mustafaozbag.org

301. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 30 Ağustos 2012 · 46:11

Hizke karşı bir şükür o işin de devam etmesi mi gerekir? Şükürsüzlük değiliz. Allah rızkınızı genişlesin, kapınızı genişlesin, çalışma arzinizi genişlesin. Hangi spor dallarını yapabiliriz? Vücut geliştirme, vadi dediğimiz sporu yapmaktaki görüşünü deriz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ok atmış, kılıç kuşanmış, at bilmiş, koşmuş, yüzmüş.
Bildiğim bunlar. O yüzden ok atmak ve kılıç askeri bir sanat ve spor olarak görüyorum. Koşmayı yapabilirler, yüzmeyi yapabilirler. Bunun dışındaki spor dallarıyla alakalı sünnet bağımından bildiğim başka bir şey yok. Belki de okuyamadığınız, bilemediniz bir şeyler vardır. O vücut geliştirme diye İslam'da böyle bir, yani ayet ve hadislerde böyle bir spor dalları yok. Bir kimse yapabilir mi? Fıtıratı bozmayan, fıtırata aykırı olan bütün sporları yapabilir insanlar. Ama vücut geliştirmeyi biraz fıtırata aykırı görüyor. Ama mesela işte bir baskettir, bir belev oldu, bunlar da bir sakınca görmüyorum. Böyle aklınıza bir şey gelmesin. İşte ne bileyim değişik böyle spor dalları.
Şu önemli, fıtırata müdahale olmayacak. İşte güreş mesela birisi geldi, ben güreşçiyim dedi genç sahabelerden birisi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dedi ki, yani işte ok atarım dedi. Onu savaşa alınca mümkün de ben de güreşçiyim dedi. Ok atarı yendi, o da girdi savaşçıların içine. Buradan da şunu anlıyorsunuz, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine güreşe de karşı çıkmıyor. Sünnet noktasında söylüyorum. Haticeksiniz ki, baskettir, veli olmalı, bunlar sünnete aykırı mı? Sübbar olarak sünnete aykırı mı? Fıtrete aykırı olmadığımızda, haram olmadığımızda bir sıkıntı yok. Şikayet etmek değil amacımız. Ölçüyü hem bayan hem de erkek kardeşlerinin öğrenmesi amacıyla söylüyoruz. Erkek derdiş kardeşlerimiz zaten.
Yahut aracıyla başında sorumlusu bulunan bayan kardeşlerinin müdahale etmesi dergah hedefimize uygundur. Müdahale etmek dergah adabı erkanı noktasında uygun değildir. Bayan kardeşlere hiçbir kardeşin müdahale etme hakkı yoktur. Allah rahmet etmesin, şeyh efendinin zamandan itibaren bir öğrendiğimiz edep var. Benim öğrendiğim edep şu, şeyh efendi bayanlara hiç kimseyi karıştırtırmaz.
Kendimi meth etmek için değil, bir tek ben karıştırdım dergahın içerisinde bayanlarla alakalı. Bayanlarla alakalı bir şey olacaksa, oradaki bayan sorumlu vardır. Eğer bu noktada çok acil bir şeyse, sıkıntılı bir şeyse, ancak o bayan sorumluya müdahale değil, o mesele arz edilir, söylenir. Ama orada normalde bayan sorumlusu yoksa, acil bir şey değilse, bu noktada bir müdahale söz konusu olmaz.
Müdahaleci bir yapı çok uygun bir şey değil. Bu noktada kardeşler edebli olacaklar. Bayan kardeşlere müdahale etmeyecekler. Sözülmesi gereken bir şey var, söylenilmesi gereken bir şey var, tebliğ edilmesi gereken bir şey var. O zaman bayan kardeşlerin sorumluları var. O erkeklerden orada sorumlu olan kardeş, orada sorumlu olan bayan kardeşin usuletiyle edep dairesinde bir şeyi söyleyebilir. Geri kalın müdahale etme hakkı yok. Bir şey söylemeye de hakkı yok. Edebi açmış olur insanlar. O zaman orta yerde herkese herkese müdahale etme, herkese herkese laf söyleme, herkese herhangi bir şeyi beyan etmenin gibi bir şey çıkar ki, Allah muhafaza eylesin, bu uygun değil.
Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi'nin zamanında bu noktada çok sıkı ve desin verildi. Hiçbir kimse bayanlara karışmamalı. Bayanlara bir şey söylenecekse, orada bir yeğenin, zahiri, bir sorumlusu, muhakkak bir mümessili vardır, o mümessile söylenir. Ona da söyleyecek olan kimse, oradaki yetkili kimsedir. Mesela işte bir program var, nereye gidiliyor? İzmit'e. İzmit'te programın başında muhakkak yetkili bir erkek arkadaş vardır. Orada bir şey söylenecekse, o söyleyecek. Örnekliyorum şimdi. Gelibolu'ya gidildi. Gelibolu'da bir şey söylenecekse, oradaki herhangi bir şeyle alakalı, orada gelibolu'nun sorumlusu var. Kim söyleyecek? O haftaki, o ayki sorumlusu Hüseyin.
Veya o ayki sorumlusu Adnan. Veya o ayki sorumlusu filanca kimse. O filanca kimse diyecek ki, Halit kardeş bunu böyle böyle yaptırır mısın, bunu böyle yapar mısın? Bunun böyle olması lazım. Hüseyin'in arizinde veya o günkü sorumlusu X kimse, X kimsenin arizinde birisinin kalkıp da Halit'e ahkam kesmesi, orada laf söylemesi veyahut da Halit'e herhangi bir şey söylemesi, söz konusu olmayacak. Evet. Bir şey olacaksa Hüseyin orada, Hüseyin'e söyleyecek. Orada sorumlusu var, sorumlusu anlatacak. Semazen kardeşlerin, mıtırbanın veya herhangi bir kimsenin orada bir problemi var. Oradaki sorumlu Hüseyin. Hüseyin'in arıyor ve sesle bir problem var. Halit abiye söylesen de bu işi hallettir. Tamam. Evet. Orada bayanlarla alakalı bir şey oldu.
Hüseyin orada bayanlar, orada kim var? X kimse var. Ona söyleyecek. Kim işte orada bayanlardan sorumlu X, ona diyecek ki ablacı bunu böyle böyle olması lazım. Bu kadar. Allah'ıma vazgeç. İnternet üzerinden sosyal paylaşım sitelerinden mesaj ile yapılan müdahaleler böyle olunca mazur mu? Bu da yanlış. Ortada internet üzerinden veya paylaşım sitelerinden kimse kimseye müdahale etmesin. Ona müdahale etmesin kimse. Tekki adına müdahale etmesin. Karşınızdaki kimsenin kimliğini bilmiyorsunuz. Herhangi bir şeyini bilmiyorsunuz. Kim olduğunu bilmiyorsunuz. Ben kendi kendime bir saydım 11-12 tane Mustafa Özbağ sayfası var.
İnternet'te, Facebook'ta hepsi de benim sayfam. Benim adıma izin alan bir tek yok mu Fatih Mercan burada mı? Tabii orada. Benim adıma sayfa açan bir tek Fatih Mercan'ın sayfası var. Sayfa açmak istiyorum dedi, aç oğlum dedim ben. Sonradan yasaklarsın demişim dedi, ben de daimim dedim ben. Sen de hem değilsin oğlum dedim. Bir tek seni tanıyorum zaten dedim. Özbağ adına, benim adıma sayfa açanlardan bir tek Fatih'i tanıyorum ama başka kimseyi tanımıyorum.
O bir sürü Mustafa Özbağ var. Olacak ben bunu neden oluyorsa demiyorum. Ama bazıları mesela internete gelen insanlar o Mustafa Özbağ sayfalarına bu yüzden rahatsız olmuştur. Kendi mahrem meselelerini anlatıyorlar onlara. Karşısındaki kimseyi Mustafa Özbağ zannederekten kendi mahrem bir meselesini anlatıyor. O kimse de ondan sonra o mahrem meseleyi, yani çok ahmet edersiniz, çok özür dilerim, salaklık parayla değil ya.
