Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 4 Kasım 2012 · 57:49
Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü, gecenizi, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Çalışmış olduğum kurumda emekliliğe yönelik konut alma adı altında bir fona altı yıl önce üye oldum.
Altı yıldır bu fonda faiziyle birikmiş bir miktar param var. Bu fonda'nın gerek borsada gerekse çeşitli bankalarda kredi verme faaliyetleri olduğunu öğrenince hem paramın faiziyle birikmesi hem de bu tür faaliyetlerde bulunması nedeniyle bu fondan ayrılmam gerekir mi? Teşekkürler. Ayrılırsanız takva yolunu tercih etmiş olursunuz.
Ayşü'ye hükmeder mi? Hüküm Allah'ındır. Hiçbir şey hiçbir şeye hükmedemez. Etkileşim vardır. Bu etkileşim de o varlıkların kendi varlık katmanlarındaki birbirleriyle olan iletişimiyle alakalıdır. Hüküm değildir. Hükmetme olunca bir hükmeden bir de hükmedilen vardır. Bu manada hüküm hükmeden Allah'tır. Ayın suyun üzerinde bir etkisi varsa o da Allah'ın çizmiş olduğu kanun ve hukuk dairesindedir. Allah bir şeye müsaade etmedikçe, Allah bir şeyi dilemedikçe hiçbir şey hiçbir şeyden etkilenmez ve hiçbir şey hiçbir şeyi de etkileyemez. Bu manada ayın su üzerinde, dünya üzerinde daha doğrusu fiziksel olarak herhangi bir etkileşimleri mevcuttur.
Bu mümkündür. Ama bunu böyle ayın hükmetmesi gibi görmemiz mümkün değil. Vücudumuzun büyük bir bölümü su olduğuna göre ay ile insan arasında bir etkileşim var mıdır? Muhakkak vardır. Bu noktada bilim adamları böyle bir etkileşimi bulabilirler, böyle bir etkileşimi tespit edebilirler. Böyle bir şey olması da insanın üzerinde herhangi bir akli olarak bir delil olmaz. Yani bizim aklımızı etkileyemez. Öyle söyleyeyim. Yoksa birisi bir cinayet işler, aydan etkilendim. Ay beni hükmümün altına aldı, gittim ben de o cinayeti işledim deyip önümüze böyle çıkabilir. Sünnet noktasında, dolunay vakitlerinde, hicri 13, 14, 15, oruç tutmak hakkında bizi aydınlatır mısınız? Biz bu noktada Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin oruçla alakalı hadis-i şerifleri vardır.
Bu sahih hadis-i şeriflerde, pazartesi, perşembe, normalde işte ayda 3 gün, ya ayın başı, ortası, sonu, ya da 13, 14, 15 diye hadis varit olmuştur. Daha fazlasına gücüm yeter diyen sahabe Hazreti Peygamber, pazartesi, perşembe demiş, daha fazlasına gücüm yeter deyince, o zaman bir boş bir dolu oruç tut. O da Davut kardeşinin tuttuğu oruçtur. Ne güzel oruç demiştir. Bu hadis-i şerife binaen, Müslümanlar kendi güçlerin nispetinde Cenab-ı Hak 1'e 10 verir, başında, ortasında, sonunda tutarsa bir ayı oruçlu geçirmiş gibi Cenab-ı Hak ona sevap verir. Veya 13, 14, 15 tutar, 3 gün yapar yine, 3 gün öyle bir oruç tutunca yine de işte o kimseye bir ay oruç tutmuş gibi bir sevap verir. Sufiler genelde pazartesi, perşembe oruçlarını kendilerine adab edilmişler, ölçü edilmişler.
Sufiler mümkün olduğu müddetçe pazartesi, perşembe oruç tutma adabını, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu sünnetini, bu edebini yerine getirdiler. Ve sufiler bu tip ibadetleri yerine getirirken, yani sünnet olan ibadetleri, nafile noktasında olan bu hal ve hareketlerin davranışlarını yerine getirirken, onun akabinde, şu şundan etkilendi, bu bundan etkilendi, oradan böyle etkilenirse böyle olur bunları pek düşünmezler.
Sufi bu manada sadece ve sadece Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seniyyesini yerine getirmek, bir çıt üstü onun edebiyle edeblenmektir derdi. Onun edebiyle edeblenmektir. O yüzden sufinin edebi, bugünkü televizyonlarda o şifayla alakalı sohbet eden maranki olsun veya başka bir profesörler veyahut da şifacılığın o sözlerini kale almamak değil bu. Ama sufiler için bunlar söz konusu değil, hiçbir şifası olmasa dahi sufiler sünnetlerini yerine getirmeye gayret ederler Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. O yüzden birileri sizin onun şifasını bulabilir, hikmetini bulabilir. Birileri onu hikmetsiz de görebilir. Birileri onu fazilesiz görebilir, birileri onu gereksiz görebilir.
Kurban kesmeyi gereksiz gördükleri gibi. Veya birileri kurban kesmenin size bir sürü hikmetlerini anlatabilir. Birileri de sizin karşınıza çıkıp hikmetsizliğini anlatabilir. Sufi buna bakmaz. Sufinin bakacağı bir tek bir şey vardır. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu fiiliyatı, bu eylemi yaptı mı yapmadı mı? Yaptıysa sufi için ölçülür. O yüzden dünya üzerindeki bütün ideolojiler, dünya üzerindeki bütün zalim sistemler, dünya üzerinde gücü elinde tutmak isteyen ve tutmaya çalışan bütün şeytani güçler, var güçleriyle sufilerle uğraşırlar. Şeytan sufilerle uğraşır, nefis sufilerle uğraşır, deccat sufilerle uğraşır. Sizin kapınızın önünden geçen kimsesizle uğraşır.
