çalışmıyor. Seninki çok çalışıyor. Yeni derviş olduğumuzda ben arkadaşların Tire'ye gitmelerini yasaklandım. Derdik arkadaşlar Tire'ye gideceksiniz.
Dediğimde bir arkadaşın birisi gitti. İnsanlarda ne derler ki göndermiyor ya. Orada bir şey var. Gitmiş oradaki da sormuş. Ne yapıyorsunuz? Ne ediyorsunuz? Nasıl yapıyorsunuz? Dürüş işte ayağı kaldırıyor. Zikrullah yaptırıyor. Vay nasıl ayağı kaldırıyor. Edepsizlik etmiş. Terbiyesizlik etmiş filan. Bak nasıl ifsad oluyor ifsad. Bu gelmiş arkadaşlara söylemiş.
Bunun ayağı kaldırmaya yetkisi yok. Nasıl ayağı kaldırıyor zikrullah'tan? Biz manen helak olacağız bizden. Tire'deki de demiş ya helak olursunuz manen. Bir fısıltı gazetesi ortalıkta. Allah Allah. Arkadaşım derse der ki ya böyle böyle değil. Kaldırırken bunu. Selamun aleyküm aleyküm selam. Benim şeyhim kim efendim? Bizi kovundur. Ben zikrullah'ta arkadaşların hepsinde yeni. Bizleri ağrıyor diye ayağı kaldırsın dedim. Edeb-i hukayyıl mı bu?
Ben yanlış bir şey mi yaptım? Yanlış bir şey yaptıysa hakkınız helal et. Özür dilerim. Onun ne alakası var dedim. Dedim efendim filanca ağabey. Öyle demiş dedim. Biz helak olduk herhalde. Baktık biz dedim. Oğlum sen dedim. Ayakta, yatakta, denizin üstünde, havada, karda, istediğin yerde, istediğin gibi, istediğin şekilde zikretlerim dedim. İstediğinin dersini alın. İstediğine ders verin. İstediğini çavuş eden. İstediğinin çavuşunu alın. İstediğini nakip eden. İstediğini nakip dini alın. İstediğini nükabba eder. Baktık dikkat edin. Ben de ağızlama dergatta bir yıllık bile değilim. İstediğine nükabba eder. İstediğinden nükabba alın da alın dedim bana. Sonradan öğrendik biz. Bilkabba alın alıp verme, halifelerin işi.
Selamun aleyküm aleyküm selam. Kapattım telefonu. Ders var. Arkadaşlar gelmiş. Arkadaşlar ben size tireye gitmeyin derken, orada boynu kaynıyor ortalık. Herkes bir laf söylüyor. İfsat ediyorlar ortalığı. Gidersiniz, sizin de kulağınıza bir şey söyler. Getirin buraya söylersiniz. Ve öyle olmuşum dedim. Öyle olmuşum dedim. Şeyh evendiye telefon açtım.
Bence böyle böyleymiş diye dedim. Şeyh evendi böyle böyle dedi dedim. İnanmayan, aha evinin telefonu açsın söylesin. Kız yok. Zarar, ifsat. Adam gider dinler ya. Kendince der. Sadece dinledim ya. Değil. Adın alacak. Şeytan üfledi kulağına senin. Şeytan kulağına üflemedi. Kalbine üfledi. Zarar vermeyin. Biz de zarar vermeyin. Eliniz de zarar vermeyin.
Dergavanıza, arkadaşlarımıza, kardeşlerimize, etrafımıza zarar verin. Sözünüzün nereye gideceğine dikkat edin. Davranışınızın nereye gideceğine dikkat edin. Zarar vermeyin. Üstüne var mı değil, bak işine. Allah bizi onlardan eylesin. Alkol alan bir kardeşimizin içkiliyken ölmesi halinde kafir veya günahkar olarak mı gider?
Hocam biraz da sohbet ayırırsanız zararlarını anlatır mısınız? İçkiden sohbet ayırırsanız. İçki içmek, Hz. Peygamber diyor ki bir kimse iman üzerine içemez. Hadis-i Şerif iman üzerine zina edemez. Hadis-i Şerif iman üzerine hırsızlık yapamaz. İman üzerine. İman üzerine adam öldüremez haksız yara.
Hadis-i Şerif bunlardan hareket ederekten Şafii uleması demiş ki bir kimse içkili bir şekilde ölürse kafirdir. Bir kimse hırsızlık yaparken ölürse kafirdir. Bir kimse zina eder ölürse kafir hükmündedir demiş. Hanefi uleması bu tip işleri yapanları kafir demekten hani böyle onları böyle küfür ehliymiş gibi göstermekten uzak durmuş. Namazlarını da kılmamış. İntihar eden iman üzerine intihar etmez. Hanefi uleması kafirsin dememiş namazını da kılmamış. Hanefilerde bir incelik var. Hanefiler böyle bir kimseyi küfürle itham etmekten biraz uzak dururlar. O kimsenin üstü var ise onu namaz kılmadın diye onu küfürle itham etmekten uzak dururlar.
