Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Kasım 2012 · 1:17:29
Allah, Allah, Allah, Allah, Selâf, Allah, Alegeya, Alegeya, Habib Allah, Seninle gel... Birazdan benim eski gücü olmam hesabıyla bizim gençliğimizde bize böyle bir öğreti vardır.
Hatta daha iyileri söyleyeyim. Bizim kaynaklarımıza göre, yani gençliğimizde okuduğumuz kaynakları göre. Güzdareyn aleyhisselam Türk'tür. Daha ileri, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin dahi Türk olduğunu iddia edenler vardır. Hazret-i İbrahim aleyhisselamın Türk olduğunu iddia edenler vardır. Ama gençliğimizde hemen hemen dünya üzerindeki bütün kavimleri Peygamber göndermiştir. Bütün o bozuk inançların arkasında ilahi bir inanç varmıştır. O ilahi inanç zamanla bozulmuş olabilir, zamanla inkıtaya vurulmuş olabilir. Sesim en arkaya geliyor. Özkan duyuyor musunuz?
Peygamberimiz, İstanbul'u fetheden komutan ve askerlerini örmüştür. İstanbul'un sırrı, sırrı, sırrı, sırrı nelerdir? Evet, Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin İstanbul'u fetheden komutan, ne güzel komutan, orayı fetheden asker ne güzel askersin diye buyurmuş, methetmiş. Bu methiyesine uymak, bu methiyeye mahsam olmak için, İslam tarihi boyunca İstanbul'u fethetmek için, bütün komutanlar, bütün devletler İstanbul'u fethetmek için uğraşmış ve en sonunda Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerine nazım olmuş.
Tabi bununla alakalı İstanbul iki sefer fethedilecektir diye de alışverenler var. Bu methiye fethi olarak görüp, ikinci fethiyle Mehdi Alâ Resul'la alakalı bunu söylenir. Ve Mehdi Alâ Resul zuhur ettiğinde İstanbul'a gelip, İstanbul'un yeniden manevi olarak fethedileceğini, bu ikinci fethiyle, topla, tamla, tüfekle değil, manevi bir ilahi aşkla fethedileceğine dair hadislerdir. Hadislerden anladığımız, çıkardığımız bir mana bu, öyle değil. Bu mana günler güne de kuvvetleniyor. Çünkü, malum İstanbul'da kutsal emanetler var, o kutsal emanetler Mehdi'nin eline geçecek. Burası çok önemlidir. Ya bu güne kadar Mehdi'yim diyenlerin bütün Mehdi'liklerini çürüten bir işaret var. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sancağı İstanbul'da kutsal emanetler var.
O sancak hala daha duruyor ve o sancak Mehdi Alâ Resul tarafından tekrar kullanılacaktır. Mehdi Aleyhisselam'ın tekrar kullanacağı için sancak orada durduğu müddetçe ben Mehdi'yim diyenler, o gelecek olan zat-ı mübareğe olmadığına işaret. Belki de onun vazifesini yapmış olabilirler. Nasıl deccanın vazifesini yapan binlerce deccan misali, timsali var ise Mehdi Aleyhisselam'ın vazifesini de yapan binlerce Mehdi'ye görevli kimseler olabilir.
Birisinin irşadına, birisinin hidayetine vesile olmak, bu noktada Mehdi'nin vazifesi hükmündedir. Kim irşad noktasında, birisinin İslam olması noktasında gayret çaba gösterirse, gayret çaba gösteren bir cemaatin bir topluluğu içerisinde bulundursa, onlar da Mehdi'nin vazifesiyle vazifelenmiş sayılırlar. Ama Mehdi değillerdir. O beklenen zat-ı mübarek değillerdir. Ama insanlar bazen hüsn-ü niyetleri, bazılarının su-i niyetleri bu meseleyin farklı noktalara götürüyor. Allah muhafız edilsin. Bir kimse üstadını, şehidini umuma bir Mehdi gibi görebiliyor. Dese ki benim Mehdi'im eyvallah. Hz. Mevlana meslemesinde der ki sen bir veliye uğradıysan, Mehdi'in odur seninden.
Senin kalbine hidayet damladıysa, İsa senin kalbine zuhur ettiler. Burada Hz. Mevlana herkesin Mehdi'sini, herkesin üstadına bağlandı. Bir üstada bağlandıysan, bir üstada yolun bittiyse, sen bir mürşide intisap ettiysen, bir veliyle bu noktada yol arkadaşlığı, yoldaşlık kurduysan, senin Mehdi'in odur der Hz. Mevlana. Bu aslında bu meseleyi kökten çözen manevi bir kılıç gibidir. O zaman o kimsenin Mehdi aramasına, Mehdi beklemesine gerek yoktur. Başındaki üstadı ve başındaki onun bu noktadaki mürşidi kendisinin Mehdi'si hükmündedir. Yoluna devam eder ve onun bu noktadaki açmış olduğu, çizmiş olduğu yolda devam eder. Böyle algılansa ve anlaşılsa bu meselede bir sıkıntı yok.
Ama insanlar bütün ümmete gelecek olan, o vaat edilmiş ve bütün adetten itibaren bütün peygamberlerin söylediği ve bütün ademden itibaren bütün peygamberlerin vasfını, şeklini, şemalini işaret ettiği hem Meccan hem Mehdi noktasında. Kimse olarak o kimseyi gördülerse sıkıntı olur. O yüzden bu noktada problem oluyor. Allah muhafaza eylesin. Ama bu noktada Kur'an ve sünnet dairesinde bir kimse yürümeye başladığında da o kimse de inşallah Mehdiyete hizmet ediyormuş gibi algılanabilir. Nefis merhalelerini açıklar mısın ve lafıda nasıl duruyor Allah razı olsun. Bütün ehli tasavvuf Kur'an'dan çıkardığı hükümle emmare ve evami bülhüme mutmeyler, râdiye, mardiye, zâfiye diye nefsin bu hallerini anlatmışlar.
Cenab-ı Hak Kur'an'ında bu hallerle alakalı ayet-i kerimeleri sıralamış. Bu merhaleleri anlatmak, bu merhalelerin hangi manaya, hangi noktaya geldiğini söylemek muhakkak ki önemli. Kitabi olarak. Bunu yazan bir sürü eserler bulabilirsiniz. Bunlarla alakalı bir sürü kaynak bulabilirsiniz. Ama bunları okumak, bunları normalde bilmek, bu merhaleleri yaşamak anlamına gelmiyor. Bunun öğretisi o kimsenin bir tasavvuf, bir tarikat toplumunun içerisine gelip bir üstadın terbiyesinde bu terbiye ile terbiyelenmekten geçer. Bu terbiye ile terbiyelenmek nefisle mücadele eder. Ama bir üstadın terbiyesine girmeyen, bir üstadın yoluna girmeyen bu noktada onun terbiyesini kabul etmeyen bir kimsenin nefis merhalelerini bilmesinin de bir anlamı yok.