Arkadaşım, dostum, akrabam, annem, babam, eşim, çocuğum, dedem, ninen, sülalen, sufi anlayışa yakın değilse seninle uğraşır. Daha ileri. Sufiler dahil birbirleriyle uğraşır. Daha ileri. Bir ailede dört tane sufi olmuş olsa, an gelir dördü de birbirine düşer. Evet. Aynı şeye bağlılılardır, aynı dersi çekiyorlardır, aynı yola gidiyorlardır, birbirlerini çekirler, çiftiklerler, birbirleriyle uğraşırlar. Bunu yaşarsınız. Bunu yaşadığınızda izleyeceksiniz sadece. Kadın adama yapabilir, adam kadını yapabilir, çocuklar anne babaya yapar, anne baba çocuklara yapar, kardeş kardeşe yapar.
Aynı dergavan içindedirler, aynı ailededirler. Aynı şeyle bağlıdırlar. Birbirlerini yaparlar mı? Yaparlar. Çünkü sufi kıymetlidir. Onu kıymetsizleştirmek isteyen şeytan, deccat. Yerinde gücü elinde tutan deccat güçleri, sufi ahlakını, konumunu, durumunu bozmak için uğraşırlar. O yüzden başka hiç kimse kimseyle uğraşmaz. Camide namazını kılan hiç kimseyle kimse uğraşmaz. Yok. Onlar ulaşacak diye beklemeyin. Hatta hepiniz anneleriniz, babalarınız, eşleriniz, yaşlı olan çocuklarınız şunu size tavsiye etmişlerdir. Sen beş vakit namazını kıl, senin namazına karışan mı var?
Sen orucunu tut, senin orucuna karışan mı var? Nereden çıktı bu tarikat, nereden çıktı bu solculuk? Nereden çıktı bu adamda ne buluyorsunuz? Hatta dergavanın içerisinden, o toplumun içerisinden onların hoşuna gitmeyen birkaç nahoş hareket, nahoş söz, onların elinde malzeme olur, delil olur. Oradan da vurdururlar. Sufidir çünkü. O yüzden sufiler kendilerini saf ve temiz bıraktıkları için şeytan ve nefis onlarla uğraşır. Temiz bırakmalarının sebebi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetine uymalarıdır. Onlar açıp da defterleri, kitapları ya oruç tutmanın fazileti neymiş? Oruç tutmanın faydası neymiş?
Oruç tutmanın sağlığa, akla, beyne, kalbe, ruha, sırra faydası neymiş? Onu düşünmezler. Bakmazlar bile ona. Veyahut da zikrullahın ruha faydası ne, kalbe faydası ne, sırra faydası ne? Bazı yerlerde, bazı kitaplarda okursunuz, zikrullah dilde başlar, ondan sonra boğaza iner, ondan sonra mideye iner, ondan sonra kalbe iner, ondan sonra şuraya sirayet eder diye. Her cevap doğrudur. Ama sufiler bunlarla da uğraşmazlar. Aslında onu yazanlar eksik mi, yanlış mı yazdılar? Hayır. Ama bir kimse zikrettiği kimsenin kendisini zikrettiğini düşündüğü anda daha büyük ne arah ki? Siz öyle bir muhteşem zatı zikrediyorsunuz ki, onu zikrederken onun zikrinin size olan faydalarını düşünmek, bence o zikrettiğiniz kimseye hainlikten başka bir şey değildir.
Gafletten başka bir şey değildir. O yüzden sufiler bu tip şeylerle uğraşmazlar. Uğraşmamayı yeyler. Belki de ben öyleyim, bilemiyorum. Belki de cahilliğimi böyle örtüyordur. Eksikliğimi böyle örtüyordur. Bilgisizliğimi böyle örtüyordur. Aldatıyordur sizi. Kandırıyordur. Ama sufi, bu manada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin haliyle hallenmek, onun, Allah bizi o edeble edeplendirsin, onun izinde gitmek, onun bastığı yere toprak olmaya gayret eder.
Allah bizi onlardan eylesin. Rabbimiz Allah Celle Celaluhu Hazretlerinin sıfatlarından biraz bahsetmenizi rica ederim. Her Müslümanın Rabbini çok iyi tanıması gerektiğini düşünüyorum. Şahsen huzuruna her gün beş defa durduğumuz Rabbimizi hakkıyla tanımadığımızı düşünüyorum. Muhakkak Allah'ın zatı ve subiti sıfatlarını açıp okuyun. Hakkınızı helal edin. Sufi Allah'ı böyle de tanımaz. Bu kardeşimizin söylediği eksik veya yanlış veyahut da bir şey değil. Ben yine cehaletimi böyle örtmüş olanlardan olayım. Sufi, sufi edeb sahibidir. Edeb ise, sufinin edebi her an, her an maşukunun huzurunda durduğunu düşünmektir, tefekkür etmektir. Sufinin edebi her an ve halde Allah'ın huzurunda olduğunu tefekkür eder.
Hani iman nedir ya Resulallah, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, din gününe, kabre, sorguya, suale yeniden dirilmeye, cennete, cehenneme iman etmektir. İslam nedir ya Resulallah, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek. İhsan nedir ya Resulallah?
İhsan her an Allah'ı görüyormuşçasına yaşamandır. Bir çıt altı, sen onu göremesen dahi onun seni her an gördüğünü düşünüp, tefekkür edip öyle yaşamandır. Sufi, Allah'ın sıfatları Allah'ın kendisine aittir. Allah'ın sıfatlarını şerh edenler, kendi bakışlarını şerh ederler. Allah'ın hangi sıfatının hangi manaya ve tecelliyete geldiğini Allah'tan başka bilen olmaz. Siz Kahhar ismi şerifinin tecelli ettiğini zannederken Allah Rahman ismi şerifini tecelli ettirmiştir. Siz onu kahrediyor görüyorsunuzdur o esnada ve dersiniz ki Kahhar ismi şerifiyle tecelli etti. Oysa Kahhar değildir o.
