mustafaozbag.org

304. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Eylül 2012 · 42:57

Selamun aleyküm, Allah gecenize hayır etsin inşâAllah, Selamun aleyküm, gündüzdenize hayırlı eylesin, gayrınızın yanında hayırlı eylesin inşâAllah. Nasıl âşık kulumuz, bunu sevmenin yolu deriz. O iman edenler ki Allah onları sever, Allah da onları sever. Âşıklığın ilgilendiren tarafı, yani kulum tarafı var, aşıklığın bir de Allah'ın hakkın dairesinde olan tarafı var. Eğer birer taraf konacaksa, meselenin anlaşılması için.
Kulu ilgilendiren taraf, kul farzları yerine getirmekse Allah'a en sevimli ameli işlemiş olur. Farzları yerine getirmek sadece ibadet noktasında değil. Haramlardan uzak durmak, ibadetleri yerine getirmek bu işin temel noktasıdır. Bir kimse farz ibadetlerini yerine getirecek. Namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetlerle alakalı farziyetini yerine getirecek.
Öbür kısmı haramlardan uzak duracak. Günah-ı kebali bulan bütün hallerden kendini uzaklaştıracak. Bütün dünya üzerindeki günah-ı kebalilerin en büyük bölümünü dil işler. Genelde suhiler için, Allah'ı sevenler için içki içmek, kumar oynamak, zina etmek gibi haller uzaktır. Allah muhafaza eylesin. Ama diliyle işlenen günah-ı kebaliler insanların başına musallat olur.
O yüzden özellikle diliyle işlenen günah-ı kebalilerden uzak olacak o kimse. Bunun başında bilbet, dedikodu, iftira, insanların arasında laf taşıyıp getirmek, götürmek. Bu kul o şeyleri yaparsa, nafilelerle de Allah'a yaklaşır. Nafileler, insanın gücünün yettiğince faydalı olmasıdır. Gücünün yettiğince insanlara, gücünün yettiğince insanlara ön ayak olması, insanlara Allah rızası için hizmet etmesidir.
Gücünün yettiğince insanlardan gelecek olan zararların, insanlardan gelecek olan eziyetlere kaptanmasıdır. Bunu nafile olarak, kendinizi bunu nafile olarak tuturun. Muhakkak ki nafile oruç tutulacak, nafile zikir yapılacak, nafile namaz kılınacak. Ama önemli olan buradaki nafile, ibadet olarak insanlara yardımcı olma, insanlara elini uzatma, insanları görüp gözetme, insanları koruyup kollama, Allah adına, Allah için yapma.
Karşındaki kimsenin size temannasını beklemeden, karşıdaki kimsenin size teşekkürünü beklemeden, karşıdaki kimsenin size bu noktada eğilmesini beklemeden, insanların arasında Allah'ın eli olmak, Allah'ın gözü olmak, Allah'ın kulağı olmak, Allah'ın ayağı olmak. Nafilenin en güzel tarafı bu. Kul bunları yapacak ki, ve hadisi kudüsü devam ediyor. Allah onu sever. Kul diyor bunları yapar, Allah'ı sever, Allah onu sever. Bakın burada farzları yerine getiremezse, günah-i keballerden uzak durmazsa, nafilelerle Allah'a yaklaşmazsa, Allah'ı sevemiyor kulu. Bunun akabinde diyor ki, Allah'ı sever kulu. Yani farz ibadetlerini yerine getirecek, günah-i keballerden uzak duracak, nafilelerle Allah'a yaklaşacak.
Ve diyor ki, o Allah'ı sever, kulun içindeki Allah sevgisi o zaman tecelli edecek, o zaman meydana çıkacak. Ve ondan sonra diyor ki, Allah da onu sever. Allah da onu seven, sevince gören, gözü duyan kullar denilen hadisi kudüsünün devamiyeti var. Şimdi burada, Allah'a nasıl aşık olunur? Allah'a aşık olmanın yolu bu. Bizim bildiğimiz bu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bize naklettiği bu. Onun naklettiği Allah'ın nakletmesi. Kulun farzları yerine getirmezse, günah-i keballerden uzak durmazsa, gerçek manada Allah sevgisi onun kalbinde neşr-i neva bulmayacak. Ama o kimse bize Allah'ın sevdiğini söyleyecek. O kimse dahakine Allah'ın sevdiğini de söyleyecek.
Biz ona asla yalancısın demeyeceğiz. Ama o sevginin tecelliyatı olmayacak. Önemli olan bir şeyi söylerken onun tecelliyatının olması. Bir kimse çok seviyormuş, sevdiği için karısını yolda bırakmış. Karısını çok seviyormuş, o yüzden gözünü şişirmiş. Kadın adamı çok seviyormuş, o yüzden ağzına geleni söylemiş. Arkadaş arkadaşı çok seviyormuş, o yüzden küsler.
Sevginin tecelliyatı bu değil. Sevginin tecelliyatı bu değil. O zaman sevginin tecelliyatı sevdiğinin izinden gitmek. Sevdiğinin yolundan gitmek. Onun emrini yerine getirmek. Allah bizi onlardan eylesin. Hangi bir yerde bulunduğumuz para veya değerli eşya almak haram mıdır? Veya ihtiyacın var sonra ihtiyacın bir şey kullansam olur mu? Sonsuz saygılarımla da yok. Buluntuların hükmü bellidir. O bulunduğu paraysa, söz konusu olan ziynet eşyasıysa, onu bunların kimsenin kullanması uygun değil. Onunla alakalı hüküm var. Belli bir ay elde muhafaza edilecek, herkese ilan edilecek, böyle bir şey bulundu diye. Ondan sonra hala da o gelen olmazsa, bunu mesela işte o kimse, bey tüm mahalle verebilir, veyahut da fakir fukaraya verebilir ama, normalde o kimsenin uyumluluğu beklenilmesi lazım.
Bayanların seyahati hakkında bilgi verir misiniz, şehir dışındaki programlara katılan bayanlar için, aslında sizin uygun görmediğiniz söyleniyor, bilgiler verirseniz sevinir. Bayanın seyahatiyle alakalı Hanefilerin fetvası var. Hanefiler fetvalarında demişler ki, üç günlük yola, yani bu da işte, seksen dört kilometreye falan tekabül ediyor, hesaplamalara göre.
Seksen dört kilometre yola, yoldan fazlasına, seksen kilometreden fazlasına değil, yanında mahrum olmadan gidilmesi caiz değildir demiş Hanefiler. Hanefiler bu noktada, bunu kendilerini ölçü olarak almışlar, ve seksen kilometreden ilgilerini caiz görmemişler. Şafi'yi uleması, Maliki Hanbeli uleması, bunu böyle görmemiş.
Onlar yol güvenliyse, Şafiler böyle demişler, kırk tane mümin kimse var ise burada, o kadının orada yolculuk yapmasında bir beis yok demiş. Zannediyorum yalan olmasını karıştırmış olmayabilir. Hameliler sadece yol güvenliğini aramışlar. Öyle aklımda kaldı. Ama sonuçta, üç imam, ittifak etmişler.
Yol güvenliği ve onların arasında, yani gidecek olan kadının etrafında, mümin insanlar var ise, bunu da bir beis görmemişler. Şimdi, ulema, bir meselede sıkıntıya tara düştüğünde, insanların dini yaşamalarına, veya o sıkıntıyı kaldırmaları için, başka mezheplere teveccüh etmişler.
Başka mezheplerin, bu noktada, varsa ümmetin kolaylaştırıcı bir tarafı, o tarafa doğru teveccüh etmişler. Bundan, özür dilerim, hakkınızı helal ettim. Ama ümmetin o noktada, bir sıkıntısı söz konusu olduğunda teveccüh etmişler. Diş dolgusu, diş takması gibi, dişi kaplatmak gibi. El ihtiyarda, İmam-ı Azam Adretleri'nin diş dolgusuna ve kaplamasına fetva vermediğini iddia etseler de, el ihtiyarda böyle bir şey var. Diyor ki, İmam-ı Azam Adretleri bu fetvasından son zamanında dönmüştü. Tavumun dönüp dönmemesi önemli değil. Nasıl diş dolgusunda, Hanefi uleması, ittifak edip, diş dolguyu ve kaplamayı caiz gördüyse, örnek, veyahut da, haber alınamayan adamın, karısının boşanması, mirasına el konmasını, nasıl şafiye göre, fetva verdilerse, Hanefiler.
Mesela bir adamdan haber alınmazsa, kadının haber alıncaya kadar, yaşıtlarını haber alıncaya kadar beklemesi gerekir. Nikahı düşmez, Hanefi'ye göre. Hanefi'ye göre normalde bir kadının kocası kayıp olmuş olsa, hiç haber alınmamış olsa, bir rivayette kırk yıl, bazı Hanefi imamları demiş ki, yaşıtları övründe, kırk yıl oldu. Mesela diyelim ki, bir adam kayboldu, ses seda yok, işte adam, yetmiş yaşında arkadaşı veya altmış yaşında bir arkadaşı, eceliyle vefat etti, kadın o zaman gidecek mahkemeye müracaat edecek, diyecek ki, kocamın yaşıtlarından birisi öldü, benim talakımı boşa çıkarın, mirasını da verin, diyecek. O zaman talakı boşa çıkacak, mirasını da, İslam sistemi onun mirasını paylaştıracak.
Osmanlı uleması mesela bu meselede tıkanmış bir müddet sonra. Tıkanınca bakmışlar Şafii fıkhında dört yıl. Şafii fıkhında dört yıl olunca, bu daha iyi kullanabilmiş olmuş. Ve multeka terzimesinde mesela bununla alakalı dört yıl bekleneceğini, dört yıl hayır haber alınmazsa, soruşturulunda sorulduğunda nerede yaşadığı belli olmazsa, o zaman nikahının boş olacağını, ve ondan sonra mirasının da paylaşılacağını hükmedik. Dört yıl haber gelmezse, sağ olduğuna dair bir işaret gelmezse, mirasını da paylaşılır. Bunun gibi, nasıl zorunluluk, zorluk söz konusu olduğunda, ulema, Şafii Maliki, Hanbali ulemasına müracaat edip, oradan dinin yaşanabilirdiğine, bir kolaylaştırılmasına, bir kaparlı insanların önlerine koydularsa, aynı bu şekilde de bu zamanda, normalde yol güvenliği var ise, mesela Irak'a gideceğim dese, bir kimse müsaade edemezsin.
Neden yol güvenliği yok Irak'ta? Veya Suriye'de yol güvenliği yok, Bülkan'da yol güvenliği yok, Filistin'de yol güvenliği yok, İsrail'de yol güvenliği yok, Afganistan'da yol güvenliği yok, Pakistan'ın bir kısmında yol güvenliği yok. Orada bir kadın dese ki, ben yanımda mahremim olmadan, yolculuk yapabilir miyim? Yol güvenliği olmadığından, oralara fetva verilmez. Ama yol güvenliği var ise, örneğin işte buradan İstanbul'a gitmek gibi, veya buradan İzmir'e gitmek, buradan Ankara'ya gitmek gibi, Türkiye'nin belli bölümünde yol güvenliği var, büyük bir bölümünde, yüzde doksan beşinde yol güvenliği var. Yol güvenliği tehlike olan, Hakkari, Şırnak onlarıdır herhalde işte. Yol güvenliği açısından sıkıntılı olan.
Ama öbür türlü Türkiye'nin yüzde doksan beşinde yol güvenliği diye bir söz konusu değil. Orada da gündüzleri de söz konusu değil Allah-u Alem. Herhalde bir tek geceleri, bazı günler bir güvensizlik söz konusu oluyor. Ama geri kalan hiçbir yerde, yol güvenliği açısından bir sıkıntı yok. O zaman bir kimse işte böyle yanımda mümin insanlar var ise, yol güvenliği de var ise, o zaman o yolculuk Şafi'ye göre cahil olur. Benim bu noktada böyle çok işte bunu yok kabul ediyor, yok kabul ediyor diyeyim de söylentilerle amel edeceğinize, bak ne güzel sormuşlar, soraraktan amel edebilirsiniz. Ben bir kimseye sen zorunluluk olmadıktan sonra sen Şafi'ye uyu git demem ben. Gitme de demem. Bir kimse gitmek istiyorsa, bu noktada fetva var bu Şafi'yi maliki amel ülemasından var.
Bir kimse gitmek istiyorsa ben ona bir şey söylemem. Benim birisine söyleyecek ol bu şey bir şey haram ise, ona derim ki bu haram bunu yapma. Bunu açık ve net bir şekilde altını çizerekten söylüyorum. Bir şey haram ise, haram olan bir şey bir kimse derim ki bunu yapma bu haram. Haram değil ise ben ona derim ki sen bilirsin. Bakın ben ona derim ki sen bilirsin. Niçin? Ya kardeşim haram değilse o kimse kendine göre hareket edecek. Kendine göre davranacak. Benim bir şeyi haram olmayan bir şeyi yasaklama hakkım olmuş olsa dahi, bu normalde şahsa yönelik bir şey olur. Umuma yönelik olmaz. Bunun örneğini, Hz. Ali Efendimiz, radıyallahu anh Hazretlerine, Süfyan'ın kızını teklif etmişler.
Bunu evlen, bununla evlen diye. Ve Hz. Ali Efendimiz kabul edecekmiş gibi durmuş. Biraz yumuşak durmuş bu meselede. Bunu duyunca Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, hızla mescide girip, ben de Fatıma ölmedikçe asla olmaz demiş. Hz. Ali Efendimiz'i bu noktada tabiri caizseye saklamış. Bu bir kimsenin, bir üstadın veya bir âlimin, bir büyüğün, babanın, baba hükmünde bir kimsenin, baba evladına da bunu yapabilir.
Bir âlim talebesini yapabilir bu. Bir üstad, müridine yapabilir bu. Bu o mesele caiz olmuş olsa dahi, sen bunu yapma diyebilir. Bu ama ikiliydir bu mesele. E cemaate de bir şey söyleyebilir. Eyvallah söyleyebilir bu noktada bir sıkıntı yok. Ama genel olarak benim tarzım, şahse yönelik bir şey varsa ben bunu söylerim. Ama öbür türlü, genel olarak bunlar rahatsızın. Veya bunu yapmayayım demem. O yüzden bir kadının, veya bizim bayan dervişlerinin, o yüzden yolculuk yapmalarına bu noktada, bu dairede yolculuk yapmalarına bir sıkıntı yok. Bu soruyu böyle okumak istemezdim ama böyle yazmışlar. Bu benim tarzım değil, hakkınızı helal edin.
Bir köpek bile bir kapı önünde ilim öğrenilmiş, bizler, insanız bize engel olan nedir demiş. Bu manada anlatırsanız sevinirim. Kardeşler, ne acahid olan Muhammed'e Resulullah diye bir kimse kendini bu manada görmesin. Kendini bu kadar da küçültmesin. O yüzden bu dil bize uygun bir dil değil. Kapında köpeğin olayım, kapıda köpek olayım. Yok benim nefsim köpek gibi, it gibi. Yok ben köpekim. Veya kapıda köpek bile ilim öğrenilmiş. Biz bunlardan biraz böyle, biz neyiz dediğinde, yani köpekten daha aşağıya görmüş oluyor insan kendini. Cenab-ı Hak insanı halife yaptı. Evet insan haylandan daha aşağıya mahluk olur, imandan çıkar. imandan çıkmasıyla yetmez.
Bütün ahlaki ölçüleri, daireleri yok görün. O zaman o kimse haymandan daha aşağıya mahluk olur. Köpek ondan iyi olur. Bu aile mesela. Ama la la illallah Muhammed'e Resulullah diyen bir kimse, inşallah bu noktada değildir. Bütün erkek diyor ki, elhamdülillah Müslümanımız. Bunu diyen bir kimse tam manasıyla Müslüman mıdır? Biz kim, la ilahi illallah Muhammed'e Resulullah derse, biz onu mümin, Müslüman olarak görürüz. Tam manasıyla Müslüman mıdır, değil midir? O Allah'la bunun arasındaki bir mesele. Sakın kimsenin tam Müslüman olup olmadığıyla alakalı, bu mevzuların içerisinde kimse girmesin. O Allah'la kurdaki kardeşlerin hangisini biz şimdi yargılarız, tam Müslüman mı, değil mi diye.
Hepsi de koşa koşa Allah'ın zikrine gelmiş. Bizim elimizde bir işaret, aleti yok ki, onun üzerine aleti koyalım, tam mümin olup olmadığını, tam Müslüman olup olmadığını ölçelim. Bu bizim için uygun değil. Hani sahabenin birisi, kafiri altına almış, kafir de, müşrik de, eşedü, elahi illallah ve eşedü, muhammed'in abdurur ve Resulü demiş. Ama o sahabe, o kimseyi katletmiş. Bunu Hz. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne nakledilince, Hz. Peygamber Efendimiz, kalbini mi açıp yardımda baktın, kalbini mi yardım baktın, kalbini mi yardım baktın diye, üç sefer bunu böyle hayıflanarak, üzülerek de söylüyoruz. O zaman birisinin imanını veya imansızlığını, tam Müslüman olup olmadığını ölçsek kimse biz değiliz.
Biz kimle alayla olanı da Resulullah derse onu kardeş biliriz. Onu Müslüman biliriz. İnsanların günahları olur, kusurları olur, hatalar olur, eksiklikleri, noksanlıklar olur. Hepimiz insandır. Hepimizin eksikliği ve noksanlığı olacaktır. Yanı başımızdaki kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın, aynı dergâhta olan bütün abilerimizin, ablolarımızın, kardeşlerimizin eksiklikleri ve noksanlıkları olacaktır. Onların hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini yüzüne vurmak, onların hatalarını, kusurlarını arkadan konuşmak, onların hata ve kusurlarını büyütmek, mümince bir davranış değildir. O yüzden biz, kendimiz ve kendi kardeşlerimizin ve etrafımızdaki insanların, ne kadar Müslüman ve dindarlığını sorgularken, farkında değiliz, biz Müslümanlıktan ve dindarlıktan uzaklaşıyoruz.
Müslümanın ne kadar Müslüman olup olmadığını sorgulamaktansa, kendi nefsimizin hangi noktada olduğunu sorgulamak bizim için yol kaidesidir. Etrafımızdaki insanlara çemkirip, etrafımızdaki insanların hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini, yüzlerini hurmaktansa, kendi nefsimizin eksikliklerini ve noksanlıklarını araştırıp bulup, bizi nereden aldattı, bizi nereden kandıdı, bizi nereden alt etti deyip, ona bakıp, tövbeyi etmektir yol kaideniz.
Eğer bir kardeşinizin hatasını, kusurunu, eksikliğini, yanlışlığını, bir başkasına anlatıyorsanız, o kardeşinize hainlik ettiniz. Bir arkadaşınızın bu noktadaki eksikliğini ve noksanlığını tekrar söylüyoruz. Başka bir kardeşe anlattıysanız, söylediyseniz, siz o kardeşinize hainlik yaptınız. O kardeşinize dürüstçe davranmadınız. O kardeşinize yanlış davranmadınız. O kardeşinizle helalaşın. O kardeşinizden özür dileyin. Ve bir daha böyle bir şey yapmayın. Ümmeti yıkan şey, perdeleri ve duvarların ve kapalı kapıların ardında, Müslümanların aleyhinde konuşmaktır. Dergahları yıkan dağıtan, cemaatleri yıkan dağıtan, evleri yıkan dağıtan, memleketleri, devletleri yıkan dağıtan, fitne, dedikodu, kıyık, izdira, suizam, mühtandır.
O adam yemiştir ya, yapmıştır o. Gözünle gördün mü? Yok. Kulağınla duydun mu? Yok. Şahidin var mı? Yok. O senin üzerinde tencerede etmeden ölmeyeceksin. Hadis-i Şerif. Benim ne kadar altınım olduğunu bilmediğim gibi. Benim ne kadar altınım olduğunu bilmiyormuşum. Geldiğimden söylüyorlar, dolu söylüyorlar, bilmiyor muydur. Neredeyse alıp getirin. Ne kadar altınım olduğunu bilmiyom ben deriz mi? Neredeyse toparlayıp alıp gelin, bildiklerinizi getirin. Maden var benim, alıp getirin bildiklerinizi. Bunun gibi, benim ne kadar evimin olduğunu bilmediğim gibi. Alıp getirin şu evlerden birini sahteyim, yiyeyim diyorum ben çatır çatır. Benim neyin ne kadar olduğunu ben bilmiyorum.
Salakım ya, emdesilim ya. Ama iyi ama, ya şöyle şöyle yapıyor ya. Seviyorum arkadaşı ben aslında. Dinleyen de, söyleyen de, hainlik yaptı. Hainlik yaptı ortaya.
Arkadaşını severim aslında da ama işte şöyle de ne sevgi ya. Sevdiğinden adamı ettin üstüne. Kendi üstüne ettin. Bir hizmete ettin. Bir davaya ettin. O yüzden insanların ne kadar dindar, ne kadar Müslüman, ne kadar inanmış, ne kadar takva, ne kadar yaşıyor. Bırakalım bunları. Nefsimize bakalım. Biz ne yaptık? Biz ne ettik? Neyi yapabilirdik de yapmadık? Neyi yapabilirdik de yapmadık biz?
Biz hangi noktada durabilirdik de durmadık. Allah muhafaza eylesin. Sevginin delil istediğini ve ispat istediğini uygulamışlığını, bizler ne yaparak sevgimizi hep delillendirebiliriz? Tövbeden, zikirden, ibadetten, tövbeden, zikirden, ibadetten ve insanlara iyilik yapmaktan geri durmayın. Dört şey üzerinizde bulunsun.
Tövbe etmek, zikretmek, farz ibadetleri yerine getirmek, insanlara karşı hayır-hah olmak, insanlara iyilik yapmak. Bu dört şey üzerinizde bulunsun. Bu dört şey üzerinizde bulunursa, inşallah yolunuz doğru olur. Sizin yanınızdakiler tükenir, Allah'ın yanında olanlar vakidir. Bu ayeti kerimede Allah'ın bize anlatması gereken sözün hikmeti nedir? Allah'ın bize anlattığı değil. Sözün hikmeti nedir? E bizim yanımızda her ne var ise sayılıdır, tükenir. Allah da sayısız. Bizde her ne var ise zamanı vardır. Vakti, saati bellidir, dakikası bellidir, adeti bellidir. Allah'ta hiçbir şey, adı değil, saati, dakikası bu noktada nam-i tanayi açık.
Tanıdığım bir bayan kardeş dört yıl önce bir evlilik geçirmiş. Bu nikahlandığı kimse süt kardeşiymiş. Uyarılarımıza rağmen nikah kıyıp evlenmişler. Uyarılmalarına rağmen nikah kıyıp evlenmişler. Geçimsizlik de boşanmışlar. Şimdi kadın başkasıyla nikahlanacak. İlk eski eşinin kendisini diyene boşayıp boşamadığını bilmiyor. Bu durumda ne yapılması gerekir? Uzun mesele. Diyanete başlıyoruz. O süt kardeşliğinin oradaki derecesi, imamların kendi aralarında bu noktada ayrılık var. Ne kadar evdiklerine dair. Ama İmam-ı Azam Hazretlerine göre öyle biliyorum herhalde. Üç yılın donu donu, üç ağızın donusu ettiyse süt kardeş olmuş oluyor. Süt kardeş olduysa, süt kardeşin nikahı ebediyen caiz değil.
Ebediyen caiz oldu. Nikah olmadığına göre onların bu noktadaki evlilikleri caiz olmaz. Nikahlar da caiz değil. Ayrıldıkları zaman ayrıca boşanmalarına gerekmez herhalde. Ama iddet beklemeleri gerekir. Yine de bakmak lazım fetvalara. Aklıma gelen bu. Yine de fetvalara bakmak gerek. Tekrar söylüyorum.
Bir kimsenin süt kız kardeşini süt yoluyla haramdır. Hanefi'ye göre üç yudur. Aklımda kalanı söylüyorum. Şafilerde herhalde böyle bir bardak bu, bir kaşık bu bilmiyorum. Şimdi tam aklıma gelmedi. Hanefi'ye göre üç yudur olması lazım. Eğer bu kadar süt ettiyse çocuk süt kardeş oldu. Süt kardeşin süt kardeşi nikahlaması ebediyen yasak, haram.
Süt kardeş süt kardeşle evlendi ise bu evlilik evlilik değil. Bir kimsenin teyzesiyle evlenmesi gibi. Nasıl bir kimse annesinin kız kardeşini, babasının kız kardeşini asla alamıyorsa nasıl kendi kardeşini alamıyorsa, nasıl yeğenini alamıyorsa, ister amcadan ister dayından süt kardeşini de asla nikahlayamaz. Nikah aladığında ben yaptım oldu yok.
O nikah şer'i olarak, dini olarak geçerli değil. Onları zina yapmış hükmüne koyuyor İslam hukuku. Öyle yapınca o kimse boşandım demesi boşanmak da olmadı. Boşanabilmesi için nikahı olması lazım. Nikah kıyılması mümkün olmayan bir kimseye nikah kıymak da olmadığına göre otomatikman onun nikahsız hükmüne geliyor. Otomatikman nikahsız hükmüne girdiği için o kimsenin boşanması söz konusu değil.
O sadece işte iddet bekleyecek. Adam sağ olduğu için işte 3 ay iddet bekleyecek. Ölmüş olsaydı 4 ay iddet bekleyecekti. İdddet bekledikten sonra ancak evlenebilir. Ama bu İslam hukuku olmuş olsa nikahı feshetmek değil, onlar herhalde bekar olduklarından onlara değnek de vururdu. Her ikisi de bekar olarak zina hükmüne sokardı. Zina hükmüne sokunca bekarın zina hükmü zannediyorum 100 değnekti. 100'er değnek vururdu onlara, onlara yürüldü. Onlara evli tutmazdı. O yüzden o meselede onların çok tövbe etmeleri gerekir önce. Çok tövbe etmeleri gerekir. Allah muhafaza eylesin.
Uyarılmalarına rağmen nikah kıyıp evlenmişler. Soru bu. Burada bilmiyormuş değil mi? Uyarılmalarına rağmen nikah kıyıp evlenmişler.
Yani uyarmışlar yapmayın. Siz süt kardeşsiniz. Haram, yasak diye. Allah muhafaza eylesin. Herhalde. Suubilerin azam beslemek için. O maske aldığında tutmak, onun devamında raziyet göstermemek, onunla devamlı mücadele et.
O kimse nefis terbiyesinde kendi içine dönüp, sadece kendi hatalarını, kendi kusurlarıyla ilgilenmesi gerekir. Dervişi yıkan şey, başkasının hatasını, kusurunu araştırıp onunla uğraşmaktır. O dervişi yıkar. O insanı yıkar. O mümini yıkar. O yüzden sufi adabı, kendi nefsine bakın. Kendi nefsinden az razı olmak için. O yüzden kendi nefsinizin, özür dilerim. Kendi nefsinizin üzerinde yoğunlaşın. Kendi nefsinizle mücadele edin. Kendinizle mücadele edin. Humana'dan. Nefsinizin eksikliklerini, noksanlıklarını, kusurlarını görün. Nefsinizin size yaptırdıklarını görün.
Nefsiniz size namaz mı kıldırıyor? Nefsiniz size oruç mu tutturuyor? Nefsiniz size zikir mi yaptırıyor? Nefsiniz size böyle ol ol çok edebli mi göstertiriyor toplum içerisinde? Nefsiniz size çok tatmağı mı gösteriyor toplum içerisinde? Nefsiniz siz yalan söylerken hiç yalan söylemiyormuş gibi mi gösteriyor size? Gıybet ederken nefsiniz size hiç gıybet etmiyormuş gibi mi gösteriyor? Nefsiniz size insanların arasında iyilik yapıyor mu derken, kovuculuk yaptığını mı gösteriyor? Nefsinizi sık eleyip ince dokuz. Nefsinizin oyununa düşmeyin. Nefsinin oyununa düşenler hep alt olurlar. O yüzden her gün tövbe edin. O yüzden uyanık olmak için her gün zikrimizi arttırın. Allah'ı çokça zikredenleri Allah muhafaza eder.