İnce bir perdede hareket ederler. Mesela Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de kötü fiiliyatlarla alakalı o fiiliyatı biz yaptık demez. Fiiliyatı orada meçhure getirir mesela. Ebed vardır Allah. Aslında her şey bütün fiiliyatı yaratan Allah'tır. Ama o kötü fiiliyatlar da fiiliyatı meçhure getirir. Biraz ince bir mesele bu. Hakkınızı helal et. Edebi, edeble alakalı bir mesele. Bir kimse bütün fiiliyat Allah'ındır der. İtikatlıdır. Hanefilerin de itikazı budur. Sufilerin de itikazı budur. Ama sufiler kötü fiiliyatları perde gerisinde, beyin gerisinde Allah'ın yarattığıyla alakalı imanlarında bir sıkıntı yoktur. Dile dökerken bunu edeb ederler.
Bu o kimsenin Allah'a olan edebidir. Hanefilerden fazla sufiler edeb ederler. Onlar da sufilerin üzerine gelirler. O kimse edeb eder. Bunu işte zina fiiliyatında yaratan Allah'tır demekten uzak tutmaya çalışırlar kendilerini. Böyle demek istemezdim ama mesele anlaşılsın diye. Zina fiiliyatını, fiiliyatı meçhure getirirler. Sufiler. Yani sanki o fiiliyatı yapan meçhurmuş gibi davranırlar. Onu Allah'ın üzerine atfetmeye edeb ederler kendilerini. Anladınız mı meseleyi? Yani normalde işte nasıl böyle edeb ediliyorsa, Hanefiler de böyle içkili önemli kimseyi edeb ederler. Kafir öldü diyemezler, demezler. Sufiler de demezler. Onu böyle meçhule getirirler. Ama gidip cenaze namazını da kılmazlar örneğin.
Bir kısım sufiler gidip kularlar dua ederler. Bu la ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedi. Büyük günah işledi. Ya Rabbi sen bunu affeyle derler. Sufilerin içerisinden böyle olanlar da vardır. Ben mesela Allah affetsin. Sufilerin ilk yıllarında kılmazdım ama sonradan ben bir insan bunu dua etmeye gidiyorum. Allah onu affetsin. Cenab-ı Hak taksiratını affetsin. Olur ki insan hata yapar kusur işler. Yanlışlık işler insan. Olur insan ayağa kaya. Şeytan o kimseyi üşler. Alır eline. Saz çalar gibi çalar o kimseyi. Yapar. Olur. Efendimizin hadis-i şerifi vardır. Bir gün gelir der ki. Böyle elini toprağa alır.
Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki der. Cehennem bir gün böyle olur. Kuru toprak gibi. Yine başka bir hadis-i şerifte balçık çamur. Böyle Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adı derinde bir hurman da alır. Malçuk çamur karıştırır. Cehennem bir gün böyle olur der. Cehennem ebedi. Azap ebedi değil manasında. E azap ebedi değilse ceza da ebedi olmaz. Sufi adabına. Bir adama bir ceza verirsin terbiye maksadıyla bir şey yaparsın o ebedi olmaz. Bunun gibi. O yüzden de sufiler böyle o kafir demekten uzak dururlar. Hadis-i şerifler var mı var? Edeb ederler. Edeb lazım. Bir mürcil-i kamilden dua istemenin adabı nedir? Örneğin şöyle bir sıkıntım var.
Dua edin demek emir vakim olur. Yani emir vakı olarak kim salgılamaz biz üstadımıza. Yani kardeşler üstadımıza derdi ki efendim böyle bir sıkıntımız var dua etseniz derdi. Efendim böyle bir problemimiz var. Derdi. Dualaşmak, birbirinden dua istemek, birbirinden dua talep etmek şu ne? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hz. Ömer efendimiz Beytullah'a giderken Ya Ömer, bir kardeşim var der beni de orada aklına getirir misin?
İnceliğe bak. İnceliğe bak. O yüzden dua istemek, dualaşmak, birbirine dua etmek büyük ibadetlerden birisidir. Birbirlerinize dua edin. Dua edemediğiniz hiçbir derviş kardeşiniz olmamak. En fazla kime kızıyorsanız önce ondan dua etmeye başlayın. En fazla kim canınızı sıkıyorsa önce ondan dua etmeye başlayın. Kim canını sıkıyor? X kimse. Ya Rabbi sen onu hayırlayın ben. Önce ondan başlayın. Ve birbirlerinizden dua talep edin. Bunda bir sıkıntı yok. Medet, hibmet ya Şeyh'im ya da Abdülkadir Geylani demek Fatiha'daki İyyâken hamidü ve İyyâken hastayına ters midir?
Bu çok su götüren hamurlardan. Şimdi hibmet demek ayrı, medet demek ayrı. Bundaki söyleyiş niyeti, bundaki söyleyiş kalp hali farklı. Şeyh'im dediklerine Şeyh'im dua et bize. Ben seninle beraber olmaya çalışıyorum. Seninle beraberim. Siz salih'ilerle beraber olun. Bugüler genelde bunu kullanırlar ama zahir noktasında sıkıntı var. Bunda tabi biraz daha ipin ucunu kaçıranlar da var. İpin ucunu kaçıranlar dolunca, karşındaki sufi hayatına ve düşüncesine ters bakanların eline malzem oluyor.