Birinci derecede bir kimsenin ben bilmiyorum, o biliyor deyip de bir yola girmesi nefisle mücadelenin başlangıç noktası. Hani şeytan dedi ya, benim yaratılışım onun yaratılışından daha üstün. Hani şeytan dedi ya, ben ondan daha faziletliyim, ben ondan daha iyiyim. Ben ondan yaratılış o noktasında da fikir noktasında da bilgi noktasında da daha kıymetliyim. Böylece o kovulmuşlardan oldu. İşte bu hali yeni bir kimsenin kendisini bilgisiz görmesi, eksik görmesi, noksan görmesi, bu noktada kendisini tam görmemesi ve bir üstada gidip, bir mürşide gidip kendi ben eksikliğimi buradan tanımlayacağım, ben bilmiyorum, o biliyor noktasında tutmak nefis mücadelesi, nefisse, nefsi terbiye etmenin başlangıcı oluyor.
Bu başlangıçtan haberdar olmayan insanların nefis terbiyesini ve nefis merhalelerinin bitmesinin bir anlamı yok. Çünkü nefsin öyle bir hile tuzakları var ki, nefsin öyle bir insanlara katakulleri, oyunları var ki, nefsin insanlar üzerine öyle tezgahları var ki, insanlar hiç farkında olmadan, o nefsin ince, zehirli hilelerini farkında olmadan, şifa gibi içiyorlar. Farkında değiller, onları içtikçe de azım sapıtıyor var. Ve karşımıza her şeyi bilen, her şeyi lütmeden, her şeyi etraflıca çok iyi bildiğini söyleyen, enesik kabarmış insanlar çıkıyor. Nefsin öyle hilesi, öyle desisesi, öyle oyunları var ki, o hile ve desisesini fark etmek, o hile ve desisesine karşı bir şifa, hile ve desisesine göre bir oyun bozan kurgulamak herkesin harcı olmuyor.
Öyle olunca, o kimsenin nefsi, emmari nefsi, revvami, mülhümeyi, mutmainneyi, radeyi, mardeyi, safiyeyi bilmesinin bir hükmü de kalmıyor. Tabii böyle konuşunca da, onun nefsi şunu diyor, bilmiyor, o yüzden açıklanıyor diyor. Emmarenin halini anlatmaya kalksak, buradaki herkes çöker. Evet, emmarenin hali bir insanı günaha sürüklemektir. Eğer bir cinsenin dilinden, elinden, gözünden, kulağından hala da günah-ı kebal geçiyorsa, o emmarenin içindedir. Bunu anlatmaktan imtina ediyoruz, ediyorum. İmtina etmemin sebebi, insanlar psikolojik olarak çökmesin, öpmesin, ümit var olsunlar diye. Eğer senin hala da gözünden, kulağından, dilinden, uzuvlarından günah-ı kebal çıkıyorsa, sen emmarenin içerisinde yüzüyorsun.
Bundan sonra gerçek, bu rüya görenler, hal görenler ne? Onlar lütf-ü ilahi. Üzerinde hala da günah-ı kebal varsa, emmarenin tam ortasındasınız. Levvanı neyse, yapmış olduğu yanlışlıklardan ve eksikliklerden pişmanlık duyan insan. Pişmanlık duyacak.
Ama yine de tavuk tövbesi gibi, çok affedersiniz, bok yemeye devam edecek. Yalanı söyleyecek, pişmanlık duyacak. Yine yalan söyleyecek. Pişmanlık duyacak, yine yalan söyleyecek. Hadis-i Kudsi anlatırım. Bir kimse günah-ı kebal işledi, Cenab-ı Hakk'a dedi ki, Ya Rabbi beni affeyle. Allah dedi ki, kulun kendisini affedecek, Rabbisini hatırladı, affettim. Kul yine günah işledi, yine dedi ki, Ya Rabbi beni affeyle. Allah dedi ki, kulun kendisini affedecek, Rabbisini hatırladı, affetti. Kul yine günah işledi, yine dedi ki, Ya Rabbi beni affeyle. Allah dedi ki, kulun kendisini affedecek, Rabbisini hatırladı. Levvamenin halidir. Nefs-i levvame noktasında olan kimse ha böyle günah işler, günah işledikten sonunda tövbe eder.
Ama ümit varız onun üzerinde. Niçin ümit varız? Hiç olmazsa o kimsenin tövbesinin arkasından, günahının arkasından tövbe ediyor. Günahkarlığının en iyisi tövbe edenlerdir. Hadi şerif, o zaman günahkar var, tövbe etmiyorsa nefsi emmar eder. Günahkar var, tövbe ediyorsa nefs-i levvâme eder. Ama o kimse büyük günahlardan sıyırıldı. Dedikodu, kıymet, zina, iftira, içki, kumah bunlardan uzak durdu. O günah keballilerden uzak durdu, artık üzerinde küçük günahlar kaldı. Onun nefsi mülhümede. Enteresanlık, ahir zamanda mülhümede olan kimsenin artık rüyaları filan önceden. Yani böyle raziyeden sonra mardiyeye geçenlerin rüyalarını görüyor insanlar.
Ahir zaman elaveti bu. Ve o kimse mülhümede dururken, mutmainlerde, râdiyede olanların halleriyle hayleniyor. O kimse zikrullah'ta çok harika haller görüyor. Oradan aldanıyor. Kimse mülhümede, mutmainliğe geçtiğinde şeyhlik yapıyor zaten adam. Çünkü mutmainliğe geçtiğinde oradaki cemaatın içerisinde, orada insanların içerisinde en maneviyatı açık, en kalbi çalışan kimse olmuş oluyor ki.
O zaten kendince başındaki, onu o hale getiren şeyhi de beğenmeyip kendisine şeyhlik yolu atıyor. O etrafındaki insanları da beğenmiyor. Bakın bunlar da var da var. O şeyhini de beğenmiyor. Başındaki zahirini, başındaki abisini, başındaki sorumlusunu da beğenmiyor. Ohoho! O arsa alaka dolaşıyor. O râdiyeye geldiğinde kendini peygamber ehran edecekler.
