Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 12 Ekim 2019 · 1:19:17
Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Gündüzünüze hayırlı eylesin. Umduklarınıza nail eylesin. Kortuklarımızdan hıfz-ı muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'e dirlik, birlik nasip eylesin. Ordumuza da ve milletimize de birlik ve beraberlik nasip eylesin. Son operasyonlarda başarı ihsan eylesin. Askerimizi muhafaza eylesin. Savaşan kardeşlerimizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak kafirlerin oyunlarını bozsun inşallah. Onları dağıtsın. Onları çökertsin. Onları zayıflatsın inşallah. Eşmeyin. Evet kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah. İslam'ı demokratikleştirmek.
Prof. Dr. Asef Bayat Normalde şimdi İslam'ı demokratikleştirmek dediğimiz anda birinci derecede da dakika bir, gol bir. Bu mümkün değil. İslam'ı bir şey yapmak, İslam'ı başka bir şeye benzetmek, başka bir şeye benzeştirmek, İslam'ın üzerinden herhangi bir şeyi oynamak, herhangi bir şeyi bu noktada farklı noktalara götürmek mümkün değil. Bu konu başlığı böyle atmış bu arkadaşımız, kardeşimiz ama normalde hani bunu muhakkak Prof. Dr. Asef Bayat bunu böyle yazmış. E birinci derecede önce konu başlığına itiraz ederiz. Neden? Çünkü İslam'ı demokratikleştirmek, İslam'ı komünistleştirmek, İslam'ı kapitalize etmek, kapitalistirmek, İslam'ı siyasallaştırmak, İslam'ı dünyevileştirmek, İslam'ı şunu yapmak, İslam'ı bunu yapmak bunlar mümkün olmayan şeyler.
Böyle bir şey yok zaten. İslam, İslam'dır her şeyiyle. İslam'ı bir şeye benzemeye çalıştırmak, İslam olmaktan çıkar. Bir Müslüman dinini bilmediğinden, dini kuralları ve ahkamları bilmediğinden kendince, kendi dini algısını ve anlayışını değişikliğe uğratabilir, dönüştürebilir. Bugün Türkiye'de bir kısım Müslümanların kapitalist olması gibi, bir kısım Müslümanların moda şapşalı olması gibi, bir kısım Müslümanların kendilerince, böyle işte parayı bulunca yoldan çıkması gibi, bozulması gibi, bir kısım Müslümanların rahatı bulup kendi rahatlarını din olarak algılaması gibi,
bir kısım Müslümanların kendilerince rüşvete, harama, ona buna dalmaları gibi, bir kısım Müslümanların daha önce kendi kurtuluşlarını sosyalizmde aramak gibi, komünizmde aramak gibi, bir kısım Müslümanların kendilerince herhangi bir izimde bir kurtuluş araması, çare araması gibi, veyahut da Türkiye'deki Müslümanların işte 150-200 yıldan beri savrulması gibi, bir türlü kendilerini neyle toparlayabileceklerini, neyle düzeltebileceklerini anlayamamaları gibi, yani burada da normalde İslam'ı demokratikleştirmek bu mümkün olan bir şey değil, bu mümkün değil zaten.
Hiçbir dini gerçek manada demokratik hale getiremezsiniz. Hristiyanlığı da getiremezsiniz, Yahudiliğe de getiremezsiniz, Hindüizm'i de getiremezsiniz, veya Çin'de konfüçyüzü siz demokrat yapamazsınız, bu mümkün değil. Ya ne yazık ki Müslümanlar bunlarla kandırılıyor, bunlarla aldatılıyor. İslam, İslam'dır. Bakın İslam, İslam'dır. İslam kendi doğrusunu Kur'an ve sünnetten alır.
İslam'da iştihat kapısı açıktır. Ama iştihat ederken dahi sizin temel alacağınız iki kaide vardır. Bir Kur'an, iki sünnet-i seniyedir. Sünnet-i seniyenin içindedir ashabın tavır ve davranışları. Onlar sünnet-i seniyenin dışında algılanmaz. Hani bazı yerlerde işte bir de ashabın sünneti. Kardeşim ashabın sünneti de sünnetin içindedir. O üçüncü derecededir. Eyvallah. Hadi öyle alalım. Kur'an, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözleri ve davranışları, sahabelerin, birinci derecedeki sahabelerin o mesele algılayışları, anlayışları. Bunun dışında bir İslam yok. Mümkün değil. Değiştiremezsiniz, dönüştiremezsiniz. Bunların hepsi de oryantalistlerin işi. Batıcıların işi bunlar.
Değiştiremezsiniz. Örnekliyorum şimdi. Siz tekkenin başına bir şeyhi seçimle getiremezsiniz. Siz bir tekke düşünün, bir tarikat düşünün. Siz onun başına şeyhi seçimle getiremezsiniz. Atamayla şeyh tayin edemezsiniz orayı. Tutmaz. Siz bir vali atarsınız. Ama siz bir dergahın başına şeyh atayamazsınız. Siz bir belediye başkanı seçersiniz. Ama bir şeyh seçemezsiniz. Neden? O işin manevi kendine ait bir kuralı, manzumesi var. Siz onu yıkıp da ben buraya bir tane şeyh atıyorum dediğinde, hiç kimse tabi olmaz ona. Neden? Rüyasında görecek onu.
Halinde görecek. O rüyasında, halinde görmedikten sonra onu şeyh olarak kabul etmez ki o. O yüzden atamanızın bir anlamı olmaz. Devam ediyoruz. İslami siyasetin kural dışılığından kaynaklanan post-İslamcılık, dindarlığı ve hakları, inanç ve özgürlüğü, İslam ve hürriyeti bir araya getirmeye yönelik bir çabayı temsil etmektedir. Bir kere İslami siyaset diye bir şey yok. Bu batının bize biçtiği, batının bize dayattığı bir terim. Biz Müslümanız kardeşim. Biz siyaseti de yapacaksak, dini kurallar ve manzumeler içerisinde yaparız. Ama bugün post-modern olarak nitelendirilen batı, Müslümanların üzerinde hegemonist bir yapı kurduğundan ve Müslümanları batı kendisi idare etmek istediğinden dolayı bize değişik terimler üzerimize koyuyor.
Bundan 200 yıl önce İslami siyaset diye bir tanımlama yoktur. Bulamazsınız. Sebep, çünkü böyle bir şeye gerek yoktur. Sebep, böyle bir şeye gerek duyacak, ihtiyaç duyacak bir zemin yoktur. Şimdi, niçin post-İslamcılık, post-dindarlık sebep ne? Çünkü İslam dünyası ne yazık ki kendi hak ve özgürlüklerine sahip değil.
İslam dünyası dinini öğrendikçe ve dinini yaşama azmini sıcak tuttuğu müddetçe dini hak ve özgürlüklerini geri istiyor. Dini hak ve özgürlüklerini İslam dünyası geri istemeye başlayınca batı bize bir elbise giydirmiş, o elbiseyi biz yırtmaya çalıştıkça batı bizim üzerimizdeki hegemonist yapısını, hegemonizmini arttırıyor.
Batı İslam dünyasına zulmediyor. Batı İslam dünyasının üzerine en gerek yılanı gibi çökmüş. Ve İslam dünyası kendi hak ve özgürlüklerini istediği anda da onu terörize ediyor. Sen teröristsin diyor. Sen dini siyasete alet ediyorsun. Sen İslamcısın, sen dincisin. İşte sen fundamentalistsin. Başlıyor seni yaftalamaya. Benim elimde silah var mı? Yok. Benim elimde tüfek var mı? Yok. Benim elimde bomba var mı? Yok. Ya tüfeği bombayı da sen veriyorsun zaten. Eee kim fundamentalist, kim terörist? Gerçekte batı. Ama onun ahlakı ahlaksızlık.
Onun kanunu kanı bozukluk. Onun ahlakı ahlaksızlık, kanunu kanunsuzluk ve kanı bozukluk olunca bizim üzerimize öyle saldırıyor. Ve ondan sonra ne oluyor? Mesela işte biz fundamalist Müslüman, terörist Müslüman oluyoruz. Ben sufi stantlı bir insanım.
Ben Kur'an ve sünnet dedikçe siz nasıl sufisiniz diyorlar. Veya ben böyle konuştukça sufinin dili bu mu diyorlar. Ya ne olacak sufinin dili Kur'an ve sünnet dışında bir dil mi? Tabi öyle alışmışlar ya. Yani normal mesela Kur'an ve sünnet dışındaki bir sufi yapılanmaya alışmışlar. Kur'an ve sünnetin dışında ol, adına ne derlerse desinler senin. Sıkıntı değil. Onlar seni kabulleniyorlar. Ama Kur'an ve sünnet dediğinde kabullenmiyorlar. Postislamcılık ödevlerin yerine haklara, tekçi otoriter sesin karşısında çoğulculuğa, yazılı dogmatik metinlerden daha ziyade tarihselciliğe ve geçmiş yerine geleceğe vurgu yaparak İslamcılığın önde gelen ilkelerini değiştirmeyi istemektedir.
Bunu böyle söyleyenler vardır. Bunlar akıllarını peynir ekmekle satmış, kendi akıllarını batılı oryantalistlere kiralamış insanlardır. Hiç bizim derdimiz bir taraflı değildir. Bizim bu noktada hep defalarca söylediğim bir şey vardır. Biz farzlara sımsıkı yapışırız. Farzların içerisinde dinin, Allah'ın vermiş olduğu hakları istemek de vardır. Biz o yüzden farzları yerine getirmeyelim, haklarımızı önde tutalım, böyle bir derdimiz yoktur. Biz hem dini, hem de insani haklarımızı isteriz. Bunu istemekten, bunun mücadelesini yapmaktan geri durmayız.
Hem ibadet alanında özgür olmak, hem fikri alanda özgür olmak, hem de haklarımızı alma noktasında özgür olma yanındayız. Biz o yüzden dini, bugünkü Müslümanların 3 aşağı 5 yukarı, dini algılayışı sadece evet ödevlerin üzerine, yani ibadetlerin üzerine kurulu değildir. O yüzden rahatsız oluyor herkes zaten. Bundan 30 yıl öncesine kadar bir Müslüman, Müslüman, işte vakti olursa, zaman olursa, cumadan cumaya, cumaya giden, namazını kılan bir kimseydi. Şimdi bir Müslüman, Kur'an ve sünnetin kendisine emretti, Kur'an ve sünnetin kendisine vermiş olduğu bütün hakları istiyor. Sıkıntı bu zaten. Ama ben bunu post-İslamcılık olarak nitelendirmiyorum.
Bu dinin kendi içerisindeki özü. Dinin kendi içerisindeki özü. Aslında Müslümanlar kendi dinlerini öğrendikçe, ve kendi dinlerinin kendilerine vermiş olduğu hakkı gördükçe, daha fazlasını istiyorlar. Daha fazlasını isteyince, Müslümanları yöneten, Müslümanları yönlendiren sistemler, batının sistemi olduğundan zorlanıyor.
Ve İslam dünyası o yüzden büyük bir sancı içerisinde. Bakın büyük bir sancı içerisinde. Artık bir Müslüman, kendi diniyle alakalı, doğru kaynaklara istediği anda ulaşabiliyor. Kur'an-ı Kerim'in ayeti kerimelerine istediği anda ulaşabiliyor. Hadis-i şeriflere istediği anda ulaşabiliyor. Bir fıkıhı kaideyi istediği anda ulaşabiliyor. Ulaşabiliyor. Onu yaşayıp yaşamadığına bakmadan, onu isteyebiliyor. O konuda bir bilgi sahibi oldu çünkü. Hani biz her ne kadar, hani insanlar interneti ve sosyal medyayı, normalde kötüleseler de, Batı, kendi algı operasyonlarını, internet ve sosyal medyadan yaparken, Yaparken aslında kendi silahıyla da kendini vuruyor.
Batı sosyal medyayı ve interneti dünyayı tek taraflı merkezden yönetmek olarak merkeziyetçi bir noktaya getirmek için oluşturdu ise de artık bu silah geri tepiyor. İnsanlar algı yönetiminden kendini uzaklaştırabiliyor. Mesela Kur'an ve Sünnet'in iyi bir eğitimini almış bir kimse bu algıdan uzak duruyor. Artık Müslümanlar kendi haklarına sahipler.
Büyük bir çoğunluğu eğer moda manyağı değil ise büyük bir çoğunluk bugünkü kapitalist sisteme normalde sırtını çevirirse, budala olmaktan kendini kurtarır, kapitalizmin tanrılarından kendisini kurtarırsa o zaman farklı bir Müslüman tipi çıkıyor önümüze. Bu Müslüman tipinin batılı alışkın değil. Bu Müslüman tipi Kur'an ve Sünnet'i iyi bilen, ne istediğini bilen, çağı ve çağ sonrasını okuyabilen, neyin nereye gideceğini düşünebilen, bunu hesaplayan bir Müslüman tipine alışkın değil batı. Çünkü son 200 yılın Müslümanı böyle değil. Son 200 yılın Müslümanı güdülen, iteklenen, kakaklanan, horlanan, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören bir Müslüman.
Artık İslam dünyası böyle değil. Hele Anadolu'daki Müslümanlar artık böyle değil. Anadolu Müslümanı tokatlana, tokatlana, dövüle dövüle geliyor. Tokatlana, tokatlana, dövüle dövüle ve kendi içerisini temizliğe temizliğe geliyor. Farkında, biz belki de kendi iç dünyamızda farkında değiliz. Ama dış dünya bizim kendi bağırsaklarımızı kendi kendimize temizlediğimizi görüyor.
Bünye artık kaldırmıyor. Bünye onu dışarı atıyor. Daha önce berrak su niyetiyle içtiğimiz bulanık suları artık dışarı atıyor vücut. Kabullenmiyor. Bir müddet sonra, bakın bunun altını çizin. Para toplayan şeyh efendiler, para toplayan cemaatler, Müslümanların zekatına, parasına, Müslümanların alın terine göz diken topluluklar dağılmaya mahkum olacaklar.
Sebep, çünkü bunları yapmayan tarikatlar, bunları yapmayan cemaatler oluşuyor. Mesele özüne dönüyor. Bakın, şu içinde bulunduğunuz tekke kapitalist bir şeyhin eline geçmiş olsa, burada sema ücretli olur. Burada sohbet ücretli olur. Burada içilen yenilen şey ücretli olur. Burada şu küçücük bir avuç arkadaşın yaptığı, bakın bir avuç arkadaşın yaptığı iş, bütün Türkiye'yi yerinden oynatıyor. İlahiyatçısını da, diyanetçisini de, cemaatçısını da, tarikatçısını da yerinden oynatıyor. Kaldı ki, buradaki bir avuç arkadaş, benim hayal ettim, istediğim kıvamda değil. Bakın, benim hayal ettim, benim arzu ettim, benim hedef koyduğum kıvamda değil.
Öyle olmasına rağmen ses getiriyor. Sebep, çünkü özüne dönüyor. Özüne döndüğü müddetçe, öze dönüş olduğu müddetçe, herkes bundan rahatsız olacak. Yani şimdi, Hazreti Ebu Bekir radiyallahu anh Hazretleri, sağlı sollu yanaşın, kapının ağzı boşalsın. Vasiyet ediyor.
Ben öldükten sonra, benden sonra gelen işte halifeye diye. Bir küçücük testi, testiyi kırıyorlar. İçinden dinarlar çıkıyor, Hazreti Ömer Efendimiz kırıyor. İçinden bir küçük not, benden sonraki halifeye, Beytülmal'ın bana vermiş olduğu maaştan kendim geçindim, çoluğumu çocuğumu geçindirdim. Artanını buraya tekrar koydum. Bu paranın tekrar Beytülmal'e iadesine. Koca Ömer çöküyor, hüngür hüngür ağlıyor. Ey Emir el-Mümin'in, ey arkadaşım! Senden sonra gelecek olanların uygulamakta zorlanacağı bir şey miras bıraktın. Ümmet uyanıyor artık. Bir şey miras bırakılıyor.
Bu ne? Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Ayet-i Kerime. Şimdi içinizde iş adamları var. İçinizde iş yapan insanlar var. Büyük bir çoğunluğu ticaret erbabı. Birisi sizden gelse dese ki, biz şöyle bir şey yapıyoruz, bize ücret verin. Siz diyeceksiniz ki, yok kardeşim öyle bir şey. Sebep? Diyeceksiniz ki ya, yani işte örneğin öldük gittik. Adam hiçbir gün ne kadar şunu yapıyor, zeyip de bizden para toplamadı diyeceksiniz. Benden sonra buraya birisi gelse, otursa, size pamuk eller cebe dese, siz dersiniz ki, yok ya, bu yolu değiştirmiş. Bizim yolumuz bu değil. Ümmet uyanış içerisinde.
Ümmet bağırsaklarını temizliyor. Vücudunu temizliyor. Ümmet doğru olarak kabul ettiği şeylerin doğru olmadığını görüyor. Ve böylece daha fazlasını istiyor. Daha fazlasını istedikçe de batı veya hegemonist yapılar size saldırıyor. Diyorlar ki siz fundamalistiniz. Diyorlar ki siz post İslam'ı savunuyorsunuz. Siz siyasal İslamcısınız. Siz şöyle İslamcısınız. Siz dincisiniz. Tabirler bunlar. Allah bizi affetsin. Metinlerden daha ziyade tarihsel ciliğe ve geçmiş yerine geleceğe vurgu yaparak İslamcılığın önde gelen ilkelerini değiştirmeyi istemektedir. Bunları yapanlar var ama kabul etmiyorum. Biz hem tarihimizi yani tarihsel ciliğimizi hem de geleceği okumada ikisinde mahir olmamız gerekiyor.
Bir, tarihi iyi bilelim. Aynı zamanda biz tarihselci olalım. Ama aynı zamanda yaşadığımız çağı anlayalım ve gelecek çağı da okuyalım. Bunun için bizim çok fazla bir şey yapmamıza gerek yok. Çok aşırı gayret sarf etmemize gerek yok. Biz kendi özümüze dönersek o zaman zaten meseleyi halletmiş oluruz. Bu bir ikincisi bir de biz bir başkasını çok tanımlamak zorunda değiliz.
Biz kendi özümüze dönersek bizim kendi öz enerjimiz bize yetecektir. Sağlıkta tırnak içerisinde benim kendimce bir analizim vardır. Ben derim ki hasta mı oldun? Hastalıkta şifa vardır. Nasıl? Bu hastalığı sen hani sizin hayır bildiklerinizde şer şer bildiklerinizde hayır vardır. Sen bu hastalığı şer olarak görürsün. Hayır vardır onda. Sen sabret vücut kendi kendine tedavi eder. Sen doğru olanı yap. Tövbe et, dua et, Allah'ı zikret. Vücut kendi kendini tamir edecektir. Sana lazım olan gelecektir sana. Bu demek şu demek değil. Ya hiç sağlık problemin kalmayacak. Kalacak.
O sana lazımmış diyeceksin. İlaç içmeyeceksin o yüzden. İlaç endüstrisini zengin etmeyeceksin. Müslümanlar ilaç endüstrisiyle soyuluyorlar. Modayla soyuluyorlar. Lüks hayatta soyuluyorlar. Evet. Bunlardan kurtulursanız soyulmazsınız. Paranız yeter size. Bir takım elbiseyi beş yıl giyebilirsiniz, üç yıl giyebilirsiniz, on yıl giyebilirsiniz. Ayıp değil bu. Bir gömleği dar gelmediği müddetçe giyebilirsiniz. Hatta külü almanızı engeller sizin. Dersiniz ki gömlekler dar gelmeye başladı ben az yiyeyim.
Pantolonlar dar gelmeye başladı az yiyeyim. Sizi az yemeye sevk eder. Yaşayabilirsiniz böyle. Böyle yaşamanılısınız zaten. Böyle yaşarsanız kendi özünüze dönersiniz, özgüven sağlarsınız. Müslüman için ultra giyinmek değildir, temiz giyinmektir. Edepli-adaplık giyinmektir ölçüğü. Siz bu ölçüye sahip olabilirsiniz. Böylece ekonomik olarak batılıların ütülmesinden kurtulursunuz. Bir sürü bu konuda şeyler var. Bunlardan kurtulursunuz. O yüzden bizim kendimizce Kur'an'a ve sünnete hem tarihsel bağlamda bakmak, hem evresel bağlamda bakmak, bunu analiz etmek.
Hem ileriyi, hem geçmişi, hem de anı analiz etmek. Ve hayatı, fikriyatı kurgularken öyle kurgulamak. Bunun için bizim dışarıdan başka bir yerlerden bir şey almamıza gerek yok. Biz kendi kendimize yeteriz. İslam dünyası kendi kendine yeter. Yeter ki biz birbirimizi dinleyelim, birbirimizi anlayalım, birbirimizi de kenetlenelim. İslam dünyası birbiriyle kenetlenirse meselesini halleder. Ama önce bütün İslami toplulukların kendi içlerinde bunu kenetlemeleri lazım. Biz Anadolu Müslümanları, Türkiye Müslümanları olarak birbirimizle kenetlenelim. Biz aynı zamanda Türkiye'nin dışındaki Müslümanlarla da kenetlenelim. Bakın biz bu tohumları ekelim, gelecek İslam'ın Allah'ın izniyle.
İslam'ın demokratik fikirlere uyumlu olup olmadığı öncelikle İslamcılığı ve post-İslamcılığı savunanların toplumda ve devlet içerisinde üstünlük kurabilip kuramayacaklarına bağlıdır. 70'li yıllardan bu yana İran ve Mısır'da sosyo-dini hareketlerin tarihçesi İslam'ı demokratikleştirme ya da antidemokratiştirmenin ardındaki mantığın, koşulların ve güçlerin analizini yapmak için zengin bir zemin sunar.
Ne Mısır'ın İslam'ı hareketi Mısır Devleti'ni tamamıyla İslamileştirmeyi ne de İran'ın post-İslamcılığı İran-İslam Cumhuriyeti'ni demokratikleştirmeyi başarabildi. Her iki hareket kendi siyasi elitlerin sert muhalefetiyle karşılaştı. Prof. Dr. Asaf Bayaz iki yörüngenin hikayesi. Bir, Asaf Bayaz'ın bu noktada örnek aldığı her iki devlet ve devletin içerisindeki İslami oluşumlar bir sefer kendi İslam'ın kendisiyle çelişki halinde.
Biz eğer İran'ı İslam olarak algılarsak ayağımız yere basmaz. Asaf Bayaz'ın İran'daki yapıyı tanımadığı çıkıyor ortaya herhalde. İran'da, İran'ın adı İslam Cumhuriyeti'dir. İran'da İslam yoktur. Bunu uzun uzun konuşup tartışabilirim. Bakın uzun uzun konuşup uzun uzun tartışabilirim. Biz İran'da İslam'ı konuşurken caferi stantlı bir din mi konuşacağız? Şia'nın İsmailiye fırkasının üzerinden mi din konuşacağız? Şia'nın batiniliğinden mi konuşacağız?
Şia'nın fatimiliğinden mi konuşacağız? Şia'nın Ayetullah sistemini mi konuşacağız? Bunu konuşmamız lazım. Bunu konuşmaya başladığımızda yer yerinden oynar zaten. Bunu konuşmaya başladığımızda herhalde İran'ın gizli servisi gelip burada operasyon yapmaya kalkar bize. Size çok basit bir yer söyleyeyim.
Çok basit. Siz geçin şeye Diyanet işlerinin Ansiklopedisi neydi adı? Değil. Bir daha var. Ha elli cilt. İslam ansiklopedisi. Evet. Diyanetin İslam ansiklopedisinden Siz bu dediğim Nusayrilik, Fatimilik, Batinilik Efendim?
Bir şey mi oldu? Caferilik, İsmailik, Batinilik, Fatimilik, Nusayrilik Açın bakın onları bir okuyun. Çok kısa yol söyleyeceğim size. O yüzden Buradaki Asaf Beyaz'ın İslami devlet modeli olarak görmüş olduğu İran devlet modeli İslami değildir.
Bunu yerli yerine koyalım. İki Mısır'daki İslami hareketleri İslami hareketleri Yine İslami görmek mümkün değildir. Sebep Mısır'daki İslami hareketleri Mevcut sistem ve batılılar Mason Abduh'un kanatlarının altına alır. O yüzden Mısır'daki İslami hareketler Asla tam manasıyla Kur'an ve Sünnet süzgecinden geçirilmiş hareketler değildir.
Ben buraya Asaf Beyaz'ın almadığı bir şey daha söyleyeyim. Üçüncüsü Suud hükümeti. Suudlular. Suudluların da devlet teşkilatı İslami değildir. Şimdi toparlayacak olursak Dünya üzerinde İslami devlet modeli olarak Model alabileceğimiz şu anda Herhangi bir devlet modeli yoktur.
Bir kimse Müslümanların devlet modeli budur der ise Mevcut devlet sistemlerinden herhangi birisini Bir, ya o kimse din cahilidir, İslam'ı bilmiyordur Ya da o sistemin cahilidir, o sistemi tanımıyordur. O yüzden adı İslam olan hiçbir şey Devlet modeli noktasında İslam olarak kabul etmeyin. Nasıl adı demokrasi veya demokratik deniliyorsa Onu demokrasi olarak algılamayacağımız gibi Hani bazen diyorum ya Bana bir tane demokrasiyle yönetilen bir ülke gösterin. Yok. Daha önce de olmadı. 2000 yıldır demokrasiyle yönetilen bir devlet modeli yok.
Ama İslami bir kural ve Malzumelerle yönetilmiş bir devlet modeli var dünya üzerinde. Zaten sıkıntı bu. Büyük problem bu. Batı'nın demokrasi olarak dayattığı devlet modeli tam manasıyla yaşanmış değil. Örneklenebilenecek bir ülke yok. Bir devlet sistemi yok. Bunu demokrasiyi savunan kimseler de söylüyorlar. Ama İslam devlet modeli var. Yaşanmış, canlı canlı yaşanmış İslam devlet modeli var. Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kurduğu, Hz. Ebu Bekir Ömer Osman, Hz. Ali ve Hz. Ali'den sonra alt aylık, Hz. Hasan radiyallahu anh hazretlerinin de alt aylık zamanını aldığımızda böyle bir model var.
Ben ondan sonrasını İslam olarak kabul etmiyorum. Osmanlı da dahil buna. Her ne kadar Osmanlı, İslami bir sistemi tam anlamıyla yaşamak ve kurmak için çaba sarf ettiyse, bu noktada iyi niyetliyse de iyi niyetlidir. İyi niyetlilerinden asla şüphem yok. Ama tam bir İslam değildir. Huludur. Bakın huludur. Bunu hani Osmanlıcılar kızabilir bunu bana. Umurumda değil. Ama ideal yönetim Hz. Muhammed Mustafa zamanında kurulmuş mu? Evet. Hz. Ebu Bekir Ömer Osman Ali veya Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinin oğlu Hasan radiyallahu anh hazretleri alt aylık bir kısa dönem.
Bunu uygulayabilmişler mi? Evet. O Kur'an ve sünnet içerisindeki peygamberi metodu uygulayabilmişler mi? Evet. Bizim elimizde böyle bir örnek var mı? Evet. O örnek hem yazılı olarak hem de tarihsellik o noktasında duruyor mu? Evet. Onda bir değişiklik var mı? Hayır. Bütün kurallarıyla, manzumeleriyle, hukukuyla bunda savaş hukuku, ekonomik hukuku, aile hukuku, insanların içerisindeki ceza hukuku hepsi bir tamam duruyor mu elimizde? Evet. Bakın bir tamam elimizde duruyor mu? Evet. Yazılı kaynaklarımız var mı? Evet. Bunlar yaşanmış mı real olarak?
Evet. Zaten en büyük sıkıntı bu. Batılılar tarafından en büyük sıkıntı bu. Müslümanlar tarafından da en büyük sıkıntı bu. Sebep? Zayıf Müslümanlar, kalbi fesada çalışan, kalbi bu noktada bulanık olan Müslümanlar içinde sıkıntı. Çünkü orada o hukuk durduğu müddetçe, orada o kanun durduğu müddetçe onlara sıkıntı. O yüzden ne Mısır'ın kendi içerisindeki İslami hareketi, bunu normalde Mısır'da İhvan-ı Müslüm'ündür, Müslüman kardeşlerdir, işte Suriye'de adı başkadır, Ürdün'de adı başkadır, Filistin'de adı başkadır.
Onlar ihraç etmişlerdir bunu. Özellikle ihraç etmişlerdir. Bakın özellikle ihraç etmişlerdir. Mesela Anadolu'daki yaşanan tertemiz Sünni Müslümanlık, Mısır'daki Mason, Abduh'un silsilesinden negatif olarak etkilenmiştir. Anadolu'daki İslami uyanış, Anadolu'daki İslami uyanış, bu neoselefi olarak nitelendirilmiştir.
Anadolu'daki İslami uyanış, Şia'nın bozuk fırkalarından etkilenmiştir. Anadolu'daki İslami uyanış, ABD'nin cihazından negatif olarak etkilenmiştir. Anadolu'daki İslami uyanış, Mossad'dan negatif olarak etkilenmiştir. Bakın açık açık söylüyorum. Etkilenmiştir. Sebep, Mossad kendince şeyhler ve cemaatler kurmuştur Anadolu'da. CIA'ya kendince cemaatler, tarikatlar kurmuştur veya kurulu olanların içine sızmıştır. Onları sevk ve idare etmiştir. NATO'cu cemaatler ve NATO'cu tarikatlar çıkmıştır. CIA'ci tarikatlar, CIA'ci cemaatler çıkmıştır Anadolu'da.
Hala da vardır bunlar. Anadolu'da komünist Rusya'nın etkilediği tekkeler ve tarikatlar vardır. Bu size tuhaf gelir. Anadolu'daki tekke ve tarikatları sadece kadirlik, rufailik olarak algılamayın. Evet. Maocu tarikatlar vardır Anadolu'da. Bunları konuşmaya yeltelenemez hiç kimse. Siz hiç bugüne kadar maocu tarikat duydunuz mu? Duymadınız değil mi? Hiç siz bugüne kadar Stalinci Leninci tarikat duydunuz mu? Vardır Anadolu'da.
PKK'nın tarikatı vardır Anadolu'da. Evet. PKK'nın şeyhleri vardır Anadolu'da. Maocu şeyhler vardır, maocu babalar vardır, maocu dedeler vardır. Leninci dedeler, leninci babalar vardır Anadolu'da.
Komünist İslami hareketler vardır, sosyalist İslami hareketler vardır. Bunlar da Anadolu dışındadır. İslami hareket olarak. Ben o yüzden derim, ÖZ'e dönüş, yani Kur'an ve sünnete dönüş. Ali Şeriatı'yı kim getirmiştir bu ülkeye? Onun kitaplarını kim Türkçe'ye çevirmiştir? Ali Şeriatı gibi Şia hadis inkarcısı bir kimse ilahiyat fakültelerinde nasıl yer bulur ülkede? Ali Şeriatı'nın İmam Hümeyni'nin arkadaşı olduğunu biliyor musunuz siz? Ali Şeriatı bize çağdaş olarak nitelendirirler öyle değil mi bize?
Postmodern İslamcı, post-İslamcı öyle değil mi? Evet, Ali Şeriatı'ya göre muta yapmak haktır, caizdir. Ali Şeriatı'ya göre bir adam, bir erkeğin üç sefer muta yapması gerekir en az. Nerede kaldı ilerici, çağdaş İslamcılığı?
Hadisleri inkar eder. Ali Şeriatı mezhepleri inkar eder. O yüzden batılılar onu çok sever. Ali Şeriatı tasavvuf düşmanı bir insandır. Şeyhleri inkar eder. O yüzden batılılar çok severler onu. O yüzden mason zihniyetliler çok sever onu.
Şimdi Ali Şeriatı'nın mezhebini ve felsefesini burada anlatsak, Ali Şeriatı'ciler taşlar beni. Ali Şeriatı'nın mezhebidir. Kız çocuğunun yaşına bakılmaksızın ona muta yapılabilir. Ali Şeriatı'nın mezhebidir. Bir kimse annesi hariç herkese muta yapabilir. Anlatayım mı biraz daha? Ya bu ne demek biliyor musunuz? Ali Şeriatı'ya göre siz teyzenizi nikahlayabilirsiniz. Onun mezhebidir. Ben Hanefi'yim. Hanefi mezhebinden böyle bir şey getirseler, ben Hanefi mezhebini terk ederim. Bir de açıklarım. Hanefi mezhebine göre bu. Böyle ben bunu terk ettim derim. Mesela Şia'nın bir mezhebi diyelim.
Şia'ya göre böyle bir şey var. Şia'yı terk et o zaman. Veya Şia'nın o mezhebini terk et. Kimler mezhebi reddeder? Şia. İkincisi Vahabiler. Neden? Sebep neden bir kimse reddeder onu? Çünkü o mezhepler onların işlerine gelmez. Kur'an ve sünnet üzerine iştahat ederler. O zaman Mısır'ın İslami hareketi veya İran'ın bu noktada İslami'miş gibi görünen hareketi bu noktada İslami değil. Ve bunlar evet şeyde hani kendi siyasi elitlerin sert muhalefetiyle karşılaştı derken hayır.
Mesela İran Şia'sı kendi siyasi elitleri tarafından sert muhalefetle karşılaşmadı. Hazırlanmış, paketlenmiş bir üründü. Hazırlanmış, paketlenmiş ürünü aldılar, getirdiler, açtılar, yediler. Aynı şekilde Mısır'da. Allah bizi affetsin. Profesör Asef Bayat ve Uluver Rey ile giriş yaptık. Biraz eskiye gidelim. İbni Haldun ne demiş? Bakalım. Diyelim bunu da önümüzdeki haftaya bırakalım. İnşallah. Şuraya devam diyeyim. Unutturmayın. Dördüncü sayfadan devam edeceğiz. İnşallah. Hakkınızı helal edin.
Geceniz hayır olsun. Ordumuza, Ümmet-i Muhammed'e dua etmeyi unutmayın. Derslerinizin sonunda, ibadetlerinizin sonunda ordumuza, Ümmet-i Muhammed'e dua edin. O yüzden bu zamanlar zikir ve dua zamanı. Derslerinize bir tamam çekin. Ve her dersin sonunda Ümmet-i Muhammed'e ve ordumuza dua edin. Ümmet-i Muhammed bir nefes alsın. Ümmet-i Muhammed bu noktada bir başını, kafasını kaldırsın. Kaldırsın. Sudan'lı bir kardeşimiz var. Bugün misafirimiz. Her zaman için söylenen bir şeyi söyledi. Dedi, Ümmet-i Muhammed'in derlenip toparlanması Türkiye'yi bekliyor. Dedi, bütün ümmet. İçeride biraz sohbet ettik.
Dedim, önce inşallah Türkiye'nin içi toplansın da dedim. Sonra dedim, inşallah Ümmet-i Muhammed'de toplanır dedim. Bunu hep böyle söylüyorum. ırkçılıktan dolayı değil bu. Hakkınızı helal edin. Ben ırkçı bir insan değilim. Ben, ben kendi ırkımı önde tutacak bir kimse de değilim. Biz bir imparatorluktan kaldık. Hz. Muhammed-i Mustafa ırkçı değildi. Ebu Bekir Ömer Osman Ali ve Hz. Hasan Radiyallahu anh Hz. ırkçı değildi. O yüzden ben de ırkçı değilim. Ama yiğit düştüğü yerden kalkarmış ya, biz ülke Müslümanlar olarak birlik ve beraberliğimizi koruyup gerçekten silkelenip ayağa kalkmamız lazım.
Bu noktada İslam dünyasına önder, İslam dünyasına bir can, İslam dünyasına bir ruh katmamız lazım. bazı topraklarda yaşayan insanlar vardır. O topraklarda yaşayan insanların karakteristik yapıları bütün dünyayı etkiler. Bu topraklarda yaşayan insanlar savaşçı insanlardır. Biz daha yeni düşünebiliyor musunuz? Kurtuluş savaşı olalı yüz yıl olmuş. Yenidir bu devletler tarihinde, tazedir. Biz yüz yıl olmuş savaştan çıkmışız. Bir mağlubiyetten çıkmışız. Doğılmışız. Cenab-ı Hak yine bir derleyip toparlamış bizi ve bu yüz yılın içerisine bir Kıbrıs koyduk içine.
Yüz yılın otuz yılında PKK'yla savaşmaktan geçirdik. Sizin hayır bildiğinizde şer şer bildiğinizde hayır vardır diyor ya biz o PKK'yla ülke sınırlarının içerisinde savaşırken antrenman yapmışız. Şimdi anlaşılıyor. Bizim başımıza bela olarak sardıkları PKK bizim yine savaşçı ruhumuzu geri getirmiş.
Bu son Türkiye bağırsaklarını temizleyince 15 Temmuz'la 15 Temmuz ve sonrasında bağırsaklarını temizleyince savaşçı ruhu geri döndü Türkiye'nin. Bizim başımıza bela ve musibet olarak sardıkları her şey bizim hayrımıza oldu. Biz topyekun savaşır hale geldik. Önceden bir grup savaşıyordu. Şimdi ülke topyekun savaşıyor. Topyekun savaşmaya hazır ve topyekun savaşıyor. Enteresan bir şey topyekun bir kalp atıyor ülkede. Topyekun adamın kanı sütü bozuk değilse soysuz puşlardan değilse o topyekun o ritme kendisini kaptırıyor.
Bütün ülke bir haber bekliyor. Bütün ülke. Ben kendimi öyle görüyorum. Yürüyün deseler yürüyeceğiz. Dişimizden tırnağımızdan oradaki gavurları parçalayacağız. O haldeyiz. Öyle miyiz? Bütün o yüzden buradan o soysuz kanı bozuk südü bozuk puşlara da sesleniyorum. Bu ara damarımıza basmayın bizim. Bizden uzak durun. Bize böyle laf sokuşturmaya çalışmayın. Gaza geleceğiz. Bir şey değil anarşi çıkaracağız sonra. O yüzden bütün ülkenin kalbi bir yerden atıyor şu anda. Bizim lehim, aleyhimize görünen bize sıkıntı görülen şey rahmet oldu.
Bize bela musibet gibi gelen şey lütuf oldu. Ülke tek noktada toplandı. toplanmayanlar zaten saydığım o grup o gürü. Onlar kimdir, nedir, neyin nesidir, anası, babası kimdir onların işi. Onlar dönsünler kendilerine baksınlar bizim soyumuz sopumuz nereye gidiyor diye. Beni ilgilendiren bir şey yok. O yüzden öyle bir noktadayız ki Cenab-ı Hak'a hamdü sena diyorum. Bunu para verselerdi, pul verselerdi bu insanları bir yerde toplamazlardı. Toplayamazlardı. Bu sadece ülke içinde değil. Bütün İslam dünyası, bütün İslam dünyası sistemler noktasında değil, halk noktasında duaları, yalvarışları, gönülleri bizimle beraber.
Bu çok muhteşem bir şey. Bu öyle bir ilahi senkarizasyon ki bunu parayla, pulla, siyasetle ne bileyim işte kurşunla, silahla olacak bir şey değil. Bu ilahi bir el yordamı bu. Bu gökten gelmiş bir ilahi emir, ilahi bir el yordamıyla oluyor. Bütün ümmet tek noktada birleşmiş vaziyette. Ve inanıyorum Cenab-ı Hak bu bütün ümmeti Muhammed'in, bu mazlum ümmetin, bu sömürülen, iteklenen, kakaklanan, batılılar tarafından, doğullar tarafından, kanı akıtılan, her yerde ezilen bu ümmet artık baş kaldırıyor.
Artık uyanıyor. Artık kendine geliyor. Artık gözünü ufuklara doğru dikiyor. Yeter diyebiliyor artık. Yeter diyebiliyor. Ve kafasını kaldırıp kendi istikametinde gidebiliyor. Bu büyük bir şey. Bakın bu büyük bir şey. bu öylesine büyük bir şey ki bu gavuruna korku, kafirine, münafığına büyük bir endişe kanı bozuklarda, südü bozuklarda dağılmayı getiriyor. Bu öyle bir şey çünkü. Bu ümmeti Muhammed'in böyle bir gözünü keskince bir kaldırmasına, öyle kaşını kaldırmasına sebep oldu.
Ümmet silkelendi. Ümmet kendine geldi. Ümmet artık bu saatten sonra öyle otur yerine dediğinde oturacak bir ümmet olmaktan çıkıyor. Artık ümmet-i Muhammed'in başında devletleri yönetenler, ümmetin başındaki sistemler artık kendilerini revize etmek zorunda. Asıl korkulan, endişeye düşülen yer burası. Artık ümmet-i Muhammed'in başında yuları Mossad'ın elinde, yuları CIA'nin elinde, yuları Fransa'nın elinde, yuları kraliçenin elinde yöneticiler ve sistemler olmayacak. Bunu ümmet-i Muhammed uyandı artık.
Ümmet-i Muhammed bunu artık istemeyecek. NATO'ya kuyruk olmuş, Mossad'ın emrinde bir ümmet yok artık. NATO'ya kuyruk olmuş, Mossad'ın emrinde devlet başkanı, hükümet başkanı, bakan, devlet sistemleri yok artık. Yok olmaya da mahkum bunlar. Çünkü Müslümanlar bunu anladı, bunu gördü. Müslümanlar artık kendi kendine yetebileceğini inandı. Artık Müslümanlar batıyı kafalarında ilahlaştırmıyor. Müslümanlar artık batıyı genel ve kesin bir doğru olarak görmüyor.
Batı Afganistan'ı yerle bir etti, kana boğdu. Batı Irak'ı yerle bir etti, kana boğdu. Batı Suriye'yi yerle bir etti, kana boğdu. Batı Yemen'i kana boğdu, yerle bir etti. Rahman'ın nefesi Yemen'den geliyor diyen Hz. Muhammed-i Mustafa'nın sözüne inat Yemen'i yaktı, yıktı batı. Yemen'i yıktı, yaktı. Kimin eliyle? Vahabi Suud'un eliyle yıktı. Mısır'ı Sisi'nin eliyle yıktı.
Kim ne? Vahabi Suud'un parasıyla yıktı. Artık ümmet bunu görüyor. Artık ümmet uyandı. Bakın, Türkiye, Sudan'la ortak işler yapıyordu, Batı Sudan'a da elini attı, orayı da karıştırdı. Türkiye'nin elini kesmek istedi oradan. Bakın, Batı daha yeni, tazecik daha. Bosna'da sayılan 12-13 bin Müslüman şehit var. Sayılan daha birçok nüfuslu olup da kendisinin ne olduğu bilinmeyen Bosna'da şehitler var. Batı, Bosna'nın namusunu kirletti.
sadece öldürseydi, sadece öldürseydi, bu kadar acı vermezdi. Batı, Bosna'nın tertemiz namusunu kirletti. Binlerce babası belli olmayan çocuk bıraktı gitti. Batı yaptı bunu. Batı sadece Irak'a yıkıp yaksaydı bu kadar sancı çekmezdik. Batı geldi, Irak'ta Müslümanların namuslarını kirletti. Binlerce kadın Johnny'ler, PKK'lılar, YPG'liler, IŞİD'liler tarafından ırzına geçildi.
Suriye sadece yakılıp yıkılsaydı bu kadar ağrımıza gitmezdi. Suriye'de binlerce kadının ırzına geçildi. Binlerce kız çocuğu Lübnan pavyonlarına satıldı. Mısır pavyonlarına satıldı. Batı Afganistan'ı yakıp yıksaydı bu kadar ağrımıza gitmezdi. Afganistan'da binlerce kadının ırzına geçildi. Binlerce kız çocuğu özgürleştirme adına ifade edildi. Artık Batı'dan gelen hiçbir doğruyu istemiyorum. Batı dese ki A doğru şüpheyle bakıyorum. Uyanın.
Kendinize gelin. Hep beraber. Batı ve Batıcıları telin edin. Bizim ekonomik olarak çok zengin veya işte şu bu çok böyle rahatlıkta gözümüz yok. Bizim namusumuza dokundurmayın. Toprağınıza dokundurmayın. Bir lokma ekmek yiyelim biz ya. Evet. Biz çok çeşitli yemekler yemeyeverelim ya. ben yaşta olanlar böyle yemeklere zaten alışkın değiller. Biz görmedik. Biz sabahleyin tarana çorbasıyla karnını doyuran bulgurla akşam eden bir aileydik.
Bizim ülkemiz öyleydi. Tarana çorbasıyla sabahını eder bulgurla akşamını ederdi. Namusumuz, şerefimiz, haysiyetimiz, birliğimiz, dirliğimiz dimdik ayaktaydı. biz öyle yaşarız. Biz keçinin südünü sağır, içeriz, yaşarız öyle. Biz evimizin önüne iki kök domates yeker, onunla geçilmesini biliriz. biz yırtığımızı yama yapar, sökümüzü diker, onu giyeriz. Biz pantolonumuzu ters çeviririz, onu bir daha diker, onu giyeriz biz. Ama biz namusumuzu ve şerefimizi kaybetmeyelim. Biz dinimizi kaybetmeyelim. Biz vatanımızı kaybetmeyelim.
Biz iyi kötü devletimizi kaybetmeyelim. biz Bosna'nın en uç noktası olan Osmanlı'nın son uç noktasıdır. Patocelli'den sorumluyuz. Biz o Patocelli'yi düşünmek zorundayız. Biz Çin'deki Doğu Türkistan'dan sorumluyuz. Doğu Türkistan'ın o Sarp kayalıklarında yaşayan o Müslümanlardan sorumluyuz. Biz yukarıda Sibirya'ya sürgün götürülen gönderilen Kırım Müslümanlarından sorumluyuz. Sibirya'nın orta göbeğinde en soğuk noktasında Stalin ve Lenin tarafından sürgün gönderilen Kırım Müslümanlarından sorumluyuz.
Biz Nijerya'nın en uç noktasındaki Müslümanlardan sorumluyuz. Biz Afrika'nın en aşağıdaki Müslümanlarından sorumluyuz. Biz Yemen'in en ucundaki en ucundaki Müslümandan sorumluyuz. Biz Amerika'da Amerika'da zenci Müslümanlardan sorumluyuz. Biz İngiltere'nin Londra'sında yaşayan sömürülmüş orada basit işler için götürülmüş Afrikalı Müslümanlardan sorumluyuz. Biz Hollanda'da lağımlar temizlensin çok affedersiniz lağım işçiliği yapsın diye Afrika'dan götürülmüş olan Müslümanlardan sorumluyuz.
Onların haklarını ve hukuklarını korumaktan sorumluyuz. Biz Hindistan'da Bangladeş'te Pakistan'da Afganistan'da Türkmenistan'da Tacikistan'da Kazakistan'da Azerbaycan'da Kırım'da Macaristan'da her nerede zulüm gören bir Müslüman var ise bu Anadolu topraklarında yaşayan Müslümanlar bunlardan sorumlu bu sorumluluğunuzu unutursanız bu sorumluluğunuzu es geçerseniz bu sorumluluğunuzu arkanıza atarsanız Allah bunun hesabını sizden sorar.
Bir Müslüman için yatak sadece cinsel ilişki içindir. Bir Müslüman için yatak uyuma rahat etme yeri değildir. Bir Müslüman Hollanda'da İsrail'de Filistin'de Mısır'da dünyanın herhangi bir yerinde zulüm görüyorsa ve o Müslüman yatağında upuzun yatıyorsa vallahi hesap sorar Allah billahi hesap sorar.
Müslüman bunlardan sorumludur. Ne zaman ki bu sorumluluk bilinci oluşur Müslümanda o zaman Müslümanın kafası kalkar. O zaman Müslüman ve İslam dünyası ayağa kalkar. Bir gün Selahaddin Eyyubi'ye yanındaki bugün için Diyanet İşleri Başkanı olan kimse der ki ey Padişah tebessüm etmek sünnettendir.
Sizi hiç tebessüm ederken görmen der. Selahaddin Eyyubi susar. Bir şey söylemez. aradan bir müddet daha geçer. O zamanın alimi zamanın Şeyh İslam'ı tekrar Selahaddin Eyyubi eder. Der ki Padişahım tebessüm etmek sünnettendir. Sizi hiç tebessüm ederken görmem der. Yine bir müddet geçer üçüncüsünde yine söyler. Zahir alim erbabı kalpten haberi yoktur. Zahir erbabın gönül gözü açılmayınca bir şeyden haber olmaz.
Gönül gözünün açılması sufi yoluyla mümkündür. Bir şeyhe intisap eder, nefsini terbiye eder. Cenab-ı Hak o kimsenin kalbine ilham verir, kalbine feraset nuru verir, öyle açılır. Üçüncüsünü de söyler Şeyhülislam der ki sizi tebessüm ederken görmüyorum. Üçüncüsünü de söyleyince cevap vermek hak olur. Der ki Mescid-i Aksa işgal altındayken tebessüm etmek hangi Müslümana yakışır ki der. Şeyhülislam tebessüm etmemenin sebebini o zaman anlar.
Kıymetli dostlar zaman bir ve beraber olma, uyanık olma zamanı. O yüzden küçük bir hareketmiş gibi görünen şey büyük şeylere gebedir. Küçücük bir şeydir. Büyük şeylere gebedir, büyük şeylere cevaptır. O yüzden bize bu zamanda rahat yüzü görünmemiş, yazmamış. Bize bu zamanda yatağının içerisine otur, ayaklarını upuzun yat, gerin, fosur fosur uyu, aklına bir şey gelmesin, önüne geleni ye, edepten, adaptan uzak dur, kahkahalarla gül, yan yat, rahat et. Bu zamana yazmamış.
Belki de gelecek zamanda gelecek olan Müslümanlara yazacak bunu. Böyle bir hayat istediğimi düşünmeyin. Öyle bir hayat hiç arzu etmedim. Hala da hayret ederim bir insan beş saat deliksiz nasıl uyur diye. Hayret ederim dört saat bir insan deliksiz nasıl uyur sırtları ağrımazım diye. Hayret ederim bir insan üç saat deliksiz hiç uyanmadan nasıl uyur diye. daha fazlasını söylemeyeyim. Hayret ederim iki saat deliksiz nasıl uyuyor insanlar diye. Akıllarına hiçbir şey mi gelmiyor? Hiçbir şey rüyalarında görmüyorlar mı? Hiçbir şey gözlerinin önüne gelmiyor mu? Hayret ederim. Hiç mi akıllarına bir şey gelmez?
Hayret ederim ben. Zaman yatakta upuzun yatma zamanı değil. Dua edin, zikredin. hiç olmazsa gönülleri birleştirelim. Hiç olmazsa duaları birleştirelim. Hiç olmazsa o Mehmetçik'le yan yana olmanın rabıtasını kuralım. Osmanlı padişahlarının içerisinde en zayıf olarak bilinir ya 3. Selim Sarı Selim Selimi yakıştası vardır ya İstanbul'da adıyla meşhurdur. Osmanlı Rus harbine girdiğinde Sarı Selim sarayı terk etmiş. Benim askerim cephede savaşırken ben nasıl sarayda kalırım demiş.
Gitmiş Selimiye kıştası ondan sonra adı Selimiye kıştası olmuş. Gitmiş her gece kışlada kıştanın en soğuk odasında tahtının üzerinde yatmış. kıştada kıştanın en soğuk odasında veya koğuşunda tahtanın üstünde yatmış.
Benim askerlerim Rusya'da soğukta savaşırken ben nasıl sarayda yatarım demiş. Bir saatte olsa Mehmetçik'le beraber ol. Yatmayı verin. Oturun iki dizinizin üstüne dua edin onlara. Hepsi de anakusuz. Hepsi de vatan için millet için ümmet için oradalar. Yemiyorlar deyin az yiyiverin bu ara. Sıcak çorba görüyorlar mı ki deyin. Biraz rahatınızı terk ediverin. Lükse şataata şatafata düşmeyiverin biraz bu ara.
Bu ara gidip bilmem ne kahvelerde kahve içmeyiverin. Burada yapan çok azdır da bilmem hangi marka burger yemeye verin. bütün Amerikan'ı Alman'ı Fransız'ı İngiliz'i İsrail'i İran'ı Suriye'si ne idüğü belirsiz yüzlercesi binlercesi sana karşı dururken sen kola içmeyiver ya sen McDonald's mıdır ne karın ağrısı yemeği ver ya sen onların markalarını giymeyiver ya ne olacak ki kardeşin orada
siz hiçbir havan sesiyle uyandınız mı siz hiçbir top ateşiyle uyandınız mı siz hiç yanınızdan kurşun geçerken kurşunun sesini duydunuz mu bir anlık hiç sizi ateş ettiler mi hiç normal hayatta bile çapraz ateşte kaldınız oldu mu birisi tabanca çekip size doğru patlattı mı hiç bilmiyorsunuz yaşamadınız çünkü hiç çapraz ateşte
kalmadınız hiçbirisi size tabanca doğru atıp ateş etmedi bilmiyorsunuz ateş altında kalmayı bilmiyorsunuz buzun üstünde yaşamayı bilmiyorsunuz karda nasıl uyunur bilmiyorsunuz bankta nasıl uyunur bilmiyorsunuz o yüzden hiç olmasa Allah rızası için ya Rabbi Mehmetçik'le beraber olmak istiyorum deyip bir saatte olsa secdadenin üzerinde durun gündüz gece bir saat Allah'ı zikredin tevhid çekin tevhidi oradaki Mehmetçiklerin ruhaniyetlerine bağışlayın deyin ki
onların gözüne nur olsun onların kalplerine nur olsun onların akıllarına nur olsun onların vücutlarına nur olsun onlar feraset nuruyla görsün feraset nuruyla duysun feraset nuruyla akletsin feraset nuruyla hepsi de yürüsün inşallah selamun aleyküm hakkınızı helal edin
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.