Tövbe edenleri Cenab-ı Hak temizler ve korur. İbadetlerini harfiyen yerine getirenin Cenab-ı Hak küçük günahlarını affeder. Pazartesi oruç tutan, perşembe oruç tutan, ilk pazartesi perşembe aracındaki günahları alt olur. Öğlen namazını kılıp ikindiye niyet edenin ikisinin arasındaki küçük günahları alt bulunur. Her gece tövbe edelim, Cenab-ı Hak her gün temizler, bir ufak eder. Tevhid çeken, Allah'ı çokça zikreden kimsenin Allah kalbine kandil yakar. Kendi nurunu oraya oturtturur, o kimse Allah'ın nuruyla görür. Allah'ın nuruyla konuşur. Allah'ın nuruyla meselenin hakikatini görür. Allah'ın nuruyla hareket eder. O yüzden çokça zikir, çokça tövbe, ibadetleri yerine getirme, insanların arasında hayır hak olmak, o kimseyi muhafaza eder, koru Allah'ın nuruyla.
Ve nefsiyle mücadelesinde kalip olanlardan olur. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden nefsinizi asla yeterli görmeyin. Nefsinizi eksiksiz ve kusursuz görmeyin. Dilinizi muhafaza edin. Dilini muhafaza eden dinini muhafaza eder. Dilini muhafaza etmeyen, dilini muhafaza edemeden kendini de muhafaza eder. Dilini muhafaza eden eşini, çolunu, çocuğunu, aşını, işini muhafaza eder. Dilini muhafaza edemeyen aşını, eşini, çolunu, çocuğunu da muhafaza edemez. Dilini muhafaza edemeyen hiçbir şeyini muhafaza edemez. Dil var ya dil. din insanı helak eder organı. Helak eder insanı. Din insanı padişah da eder, sultan da eder.
Dilimizi muhafaza edin. Kimsenin aleyhinde konuşmayın. Kimseye iyilik yapıyormuş gibi arkasından kusurlarını da söylemeyin. Ben Adnan'ı çok severim ama böyle yapıyor. E gidip Adnan'a de ki kardeş hakkını helal et ya. Din nasihattır. Bunu böyle yapmasan. Kardeşin kardeşin üzerinde tatlı bir şekilde uyarmaya hakkı vardır. Tatlı bir şekilde. Bunu yapana alkışlayalım. Bizim dostumuz odur ki gelir bize. Kardeş bunu böyle yapsak ya. Bizim dostumuzdur o. Adnan Hoca bunu böyle böyle böyle yap diye bir kimse Allah'ın izniyle inşallah böyle akıl verir gibi böyle küs tahçe değil. Böyle tepeden bakaraktan değil. Tatlı tatlı, ilce ince, narin narin. O bizim dostumuzdur. Ama insanların arkasından delik olup eden, kıymet eden, insanların arkasından kovuculuk eden, insanların arkasından kusurlarını söyleyin.
Kusura bakmasın. Kimse kimse dostu değil. Değildir. Allah'ım amaz eylesin. O yüzden sufinin adabı, az razı olmak. Sufinin adabı, nefsinde bu noktada nefsinin haddini, hududunu bildirmek. Eğer öyle olursa nefis mücadelesi olur. Öyle olmazsa o nefis mücadelesi olmaz. O sufilik yolu da olmaz. O tarikat yolu da hakikat yolu da olmaz. O olsa olsa şeytan yolu olur. Allah bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak delalette olanlardan eylemesin. Hidayetiyle hidayet vermesin. Nuriyle nulandırsın. Kalbimizde muhabbetullahını yerleştesin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi