Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 31 Ağustos 2012 · 50:40
Aşkı söyle, kevnete başar eylerim, evvâyım, sensin cihânı ney? Aşka düşen berbateyim, sensin cihânı ney? Aşka düşen berbateyim, sensin cihânı ney? Aşka düşen berbateyim, sensin cihânı ney? Aşka düşen berbateyim, sensin cihânına, seyyidine ve evrâbilenem. Allah gecenize eylesin.
Kortuklarınızda bir muhafaza eylesin. Kortuklarınızda bir muhafaza eylesin. Kortuklarınızda bir müdürlük beraberlikler. Sistemi var. Şeye tabi olmak çok önemli.
Mahkeplik, imamlık, çavuşluk, kosneşlik gibi. Bu hiyerarşik noktadaki kardeşlerinin konulu olmaları. Onlara ellerinin altındaki diğer vermişlere gereklik gereksiz tavır takılma, suratına geçirme, azarlama, gereklik gereksiz emirler yardırma, kısıtlamalar getirme veya kartını kırma hakkı verilir. İslam kardeşlik dinidir. Bunun içerisinde bu tıp hiyerarşiler Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin Medine döneminde İslam'ın ilk yayılma noktasında kurmuş olduğu hiyerarşidir.
Bu hiyerarşi sonradan Sufilerce hedef ve ağlat Sufiler kendi hiyerarşilerini bu noktada tanzim etmişler. Nakib sözü Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin döneminde nakiplik söz ve hiyerarşi olarak döneminde kurulmuş olan bir sistem.
Hz. Peygamber yeni Müslüman olmuş kavimlere, köylere, yeni Müslüman olmuş topluluklara birer nakib atardı. o atadırı nakib oradaki Müslümanların dertlerine, çilesine, sıkıntısına, problemine, dini öğrenmesine, dini yaşanmasına, orada dinin yayılmasına bakar vazifeleri olarak. ve aylık rapor düzenler. Bu aylık raporlarını Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin tayin ettiği nakib-i nügabba adı verilen veya mikabba derilen nakiblerin üstündeki hiyerarşik olarak kimseye getirirler. Aylık onlardan alınan raporları o nakib-i nügabba olarak kimse Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerine iletirdi.
Sufiler bu hiyerarşiyi kendilerine ölçe etmişler. Aslında hiyerarşinin içerisinde hadis-i şeriflerde çavuş olarak bir isim göremezsiniz. Ama on kişilik bir seriyenin başına on kişilik seriyenin başına Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin birisini tayin ederdi. Veyahut da üç kişi bir yere yolculuğa çıkacaksa birisini imam seçerdi. Hatta iki kişi yolculuğa çıkacaksa o iki kişiden birisi imam olurdu. Bu hiyerarşi böylece geliştirildi. ve bu sufilerin içerisinde bu atap, edep olarak kondu.
Sufi üstadına bağlıdır. Ama dergahın ve sistemin işleyişinde o çarkın içerisinde nakip, nükapar, imam bulunur. mevlevilikte post sinist üstaddır. Bir kişidir post sinist. İkinci bir post sinist yoktur. Ama post sinist vazifesini yerine getiren insanlar olur. bunu da normalde dergah adabı noktasında ben postun yalnız tek bir şekilde atılmasına çok uygun görmediğimden kardeşlerinin içerisinde post sinist atadık. Yani dedik ki post sinist olarak yaşlı, ihtiyar, dergahın adabını erkanlım ve kimseler post sinist olarak arkadaşlar oradan sema programında bulunsun istedik.
Yoksa post sinist bu manada dergahın üstadıdır. Mevlevilik kültüründe. Nakimlik ise veya mükaffalık ise yine dergah kültüründe işte bir bölgenin hizmetini yerine getiren kimse, bir bölgenin işte komple bir bölgeye bakan kimse mükaffa olmuş olur. Bir yetişirse üstadın dört tane mükaffası en az en az dört tane nakibi işte değişik yerlerde çavuşları zafirleri her şey olur. En az işte halife yetişirse dört tane halifesi olur, dört tane nakimlik ambas olur diye sınırlamışlar ama bu fazla da olur. Bundan bir sıkıntı yok.
bu kardeşlerim imam da dergahın içerisindeki en oldun en yaşlı dergahın adamını erkanını bilen kimse imamdır. İmam bu manada hani büyük millet meclisi başkanı gibidir. cumhurbaşkanı olmayınca cumhurbaşkanına vekaleten imam bakıyor ya imam o da imamdır. nadir mügaffah imam olan kardeşler kardeşlerin babaları hükmünde davranırlar. Buradaki ölçü onlara hizmet etmektir. Onların eksiklerini örtmek onların sıkıntılarını gidermek onların problemlerini çözmek onların bu manada daha iyi bir standartta derviş onlarının daha iyi bir standartta vazife görmelerini sağlamaktır.
Onlara bağırmak, çağırmak, hakaret etmek, tuhaf yasaklar koymak, tuhaf davranışlar bulunmak değildir vazifelerin. O yüzden hele bizde sistem gönüllülük esasına dayalıdır. Bizde sistem zorunluluk esasına dayalı değildir. Tarikatlarda sistem zorunluluk esasına sufi topluluklarında sistem gönüllülük esasına dayalıdır. Bizdeki sistem gönüllülüktür. Bir kimse mecbur değil bizde semaatine, bir kimse mecbur değil bizde ilahi söylemeye. her tarafta bendir vurmaya.
Mecbur değil. Veya Adnan mecbur değil, Hüseyin mecbur değil, Erkan mecbur değil, Halit mecbur değil. Burada hiç kimse, hiçbir şeye mecbur değil. Bizde gönüllülük esası önden. Bir kimse gelmeyecek, gelmeyecek. Ya neden gelmiyor? Ya gelmez, gönüllülük esası gelmez, işi vardır, yapmak istemiyordun, yapmıyordun. Biz yapalım oluruz. Ne diyorsun mesela? İşte yukarıda tek kebe pilav dağıtılacak, su dağıtılacak, çay dağıtılacak. Hizmet etmek isteyen kardeşler isimlerini aldırsınlar. Arkadaşlar ilan ediyorlar.
Mıdrıf'a arkadaşlar Mıdrıf'ta görev olmak isteyen arkadaşlar isimlerini aldırsınlar. Ama gönüllülük kardeşler oranın da disiplinine ve hiyerarşisine uymak zorunda. Ben gönüllüyüm kardeşim, Hüseyin ağabey, sen neysin ya, ben seni dinlemek zorunda değilim, deme noktasında da değil. Ben gönüllü gergin kardeşim, ben şimdi Tahsin ağabey, seni dinlemek zorunda değilim. Üstad dedi ki, gönüllülük esası bizde geçerli, o yüzden sen bana karışım olsun. Öyle bir şey de değil bu. Nasıl öyle bir şey değil? Kardeş, Gönüllülük esası. Sen burada ilahi söyleyecek misin? Evet. Sen burada ilahi söyleyeceksen, buradaki hiyerarşiye uyman lazım.
Buranın hiyerarşisinin talimi var, haftanın üç günü. veya talim yapmaya fırsat yok, biz programdan programı köstürüyoruz, sen bu programların içerisinde talibini de tamamlayacaksın. İşte Sema'nın belli bir usulü kaidesi var, usulü kaidesi uyulacak ona. Ya ben burada gönüllü Sema ediyorum, ben işte böyle deyim de tersine dönerim. Böyle bir şey yok. Veyahut da ben gönüllülük hesabı ya, ee, bugün program var, sıram var senin, ben gelmiyorum ya. gönüllülük hesası değil mi? Bu da yok bunun içerisinde. Böyle deyim. Disiplinsizdir farklı bir şey, o disipline gönül vermek farklı bir şey. Gönül vereceksen, o disipline de gönül vereceksin.
Ama bu arkadaşlar disipline gönül verdi deyip de, onların başındaki kardeşlerin sorumluları onlara zulmetmeye hakkıdır. Bu benim nefret ettiğim şeydir. birine bağırılması, çen kırılması, kızılması, ona böyle işte surat asılması, ona takaza yapılması. Buna hakkı yok kimsenin. Kimsenin hakkı yok. Kim zulmederse Allah'ın zulmedenden intikamını alır. Kimsenin zulmetmeye hakkı yok. Ben bazen bayan kardeşlerden birkaçına söyledim, erkeklerden de birkaçına söyledim. Dedim ki, onu kendi kızın gibi gör. senin kızına böyle davranılmasını ister misin?
Senin evladına böyle davranılmasını ister misin? Bir arkadaşın birisi, genç, semaden, çocuklardan birisinin kolunu sıkmış. Kolunu sıkınca da çocuğun kolu incinmiş. Çekintisinden hiç kimseye bir şey dememiş. Evinde gitmiş, ağlamış. Ağlarken annesi de bunu zorlamış, biraz anlattırmış. Annesine demiş ki, annem buna hiç kimsenin haber olmasın. Gece saat iki kadın beni aradı. Bunu söylemek istemezdi. Dedim ki, semazen abileri veya oradaki büyükleri yapmamıştı bunu dedim ben. Çocuğa sordular, evet onlardan yapan değil. Dışarıdan bizim derviş kardeşlerden birisi yaptı.
Çocuğu özellikle dedim, ertesi gün dükkana getirin bana. Dükkana getirdi kadın. Dedim, özellikle söyledim. Dedim, bana söyle. Hiçbir şey yapmayacağım o kardeşe dedi. Dedi, yok derviş semazenlerden ve oradaki abilerden değindi, başka dergahtan abiyi dedi. İçim parçalandı ben. İçim parçalandı. Dedim, İçim parçalanık zaten. Her Gelibolu'ya gidişimde, her İzmir'e gidişimde o on yaşındaki çocukları görüyor, benim içim parçalanıyor. on yaşında çocuk, on iki yaşında. Kaç yaşında çocuklar değil, küçük? Kaç? Yedi yaşında. Gelibolu'da kaç yaşında, kimin de kaç yaşında çocuklar?
Gelibolu'da vali çocuklara soruyor, kendi isteğinizle mi geliyorsunuz, gönüllü mü geliyorsunuz diye. Küçücük çocuklar çünkü. Duydunuz mu orada soruyor? Vali soruyor çocuklara. Hani zorla mı götürdünüz? Kendi isteğinizle mi verdiniz? Vali teker teker hepsini de kutladı. Ben o çocukları gördüğüm zaman kendimce, Allah biliyor ya içimdekini. Ya içim parçalanıyor benim. Büyükler yapmaz. Büyüklerin kaçacak, gidecek yerleri çok. Büyüklerin işi var, aşı var, eşi var, sevgilisi var, akrabası var, dayısı var, amcası var, kendi çocukları var, kendi torunları var. Büyüklerin o kadar her şeyi var ki, çocukların yok.
Sıkan, o çocuğun kolunu inciteni görmüyorum zaten. Tarif etti çocuk benim, ben bilmiyorum da kimseyi. Öğrenmek istemedim sana daha. O çocuğun kolunu sıkan, zannetmiyorum ben Allah katında o bir, bir şeye uğramasın. Yok. Uhud savaşına katılan, 12-13 yaşında, 12-13 yaşında Uhud savaşına katılan o çocuklar, ne kadar kutsal ve mukaddesse, kuranlara giden o çocuklar o kadar kutsal ve mukaddes.
O yüzden çavuş kardeşler, nakip dukaplar kardeşler, tekkede çalışanlar, bunu da çalışanlar, Allah için hizmet edenler. Yüzünüzü, yüzünüzü astığınız, derviş kardeşiniz, Allah'ın yüzü. Eşitiyorsanız, şuraya gelen birisine tepeden bakıyorsanız, şuraya gelen bir kimseye kibirini davranıyorsanız, bilin ki kalbinizde merhamet, şefkat yok sizin.
Bilin ki kalbinizde Allah sevgisi yok, bilin ki kalbinizde Resulullah sallallahu ve sellem adetlerini, sevgisi yok. Yok. O yüzden bütün kardeşler, kardeşlik yolunu tesis edecekler. Bu vazife büyüklere düşüyor. Bu vazife eski dervişlere düşüyor. Bu vazife büyük abilere düşüyor. Bu vazife herkese düşüyor. Kadının birisi bana diyor ki, biz diyor camide hocaya gidiyorduk. Camiyeye gittiğimiz hoca diyor, benim kulağımı çekti. Bana diyor, bir tokat vurdu. Benim diyor, Kur'an öğrenmemine sebep oldu. Ben bir daha camiye giderim diyor. Ben diyor, hala daha camiye giderken diyor, ve ben Kur'an-ı Kerim'i diyor, camide kocalar vermedim.
Sonradan diyor, büyüyünce, bizim diyor, üst komşusun, alt komşusun vardı. Ben ona rica ettim diyor. Ben ona söyledim. O ricasın da diyor, ben Kur'an-ı Kerim'i tekrar diyor, ondan da öğrendim diyor. Sizin yaptığınız küçücük bir şey, kimsenin dervişliğine sebep oluyor. Diyeceksiniz ki, hiç kimse hatasın, hepimizin hatası. Hepimizin yanlışlıkları var, hepimizin eksiklikleri var, hepimizin aykırı davranışları var. Hepimizin birbirimize karşı bir şeyleri vardır. Ama burada önemli olan şu, kardeşin kardeşe yapmaması gereken şeyler var. Yapmayın. Lütfen. Allah rızası için, azalama, bunlar bizim adamımız ve erkanımız değil.
Hizmet. Hz. Peygamber sallallahu ve selam hazretleri sütte atıyordu ümmetine. Dediler ki, geldiler, Kur'an'ın emri kim? Kendisine sordular, benim demedik, ümmetine hizmet ederdi. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e sordular, Kur'an'ın emri kim? Aha dedi, ümmetine hizmet eden kimse. Nakip, ümmet, oradaki derviş kardeşlerine hizmet ederdi. Nükabba, oradaki derviş kardeşlerine hizmet edendir. Nükabba, oradaki derviş kardeşlerine hizmet edendir. Çavuş, oradaki derviş kardeşlerine hizmet edendir. İmam, oradaki derviş kardeşlerine hizmet edendir. Dergahan içerisinde dışarı giden vazifeliler, işte program vazifelisi. Oradaki kardeşlerinize hizmet edeceksiniz.
Açsa doyuracaksınız, uykusuma geldiyse alacağım kucağına uyutacağım. Aç mı? Doyuracağım. Cebinden açacağım, doyuracağım. Uykusu mu geldi? Dedi ki, Adnan abi benim uykum geldi. Yat kuzum kucağıma, uyu. Ben seni başımda taşımaya razıyım. Yap benim kucağıma. İçağı gibi olmaz ama yat kucağıma benim. Aç, doyurun. Aç, doyurun. Yatacak yeri yok, yatırın burada. Aç, doyurun. Geldi, vedevinin birisi mescide işe.
Millet ayaklandı, durun dedi Allah resulü. Gitti, onun işediği yeri yıkadı, temizledi. Bir yerinde süpürge, bir yerinde ıbrık. Ona mescide işenmeyeceğini öğretti. Dedi ki, vedevin, Ya Muhammed, ben bir daha asla mescidlere ve ibadethanelere işemeyeceğim. Sufilik, güzel ahlaktır. Güzel ahlak, küçüğüne şefkatli ve merhametli davranmak, büyüğüne saygılı ve hürmetli davranmaktır.
Küçüklerine sevgi ve merhamet göstermeyen, büyüklerine saygılı davranmayan bizden değildir demiş Allah resulü. Sallallahu aleyhi ve sellem. Veliyullahı ve sufilerin adabıdır. Himmetli olmak. Himmetli olmak ne demektir biliyor musunuz? İnsanlara sevgiyle, saygıyla yardım etmektir. İnsanlara merhametle davranmaktır. İnsanlara el uzatmaktır. Bu sufi adabıdır. Himmetli insan demek odur. Üstadım himmet et demek bana muhabbet et, bana dua et, beni sev, bana şefkat ve merhamet göster. Benim muhafazam için Allah'a yalvar.
Ey Habibim eğer sana gelecek olsalardı, af isteyen, af peygamber bulacaklardı. Himmetli insan olmaktır, sufi adamıdır. Himmetli o insan demek etrafına sevgi, merhamet, şefkat, dua, muhabbet aşılayan insandır. O kimsenin yüzü asılacaksa Allah adına asılır. Allah için yüzünü asar. Onun yüzünde bir sertlik var ise Allah adınadır, Allah içindir. Neyedir? Yanlışadır, eksiyedir, noksanadır, insana değildir. Hele derviş kardeşine hiç değil. Hele derviş kardeşine hiç değil. Dervihan'ın Arda'nın Erkan'ı vardır. Arda'nın Erkan'ın içerisinde herkes hiyerarşisini bilir. Herkes haddini, hududunu bilir.
Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendiler biz böyle Tire'den bir otobüs geldiler Nevşehir'e geri dönüyoruz biz. Nevşehir'den otobüsler. Tireli kardeşlerin otobüslerine binip gidip gelmiyorum hiç. Ben yalnız gidiyorum, yalnız geliyorum. Bu sefer onlar Şeyh Efendi Hazretlerine yalvardılar, yakardılar, sizi de götürelim diye. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi de bana emretti. Biz ikimiz otobüsün önündeyiz, geliyoruz. Tire'den şeye giriyoruz. Neye şehirden? Biz geriye dönüyoruz. Geriye dönerken yolda tabii mola veriyorlar. Yolda mola verilince kadınlar var, çocuklar var, işte adamlar var içeride, gençler var.
Zaten onları yola çıkarırken geziye çıkıyoruz diye yola çıkarmışlar. İşte giderlerken bir Akşehir'e uğramışlar Nasreddin Hoca'ya. Oradan bir Peribacalarına gitmişler. Konya'dan Mevlana'ya gitmişler. Oradan da Şeyh Efendi'yi de araya katmışlar. Öyle söyleyeyim. Ben muhabbeti duydum, içim daraldı, benim seslenmiyorum. Ben o daralıkın naklıkla bindim ben. Ben de arabayı. Şeyh Efendi bin dedi, bindi. Hastalıktır. Benim yanımdaki bir kimse, birisi böyle yan gözle baksa onun gözünü çıkarasın gelir beni. Ben elimi ne yaptım? Ben normalde belki de genç yaşta babasız kalmamın verdiği bir şey. Aileyi koruyacağız, etrafı koruyacağız, ülkücülükten kalma bir şey. Arkadaşları koruyacağız. Hep korumalı geldim ben. Büyüdüm orada.
Birisi benim yanımdakına bir laf söyleyeceğine, yani başka bir şey yapsın. Gitsin kendi kendine, hareketli yapsın yanımdakına laf söyleyeceğine. Ben bakıyorum böyle, arkadaşlar öyle bir davranışlarda bulunuyorlar ki. Kendi içimden diyorum ki, Mustafa Özbağ, sen iyi ki diyorum ben. Asla bunlarla gelip gitmemişim. Bir de laflar var. Filanca, he onun tuvaleti bitmez ya. Fişmanca, ooo şimdi ooo dinlenme yapıyordur. Dinliyorum, yaşım o zaman daha yirmi altı, yirmi yediyim. Yaşım yirmi altı, yirmi yedi ama Cenab-ı Hak bize yol yordam göstermiş. Bir insan beraber geziye gitti, beraber şeyhe, üstada gitti. Kimsenin arkasından laf mı söylen alay mı der?
Çektim ben geriye. Dedim ya içim patlayacak abi. Bu adamların arkasından laf söylüyorsun dedim. İçim dayanmıyor dedim ya. Neden laf söylüyorsun adamların arkasından dedim. O yolculukta patlayacağım ben ya. Yok dayanamayacağım ben. Şeyh efendi vurdu. Oğlum aranızdaki fark ne biliyor musun dedi.
Ne efendim dedim ha. Sen kurt da olsun dedi. Habire topluyorsun dedi. Toz gibi olur. Habire tiftikliyor dedi. Döndü ona. Sen horoz gibisin dedi. Tiftikliyorsun boyuna dedi. Mustafa efendi dedi. Kurt da kurt gibi dedi. Etrafına topluyor dedi. Efendinin vaktinde gelmiyorlardı gitmiyorlardı. Olacak. Oğlum bunların hepsi de olacak dedi. Bunu söylerken şeyh efendinin adını kullanaraktan söylüyorlar. Mustafa ezber dedim. Asla sen bunlarla bir daha gerek gitmem. Yolculuk yapma. Bir daha asla ben onlarla yolculuk yapmadım. Asla. Asla. Otobüsten on kişi eksik. Bayınlardan on kişi alabilirsiniz. Allah razı olsun kardeş.
Bizim buradan gelen yok diyordum ben. Neden? Ya orada birisine bir şey yapacak o benim yanımda. Ben dayanamayacağım diye. Ben dayanamazdım zaten o zaman da. Gençlik vardı o zaman. Şimdi de değişen bir şey yok. Şimdi de dayanamam. Şimdi de birisi gelsin. Bir derviş kardeşe bir laf söylesin. Ah sabım bozulur benim. Ben kendim çiğnerim dedim. Benim mantığım odur. Ben çiğnerim kardeşim çiğnenecekse. Sana ne? Sana ne? Çiğneneceksin çiğnerim ben. O satırdan böyle kıymadan mı geçirilecek? Kendim geçiririm ben. Sana ne? Büyük doğu koyacaksınız. Korucanız. Kanatlarınızı gereceğiniz. Kanadını gelip koruyan büyür. Kanadını gelip kollayan, yediren, içiren, onu muhafaza eden büyür.