Siz şirk ehlisiniz. Ne oldu siz? Medet Geylani dediniz. Siz şirk ehlisiniz. Neden? Siz medet Şeyh'im dediniz. Şimdi o kimse de Şeyh'ini anlatacak ya, Şeyh'ini anlatırken abartıyordu abartıyor. Onun Şeyh'i sağından soluna döndüğünden haberi varmış. Onun Şeyh'i onun attığı ardından haberi varmış. Onun Şeyh'inin yerlenmesinden dahi haberi varmış. Onun Şeyh'inin söylediği sözden dahi haberi varmış. Böyle sürekli gerçekten küfereyde oluyor. Bunun üstüne daha bunları da ilave edince karşıdaki adam diyor ki ya siz yarı ilan bir adam duymuşsunuz. Öbür tarafta Yakup aleyhisselam kuyuya düşen Yusuf'tan haberi yok. An geliyor, binlerce kilometre öteden Yusuf'un sonradan kokusunu duyuyor.
Çünkü Şeyh'im an be an benim sağından soluma döndüğümden haberi var. Öbür tarafta ayet de sabit. Yakup'ın Yusuf'tan haberi yok. Kuyuya atılığından. Atılacağından da haberi yok, atıldığından da haberi yok. Şüpheleniyor, gönderiyor. Bende ellerin. Bu nasıl iş? Öbür taraftan diyor ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dişinin kırılacağını bilmiyor mudur? Uğurtta bozguna uğrayacağını bilmiyor mudur? Biz bir şeyi anlatırken ölçülü anlatacağız.
Bir şeyi konuşurken ölçülü konuşacağız. Bu ölçü ne? Kur'an ve sünnet. O yüzden yolumuzun başında dedin ki, bizim sufi anlayışımız Kur'an ve sünnet dairesinde duracak. Kur'an ve sünnet dairesinde. Filanca şeyhin, şeyhi böyle demiş. Demiştir kardeşim. Ölçü, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerimiz. Sahabeler, ilk sufiler. Bizim ölçümüz onlar. Biz başka bir ölçü tanımlamıyoruz. Bir abimiz para cepte durduğu zaman bayaklar demiş. Her şey yok. Isıllaşıyorlar bak. Bütün dergâh da biliyoruz diyelim.
Bu sözün bir kısmını özel hayatıma geçirmeye çalışıyoruz. Eyvah! Hiç bu aceminde para olmayacak o zaman. Borcunu erken ödeme gibi, harika. Bu söz kişi için erken ödeme olduğu zaman nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Bu sistemi uyguladıkça özel hayatıma farklı bir şeyler oluyor. Açıklar mısın? Farklı şeyleri sen yaşıyorsun, biz yaşamıyoruz. Evet, acele ediniz. Borcunuzu ödemekte acele ediniz. Hayır, hasen etmiş demekte. Borcun varsa kenarda paranın tuttuğunun anlamı yok. Bayarlamasın, orucunu ödeme. Sen kenarda paranı biriktirme. Bekletmesin.
Ve çerçevesinden bakmaktasın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor, kuyudan suyu çektirmiyor, kuyunun gözenekleri açık kalır. Kuyuyu gibi düşünün. Kuyudan suyu çekeceksiniz, dışarı atacaksınız. Su hayat demek. Su doğadır, su hızıktır. Su berekettir, su ihsandır. Su güzelliktir. Su bahardır, su çiçektir, su meyvedir, sebzedir. Su hayatın kendisidir. O zaman onu sen hapsetme.
O lütfi ilahi gelecek. Sen hatıra kovalan çek. Dışarı akıt. Erkeklerin cinsel ilişkisidir. Erkekler cinsel ilişkiye girdikçe cinsel ilişki istekleri çoğalır. Ve bu artar. İlişkiye girmeyince bu kör herif. Kadınlar için de böyledir. Kadınlar ilişkiye girdikçe cinsel ilişki istekleri artar. Bu hadisleri çünkü cinsellikle alakalı hadislerin içinde geçer. Şimdi ilmi gizlemek istemeyeyim dedim, böyle söyleyeyim dedim. Ama bunu hayatın içerisine alın. Durursa, satılmazsa çürür orada dükkanda, eskir o. Sen onu değiştir, az para yap. Sen onu düzgün mal seçememişsin. Sen onu aldığın paraya sat, yerine getir.
Değiştir. Dükkanda mal orada dükkan bekçisi olmasın. Sat onun gerisini al. Sen normalde para elinde dönsün. Sat sen onu. Tozu kalsa kar olur der. Değişsin, döndür onu. Hayatı döndürmeye çalışın. Evde oturur, kenarda oturursan köhnersin orada. Değiştir. Hayatını değiştir. Aynı yerden gider, aynı yerden gelirsen köhnersin. Değiştir. Yol uzuyormuş. Uzasın. Aynı yoldan geri dönme. Aynı yoldan gitme. Aynı merkezle dolaşma. Değiştir. Çalıştır hayatı. Çalıştır. Bir kişiyle olma. Herkesle ol. Herkesle ol. Herkesle görüş. Sosyalitenin artır. Artır. Sosyal ol. Görüşmedin, konuşmadın hiç kimse olmasın.
Herkes sana rahat bir şekilde gelsin, görüşsün, konuşsun seninle. Hayatın akışını hızlandır. Hayatın akışını belli bir merkezden, belli bir merkezde tutup da orada dar dairelerde kalma. Değiştir. Kuyuyu çalıştır. Bayatlamasın hiçbir şey. Hayatındaki hiçbir şey bayatlamasın. Evdeki ekmeğin dahi bayatlamasın. Bitsin. Evdeki sebzem bayatlamasın. Azal. Bitsin. Evdeki meyven bayatlamasın. Azal. Bitsin. Düşüncen bayatlamasın. Aç düşüncenin. Fikrin bayatlamasın. Aç fikrini. Zikrin bayatlamasın. Söyle. Zikret. Rüyam bayatlamasın. Git üstadını anlat. Git rüya. Kim dinliyorsa, hangi abin dinliyorsa anlat ona. Bayatlamasın. Hayatında bayatı hiçbir şey yemem.
Hiçbir şey olmasın. Yeniden kendini tadeler. Sabahleyin kalk duşuna, al dişlerini fırçala. Hayata yeniden başla. Gran tuvalet giyin, işinin gereği neyse giyin. Çık piyasaya. Yürü. Meydan senin. Hayat senin. O gün gez seni bir gün. Gez senin bir şey senin için hazır o gün. Yürü sen. Yürü sen. Yediler. Akıt hayattı. Tek kuyudan suyu. Dünkü dünde kaldı. O gün öylesine muhteşem zikir yap ki. Öylesine zikrullah yap. Öylesine zikrullah yap. Sen zikir ol o gün. Gün o gün. Bir hareket senin olacak. O gün bütün ihsanı yayacak sana.
Bütün lütfü ikramı yayacak sana. O gün sıkıntıların son bulacağı gün. Dertlerin son bulacağı gün. Hicranın son bulacağı gün. Haydi kalk sabahleyin. Namazını kıl. Oh. Bugün harika bir gün. Bugün muhakkak ustata ereceksin. Düzünü gösterecek o. Bugün muhakkak sana evini gösterecek. Bugün muhakkak seninle konuşacak o. Bugün muhakkak senin kalbine misafir gelecek o. Bugün muhakkak güzel bir gün yaşanacak. Önemli bir şey yaşanacak. Aman dikkatli olur mu? refrain. Bugün muhakkak seninle konuşacak o. Bugün muhakkak senin kalbine misafir gelecek o. Bugünoben gemi güzel bir gün yaşanacak. Önemli bir şey yaşanacak. Aman dikkatli olur mu? Hayatı her gün yeniden tazelemek. Ümitle umutla, ümitle umutla her gün taze bir gün yaşama.
yaşamam. Ya dün böyle olmasını bekledik, olmadı. Senin eksikliğinden olmadı. Kahrolasın nefsim benim. Yarabbi! Ben dün nefsime uyanlardan oldum. Sen aslında bana yüzünü nefsime uyduğundan dolayı benim gözlerim kör oldu göremedin. Sen aslında konuştun. Kulaklarım perdelendi. Ey sevgili, ben senden başkasına muhakkak kulağını çevirdim ki seni duyamadım. hata benim kusurum. Suç benim, günah benim. Çifte kurbanlar keseyim. Sen yine gel. Kusur benim, günah benim. Sen muhakkak benim elimden tuttun. Ama gel gör ki benim kör nefsim senin benim elimden tuttuğunu görmedin.
Beni affet. Muhakkak ki yarın sabah sabah namazında benim elimden tutacaksın. İnanıyorum, ümit ediyorum. kuyu dar suyu çek. Kuyudan suyu çek. Hayatı her gün yeniden yaşar. Dün oldu, hata yaptım. Yaptım yarabbim. Kusur ettim, ettim yarabbim. Kime yaptıydım Halit'e? Halit beni affet. Dün ben sana hatalı davrandım. Akşam düşündüm, taşındım kendi kendime. Yanlış yapmışım. Özür dilerim senden. Kardeş hakkını helal et. Ya Halit senin hakkında orada burada ileri geri konuştum haraçlar. Ben konuştuğuma inanıyorum. Hata yaptım. Beni affet.
Bitti. Hayatı yeniden tazeleme. İhlaslı yapılmayan işlerin altında ne yeter? Nefis eter. İhlas, bir şeyde samimi olmaktır. Bir şeyde hesap, kitap dinlememektır.
Hani meşhurdur ya hadisi kutsu olması lazım aklımda kaldığı kadarıyla. Hata ettiysem Allah'ım beni affetsin inşallah. Hani bir kişi ölür hesaba ketindir. Böyle bir nizansel selgiler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından hazreti Allah'a. Der ki benim için ne yaptı o kimseye? O kimse de der ki ya Rabbi ben senin için dünyada öylesine savaştım, öylesine savaştım, öylesine cihad ettim. Öylesine canlar aldım, öylesine kelleler aldım, öylesine kollar aldım. Ben her şeyimden geçtim ve en sonunda şehit oldum huzuruna geldim der. Hazreti Allah cevap veriyor ona. Hayır. Sen ne kadar kahraman desinler diye böyle savaştın. Ve dünyadayken bunu aldın der.
Senden için ne büyük kahraman dediler. Senden için ne cesaretli dediler. Senden için ne korkusuz dediler. Sen bunun için savaşmıştın. Ve bu savaştığın şeyi dünyadayken aldın. Burada alacak bir şey kalmadı der. Mizansel. Hazreti Şerim aklımda kaldığı kadarıyla söylüyorum. Hakkınızı helal edin. Muhakkak doğrusunu kitaplardan bulursunuz bunu kelime kelime. Öbür kök etebiliriz mizana. Hazreti Allah sorar ona. Neyle geldin? Sana mal verdim. Sana büyük ver. Sen neyle geldin? O da der ki, Ya Rabbi, ben senin malını senin yolunda harcadım. Fakırları, fukaraları gözetledim.
Dervişlerin, sufilerin cebine üç beş kuruş koydun. Sana bana vermiş olduğun malları han, hamam, cami, mektep, medrese yaptırdın. Ben senin yolunda harcadım. Hazreti Allah der ki, diyorum ha, yalan mı söyledi? Sen bunları yaparken ne kadar cömerttesin, nerede yaptın? Sen bunları yaparken alkışlanmak için yaptın. Sen bunları yaparken okulun önüne adın yazılsın, hastanenin kapısına adın yazılsın diye yaptın. Sen bunları yaparken, yolda giderken filanca kimseye aldın. Ne cömert. Valla herkese yardım eder. Bu felaket cömert bir insandır. Desinler diye yaptın. E dünyadakende bunu sana dediler. Sen dünyadakende bunun karşılığını aldın.
Bugün senin alacağın yoktur der. Üçüncü şahsı getirirler. Cenab-ı Hak ona der ki, ey ben sana ilim ver. Sen ne yaptın? Yarabbi, ben senin verdiğin ilimle insanlara öğrettim, aktardım. Senin dinini anlattım. Senin dinle alakalı ne varsa hepsine öğrettim. Şu kadar kitap yazdım. Şu kadar talebe yetiştirdim. Şu kadar mektep, medreselinde dirsek çürüttüm. Ve senin dininin yayılması için bu kadar ilmi çalışmalar yaptınız. Hazreti Allah der ki, ona sen yalan söyle. Sen bunu yaptın, yazdığın kitaplardan ücretini aldın.
Sen bunu yaptın, öğrettiğin öğrencilerden ücretini aldın. Sen bunu yaptın, vay ne büyük alim desinler diye sohbet ettin. Sen bunu yaptın, ne büyük şeyh desinler diye yaptın. Sen bunu yaptın, ya ne büyük Mürşid-i Kamil, en çıkılmaz işlerin ceklinden çıktı. Desinler diye yaptın. Sen bunu yaptın, ne büyük derviş, ne büyük zakir, ne büyük nakip, ne büyük negafa, ne büyük halife, ne büyük şeyh. Etrafındaki insanlara, herkese aydınlık, aydınlatıyor. Desinler diye yaptın. Eee, alacağını aldın. Bugün bizden alacağını yaptın. Allah bizi bu üç zümreden eylemesin. Bakın bunların üçü de dışa dönük şeylerdir. Bir kimsenin cesaretli olması, savaşçı bir ruh'a saygılması, o kimseyi cihat meydanlarında at kopsuzdurur.
Ama bu gösterişe girerse, bu hava atmaya girerse, bu eneğe, benneğe düşerse, Allah muhafaza eyleseyi. O kimsenin helakı olur, ihlastan uzaklaşır. Bir kimseye Cenab-ı Hak mağmur yük verir, o malıyla, mülküyle, zenginliğiyle, fakirlerin üzerinde hakim kurmak, insanların üzerinde fıkaralığıyla alay etmek, insanlara üç beş bir iş yardım ederek, ben kendi nefsini öne çıkarmak ise, Allah muhafaza eylesin.
O da ihlastan uzaktır. Bir kimse, Allah yolunda koşturuyorum, insanlara sohbet anlatacağım, ders anlatacağım, zikir yaptıracağım derken, bunu kendi nefsine yönelik bir şey yaparsa, Allah muhafaza eylesin, ihlastan uzaklaşır. Üç tane ana, kök var, birek var. Birisi cihat, birisi cömertlik, birisi ilim. Bu üçü bir kimse de toplanırsa, o kimse kemal ediyor. Bu üçü de o kimse de ihlas noktasında durursa, o Allah'ın dostu olur. O Allah'ın ferisi olur. Ama bunun üçünden, üçü toplanmış gibi görünür de, Allah muhafaza eylesin, bütün kardeşler böyle olmaktan, beni de, içi boş olursa, Allah muhafaza eylesin, ihlastan uzak bir nokta olur.