Allah'ıma hafaza eylesin. Rahmetli üstadım son döneminde dedi ki, evladım hayır görene dedi, esma veriyoruz. Esma verilene dedi, bir esma veriyoruz, kayıp gidiyor Mustafa Efendi. Onun esma vermekten vermeye çekilir hale geldik. Hal görene, rüya görene esma vermekten uzak durur hale geldik. Yazık oluyor onun, düşüp gidiyorlardı. Bu neden kaynaklanıyor? Bu artık aslında bir kimsenin maneviyatı kuvvetlendikçe, maneviyatı güzelleştikçe, tevazusu, hirmi, affı, insanları sarıp sarmalaması gelişeceğine, büyüyeceğine daralıyor. Oradan düşüyor.
Maneviyatı büyüdükçe herkese afilik, babalık, kardeşlik yapacağını, herkese sarıp sarmalacağını, iki rüya gören etrafını beğenmemeye başlıyor. İki hal gören etrafını beğenmemeye başlıyor. Bu işin acı tarafı. O yüzden evet nefis meratiblerinin muhakkak bilinmesi lazım ama bilinmesinden önce yaşanması lazım. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, günah-ı kebailerden uzak durun.
Bırakın nefis merhalelerinin neredesinde olur. Ben soru soran için buna soru soran kardeşe değil bu sohbetin. Bütün kardeşlerim. Bırakın hangi nefis meratibinde olursanız olun. Bunu öğrenmek dahi istemeyin. Hangi esmada olduğunuzun bir anlamı yok. Anlamlı, anlamı yok. Anlamı şu. Sizin en hayırlığınız etrafına en fazla faydası kopunur. Asıl anlamlı olan şu. Sizin en hayırlığınız etrafınıza zarar vermesin. Mümin, mümin odur ki, mümin odur ki, insanlar onun dilinden, elinden emindirler. Sizin dilinizden emin olsunlar. Sizin gözünüzden emin olsunlar. Sizin elinizden, ayağınızdan emin olsunlar. Sizin uzuvlarınızdan emin olsunlar.
Adam size kızını teslim edebilmeli. Karısını teslim edebilmeli. Parasını teslim edebilmeli. Malını teslim edebilmeli. Evini teslim edebilmeli. Herhangi bir şeyini size teslim edebilmeli. Eğer size teslim edemiyorsa o kimse, siz daha nefsin, emmarenin tam ortasındasınız. Yoldan geçen bir kadına gözünüzü kaydırıyorsanız ve o kadının orasına burasına bakmaya çalışıyorsanız, siz emmarenin ortasındasınız.
Kendinizi öyle görün. Sakın kendinizi başka bir noktalarda görmeyin. Hem kendinizi emmarede görün ve her an tövbe ve zikirle emal olun. Sakın sufiyiz diye, sakın dervişiz, sakın bir yere inktisaflıyız diye kendinizi yükseklerde görmeyin. Gördüğünüz bir kimseden kendinizi aşağı görür. Kimi gördünüz ondan aşağıdasınız. Kimle karşılaştınız ondan aşağıdasınız. Kimi de karşılaştıysanız ondan aşağıdasınız. Filanca üçkağıtçıdı, fiçmanca beşkağıtçıdı, filanca yanlıştı, filanca eksikti. Bunlar hep bizi batıran şeyler. Kendi hatasını, kusurunu görmekten uzak olan insanları, şeytan gözünü perdelemiştir. Kendi hatanı görmüyorsan şeytan seni perdelemiş.
Sen başkasının hatasını, kusurunu görüyorsan, şeytan seni aldatmış, şeytan seni kandırmış. Şeytan tabiri caizse almış, eline oynuyor seninle, top oynar gibi. Başkalarının eksikliklerinin, kusurlarını araştıran kimse, şeytanın vazifesiyle vazifelermiş. Şeytan ona bir vazife vermiş, sabahleyin onu toplamış, askerlerini, hepsine birer vazife vermiş. Şeytanın, askerlerinin, bir kurumunun vazifesi, müminlerin, müslümanların eksik ve noksanlıklarını araştırıp, diğer mümin ve müslümanların önüne sermektir. Bu şeytanın, çocuklarının vazifesidir. Şeytanın, bir grup askerlerinin vazifesi, namuslu insanların namuslarına leke getirecek, namuslu insanların namuslarına fitne getirecek, hal ve hareketleri işlemek ve işlettirmektir.
Eğer siz, o gün, birisinin namusuna dilinizi uzattıysanız, gözünüzü uzattıysanız, şeytanın haliyle hallendirip, şeytana hizmet ettiniz o gün. Hani, Şemseddin'i Tebriz'inin sözü vardır. Nicelerini gördüm, nur diye nara gittiler. İnsanlar o eksiktikleri, kusurları araştırırken, kendilerince nura gidiyoruz diye yaparlar.
Düşünmez, ey nefsim, sana ne başkasının eksinden, noksalından, ey nefsim, sana ne başkasının yoğurdundan, tereyağından, ey nefsim, sana ne başkasının malından, mülkünden, eşinden, karısından, kızından, çolundan, çocundan. Düşünmez. Nefisle mücadele, bu manada birinci derecede o kimsenin kendi hata ve kusurlarını görmesiyle alakalıdır.
Siz devamlı, kendi gözünüzün önünde kendi hatalarınızı ve kusurlarınızı getirin. Asla kendinizi iyilerden görmeyin. Ve içinde bulunduğunuz cemaatin en fakiri, içinde bulunduğunuz cemaatin en cahili, içinde bulunduğunuz cemaatin en bilgisizi, içinde bulunduğunuz cemaatin en aşağısı olarak görün. İsterseniz bu koltukta oturuyor olsanız dahi, eğer kendinizi öyle görmediğiniz anda, bilin ki nefis sizi al aşağı etmiştir.
Ben buranın şeyhiyim, ben buranın zahiriyim, ben buranın alimim, ben buranın çavuşuyum, ben buranın sorumlusuyum, ben buranın yetkilisiyim dedi, bir kusur. Allah bizi muhafaza etmez. O yüzden nefisle mücadele, Hz. Peygamber sabunladığında selam ancak herif, en büyük mücadele olarak gördü ve dedi ki, cihadı ekber.
Cihadı ekber. Yani cihatların en yücesi. Sufili, nefisle mücadelenin üzerine kurdu. Allah o mücadeleyi edenlerden eğitim. Bu enteresan, bunu meyil olarak da sormuşuz kardeş. Şimdi herhalde aynı sorun, aynı şahıs ya da başka birisi. Kainat yedi günde alp olmuştur. Yanlış bilgi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azlete'nin, biz kainatı altı günde yaratık diyor. Bunlar normal çünkü bazı şeyler. Her şeyi yediye, on dokuzuna, bilmem kaça bağlayacağız ya. Böyle bir hastalık var ya burada.
