Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Kasım 2012 · 1:02:25
Allah'ın gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenâb-ı Hakk'ın yüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Güzel. Bir kişi, büyü, sihir olduğunu nasıl anlar? Ya da uğramış olduğunu nasıl anlar? Bunlardan emin olmak için ne yapmalıdır? Eğer üzerinde bunlardan birisi var ise şifa için nasıl bir yol izlenilir?
Büyü de, sihir de var olduğu noktasında hak, insanlar ne yazık ki bu tür şeylere tevessül ediyorlar. İnsanlar böyle şeylere tevessül ettiği müddetçe insanların başında bu tür şeyler oluyor. Büyü, sihir yaptırmak günah-ı kebah etmiştir. Bu noktada yaptıran da büyük günah-ı kebah etmiştir.
Bunu böyle yapanlar ilk önce kendilerince, insanlara iyilik olsun, böyle şeyleri bozmak için, böyle şeyleri düzeltmek için bu ilmi öğreniyoruz, bunu yapıyoruz diye başlıyorlar. Ondan sonra buradan para kazanmak, buradan nemalanmak insanın nefsine tatlı geliyor. Bir müddet sonra bu para kazananlar ahlaksızlaşıyorlar. Bu büyüyle, sihirle uğraşan bugüne kadar kimle karşılaştıysam hepsi de ahlaksız. Ben, benim karşılaştıklarımın içerisinde ahlaklı olanı denk gelmem. Ben o yüzden yıllardan beri derim ki, ey babalar, kızlarınızı ve eşlerinizi asla bu tip şeylere göndermeyin. Bu tip şeye gönderdiyseniz, bilerek veya bilinerek tövbe edin.
Göndermeyenler, hiç göndermeyin. Bakın gönderenler, tövbe edecekler. Göndermemiş olanlar, asla göndermeyin. Bu adamların yüzde doksan dokuz nokta dokuzu ahlaksız çünkü. Ahlaksız oldukları için ve bu meselede tam ehil değiller. Büyü ve sihirde ehil olacak olan kimseler eğer şeytani noktada yapıyorlarsa, zaten büyü ve sihir yapan şeytani noktadadır.
Şeytanla ahitleşmesi gerekir. Ancak şeytanla ahitleşenler büyü ve sihir yaparlar. Eğer şeytanla ahitleştilerse, küfür ehliler. Ebediyen cehennemlikler. Şeytanla ahitleşmediyse, işte oradan buradan bir şeyler öğrendilerse, böyle yapıyorlarsa günah kebay. Büyücüye, sihirciye inanmak küfür. Havcıya inanmak küfür. Bir kimse büyücü olsa, sihirci olsa, falcı olsa, onun yaptıklarına, söylediklerine inanırsa, başka bir kimse küfür ehli olur. Tecid-i iman, tecid-i nikah gerekli. Otomatikman eşi boş olur. Böyle cinni taifesiyle irtibat kurur.
Kafir cinnilerle irtibat kurur. Kafir cinnilerin irtibatıyla insanların bu tip meselelerine, bu tip hadiselerine bakan kimselerin, torunlarından, çocuklarından çıkmazsa, torunundan. Torunundan çıkmazsa, torununun çocuğundan. Muhakkak cinni taifesi, o kafir taife, onlardan dönüp intikam olur. Cinni taife yedi yüz, sekiz yüz, bin yıl yaşar. Bu tip o cinciler kalkıyorlar. Bir cinni taifeden birisi, herhangi bir taifeye okuyarak kendilerine onu amade ediyorlar. Kendilerine onu amade edince, o kimse ölünceye kadar o kimseye hizmet etmiş oluyor. Hizmet ederken de o da onu kendine alıyor. Ama o öldükten sonra dönüyor, onun çocuklarından, onun karısından, onun torunundan intikam alıyor.
Bundan haberleri yok. O yüzden dünya hayatını yaşarken kendileri belki de zevk-i sefa içerisinde bir hayat yaşıyorlar. Belki de kendilerince rahat bir hayat yaşıyorlar. Ama o hayatın acısını celemesini sonradan çocukları veya torunlarından çıkıyor o. Veyahut da kendilerinden çıkıyor. O yüzden sev-i sülük noktasında bir kısım ehl-i dervişin de kırıldığı nokta, ehl-i dervişin de yoldan saptığı nokta, ehl-i dervişin ehl-i sülukun ayağının kaydığı noktalardan birisi de burasıdır.
Bunları açık ve net olarak söylüyorum ki, biz ölürüz, kalırız, arkamızdan kalana yol kalsın. Ehl-i sülük de dördüncü makamdan sonra beşinci makamda cinli taifesiyle irtibat kurulabilir, cinli taifesi onlarla görüşebilir, konuşabilir. Bu noktada cinli taifesinin mümin olanlarıyla görüşmesinde, konuşmasında bir beis yoktur. Ama yine de tevessül etmemesi gerekir. Bir kısım ehl-i sülük dördüncü ve beşinci makamda cinli taifesiyle irtibata girdiğinde şeyhiyle olan irtibatı kesilir, şeyhine fazla tevessül etmemeye başlar ki o zaman ayağa kaya. Yolun en önemli noktasıdır dördüncü ve beşinci makamda bir kısım ehl-i sülük. Değişik hal ve rüyalar görerekten şeyhiyle olan irtibatını, şeyhine olan tevessülünü keser, orada sapıklığa uğrar, orada yolu çatallaşır, orada yolu biter onun.
O kendi kendisine şeyhiyle olan tevessülünün azaldığını, şeyhine olan irtibatının azaldığını görmez, eksikliği ve noksanlığı şeyhinde görür, eksikliği ve noksanlığı başka yerde görerekten Allah muhafaza eylesin, nefsine uyar, orada ayağa kayar, koyar, geçer, gider. Buna kendisi üzülmez, farkında olmaz, buna en fazla üzülene üstada olur. Neden o noktaya kadar yetişmesine vesile olmuş, o noktaya kadar onun üzerinde bir gayreti, bir hibmeti, bir duası, bir şeysi olmuş o. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde her ne kadar negatif noktada duran insanlar, sihirle, büyüyle, kafir cinnilerle irtibata girip, onlarla ilişki içerisine girip, onlar kendi imanlarını kaybederlerken, bu tarafta da her üstlükte devam eder.
Sülukuna devam eden dervişen, dördüncü, beşinci makamda eğer ki herhangi bir cinli taifesinden pozitif noktada irtibata giren onunla irtibatını kuvvetlendiriyse, şeyhiyle olan irtibatını o kuvvette götüremeyeceğinden ve götürmeyeceğinden dolayı, onun da yolu şaşkınlığa ve sapıklığa uğrar ki, Allah muhafaza eylesin, o da bu noktada büyük kayıpları uğrar. O yüzden ne negatif noktada duran kimsenin kafir cinnilerle irtibatı, ne de pozitif noktada duran sihir-i sülukun içinden bir kısmının, mümin cinnilerle irtibat kurup onlara tevessül etmesi hoş bir şey değildir. Ancak herhangi bir rahatsızlık, herhangi bir sıkıntı, herhangi bir problem söz konusu ise, üstadının emri ve üstadının nazarı dairesinde bir dervişin bu tür şeylerle irtibat kurması hoş görülmüş.
Üstadım Allah rahmet eylesin bana dedi ki, usta efendim bu meselelerde senin bilginin olmazsa dedi, sen dergahın içerisinde etrafta böyle rahatsızlık olanlar çok, oğlum sen bu meselede biraz daha işte bir şeyler şunu şunu şunu şunu da yap, sen biliyorsun bunlarla alakalı şifa noktasında sen bununla alakalı uğraş dedi. Baktım biraz böyle mesele orta yerde yani direkt emir vaki değil, efendim müsaade ederseniz ben bu noktada uğraşmak istemiyorum dedim ben, sen bilirsin Mustafa Efendi dedi, kimi önerirsin dedi, ben Allah biliyor içimdekini, dedim Nuri Hoca çok iyi efendim dedim Nevşehir'deki, olmazsa Nevşehir'deki Nuri Hoca dedim bu meseleyle uğraşsın, hem Arapçası da var, duaları okumakta, ayetleri okumakta zorlanmazdı dedim, eğer bu noktada üzerine bir vazife düşerse ben buna hazırım dedim, Nuri Hoca bu noktada şey yapmakta, Allah rahmet eylesin,
Şeyh Efendi de onun kabul edildi, olmaz olur Nuri dedi, peki efendim siz bilirsiniz dedim, öyle kaldı. Ben buradan hareket ederek de diyorum ki bir üstad, bir bu noktada ehil olmaya müsait olan bir dervişin üzerinde böyle bir tasarrufta bulunabilir. Parantezi kapattım, üstadımla olan meselede ben böyle bir şey hiçbir kardeşimden istemem. Böyle bir şeyden herhangi bir kardeşim tevessül etmesin de istemem. Bizim işimiz hak yolculuğu. Biz bu noktada Allah'a vuslat olma yolunda devam etmeye çalışanlardan olacağız. Bu noktada yolumuz, Kur'an ve Sünnet Ailesi'nde insanların doğru tasavvufu, doğru tasavvufu, doğru yolu yaşama ve yaşatma çabamız olacak. O yüzden kardeşler bu noktada büyücülerden, şihircilerden, falcılardan, yok işte bu noktada buna benzer yıldızcılardan, yıldıznamecilerden, göğe bakıp hisse çıkaranlardan, ayın dönüşünden, yıldızın dönüşünden, hisse çıkaranlardan uzak durmaya gayret edeceğiz.
Kur'an ve Sünnet Ailesi'nde durup, ahlakımızı bize eleştirip, edep dairesinde durup, Allah'ı sevme, Resul'ünü sevme, yolu sevme noktasında devam eden, Allah'ın mümin kullarından, o ne gayret edeceğiz. Düşünce kirliliğinden, aklımızı nasıl temizleyebiliriz ve koruyabiliriz? Düşünce kirliliği bir suizandır. Kardeşler, ayet gelme mucibince suizanın fazlasından sakınınız. Ayeti noktasında suizandan uzak duracaklar. Suizan bu manada Allah'a karşı, Resulullah'a karşı, üstada karşı ve müminlere karşı olarak bölüm bölüm daire daire düşünülebilir. Allah'a karşı suizan beslemenin yolu, Allah bunu affetmez, Allah bunun işini denk getirmez, Allah benim işini denk getirmez, Allah bunu böyle, hep bu böyle bir negatif noktada Allah'ı düşünmektir ki, bu insanı küfre kadar götürür, Allah muhafaza eylesin.
En önemli bunun karşılığında Allah'a hüsnü zan beslemektir ki, ibadettir. Allah'ın üzerinde hüsnü zan besleyin ise, Allah'ın üzerinde Allah'ı iyilikler saçan, Allah'ı koruma saçan, Allah'ı doğruyu güzeli, iyiyi doğruyu destekleyen bir Allah olarak tefekkür edemiz. Allah beni affetmez, Allah ona affetmez, Allah bunu cehennemde yakan, Allah buna darlık verir, Allah buna sıkıntı verir, Allah bana şunu yapar, Allah bana bunu yapar, negatif noktasında düşünmek, Allah muhafaza eylesin, düşünce kirliliğinin en önemli noktasıdır.
Allah iyiyi, doğruyu, güzeli sever, Allah zikredeni zikreder. Allah tövbe edeni affeder. Şu duvarı görüp inandığından daha kuvvetli, inanırım ki tövbe eder, hiç günah işlememiş gibidir. O zaman öyle bir suizan noktasına düşüyor ki insanlar, buradan hemen müminlerin, müminlerin üzerindeki suizanına geçiyor. Ve bir tarafta Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ahiretleri tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir diyecek, onun arkasından giden ümmeti müminlerin üzerinde günahkar olduğunu, müminlerin üzerindeki hataları, kusurları, yanlışlıkları,
müminlerin üzerinde yapmıştır, etmiştir, demiştir deyip, suizandan ileri geçip, günah kebayra girip iftiraya düşecekler. Bu müminleri yaralayan en önemli şeylerden birisi, tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir. Bir sufi kardeşiniz, eğer her sabah veya her akşam yatarken, yüz sefer subhanallahî ve bi hamdihi subhanallahî lazîm ve bi hamdihi estağfurullah lazîm dediğini görüyorsanız, onun dediğine inanıyorsanız ve onun üzerinde suizan besleyip, onun günahlarını düşünüyorsanız, onun üzerinde hatalarını, kusurlarını düşünüyorsanız, vallahi suizanın en büyüğünü yaşıyorsunuz.
Ya kendi çektiğiniz virt olan, subhanallahî ve bi hamdihi subhanallahî lazîm ve bi hamdihi estağfurullah lazîm. Bu virde inanmıyorsunuz. Ya da bu kim bu virde çekerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa, Allah onu affeder diyen Hazreti Peygamber'e inanmıyorsunuz. Ya da Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine inanmıyorsun. Ya da bir kardeşinizin günahını, hatasını, kusurunu, eksikliğinize, eksikliğini, dilinize persenek ettiyseniz, diliniz kopacak mahkarda. Diliniz on sekiz arşı mı, yirmi sekiz arşı mı, otuz sekiz arşı mı, yüz on sekiz arşı mı? Allah biliyor. Bırakın diliniz ne kadar uzadıysa uzasın.
Aslında işin merkezinde, işin manasında öylesine acımasızlık, öylesine acıklı bir boyut var ki, buranın altından kalkmak mümkün değil. Ben inanıyorum ki Adnan Hoca her gün yüzsever, subhanallahi ve bihamdihi, subhanallahi lazim ve bihamdihi estağfurullah zim çekiyor. Ve ben onun o çektiğine inandığım halde hala da üzerine hatalı, günahkar, kusurlu, yanlış, eksik diyorsam, Muhaffetsin, suizanın en kötü belalı noktası benim yakamı tutmuş.
Mümin kardeşlerinin üzerinde suizan beslenir. Bu mümini Allah muhafaza eylesin, manen batıran bir nokta. Eğer bunu kapılı kapılar ardında üç beş kişi toplarım söylüyorsanız, eğer bunu gidip odalarda, bürolarda, çarşılarda, kapı arkalarında, dergah köşelerinde söylüyorsanız, eğer bunu iki kişi, üç kişi oturup da, ya ben iyiliğine konuşuyorum onun, iyi bir adam ama ama şöyle de yapıyor diyorsanız, gıybetin en alasını işliyorsunuz, suizanın daha da üstünde.
Hatta bu söylediğiniz o kimsenin üzerinde eğer yok ise, iftira etmiş oldunuz ki, bu daha da ağır bir nokta. Eğer iftira attıysanız, o şey sizin üzerinizde tecelli etmeden ölmeyeceksiniz. Birinin namusuna dil uzattıysanız, sizin de namusunuza dil uzatılacak, öyle ölmeyeceksiniz. Birinin namusuna elini uzattıysanız, sizin de namusunuza el uzatılacak, öyle ölmeyeceksiniz.
O zaman hep beraber tövbe edelim. Cenab-ı Hak cümlemizi affetsin. Amin. Bu noktada suizanın en önemli alakalarından birisi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden. Onun üzerindeki suizan da hadislerin üzerinde olur. Bilir bilmez hadislerin üzerinde olumsuz yorumlar yapmak, bilir bilmez hadis-i şeriflerin üzerinden konuşmak, negatif olarak.
Bilir bilmez, okur okumaz, hayatında bir hadis kitabının kapağını açmamış bir kimsenin, herhangi bir solcu, komünist, dinli, dinsiz bir yazarın, uyduruk bir kimsenin, hadislerin hepsi de uyduruktur veya bir kısmı uyduruktur sözüne binaen, herhangi bir alim, herhangi bir veli, herhangi bir mümin, herhangi bir kimse Allah rızası için doğru noktada bir hadis-i şerif o kimseye söylediğinde bu hadisleri sahibi deyip de ahkam kesmesi. Bu da suizanın üstünden yavaş yavaş başlıyor. Ondan sonra suizan olarak başlıyor. Acak bu hadis var mıydı, yok muydu, eksik miydi, fazla mıydı? Ondan sonra o kimseyi günah-i kabah ile, ondan sonra hadisleri reddettirekten küfür noktasına gidiyorum. Kim hadis-i şerifleri bile bile reddederse küfür ehlidir. Kim hadis-i şerifleri tanımadığını söylüyorsa küfür ehlidir.
Kim hadis-i şeriflerin üzerine tamamıyla şüphe ediyorsa küfür ehlidir. Onlarla bizim aramızda hadis-i şerifler vardır. Onlar bir yakadadır, biz bir yakadadayızdır. Hadis-i şerifleri komple inkar edenleri bu fakir müminler sınıfından saymıyor. Bununla alaka ben aynı noktada duracağım. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetleri dedi ki rahat koltuklarında oturup, öyle bir zaman gelecek ki rahat koltuklarında oturup, Allah'ın kitabı, Kur'an'ı ellerine alıp sizinle bizim aramızda bu vardır diyecekler.
Ben onlardan uzağım dedi. Yani ne dedi? Onlar diyecekler ki bize Allah'ın kitabı yeter. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini kabul etmiyoruz. Biz Peygamber'in hadislerini kabul etmiyoruz. Biz Muhammedun Resulullah deme noktasını kabul etmiyoruz. Böyle diyenler, Allah muhafaza eylesin, küfür ehlidir. O yüzden bunlardan da biz uzağız. Bu da suizanın başka bir halakası. Allah bizi muhafaza eder. Amin. Tabi bunun üzerine kitabın üzerine suizan var. Bu ilahi kitapta nasıl böyle bir hüküm olabilirmiş? Bu ara idam cezası ile alakalı gündemde ya. Kısasta hayat var.
Hayat-ı Kerime. Haksız yere öldüren öldürülür. En birinci derecedeki varisi bunu isterse, haksız yere öldüren kimse öldürülür. Dinin emri budur. Kısaca bir kimse kalkacak, yetiştirmiş evlat, 20 yaşına getirmiş anne baba, askere göndermiş.
