Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 19 Ekim 2012 · 50:32
Derviş Bayramı'nın evine gittiğinde nasıl davranıyor? Dervişler ise tekke de olacak. Evde bayramlaşma bütün dergahla alakalı olarak bu bayramlaşma istişare sonucunda arkadaşlarla istişare için böyle bir karara var. Gün geçtikçe çoğalıyor, çoğaldıkça da bayramlaşma, bayramlaşma olmaktan çıkıyor böyle herkes rüzgar gibi geliyor, rüzgar gibi geçiyor.
O yüzden bu noktada arkadaşlarım, kardeşlerimle daha önceki bayramlarda da böyle bir düşünceleri vardı, böyle bir şey istişare etmişlerdi. O yüzden bu bayramı inşallah onu şey yapacağız, icra ettireceğiz. Hüseyin'le de ablanma da Cafer'le de istişareti kısa da olsa. Hüseyin zaten daha önce Cafer'le demiş böyle böyle. O yüzden bayramlaşma bu kurban bayramından itibaren.
Bu kurban bayramından itibaren. Cuma günü saat 10'dan sema vaktine kadar bayramın ikincisi günü tekke de olacak inşallah. İkinci gün bütün içeriden nereden gelecekse arkadaşlar ikinci gün inşallah. Allah izin verirse bayramlaşma öyle gerçekleşecek. Allah izin verirse inşallah. Ramazan'da da birinci gün tekke de olacak inşallah. Böylece bayramlarda bayramlaşma ile alakalı inşallah bu meseleyi öyle halledeceğiz inşallah. Bir soru da böyle bize cevabını buldu. Bir derviş üstadıyla tekke veya dergah dışında bir yerde karşılaşırsa derviş nasıl davranmalı? Bu noktada ben içindekini açık açık konuşmam gerekirse dışarıda böyle çok dergahta kullanılan değil.
Dergahta kullanılan tavır ve davranışları dışarıda istemiyorum. Ben özellikle istemiyorum. Mesela soru sorarlarken veya televizyonda soru sorarlarken veya ne bileyim dışarıda işte soru sorarlarken, hitap ederlerken açık açık konuşacağım. Baba denilmesini, üstadım denilmesini Allah biliyor. İstemiyorum. Ben şeyhime söylerdim, baş başa kaldığımda baba derdim. Herkesin içerisinde efendim derdim. Ben hiç şeyh efendi hazretlerinin yüzüne üstadım demedim. Veyahut da işte genelde efendim derdim. Benim dilime o demek ki persenek olmuştur.
Şimdi arkadaşlar Allah razı olsun bu noktada saygı gösteriyorlar. Mesela aynı şey Gelibolu Mevlanesi'nde de oluyor. Veya başka bir yerde de oluyor. İstanbul'da da oluyor, İzmit'te de oluyor. Bursa'da da oluyor. Her yerde oluyor. İzmir'de de oluyor. Yani yok. Soru sorarlarken babacım deyip de soru sormalarını istemiyorum. Veya üstadım diyerekten soru sormalarını da istemiyorum. Böyle hitap etmelerini de istemiyorum. Yolda, dükkanda, orada, burada bir başkasının dükkanında da karşılaştığımda bana dervi selamı verilmesini de istemiyorum. Bana herkesten fazla aşırı derecede hürmet, saygı gösterilmesini de istemiyorum. Allah için söylüyorum.
Bunu böyle söyledikten sonra yok işte kendisi öyle olmadığını kendisi biliyordu da o yüzden böyle söylüyordu. diyecekler ki önemli değil. Ben kendimi ne görüyorum, ne görmediğim önemli değil. Ben kendimi aciz, günahkar bir kul görüyorum. Geri kalan beni ne görüyorsa görecek. Kim ne görüyorsa da bunu gördüğüm ben. Kimi yalancı görüyor, kimisi üçkağıtçık görüyor, kimisi Budist görüyor, kimisi kafir görüyor. Kimisi dizenbaz görüyor, herkes bir şey görüyor. Kimi Mürşid-i Kamil görüyor. Kimisi veli görüyor, kimisi peygamber varisi görüyor. Kimisi Hz. Mevlana'nın bu zamanki işte temsilcisi diyor, hadifesi diyor. Kimisi dünyanın en adı adamı diyor, herkes bir şey görüyor. Ne öyle görene sen yanlışsın diyor, ne öyle görene sen yanlışsın diyor.