Yedi kalp semavat diyor. Semavat yedi kalp değil. Ashab-ı Kehf yedidir diyor. Köpeği nereye koydunuz? Gökler yedidir diyor. Evet, dünya bölpü yedi kattır. Geceler yedi diyor. Gece yedi nereden çıktı bilmiyorum. Seyyareler yedi diyor. Seyyare yedi değil, on iki tane gezegen var. Sefa merve koşması yedi defadır diyor. Farzı dörttür. Bir kimse sefa merveyi dört sefer yaparsa, farzını yerine getirmiş olur. Bu noktada vazifesi bitmiş olur. Üçü nafiledir.
Kabe'ye tavaf yedi demiş. O da farzı dörttür. Üçü sünnettir. İnsan yedi şeyden yaratılmış diyor. Hayır. Bütün yaratılmış olan şeyler dörttür. Yaratılışı. Anası erbaa denir ona. Namimdur bunlar. Toprak, hava, su, ateştir. Tabi bu dört şey de bir şeyden yaratılmıştır. Bu dört şey de bir şeyden yaratılmıştır. O bir şeyi bulamadılar daha. Ben onu hayal olarak. Rızık yedi cinsdir. Bu da boş bir sözdür.
Cenab-ı Hakk'ın sayısız rızık ikidir, bir maddidir, bir manevidir dese daha akıllıca olacaktır. Secde yedi azam üzerindedir diyor. Yani eğer iki eli, elleri iki, dizleri iki, ayakları iki görüyor, altı. Alnında bir görüyor, görüyor yedi. Değildir. Bir insanın bir eli, bir ayağı, bir de alnı secdeye varırsa o kimse secde etmiş hükmündedir. Bu da üç eder. Yusuf peygamber yediği zimnanda kalmıştır. Eyvallah. Zenginlik yedi yımmış, kıtlık yedi yımmış. Bu Yusuf aleyhisselamın kendi kavmiyle alakalıdır.
İnsanların üzerinde tamamıyla alakalıdır. Daha birçok yedi vardır, zor varsan bulursun. Yedi rakamındaki hikmet nedir? Hiçbir hikmet yoktur. Allah'ın rakamlarından bir rakam. Bunların üzerinde sır inşa etmek, sır bina etmek, bunların üzerinde din bina etmek, dini safsatalaştırmaktır. Ondokuzcuların tezgahına düşmektir. Rakamların üzerine tezgaha düşmektir. Birisi de kalkıyor, rakamların sırrı diye bir kitap yazıyor. Hürra'yı herkes alıyor. Hiç kimse şuradan bir tefsir alayım. Şuradan bir hadis alayım. Şuradan bir fıkıh kitabı alayım. Buradan dinini öğreneyince uğraşmıyor. Millet bir sır peşindedir koşuyor. Sır makamı var. Siz nefisten kalbe, kalpten ruha, ruhtan sırra geçeceksiniz.
Allah'ını severseniz, bu cemaat için değil veya burasının için önemli değil. Bana Türkiye'den bir tane bir kimse getirin ki, veya birkaç kişi getirirsiniz de, bana on kişi getirin, on kişi getirin. Kalpten ruha geçmenin, ruhtan sırra geçmenin yolunu anlatsın bana. Hakkınızı helal edin.
Ama insanlar oturuyor, sırdan konuşacaklar. Kardeş, bize ruhtan konuş. Kalbine gelen tebiyatları anlat bize. Nasıl tecelliyat gelir, nasıl ilham gelir, nasıl hitap gelir. Bize onu anlat önce. Anlatacağım daha bir şey var. Ne? Bir kabristana git, bunu bize bir söyle. O kabristandaki erkek bir kadın bu, bize anlat. Ondan sonra o kabristandaki kimseyle konuş, anlat bize onu. Ondan sonra gel zikrullah adakasından bize anlat bir şey. Ondan sonra kalpten konuş bize.
Ondan sonra ruhtan konuş bize. Ondan sonra sır aleminden konuş bize. Ondan sonra konuş bize. Sırdan ilerisi var mı? Konuşmayayım şimdi. Tühra'lı millet kitap alıyor. Neyin sırrını anlattın ya? Ekzotik, mitolojik hikayeleri topla, şunun sırrını da anlattın. Kur'an yok, hadis yok, abdest yok, namaz yok, zikir yok, fikir yok, şükür yok, haramlardan uzak durmak yok.
Ama sırdan anlatmak var. Hadis, Ureyne ve Uke'yle kabilelerinden bir grup Medine'ye gelerek Müslüman oldular. Medine'nin havası onlara dokununca Efendimiz onların deve silniği içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıstılar ve çobanı da öldürdüler. Efendimiz onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz, ölüme bıraktı.
Biz onlara su vermek isteyince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem bizi engellediyor. Bu aittir, Hambel, İmam-ı Hambel 3, 107, 163. İnsanlar bunları okuyarak da sünneti reddediyorlar. Reddediyorlar. Muhakkak ki hadislerin içerisinde eksik ve sakat olanlar vardır.
Hadis-i şerifle de amel eden hemen hürmet yoktur. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri haram olan bir şeyden şifa bulmayınız, şifa aramayınız hadis-i şerifi bunu nehyeder. Deve silniği neciz şükmündedir. O yüzden Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri deve silniği sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri deve silniğinden şifa bulmasını istemez bir kimse. Allah velâkim bu hadis bu Halil-i İmam-ı Hambel'de var mıdır? Demek ki buraya yazdıklarına göre var. Hadisler vardır, hüküm çıkarılır onlardan. Bunlar hüküm çıkarılacak olan hadisler değildir.
Ama bu tip hadisleri bahane ederekten bütün hadisleri reddetmek de küfürdür. Bu tip hadisleri bahane ederekten sünneti reddetmek küfürdür. Sonuçta olursa sonuçta hadisleri insanlar toplamışlar, hatalı kusurlu olanlar vardır. Onlar alimlermiş. Onlar yoldan geçen internet alimlerinin işi değildir. Kaldı ki bunların üzerinde defalarca analizler yapılmış, bakılmış, edilmiş, meselenin özüne varılmış. Ama dünya üzerinde Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerinin ve sünneti seviyesinin üzerine mücadele eden ahmak, kafir, mürtet, müşrik insanlar vardır. O yüzden bu ahmak, salak, aptal, mümkür, münafık, müşrik insanların oyununa ve tezgahına düşmemek gerekir.
Özellikle böyle aptal sınıflandırmasını yaptım. Bir kimisi böyle gerçekten müşrik olmadığı halde, münafık olmadığı halde böyle kendince, ilim adına bunlara inanıyor. Onları ben aptal sınıfına kuruyorum. Ama bunları kasıntı yapanlar var. Bunlar münafık ve mürtetler. Allah muhafaza edin. Bu hadisler uydurma diye hiçbir hadise inanmıyorlar. Sadece Kur'an'daki ayetlere inanıyorlar. Hadis çelişkileri var mıdır? Vardık. Hangi kitap en doğrudur? Tabii ki varsa demiş bu da. İşte şüphe olmuş oluyor böyle. Riyay-ı Salih'ini okuyabilirsiniz. Sadece çelişki var mıdır? Çelişki vardır. Hazreti Ali Efendimiz o yüzden de arama bakarsanız Kur'an'da da bu manada bu tip çelişki bulabilirsiniz.
Nasıl bu manada çelişki bulabilirsiniz? Bir ayeti kerime, bir şeyi yasaklarken başka bir ayet erime o şeyi serbest eder. Hazreti Ali Efendimiz'in sözü girer diyebilir. Siz bir şeyi nesh eder. Ve bir şeyi var eden meseleleri, yani bir şeyi red eder veya kabul eder. Meseleleri bilmeyen insanların âlim hükmünde değildir der Hazreti Ali Efendimiz. Buna örnek verilecek olursa, mesela işte kadınların kabir ziyareti ilerler. Önceki adiş şerifler vardı, kabir ziyaretini nesh etmiştir. Sonra adiş şerifler vardı, kabir ziyaretini serbest bırakmıştır. Bir kimse o kabir ziyaretini serbest bırakanı değil de, ne seden adiş şerifi ölçü olarak kendisini alırsa, bir çelişki ve çatışma çıkarmak.
Hangi hükmün ne zaman geldiğini ve ne yüzlerine geldiğini bilmekten uzak olan âlimler veya kendilerini âlim diyen cahiller bu meseleleri anlamaktan uzaklar. Bilhassa yeni seleficilik bu noktada çok büyük hata yapıyor. Yeni seleficilik, yani yeni seleficilik dedin bu son yüzyılın seleficilik gibi. Yeni vahabilik, bu son elli yılın altmış yılın yüzyılın vahabilik. Bunlar ne yazık ki dinin içerisine, dini hayatın içerisine, diri düşüncenin içerisine, tabiri caizse bümünü çekip atılmış el babaları gibi. Selef sözü bizde saygıyı ifade eder. İlk imamlardır. Muasibi gibi ilk imamlar, ilk suhiler ama bu onların hiç bunlarla alakalı ve bağlantıları yoktur. Onlar peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini ve sünnetlerini reddetmezler.
Onlar dini direkt Kur'an ve sünnet ışığından, direkt Kur'an ve sünnet ölçüsünden alırlar. O ilk selef ulemasının, selef imamlarının Kur'an ve sünnet çizgisinden saptığını düşünmek mümkün değildir. Ama selefilik dendiğinde, veya selefi dendiğinde, bugünkü selef yolundan gittiğini iddia edenler veya bugünkü selefiyiz diyenler, ben onların modern selefiler diyorum.
Onlar asla sünneti filan o kadar çok mağlı değiller ve bütün her şey yüzeysel bakıp, pibi çekilmiş el bulması gibi ortalıkta dolaşıyorlar. Hadisleri inkar etmek, bütün hadisleri inkar etmek, sünnetleri inkar etmek, bugünkü yeni vahabilikle yeni selefiler kol kola gezmişler dolaşıyorlar. Resmen sünnetleri terk edenler, sünnetleri red edenler, hadis-i şerifleri red edenler, selefle alakası yok bunların için.
Hiç yok. Hiç yok ha. Kendilerini bile İbni Tehniyeci olarak gösteriyorlar, İbni Tehniye ile ile alakalı olsunlar İbni Tehniye'ye. Ve insanları İbni Tehniye'ye karşı bu sefer antipati çıkartırıyorlar. İnsanlar İbni Tehniye'ye karşı böyle antipatik duruyor. İbni Tehniye'ye alim, fazil bir kimse. İbni Tehniye'ye o günün meselelerine hükmetmiş, fedva vermiş, dinin Kur'an ve sünnet ölçüsünden algılanmasını ve yetenmesi için mücadele etmiş bir imam. Ama sonradan gelen bu son yüzyıldaki neydi belirsiz insanlar İbni Tehniye'yi de insanların nazarında ne yazık ki kötülettiriyorlar.
Yola da taş getirttiriyorlar. Allah mağazayla seni. İstiridya, deniz dibinde sabun, kanaatla, hırsla ve itirazla, isyandan uzak azam tahammül ettiği için Allah içine inci ile doğdurmuştur. İnci'deki sır nedir biraz bahsedebilir misiniz? İnci incidir, ispiri derin içerisinde bulunur. Sen de eğer sabır ve kanaat olursa, hırs, itirazdan ve isyandan sıyrılırsan, azam tahammül edersen Allah da senin kalbinde inci gibi ilahi hikmet koyar.
E bu normalde sabırsız olmaz, kanaatsız olmaz. Hırsdan, damahtan uzak olması lazım o kimsenin. O kimse itirazdan uzak olması lazım. Bizim nefsimizde öyle itiraz var ki. O kimsenin isyandan uzak olması lazım. Biz her şeye isyan eder hale geldik. E o kimse madem ki sabır gösterecek, biz sabır göstermiyoruz ki. 3 gün sonra söyleyeceğimiz lafı biz şimdiden söyleyip atıyoruz kenara. 3 gün sonra, 5 gün sonra, 10 gün sonra söylenmesi gereken lafı bugünden söylemeyi de biz böyle delikanlılık, yiğitlik, doğru sözlülük görüyoruz. Sabrımız yok ki beklemiyoruz. Tahammülümüz yok ki beklemiyoruz. Beklemiyoruz.
Öyle olunca da bizim kalbimizde inci oluşmuyor. İçimizde de inci oluşmuyor. Bir cemaat sabırlı olursa, cemaat sabırlı olursa içinde inci oluşur. Bir cemaat tahammüllü olursa içinde inci oluşur. Bir cemaat hırsız, hırsız olmazsa içinde inci oluşur. Bir cemaat içinde tamah olmazsa, kongresinde içinde inci oluşur. İnci ilahi akıldır. İlahi hikmettir. O yüzden bir kimsenin sabırlı olması bir kimsenin birey olarak, tahammüllü olması, azat kanaat etmesi bir kimsenin kendi birey olarak, isyandan uzak durması bir kimsenin birey olarak, her türlü yanlışlıklardan, eksikliklerden uzak durması mükemmel bir şey.