Cenab-ı Hakk'ın ümmet-i Muhammed'i bu noktadan korusun inşallah. Bu Aralık'ın yirmi bir'i, yirmi beş'i, gündemesi bunlarla alakalı ilgilenmeyin. Sufiler böyle şeyler olmaz. Yok Aralık'ın yirmi bir'inde kıyamet olacakmış, yok gündem olacakmış. Yani İslam dünyası hala da bunlarla uğraşıyorsa, gerçekten üzücü bir şey. Yani insanlar televizyonlara çıkıp, bu kıyamet senaryoları çizip, kıyamete gün veriyorlar. Allah muhafaza eylesin, onlardan etkileniyor insan. Kardeşler, isterse kıyamet yarın kopacak olsun. Bizim için değişen bir şey var mı? Kıyamet yarın kopacak. Ne yapacaksın? Bugüne kadar ne yaptıysan yaptım. Bir günde elli yıllık ibadet vereceksin.
Ben hamsalak. Gelmişim elli yaşına. Ben kendim için söylüyorum bunu. Hamsalak diye. Gelmişim elli yaşına. Yarın kıyamet kopsa, bir günde ne yapacaksın? Elli yıllık işimi mi bitireceksin? Kıyamet her gün komenda değil. Neccabını salıyor, her gün mehdisini salıyor.
Her gün İsa'sını indiriyor. Mustafa'sının kol görünü duruyor. Salıyor meydana. Her gün şeytan da, askerleri de salmıyor meydana. Öylesine kıran kırana mücadele, öylesine kıran kırana savaşlar, öylesine kelleler, öylesine kollar, öylesine ayaklar, başlar, gözler gidiyor ki, görev yok. Günde tutulmuş, kıyamet bekliyor. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Geceleyin bir ve zikrullah yaparken tuhaf sesler duyuyorum. Çok güzel. Sanki birisi etrafında dolanıyormuş gibi hissediyorum. Doğru. Böyle olunca biraz korkun. Bu durumda ne yapmam gerekiyor? Korkuyu artacaksın. Bakın kardeşler, derslerinizi çekerken, yapabilenler, kendilerini halvet şuuruyla, kendilerini halvet şuuruyla, şuurlandırıp da dersini çeksin.
İsterim ki ben mesela dersimizi çeken bir zaman, özel bir yeriniz, özel bir zamanınız olsun. Oturun, o özel yerinize, her gün oraya oturun. Bir köşesi olsun, oraya secda birinci koyun. O secda birinci koyun, her gün oraya oturun. Oraya oturun, dersinizi orta çekin. Bir halvet köşeniz olsun. Böyle kendinizi izdivaya çekip, temizleyeceğiniz, ertesi gün de kat sadece çıkacağınız bir yeriniz olsun.
Orada televizyon olmasın. Orada radyo, müzik olmasın. Bir köşe, bir yer. Bunlar eski evlerde vardır. Evin böyle bir köşesi, bir kişilik namaz kılabilecek kadar bir yer. Ayağını uzaksan olmaz. Bir hayvet hane, bir çile hane gibi. Herkes namazını orada kılsa mesela. İnsanlar şimdi kocaman kocaman evler yapıyorlar. Böyle evin içerisinde böyle bir köşesi yok. Bende dair. Orada bir secda adesi olsun, tesbih olsun, takkesi olsun. Orada Kur'an-ı Kerim olsun. Orada güzel bir kokusu olsun. Halunusu olsun, peçetesi olsun orada.
Beş yüzlük tesbih ayrı, otuz üçlük ayrı. Saymak için binlikleri ayrı ayrı, yetmiş tane nohut olsun, taş olsun, fasulye olsun, bakla tanesi olsun. Özel seçim böyle. Gidin bir kenardan mesela, yetmiş tane taş seçin. Size miras kalsın arkanızdan kalanlara. A, ne? Bu dedenizin zikir taşları devralı. Neydi? Dedeniz bununla tehrik çekerdi. Her binde bir tane atardı taş, yetmiş bin. Biz anlardık iki tane kese. Kadifeden iki tane kese olsun. Hep kese, para kesesi olacak değil ya. Zikir taş kesesi olsun. Her gün bin tane çek, at oraya, bin tane çek, at oraya, bin tane çek, at oraya.
Ondan sonra oraya, evinle. Saymayın. Yani onları saymayın. Aha bitmiş, yetmiş bin. İki günde, üç günde. Ne kadar güzel. Bir harvethanesi, bir çilehanesi. Böyle bir çeyizi gibi. Derdi şimdi. Allah razı olsun. Bizim bir böyle çenelik getirdi. Böyle bir şey mesela ellerimizde yok.
Otur, çeneli gidiyor. Eskileri diştir. Otur, hiç olmasa böyle yarım saat, bir saat tutur. Boydunu bit. Karanlıkta. Aleyhine tesbih. La yâhidrâbâh. On dakika, on beş dakika, yarım saat. Kırk beş dakika. Ama her gece onu yaşa. Her gece onu yaşa. Her gece bir hâhidrâbâh olsunlar. Her gece. Bir tesbih, bir taş at kenar. Ciddi ciddi söylüyorum. Bunu böyle bir edebiyat olarak görmeyin. Bir çeyiziniz olsunlar. Bir tane dil taşınız olsun. Boş zamanınızda koyun dil taşınızı sen. Zikret boyuna taş, taş ağzında kalsın ağız taşı derler ya ona dil taşı, ağız taşı derler.
Olsun. Bir tane kokun olsun güzel. Kendine ait. Özel. Sırf o kokuyu kullar. Herkes bilsin senin o kokunun olduğunu. Evet. Nostaljik şeyler. E bu elekenin zikurlar esnasında oh, sesler dolaşsın etrafında. Takunyalılar gelsinler etrafında. Takunya sesi duyin. Yok abdest sesi duyin. Yok sul sesi duyin. Yok ırmak sesi duyin. Yok birisi gelsin, pşt pşt yapsın. Duy. Birisi geçsin yanından bir şey. Oh ne kadar güzel. Bir rülper öyle bir. Aman derhalen yapan. Bir iki rülpersin, bir bekle öyle bir. Öyle.
Ya yaşamakta tatlı şey bunların. Gece saat üç sen de. Zırr zil. Kalkan yok sizden. Sakın kalkma. Zaten korkudan, eleşandan sen başını kaldırmazsın. Küçük bir yastır kaybile yapmak için. Küçük saat seni uyandırması için.
Yaptığın zaman ertesini hatırlayacak. Güle güle sana. Sen çilalede kal. Birçok yerde Kur'an-ı Kerim'de biz geçiyormuş. Öyle geçiyor. Tehrika nedir? İslam'da var mıdır? Vardı. Tehrika her yerde vardır. Tehrika ayrılık demek. Tehrikaya düştü. Ayrıldı. Yani bir kimse Kur'an ve sünnet dairesinden ayrıldı. Tehrikaya düştü. Dinin dairesinden ayrıldı. Tehrikaya düştü. Şimdi tehrikada bir itikadi tehrikalar vardır. İtikad noktasında. İtikadi noktalar vardır.
Nasıl olmaz? İman gibi. Kimse diyor ki ben anlanıyorum. Peygamber'e inanmıyorum. Ahirete inanmıyorum. Ayrılmaya düştü. Buradan küfre iddara. Bu itikadi bir mesele. Namazı kılmıyor. Diyor ki ben ibadeti kabul etmiyorum.
Bakın bu ameli bir tehrikal. Buna Hanefiler sen küfre ehlisin demiyorlar. Hapsediyorlar namazı kıl. Hapset diyor hadi. Yine namazı kılmazsa o zaman tuzlu su içerek belki katlediyorlar. Bakın o kimsede tehrikal. O da bu noktada. Amel noktasında tehrikaya düşüyor. Ne oluyor Müslümanlar? Bir, itikadı tehrikal. Oradan ayrılmak. Bir noktada tehrikaya düşmek. Oradan ayrılmak. Amel noktasıdır. Üç, yolun tehrikasıdır. Cemaatin tehrikasıdır. Oradan cemaattan ayrılmak. Yoldan ayrılmak. Şimdi bunu böyle tehrikadan dediğimde.
Ya adam Kur'an ve Sünnet'ten mi ayrıldı? Bu işin belçesi. Kur'an ve Sünnet'ten ayrılmak kadar önemli. Yolun tehrikasıdır. O kimse o yoldan ayrıldığında orada kalmaz o mesela. Tabir baban olacak ama. O döneklik orada durmaz. Yolda giderken ayrılır yoldan.
Ne oldu filanca bana şöyle söyle. Ne oldu pişmanca yolda giderken benim ayağıma bastı. Ne oldu sen filanca yerde böyle demiş. Ne oldu filanca filanca yerde böyle demiş. Yolun tebrikası. Allah muhafaza edelim. O yüzden tebrika var mı? Evet cevap var. Yani bu böyle sadece bu zamana has hastalık bir şey değil. Şimdi bunu böyle söylemek istemem. Edeb açısından Allah muhafaza edesin. Biz onların hani Hazreti İmam-ı Azam Hazretleri'nin sözü var ya biz sahabenin, atının, burnunun üzerindeki terinin üstündeki tozu olanı iddiler. İnceliğe bak. Bizler sahabenin, sahabenin atının, burnunun üzerindeki terinin üstündeki tozu olanı iddiler. Onlar eleştirilmez sadece ne olur?
Ders alınır onlar. Ders alınır. Eleştirmek maksadıyla değil. Ve onlar bir şey yaşadılarsa, geriden gelecek olan ümmetlere ders alınması için ilahi takdir noktasında yaşadılır. İlahi takdir aradılar. Dedim ki ilahi bir el bunları böyle yaşattı ki adam gelecek olan ümmetlere ölçü olsun. El ümmeti Muhammed. Bak Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zamanında böyle bir şey yaşandı. Sakın sen onları eksik ve noksan görme. Kendime söylediğim şey budur. Mustafa Özbağ sen bunları sakın eksik ve noksan görme. Sakın onların eksikliklerini eksiklik noktasında cemaatın önünde bilinçli bir şekilde anlatma. Bu ancak yaşandıysa ilahi takdir, ilahi el.
Biraz da cebri noktada. Perde gerisinde cebri noktada. Yaşattı ki Cenab-ı Hak ders olsun. Ders olsun diye. Biz ders alalım. Biz örnek olalım. Onlardan örnek alalım. Neden? Çünkü biz dini yaşarken, dini algılarken, dini anlatırken. Birinci derecede Kur'an, ikinci derecede Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünneti, üçüncü derecede ashabı, ashabı halleriyle biz dini anlayacağız ve anlatacağız.
Yani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin başka bir savaşında bir kısım sahabeler savaşı terk ederler. Malumdur. Hazreti Peygamber, Hazreti Abbas Efendimiz'e de. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin etrafında canından geçmiş olanlar var.
Candan, maldan, evlatdan, eşten, kalıdan, laftan, cümpten, her şeyden geçmiş onlar. Onlar Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bir şey olacak diye kılıç gelirken kolunu veriyor. Kılıç gelirken umusunu veriyor. Mıfrak gelirken göğsünü veriyor. Kılıç gelirken kendini atıyor ortaya. Ve sahabeler diyor ki biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin atından tuttuk. Onlar diri çevirecekler Hazreti Peygamber'e bir çeker misin diye. Ve de Hazreti Peygamber onları o gözünü dikmiş hedefe, atını mahmuzluyor hedefe. Mıfesirler o dönen kavimleri ve dönen kavimlerin başındaki komutanlarını zikretmek istemezler.
O kavimden gelenler rencide olmasınlar. İncil mesinler diye. Bazıları tarihi not olarak düşerlerdi. Kavimlerin isimlerini. Lazım mıdır? Tarihi not olarak düşmek açısından lazımdır. Bazı şeyler genetiksel olabilir çünkü. Bunda genetiğinde, bunda etkisi var mıdır? Vardır.
Etkisi var mıdır? Vardır. Kaviminin bir insanın üzerine etkisi var mıdır? Vardır. Bazıları döndüler savaşta. Ama Hazreti Abbas'ın seçini diyen bir zamkırak durdu. Biz nereye gidiyoruz diye. Ondan sonra tekrar geri döndüler. Ama bir döndü o. Bir döndü. Bir döndürdü sahadan dışarı. Bir döndürdü meydandan dışarı doğru. Biz şimdi o ashaba Kur'an-ı Sünnet'ten dışarı çıktık diye miyiz? Ben çok anlatmak istemem bu meseleyi. Anlatmak istemeyişimin sebebi ola ki bir kardeşin birisi ashabın üzerinde böyle bir suizana düşmesin.
Ona sebep olmayayım diye anlatmam. Hani bir Uhud meselesi vardır ya. İnsanlar bilmezler şimdi bunu. Ya bu Uhud tabakta adaki okçular neden yerlerinden ayrıldılar? Onlara böyle bir Allah muhafaza eylesin. Suizan beslerler. Yani ayrılmasaydınız. Değil. Bu bir ilahi er bu. Onlar oradan ayrılacaklar. Bu Adem'in unutması gibi. Ben onun Allah Aleyhisselam'ın emrunu Uhud'da dağda luklarından masumsak o askerler de masum sahabelerden. Ben öyle görüyorum. Allah beni affetsin. Bir hata yaptıysa, kusuru işlediysem de böyle düşünmekten Cenab-ı Hak muhabbet eylesin. Onların üzerine böyle kusur görmek. Onların üzerine hata görmek.
Onların üzerine böyle bir suizanın kapı açmak. Allah beni affetsin. Hiç istemem böyle bir noktada. Bu yüzden bazen söylerim ya böyle anlatırım işte. Yani ondan bir ölçü alın. Ondan bir ders alın. Onlar o sahabe efendilerimiz bizim gibi değillerdi. Canlarını, mallarını, eşlerini, çoluklarını, çocuklarını her şeylerini geçtiler. Onların üzerinde böyle bir hataymış gibi görünen, bizim gözümüze hataymış gibi görünen şeyler bizim ders almamız için. Ondan bir ders alalım. Ondan bir hikmet çıkaralım. Ondan kendimize bir yol çıkaralım. Ondan kendimize bir yol bulalım. Yoksa Allah bizi affetsin. Onlarla hata, kusur aramak değil. Yolun teknikasını anlatma bağımdan.
Allah muhafaza eylesin. Madem ki ölçümüz Kur'an sünnet ve ashabın hayatı ve yaşantısı olacak. Oradan ölçülendirelim. Oradan böyle bir ders alalım diye. Allah beni affetsin inşallah. Hatme nedir ne zaman yapılır? Hatmeyi nakşibendi tarikatında kurulan kimseler yapar. Bir, onlar normalde günlük böyle bir toplu zikirlerine hatmederler. Bizde Kadiri, Rufai ve Demir Dursuki, Şazeli, Cehni erbabın özel günlerinde yaptıkları hatmeler vardır. Kadiri hatmesi, Rufai hatmesi gibi. Onlar böyle özel günlerinde yaparlar. Hatme, toplamın Allah'ı zikretmekte. Özel bir günde toplamın Allah'ı zikretmekte. Dergazımızın salavatı var mı?
Ders kağıtlarında var. Dersimizin haricinde birbirinden ayrı olarak. Bizim ders kağıtlarımız var. Ders kağıtlarımızdaki birliğimizi çekeriz. Ahiretten de sayısız, tevhid çekmeye devam ederiz. Eğer Üstadımızdaki özel bir viyet verirse, o özel bir de özel zamanlarda ama umuma ait ama Şazeli Sarayı, onlar da viyetlerine derslerine çekerler. Bâlevenlâhûn!
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.