Hadi gelmiş ya bir şey Ebu Lehef ne kadar çirkinsin ya Muhammed demiş. Doğru söylüyorsun demiş. Bir başkası da Hz. Ebu Bekir Efendimiz de gelmiş üstüne demiş ki Ya Resulallah baktıkça bakasım geliyor, senden gözümü ayıramıyorum. Ne kadar güzelsin demiş. Ona da doğru söylüyorsun demiş. Oradan sahabeler demişler ki Ya Resulallah bu nasıl oldu demiş. Kişi kendisini aynada gördü. Ben kendimi aynı noktasında görmüyorum da Allah bizi affetsin. Ama herkes birbirine bakarken kendini görüyor. Sonuçta insanlar birisine bakarken kendilerini görürler. Başka bir şey değil.
O yüzden tepke ve dergahın dışında kardeşlerin bana aşırı derecede temanla etmesini, aşırı derecede saygıda bulunması beni utandırıyor. Ben utanıyorum. Öyle bir şey olmasını istemiyorum. Öyle bir şeyle karşılaşmak istemiyorum. Allah biliyor içindekinin yerin demine giriyor. O yüzden hiç kimse işte elini kalbinin üzerine koyup da selam vermeye kalkmasın. Hiç kimse ellerini kavuşturmasın önünde. Hiç kimse bana baba demesin, babacım demesin, üstadım demesin. E ben üstadıma efendim diye hitap ederdim. Bu benim derdim. Başka bir şey değil. İllaki efendim diye de hitap edecek diye de bir kaydı yok. Düşüncelerimizi nasıl temizleyebiliriz? Kötü düşüncelerden nasıl kurulabiliriz?
Düşünce nedir? Düşünce temizlemek hüsn-i zan ile alakalı. Eğer hüsn-i zan galip gelirse şimdi de düşüncelerinizi temizlemiş olursunuz. Genel hayatın içerisinde bunu yerleştirirseniz kendi üzerinize, şahısların üzerine, olayların üzerine hüsn-i zan besleyin. Ya işte Hacı Erkan bana kötülük yapar dediğinizde düşünceniz kirlendi.
Hacı Erkan'dan ben zarar görürüm dediğinizde düşünceniz kirlendi. İyi bir arkadaşımızdır, iyi bir kardeşimizdir. Muhabbetimiz iyidir. Hüsn-i zan. Ben ondan bana bir kötülük geldiğini zannetmiyorum. Hüsn-i zan. Bu şahıslarla alakalı. Kendi üzerinizde de hüsn-i zan besleyin. Ben bir gün gelir namazı terk ederim. Ben bir gün gelir bu dergahı terk ederim. Ben bir gün gelir yine içki içerim. Kendi üzerinde suizam. Kendi üzerinde de hüsn-i zan besler. Allah'ın izniyle ben bu yoldan bir daha ayrılmayı düşünmüyorum. Cenab-ı Hak beni burada müstakiyim eylesin. Allah beni fikir alakasından ayırmasın.
Kolay kolay bu alakadan ayırılmam Allah'ın izniyle. Cenab-ı Hak beni üzerinde inşallah rahmet ve bereketini saçar. Allah'ın üzerine hüsn-i zan. Kendi üzerine hüsn-i zan. İnşallah Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretlerinin şefaatine nail olur. İnşallah ona nail olanlardan hüsn-i zan. Tedbir almamak değil. Bu herkesi melaike görmek değil. Bu herkesi masum görmek değil. Dünya üzerindeki Adem olarak yaratılmış bir tek Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri masumdur. Onun dışında masum insan yoktur. Geçmiş Peygamberlerin dahi küçük hataları olmuş.
Allah onların tövbelerini kabul etmiş. Ve Cenab-ı Hak onların o küçük hatalarını temizlemiş. Ve bütün insanlar bu manada günah işlemişlerdir. Günah işleme kapıları açıktır. Hala da kapanmış değildir. Ama tövbe kapısı da açıktır. Ve tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. O yüzden bir kimsenin üzerine hüsn-i zan beslemek farklı bir şeydir.
O kimseyi masum görmek farklı bir şeydir. Hiçbir derviş kardeşimizi masum görmeyiz. Hiçbir veliyi, hiçbir mürşini kamili masum görmeyiz. Onu masum görmek de küfürdür. Çünkü tek masum insan vardır. O da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleridir. Geri kalan hiçbir kimse masum değildir. O yüzden bir kimsenin muhafaza edilmesi farklı bir şeydir. O kimsenin masum olarak kabul edilmesi farklı bir şeydir. Bizim buradaki hem akaid inancımız hem tasavvuf inancımız şudur. Biz bir kimse mürşidi kamil de olsa veli de olsa masum değildir. Muhafaza edilmiş olabilir. Bir mürşidi kamili, bir veliyi Cenab-ı Hak muhafaza eder. Bu muhafaza etmek demek onun küçük günahlar işlemeyeceğine, küçük hatalar yapmayacağına işaret değildir.