Ama onu bütün kardeşler, bütün arkadaşlar birbirlerinden etkilenerekten cemaat halinde o hale gelirlerse, o cemaat kendi incisini, kendi incisine sahip olur. Cenab-ı Hak o kalbine inciyi oturtturuver. Ama öyle değil ise bu, o zaman o mesele büyük bir şeyden. Evet bu mesele, Hazreti Mevlana Cerahat-ı Rumah Hazretlerinin meslevi simlerdir bu.
Evet bu bireysel olarak düşünüldüğünde mükemmel bir şeydir. Ama biz tasavvufu bireysel noktada uğurlayanlardan değiliz. Bunu cemaat halinde yapmamız lazım. İnşallah biz de onlardan oluruz. Sizin yaşadığınız güzelliklerden bazılarını bizim de yaşayabilmemiz için ham-i ibadete daha da önem verdim. Ben bir güzellik yaşıyor muyum, yaşamıyor muyum farkında değilim de, ama burada bütün kardeşlere tavsiyem şu, bütün kardeşlere, bütün herkese tavsiyem şu, dini Kur'an ve sünnet dairesinde algılamaya çalışın.
İmamların iştahatına muhakkak uyun. Kendinize ilke edinin. Hiç kimseye zarar vermeyin. Neden hiç kimse zarar görmesin? Kendinize ilke edinin. Hiç kimseye kötülük düşünmeyin. Kendinize ilke edinin. Hiç kimseyi terk etmeyin. Doğru, iyi, güzel olan hiçbir şeyi terk etmeyin. İlke edinin kendinize.
Kendinize ilke edinin. Farz olan ibadetlerinizi hiç gevşetmeyin. Kendinize ilke edinin. Hiçbir sorunlu olduğunuz dersi kaçırmayın. Kendinize ilke edinin. Bir vazife size verilmiş ise veya bir vazife üstlenmiş iseniz, onun hakkıyla yerine getirmeye gayret edin. Kendinize ilke edinin. İlke. Deyin ki ben son nefesime kadar doğruların arkasında değil mi? İlke edin. Olmazsa olmaz insanların ilkeleri olmaz. Olmazsa olmaz olmaz. İnsanların hayatları kendi içlerinde çok uzunmuş gibi görünüyor. Hayat o kadar uzun değil.
İçinde bulunduğu yol da bu noktada çok uzunmuş gibi görünüyor. Yol da uzun değil. Çektikleriniz çok zormuş gibi görünüyor. Hiçbirisi de zor değil. Kendi vazifesini yerine getirecek. Hayatı öyle görünüyor. Önünüze gelecek olan gelecektir. Onu durduramazsınız. Kendinizi bu noktada, kendinizi bir noktada idame ettirip, kendinizin üzerinde hakimiyet kurmalısınız. Ve o hayat akışının içerisinde siz özellikle ve özellikle sıkı ve sağlam duranlardan olun. Bunu böyle söylüyorum.
Bunlar hayat tecrübesiyle alakalı. O rüzgar sert eser. Yarın bakarsınız yumuşamıştır. Yumuşak eser, yarın sertleşir. Ne yumuşaklığını aldın, ne serptiğini aldın. Çok sever, yarın senden nefret eder. Ne çok sevdiğini aldın, ne de onun nefretini aldın.
Kendine bak, kendini tanınma. De ki ben bu kadar sevilecek bir kimse değilim. De ki ben bu kadar nefret edilecek bir kimse değilim. Ne nefretinden kendi kendini yerlere vur, ne de seni seviyorum, aşığım diyenin yüzünden kendini göklere çıkart. İlke edin kendine. Bulunca gevşemem. Üç kuruşun elinden gidince de isyan etmem. Elindeki üç kuruşun gözünün önünde gittiğini görürsün. Geldiği zaman üç kuruşun koşa koşa sana geldiğini görürsün. Ne koşa koşa gidiyor diye, etrafını hava at, etrafını ben biliyorum ne, ne de giderken yırtın dövün.
Senden gidecek o. Bir şey senden gidiyorsa, bunlar benim kendi hayat tecrübelerim. Bir şey senden gidiyorsa koşma arkasından. O senden alınmıştır. Bir şey sana geliyorsa reddetme. O senin nasibiydi. Yerin peşinden koşarsan yakalayamazsın. Geleni reddetme, nankörlük edersin.
Ne geleni nankörlük noktasında tutup reddet, ne de gidenin peşinden koşarak da kendini küçültme. Bu ne olursa olsun. Bu ne olursa olsun. Yarana tuz bas. Taş bağla. Olmadı yüreğini dağla. Olmadı kalbine kendin hançerini batırsın. Dur kalbim be, dur. Ya sen ona layık değilsin, dur o gidiyordur. Ya da o sana layık değilsin, gidiyordur. Gitti mi Allah daha yenisini verir de. Üzülme.
Onun başına tace, benim nasibim buyurmuş der. Etrafındaki insanları değiştirmeye çalışma. Hüseyin'i değiştirme. Değiştirmek derken yerine başka birisini koymak. Sakın öyle düşünme. Yenileme, yeni bir eş alma. Onun yerine başka birisini getirme. Derbahta yeni bir arkadaş birisini atma. Onun yerine başkasını koymak. Veya çevrende yeni bir arkadaş alıp da eski arkadaşını atma. Bu noktalara gitme. Arkadaş sayını çoğal. Eksilme. Çoğal.
Eksilme. Sen kimseden elini çekme. Sen kimseye sırtını dönme. Sen kimseyi sofrandan kaldırma. Sen kimseyi cemaattan atma. Sen kimseyi ailemden atma. Sen kimseyi arkadaşlığından atma. Sen iman babası gibi ol. Bu kement kimindir diye bakma. Birisinin kementini atmış boynuna senin. Elleme bağlasın kendini. Fırtınalı havada sana tutulmuş. Elleme tutulsun sana. Dalgalar sert esmiş. Esmiş. Sert gelmiş. Vurmuş kıyıya. O sana kementini atmış.
Sen onun kementini çözme. O çözüp gidiyormuş. Güle güle yolu selamet olsun der. Sen liman babası kalabasın. Herkes gitsin. Sen gitme. Herkes vursun. Sen vurma. Herkes yıksın. Sen yıkma. Herkes bitsin. Sen bitme. Herkes sövsün. Sen sövme. Herkes ölsün. Sen ölme der. Orada kal. Sen orada kal. Benden çok fazla seviyormuş. Alkışla. Sonunu da. Senden çok az seviyormuş.
Sakın tepeden bakma öyle görme. Benden fazla seviyormuş. Alkışla. Mübarek olsun der. Yarabbi sen beni burada sabit eyle. Benim gözüm onda yok. İnsanlar makam adli olmuş. Aman ne güzel der. Alkışla. Benim makamım bu liman babasına tutunmaktır. O yüzden hayat insanı nereye götüreceği belli değildir. Olaylar insanın önüne ne getireceği belli değildir. Fırtına ne taraftan kimin nefsine eşeceği belli değildir. Bir hüzün rüzgarı nereden eşeceği, kime eşeceği belli değildir. Ben o yüzden derim.
Sen sabit kalmaya gayret et. Allah rahmet eylesin. Uçarlardı şeyhim için. Ben derdim ki Mustafa Özbağ sen sabit ol. Sen hizmet et bana bak. Uçururlardı. Ben derdim ki Mustafa Özbağ sen elinden geldince sabit dur. Hizmetine gayret edin. Bazen kendi kendime düşünürüm. Niceleri vardı derim.
Kendi kendime düşünürüm. Neleri vardı derim. Yol uzun değil ama bir bakıyorsun ki benimki gibi yirmi altı, yirmi yedi yıl geçmiş biz evden. Hayat uzun değil. Dönüp bakıyorum. Yirmi altı yıl geçmiş, yirmi yedi yıl geçmiş. Yirmi yedi yıl geçmiş. Yirmi altı, yirmi yedi yıldır anlatıyorum ben. Yirmi altı, yirmi yedi yılı düşündüğünüzde düşünebiliyor musunuz? Haftanın dört kezisi sohbet etmiş olsan, elli haftada iki yüz sohbet mi yok? Yirmi yılda iki kere iki, dört ne yapıyor? Dört bin sohbet etmiş.
Dört bin sohbette kimler gelmiş geçmiş? En azamlısını, en aşağısını söyledi. Siz kendinize iman babalığını seçiniz. Hazreti Mevlam'ın sözü çok hoşuma gider. Evlat biz, Pergen'in iki sivri ucu gibiyiz. Bir ayağımız şeriat-ı Ahmediye'ye batıp, öbür ayağımızla alemleri sehran ederizler. Keseriz. Bir ayağımız şeriat-ı Garnay'a batmış olsun. Haram istememeye gayret edin. Şunu unutmayın. Herkes hata yapmaya müsait. Şeyhiniz dahil buna. Bütün şeyhleri, mürşitleri toplamış olsanız, hepsi de hata yapmaya müsait. Bütün insanları toplasanız, yaşayan insanların hepsinden, hepsi de hata yapmaya müsait.
Ey Habibim, eğer sen katı yürekli olmuş olsaydın, etrafında hiç kimseyi bulamazdın. O zaman katı yürekli olmayın. İnsanların hatalarını örtün ve affedin. Onlar sizin hatanızı örtmesin. Bu sizin için iyidir. Sizi hatadan, kusurdan, eksiklikten ve noksanlıktan ayırdırmak için bunu görün. Senin hatanı görüyorlarsa, de ki bu bana bir yutuf, bir ikram de.
O senin hatanı görüyorlarsa, kızma, kırılma ona. De ki bu bir yutuf, bir ikram. Cenab-ı Hak beni doğru yola sevk ediyor. Sen bir başkasının hatanın, kusurunu görme. Allah bizi affetsin. O yüzden, din bu manada güzel ahlakın üzerine kurulun. Siz güzel ve ince ahlaklı olun. Allah sizin dünyanızı cennet eder inşallah. Demir taş tasavvur baklığı geleneksel aşure ikramınızda sizleriyle arasında görmekten mutluluk duyar. İki Aralık 2012 Pazar saat 15. Demir taş merkezi Bursa. Masanın üstündekileri bitireyim dedim.
Bir de yer arıyorduk ya, geçen hafta öyle söylemiştim ya. Allah razı olsun. Kardeşler demek ki iyi dua ettiler bir hafta boyunca. Cenab-ı Hak bir yer nasip etti. Harika bir yer. Allah razı olsun. Cenab-ı Hak bizim dualarımıza da bereket ihsan eylesin. Amin. Demek ki iyi dua edince Cenab-ı Hak iyi kapılar açıyor. O yüzden Hacı Remzi abi burada oturmaya, burada ders yapmaya devam etmemizi rica etti. Zaten bana çıkın filan da dememişti. Çıkmanızı istiyorum da dememişti. Ben bu hadiseyi ona da öyle yorumladım. Filler sevişirmiş olan otları olunmuştur.
Bizim Hacı Remzi abiyle olan muhabbetimiz, sohbetimiz tabi çok eski. O yüzden ben şekerliyim, alınganım. O benden şekerli, daha alıngan. İki alıngan yan yana gelince neredeyse dünya varacaktır. O yüzden benim alınganlığım fazla. Şeker yükselince alınganlık daha da fazlalaşıyor benden.
O yüzden benim alınganlığımın tecelliyatı oldu benden. E tabi sonradan da şeker aşağı düşünce, akıl yere gelinceye kadar yine on beş gün geçiyor. E on beş gün de geçmemişti zaten bu meselede. Bir haftada geçeydi, normalde trend aşağı inerdi ama Allah razı olsun Remzi abi büyüklüğünü gösterdi. O şekerli benden önce düşürdü. O yüzden onu da huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Tabi arada böyle kimse üzerine alınmasın ama getiren götüren çok olur bu tip mevzularda. Siz böyle bu tip meselelerde arkadaşlar temkinli ve tedbirli olsunlar. Hata yapmasınlar, hata yapıyor kardeşler. Fevri hareket etmeyin.
Olur bu tip şeyler. Eski dostlukların arasında alınganlıklar olur. Eski dostlukların arasında kırılganlıklar olur. Bunlar olmaması gerekir diye düşünmeyin. Daha fazla olur. Arada duygusallık olduğunda bunlar daha da fazla olur. O yüzden bu tip şeyler yaşanır. Siz bir tip şeylerin üzerinden hemen hükme etmeyin. Hata yapmışsınız. Herkes, her şey intihandı. Meseleyi o gözle bakın inşallah. Ama demek ki bir hafta iyi dua etmişsiniz siz. Allah'a emin üzerinde razı olsun. Evet. Şimdi de halkı şefkat ve nasihat gözüyle görmek. Başka türlü görmemektir.