Rahman ismi şerifiyle tecelli etmiştir. Siz onu basir, yani görüyor diye bakarsınız. O esnada onun, o esnada. Basir ismi şerifinin tecelli ettiğini zannedersiniz. Basir görmek demektir. Ve o görmeyi kendi görmenizle kıyaslarsınız. Oysa, o ilmiyle kuşatmıştır o esnada onu. Bu manada Sufi, Allah'ın şu sıfatı şu manaya gelir, şu sıfatı bu manaya gelir dediğinde ayağının yere basmayacağını düşünür.
O yüzden o namütenayi sıfatlarıyla, soyuzsız ve sonsuz sıfatlarıyla, sayısız ve sonsuz sıfatlarıyla ve bizim bilgimizin dışında olan isimleriyle her an, her an, her şeyiyle tecelli etmektedir. Sufi, sufi edep halinde olup, her an onun her şeye tecelli ettiğini düşünerekten hayatını yaşar ki, bu Allah'ı tanımada ve bilmede en keskin, en kestirme, en selametli bir yoldur.
Önemli olan Allah'ın ilmine sahip olmak değildir. Onun ilmi sonsuzdur, ilmi sonsuz olduğu için siz sonsuz bir ilme sahip olamazsınız, siz sonlusunuz çünkü. Eğer sizin sonunuz var ise ve size tesbit edilmiş, takdir edilmiş bir kapasite var ise o zaman siz kapasiteniz kadar alacaksınız. Bu manada kapasiteyi genişletmek, bu manada gönlünü tabiri caizse, temsilde hata olmasın, Allah'ın gönlüne vermek meselenin en kestirme yoludur.
Yoksa iş bizim gibi fukara, zayıf kullarına kaldıysa, o fukara ve zayıf kullar onun ilmini ihata edecek noktada değillerdir. O yüzden ilmi madem ki kendimize ihata ettirme ve etme noktasında değiliz, o zaman biz o ilim sahibine teslim olmaktan, o ilim sahibine gönlümüzü, gözümüzü, kalbimizi, elimizi, ayağımızı, bedenimizi, aklımızı, fikrimizi, her şeyimizi ona teslim etmek ve onun her an onun üzerinde tecelliyatını görmek meselenin en kestirme yoludur.
Muhakkak ki alim zatlar, muhakkak ki bu noktada mütefekkirler, kelam sahipleri, kelam ilmine sahip olanlar, hadis, tefsir ilmine sahip olanlar, Allah'ın sıfatlarının üzerinde kafa yoracaklar. Hangi sıfatının ne manaya geldiğini, hangi sıfatının nasıl tecelli ettiğini söyleyecekler. El cevap doğrudur. Allah'ı tanıma ve bilme noktasında bir yoldur. Ama sufiler için uzun bir yoldur. Sufiler için uzun bir yoldur. Allah bizi o uzun yolda, nefsine o uzun yolda değil de o kısacık, kısacık sufi yolunda daim eylesin inşallah. Arkadaş ortamımızda sohbet ederken, konu kader olduğunda madem kaderimiz belli, yani cennet veya cehenneme gideceğimiz belliyse, bu hayatta ne yaşayacağımız belliyse, neden ibadet ediyoruz?
Zaten cennet veya cehennemliyiz deniyor. Ve cevap vermekte zorlanıyoruz, bu suale nasıl cevap verebiliriz? Bilen siz değilsiniz ki, bilensiz olmuş olsaydınız o bildiğiniz gibi davranırdınız. Birisi onu biliyor diye ve bildiğini de sır olarak sakladıysa, siz hiçbir şey bilmiyorsunuz demektir.
birisinin bildiğini bilmek, onun bildiğini kendi şahsında bilmek demek değildir ki. Birisi bir şeyi biliyor diye sen de bilme noktasında değilsin ki. Eğer birisinin bilme noktasında durması seni de bilgi noktasına götürüyorsa, ee söyle hadi bildiğini de biz de bilelim o zaman. Allah bir şeyi biliyorsa, Allah'ın bildiğini kulların bilmesi diye bir şart yok. Biz kullar insanlık tarihini 20 bin yıl koyalım, 30 bin yıl koyalım, 50 bin yıl koyalım, Bilebildiğimiz, tespit edebildiğimiz insanlık tarihi şu anda insanların tespit ettiği 9 bin yıl, 10 bin yıl.
Hadi 10 bin yılda ben üzerine koyayım, 20 bin yıl. 20 bin yıl önce dünyada ne olduğunu, insan var mıydı, yok muydu kimse bilmiyor ki. Ama insanlar şunu tespit ettiler. Dünyanın yaşı, dünyanın yaşını tespit ettiler ama veya kainatın yaşını tespit etmeye çalışıyorlar. Ama ve lakin dünyada ne yaşandığını hiç kimse bilmiyor.
İnsanoğlu dünya hayatından sonraki hayatı da bilmiyor. Bizde öyle bir enteresan olgu var ki, dünya hayatından sonraki hayatla alakalı, biz bilmediğimiz bir şeyin üzerinde konuşacağız. Aslında o kadar aciziz ki, gözümüzü yumduktan sonra ne olacağımızı bilmiyoruz. Gözümüzü yumarken de ne olacağımızı bilmiyoruz. Ama biz oturuyoruz, gözümüzü yumcak olduktan sonraki hayatı dizayn etmeye çalışıyoruz. Birisi biliyor ya, diyor ki o biliyor, ya o biliyor, sen biliyor musun? Hayır. Sen anını yaşıyorsun. Ve anını yaşarken sana bir cüz irade vermiş. Ve Kur'an'ın da ne demiş, Allah size hidayet yolunu öğretti.