Kafanıza hep şunu koyacaksınız. Kanadınız boyunca. Bunu kendinize ölçü edeceksiniz. Erkekler. Eşlerinizi ve çocuklarınızı korumak ve kollamakla yükümlüsünüz. Korumak ve kollamak. Dövmek, çarpmak, sokağa atmaktan yükümlü değilsiniz. Yanınıza gelen herkesi koruyup ve kollayacaksınız. Hayatı böyle yaşayacaksınız.
Koruyup kolladığınız size hata yapacak, siz ona yapmayacaksınız. Koruyup kolladığınız size hançeri vuracak, siz vurmayacaksınız. Siz yenireceksiniz, o sizi aç bırakacak. Siz koşacaksınız onun derdine, o koşmayacak. Siz o hasta olacak, siz onun hastalığını iyi etmek için koşuşturacaksınız, o koşturmayacak. Ona bakmayacaksınız. Eşlerinizi, çocuklarınızı, evlerinizi, yatağınızı, namusunuzu, şerefinizi, haysiyetinizi koruyup ve koruyacaksınız.
Evli olanlar, sen iş gibi davranacaksın. Evli olmayan iş gibi davranacaksınız. Ve kollaman ve kollayanlar ancak yolun sonunu görürler. Eşin yanlışlık yapacak zaman, sen yapmayacaksın. Sen yapmayacaksın.
Sen koruyacaksın, koruyacaksın. Sen koruyacaksın, koruyacaksın. Çocuklarını da geçen birisiyle konuşuyor, o onu reddetmiş. Ne anladın dedim, ne geçti evine. Çocuk geliyor ara sıra benden, akıl alıyor. Ben de çocuğa şöyle davran, böyle yap, şunu yap, bunu yap diyorum ben. Babasını da tanıyorum. Babam şöyle diyor, oğlum sen babanın öyle dediğine bakma. Sen eşine bak, çocuğuna bak, evliliğini kurtar, hayatını kurtar, evini kurtar. Ben babanla konuşurum. Allah babanla beni bir araya denk getirir diyorum. Ben babasından denk geldi, Cenab-ı Hak denk eterdi. Dedim, ya senin oğlana böyle böyle diyordum dedim, Allah denk getirdi seni dedim ben. Ya işte hocam, dur dedim, ben içimdekini bir atayım dedim, yığıverdim üzerine.
Kaldı. Nasıl babasın ya, reddettim oğlumu diyorsun. Neden, hanımından barıştı diyor. Dedim, namusun vardı, şeref mi vardı, haysiyet mi vardı, ne vardı orta yerde? Din muhakkı vermemiş mi bana diyor. Babasın ya, din muhakkı vermemiş mi bana diyor. İyi dedim, öyle algılıyorsan bu hakkı öyle yap. Sen reddettim dedim ben, ne zaman dedi. Gelininde bir nam yok dedi. Şerefsizlik var mı yok, haysiyetsizlik var mı yok, şunu var mı yok, bunu var mı yok, sıraladım ben şimdi. Neyi reddediyorsun dedi. E bizim eski geleneğimize uymuyor, kafaya bak. Dedim, kaldı mı?
Oğluna gelin olarak eski geleneği gösterecek olarak. Herkes hala da, bilmem hangi yaylasıyla yaşıyor. Evin içindeler bunlar, hala da. Bursa, İstanbul, İzmir'e gelmesi önemli değil adamın. Adamın nerede yaşadığı önemli değil, kafasının nerede olduğu önemli. Kadının nerede yaşadığı önemli değil, kafasının nerede olduğu önemli. Senin hangi cemaatle oldun önemli değil, senin kafan nerede o önemli. Senin hangi şeyhe bağlı, senin gönlün nerede o? Senin gönlün nerede o? Senin gönlün nerede gönlü? Hiç. Dedim kardeşim yaylada kaldı orada, mezrada kaldı.
Dokuz kişi bir odanın içerisinde, herkes bir yerde yiyecek, işecek, ondan sonra kayınpeder, kayınvalide kenara çekilecek, gelinler, damatlar, herkes orada koşuşturacaklar. Akşam oldun, herkes bir sığışacak, bir yer bulacak, yatacak orada. Dedim kaç yaşındasın sen? Benden büyüksün, altmış yaşındasın. Sana karı rahatındayım, sana kadın rahatındayım. Gece sen dedim, oronlu uyuyacaksın. Dedim önündeki oğlan yirmi beş yaşında. Sen ne diyor? Yeni evlendirdin, çocuğunun evinde. Yeni evlendirmiş. Kız daha yeni evlenmiş, an daha yeni evlenmiş. Nasıl gidecek orada kalacak?
Kalacağım diyor. Cinselliğe soğuk olan bir kaçın konuşuyor. Herkes soğuk mu olacak? Sen kadın bana dokunmasın diye bin gece ileri gidiyorsundur. Veya adam bana dokunmasın diye bin gece ileri gidiyorsundur. Herkes aynı olacak. Yaylada kalmış. Yaylada, yaylada, yaylada bile değil. Mezrada, mezradan da dik ileride. Çocuklarının hayatını görmüyor insanlar. Çocuklarının hayatını görmüyor. İnsanların yaşamış olduğu hayatı analiz etmiyor. İnsanların geldikleri noktayı analiz etmiyor.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden koruyucu olun. Kapsayıcı olun. Muhafaza edin. Hizmet edin etrafınıza. Etrafınıza hizmet edin. Öyle hizmet edin ki. Öyle müşrik davranın ki. Öyle şefkatli, öyle merhametli davranın ki. Öyle affedinci davranın ki. Herkes sizi abi deyip başına tac etsin. Herkes ya Tahsin abi bir tanedir ya. Başına tac etsin. Hüseyin abi bir tanedir ya. Başına tac etsin. Adnan abi bir tanedir ya başına tac etsin. Erkan abi, Halit abi. Abimiz yap. Başımıza tac etsin. Aç kaldığımda ilk önce ona gitmem lazım dedim. Açıkta kaldığımda ona gitmem lazım. Ben en kimsesiz sandığımda kendimi, benim kimsem olacak birisi lazım bana yapacağım.
Benim abim var ya. Benim x abim var. Ben giderim ona yaslanırım. Abilik, büyüklük, büyüklük. Böyle olacağız inşallah. Şurada cinler hakkında muhabbet vardır. Cinler hakkında bilgi verebilir misiniz? Nerede yaşarlar? İnsanın üstünde hakimiyetleri var mı? İnsana herhangi bir zarar verebilirler mi diye. Bunlarla alakalı etrafta insanlar böyle söylüyorlar. Yok işte boş boş konuşuyorlar bilmeden, görmeden, duymadan. Bu tip muhabbetlere pek kanmayın. Bütün muhabbetlere pek girmeyin. Bu tip muhabbetleri pek yapmayın. Geçen gün bir arkadaşa birisi söylemiş, yolda geçerken bile sana dostlarlar da, yok sana şöyle uğrarlar da, yok seni şöyle sahibi olurlar, her şeyi yaptırdılar da.
Bir tane hadis şerit bulamasını cinliler bir yardımın filanca yere katlettirdi diye. Hadi İslam hukukunda olurdu. Hiçbir fetva kitabında yoktur. Cinli tahisi filanca kimseyi filancayı katlettirdi, o yüzden masumdur diye. Almışlar milleti bunların, bunların üzerinden bir sürü senaryo çizerek de milletin içerisinde korku senaryosu çiziyorlar.
Ondan sonra o kimse bu işleri biliyor o zannediyor, gidiyor onu, biz seni okuruz diyor. Ne kadar? Bir miller. Sana bir muska yapalım diyor. Ne kadar? İki miller. Neden? İşte bilmem nereden özel safran getirdik bunun için yazmak için diyor. Ben onu yazarken İran safranından yazıyorum diyor. İran safranın da gramı bilmem ne kadar şu kadar alalım diyor. Dedim aktar var, aktara bir ilaç yaptırıyorum ben şeker için bir ilaç yaptırıyordum. Dedim ona safran da koy dedim az bir şey. Bana şunu dedi, Hacı abi İran safranı mı olsun dedi, normal safran mı olsun dedi. Bu dedim İran safranını büyücülere, muskacılara satıyorsun değil mi dedim. Ben evet dedim. Ulan dedim ne fark var dedim İran safranı mı, şu safranı mı diye dedim.
Millete fark varmış gibi dedim, bir de pahalı satıyorsunuz mu dedim. Abi abi bunu gerçekten biraz pahalı alıyoruz dedi. Ama o dedi büyücülere dediği kadar da değil dedi. Ne kadar fark var arasında dedi, 5-30 lira fark var dedi. İran safranına yazıyormuş adam, bilmem kaç milyar alıyormuş. Kanmayın. Bu tip muhabbet yapanların arasında durmayın. De ki kardeşim sen hadi cincilerle uğraşsan da yoluna çık etsin de çık git. Çık git. Adam zaten onu konuşan adam cinni taykısını görse, kendisi bir görecek tamam. Yani söyleyeceğim biraz ama tuvaletten çıkamaz herhalde. Bu muhabbet bunlar, Allah bizi muhafaza eylesin. Üstüme idrar sıçradığında kıyafetlerimin pislendiriyi hissediyor.
