Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 20 Eylül 2012 · 38:10
Vücudunun bunu hissetmez. İşte selam adetler ki, itaatten dışarı çıkar ve cemaatten ayrılırsa, bu hâlde ölürse, cahiliye ölümü ile ölür, cahiliye ölümü ile içerisindir, ayrılımın tabanı ve tabanının sınırları nelerdir? Cahiliye ölümü küfür üzerine ölür. Başka bir an işareti küfür üzerine ölürler. Kim cemaatten ayrılırsa, buradaki cemaatten kasıt, bir kısım ehl-i tasavvuf, bunu tarikattan ayrılmak olarak nitelemişler, öyle söylemişler ama bu daraltmak olur.
O zaman bir kimse herhangi bir tarikattan ayrılsa, herhangi bir şeyhten ayrılsa veya herhangi bir mezhepten ayrılsa, bu sefer derler ki, onu cahiliye ölümü gibi ölür. Bu benim katılmadığım bir yorum, öyle söyleyeyim. Bu, İslam dairesinden ayrılma, İslam cemaatinden ayrılma, Kur'an-ı sünnet akidelerinden ayrılma, namazın farziyetine inanmama, tesettürün farziyetine inanmama, faizin haram olduğuna inanmama, bugün günümüzün şeyleri, reenkarnasyona inanma, cezaya inanma, mükafata inanma, yani cennete ve cehenneme inanmama, yeniden dirilişe inanmama, bahşere, kabire inanmama gibi.
Bunlar çünkü bugün günümüzün hastalıklarıdır. Bu inanmamazlıkta insanı cemaatten ayırılmış olur. Yani Allah'ın emrettiği din üzerine duran bir kimse, günah-ı kebale fasık olur. Ama o dinden herhangi bir şeye inanmama, reddetme, kabul etmeme noktası olursa o zaman cemaatten ayrılmış olur ki, evet cahiliye dönemi gibi dediği şey, bu manada küfür üzerine, şirk üzerine ölmüş olur. Ayrılığın tavanı ve tavanın sınırları nelerdir demiş, bunun tavan ve tavan aranmaz, bunda daire aranır. Bu yükseklik, alçaklık gibi bir şey değildir. Bunun sınırları bellidir, Kur'an ve sünnetin sınırları bellidir, haramlar, helamların sınırları bellidir, o yüzden bu sınır dairesinde durmaktır, cemaatin içerisinde durmak.
O yüzden bunu değişik cemaatlerde bazı birkaç sohbette, sufi sohbetiymiş gibi birkaç sohbette ben bu meseleyi o cemaatten ayrılan, o şeyhten ayrılan olarak sohbet etmişlerdi, biz tabi o zaman huzuruna uygun bir şekilde buna şer düşmüştük. Dedik ki böyle böyle, o zaman ola ki oldu, bir insan ayağı sürttü, dini sürttü, ne bileyim işte orada olumsuz bir şey görüldü, nasibi o kadar, adam oradan ayrılınca köpür ehlimi olur deyince de ortalık karıştı, Allah muhafaza eylesin.
O yüzden bu cemaatten ayrılma, İslam cemaatıyla ayrılır. Evet bir insan bir dini yaşadığı bir topluluktan ayrılırsa, bu noktada sıkıntı kendince, manevi sıkıntı kendince, o dini tekrar iyi yaşayamama veya o manevi halleri tekrar iyi yaşayamama gibi hastalıklar olabilir. Bunları kabul eder. Bir kimse bir zikir halakasından ayrılırsa, hastalığa dükkar olur, bunu kabul eder. Bir kimse bir mürşid-i kamili terk ederse, bundan hastalık kapar, hastalığa dükkan olur, bunu kabul eder. Bu tamam. Bir kimse bir derse, bir ana zikrullaha gelmese hastalık kapar, bunu kabul eder. Bir kimse bir gün dersini girdiğini çekmese hastalık kapar, bunu kabul eder. Bu farklı bir şey, Allah muhafaza eylesin. Veyahut da yolun inceliğidir. Bir kimse üstadını bir dinlemedi, iki dinlemedi, hiç dinlememeye başlar.
Artık o hastalık kapar. Kendinize şöyle düşünün, ben bir şey dinlemedim, bir şey olmadı. İki dinlemedi, gene bir şey olmadı. Ve üçüncüsünde şöyle der, ya mürşid-i kamildeyiz zaten. Hastalıktır. Bizim geçmiş dönemde kardeşler buralarından çok vuruldular. Çok vuruldular. Bir böyle bizde olağanüstü hal bekleme hastalığı vardır. Mürid mürşidinden keramet bekler. Mürid mürşidinden bir keramet gördü. O müridin mürşidinden keramet görmeyi beklemesi, kendi nefsine bir paye vermesidir. Yani o önemli. Oradaki hastalık farklı bir şeydir. Oysa böyle isteğine de Cenab-ı Hak vermez. Hiç adamın aslı astarı yoktur.
Kilometrelerce öteden keramet görür o kimse, koşa koşa gelir. Rüyasında görür, gelir. Halinde görür, gelir. Ne bileyim, gözü açıp görür o, bir keramet görür, gelir. Öbürkü yeni gelmişlerden, kalbinden bir şey geçirir, onun kalbinden geçene cevap gelir, keramet görür. Aklından bir şey geçirir, keramet görür, o görür o. Onda ihlas var, samimiyet var. Onda teslimiyet var, o görür. Öbürkü sorgulacak ya, keramet bekliyor ya. Cenab-ı Hak onun da kapısını kapatır çünkü onun arkasında küstahlık vardır. Cenab-ı Hak'ın dostunu sınamaya çalışıyor, onda küstahlık vardır. Küstahlığın sonu şeytaniliktir, Allah muhafaza etmesin. Küstahlığın sonu ebrile hekliktir. Allah korusun inşallah.
Yaptığım bazı asarlardan dolayı kendimi geri çektim uzun zamandır. Kendimi geri çektikçe içsel olarak uzaklaşmaya başladım. Daha önceden işlediğim günahları geri döndüm. İlk başlarda oldukça rahatsızlık duyurdum. Ama gün geçtikçe pişmanlığım da azalmaya başladım. Namazlarım ve dersim de dahi zorluk çekiyorum. Ama bu durumdan da kendimi kurtaramıyorum. Heyecanım ve muhabbetimi tekrar kazanabilir miyim? Kim tövbe eder, geri dönerse affedici bir Allah görecektir karşısında. Kim Allah'a elini uzatırsa Allah onun elinden tutacaktır. Kim yüzünü Allah'a döndürürse Allah onun yüzünü kendisine döndürecek ve onun tabiri caizse gözlerinden öpecektir. Ümitsizlik yok.
Ben bazen sohbetlerde böyle söyledim de sohbetlerin bu noktada manasını anlayamayanlar Ya nasıl olur sen her sefer günah işleyene yine gel diyorsun. İşte nasıl böyle ne kadar günah işlersen gel diyebilirsin. Kaç sefer günah işlesin gel diyebilirsin. İşte tövbe ile alakalı bana bazı hadisler, işte tövbe ile alakalı bazı şeyler gönderirler. Cemaattan değil bunlar. Dostlar, kardeşler, bizim işimiz şeytanın ağzına insan bırakmak değil. Bizim işimiz şeytanın ağzından değil, midesinden adam çıkarmak. Hata işlemiştir, günah işlemiştir, ona git demek kolaydır. Ben bazen öyle derim. Bir fidan yetiştirdin mi? Bir çiçek yetiştirdin mi?
Bir böcek baktın mı? Bir çiçek baktın mı? Birisi için gözyaşı akıttın mı? Birisine bir yemek sarf ettin mi? Birisi için bir kişinin Allah yoluna hidayet olması için, Allah yolunda koşturması için kaç gün gittin davet ettin? Kaç sefer gittin davet ettin? Ne kadar arabanla taşıdın onu? Ne kadar evine götürdün, hizmet ettin, yemek yedirdin, içirdin, sofran açtın, gönlünü açtın? Herkes bunu tefekkür etsin. Herkes tefekkür etsin. Bir kişinin, kaç kişinin kurtuluşuna sebep olun. Ve o kurtuluşuna sebep olduğun kimsenin yine bataklığa gittiğini gördüğünde sevinir misin? Onun yeniden bataklığa gitmesine müsaade eder misin? Göz göre göre onun elini bırakır mısın?
Şeytan buradan insana girer. Sen şöyle günah işledin, senin oraya gitmeye yüzün yok. Sen böyle günah işledin, senin o zatın yüzüne bakmaya yüzün yok. Sende hiç mi yüz yok? Sende hiç mi azdar yok? Sen nasıl sufisin? Sen nasıl dervişsin? Sen nasıl semadensin? Sen nasıl neyzensin? Sen nasıl ilahicisin? Sen nasıl tekkeye gittin geldin? Sen bir de derviş olma. Gitme oraya. Şeytan bunu söyler sana. Ama günahından dolayı söyler ama kusurundan dolayı söyler. Artı dışarıdaki şeytanlaşmış olanlar da söyler. Kadın evde bir hata yapar, kocası der ki sen boşuna derse gidiyorsun. Gitme. Zalimler ancak Allah'ın zikrinden uzaklaştırır insanları. Adam hasbel kader bir hata yapar el de kadının sözü hazırdır. Sen boşuna derse zikre gidiyorsun. Gitme. Hatta bana bilerler kimisinin kayınvalidesi, kimisinin kayınpederi, kimisinin annesi, babası, dedesi, ninesi, amcası.
O sunusu söyler. İşte hocam size geliyormuş da söyleyin gelmesin. Bunu nasıl benden istersiniz? Hiç mi Allah'tan korkuyorsunuz? Allah'ı zikreden bir kimseye diyeceğim ki sen buraya gelme. Birisi hacca gider ya, bu nasıl hacca olur ya? Gitmesin. Neden şunu yaptı? Bu nasıl ömreye gider ya? Gitmesin. Neden bunu yaptı? Bu nasıl sakallı olur ya? Neden şunu yaptı?
Muhafaza edin. Ne yaşarsanız yaşayın. Ne günahı işlediyseniz işlediniz. Oturun halakayı zikrullaha, Allah'ı zikredin ve tövbe edin. Kim Allah'ı zikrederse Allah onu zikreder. Allah'ı zikreden şükredenlerdendir. Allah'ı zikreden halv edenlerdendir. Allah'ı zikreden Allah'a kulluk edenlerdendir. Allah'ı zikreden kişi yapmıştır.
Allah'ı zikreden en büyük ibadeti etmiştir. Nerede olursanız senlerle beraber olmak için nefsinizi ona zorlayın. Zikreden kimse size cahil gelebilir. Zikreden kimse size ehilmiş, ehil değilmiş gibi gelebilir. Zikreden kimse size boşmuş gibi gelebilir. Zikreden kimse size yaramaz bir insanmış gibi gelebilir. Bunlar hepsi de nefsin ve şeytanın hilesi ve oyunudur. Zikreden, zikreden temizdir ta. Kimi hakir gördün Allah'ın zikrettiğini. Kimi eksik gördün Allah'ın zikrettiğini. Kimi yoksul gördün Allah'ın zikrettiğini.
Kimi noksan gördün Allah'ın zikrettiğini. Kimi hatalı gördün Allah'ın zikrettiğini. Kimi kusurlu gördün Allah'ın zikrettiğini. zikrettiğini. Kimi istemedin? Allah'ın zikrettiğini. Kime yüzünü kapat, kime kapını kapatın? Allah'ın zikrettiğini. Böyle düşünmez kimse. Böyle düşünmez. O yüzden ne yapıyorsanız yaptınız. Allah affetsin inşallah. Oturun halakayı zikrullaha, tövbenizi yapın. Ve zikrullahtan geri durmayın. Dersinizi çekin evde. İş yerinde, yollar nerede dergeliyorsanız.
Ve bunu muhakkak halakayı zikrullaha katılın. Mahalle derslerinize katılın. Buradaki ana dersinize katılın. Dünya gelip geçici. Gelip geçecek hepsi. Allah muhabbet eylesin. Amin. Yaklaşık on seneden beri ticaretle uğraşıyorum. İki sene önce evlendim. Dükkanımda evimde kira bir kız evladım var.
Allah bağışlasın. Kendime ait bir evim olsun istiyorum ama kredi çekmeden ev almam imkansız gözüküyor. Ama faizler uzak durmak istiyoruz. Bu konuda ne yapmam gerekiyor? Mümkünse mümkün mertebe faizden uzak durun. Buna fetva noktasında, buna fetva var. Buna fetva var. Bir kimse banka kredisiyle, dar, harpte ev alabilir mi alabilir? Bundan sakınmaya gayret edin. Ama hiç alternatifiniz yoksa eyvallah. Bu noktada fetva var. Hz. Musa ile Hızır'ın Kuran-ı Kerim'de geçen kısasında Hz. Hızır Musa üstadım diye hitap etmektedir. Hz.
İsa ile Mehdi Aleyhisselam arasında da ilişkide de Üstad hangisi olacak? Mehdi Aleyhisselam yoksa Hz. İsa mı? Hz. İsa, Hz. Mehdi Aleyhisselam'a bu noktada tabi olacak. Hz. İsa peygamber olarak tekrar yeryüzüne indirilmeyecek çünkü. Hz. İsa peygamber olarak yeryüzüne indirilmeyeceğinden dolayı Hz. Peygamberin halifesi mesafesinde duran Hz. Mehdi'ye tabi olacak.
Ama Hz. Mehdi namazı kıldırması için önce ona teklif edecek. Hz. İsa da ederledim, diyecek ki namazı sen kıldır. Sen çünkü Muhammed ümmetinin bu noktada sultanı, halifesi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine vekilisin diyecek. Ve o yüzden Hz. Mehdi'nin arkasından anlasınca Hz. İsa. Düneyli Bağdar'ın şu sözünü, nezisenin en şereflisi ve en üstünün tevhid ilanında düşünceye dalarak oturmak, marifet yiyeli ile serinlemek, muhabbet kâsesi ile dostluk deryasından içmek ve hüsnü zan ile Allah'a bakmaktır. Böyle bir oturum ne muhteşem, böyle bir şarap ne tatlıdır, nasip olanlara mücadele olsun. Burada anlatılmak istemez nedir? Bizleri aydınlatır mısınız Efendimiz? Allah'ın zikri bunların hepsinden de üstündür. Bunlar insanı Allah'ın zikrüne götürür. Tevhid meydanında düşünceye dalmak, birliği tefekkür etmektir. Biri tefekkür etmektir. Zikir tefekkürden üstündür.
Bu demek değildir ki insanlar tefekkür etmeyecekler. Hayır. Muhakkak ki tefekkürde de büyük sevaplar, büyük faziletler vardır. Ama zikir tefekkürden üstündür. Burada Cüneyt-i Bağdarlı'ya itiraz etmek değil derdir. Öyle bir hadsizliğimiz olmaz. Allah bizi affetsin. Ama ve lakin hakikati de yerli yerine koymak, hakikat adına erzendir. Bir kısım sufiler tefekkürü zikirden üstün görürler.
Bütün sözlere bakaraktan avlanırlar. O yüzden yolda yürürken üstad lazım. Yoksa oturup o kimse tefekkür alemini zikirden daha üstün görür sana. Allah mavaz eylesin. Tefekkür avlatır sizi. Tefekkür zikirle birleşirse enhal olur, güzel olur. Asıl tefekkür Allah'ın zikirle olandır. Siz oturursunuz, çay ağacını tefekkür edersiniz.
Ve çay ağacını tefekkür ederekten o yaratılıştaki hikmetleri görürsünüz. Veya oturursunuz, insanı tefekkür edersiniz. Veya oturursunuz, gözünüzü tefekkür edersiniz. Kulağınızı tefekkür edersiniz. Oturursunuz, midenizi tefekkür edersiniz. İç organlarınızı tefekkür edersiniz. Bu tefekkürünüz artar da artar sizi. Fazilet var mıdır? El cevap vardır. Ya namaz faziletsiz midir? Hayır. Oruç faziletsiz midir? Hayır. Zekat faziletsiz midir? Hayır. Ama birbirlerinin arasında bir derece var. Bu derece vahde göre değişir. Ramazan ayında oruç kıymetlidir. Namaz vakti girdiğinde namaz kıymetlidir. Ama zikir bütün vakitlerin üstünde her vakitte kıymetlidir. Cihad edenlerin en faziletlisi kim ya Resulallah? Allah'ı zikredenler.
Kuş tutarların en faziletlisi kim ya Resulallah? Allah'ı zikredenler. Namaz kılanların en faziletlisi kim ya Resulallah? Allah'ı zikredenler. Ya Elul Hafs. Allah'ı zikredenler bütün sevabı aldı gitti. Ne ama evet. Yetiştiriyor Allah Resulallah. Ne ama evet. Allah bütün faziletleri kendilerinde topladılar. Bu hadis-i şerifi hiç unutmayın. Zahir ulema veya bir kısım ehli tasavvufun bir kısmı burada eksikliğe düşerler. Derler ki ya zikir de mi namazdan üstün? Evet. Zikir de namazdan cihattan mı üstün? Übadetlerin üstün ve anahtarıdır. Bütün kapıların anahtarıdır. Cennetin bütün kapılarında zikir anahtarı vardır.
Zikir anahtarsız hiçbir cennetin kapısından giremezsiniz. Hiçbir cennetin kapısından zikirsiz geçemezsiniz. Yani bu manada tefekkür etmek, tefekkür etmek üstündür. Ama ondan da üstün Allah'ı zikretmektir. Marifet yeniyle serinlemek evet. Allah'ın af sedasını duymak. Allah'ın af sedasını duymak evet insana serinlik verir. Ama sufi aldatan serinliklerdir bunlar. Sen o serinliği aldığından nefsine uyabilirsin. Biz Allah'tan af serinliğini almış olsak dahi tövbeye devam edenlerdir. Af serinliğini almış olsanız dahi tövbeye ve zikre devam edeceksiniz. Bu sefer onun hamdını ve şükrünü yerine getirmeniz lazım.
Onun hamdı ve şükrü zikirdir yine. Ve o size her an siz her ilahe illallah'a devam edeceksiniz. O her an siz yine tehbiyle devam edeceksiniz. Siz yine hamde devam edeceksiniz. Ve siz o peygamberin izinden gidiyorsanız ben Rabbime hakkıyla şükreden kul olmayım. Kulağınızda hep duyacaksınız. Reçetenizi, af reçetenizi, bela elinize verseler. Deseler ki işte burada siz yine de Rabbime sözünün kulağınızı iş edeceksiniz. Ve diyeceksiniz ki ya Rabbi.
Seninle sana layıkıyla kulluk edemedim. Senin layıkıyla hamd edemedim. Senin layıkıyla zikredemedim. Seni layıkıyla tanıtamadım. Seni layıkıyla, seni layıkıyla anlatamadım. Asla bunlar sufilerin yollardan ortalarıdır. Nice hal dervişlerini gördük. Nice kal dervişlerini gördük. Nice kal dervişlerini gördük. Nice yal dervişlerini gördük. Allah muhabat eylesin. Asla kafanızı kaldırmayacaksınız. Şeyhimin bana öğütü var. Elinden tuttu, Beytullah'a döndürdü beni. Mustafa Efendi oğlum asla oldum demeyeceksin dedi. Sakın ha oğlum dedi. Biz vefat ettiklerinde kimin rüyalarına görebilsinler dedi.
Beytullah. Bunu söyleyen zan, kendi üstadlığını kendi rüyasında görüp de insanlara ilan eden kimseydi. Bunu ilan eden kimse bunu bana tavsiye etti. Kendi yolunu söylemedi bana. Kendi gittiği yolu anlatmadı bana. Bu yol, kendi yolundan daha sağlamış. Sünnet-i Resulullah yoluydu. Çünkü Hz. Peygamber saadetleri kendisinden sonra birisine icaz etiyaz olmuştu.
Bize diyorlar ki, nereden çıktı şimdi bu? Nereden çıktı? Üstabından çıktı. Onun vasiyeti bana. Onun vasiyet ettiği şey, Muhammed-i Mustafa'nın vasiyeti ve yolu. Demek ki, oldum yok. Oldum yok Allah muhafaza eylesin. Muhabbet kasından içmek. Muhabbet. Sakın önünüze bir kase getirirlerse muhabbet kasesi diye. Sakın ben layık değilim diye. Kafanızdan aşağı döküversinler. Et deryasını atıver. Geniştir.
Onun muhabbeti derindir. Muhabbet kaseyle ölçülecek bir şey değildir. İstemezdim. İstemezdim. Allah! Mâna âleminsiniz böyle şeyler. Olar ki size zikrullah halakasında bir kase getirirler. Muhabbet kasesi diye. Edep edin. Edep edin. Elinizi uzatmayın. Edep edin. Gözünüzü uzatmayın. Gözünüzü uzatmayın. Nimete el uzatılmaz. Nimete göz uzatmayın. Nimetin sahibine bak. Verene hamd et. Denir ki beni sen nimetten yaptın.
Nimete şükretmek. Nimete hamd et. Nimeti yemek içmekten daha tatlıdır. Peşine koşmayın. Aklım yok. Ben girip konuşmuyorum.
Ben de olayım. Gözünüz nimette olmasın. Gözünüz nimeti verende olsun. Gözünüz şarapın ne kadar. Gözünüz cennette olsun. Gözünüz cennetin sahibinde olsun. Sahibin ne? Sufi sahibine bakar. Biz onun kuluyuz. Ne tarafa çevirirse o tarafa döneriz. Elimizi uzatmayız. Uzatmayız. Nimetin sahibine bakarız. Onun için zorluk yok.
O kaseyi senin içine döküverir. Onun için zorluk yok. O senin deryanın içine atıverir. Onun için zorluk yok. Sana ne lazımse veriverir o. Kim beni zikretmekten dolayı benden istemeye zamanı mecali kalmaz. Beni zikrettiğinden dolayı benden bir şey istemeye aklı kalmaz. Gücü kalmaz. Fikri kalmaz da. Ben onun neye ihtiyacı var sonu görürüm. Zikrin bu kadar kıymetlidir. Zikrin bu kadar kıymetlidir. Sıralasınlar onu senin önüne. Sen cennete gireceksin diye atla da. Sıralasınlar.
Sen bırak. Yürü git sen. Kalbinde yeşerim onlar merak etme. Sen gözünü ona dik. Gözünü ona dikersen canlar canını buldun. Ne demiş koca Yunus? Ballar bazını buldun. Kıvanım yağma olsun demiş. Kıvanını yağma etsen. Evet Allah'a hüsnü tan ile bak. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Amin. Bir insanı olduğu gibi nasıl kabul ederiz? Bir insanı olduğu gibi kabul edilmez. Biz onlar, biz o kimse olduğu gibi kabul etmek demek onun haramını kabul etmek demek değil. Ben insanlar olduğu gibi kabul ediyorum. Bir haramı ne yapacağım? İnsanı insan değer ederiz. Haramı haramdır.
Ne yaparız? Nasihat ederiz. Senin haramın dursun burada. Öyle bir şey yok. Hazreti Peygamber din nasihattır dedi. İslam'a en uygun uyuma ve dinlenme vakitler hakkında bilgi verir misiniz? Ne uykusu? Ne dinlenmesi? Tehubi'ye durmak yakışır mı? Uyumaya mı geldiniz bunu ya? Plajlara gidin, serinleyin, dinlemenin onlar. Varım varım ya. Kimsenin sorusu. Alim olup Allah yolunda hizmetler etmek isteyen kimse evlenmeli midir? Bu kimse harama bakma noktasında çok günahkar. Yani ilk alim olup olmaması önemli değil ki. Evlenmek bütün Peygamberlerin sünnetidir.
Evlenmek Hazreti Peygamber Efendimizin de sünnetidir. Evlenmek aklı, fiziki, mali durumunda yerinde olanlara farzdır. Sakın Bediüzzaman Said-i Nursal dedilerini örnek alıp da evlenmemeyi kafanıza geçirmeyin. Derim ki siz cezaevinden cezaevine mi giriyorsunuz? Siz sürgünden sürgüne, şehirden şehire geziyorsanız, siz cezaevinden cezaevine gidiyorsanız, evet siz bu sünnetten muaf tutulursunuz. Ya da fiziki bir eksikliğiniz vardır, sünnetten muaf tutulursunuz. Veya psikolojik, akli bir probleminiz vardır, bu sünnetten muaf tutulabilirsiniz.
Veya da bahçak bir ev geçindirecek maddi durumunuz yoktur. Muafsınızdır, kimsenin kapısını çalmazsınız. Ama sizin öyle olduğunuzu bir kadın bilir de, bir kadın gelir de, beni nikahına al, senden para da istemiyorum, pul da istemiyorum. Benim param da var, pulun da var. Ben normalde bu noktada senden hiçbir şey istemiyorum dediği anda sana yine farz olur. Aynı haç gibi, hani yol bulabilirsin gitsin. Paran pulun yok, sana hiçbir şey lazım değil. Ama birisi geldi dedi sana, seni hacca gönderiyorum sana farz olur. Sana farz olur bu esna. Fizik, fiziğin yerinde, aklın yerinde, param yok. Birisi geldi, ben senden para pul istemiyorum. Benim param da var, pulum da var, evim de var, farkım da var.
Beni nikahına al dedi kadının dirisi adama. Adamın yapacak bir şeyisi yok. Diyecek ki, Cenab-ı Hak gökten zembine indirecek değil de, lütfette ikram etti diyecek. Alacak ikrana evlenmek. Bak, o zaman bulduk ona. Öbür türlü onu. Ben Bursa'da alemin yanındırma asla öğrenciliği yapıyorum. Ekonomik sıkıntı sebebiyle elinizde var olan çiğ köfte dükkanı çok zaman alıyor.
Hem kendi derslerinin zorluğundan, hem de aileme yardım etmeye çalışmaktan atıyorum. Fazla haricinde kendimi manevi borçlukta ve pek mutluğuna ait hissediyorum. Seyri sürük yolunda ilerlemek için ne yapmalık? Çalışmaya devam ettik. İbadetlerine devam ettik. Kimseye yük olmamaya devam ettik. Onlar da biraz seyri sürüktü. Ailevenler huz!
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.