İster sapıklığa gidersiniz, isterseniz bu yolda gidersiniz. Allah size iyiyi, doğruyu, güzeli öğretti, gösterdi. İster o yolda gidersiniz, isterseniz sapıklığa gidersiniz. Senin şu anda içki içmeni engelleyen bir güç yok. Senin şu anda içkiden tövbe edip geri dönmeni de engelleyen bir güç yok. Senin şu anda namazı terk etmeni, terk etmeni durduracak bir güç yok.
Sen namazı terk edeceksin dediğinde, otomatikman seni namaza kaldıran bir güç yok. İradesiz senin kolun oynamıyor. Sen iradesiz abdest almaya, lavaboya gidip de kolların senin iradesiz suyunun altına gelip başını mest eden var mı tarih boyunca? Camiye giden bir kimseyi iradesiz, ayakları geri geri götüren tarih boyunca bir insan gördünüz mü?
Zaten iradesiz bir tavır ve davranışta bulunursa o kimse, doktor adayı burada, onun karşılığı deli, pardon deli de değil, delinin dair kendine ait bir iradesi var. Kolunun iradesi var. Kendine ait. Eğer o kimse iradesiz bir şey yaptıysa, örneğin işte, titredi. Sara hastası, titredi. Hastalığın sebebi. Sizin durduğunuz yerde böyle bir hastalığınız mı var? Makine mısınız? Yoksa rüzgarın önünde uçan yaprak tanesi misiniz? Rüzgarın önünde uçan yaprak tanesi dahi rüzgarın iradesine teslim olduysa, aklı olmadığından dolayı, kendinizi bir ağaç yaprağı gibi göremezsiniz.
O yüzden kader, cennet ve cehennetlik olduğunuzu Allah biliyor. O bildiğini size mi söyledi ki? Evet, Cenab-ı Hak kendi bildiği sırlarını bazı kullarıyla paylaştığı görülmüş. Hazret-i Peygamberler gibi. Büyük veliler gibi. Ama o sıvı ifşa etmek kime izin verilmiş? Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir ümmetinin herhangi birisinin üzerine sen cehennemliksin dediği duyulmamış hüküm Allah'a ait. O zaman bir kimse kendi kendisine ben cehennemlik miyim diye düşünüp de cehennemlik amel mi işleyecek? Kendi amel işleyecek yine. Ameli kendi işleyecek. Evet, ilan ediyorum.
Ey iman edenler! Cennetlik amel işlerseniz cennete gideceksiniz. Niçin Allah'ın çağrısına böyle uyup da cennetlik ameller işlemeyi tercih etmeyip de cehennemlikler, cehennemlik ameller işleyip nasıl olsa sonumuz cehennemlik bir yerler. Evet, sonumuz cehennemlik, cehennemlik amel işlediğim istedikler. Dostlar, Allah kendi bildiğini yazdı oraya. Niye yazdığını bilmiyoruz. Bize düşen vazife kulluk etmektir. Kulluk. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. İman üzerine yaşarsanız iman üzerine ölürsünüz. Şüphe etmeyin, şüphe etmeyin. İman üzerine yaşayıp da kafirce özelinizi düşünmeyin.
Eğer iman üzerine yaşayıp da kafirce özelinizi düşünüyorsanız, Allah'ın üzerine suizan beslemiş oluyorsunuz. Bu noktada suizan beslemeyin. Allah'ın üzerinde suizan hiç beslemeyin. Kaderle alakalı meseleleri de bu noktada hiç tartışmayın, hiç konuşmayın. Nice insanlar vardır ki alim hükmünde, alim hükmünde insanlar kader bahsinde boğulup kalmışlardır. Boğulup kalmayın bir yerde. İmam-ı Azam Hazretleri'nin sözünü unutmayın. Karanlık bir ortada, ışıksız bir şekilde durmaktır kader bahsinde durmak. Bu sufilerin işi değildir. Sufiler bunun üzerine fazla konuşup fazla kelam etmek istemezler. Hakkınızı belal edin. İşle ilgili ikilemlerim var. Kendime iş yeri açmam mı daha hayırlı?
Bir yere girip çalışmam mı? Geçmişte istikrarsızlıklarım oldu. İkilemdeyim ne tavsiye edersiniz? Bu noktada şahısları bilmediğim için bir şey söyleyemem. Şahısları bilsem de bir şey söyleyemem. Kıymetli kardeşler, bir kimse bir soru daha var onunla bunu bağlayayım inşallah. İslam ahlakında ticaret nasıl yapılmalıdır, nelere dikkat edilmelidir demiş ki kardeş. Sufi adabı açısından sufi çalışmakla emrolunmuştur. Biz sufi adabı noktasında kendimizi boş geydirmeyiz. Sufi her halükarda emekliliği yoktur. Sufi disiplinli bir şekilde kendisine çalışmayı şiar edinir. Gücünün yettiği müddetçe, gücünün götürdüğü müddetçe o bir işle iştigal etmeye çalışır.
An gelir bazen iş insanı terk eder. Bu farklı bir şeydir. Biz iş bizi terk etti hükmüne de varamayız. Biz gücümüzün yettiği müddetçe kendimizi çalışmakla, kendimizi bu noktada gayret sarf etmekle, bu noktada koşuşturmakla mütellef düşmalıyız. Sufi hiçbir zaman, hiçbir zaman kenara çekilip rahat etmeyi, kenara çekilip emekli olmayı, kenara çekilip hiçbir işte iştigal etmemeyi, kenara çekilip bir kazançla, bir herhangi bir şeyle ilgilenmemeyi kendisine hedefleyemez.
Bizim sufi anlayışımızda muhakkak ve muhakkak bir kimse, bir kimse çalışmak zorundadır. Bu rızık endişesinden değildir, bu dünya sevgisinden değildir, bu dünyaya sahip olmak için değildir. Dünya sevgisi haram kılınmıştır sufilikte. Dünyayı sevdiği için, dünyaya taptığı için, dünyaya tamah ettiği için sufi çalışmaz. Ama sufi an gelir, evet bunlar için de çalıştığı zamanlar olur. Nefsin ölmüştür, gaflete düşmüştür, hata yapmıştır. Ama sufi an gelir, üzerinde bulunan sorumlulukları yerine getirmek noktasında, eşi vardır, çocukları vardır, ailesini geçindirmek zorundadır. Sufi alan el değildir. Sufi dilenen değildir.
Sufi istenen değildir. Sufi, kendisini muhtaç noktaya götüren kimse değildir. Hatta öyle olmuş olsa dahi, sufi onu saklayan, onu gizleyendir. İhtiyacı olduğu halde, ihtiyacını beyan etmeyendir sufi. Sufi, cebinde beş parası olmadığı halde, beş parasızın demeyendir. Ama sufi bu manada çalışıp gayret edip, üzerinden varsa bir yükümlülüğü, yükümlülüğünü yerine getirmez.
Üzerindeki bir yükümlülük yok ise etrafa faydalı olma. İnsanlara faydalı olma. İnsanlara faydalı olma. Fakir fukaraya, kimsesizlere, dullara, yetimlere, yolda kalmışlara, meydanda kalmışlara yardımcı olma noktasında çalışmaya devam eder. Gayretine devam eder. Böyle yaparken sufi kendince Kur'an ve sünnet dairesindedir. Ticaret yapıyorsa alırken, satarken yalan söylemez. Ahdini yerine getirmeye çalışır. Ahdine vefalı olup. Hakkında dedikodu çıkmasını engellemeye çalışır. Üzerine düşen vazifeleri harfiyen yerine getirir. Bir şeyin adabını, erkanını öğrenir, adabını erkanına riayet ederek yapar. Eğer ticaret yapıyorsa, ticaretin günün koşullarını, günün gereklerini öğrenir veya öğrenecek bir okul bulur, öğrenecek bir yer bulur.
Gider orada öğrenir, ondan sonra ticaret yapar. Eğer bir sanatla iştigal edecekse, gider o bir sanatkarın yanında sabreder, çıraklık yapar, ondan sonra kalfalık, ondan sonra ustalık yapar, gider sanatına devam eder. Eğer ziraatla iştigal edecekse, ziraatta ve çıraklık, kalfalık, ustalık belgesini alır, kendin de ziraatını yapar. Sufi yalnız bir şeye dikkat eder. Herhangi bir şeyi, herhangi bir düşünceyi, fikri, herhangi bir fiiliyatı yerli yerinde kullanmak en büyük adab ve edeptir. Bir şeyi yerli yerinde kullanır, yerli yerinde hareket eder. Bilmediğiniz bir işe kalkışmayın. Öğrenmediğiniz bir işe kalkışmayın. Herkes tüccar olmak zorunda değil.
Herkes sanatkar olmak zorunda değil. Herkes ziraat yapmak zorunda değil. Herkes işçi veya memur olmak zorunda değil. Herkes bir yerde çalışmak zorunda değil. Ama ve lakin herkes içinde bulunduğu halin hakkını vermek zorunda. Ticaret yapıyorsan ticaretin hakkına ve hukukuna riayet etmek, sanat yapıyorsan sanatın hakkını ve hukukuna riayet etmek gerekiyor. Eğer Cevdet Usta araba tamir ediyorsa, araba tamirinde ahlaklı davranıp değiştirmediği bir parçayı değiştirdim deyip de para alma veya değiştirdiği bir parçayı, ya şimdi değiştirsem bu arada değiştirdim desem, bu adam şimdi kalkıp benim üzerimde yanlış konuşsa derden geçsin ya deyip de bunu yapmak da zorunda değil. Değiştirdiyse değiştirdiği ücreti bu, değiştirmediyse değiştirmediği tamir ücreti bu.
Ahlakını yerli yerine koyma. Doktor baktı, doktor muayene etti, muayene ettikten sonra doktor hiçbir cerrahi müdahalede bulunmadı. Cerrahi bir müdahalede bulunmadığı halde cerrahi müdahalede bulunmuş gibi para aldı. Giri. Veya doktor gitti, bir ilaç şirketi geldi, doktora dedi ki bu ilacımı benim yaz, sana buradan bir tane televizyon vereyim. Doktor gelene gidene o ilacı yazdı gitti. Neden bir televizyon uğruna? O zaman bu noktada o kimseler kendi adat ve erkanını, kendi edebini, işinin gereği, işinin adat ve erkanını iyi öğrenip yapmak zorunda. Ben sufiyim, ticaret yaparım, hayır. Ben sufiyim, gider mi çalışırım, hayır. Kendini tanımla, kendini tanıla ve kendine uygun bir işle iştigal et.
Kendini rezil etme, kendi boyunun ölçüsünü bil. Kendinin yapabileceğini bil. Kendinin koşabileceğin alanı bil. Koşabileceğin kadar koş. İslam dini insanların güç yetiremediği şeylerden sorunlu tutmaz. O zaman gücünün yeteceği şeyleri yerine getir. Bilmediğin bir işe kalkışma. Sen karanlıkta yürümeye çalışma. Sen Amerika'yı yeniden fethetmeye çalışma. Sen bilinen, bildiğin bir işi git. Sen öğrendiğin bir işi yap. Sen öğrendiğin bir işte koştur. Sen öğrenmediğin, bilmediğin bir iş sana hep yabancı. Hep yabancıysa senin orada zarar etmen büyük bir ihtimal. Ya biz işte şu işi yapıverelim. Kardeş sen bu işi biliyor musun? Hayır. Bu işin ucundan tuttun mu hiç? Hayır. Bu işle iştigal ettin mi sen hiç? Hayır.
Sen karanlığa kürek çekiyorsun. Karanlığa kürek çekiyorsun. Benim araba tamir etmen ne kadar doğruysa, benim araba tamir etmen ne kadar doğruysa, Cevdet Usta'nın da kalkıp da benim yaptığım ticareti yapması o kadar doğru. Ben elime alacağım şimdi anahtarı, penseyi. Dur diyeceğim Cevdet Usta. Motoru ben indiririm. Kapağı ben kaldırdım. Çatlağı ben tamir ederim. Civatayı ben sıkarım. Geç ya. Adamın adı neydi? Kerpeden miydi? Adamın adı Kerpeden Cevdet. Adam vizyon anahtarını elinden sıkıyor. Anahtara gerek kalmıyor. Çok canı sıkılırsa arabanın kıçından tut diye attırıveriyor yan tarafa. Ben öyle yapmaz karsam kolum kanadım orada kalırdı. Herkes işine.
Bakın herkes işine. Herkes işine. Bildiğin işine. O yüzden çocuğun ebeveynden hakkı üçtür. Bir, dinini öğrenmesi. İki, birincisine hayırlı isim konması. İkincisine dinini öğrenmesi. Üçüncüsü, ama ticaret, ama sanat, ama ziraat, ama memurluk, ama amirlik. Ama el işi, el işi, kaneviçe, yemek, kız çocukları için, bulaşırt, tiki, anne babasının ona öğretmesi.
Anne babası ona bunu öğretecek. Ticaret mi? Ticaretten öğretecek. Diyecek ki evladım, ben sana ticaret yapmasını öğreteyim. Neden? Ben ticaret yaptım. Ben de sana ticareti öğreteyim. Ticaret için, işte benim bu arkadaşım ticaret yapıyor. Bunun yanında ticareti öğret. Bak bu arkadaş iyi bir sanatkar, iyi bir esnaf. Bu adam esnaf da cel bunun yanında öğret. Burada öğret, para pul istemiyorum. Girecek o esnafa diyecek ki, kardeş senden para pul, harçlık istemiyorum ben. Burası okul gibi. Nasıl ben okula giderken bu çocuğun cebine harçlık veriyor mudun? Veriyordum. Ben de senin yanında dükkana bunu getirdim, bunun harçlığını ben vereceğim. Bu askere gidinceye kadar nasıl okulda okursa bana ayda beş yüz lira, bir lira yiyecek miydi?
Bu yiyecekti. Aha ben bir lira vereceğim bunun cebine senin yanında sanat öğrensin. Senin yanında ticaret öğrensin. Senin yanında iş öğrensin, ticarlık öğrensin. Okuyor mu okuyor? Okusun. Herkes okuyor ya bu arada. Herkes okuyor. Herkes okuyor. Okusun ve eğitime karşı değiliz bu noktada. İşsiz üniversite mezunu dolu. Hepsi de üniversite mezunu, hepsi de kenara çekilmiş ben üniversite mezunuyum diyor. Kızlar da erkekler de. İki yıllık mezun, üç yıllık mezun olmuyor. Haraldi dört yıllık mezun. Kimisi iki yıllık, kimi dört yıllık. Mezundan başka bir şey yok. Amnesi babası hiçbir şey hareket etmemiş başka bir çocuğa. Çocuklar okuyor diye, kız çocuklar ne bileyim domates soyuyorlar ne bileyim de soğan soğuyorlar evde.
Aman okuyor ya kız, iyi okusun. Çocuk iki yıllık veya üç yıllık, dört yıllık üniversite bitiriyor. Bir işe de giremiyor. Evleniyor. Evlendiğinde karılık bilmiyor. Okudu okuyamadı. Eee ne olacak bu iş? Bir de burnu beş karışık havada, kadının daha erkeğinde okumuşlar, dört yıllık mezun olmuş, iki yıllık mezun olmuş. Ortalıkta sefil. Her yere müradet ediyor. Her yere. Anneler, babalar, bilhassa erkek çocuklarınızı hayata alıştırın, yetiştirin. Çocuklarınızı okucak derken çocuklar tarzı bilmiyorlar, alıştırış bilmiyorlar, pazar yeri bilmiyorlar, ekmek almasını bilmiyorlar. Soğan almasını bilmiyorlar. Adam bilmiyor böyle bir şey.
Evleniyor, bilmiyor ki. Evlenen adam da bilmiyor. Adam evlenmiş, çarşının yolunu bilmiyor. Adam evlenmiş, bakkalın yolunu bilmiyor. Adam evlenmiş, maydanın dalmasını bilmiyor. Millet de onu bakıyor, boyunu, posunu, kızını veriyor. Almıyor adam. Almıyor, bilmiyor ki. Ben sordum, ben daha hiç ekmek almadım ki dedi. Kim alıyor sizinle evde ekmeği dedim ben, annem alıyor dedi. Dedim o koskoca kadın her gün ekmek almam gidiyor, evet dedi. Bitti hayat. Kız çocukları da aynı. Okumuş, soğan soymasını bilmiyor. Kızı istemeyen gittik, annesi böyle dedi ki benim kızım soğan soymasını dair bilmiyor dedi.
Sen biliyor musun dedim ben de. Kız okumuş ama. Diplomaya atsak mutfağa. Diploma soğan soyacaksa soyacak orada. Veya oğlan okumuş, herhangi bir yerden kıytırıktan bir iki yıllık bitirmiş ve dört yıllık bitirmiş bir sürü var ya. Böyle bir yere gittiydim böyle sohbet esnasında adam kızına döndü. Sen nerede okuyordun dedi. Ben kaldım. Kızın kurulara da söylediği şey şu. Ne o bilmem ne sekreter bilmem ne okulu iki yıllıkmış. Ne sekreter neyi? Birey yönetimi ve sekreterlik. Kız bana bir büyük bir gururla böyle bir kasılaraktan önce ben sınıfıyım ya öyle oturuyorum ya. İki yıllık birey yönetimi ve sekreterlik.
Böyle bak maşallah ne kadar güzel dedim ben. Ha okuyor hocam dedi. Adam da böyle büyük bir gururla kızım okuyor diyor. Dönsem desem ki buradan mensum olunca ne olacaksın desem hani öyle sorarlar ya büyükler. Sen buradan çıkınca ne olacaksın? Eskiler öyle derlerdi öyle değil mi? Buradan çıkınca ne olacaksın? Büro yönetimi ve sekreterlik. Ha büroda klasörleri yöneteceksin sen. Ne yöneteceksin büroda? Beş tane klasör var onu yöneteceksin. Öyle mi? Oğlum onu yöneteceksin. Klasörleri yöneteceksin. Tamam klasörlere sen oraya git sen oraya gideceksin değil mi? Tamam iki yıllık. Dolu. Ben diyorum bunu dört yıla ya birey yönetimin sekreterliği dört yıla çevirsen ne olacak?
Dört değil sekize çevirsen ne olacak? Dört yıla değil sekize çevirsen ne olacak? Ama okuyacak ya. Yazık. Yazık. Sufi. Sufi. Evet. İhaşesini temin etme noktasında değil. Ama çalışıp faydalı olma. Alan el olmama. Muhtaç olmama. Kimsenin eline bakmama. Başkasının yoğurduna gözünü dikmama. Kendi hayranın nahemal olma noktasında çalışması şarttır. Boş gezmesi, çalışmaması ve çalışırken herhangi bir iş yaparken onun edebine ve adabına uygun davranmaması sufi edebinde yoktur. Sufiliği sadece tekkenin içinde görüyorsanız sadece Gancıral'da zikrullah yapmak, Karabaşı'nda veli tekkesinde sema etmek, orada bahçede oturup çay içmek, burada oturup zikrullah yapıp çay içmek olarak görüyorsanız yanılıyorsun.
Sufi edebiyle evinde eşine, evinde çocuklarına, sokakta komşularına, arkadaşlarına, iş yerinde iş yeri sahibine veyahut da çalışanlarına ve etrafındaki sufi kardeşlerine, arkadaşlarına, dostlarına, her şeyine, herkese ve her şeye yerli yerinde davranan, yerli yerinde edebiyle, adabıyla davranan kimsedir. Sufilik sadece burada değildir. O yüzden, evet biz ticaret yaparız, ticaret ahlakı çerçevesinde yaparız. Çalışırız, bir başkasının yanında da çalışırız, bir başkasının yanında çalışırken de o çalışma adabını erkanına riayet ederekten çalışırız. Yoksa, şu değil, çünkü bazı arkadaşlar, bazı kardeşler yanlarında sufi çalıştırmaktan imtina ediyorlar. Haklılar mı? Haklı, haklılar.
Adamın abdesti yarım saat, namazı da yarım saat tutarsa, haklı adam. Haklı. Çalışan bayanların başörtüsünü düzeltmesi yarım saat, abdesti yarım saat, namazı da yarım saat, bir buçuk saat. Haklı adam. Çalışan bayanların örtüsünü arttırmaktan geçiyor yarım saat, günde iki, bir saat örtüsünü arkaya arttırmaktan geçiyor. Haklı adam.
Haklı. Evvâ bir namazı kılıyordu bizimkiler. Kendimden vermek görüyorum. Kaza kılıyorlardı bizimkiler, kaza namazı. Kaza namazı kılıyor adam. Haklı. Sufi, abdesti dolaşacak. Bir yerde çalışıyorsanız, abdesti dolaşsanız, namaz vakti geldiğinde tak namazı kılacaksınız.
Adam normal kendi evinde dururken veya normalde kendince tatildeyken namazın sünnetlerini terk ediyor, çalışırken sünnete sünnet ekliyor. O yüzden sufi olan kardeşler, dergahta bir abinizin, bir kardeşinizin yanında çalışırken de hasisiz davranacaksınız. Şunu duymak beni hep üzüyor, bunu söyleyeceğim, ondan sonra bana söylemen ağa başlayacaklar.
Efendim bir derviş alıyoruz, memnun kalmıyoruz. Neden? Çok gevşekler. Neden? Hakkını rüyayet etmiyorlar. Neden? Dost doğru çalışmıyorlar. Neden? Çok dedikod ediyorlar. Neden? İş yerinin içini karıştırıyor. Neden? Derbe o buraya taşıyor. Neden? Oho iş yerinde dedikodunun benim bir para. Bu değil. Şeyhimin bana öğütü, Mustafa Efendi oğlum dedi, sen merhametli davranın yanında dedi, derviş çalıştırıyorsun. Önce onlar seni iflas ettiriyor dedi. Doğru söylüyorsunuz efendim dedi.
Neden dedi, boynumu büktüm. Biliyorsun değil mi dedi, evet efendim dedi. Öyle olur oğlum dedi. Sen ağız düşe sıkışırsın dedi, sıkıştığını burada görür dedi, dışarı gider ihlas ediyor burada dedi. Hem de öyle olur. Sufi iş yerindeki muhabbeti iş yerinde bırakır.
Sır sahibidir. Sır sahibi, sır. İş yerini evlerine taşımaz. İş yerini başka bir arkadaşına taşımaz. Çalışma adabını ve ahlakını uygular. Bunlara uymazsa gittiği yere nur götürmez, nar götürür bu sefer. Allah bizi muhafaza eder inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi koruyor. Amin. Adablardan birisi de başa geçmeyi bırakmak, üstadlık taslamamaktır. Sufi adabıdır. Sufi kendi kendisine önde görmeyi ve göstermeye uğraşmaz. Sufi baş köşe oturmaya çalışmaz.
Sufi üstadlık yapmaya kalkmaz. Sufi kendince şeyhlik yapmaya kalkmaz. Sufi kendince idarecilik yapmaya kalkmaz. Sufi kendince kendi kendisine ben şuraya başa geçeyim diye düşünmez. Kim böyle düşünürse kendi kendisini yaralar. Kendis kendisini heder eder. Kendi kendisini ziyan eder. Sufi bu manada adab ve erkan dairesinde oturup herkes gibi olmaya gayret eder. Sufi bu manada hizmet etmeye ram olur. Sufi bu manada açları doyurmaya, kimsesizlerin kimsesi olmaya, yoksullarla uğraşmaya, derviş kardeşleriyle ülfet etmeye, onların ihtiyaçlarını görmeye, onların hizmetlerini görmeye, onların hizmetlerini görmeye, gayret etmeye çalışır.
Asla ve asla baş olma, asla öne geçme sevdasına kapılmaz. Sufi adabıdır. Sufi sadece ve sadece kendisine kendisine hizmet etmeyi distur eder. Kendisine bir tek distur vardır, hizmet etmektir. O yüzden sufi adabı hizmete ram olmaktır. Sufi adabı insanlara faydalı olmaya ram olmaktır. Başa geçmeye ram olmak değildir. Allah bizi hizmet edenlerden eylesin inşallah. Aklımdakını söylemeden geçemeyeceğim. Bu seneki deri çalışmalarından dolayı çalışmalara katılan bütün kardeşlere teşekkür ediyorum. Allah ecirlerini, sevaplarını kap kap artırsın inşallah. Bu sene, geçen seneye göre çok iyi bir iş oldu.
Tabii bunda çevre, il ve ilçelerin de katkısı oldu. Az çok demiyorum ben, katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum. Bu noktada bayan kardeşler de en az değil, aslında erkeklerin konumuna göre erkeklerden fazla çalıştılar Bursa'dakiler. Erkekler bu noktada konum ve durum itibariyle aslında bayanlardan geri kaldılar. O yüzden bayan kardeşlere de bu noktada teşekkür ediyorum.
Allah hepsinden de razı olsun inşallah. Bunu paylaşmadıydım, şimdi paylaşayım. Allah izin verirse önümüzdeki sene bu meseleyi daha tertipli, daha düzenli, daha önceden çalışmaya başlayacağız. Tekkenin ihtiyacını buradan göreceğiz inşallah. Kafamdaki proje o. Eğer bunu gerçekleştirirsek, sağlarsak o zaman bu noktada tekke de düğün dernek meselesini daha aza indirip, bu noktada tekkeyi daha da boğumsuzlaştırıp, daha da hürleştirip, daha böyle bu meselenin olması gereken, kafamda hayal ettiği noktaya inşallah taşıyacağız.
O yüzden şimdi de söylüyorum, ondan sonra Hüseyin Aga ölmez sağ olursak bir dahaki bu çalışmanı aldım kendi üzerime. Sana da bırakmadım. Bir dahaki deri çalışma nokta, deriyle alakalı meselede inşallah ben bir organizasyon kuracağım. Allah izin verirse bu noktada arkadaşlarla beraber, canla, başla, benle çalışacağım. İnşallah o organizasyonu kuracağız hep beraber. Kurban Bayramı'ndan 4-5 ay öncesinde ben bir komisyon oluşturacağım. Çalışacak olan kardeşleri oluşturacağım. Bu noktada istişare heyetini kuracağım. bütün il ve ilçeler, bütün Türkiye'deki, bütün her yer bu çalışmaya gönüllü bir şekilde katılacak inşallah. Katılanlarla topluca bir hizmet edeceğiz inşallah. Bu noktada Allah izin verirse tekkenin ekonomik özgürlüğünü sağlayacağız.
Allah'tan bir şey gelmezse. Bu sene geçen senenin %100'ünden fazla oldu. Geçen sene 10 saat bu sene 21-22 oldu, öyle düşünün. O yüzden bu noktada öyle yıl karşılaştırması olursa öyle geliyor. Yani normalde fiyata bakmazsak, adede bakarsak %100'ün üstünde. Bu noktada arkadaşlar iyi gayret ettiler, iyi çalıştılar, iyi fedakallıkta bulundular. Yani denilebilir ki deriyle uğraşan arkadaşların %60'ı ikinci gün dahi uğraştılar. Bayramlaşmanın olduğu gün de orada tuzlamada çalışan arkadaşlar vardı. Onlar da haklarını helal etsinler bana. Yani aslında işin doğrusu aklıma gelmediği gafletime verin. Yoksa bayramlaşma bittikten sonra oraya gidip uğrasaydım iyi olursun.
Ama o gün de eve misafir geldi. O yüzden o yanı misafirlerle de alakalı. Allah razı olsun onlarla uğraştık elhamdülillah. O yüzden biz gidemedik başka bir yere. Evet Allah razı olsun ben bu noktada yazın dediydim. Bana mesaj çekerli arkadaşlar da oldu şu kadar diye. Allah hepsinden de razı olsun. Bu noktada gerçekten çok mutluluk duydum. Öyle söyleyeyim. Arkadaşların çalışmasından, gayretinden mutluluk duydum. İnşallah önümüzdeki seneye daha iyi olacak. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Hâlemen ne hu.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.