Ondan beri selleni silah almış, ondan sonra kalkmış, o askeri şehit etmiş. Bir tane değil, iki tane değil, üç tane değil, beş tane değil. Gücünün yettiği yerde askerimizi, polisimizi şehit etmiş. Gücünün yettiği yerde sivilleri şehit etmiş. Bomba patlatmış, anarşi çıkartmış, terör çıkartmış. Çocuk dememiş, öğrenci dememiş, ihtiyar dememiş, yaşlı dememiş. Asker dememiş, polis dememiş. Şehit etmiş. Evet, bunun hakkı hukuku olmaz. O kimsenin idam edilmesi gerekir. Allah'tan iyi mi biliyorsun? Adam yetiştirmiş, gencecik kızını getirmiş, 17-18 yaşına, 20 yaşına, 30 yaşına, hiç önemli değil. Zığındığın birisi gelecek, zorla tecavüz edecek.
Ardından da ölmeyecek onu. Gölecek. 10 yıl sonra elini korku sallaya sallaya gelecek senin karşında duracak. Kalkmış, elin kadınla, evli kadınla zorla tecavüz etmiş. Ondan sonra öldürmüş. Veya öldürmüş, zorla tecavüz etmiş. Sonra gelecek senin karşında, o kimse tekrar duracak. Dünya insanlığının selameti İslam'ın hukukunda. İslam hukuku gelmediği müddetçe, dünya insanlığı selamete varması mümkün değil. O yüzden Türkiye ve Türkiye'deki Müslümanlar ve insanlar, bütün dünya insanlığı, kendisine huzurlu ve mutlu bir yol arıyorsa, Kur'an'ın hükmüne ve hukukuna uyacak.
O yüzden teröristler eline silah alıp, haince ve hunharca, askeri polisi, siviliği şehit eden hainler, idam cezasıyla cezalandırılmalı. Uyuşturucu kaçakçıları ve üreticileri, tekrar söylüyorum, uyuşturucu kaçakçıları ve üreticileri idam edilmeli. Tecavüzcüler, idam edilmeli.
Kasımcılar, zorla hırsızlık yaparken adamı öldürenler, idam edilmeli. Evine gelmiş hırsızlık yapıyor. Adam kendi malını korumaya çalışıyor, öldürüyor malını koruyan insanı. O kimsenin idam edilmesi lazım. Veyahut da işte dedesinin, dedesinin bir, şimdi yavaş yavaş kartta mı, kan dağılası var. Torunun suçu ne? Gelip haksız bir yere torunu katlediyor. İdam edilmesi lazım. İdam edilmesi lazım. Zorlar kadınları, kızları ağına geçirip, kuş bataklığına satan insanlar. Bunu meslek haline getirmiş. Bunu örgütlenmiş. Böyle bir sistem oluşturmuşlar. Bu sistemi oluşturan insanlar idam edilmeli. Bunlar idam edilmezse, nice genç kızların ahlakları, nice insanların canları, üç beş paraya memlekette meze niyetine satılacak.
Buna kimsenin hakkı yok. Evet, o yüzden Allah'ın kitabının üzerinde de suizan beslemi. Allah o hükmü verdiyse doğrudur. O hükmü verdiyse kesindir. O hükümle herkesin hükümlenmesi gerekir. Allah bizi o hükme itaat edenlerden eylesin inşallah. Dervişin hedebi bir de hedefi olmalı demiştiniz. Hedeften çok ders bahsettiniz.
Hedef nasıl olmalı? Hedef de hedef olmalı. Hedefiniz hedef olursa o zaman menzile ulaşırsınız inşallah. Okunan hatmin duasını tek başına mı yoksa cemaatle yapmak mı eftardır demiş. Bu noktada muhakkak ki cemaatle her şey eftardır. Ama bir kısım insanlar da vardır ki bu sonra kardeşi tenzih ederiz. Filancanın okuduğu hatmi şerifi işte filancın cemaatinin içerisinde hediye etmektir. Bunlar biraz böyle gösteri şekiller Allah muhafaza eylesin. Biyo enerji nedir? Öyle bir tedavi şekli var mı?
Bizi aydınlatır mısınız? Teşekkürler demiş. Biyo enerjiden kasıt ne bilmiyorum. Bir sürü enerji şekilleri çıktı. Bir sürü enerjilerden de faydalanıyorlar. Belki de böyle bir enerji şekillerinden, enerji çeşitlerinden birisidir. Bunlar da faydalanıyor olabilir insanlar. Olabilir. Bir tedavi metodu buradan çıkarabilirler mi? Çıkarabilirler mi? Bir tedavi edilebilecek bir yol bulmuşlar mıdır? Bulmuşlardır. Bu noktada bilmediğim bir mesele de hayır yoktur böyle bir şey demek abes olur. O yüzden bilmediğim bir konu. Biyo enerji ile alakalı şey. Çok konuşuyorlar. Bu noktada tabii insanları söndürüyorlar. Biyo enerjiciler var. Şifacılar var.
Duacılar var. Taşçılar var. Taşlardan böyle şifa eden. Bunların hepsi de biraz yol olabilir. Muzikiciler var. Muziki ile şifa ediyor. Yok su sesi, yok kuş sesi. Hapçılar var, ilaççılar var. Otçular, çöpçüler var. Bir sürü bu noktada kendince kendisine yol bulmuş şifacılar var. Yok kimisi kafasını toprağın içerisine sokup ayaklarını debeliyor. Yok kimisi işte kayanın içerisine sokuyor kafasını, ayaklarını debelendiriyor. Şifacılar var. Neler neler var. Ben böyle bende kayıtlı olmayan numaralara bakamamaya başladım. Çünkü muhakkak böyle bir şey çıkıyor. Neler soruyorlar neler bana. Evet. Yok ayın hareketine göre dua okuyanlar varmış.
Yokuş sen ayın filanca günü geleceksin. Senin günün o gün. O gün gidiyormuş o. O gün okutuyormuş kendisini. Dedim kaç, filus ne kadar okuttuğun zaman. İşte ıpçıktır, ıpçıktır filan. Tam istemiyor ama işte filan. Hep bunlar böyledir. İstemem yalnızca bir gün koydum. Ben bunu para için yapmıyorum muhabbeti. Hep böyledir bunlar. O yüzden bir sürü var. İnsanlar da ne yapsınlar? Olup olup gidiyorlar. İnsanlar huzuru, huzuru yaratıcıda aramıyorlar. İnsanlar şifayı yaratıcıda aramıyorlar. İnsanlar eksikliği, noksanlığı kendilerinde aramıyorlar. Mutsuz insanoğlu.
Mutsuz. Şükürsüz, hamsız çünkü. Şükrü ve hamdi olmadığından mutsuz. Hayatını ve hayatını ilgilendiren şeyleri yetersiz gördüğünden mutsuz. Gözünü filancanın villasına dikmiş, filancanın arabasına dikmiş. Mutsuz. Hazreti Mevlana Celalettir Ruhu Hazretleri mesnevisinde öyle der. Önündeki ayran varken neyleyim başkasının yoğurdunu der. Kimse önündeki ayrana şükretmiyor. Kimse önündeki ayrana hamd etmiyor. Hatta ayranın suyuna şükretmiyor. Hatta suyunun suyuna şükretmiyor. Öyle olunca rahatsız herkes. Rahatsız. İnsanlar dar dairede yaşıyorlar. Dar dairede. Adam kendisini bırakmış, torununu düşünüyor. Dar dairede.
Bırak kardeşim, torunun Allah'ın izniyle Cenab-ı Hak ona yardım eder. Ona bakmıyor. İnsanlar eşine bakmıyor. Çocuklarına bakmıyor. Bakmıyor. Bulunduğu halden bu noktada maddi olarak şükretmiyor, hamd etmiyor. Demiyor benim ayaklarım sağlam, kollarım sağlam, gözüm kulağım sağlam, Allah'ın izniyle yürürüm çalışırım. Bulunduğu hale, bulunduğu hale ne varsa üzerinden şükretmiyor, şükretmiyor. Hep rahatsız herkes. Hastaneler dolu, doktorlar dolu, dolu. Millet kucak dolusu hap içiyor. Hükümetin aslında buna önlem alması lazım. Doktorlara önlem almaları lazım. Doktorlar olup ilaç firmalarından alıyorlar paraları, kulları. Hafif de ilaç yazıyorlar.
Millet ilaç manyağı oldu. Antibiyotik manyağı oldu insanlar. O rahatlatıcı da ne diyorlar? Antidepresan manyağı oldu millet. Adam iki tane çeki var ödenecek, depresyon geçiriyor. Üç kuruş borcu var, yatmış adam yerlerde. Kızcağız evlenememiş, kucak avuç dolusu hap içiyor. Bu kadar hap içene git birisine de ki benim nikahını alır mısın de dedim. Kaldı böyle. Avuç dolusu hap içiyor, avuç dolusu. Kafeyi yemiş kızcağız. Üç tane psikiyatriye gidiyormuş. Sen beş tane de gitsen şifa yap dedim. Sen evlenemedin. Evlenmek isteyin kimsin? Söyle babana dedim, gitsin teklif etsin. Sizin kızınız ne yapsa, ne yapsa ne yaparsın? Ben gider teklif ederim.
Benim kızım önemli. Yavrum benim kızım seni beğenmiş, gel onu ister. Hasta mı edeceğim çocuğumu dedim. Kendimi de mi hasta edeceğim dedim. Kaldı böyle. Sizin gibi baba var mı diyor. Var işte dedim karşında. E ne tabire ilaç yutuyor. İlaç. Kadınlar yemek yanıyor, ilaç yutuyorlar. Kılıyorlar, ilaç yutuyorlar. Komşunun camından bir kuş uçtu diyor, ilaç yutuyor. Sana ne komşunun camından? Komşunuz da az geliyor, bana telefon et. Ben komşumun camına bakarken diyor, orada bir kuş vardı diyor.
O kuştan bir hisse çıkaracak, saflıya bak. O kuştan bir mana çıkaracak. Kuş oradan birden bir uçmuş, ona doğru camı doğru bir gelmiş, bu korkmuş gitti. Düşün sen dedim ben. Baktı düşündü, başladı alama. Evet. Sana ne komşunun camından, sana ne kuştan bir kızım dedim ya. İnsanlar bu halde. Bir olunca, bir o enerjisinden tut. Ayın gününe, yine çıkmış bu. Ayın gününe göre dua ediyorlarmış. Daha neler çıkacak dedim ya. Allah'ı zikret bir unutmuş insanla. Allah'a teslim olmayı unutmuşlar. Allah'ın yolundan gitmeyi unutmuşlar. Sürütü Resulullah'ı unutmuşlar. Abdest alayım, namaz kılayım, devamlı abdesti dolaşayım.
Unutmuşlar. Abdesti yatayım. Unutmuşlar. Namazımı kılayım, abdestimi alayım. Allah'ı zikrederekten yatayım. Unutmuşlar. Seveyim, hoşgörülü olayım. İnsanları mutlu edeyim. Unutmuşlar. Ona hak, hak buna kuştuk. Kendini hastediyor. Onu kafaya takıyor, bunu kafaya takıyor. Kendini hastediyor herkes. Ondan sonra torba dolusu, ilaç gelsin. Nerede şifacı var, koş oraya. Otursan bir kenara okuyorum desem, vallahi herkes sıraya girecek. Paraya para demeyecek. İki tane de böyle yalancı şahit. Üfledi, muçurur, tamam bitti. Tamam bitti. Mutluluk kendi elinizde. Kendi elinizde.
Hayat kendi elinizde. İlaçlara kul köle olmayın. Haplara, iğnelere kul köle olmayın. Natürel yaşayın. Natürel yiyin. Natürel düşünün. Olduğu gibi düşünün. Hayatı yaşayın. Etrafınızdaki insanlarla dostluk kurun. Dost olun. Dostlarınız çoğalsın. Cömert olun. Sofranızı açın. Yüreğinizi açın. Etrafınızla ilişkinizi doğru yapın. Kimseyi kırmayın, incitmeyin, üzmeyin. İnsanlara faydalı olmaya çalışın. İnsanlara yardım edin. Farkında değilsiniz. Birisine faydalı olsanız, o Allah razı olsun dese en büyük dua. Birine tebessüm olsun dese en büyük dua.
Dua alın, etrafınıza faydalı olun. Dinleyin, yardım edin. Kardeşlik hukukunuzu pekiştirin. Kendi kendinizi yalnızlık sendromuna atmayın. Şu kaka, bu kaka, bu kaka, bu kaka, ee kimse kalmadı. Bırak adamın kakalığı kendine ait. Kaka sağlı yıka, temizle paket koy cebine. Affedersiniz bokun içine altın yüzünüz düşse bırakacaksınız mı orada? Kimse bırakmaz. Ve o kardeşini de altın yüzlük gibi gör. Ama pisliğin içerisine bulaşmıştır. Bulaşmıştır. Sen kalk, tak onu koluna. Sen o kardeşini tut elinden. Yıka, temizle, pimi pak çıkar peydana.
Allah bizi onlardan eylesin. Bayanların eşlerini annelerine gönderip eve arkadaşlarını yatıya almaları, şehir dışlarına gitmeleri, yalnız bırakmaları, kocalarını doğurmaları. Bir daha okuyayım, anlayamadım. Bayanların eşlerini annelerine gönderip eve arkadaşlarını yatıya almaları. Konuşursan batarsınız şimdi ya. Beni öyle gönderecek birisi geri dönmem de. Bismillahirrahmanirrahim. Yeni duydum. Ama yani ben doğru anladığımı sen söyle. Ya normalde diyecek ki eşim bana sen annelerine git yapma bizim arkadaşlar mı gelecek diyecek. Veya erkek de aynı yapacak.
Ben hiç yapmadım bana yapsa herhalde ben bir daha dönmem. Anamın evi de yok ama bir tek bir yer yok dedim ama. Araba var ben arabada en zaten kalkarım ben. Bana böyle sorular sormayın. Ben normal insanlar gibi kafası çalışan bir insan değilim.
Hani meşhur hikaye var ya. Nasrettin Hoca'nın eşi demiş ki biraz öte git. Nasrettin Hoca Aksaray'dan çıkmış yola Afyon'dan haber göndermiş. Daha gideyim mi demiş. Ben Afyon'dan haber de göndermem gideyim mi daha diye. Ben giderim. Bunlar tuhaf şeyler.
Ben şimdi dayımı anlatmak istemiyorum ama anlatmak vacip oldu burada şimdi. Bizim Kuyucu Mehmet var ya Kuyucu Mehmet'in babası. O Kore gazisi. Kore gazisi Kore'de çatışmaya katılmış. Tabii o normalde çatlak fazla su kaçırıyor. Herkes onun Kore gaziliğini bağlıyor. Halbuki ailede var su kaçırma. Yani normalde aslında öbür dayımlara da baktığımda dedeme de baktığımda normal değil hepsinin çatlağı su kaçırıyor. Tabii dayım onların içerisinde en fazla fark edilirdi. Onun çatlak aralığı biraz daha fazlaydı rahmetlinin. İzmir'e askeri hastaneye gitmişler şimdi askeri hastanede o da başta bütmüş orada. Gece nöbetçi tabii. Tabii dayım Mehmet anlatıyor. Bahanelik bahaneyle hemşireleri tokatlıyormuş tersinden. Hani hemşireye canı sıkılıyor öf diyormuş ta hemşirenin yanına tokat gidiyormuş tersinden.
Tabii annemin sülalesine bunu neden yapıyorsun demek mümkün değil. Sülalenin karakteristik özelliği var. Annemin babası Efe dedim dedik. Adam Efe. Yatarken tarayla, baltayla, bıçakla, silah, kapanca ne varsa yastığın altında var. Bu şaka değil söyledi. O dayım evlendiğinde anneanneme demiş ki bak lan bunlar ne konuşuyorlar demiş. Anneannem bırak herif ne konuşuyorlar sen konuşsunlar demiş. Lan sen benim sözümü dinlemeyeceksin demek demiş. Bir şeyin altından yastığın altından eline bıçak gelmiş. Ensesini dayamış kesip atıverem var ben seninle. Anneannemin hayatı boyunca dedemin lafına şerh düştü. Bir tek mesele olmuş mu da bu. Dedem beni keseceğiz oğlum diye.
Hiç hayır kelimesi kullanmamış annem dedeme karşıya. Bakın hiç hayır kelimesi yok. Deden diyordu ki bu benden daha fazla adam çıktı dayımdan için. Dayım böyle dayıma demiş ki doktor başta Mehmet anlatıyor bana. Başta demiş ki ben seni yatıracağım burada sen beni yatıramazsın burada demiş. Neden demiş yatıramazsın. Söz bu yatıramazsın. Demiş o ben yatırırım. O demiş sen yatıramazsın. O diyormuş ki ben yatırırım demiş ya yatıramazsın tekrar. Demiş ben buranın başhekibiyim yatırırım. Genelkurmay başkanın gelsin demiş. O da yatıramaz. Ben yatırım deyince ordun gelsin senin demiş. Gene yatıramazsın beni. Adam başhekim tabi. Lan dur demiş.
Yani kendince öyle demiş herhalde. Demiş amca niçin ben seni yatıramam. Yengemi göstermiş. Ben onsuz yapmam demiş. Bunu küçümsemek için söylemiyorum yengem geri otursun. Öyle bakmış başhekim demiş. Neden? Başlamış dayım saygı. Ben tuvalete gideceğim zaman demiş benim pantolonumu çözer. Tuvaletimi yaparım beni taharetlendirir. Taharetten sonra pantolonumu benim demiş giydirir. Ben onu yürürken demiş yaslanırım. Giderken tutunurum. Mehmet bunu anlatırken. Lan Mehmet dedi mi? O dedi Musa'nın asasını tarif ediyor.
Hani Cenab-ı Hak Musa'ya sormuş ya. Elindeki nedir diye. O elindeki asamdır dememiş. Bununla işte hayvanlara yaprak dökerim. Yerler. Bununla otlara yürüp. Bununla işte kendime çaycını kıralım. Bununla yırtıcı hayvanlara karşı kendimi korurum diye. Tarif etmiş ya böyle tarifi fazla. Dedim Mehmet. Bu Musa'nın asasını tarif etmiş. E son an olmuş dedim ben. Adam durmuş. Başhekim. Demiş ben onu da yatıracağım yanında. O zaman yatarım işte dedim. Anne dedem. Nereye gidiyorsa gitsin. Eşini hiç yanından ayırmamış. Anneanneme sordum.
Anneanne dedim. Dedem İzmir'e tek başına gidiyor mu? Aa gitmez oğlum dedim. Hep beraber mi gidiyoruz dedim. Hep beraber gidiyoruz dedim. Anneme sordum. Dedim anne hiç gitmez mi? Dayım bir yere. Dedem bir yere dedim. Yatıya yandı. Hiç gitmez de oğlum dedim. Ben onların yolunda değilim. Ama bu kadar da değilim. Eşini bir başka annesini gönderip evde arkadaşlarla yatmak, kalkmak, arkadaşlarla hoş sohbet etmek çok hoş bir şey değil.
Eğer gelecek olan bayan arkadaşlarsa, arkadaşlarıysa ben kenarda gider yatak odasında yatarım, iç dışarı çıkmayamıyorum. Bunun altında da bir sıkıntı yok. E gelen erkek arkadaşlarsa eşim hizmet eder evde. Yine sıkıntı yok. Ben biraz takıntılıyım ya böyle git denilmesinden veya veyahut da gider misin denilmesinden bu takıntım iyice kabarır benim. Böyle bir şey olsa. Şunu unutmayın. Bu benim kendi hayat felsefeyim. Birisi seni istemiyorsa git diyorsa bir dakika durma. Ama bunu sana desin. Ben seninle burada durmak istemiyorum. Ben seni burada istemiyorum. Dedi mi birisi? Evet bir dakika durma.
Bir dakika durma. Birisi seni bırakıp gitti mi? Seni bırakıp gitti. Dönüp bakma. Dönüp bakma hiç. Hiç dönüp bakma. Bin yıl öyle kalacağımı bilsem yine dönüp bakma. Gitti gitti Allah yoluna çık etsin.
Nısır'a sultan olsun. Nısır'a sultan olsun. Bu benim şahsi hayatımla alakalı. Ben bunun büyük bir kısmını derde hayatıma yansıtırım. Büyük bir kısmım. Muhakkak ki derde hayatında yalayıp gittiğimiz, ağzımızda çiğnediğimiz, gevelediğimiz şeyler olur. Bizim nefsimiz ağır geliyor orada. O nefsimiz ağır gelse de dahi ağzımızda. Dolaştırdığımız demirle peviler olur. Olur. Bu farklı bir şey. Tavuğu bırakıp gider için olmaz yani. Şehir dışlarından gitmeleri, yalnız bırakmaları kocalarının doğrulu. Bence bir adamın beyi var, bir kadının beyizi varsa, şehir dışında yatıya gidiyorsa sıkıntılı.
Ama dervişlik hukukunun içerisinde şunlar var. İşte geziler oluyor. Ne bileyim böyle etkinlikler oluyor. Allah yolunda hizmetle alakalı bir şeyler oluyor. Bu farklı bir şey. Bakın bunlar farklı bir şey. Bir şehirde bir hizmet var. Bir şehirde bir etkinlik var. Bir şehirde bir şey oluşuyor. Orayla alakalı erkekler de kadınlar da taşınıyor. Bunlar farklı şeyler. Bunu böyle ailenin içerisinde ailevi bir hukuk gibi koymayın. Bunu Allah yolunda, Allah yolunda cihad etmek, Allah yolunda çalışma dairesinin içine koyun. Bu farklı kategori. Ama öbür türlü böyle bir şey değil. O zaman sıkıntılı bir şey diyemem.
Mevlana Cevalli Hazretleri, ey Allah kitabının örneği insanoğlu. Ey şahlık güzelliğinin aynası, mutlu varlık. Her şey senin alemde. Ne varsa senden dışarı değil. Sen ne ararsan kendinde arar. Çünkü her varlık sende. Sözüyle bizlere esas olarak neyi vurgulamak istemiştir? Allah insanı ahsen-i takvim üzerine yarattı. Ahsen-i takvim üzerine yaratırken, varlığın bütün mücutlarını insanda var etti.
Varlığın bütün boyutları insanda mevcut. Varlığın bütün boyutları insanda mevcut olduğu için her ne ararsan kendinde arar der Hazreti Mevla'nın. Bu manada hiçbir yere sığmadım, mümin, kalbine sığdım, hadisi kutsisi mucibince. Sen onu da ararsan, onu da kendinde ararsan. Bu manada ben Adem'i kendi suretinde, alemi de Adem'in suretinde yarattım der, hadisi kutsi der.
O zaman Adem'i kendi suretinde yarattıysa, her ne aracaksa insan, Adem olan insan kendinde aracak. Eğer Adem oldun ise, onu kendinde ararsan. Sufilerin adabından birisi de, ilk zamanlarda seyahat etmektir. Yahgâ İbni Cellâ şöyle dedi, biçli hafinin şöyle dediğini işittir. Seyahat ediniz, çünkü, su seyahat edince güzelleşir. Durursa bozulur, ve sararır. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de, seyahatli şifa vardır demiş. Seyahat edin, şifa bulun. Hadis-i şerif.
O yüzden Sufilerin seyahatı, bu manada vacit hükmündedir. Sufiler Allah rızası için seyahat etmeliler. Bu seyahat ve hicret, Sufiliğin olmazsa olmazlarındandır. Sufiler Allah rızası için, hizmet noktasında seyahate rağmen olmalı. Ama bu seyahati nefislerinden yapamaları, hizmet noktasında üstadlarının direktifleriyle o seyahati yerine getirmeleri gerekir. Hicret de bunun gibidir. Hicret de bu manada seyahatın ayrı bir noktası değil ise, öyle görünmese dahi, hicret de bu manada sufilikte muhakkak olması gereken bir şeydir. Ama bu hicretin de nefisten değil, muhakkak üstadın direktifiyle bu hicretin olması gerekir. Her velinin hicreti vardır. Ve her veli bu manada hicret etmekle yükümlü ve sorunludur.
Her veli kendi makamına göre o hicretle şereflenir. O hicreti yaşar. O hicreti yaşamayanlar bu noktada nakiz hükmünde kalırlar. O yüzden mürsid-i kamillerin bu noktada hicretleri vardır. Ve bu noktada da seyahatleri vardır. Seyahatlerde adaba, erkana riayet ederekten seyahat etmek, hac ömre sevabı gibidir. Bir kimsenin Allah rızası için, Allah için, hizmet için seyahat etmesi, cihatla eş değerlidir. O yüzden sufinin seyahati adab ve erkan dairesinde muhakkak bir cihattır. Sufiler seyahat ederken seyahat esnasında istememeyi, çok yememeyi, çok uyumamayı, seyahat esnasında seyahatın imamına tabi olmayı, seyahatın yetkilisine bu noktada itaat etmeyi, nefislerine terbiye noktasında vermeli ve seyahat esnasında edebini, adabını korumalı ve muhafaza etmelidir.
O yüzden seyahatı önemsemeli, Allah rızası için olan bu seyahatlarda kendisini çekidüzen vermelidir. Seyahatsiz bir sufilik, hicretsiz bir velilik eksik ve nakiz olur. O yüzden seyahatı bu noktada ama mescid noktasında, hem mescidi Arama, hem mescidi Aksa'ya, hem mescidi Nebevi'ye ziyaret, bu noktada seyahat noktasında ilim öğrenmek için, ilim öğrenmek için, bir alimin sohbetine gitmek için seyahat ve bu noktada üstadını, bu noktada mürşidini ziyaret etmek, onun ilminden, himmetinden faydalanmak için üstadını ziyaret etmek,
oraya seyahat etmek, mümin kardeşlerine, derviş kardeşlerine ziyaret etmek, onlara yollarında, onların bulundukları noktada destek vermek, orada onların hizmetiyle, hizmetlenmek noktasında seyahat etmek, muhakkak sufilik noktasında en büyük derecedir. Bu manada Sıla-i Rahm'i terk etmemek, yani akrabalarını, babanın ve onun akrabalarını ziyaret etmek, onun dostlarını ziyaret etmek için de seyahat etmek, muhakkak ki Sıla-i Rahm'i noktasında çok bereketli, çok hayde değerli, hayde ibadet etmiş.
Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden muhakkak seyahat noktasında gevşeklikte bulunmamalı, seyahat etmeyi kendine zul, kendine zorluk olarak görmemeli, Kur'an ve Sünnet dairesinde yola hizmet etmeyi, yol anına seyahat etmeyi kendine adat olarak kardeşlerimiz seçmeli. Allah bizi onlardan eylesin. İnşallah. Üç İlahi Fatiha Şerif. Sevgili Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek, Ruş evlerine, Adem aleyhisselam'ın aleykisinin arasında gelmiş bütün Peygamber-i Zişan Efendilerimiz'in mübarek, Ruş evlerine, Ci'ali aleyhi ve zeynep ebubi kısımdık, Ömer, Faruk, Osman, Zünnuriyet, Ali'i Murtada, Hahan Efendilerimiz'in, Evlad-ı Resulullah, Zercihat-ı Resulullah, Ashab-ı Resulullah, Şühedâ-ı Resulullah, İmamız, İmam-ı Azam-ı Hanefe, İmam-ı Şahfî, İmam-ı Malik, İmam-ı Muhamber'in, İmam-ı Eşyal, İmam-ı Atul'dir, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf, bütün İmam-ı İmam-ı İmam-ı Hazretlerimiz'in
kullandılar. Birimiz bir, Seyyid-i Abdülkadir-i Geylani, Seyyid-i Ahmet-el-Rufay, Seyyid-i Ahmet-el-Federin, Seyyid-i İbrahim-i Dostiki, Şeyh-i Ebu'l-Esan Ali Şah-ı Zeli Şah'ın Akşiven'in Muhammed-i Bahad'in, Şah-ı Mevlana Celaletin'in Hûni, Hacı Behtâş-ı Veli Hacı Bayram-ı Veli Meysel Gâr'in Mahmud-i Dâhi, Halvet-i Cervet-i Uşak-ı Zümgül-i Sühre verdi, Küfre verdi, Şeyh Muhiddin-i Arabi, Bütün Pir-i Piran Hazretlerinin ruhlarına, ve Nur Sultan Hazretlerinin, İftad Hazretlerinin, İsmail Ak-ı Burseva Hazretlerine, ve burada bulunan bütün Zat-ı Muhteremlerin ruhlarına, geçmiş bütün Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyaların, bütün Mürşid-i Kamillerin ruhlarına, Şeyh-i Üstad'ın Abdullah Efendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine ve ruhlarına, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin, Hacı Bekir Baba'nın ruhlarına, bütün geçmiş mürşid ve mürşidanın ruhlarına, yaşayan bütün Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyalarına, aşikan, sadikan, mühban, dervişan, bütün ehl-iman, la ilahe, inşallah, Muhammed-i Resulullah diye, mümkün ve mümkün, ruhaniyet-i kudselerine, cennet ve cennetlerine ruhlarına,
burada bulunan kardeşlerimizin ruhaniyet-i kudselerine, cennet ve cennetlerine ruhlarına, burada bulunan kardeşlerimizin de ruhaniyet-i kudselerine, cennet ve cennetlerine ruhlarına hediye edin. Vası ve sadar eyle yarabbim. Estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah el-azim el-kerim, el-lezi la ilahe illa hu, el-hayyül-kayyum ve türküle'yle, kullandığıyla şeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, el-da'l-zikr-khalevan-na'huhun. Yaaay!
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.