Demek ki sufilik adabı etrafındaki insanlara şefkat ve nasihat gözüyle bakacaksın. Onlara şefkat ve merhamet göstermeksin. Etrafındaki insanlara katı davranmak. Etrafındaki insanlara kötü davranmak demiyorum zaten. Sufi için etrafındaki insanlara kötü davranmak yoktur. Sufi kötü davranmayı terk etmiştir. Sufi kendisini etrafındaki insanlara katı davranmayıp, onlara şefkatli ve merhametli davranmaya gayret eder. Ve bu manada iyiyi, güzeli doğruyu etrafına nasihat edermez. Sufi eğer etrafına şefkat ve merhametli davranmaz ise, etrafına üzerine düşen vazif, üzerine düşen yardımı göstermezse, etrafına üzerine düşen himmeti gayreti göstermezse, etrafındaki kimseleri elinin tersiyle iterse, etrafındaki insanları hatalıydı, kusurluydu, eksikti, noksanlı, fazlaydı deyip, kategorize edip, onları şefkat ve merhametten uzak tutarsa, o sufi ahlakı değildir.
Sufi adamı değildir. Sufi adabı, etrafındaki insanlara şefkatli ve merhametli davranmayı gerektirir. Aynı zamanda etrafındaki insanlara nasihat gözüyle bakarsınız. Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Kime ya Resulallah? Din nasihattır, kime ya Resulallah? O zaman din nasihattır arkadaşlarına, kardeşlerine, ailene, etrafına, çocuklarına.
Din nasihattır. Eğer başında bir devlet büyü varsa ona, din nasihattır kime? Zalimlere. Din nasihattır kime? Bilgisizlere, cahillere. O zaman sufi, bu noktada etrafına nasihat gözüyle bakar. Yahya İbni Muaz'ın şöyle dediğini işittim. Bir talibin talebi ve bir müridin yaptığı iş, kendisinde şu üç şey bulunmadıkça sahih olmaz.
Zenginlere nasihat gözüyle görmek. Demek ki bu üç şey o kimsenin üzerinde olmaz ise, yaptığı şey salih olmazmış. Yaptığı şey doğru olmazmış. Zenginlere nasihat gözüyle görmek. Yani siz zenginin karşısına gittiğinizde, zenginin eksik ve noksanlılığını, yanlışlığını görmemezlik edip, onun eksik ve noksanlılığını doğruymuş gibi kabul etmek. O zengin diye dininizden taviz vermek, o zenginden para alacağız, o zenginden zekat alacağız, o zenginden yardım alacağız deyip, onun önünde iki bütüm etmek ki, dininin yarısı gider. İki, fakirleri devamcı gözüyle görmek. O zaman siz fakirlere tepeden bakıyorsanız, fakirleri eksik noksan görüyorsanız, fakirleri beğenmiyorsanız, sofranızda fakirler yok isen, sohbet halakanızda fakirler yok isen, zenginleri ayrı bir odada toplayıp, fakirleri ayrı bir odada topluyorsanız, zenginleri ayrı bir günde, fakirleri ayrı bir günde topluyorsanız,
zenginleri ayrı muamele, fakirleri ayrı muamele ediyorsanız, zenginleri ayrı yemek yedirip, fakirleri ayrı yemek yediriyorsanız, zenginleri başka şekilde ağırlayıp, fakirleri başka şekilde ağırlıyorsanız, o zaman sufi ağırlığından uzaksınız. O zaman sufi ahlakından uzaksınız. Üç, kadınları şefkat gözüyle görmek. Kadınlarınızla şefkatli davranmıyorsanız, kadınlara kötü muamelede bulunuyorsanız, kadınlara horhar, kadınlarınızla karşı katı muamelede bulunuyorsanız, kadınlarınızın hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini örtmüyorsanız, kadınlarınızla karşı merhametsiz davranıyorsanız, bu sufi adabı değildir.
O zaman sufi, kadınlarına karşı şefkatli davranan kimsedir. Kadınlarına merhametli davranan insandır. Ve eğer bu üç hal, üç hal, onun düzenine bulunmazsa, onun yapmış olduğu şey, salih ameller cümlesine geçmez. Şah el-Kirmani şöyledir. Kim halka kendi gözüyle bakarsa, onlara karşı düşmanlığı artar. Kim onlara hak gözüyle bakarsa, onların bulundukları halde mağmur görür. İnsanlar mecbur bırakıldıkları şeyden başkasını yapabilirler mi? O zaman sen hakkın gözünü tak. Sen hak gözüyle bak. Sen hak gözüyle bakarsan, hatalarını affedici olursun.
Sen hak gözüyle bakarsan, şefkat ve merhametli olursun. Sen hak gözüyle bakarsan, kusurlarını görmezsin. Hak gözüyle bakarsan, onların başlarını okşarsın. Hak gözüyle bakarsan, nasıl o zalimleri dahi rızıklandırıyor ya, hainleri dahi rızıklandırıyor ya, o Nemrut'u dahi rızıklandırdı ya, o Firavun'u dahi rızıklandırdı ya, Hak gözüyle bakarsanız, şefkatli ve merhametli olursunuz.
Hak gözüyle bakarsanız, örtücü olursunuz. Seddar ismi sizin üzerinize tecelli eder. Allah bizi o hal ile halledenlerden eylesin insallah. Cenab-ı Hak cümlemizi muhafaza edin, ümmet-i muhamdeli korusun insallah. Üç idas ki Fatiha'yı şevkler. Adem Aleyhisselam'ın adresinin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber-i Zişan Efendilerimizin mübarek ruh şevklerinden,
La ilahe illallah, Muhammed-i Resulullah, diyeb-i Müminat-ı Muhammed-i Mısırlarına, Cez ve derdelerin ruhlarına. Yaşayan mürşid-i kavilerin, velilerin, Evliyaların aşıka, sadıka, mühman, ehl-i iman. La ilahe illallah, Muhammed-i Resulullah, diyeb-i Müminat-ı Adet-i Ruhaniyye, Cez ve derdelerin kullarına, Hindir edip, kuasru ve salâreyle ya Rabbi. Estağfurullah, El Azim, El Kerim, El Tezile, La ilahe illa hurud, El Haciu'lu Meyyin, Ve Tübü'l-e Gül-i Dünya'yıb'neş-şeytan-ı Rezim, Bismillahirrahmanirrahmanirrahim, Ertah ve Zikir, Barımınna hurudu. İstanbul'da program var, Bayan kardeşler orayı bir kesin düzenlemişler,
5-10 tane kadar eksik vardı arabalarına. Bayan...
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.