O hata, o kapı herkese açıktır. Herkese açıktır. Ama mürşidi kamillerde, reylilerde, günah kebair noktasında Cenab-ı Hakk'ın muhafazası vardır. Bizim inancımız budur. Bizim tasavvufi inancımız da budur. O yüzden kardeşler birbirlerine hüsn-i zam beslerlerken, birbirlerini masum görmesinler. Hepimiz insanız. Hepimiz de hata yaptığımız kusur işlemeye açıkız, müsaitiz. Ve hatta, kardeşlerin arasında günah kebair işleyenler dahi olup, senin ümmetin içki içer mi? Evet. Kumar oynar mı? Evet. Ümmetin tamamı, günah kebair kapısı açıktır. Ama ve lakin tövbe kapısı da açıktır. Ve güneş batıdan doğuncaya kadar o tövbe kapısı açıktır.
Güneşin batıdan doğması, birinci derecede o kimsenin ölüm haline girmesi ve o kimsenin öleceğini bilip, artık son demde perdenin gözünün önünden kaldırılmasıdır. Perde gözünün önünden kaldırıldığında, onun için tövbe kapısı kapanmıştır. Onun için bütün kapılar kapanmıştır.
Herkes bu meseleyi kıyamete yakın güneşin batıdan doğmasını, güneşin batıda devamlı durmasını veyahut da nasıl bir hal yaşanacaksa o hali söylerler. Ama ben onu oraya yormam. Benim yorduğum yer o kimsenin ölüm anında gözünün önünden perdenin kalkıp gerçek alemi görmesiyle alakalıdır. O yüzden o hale kadar o kimse için tövbe kapısı açıktır.
Ve bu noktada tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Bu hadis-i şerif de bir ümit kapısı olarak, bir ümit kulpu olarak benim elimde dururur. O yüzden kardeşler birbirlerinin üzerine hükmederlerken, birbirlerinin hakkında konuşurlarken bu meseleye dikkat edip gıybet ve iftiraya düşmesinler. Dün gözünüzün önünde hata ve kusur işleyen bir kardeşiniz, gece eğer dersini çektiyse ve o dersinin neticesinde o derste de tövbe var ise ve o tövbeyi de yerine getirdiyse, sabahına hiç günah işlememiş olarak kalkacaktır.
Sizin onun üzerinde günahkar görmeniz suizandır. Onun üzerinde günahkar görmeniz onu ihtiradır. Onun üzerinde günahkar görmeniz sizin günahkar olduğunuzu gösterir. Sizin günahkar olduğunuzu gösterir. O yüzden bir sufi hakkında düşünürken kendinize dikkat edin. Sizin günahkar olarak gördüğünüz veya üzerinde herhangi bir günah-i kebair var olarak gördüğünüz kimse, eğer ki gecesine dersini çekip, zikrini yapıp, evladını çekip yatıyorsa, hiç günah işlememiş olarak yaptı.
Ve siz onun üzerinde hala da suizan besler, hala dağın üzerinde bu şu günahı işledi, bu hatayı yaptı diyorsanız, o zaman siz ona ihtira ediyorsunuz demektir. Hiç ummadığınız yerden yıkılırsınız. Hiç ummadığınız yerden burası. Ve şeytanın sakladığı yerden burası. Şeytan sizin önünde herkesi hatalı, kusurlu, eksik noksan göstermek ister. Şeytan karı kocanın arasına, anne baba çocuk arasına, dervişlerin arasına, üstad tabi üretler mürşidin arasına, cemaatlerin arasında, müminlerin arasında fitne ve bozgunculuk yaratır. Ve bir başkasının üzerine hata, günah, kusurlarının gözünüzün önüne getirir sizin.
Bunu şeytan getirir gözünüzüne. Niceleri aldanmış, niceleri yaralamış, niceleri buradan bakmıştır. Niceleri. Allah muhafaza eylesin. Ama hüs tüzam beslerken de ölçüyü elden bırakmayıp, sanki bütün herkes masum, hiç kimse günahı yok, herkes melekleşmiş gibi de görmüş. İnsandır. Hukuka ve kurala uyur. İnsandır. Derviş de olsa, çavuş da olsa, halife de olsa, şeyh de olsa, mürid de olsa, mürşid de olsa, İslam'ın hakkı, hukuku bellidir. Herkes o hak, o hukuk çerçevesinde birbirlerine karşı olan sorumluluklarını yerine getirir. Siyaset ve siyasetçiler hakkında konuşmak gıybet midir? Hangi durumlar belli sayılmaz.
Bu noktada siyaset ve siyasetçiler hakkında çok iftira, çok kıymetler dönüyor. O dönen şeylerden biz de nasibimizi almıyoruz. Bu siyasetçilerin hepsi de yalancı. Bu siyasetçilerin hepsi de düzenbaz. Bu siyasetçilerin hepsi de üçkağıtçı. Bu siyasetçilerin hepsi de şöyle dediğimiz anda, hepsinden de elanlaşmamız lazım. Sufi ahlakı değildir bunlar.
Bir kimse bir laf söylemiş, o söylediği laf ya böyle söylemişti o, ben kulağına duydum. Bu farklı bir şey. Ben kulağına duydum, Süleyman Demirel dedi ki, İslam hukukuyla alakalı bu zamanda uygulanması mümkün değildir. O geçmiş zamanda uygulanmış bir şeydir. Ben televizyonda bunu kulağına duydum. Veya öyle gitti, CHP'nin, CHP miydi neydi, Erdal İnönü'nün şeyi, oğlu.
Ahiret hayatıyla alakalı o hayata inanmadığını söyledim. Yok böyle bir şeydir. Kulağına duydum televizyonda. Bunun söylenmesinde bir meis yok. Neden? Burada hükmete mütalik. Adam bir tarafta bu İslam hukukuyla asla bir daha ufuklanmaz, geride kaldı, çöl kanunu diyor. Öbür tarafta geliyor, en güzel din İslam dinidir diyor. Bir tarafta İslam hukukunu reddediyor, bir tarafta Müslümanların oyunu almak için İslam hukuku gibi bir, İslam dini gibi bir din yok diyor. Doğru söylüyor, İslam dini gibi bir din yok.
Ama kendisi İslam mı değil mi o şüpheli. Bizde şöyle bir anlayış var. Herhangi bir gayrimüslim kafir bir kimse çıksa, dese ki İslam dini gibi bir din, güzel bir din yok, biz onu hemen Müslüman ediyoruz. Obama gitti, Kahire'de bir konuşma yaptı, herkes Obama'yı Müslüman yaptı, çıktı. İranlıların bir kısmı Obama'yı Mehdi bile ilan etti. İki ismi var ya, Hüseyin ya bir ismi onun. Mehdi bile ilan ettiler. Sufi'nin siyaset ile ilgilenmesi caizdir. İslam siyasettir.
Sufi neden siyasetin dışında kalsın ki? Cinlerle alakalı sormuşlar. Ne gereği var size? Lazım mı? Onlarla mı evleneceksiniz? Onlarla mı hayatı kuracaksınız? Okudukça korkum atıyor. Aklıma farklı düşünceler geliyor ve ümitsizliğimi atıyor. Bırakmayın diye gayet ediyorum. Ama içimde de huzursuzluk oluyor. Okumaya devam edin. Nişanlığım için yaptığım istiharede kendimi camiden çıktıktan sonra sarhoşların istifrasını gördüm. Üzerime sıçradım. Malasını edin. Allah selamet de gelsin. Nişanlanmışsın. Devam et. Bakın. İnsanlar hayatlarını rüyaya göre, rüyaya göre yaşamayacaksınız.
İnsanınızı böyle bağlamayın. Bir insanın işi, aşı, eşi rüyayla yönetilmez. Rüyayla yönetilmez. Ne sorumlusun arkadaşlar? Çavuş arkadaşlar, sorumlu arkadaşlar. Rüyayla yönetemezsiniz dergamızı. İşinizi rüyayla yönetemezsiniz. Eşinizle olan ilişkilerinizi rüyayla yönetemezsiniz. Aldanırsınız. Arkadaşlarınızla olan ilişkilerinizi rüyayla yönetemezsiniz. Aldanırsınız.
Devlenecek olduğunuz kimseyi rüyayla siz kalkıp da tespit etmeye kalkmayın. Aldanırsınız. Rüyalar mübeşşirat kapısıdır. Salih rüya. Muhakkak ki her rüyanın bir manası vardır ama olumsuz. Ama bir kimse Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona bir şey dediyse onu gider üstadınla istişare eder, üstadın anlatır.
Üstadının çizdiği çizgiyle o yola devam eder. Veya geçmiş peygamberler veya asaptan bir zat veyahut da pir efendilerden bir kimseyi veya geçmiş üstadlardan bir kimseyi veya üstadını görürse onunla alakalı bir işaret alırsa yine üstadına gidecek bu rüyayı anlatacak ondan sonra yoluna devam edecek. Ben Erkan'ı rüyamda gördüm ya sıkıntıdaydı ya. Sıkıntı da demek ya vah vah vah ya. Dediğin an sen Erkan'ın üzerinde büyük bir bombo patlattın. Ya rüyamda gördüm ticari sıkıntı yaşıyor herhalde biraz. Erkan'ın ticaretten sıkıntısı var herhalde rüyamda gördüm. Dediğin an Erkan'ın sen ticaretini bombaladın. Bunlar hepsi de şeytanın huyu. Ya böyle söylemek istemezdim ama seni rüyamda iyi görmedim ya.
Oh maşallah ya. Sen iyi görmedin diye ben iyi değilim öyle mi? Sensin iyi olmayan. Kendine iyi bak. Bir kardeşinizin iyi olmadığını gördüysem sizin vallaha da billaha da illa da çok tövbeye ihtiyacınız var. Tamam hataya düşmeyin. Nişanlının üzerinde, eşinin üzerinde görmüş olduğun rüyaya bakıp da onunla hareket etme.
Zahir'e göre davranıyor. Yarın ömür şeytan seni aldatır. Sen eşinin zina ettiğini, eşinin seni aldattığını, yok eşinin bir tane daha kadın aldığını, yok eşinin bir tane daha koca aldığını, yok çocuğunun seni aldattığını, yok işçinin senin cebinden para çaldığını, yok bir işçinin dükkanından bir şey götürdüğünü. Sen öyle rüyaların içerisinde öyle bir girdaba girersin ki şeytan seni öyle bir girdaba katar çevrende güveneceksin, inanacaksın hiç kimse kalmaz. Bu şeytanın oyunu. Şüphe etmek şeytanidir. Güvenirsin, seni aldatın. Ama şüphelenirsen sen yakarsın ortalığı. Ben Hacı Erkan'a güvenirim, Hacı Erkan'a en fazla bana zarar verin. Ama ben Hacı Erkan'ın üzerine şüphelenirsen hem kendimi yakarım hem onu yakarım.
Olmadı. Allah muhafaza eylesin. Ben nişanlını rüyalarla böyle gördüm. İşte şimdi o kendince şöyle düşünüyor. Bu rüyayı görüyor. Kendince şöyle, aklınca şöyle tebrik ediyor. Ben dışarı çıktım camiden dışarı çıkmak demek, Rahmaniyet'ten dışarı çıkmak demek. Camiden dışarı çıkmak, kalpten dışarı çıkmak demek. Orada sarhoş kusunun üzerine gelmesi demek, üzerine pislik geldi demek. O kimseden pislik geldi. Bu kardeş nişanlısını kendisi sevmiyor. Bu kardeş nişanlısını kendi kalbinden dışarı atmış. Bu kardeşin, bu rüyayı görenin nişanlısına muhabbeti yok. Ama o kendince tersine yoruyor bunu. Kendi nefsince yoruyor.
Kendince nişanlısından ayrılacak. Ama kendisi muhabbetini kesmiş ondan. Seven sevdiğini kötü görmez. Seven sevdiğini eksik görmez. Seven sevdiğini yanlış görmez. Seven sevdiğini kusurlu görmez. Bu ancak peygamberlere has. Bu ancak mürşidlere has bir şeydir. O peygamberlere hastır. Ümmetini düzeltecek çünkü o. O ümmetinin gördüğü kusurluyu atmaz. O kusurlu için af diler. Ona kusurunun bir ümmetinin kusurunun ona arz edilmesi, ona dua etmesi, onun aklına sebep olması içindir. Bir mürşide, bir veliye, bir kimsenin kusurunun gösterilmesi ona dua etsin diyelim.
Yoksa onu atsın diye değil. Geri kalan kimseler ise bir kimsenin kusurunu gördüyse, kendisinde o kusuru görecek. Birisi Hüseyin kalktığı adlanda kusur gördüyse, kendisinde o kusur. Tövbe edecek. Ya Rabbi beni affet demek ki bende böyle bir hal var diyecek. Birisinin üzerinde gördüğünüz kusur size aittir. Birisini yalancı görüyorsan yalancısın. Birisini gıybetçi görüyorsan gıybetçisin. Birisini dedikoducu görüyorsan dedikoducusun. Birisini aldatıcı görüyorsan sensin aldatıcı. Bakın bu geceki ters. Adamlarından biri de kimsenin yüzüne kötülüğünü söyleyip utandırmamaktır. Sufi birbirlerinin yüzüne kötülüğünü söyleyip de onu utandırmaz.
Onun eksiği yanlışı varsa dua eder ona. Onun bir eksikliği bir noksanlığı varsa onun için ağlar. Onun bir yanlışlığı varsa onun için gözyaşı döker. Ya Rabbi benim nefsimden sen beni affet. Onun nefsinde varsa onu affetler. O lafı oradan oraya oradan oraya dolaştırıp gıybet etmez. Etmez. Benim meşhur müsaitim var ya. Eğer ben dervişliği öncesinden tanımış olsaydım derviş olmazdım. Beni deselerdi ki şu dergâhta yaşayacaksın sen gel bu dergâha bak. O dergâha bakmış olsaydım ben öncesinden o dergâhta yaşamazdım. Bizim oranın tabiriyle bir tane kosa bıçağı alır. Önce oranın herkesin bir kafasını bir çizer.
Ondan sonra gelir orada dervişlik yaparlar. Neden biliyor musun? Benim içkici, meyhaneci, berduş, sarhoş arkadaşlarım dervişler kadar kıymet etmiyordu da ondan. Benim aleyhime bir şey söyleyin. Daha söylerken yemin ediyorum.
Ya bıçaklanırsınız ya kurşuna gelirsiniz. Kesin sizi de kalırsın hala. Bir şey de yapamazsın. Bir şey yapmaya kalksam çakar. Ben dergâhta öğrendim bunu. Anfaza eylesin. Acı şeyler bunlar. Yirmi iki yirmi beş yıldan beri. Şeyhime söyledim.
Dedim efendim dedikodunun olmaması gereken yerde dedikodu var. Gıybetin hiç olmaması yerde olmaması gereken yerde gıybet var. İftiranın hiç olmaması olan yerde iftira var. Dedim eğer bu sözleri beklemiş olmadan önce birisi bana söyleyemezdi. Söylemiş olsaydı dedim kesin kurşunu yerdi. Ve beni gördüğünde dedim yüz on sekiz metreden esas duruşa geçerdi. Ama dedim sufilik, dervişlik benim elimi, ayağımı, dilimi bağladı efendim. Ciğeri beş değil, bir değil. Sıtır bir kuruş etmeyecek olan insanlar dayağın arkamdan konuşuyor şimdi. Ve biz o arkadaşlarla kendi aynı dergahta dedim zikrullah yapıyoruz. Şeyhime söyledim.
Dedim ne bayındır da, ne benim çevremde, ne benim etrafımda asla ve asla dedim. Efendim bunların dedim bin tanesinden giremez dedi. Acı şeyler. Benim içki içtim meyhanenin kapısından giremeyecek olan insanlar. Yani orada Mustafa Özbağ varsa oraya girecek olan müşteri dahil seçilmiştir. Oraya her türlü müşteri girmez. Giremez zaten. O der ki, mekan sahibi birader, duruyoruz bu geceler. Hakkı neler. O der ki ya boş masa var orada. Dolu kardeşim, rezerveli orası da. Almaz. Elhamdülillah bizi dergah çökertti.
Şimdi adam yanımızda namusumuzu bile var söylüyor. Söylüyor. Neyi söyledim olarak görmüyor. Dinledim de diyorum ben dinledim diyor. Nasıl dinleyebildim bunu? Bu şuna reziyor. Gelecek birisi Hüseyin'in aklında, Hüseyin'in namusuna laf söyleyecek. Ben de dinleyeceğim onu. Ah sufilik ah. Ah dervişlik ah. Üstadın derdi demir leblebi yemektir oğlum. Ben böyle söylediğinde oğlum sufilik demir leblebi yemek gibidir.
Sen demir leblebi yiyorsun oğlum. Susacağız mı efendim dedim ben. Sus sen Mustafa efendim dedim. Ben sufilik adına susuyorum efendim dedim. Sizin için susuyorum dedim. Sen sus Mustafa efendim. Allah bizi affetse. Gıybet etmeyin.
Yanınızda gıybet ettirmeyin. Kimsenin aleyhine bir şey konuşmayın. Ben onun yüzüne de konuşurum. Bu delikanlılık değil. Bak ne diyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Enes Efendimiz naklediyor. Diyor ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Kimsenin yüzüne hoşlanmayacağı bir şey söylemezdi. Ben kimsenin yüzüne hoşlanmayacağı bir şey söylemem. Hiç kimsenin hoşlanmayacağı bir şey arkasından da söylemez. Varsa gıybet yoksa iftira. Sarkan borcuna sadık değildir. Varsa gıybet yoksa iftira.
Sen alışverişek mi? Sana alışverişek değil mi? Ya Cevdet iyi tamirci değildir. İyi tamirci değilse gıybet. Öyle bir şey değilse iftira. Adamı neye giden lan oynuyor? Tamir et. Sana iyi değil. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Bu benim kavimin yiyeceği değildir. Haram mı yapmak? Değil demiş. Haram mı değil. Kavimin yiyeceği değildir. Sen yiyeceği kötüleme. Senin o sesi daire sen Cevdet'le samimi olmak zorunda değilsin. Cevdet'e tamirci, tamirci, tamirle alakalı araba götürmek zorunda da değilsin.
Ama Cevdet hakkında böyle söylemek de zorunda değilsin haram işte. Bunu böyle söylüyorum. Cevdet'in tamirciliğini çok iyi bildirilen benim için on numara olduğundan rahat söylüyorum. Alınmayacak üstüne. Hacı Erkan'ın üzerinden öyle örnek veriyorum. Hacı Erkan üzerinde de alınmayacağını bilmiyor. O da böyle borcuna sadık olmayan bir kimse değildir. Benim nazarımda hiçbir derviş borcuna sadık değildir diye düşüneceğim hiç kimse. Bunun samimiyetinle söz. Hiçbir derviş kardeşim böyle bile bile bir kimseye zarar vereceğine, bile bile böyle işte onu aldatacağına, kandıracağına inanmam. Ben inanmam. O eksi noksanı vardır herkesin. Ben inanmam.
Ben oturup bir yerde zikrullah yaptıysam o kimsenin üzerinde öyle düşünmem. Yok. Hatta bana gene eleştiriler. Ya filanca adamla beraber gezerken gördük seni. Önceden söylerlerdi. Ne oldu? Ya bu adam iyi değil. Ben nasıl ondan gezermişim? Ha o çok iyi. Kendisi zercenle yıkanmış ya. Allah muhafaza edesin. Allah muhafaza edesin. Amin. Ben de derdim, kardeşlerim de ondan bir farkım yok ki o yüzden yan yana geziyoruz biz. Hatta bizimle konuşacak oldu. Kardeş, biz ikimiz onunla bok böceyiz dedim. Sen, sen nur böce ol. Sen uzak dur. Sikrullah alakasında oturanlar bizim için nur böce. Allah bizi affeylesin.
Amin. Bir soruya daha bakayım bilsin. Bazı dini kitaplar ve kusul abdest alırken kıbleye dönülmeyince yazıyor. Bu ne kadar doğru? Bu doğru. Önünde sütre olmazsa. Ya bir böyle bahçe kenarında dene kenarına gittiniz. Yosunlu bir suya daldınız çıktınız. Eğer üzerinde hiçbir şey yoksa, aşama gibi havlu gibi kapatacak, örecek bir şey yoksa o zaman kıbleye önünü ve arkanı dönme. Önünde sütre yok çünkü. O zaman yanlamasına dur. Eğer önünde sütre varsa bu geçerli değil. Sütre ne olabilir? Sen kendini engelleyecek bir çalı dahi koysan oluyor. Bu sütre olur senin için. Bu sütre sadece Beytullah'la alakalı da değil. Bir şeyde kendinize bir sütre, böyle bir engel, böyle bir şey koyduğunuzda bu görünmeyen varlıklar için de geçerli.
Siz böyle besmele çeken bir sütre koydunuz mu oradan cinni taifesi geçemez. Bunu genelde bıçak veya ayakkabıyla yaparlarmış. Bıçak veya böyle demir aksanlığı işte kılıç daha uygun. O taifi cinni oradan geçemez. Hatta böyle çok çıplak kalır bir şey olursa başınıza gelirse bir şey. Hiçbir şey yapamasanız dahi parmağınız dahi etrafınızda böyle bir daire çizin besmele çekerekten onun içine oturun. Allah'ın izniyle size taifi için dokunamaz. Olur mu olur? Bir karakola düşersiniz bir şey olur. Bazen oradan önceden zalim insanlar vardı, hanımdan üryan soyerlardı insanları. Biz yirmi sekiz Şubat'ta gördük bunları.
Allah hiç kimseyi göstermesin. Allah hiç bir kimseyi göstermesin. Bunlara ilk önceleri böyle konuşmadım. Kendimce bir utanç gibi geldi bana. Ondan sonra kendi kendime dedim ki kalbime geldi ki bunlar bir utanç değil. Bunu yapanlar utansınlar. Olur mu olur? Yapar zalimine denk gelir. Denk gelir. Alay eder sizden. Alay etmek için soyarlar. Bu şimdi yirmi sekiz Şubat'tan yargılanlar civata hepsi de. Hepsi de civata. Laf onlar. Asıl çileyi çekenleri soracaklar. Asıl soğuk suya tutulanları, asıl cereyana tutulanları. Asıl soyulup soğana çevirip öyle mahzene atılanları sorgulacaklar.
Onlardan bilgi alacaklar. Ne yaşadınız diye. Evini basıp anlaşma bu gibi atıp altın arananları. Para arananları. Tek senet arananları soracaklar. Yirmi sekiz Şubat'ta muhtarların hepsini dağacaklar hizaya. Diyecekler ki yirmi sekiz Şubat'ın muhtarları gelin bakalım. Hangi evler sizin nezaretinizde baskına gidildi? Söyleyin. Kimlerin evine baskına gidildi? Kimlerin evinden para alındı, çek alındı, altın alındı? Ondan sonra benimle alay ettiler. En fukarası sensin. Senin evinde hiçbir şey bulamadık dediler bana. Bir de onun için kızdılar. Benim evde hiçbir şey bulamamışlar. Önünden arabayı alıp götürürlerdi.
Kurtaracıyı alıp götürürlerdi. Ben sabah çıkıyorum ben bakıyorum benim araba yok medanda. Üç dört sefer Cafer gitti aldı geldi arabayı. Elli tane araba var kapının elinde. Hepsi duruyor. Seninki kaldırılmış yok. Ondan sonra bir de park cedası. Park cedasından beraber alıyorduk. Yanlış yere park etmişim ben. Elli tane araba doğru yere park etmiş benimki yamak. Her neyse. Olar ki böyle bir şey gelir başınıza. Hiç çizecek bir çubuk yok elinizde. Bir çakı bıçağı yok. Bir tahta parçası yok. Bir demir parçası yok. Hiçbir şey yok. Parmağınızla çizin. Bismillahirrahmanirrahim deyin. Parmağınızla böyle dravınız bir dahil yapın. Oturun içine. Oturduğunuz yerde teyemmüm edin. Oturduğunuz yerde namazınızı kılın.
Namazınızda namazınızı kılın. Taife de bulaşamazsınızdır. Usulü alıyorsunuz. Hiç kimse olmasa dahi ayakta gusledilmez orada. Oturduğunuz yerde gusledilir. Eğer üzerinizde hiçbir şey yoksa. Üryansanız. Bu o esnada Beytullah'a dönülmez. Ama öbür türlü işte dere kenarına filan oluyorsa o zaten etrafında sütre var. Dal çık hemen biraz yosun kokarsın. O kadar başka bir şey olmaz. Usulüle alakalı mesele değil mi? Yoksa evlerinizde mesela bir boy miktarı banyo yapacağınız yer bir ellerinizi açtığınızdan fazla olmayacak.
Şimdi millet banyo yapıyor. Banyolar kocaman kocaman. Yok dinen öyle bir şey. Sizin banyonuz elinizi usattığınız zaman değecek. Ancak orada üryan olabilirsiniz. Oradan daha dışarı çıkarken üryanlarınız bütmesi lazım. Eğer bundan uzunsa muhakkak ya peştemal işte erkekler veya kadınlar ya da aşama bir şeyler kullanmak zorundasınız. Eğer kollarınızı açtığından fazlaysa daha büyük olmaz. Hamam, hamamda zaten tesettür lazım. Sınır kapısında bekleyenler Allah mübarek eylesin. Açınızı da yolculuğunuzla. Amin. Sınır kapısında beklemenin de tadı güzel olur. Heyecan sarar insanı. Ne zaman çıkacağız?
Pasaportlar geldi mi, geldi mi? Bir şaiye çıkılmıyormuş. Haydi herkes inanır. Yok bir şaiye çıkılıyormuş. Herkes inanır. Yürü, bir ümit, bir ümitsizlik. Hoş olur, tatlı olur. Allah iyisin, Allah yardımcıları olsun. Amin. Haç yolu heyecanlı yoldur. Haç yolu mübarek bir yoldur. Eğer etrafındaki insanların arkadaşları da iyi insanlarsa ki iyidir inşallah hepsi de. Yolculuk tatlı olur, hoş olur. Biz o yüzden kısaydı ama yani kısaydı derken azdık ama iki bin beşte güzel tatlı bir haç yaptık. Allah sebep olanla beraber gittiğimiz, geldiğimiz arkadaşlardan razı olsun. Amin. Güzel bir haç yolculuğunu ödedik.
Allah'ım bizi affetsin, tekrar tekrar nasip etsin inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.