Bu durum beni, Rabb'i kararsızlaştırıyor. Bu yüzden abdest kabul olur mu olmaz diye vesveseye giriyor. Bunu nasıllaşabilirsin? Sıçradıysa üzerine biraz su sepele geç. Sıçradıysa, erkeklerde fazla olur, tadınlarda da olur. O normalde küçük abdest yaptığınız yere su sepeleyin. Bildiğiniz su sepeleyin. Hadiste sabit bu, vesveseyi önlemek için. Abdestim oldu mu olmadı mı? Olmuştur. Namazım oldu mu olmadı mı? Olmuştur. Namazım oldu mu olmadı mı? Olmuştur. Namazım var mı yok mu? Yoktur. Al abdestini. Namazı kıldın mı, kılmadın mı? Kılmamışımdır. Kıl namazını. Net, kesin. Ya namazım oldu mu? Ettin başını mes, yürü sen.
Kus tetpek için ama kulaklarımın içini yıkadın mı, yıkamadın mı, yıkadın mı, yıkamadın mı, yıkadın ya yürü sen. Eşlesi diyorsun ki, ellerini suyun altında tut, kulaklarını meslet, çık git banyoda. Abdestim abdestim. Ya ben bayiye girdim ama burnuma su altın mı olmadı mı? Git al, burnuna iki tane isim çek, bitti abdesti. Komple soyunuyor, abdestini alıyor, tekrar giyiniyor. Namazı, din bu değil. Allah bizi affetsin insanı. Üç ay önce misafirlerimizle birlikte yoğun ve istek üzerine zikir ve sohbet için gelmiştik. Fakat sizler ailevi ve ilişkileri sorunlarına girince sohbet uzadı, zikir olmadı.
Bu ilk defa oldu, bizler çok üzüldük, aynı grup yine geldik. Hoş geldiniz. İnsanın tezeviyatı neyse o olacak. Demek ki bir daha gelmeniz için olmuş ya. Hayırlı bir işim için sizden doğa istiyorum, sizden Allah razı olsun. Allah hayra çeyerdirsin inşallah. Şunu da unutmayın, hani sizin hayır bildiğinizde şer şer bildiğinizde hayır vardır diyor ya, onu da unutmayın inşallah.
Bu yüzde yüz evlilikle alakalıdır. Evliliklerin hepsi de hayırdır. Kadınlar da erkekler de evliliklerinizi kolaylaştırın. Oturun, Kur'an ve Sünnet dairesinde haramları gözden geçirin. Haramlar dairesinde bir sıkıntı yok ise, karşı kimseyle bir sıkıntı yok ise evliliğimizi kolaylaştırın. Kolaylaştırın. Kolaylaştırın. Şunu istiyoruz diye. Erkek tarafı da dayatmasın, şunu istiyoruz diye. Kolaylaştırın. Milletin tuhafına gidiyor bütün şeyler. Evleneceğim. Bir kız istemeye gittiğinizde benim üç ay alır. Bana üç ay lazım, bana beş ay lazım.
Ben ancak dört ay sonra düğünü yaparım. Ben yok bir yıl sonra düğünü yaparım. Bununla gitmeyin. Kız anneleri, kızınız evlenecek mi? Evlenecek. Evlenmeye, benim karşı taraf desin ki bana kız tarafı.
Biz ancak üç ay sonra verebiliriz. Allah yolunuza çık etsin. Üç ay sonra. Kim öler, kim kalırlar. Döner yürür giderim ben. Ne yapalım şimdi? Nişanlanıyor. Bir yıl sonra düğün olacak adamım. Ben veremem kızı. Ben beş ay sonra vereyim. Allah iyiliğini versin senin. O zaman beş ay sonra milleti getirtirdin kapına. Ne milleti getirtirdin ki? Ne milleti getirtirdin ki? İsten de oldu bir daha. Ne kalmadı? Selamun Aleyküm. Böyle yapma. Zınanesi de baba sanalı.
Tamam ya bu adam. Ben beş ay sonra düğün yaparım. Ama herhalde. Aferin. Hakkınızı helal edin. Aynen. Bâle ve nâhu.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.