O kimse de o mahrem meseleyi kendi mail adresinle bana gönderiyor. Efendim bana böyle böyle bir soru sordular, siz darnettiler beni diyor. Bana efendim siz darnettiler diyen kimseyi de tanımıyorum. Bakın işin enteresan noktası bu. Efendim beni siz darnettiler deyip bana soru soran kimseyi de tanımıyorum. Ben de cevap vermedim zaten. Ben de yazdım ondan sonra o soru soran kimseye benim mail adresimi verdim. Benim mail adresime kendisi sorsun dedim. Soru yine gelmedi bana. Rahatsızlığım, sıkıntım buydu. Yani Mustafa Özbağ adında bir sürü sayfa açılıyor. Bu açılan sayfalarda benim adıma bir sürü şeyler söyleniyor. Ve bunların hiçbirisinden de benim zaten haberim olması mümkün değil.
Haberim yok. Açımızdaki bir kimse siz dergi adına nasıl laf söylersiniz? Tespit ettim bir sürü karavaşı veli var. Bir yandan mutluluk vereceğiz. Şöyle mutluluk vereceğiz. Bir şeyin çakması çoksa, çakması çoksa aslı çok kıymetlidir. Sahtesi ne kadar çok bol olursa aslı bu kadar kıymetli demektir.
Mustafa Özbağ'ın bir sürü demek ki Fes'te çakmaları var. Demek ki, yani Allah muhafaza eylesin, kendim bir şey değilim ama bir şey zannediyorlar. Demek ki, yani aslı güzel. Demek ki karavaşı veli, aslı güzel ki bir sürü karavaşı veli var. Bakacaksınız, sen nereden biliyorsun? Benim bir iş yerine ait bir vardı Fes, o zaman gördüm, bir de bir günlük Mustafa Özbağ sendromu yaşandı. Yani Fes'te bir girdim, bir günlük üye olayım dedim. Kim bizim beyim nerede? Dedi, aslını koymadıkça sahteler yok olmaz dedi. Ha dedim, açayım dedim. Amanın yarabbim, bir sürü soru bir gün içerisinde. Cevap versen bir tek, vermesen iki der.
Mustafa Özbağ burası sana göre değil dedim, pırımı pırtımı topladım. Tabi bunun yanında böyle değişik isimler altında, benim olduğum varsayımlarıyla dolaşan isimler de var. Herkes biliyor zaten, meşhur. Ki bizim cesaret edip, bu sensin diyorlar bana, bana gelip söylüyorlar. Birkaç kişi cesaret etti, bu sizsiniz dedi. Böyle baktım, dedim çok sevinirim onun adına, demek ki o ben olmuştur.
Tabi böyle söylüyorum, buna da inanmıyorlar. E o malum kişi aradığında var dedi. O da bana kendisi söyledi, benden izinle, işin doğrusu. Açayım mı böyle bir sayfa dedi, aç dedim ben. Sonradan bana dedi, böyle böyle böyle, burada bazı şeyler oluyor, bunlara dedi, konuşayım mı? Konuş dedim. Tabi yazdıklarını, çizdiklerini bazen bana göndermiyor, göndermiyor deyim, yalan söylemeyeyim. Ben de yazdıklarımla, çizdiklerimde bakıyorum arada vaktim olursa, işte burada hata yapmışsın, böyle deme. Burası ipin ucunu kaçırmışsın, burada ipin ucunu topla diye bir iki müdahalede bulundum. Bir iki tane. Geri kalan insanların özel hayatlarına, düşüncelerine karışacak değiliz. O yüzden kardeşlerim burada, bayan kardeşlere müdahale etme, uyarma, onlara böyle çekilme, bunlar bizim işimiz değil.
Herkes kendi adına bir şey yapıyor. Hangi birisini durduracağınız? Ben Mustafa Özbağlı olarak, Mustafa Özbağlı'nı durduramadığına göre, mahkemeye vereceğim dedim, geri durduramadığına. Bir sürü Mustafa Özbağlı olarak açılıyor. Benim iki tane mail adresim var. Birisi mozbacatmustafoozbac.com, birisi de mozbacathotmail.com.
Öyle mi? Nasılsın Salim? Böyle de iki tane değil mi? Onun da şifrelerini zaten Salim filan biliyor. O ezberlemiyorum diyor, gerçeklerini de ezberlemiyor. Soruyorum bazen benim şifrem neydi diyor, ben bilmiyorum diyor, Salim'e sorayım diyor. Ben benim işlerimi yapamam, benim şifremimi bilmeyen de o. Her yerlerinde bir ağrınıza çıkarsa benim şifremi değişiyor zaten. Benim dedim, benim adıma başka bir hotmail veya mail adresi yok. Sizin bildiğiniz vardır muhakkak bazen. Erkek dervişlerin bayanların faaliyetleriyle ilgili sıkıntılarını ulaştırmalarının doğru yolu nedir? Kime nasıl ulaşmalılar? Allah razı olsun demiş. Erkek kardeşlerin bayanların faaliyetleriyle alakalı ne sıkıntısı olabilir ki?
Erkek kardeşlerin bayanların faaliyetleriyle alakalı hiçbir sıkıntısı olamaz. Bir şeyin sıkıntı görüyorlarsa nefislerinden bir problemleri varsa gelirler bana söylerler, ben de görevlilere söyler. Bu noktada kardeşler, tekrar altını çizerekten söylerler. Bayan kardeşlerle bu noktada hiç kimse diyaloğa girmez. İnsanların bu dünyadaki amacı için, amacı için Allah'ı tanımak ve bilmek olduğunu söylemişsiniz. İnsanlık Allah'ı nasıl tanımak bilebilir, Allah'ı bilmek istediği, Allah'ın bilinmek istediği yönü nedir? Sonuçta Allah'ın tanımak ve bilmek, bilinmek istediği bir yön olarak yön için önümüz mümkün değil.
Allah'ı tanımak ve bilmek bütün her şeyle bir bütüncüllük. Bir bütün, bu manada tanımak sıfatlarıyla, ama o sıfatlarıyla tanınmanın yolu, yolunun başlangıcı insanın kendisini tanımasıdır. İnsanın kendini tanıması mümkün değil ise, Allah'ı tanıması ve bilmesi de mümkün değildir. Bu tanımak, bilmek, tuğbilerin adablarındandır.
Velilerin, edeplerinden, velilerin adablarındandır kendini tanımak dediğinde. Veli adabının bir sıfatı da, veli adabının bir bölümü de, velinin kendisini tanımasıdır. Büyük Yunus, koca Yunus, o yüzden de ilim, ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır. Bir kimse, bir kimsenin kendini bilmesi de, nefsini bilmesinden geçer. Bir kimsenin nefsini bilebilmesi için, zahiri ve batının takvaya sahip olması gerekir. Zahiri ve batının takvaya sahip olabilmesi için, bir kimsenin, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin edebiyle edeplenmesi gerekir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, zahiri ve batının edebiyle edeplenmesi olan, onun zahiri ve batının sünnetlerine sımsıkı sarılması gerekir.
Zahiri ve batının sünnetlerine sımsıkı sarılmak demek, Kur'an ve sünnetin zahiri ve batının noktasındaki halleriyle hallenmek, yani şeriatı uymaktır. Bu manada şeriata uymanın kapısı, önce iman etmektir. O zaman iman eder, İslam'ın gerektiği gibi yaşamaya başlar, Kur'an ve sünnet dairesinde durur, takva ipine iyice sarılır, edebiyle edeplenir, ondan sonra o kimse nefsini bilmeye başlar.
Ondan sonra nefsini bilen Rabbini bilir, her şeyi bilir. Bir yoldur, bir güzergahtır bu. Yolun başlangıcı iman etmektir. Ondan sonra İslam'ın şartlarını yerine getirmektir. Ondan sonra Kur'an ve sünnet davresinde durup, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin zahiri ve batının sünnetlerine tabi olmak, ve batının takva noktasında durmak, edeble, ince edep noktasında durup, o kimsenin nefsini bilme yolu açılmaya başlar.
Eğer bu sinsile devam etmiyorsa, o kimsenin kendini bilmesi mümkün değildir. Bu sinsileyi özellikle burada geniş bir şekilde geriye yönelik aldık ki, her daha önceki yaptığımız dersleri de takip etmelisiniz. Daha önce yaptığımız dersler, mesela geçen haftadan önceki hafta, Evliya'nın özelliğinin üç olduğunu, bunun birisinin takva olduğunu, birisinin edep olduğunu, birisi de neydi? İbadet olduğunu. Üç hal ile hallenmeyen bir kimsenin bir veli olamayacağını, Evliya'nın üç hal ile o kimse hallenirse, o zaman o kimse Evliya yolundadır. İşte o takvanın, anlatırım orada takva, edeb ve ibadet dedi. Takvanın bir zahir noktası vardır, bir de batın noktası vardır.
Takvanın iki hali vardır. Nasıl Cenab-ı Hak size zahiri ve nimetlerle nimetlendirdik diyorsa, takvanın da, takva da bir nimettir. İki boyutu, iki tecelliyatı vardır. Zahiri ve batın. Zahir takva noktası, o kimsenin zahiren Kur'an ve sünnete tam tezlim olması, haramları işlememesidir. Zahir noktada şüphelilerden dahi uzak durmasıdır. Bu işin zahir noktasıdır. Hadis-i şerifte de Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, şüphelilerden uzak durmak olarak nitelendirmiştir takvayı. Şüphelilerden uzak durmak, mesela yediğinde, içtiğinde, konuştuğunda, baktığında, fiil ve davranışlarında, hareketlerinde, sen şüphelilerden dahi uzak duracaksın.
Hani Hazreti Ebu Bekir Efendimiz'e bir hurma getirir birisi, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz de Bismillahirrahmanirrahmanirrahim der, hurmayı yer, başka birisi gelir, ya Eber el-Müminim, o hurmanın nereden geldiğini biliyor musun? Hayır der. O filanca dilenci kadının hurmasıydı derler. Hazreti Ebu Bekir Bismillahirrahmanirrahmanirrahmanirrahim'e götürür, hurmayı çıkarır.
Hazreti Ebu Bekir Efendimiz radiyallahu aleyhi ve sellem bir noktaya getirmiş ki, zahir noktada girecek olan reşşüphelilerden dahi uzak durur, işaret eder. Der ki takvahıdır ki, bu o kimsenin günahı cefaileri, yanlışlıkları, eksiklikleri, kalbinden dahi söküp atmasıdır.
Ve kalbinde sadece ve sadece Allah sevgisinin kalıp, Allah zikrinin yerleşmesidir ki, bu da takvanın batılıdır. O kimsenin kalbinde her daim Allah korkusu, kalbinde her daim Allah'tan ümit besleme, kalbinde her daim Allah'a karşı muhabbetullah, kalbinde her daim Allah'ın zikri, Allah'ın hakşeti, kudreti, kuvveti, Allah'ın sıfatlarıyla kalbinde yer bulmasıdır. Takvanın batili noktası budur. Takvanın batiliği de budur. O kimsenin gönlünde Allah'tan başka bir şey kaldır. O kimsenin nefsini tanır, ancak o zaman nefsini bilen Rabbini bilir, ancak o zaman ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, hündice okumaktır, noktasına gelir. O yüzden burada kardeş Allah'ı tanımak demiş ve bilmek demiş.
Allah'ı tanımanın ve bilmenin yolu iman edip, İslam'ın şartlarını ve ibadetlerini yerine getirmek, Kur'an ve sünnetin hem zahirini hem batını yaşamaya çalışmak, ince edeble hedeflenip, takvanın zahir ve batınına ulaştıktan sonra nefsini bilmek. Bunlar bu yol, o kimsenin nefsinin bilinmesine kafa aralacaktır zaten. Yoksa oturup sabahtan akşama kadar kitap oku, şimdi öğleleri var. Oturuyorlar işte herhangi bir Arabiden veya Mesneviden veya Divan-ı Tebirden veya bir velilerin kitabından, şiirlerden, oradan buradan okuyorlar. Ondan sonra kendilerine bir süs, bir hava verip, sanki o hali ulaştıkları söylüyorlar ki bu yol şeytani bir yoldur. Bu yol bizim yolumuz değildir. O yüzden gerçek tasavvuf bu manada sunan ve sünnet dairesinin içinde kalıp onu yaşamak mı mümkündür?
Gerçek tasavvuf bu manada o Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin zahiri ve batını edebiyle, haliyle hallenip, onun edebiyle edeplenip öyle yaşamak mümkündür. Gerçek tasavvuf bu manada nefsinin kendisinden istediklerini bilip nefsini tanıyıp ona göre devam etmektir. Hani eski kitaplarda okursun, işte bir veril bir kimsenin canı armut istemiş de armutu önüne koymuşlar da o armutu yemeden, koklamadan bırakmış.
Evet bunlar nefisle mücadelenin ince ayrıntıları ve ince noktalarıdır. Ama bizim için, bugün için geçerli olan, bizim için şu anda uygulamamız gereken şey haramlardan uzak durmaktır. O yüzden bizim için edep, dili muhafaza etmektir ilk etapta. Dilini muhafaza edemeyen bu noktada edep noktasında belli bir noktaya gelemez, belli bir yere gelemez. Dili muhafaza etmek, edebin en âlâ noktasıdır. Allah bizi onlardan eylesin. Bir bayan akraba mı, hristiyan bir erkekle evleniyor, düğünlerine gitmemiz uygun olur mu? Mümin bir kadının, yani mümin derken Muhammedi bir kadının, iyisevi bir adamla veya musevi bir adamla nikahlanması caiz değildir. Onların nikahları geçerli değildir.
Çünkü bütün İslam ulemasının hemfikir olduğu, İslam ulemasının hepsinin de tek noktada birleştiği bir şey vardır ki, o da Muhammedi bir kadının başka bir dinden, inanıştan veya dinsiz olsun hiçbir kimseyle evlenmesinin caiz olmamasıdır. O yüzden, böyle bir nikahın caiz olmadığını bile bile, onların nikah törenlerine gitmek, onların düğünlerine gitmek de caiz değildir.
Bunu böyle işte yumuşatalım da, yok şöyle yapalım da, böyle yapalım da, bu noktada duranlar, böyle söyleyenler de, çok affedersiniz, ham kapalıdırlar. Bir şey haramsa haramdır. Bir yere gitmek, ya amir olacağım, ya alim olacağım, ya işlendiği bir yere alim bir kimse gidecek, o da onlara nasihat ederekten, onları o haramdan kurtaracak.
Hükmünde olacak ki, oraya gidecek, emrederekten, onları haramdan kurtaracak. Hükmünde bir kimse gidebilir, oraya gidecekten, hükmederekten, onları haramdan kurtaracak. Alim değilsen, amir değilsen, hakim değilsen, haram işlenen bir yerde senin orada bulunman caiz değil. Tekrar edin.
İster misiniz? Haram işlenen bir yerde, senin haram işlenen bir yere, elini kolunu sallayarak sen gidersen, sen de haram yemiş gibi günah kebale girer. Gülmen için ya alim hükmünde, ya hakim hükmünde, ya da amir hükmünde olmam gerekir. Sıfat ile üç sıfattan bir sıfat da sıfatlanmadıysan, haram işlenen bir yere, açıkça, eşkare bile bile gitmek, senin günah kebale işlediğine işaret etmesin.
Ya pişmancanın düğünü vardı, dansözlü, çalgılı, çengili, kadınlı, erkekli, vur patlasın, çal oynasın, gitmesen olmayacak, ayıp olacak. Aa iyi, ona ayıp olacak, Allah'a olmayacak. Ya hatırı var, doğru. Allah'ın hatırı yok. Devam et sen. Efendim, hocam, neyse kim, ne biliyorsa öyle diyor. Gitmesek hatırı kalacak.
Allah'ın hatırı yok, boş verin. Zaten orada duruyor, bir tövbe ederiz, onu affeder, biteriz. İman edenler, siz bile bile günah işleyicilerden olmayarız, Allah'a zahmet edeceğiz. Zahmet edeceğim o gözüne soka soka bakarken, tövbeyle git, tövbeyle dön.
Hadis-i şerif var ya, işte çarşıya diyor, girerken, çarşıda şeytanlar çoktur. Siz diyor, oraya girerken Allah'ın zikrederekten gelir. La ilahe illallahü vahzuhu le şerikele, ne hümmet ve levil hamdü ve hu ala kunişeyin kadir, diyetten gelir demiş. Bunu devamlı söyleyerek de, hiç olmazsa, çarşıya girdiniz, içinizden ya gidişiniz bir rahmet olacak. Etrafınızdaki insanlara, etrafınızdaki insanlara bugün siz değiller, tehdit elektriği, ne zor gideceksiniz, işte fazla olunan, yani sonuçta ihtiyaçlar, bir şey alınacak, girin çarşıya, tehditle çıkın.
Şimdi hepimizin hayatında, ticaret yapıyorsunuz, oradan geçiyorsunuz, oraya giriyorsunuz, biliyorsunuz, bilmiyorsunuz, mecbur kalıyorsunuz, hepimizin başında var. Maliyesine gidiyoruz, hükümetine gidiyoruz, karakoluna gidiyoruz, gidiyoruz. Çarşısına, bacasına gidiyoruz, gidiyoruz, mecbur kalıyoruz. Bankasına gidiyoruz, mecbur kalıyoruz. Bunlar yaşadığımız şeyler. Ben de sizle beraber yaşıyorum, benim Sırçadan saraylarım yok orada, köşkte oturmuyor onlar. Allah'ı zikrederekten girmek, Allah'ı zikrederekten girmek, dua ederekten girmek, etrafınıza selamun aleyküm, hayırlı işler, selamun aleyküm, hayırlı işler, selamun aleyküm, hayırlı işler diye diye, oraya girip, oraya bir İslam adabını, erşanını, kokusunu yaymak.
İnşallah. Bu tip böyle nahoş yerlere giderken de, Allah'ı zikrederekten gidip, hızla oradan Allah'ı zikrederekten çıkmak. İnşallah. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, birbirinizi sevmedikçe cennete giremezsiniz. O zaman Müslümanların birbirini sevmesi imandan olur. Mümin, mümini sever. Mümini sever yalnız. Kafir, kafiri sever. Fasıl, fasığı sever.
Yalancı, yalancıyı sever. Düzemaz, düzemazı sever. Delikoducu, delikoducuyu sever. Kıybetçi, kıymetçiyi sever. İftiracı, iftiracıyı sever. Deli, deliyi sever. Aşık, aşini sever. Aptalı, aptalı sever. Akıllı, akıllıyı sever. Zeki, zekiyi sever. Ticaret erbabı, ticaret erbabı. Müslümanı sever demiyor. O zaman o kimse mümini sever.
Bir göndermiş de ona da cevap oldu. Hazreti Peygamber bütün insanlığı sever dedi. Ben de dedim ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, mümin yeri sever. Kini sever Hazreti Peygamber. Birbirlerimize selam vermedikçe, gerçek, sevmedikçe, cennete giremezsiniz.
Selam vermedikçe, sevemezsiniz. Biz birbirlerinize selam verir. Müminleri sevelim. Birbirlerinize selam verip, bütün Müslümanlar birbirlerinize selam verir. Ama sevecekseniz, müminleri seveyim. Siz şunu diyeceksiniz şimdi. Ya bütün Müslümanlar mümin değil mi?
Hazreti Peygamber. Ümmetin yalan, ümmetin ilişki içer mi? Evet. Zina eder mi? Evet. Yalan söyler mi? Asla. Yalan söyleyince nasıl mümin diyeceksiniz? İman üzerine zina edemez. Zina eden, devamlı zina ile iştigal edeni nasıl mümin sayacaksınız? Müslüman sayarsınız. Vesselam adretlerinin edebiyle edeklenen kimsedir. Çalışan insandır. İşte onlar sevilir. O yüzden sevmiyor. Kendinden selam vermiyor.
Diyoruz ki bizi sevsin herkes. Bizi herkes severekten. Kendini öyle bir zirveye koyuyor ki,
herkes onu sevecek. Kendini öyle bir zirveye koyuyor ki, herkes ona verecek. Kendini öyle bir zirveye koyuyor ki, herkes zekasını ona verecek, sadakasını ona verecek, fıtresini ona verecek, onu zengin edecek, ona ev alacak. Düşün bunu. Ben ne kadar sevebildim? Ben ne kadar koşabildim? Ben ne kadar muhabbetli olabildim? Ben ne kadar gözyaşı dökebildim? Ben ne kadar koşturdum? Ben ne yaptım? Ben ne yapabilirdim ki yapmadım? Bana gelirdi şikayet, şimdi gelmiyor. İşte benim düğünüme kimse gelmedi.
Ah, Bismillahirrahmanirrahim. Kardeşim, bu sorun muskular mıydı? Benim cemiyetime kimse gelmedi. Kardeşim, benim sorun muskular mıydı? Bu geçmiş dönem, şey efendim zamanında olan şey. Sen hiç kimsenin cemiyetine gitmediysen, kimseyle muhabbet kurmadıysan, kimseyle iletişime geçmediysen, sosyal olmadıysan, Mustafa Özbağ'ın suçu mu? Mustafa Özbağ adamın düğününün sünnetini yapacak. hüra milleti toplayacak ona. O arkadaş o çok memnun olacak. Kimisi de vardır böyle düğünün sünneti olacak zaman sıklaştırır gelmesini. Adam o güne kadar gelmiyordur. Böyle alır aksak terslere giriyordur. Düğünün sünneti varsa, 2-3 ay varsa düğünün sünnetine her hafta gelir.
2-3 ay sonra çıkar ortaya zaten benim sünnetim var. Herkes görsün gelsinler. Destur ismini bu adamı nereden tanıyoruz diye bakarız. Ve mübarek insan o zamana kadar neredesin? Allah bizi affetsin. O yüzden evet. Mümin mümini sever. Kardeş sen sev. Sevgi beklemeden sev. Yardım beklemeden yardım et. Karşılık beklemeden muhabbet besler. Karşılık beklemeden selam ver. Sen gelmeyene git. Tebessüm etmeyene tebessüm et. Elini uzatmayana sen elini uzat. Sana laf söyleyene sen dua et. Sana iftira verdene sen affet. Sana hançer mı? Ne affetsin ben de seni affettim. Bizim bu dünyada vazifemiz bu. Hani Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem haddeten demiş ya, kendini ölülerden kay. Bu dünyada ordundan kalsın. İyi ordundan kalsın sen affet geç. Adam yapmış yapacağını sen affet geç.
Herkese hakkımı helal ettim affettim de geç. Siktiğimiz ümmet-i muhammet olarak, suhbiler olarak, dervişler olarak en büyük esiktiğimiz sevgiyi karşıdan beklemek. Seversek o zaman yolumuzun düzelticilerin inşallah.
Alemallahu

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi