mustafaozbag.org

3. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:00:12

Zikir geniş bir çerçeve, tabi her tarikatın kendinci bir zikrullar yöntemi var. Her tasavvuf topluluğunda kendinci bir zikir yöntemi var. Diyeceksiniz ki tarikatla tasavvufun arasında fark var mı? Var. Bir tarikat topluluğunda zikir yöntemi bellidir, onun dışına çıkılmaz. Bu şeyhinin şeyhide öyle yapmış olmalı, şeyhinin şeyhide, şeyhinin şeyhide, şeyhinin şeyhide, şeyhinin şeyhide, şeyhinin şeyhide, şeyhinin şeyhide, öyle devam eder. Onun, o sınırın dışına çıkmak, o adamın, o erkanın dışına çıkmak mümkün değil mi? Örneğin, bir rufayi dersi yaptırma, ta Ahmet el-Rufayezid'in hatmesine kadar doğru bulduk, gerçek rufayi dersi, örneğin, işte bir seferim, iki seferimde de geldim, ben rufayi hatmesi yapıldı sabahları.
Kadir-i hatmesini biliyorsunuz, siz yaptınız zaten, yaptırdık arkadaşlar. Aslında kadiri dersi dendiğinde, o yapılan hatme gibi yapılıyor, devamlı. Gerçek topluluğu olarak kadiri dersi oldu. Ehli tasavvuf, bu noktada biraz var şeydir, ucu açıktır. Olması, gelenek topluluğu olması manası da algılanmaz.
Zaten ehli tarikatla, her ne kadar kendisinin disiplini olarak adletmiş olsa dahil, onlara dair uçlarla uçlar, uçlar için, her uçların dersi değiştirme, selahiyeti olduğuna dair, kendi içlerinde bir gelenek oluşuyor. Eğer bu manada, tarikat kapsamı içerisinde alınca bulunursa, tarikat kapsamına göre bir kimsenin, zikrullah yaptırma şekli, şemalisi, bir esması, belli bir daire içindedir.
Bu noktada, örneğin, bir tarikat adamından, çavuş noktasında olan bir kimsenin, zikrullah'ta, dervişanı ayağa kaldırma yetkisi olması, oturturtalı yani zikrullahı yaparlar, oturttıkları yani zikrullahı bitirirler. Nakib veya nakib-i nükabba, işte zikrullah'ta o kimsenin ayağa kaldırır, esmaları murdurur. Ama hiçbir zaman, örneğin, nakibler dörtte esma murdurmazlar. Devamlı üçlü esma, hay, hay, hay Allah diye. Veya hu, ruh, hu, Allah diye. O dörtlü esma, nükabbalara ait. Onlar dört mesela, Allah'a Allah'a Allah'a Allah'u Allah deyince, o dörtlü esma gider. Onun ancak nükabba seviyesindeki kimse, dörtlü esma için murdurur.
Ardından Habib'e gelir, Habib'e de altılı esma murdurur. ''gatil gayyum Allah, gadil gayyum Allah'u Allah'u'' Bu altılı esmalar. ''Ya hay, hay Allah, hu hu, Allah'' Bu altılı esmalar. Bunun gibi altılı esmaların, ancak, halefe düzey dolayı kimseler zikrullah'a yaptırır. Üstad ise, bunların hepsini de yaptırır. Canının istediğini yaptırır. Canın istediğini, canın istediği gibi durdurur Zekrullah'la. Dörtlüymüş, altlıymış, yediliymiş, tekliymiş, beşliymiş, onluymuş. Onun için bu noktada herhangi bir sınırlama, herhangi bir şartı, şartı, şartı bir şesi oldu. Bu anada bizim içimizde de bir hiyerarşik mevcuttur. O hiyerarşik'in adı konmamış olsa dair 50 tasarrufta onun adı konmaz ama 50 tasarrufta onun haliyle onun adı konudur.
Hal olarak adı konudur. Hal nedir? O tasavvuförü rücüellerin üzerine kurulur. Kendi içerisinde. O kendi içindeki rücüelleri uygular üstad. Mesela üstadın sonundaki sonundaki zikrullah esnasında yerleştirdiği kendi evinin ve yerleştirdiği kimse bu noktada üstada en yakın olandır. Hiyerarşik olarak. Onların ismini ister koysun ister koyulmasın.
Genelde hep maneviyatta da ortada işte zamanın kıtlığı olur. Onun sonunda üçlerin ikincisi sonunda da üçlerin üçüncüsü olur. Sağlısız olur. Sağlısız olur. 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 sağlısız olur. Sağlısız olur. O yerleşme normalde biz dikkat etmeyiz hiçbir zaman. Ama dikkatli konulacak olursa o zaman o tasarruf topluluğunun içerisindeki hiyerarşi de meydana çıkar. O tasarruf topluluğunun içerisindeki hiyerarşi de meydana çıkar. O hiyerarşi meydana çıkınca bütün insanlar kendi içlerinde o hiyerarşi beyimserler. Ona itiraz etmezler. Bu tasavvufun kendi içerisinde o hiyerarşi bir sistemdir.
Tarikatlar da dil ile konuşulur. Tarikatta denir ki bu kimse natip bu kimse nügabba bu kimse çavuş bu kimse halife. Bu tarikat hiyerarşisi de konuşulur. Tasavvuf hiyerarşisinde bu konuşulmaz. İsmi bunun belirlenmez. Ama velakinin velakin hiyerarşisi böyle bir. Şimdi bir örnek yeni ders yaptırmaya başlayan bir kimse kendince altılı esmaya kendince dörtlü esmaya soyulmayacak.
Bu kendi kendine böyle soyulursa oradaki ihman edebe riayet etmedi diye o kimsenin üzerinde suizan mesler. yeni ders yaptıran tarikattaki diniyle çubuk hükmündeki kimseler kendilerince dörtlü esmaya vurdurmamaları edebe değildir. Ama bir kimse kendi kendine yani böyle natipliğini kabbalıya su kabahlarına böyle şey yapmadan kendi kendine ders yapıyorlar. Kendi kendine o esmanı vurulmuş şekli hoşuna gitmişse böyle kendi kendine o zikrullayı yapabilirim yapabilir. Ama üç beş kişi toplayalım işte ben de bak nasıl altı esma vurduruyorum işte ben de bak nasıl dört esma vurduruyorum bu manada böyle esma vurdurursa o manen kayba uğra manen işin zerafetinden uzaklaştırılır. Tasavuk bir zerafet meselesidir.
Tasavuk bir derinlik meselesidir. Tasavuk kendisini insanın o arkada gayet görmeme noktasıdır. Tasavuk insanın kendisini hep aşağıda görme noktasıdır. Hep böyle kendi gibi edep noktasında tevazu noktasında kendini hiç görme noktasında durma meselesidir. Allah rahmet eylesin. Üstadın bana o esmaları vurma vurduğum müsaadesi verdiği halde edebe derdik. Vurdurmazdık biz. Genelde arkadaşlar eski arkadaşlar büyüdüler intina ederdik kaçınırdık. Bu insanı kazandırır. Yani ne oldum demek derse işte bak ben neyim demek derse ben hiçim demek tevazu yapmak aşağıdan almak boynunu bitmek böyle kardeşlerinin yanında sanki yüksek makamdaymış gibi o havayı vermek tasavukun özüne uygun değildir.
genelde böyle ben dönmek gördüm yeni içkiye başlayan genç çocuklar varmış iki dübre içince varmılar bana yan bakanı bağırır. Yaşlılar onu görünce bakanlar büyük altlarından gülerler. Derler ki tuğuyla genç iki dübre içmiş kendini beşe zanırıyor derler. Onu böyle ilk etapta hoş görürler. ama o birikim böyle aynı şeyi yapınca onun dersini verirler sonra. Burası önemli. Onun dersini sonra verirler. O yüzden böyle ders yaptırmaya herkes böyle kendi içinden heves eder. Kendince ders yapabilmekte kadın erkek değişmez. Makam sevgilidir insana. Yüksek görünmek böyle hiyerarşide üst kapıda görünmek insanlara ev etmek insanlara tepeten davranmak insanın nefsinin hoşuna iler.
Veya insan tüm ortada kendisine bir ramp sağlar. Ramp sadece para değildir. Sevinmek da ramptasın. El üstünde tutunmak da ramptasın. Ona ayağa kalkınması da ramptı. Onu baş köşeye tutturmak da ramptı. O kimseye ağa kulak bizim işte ders amirimiz, ders çavuşumuz ya bu mahallenin bu kutbu işte buranın âlimi, buranın memuru, buranın şusu bu insana ramptır aslında.
Başka yerlerde bunlar paraya dönüşür, bizde normalde paraya dönüşmez, bizde de biraz böyle hizmet edilmeye dönüşür. kimse hizmet edilmeyecekler. Evet bütün kardeşler, bütün arkadaşlar birbirine hizmet edecekler. Ama ders yaptıran kardeşler kendilerine hizmet ettirmemeye gayret edecekler. Veya hiyerarşik olarak belli sorumluluk alan, hiyerarşik olarak belli hizmetler eden kardeşler kendilerine hizmet ettirmeyecekler. Kendilerini yüksek göstermeyecekler. kendilerinin yüksek görünmesine yol açmayacaklar. Bu onların manen tehlikesine Allah muhafaza eylesin. Bende şöyle bir öğreti yok. Tipik bir tarikatta öyle öğreti vardır. Tipik bir tarikatta Hüstat bazen dervişlere hiyerarşik olarak yukarıda olan kimseyi boğdurur.
Örneğin işte Hüseyin'i yem olarak atar sizin ununuza. Hüseyin'i size moğdurmaya çalışır. Bu tipik tarikatlarda vardır. Ben bundan çok eziyet çektiğimden dolayı benim böyle bir şeyim yoktu. Hikmetmem kimseyi. Bu tarafı Geylan Hazretlerine çekmiş beni. Ciddi ciddi. Hazreti Geylan öyle demiş. Bir çavuşuma binlerce dermişi feda edemem. Ders yaptıran kardeşlerin öbür kardeşleri ezme manası da değil. Ezdirmem ya. Hakkaniyet lazım.
Yatıran kardeşler bu manada heyecanlanıp mesela bana da telefon açıyorlar. Ben bu esmanı çektirsem olurum. Olur. Ne olacak ki bu olur. O telefon açıp söyleyince samimiyetine inanıyorum. Çünkü o böyle zaten yeni kardeşler hiyerarşik olarak bu esmanı bilmediklerinden yolu vurmuş şekillerini gayri ihtiyarlar. İşte telefon açıyorlar. Efendim biz ayağa kalkabiliyoruz. Biz kalkın. Hayatınız armasın. Efendim biz işte sizin vurduğunuz altılı esmalar işte şu hoşunuza gittim. Böyle zikrullah yapabilir miyiz? Siz yapabilirsiniz diyorum ben. Onun yalnız sırf zikrullah aşkından sırf zikrullah muhabbetinden kaynaklandığını bildiğim için. Ben hiç nizam besliyorum ama yok.
Eğer o kimse kendi kendisine yani normalde zaten dergahın içerisinde şu anda halife yok veya atanmış olarak natib min gabba yok atanmış olarak ama bunu açıkça beyan edeyim. Hüseyin'in Adnan'ın Cafer'in şeyhefendinin zamanında natiblikleri var şeyhefendinin zamanı icazetlerini normalde yazılmaz.
Şeyh Efendi bana dedi oğlum nazlar dedi. Ben de dedim ki efendim siz yazın siz verin dedim ben. Oğlum sen ne yazmıyorsun dedi. Efendim dedim daha bu mesele içine girmek istemiyorum. Çünkü başka iki tane daha üç tane daha arkadaş var. Onlara da söylemişti. Onlara da var dedi. Efendim siz kime diyorsunuz ben onlara verin dedim ben. E siz yazdınız siz kendiniz verin dedim. Yani bu üç tane arkadaşı şeyhefendinin zamanında natiblikleri var. Şeyhefendi Hazretleri o zaman için bu üç tane arkadaşı bana söyle bana söyle en azından ben biliyorum. Yani bana dedi. Bu şeyhefendiden kalan. Ama bizim kendi zamanımızda kendimize göre tesbiklerimiz var.
Bu farklı. Diyeceksiniz bu üç tane kardeşin nakibliğinden bir tehlike mi var? Yok. Böyle bir geriye gidiş mi var? Yok. Böyle bir hani sarmal geriye bir sarmal Hayır. Böyle bir şey de yok. Öyle aklınıza bir şey gelmesin. Üç kardeşinin üçünde Bursa geldi. Bursa'nın iki olan. Üçünde nakibliği var. Ha bu manada bu üç kardeşinin üçü de orası da bir teyit olmuş olsun. aynı zamanda benim yaptırdığım zikrullah gibi zikrullah yaptırırlar. Bu halif olduklarından, nakibliği kapı olduklarından, verimliği kapı olduklarından veya şu bu olduklarından dolayı değil. hiyerarçık olur, isterlerse hiçbir şey olsunlar bu kardeşler bu esmaları vurdururlar.
Bu zikrullahları yaptırırlar. Bayan kardeşler normalde kendilerini üçlü bir besma'ya kadar vurdururlar, vurdursunlar. Ama bu manada hani hoş oluyor ya hayyil veyyumallah, gadil veyyumallah. Hoş öyle değil mi? Ama bu o hoşluğu yaşamak için de böyle zikrullah yapmaları, sırf işte böyle haribiyiz, biz nakibimiz gabbayız, kafasının olmadığı müddetçe bunun da bir beyi sormasın. insanın normalde vermiş kardeşlerin, hangi noktada olursa olsunlar, kendi kafalarından verimliği zikrullah yöntemi, verimliği zikrullah şekli, verimliği zikrullah şemali oluşturmalarını nefislenir. Bu, tasavvufta da olsa, tarikatta da olsa bir tek üstada ait. İlvan, duru bilet, üstadın çizdiği çizgide yururlar.
Nakip de olsa, mikabbar da olsa, halife de olsa, çavuş da olsa, üstadın çizdiği yolda bir teşkilatı. Meselenin ziyarışı bu. Yani kendi kafasından bir esma üretmesi, kendi kafasından bir esma-ruş şekli üretmesi söz konusu olmuş. Hazreti Resulullah buyurmuş ki, başınıza bir köle de tayin edilse, biz ona takip olun demiş.
Başınıza bir köle de tayin edilse, bunu kendinize ölç edin. Umarım da kendi cemaatimizin içerisinde birisi başınıza tayin edilse, ne olursa olsun, ona takip olun. Ona takip olmaktan, tat aldığınız an tasavvuktan tat olasınız. Kalbinizde böyle bir tat oluşur. Ona takip olun. Bundan bir şey kaybetmezsin. İzleceksiniz ki, sen bir kimseye tabi oldun mu? Ben şeyhimin haricinde hiçbir kimseye tabi olmamadım. Bu nasıl müdürlük olduğunu bilmiyorum.
Ama bu da şeyhimin bana özel bir şeyseydi. Bana dedi ki, oğlum sen direkt bana bağlasın. Senin önünde hiç kimse yoktur. Sen direkt beni dinleyeceksin, bana bakçalı. Bu derzanın içerisinde başka hiç kimsede böyle bir şey yoktur. Ben biraz fazla kırıkım galiba değil. Böyle bir yol çıldırdı bana. Benim önümde, yani yeni bir çağır olacağın bir çavuş, bir zakir, bir nakip, bir nükabba, bir hanife yoktur.
Ama bu demek değildi ki, ben dergahın içerisindeki eski nükabbalları, nakipleri, çavuşları, zakirleri ezdim geçtim. Yok. Ben onlara yine her zaman için hürmet ettim, hizmet ettim, saygı duydum. Ben onlarla olan diyaloğunu hiçbir zaman kendi dairende kötüleştirdim. Bu benim kendime minhasıl bir şeydi. Ama başka dergahın içerisinde bu ikinci bir adam yoktu böyle bir şey. Geri kalan hepsi de hiyerarşik olarak, işte çavuş zakir'e, zakir nakibi, nükabba'ya böyle hiyerarşik olarak devam ediyordum. Ama ben dergahın içerisinde farklı yerlere görevli olarak da gidiyordum. Oradaki kimselere de karışıyordum. Orada kesinlikle vermedi. İşlerim vardı. Farklı bir şey. Ama şunu unutmayın. Ya bu size belki de nefsinize ağır gelebilir, size biraz ters gelebilir, size biraz uygun gelmeyebilir.
Burada başımızdaki işte mahallede ders yaptılar ya arkadaş. Veyahut da işte tekke de mesela tekken manevi var. Bütün hepsinin de sorumlusu Adnan Ağabey. Buranın da birinci devirde de sorumlusu Hüseyin. Şimdi normalde tekke eden bir kimse şunu şunu düşünmeyecek. Ya benim başımda semazen başı var. Neyse sallamam Adnan Ağabey. Hayır. Bu noktada oranın dernekle alakalı bütün resmi hukuku Cafer'a ait. Tekke ve oradaki mutırmanın semazenle alakalı hukuku komple Adnan Ağabey. Oradaki bir semazenin, bir mızırmanın, oradaki çalışan görevliye hizmet eden bir kimsenin Adnan'ı saymamak gibi bir lüksü yok. Veyahut da Adnan'la semazenlerle ilgilencek olan birinci derecede Ali var.
Oradaki kalkıp da Ali'de daha yeni öğreniyor. Biz semazenlerin orada kalkıp da Ali'ye bir şey söyleme veyahut da Ali'yi es geçme gibi veya Ali'yi ezme gibi böyle bir şeyler olamaz. Orada hepsinde semazen başları var, grup başları var. Grup başlarının hepsi de çavuş hükmünde tarikalttaki gibi. Onların kalkıp da o grup başındaki kimseleri ezme gibi bir lüksü olmaz.
Onların dinlememe gibi bir şeyse olmaz. Onlar derste yaptırırlar, zikrullah da yaptırırlar, semada yaptırırlar, hepsinde yaptırırlar. Normalde bu noktada bu bir hiyerarşik. Mesela aynı zamanda hükmünde aslında şimdi onu semazen başlılıktan şey atacağız, toz şinistiğe atacağız. Bizim yani parçacı, toz şinistiğe atacağız mesela. Atçal derken böyle aşağı atmak gibi değil.
Normalde o da semazen lazım. O da sorumlu, o da semazen başlıyor. Normalde şimdi birisinin nefsini uyup da ben bunu saymam deme noktasında böyle bir şey olamaz. Mesela mıdırman noktasında hepsinin sorumluluğu yine adlanda ama mıdırmanın başında tahsin var. Tahsin ile beraber bizim tümkünler de latif var. Onunla beraber şey var. Bilal var. Analizenin başı hepsinin de üç aşağı beş yukarı hiyerarşik olarak latifin de, bilalin de, tahsinin de arasında fazla bir fark yok.
Aralığında bir fark yok. Ama hiyerarşik olarak hepsi de tahsin bakacak. Hiyerarşik olarak. Aralığında bir fark yok. Tekrar söylüyorum. Şimdi oradaki mıtırttan birisinin oradan işte şeyden ilahicilerden birisinin kalkıp da bu kardeşlere böyle bir serkeşlik yapması tasavvuf açısından uygun bir şey değildir. Mesela her tasavvuf grubunun, ekonominin imamı olur. Tasavvufta hiyerarşidir. Bizim imamımız Remzi abileriz.
Baktırıyor mu ya? Birisi nasıl bir seslerle ifaat ediyor ya, bir günü görmüyorum siz genelde. Bu benim imamım. Benim de şimdi bütün toplumun imamı olur. Bir arkadaşın ona ters davranmaya hakkı yok. Onu böyle ezmek, onu böyle onunla alay etmek, onunla dalga geçmek, onu saymamak, onu tanımamak. Bu hiyerarşik olarak. Bütün kardeşlerim. Böyle bir hakkı yok. Bu hayrik edebi erkanı açısından uygun bir şey değil.
Mesela şeyin, ekibin bir de dedesi olur. Dede. Ona dede derler. İnşallah bir dede bulacağız. Cenab-ı Hak birisine de dedelik verecek. İnşallah. İçinden birisi çok hoşuma gitti. Dua ediyorum ona. Olsun diye. İnşallah. Cenab-ı Hak inşallah bana da hoşuma gitti. Açıp konuşayım mı size?
Kalk ayağa sen. Hacı abinin adını bilmiyorum. Hacı abinin adı ne? Mustafa Yavuz. Mustafa Yavuz. Dua ediyor Mustafa amca. Daha da ileri girdi. Şeyde, bu son gece oldu ya, hep onu izledim. Allah biliyor içindekini. O kadar müdevazi, o kadar tevazu, insanlara hizmet etmeye çalışıyor. Koşturmaya çalışıyor.
Böyle, hoşuma gitti. Dedim, Ya Rabbi ya, şu tasavvufun cemaatinin bizlerine bak. Yani üzerinde öyle bir, benim hayranlığım vardı. Allah biliyor içimde beni. Çok hoşuma gitti. Hatta böyle uzaktan seyrettim kendisini. Uzaktan seyrettim. Yani bunu açıklamak istemiyordum ama çok hoşuma gitti. Tevazu var ya tevazu, alçak gönüllü olsun. İnsanlara hizmet etme.
İnsanlara bu noktada yardım etme. Herkesin hoşuna gider. Herkese. Dergahın hiyerarşisi. Ama hepimiz zinde, hepimiz zinde. Bir de dervişlikte şey vardır, kıdem vardır. Bir önceki. Bütün. Allah affetsin. Bizden ders almış olan bütün kardeşlerin, bütün kardeşlerin. Tepsinin de başında abisi var. Kim biliyor musun? Oktay. Bayındırtaki Oktay.
Ben sağ olduğum müddetçe de Oktay, bu dergahın abisi. En kıdemlisi. Komple. Ondan daha kıdemli yok şu anda. Çünkü ilk ters verdiğim kimse benim, şeye dendiğim zamanı Oktay. İlk ters verdiğim Oktay. Oktay bu noktada, her iki taraftan da dergahın en kıdemlisi. Oktay'ı tanımayan var mı? Var mı tanımayan, elini kaldırsın Oktay'ı tanımayın? Oktay, kalk o zaman. Oktay da olur. Oktay da olur. Seleketler göremiyormuş. Oktay, buraya gel. Gel, gel. Tamam dedenin dedeli tasdik oldu demek. Dediği de görebilirsin. Ben kalk bakalım.
Kalk bakalım. Dedelerim de olur. Kimseye kızmak yok dede. Kimseye kızmayacaksın. Evde hanıma da kızmayacaksın. Çocuklara da kızmayacaksın. Çocuklara da kızmayacaksın. Cebimde şeker taşıyacaksın. Oktay'ı tanımdınız mı? Var mı başka bir aramak istedik? Oktay'da Gaci Nuri'yle normalde onun da aynı.
Hüseyin'in, Adnan'ın kafesini de olur. Onu da. Onları kendinize ayarlayın. O zaman da Sinan Koçsinist aynı zamanda. İsmail Gürsü'daki kimse Koçsinist ondan sonra. Erkan da Koçsinist. Sinan aynı zamanda buradaki mahalle var. Mahallenin de ders amiri. Onun da hiyerarşisi Adnan'dan, Hüseyin'den sonra hiyerarşi var.
Bayanların da normalde önceden görevlendirdiği kimseler var. O görevlendirdiği kimseler zaten bunu biliyorlar. Ama bayanlarının başında Bursa sorumlusu olarak bir zahir hükmünde ders yaptığı bir şey yok. Erkeklerin de bu noktada Bursa sorumlusu olarak bir yer var değil hiyerarşik olarak. Herkes burada olduğunda, burada Hüseyin varken Hüseyin sorunu. Hüseyin olmazsa Adnan, Adnan olmazsa Sinan. Bir şekilde burada dersleri devam ettirecekler. Yukarıda da Adnan var. Adnan olmazsa herkes Ali ile irtibata girecek. Ali ile işini bitirecek. Başka soracağınız, hiyerarşik olarak soracağınız bir şey var. Hadi şuradan şunlara bir bakayım.
Sonra terse başlayalım. Şimdi o bir seyganber değil ama kitabı var. Ağabeyimiz kullanmak için. O yüzden doğru mu? Yani kükür. Kükür kokusu var mı? Siyah. Yani Rumana'da bunu söyleyen camidir. Meşhur cami var ya o da. Hazreti Mevlana için. Onun peygamber değil ama kitabı var. Rumana'da kitabı var dediği velilerdir. Beni İsrail peygamberleri ile misafirdir. Hadis-i şerif bu Ümmet-i Muhammed'in velileri Beni İsrail peygamberlerine değildir. Burası zayıf ama bir de üstündür diye hadis-i şerif var. Bu hadis-i şerif zayıf olur söylenir ama İmam-ı Gazali onu kendisine rehber etmiş diyor ki Ümmet-i Muhammed'in velileri Beni İsrail peygamberlerin üstündedir.
Burada hareket etmekten Molla cami der ki Hazreti Mevlana peygamber değil ama kitabı var der. Bu öyle kükür noktasında değil. Erbain'e girmek denir. Erbain kırk demek bir kimsenin çile yakması. Yani itikafa girmesi. Tabi bunu kırklamışlar. Onu kırk yaparlarken on gün on gün on gün kırk gün yapmışlar. Bunu sonradan on gün on gün kaldırmışlar. Kırk günü bir tamam yapmışlar. Bu sünnete uygun değil. Bizi çevremizdekilere anlatıyoruz. İnsanlar da bize müştadımız erbain'e girdi mi diyorlar. Hakkı müştadın. Bir kimsenin erbain'e girdi. Tümümüz üstadlıkla alakalı bir şey değildir. Ben bu manada kırk gün üst üste etikaf yapmadım.
Yani on gün on gün üst üste yapmadım. Bu manada bir kimse hiç kimseydi üstadım da demedim. Bu fakat üstadlık ölçüsü değildir. Bakın bunu ayrı bir şekilde yapayım. Bu üstadlık ölçüsü değildir. Üstadlığın ölçüsü zahiri manada Kur'an ve sünnete tabi olmak, manevi manada Muhammed Mustafa'nın hidayetine ve edebine tabi olmaktır. Başka bir şey değil. Miras paylaşımı hakkında biz görelim. Biz siz erkek ve kız kardeşler arasında miras İslam'a göre nasıl paylaşılmalar? Bu İslam sistemi olursa komple o zaman bu miras paylaşımı geçerli olur. Şimdi insanlar İslam hukukunda yaşamıyorlar. İslam hukukunda yaşamadıkları için İslam'a göre miras paylaşımı yapmaları zor.
Neden zor? Yani bu bütün herkes miras paylaşımını bu manada, bu ölçüde yapar. O zaman hakkaniyet olur. Böyle hakkaniyet olmaz. Dinsel münasebet edip de ihtilam olmak şeytanın rüyamıdır. Bu şeytanın rüya diye buna hükmedemeyiz. Şeytanın rüyalar farklıdır. İnsanın bu noktada rüya kırır. Böyle bir şey de olur. Bunun illa şeytanı olacak bir böyle bir kaidesi yok. Oral sektiyle cahil midir? Bu manada imamlar bir kısmı cahildir deyip fetva vermişler. Bir kısmı çok uygun görmemiş ama haram diyemeyiz. Ailelerimizin rızası olup bir hanım nişanlanacak inşallah. Ama bu arada el elini düşüyoruz.
Böyle bir sıkıntımız var. Ne yapmalıyız? Ailelerinizin görüş ve isteği doğrultusunda dini dinen nikahlarınızı kıyınız. Çocuklarınızı evlendirmekte acele ediniz. Fihmetli kardeşler bütün bu noktada problem var. Vay bayan evlenmeye karar verdilerse evliliğe doğru hızla yürüyecekler. Hızla yürüyecekler.
İşte üç ay nişanlık kalsın, beş ay nişanlık kalsın, yok bir yıl nişanlık kalsın. İşte biz bir sene sonra düğün yapacağız. Bir sene sonra evlenmeye karar. Kadın erkek hiç önemli değil. Bu dinin kendi içerisindeki bir hukuk. Acele ediniz. Neyde? Gençlere evlendirmekte. Ölüğü görmekte, namazı kılmakta, borcu ödemekte, hayır masalat etmekte acele ediniz. Aman acele edecek. Evlenmeye yola çıkmış evlendirecek. Evlendirecek. Ya biz beş ay sonra düğün yapacağız. Beş ay hiç gelmiyor o zaman. Ne zaman düğün yapacaksın? Beş ay sonra, beş ay sonra gel kızı al götür. Üç ay sonra, üç ay sonra gel kızı al götür. Ne zaman?
On beş gün sonra, on beş gün sonra gel kızı al götür. Problem yaşanıyor sonra. Herkes çok samimi. Yaparken, amcılık yaparken, ayakkabıcılık tezgahtarlık yapıyorum. Yüzünden düğünün kaldığını biliyor musun? Düğünün kaldığını biliyor musun? Düğünün kaldığını biliyor. Kız köyden.
Köye gidiyor. Köyde evlenecek. Ya beyaz, dekolte, gelinlik ayakkabısı köy yerinde ne işi var ya? Bırak taş. Ben çocuğun kulağına dedim ki, bizde de var. Dedim, abiciğim bir gün gelecektim. Bir saat gelecektim. Sonra köyde giyemeyecek. Ama şuradan dedim, siyah bir ayakkabı al. Gelininin altına o da gider. Makum bir şey olsun. Alın bunu dedimler. Her yerde giyersiniz. Kızın teyzesi miydi? Hanası mıydı? Neydi? Kızı böyle söker söker. Aldı götürdü kalsın bu düğün olsun. Beyaz ayakkabı oldu. Bu noktada her ne kadar herkes kendince samimi. Ben bir tane arkadaşım dedim derken, terk et git dedim. Sen böyle yapıyorsan böyle. Nişanlandı.
Ardından din yıkarını kıydı. Kendi aralarında da. Kendi kendilerine. Yani, nikah tecelli etmiş. Adam gelmiş, bırakacakmış, ayrılacakmış. Ben kızlarınızı böyle evlenmeyin. Kızlarınızı böyle evlenmeyin. Başladığımız isterdi, güğünü kurun bitirin. Allah yollar çekersin. Geçen tüm arkadaşlardan Allah razı olsun. Onun dersini sonunda yapacaktım. Hayırlı hızlı. Tövbe ettiği kısaca anlatır mısın? Tövbe ettiği anlatıyor musun? Tövbe günahı terk etmektedir. Bir daha geri dönmemektedir. Evet arkadaşlar, tabi güzel bir program oldu. Geçen bütün kardeşlerden Allah razı olsun.
Muhteşem bir program oldu. Ben gözüm kapalı girdim, gözüm kapalı çıktım. O yüzden neyin ne olduğunu bilmiyorum. Son işte program başlamazdan önce kalabalığı gördüm. Sonra dedikler, polisler kapıları kapattılar, izdiva olmasın diye. Bu benim için büyük bir mutluluk verici. Tabi kardeşler için de mutluluk verici. Bir şey dikkatimi çekti. Bunu söyleyeceğim, kapatacağım meseleyi. Bütün arkadaşların hepsinin gözleri çakmak çakmaktı. Bir güven, büyük bir denginlik, büyük bir heyecan vardı bütün herkese. Kimle göz göze geldiyse gözü ateş gibiydir herkese. Bu beni çok mutlu etti. Yani arkadaşların, kardeşlerin o mutluluğu, o heyecanı.
Mustafa amca da o zaman dikkatimi çekti. Bir heyecan. Bir heyecan. Koşuyor, hizmet ediyor, insanlara yer ayarlıyor, yer düzenliyor. Onlar uzaktan öyle seyrettir dedim ki, Yani bu heyecan dedim herkese olmaz. O yüzden bütün kardeşlerden Allah razı olsunlar. Herkes bir bayram havasında en iyi kıyafetlerini giymişler. Sanki görücüye çıkar gibiydik.
Elhamdülillah yüzümüzün akımından görücüye çıktığımıza inanıyorum. Allah inşallah başarılarının cevabını eylesin olsun. Millet-i seniyede sakallar uzun, büyükler kısa olması lazım değil mi? Doğru olsun. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şeriflerinde duyuruş ki, Siz sakalı bırakınız, bıyığınızı da kırpınız. Burada bıyığın kısalı, dudakların içine girmeyecek. Ama bu ne zaman? Darül İslam'da. Darül Harp'de, Darül Harp'de, Bir kimsenin bıyıklarını salmasında, sakalını kısaltmasında, Veyahut da sakalını kesmesinde, Veyahut da bıyığını kesmesinde, Bir mahsur yoktur. Niçin? Orası Darül Harp'dir. Darül Harp'de bir kimseyi siz, Sünnetler noktasında, Hatta bazı tarzlar noktasında, Bir kırtas uygulayamazsınız.
Yoksa, Ona bakılacak olursak, Osmanlı'da sakalı olmayanı, Askerde çavuş daha yapmamış. Tarikatta da aynıdır. Tarikatta sakalı olmayanı önceden, Çavuş yapmazlardı. Evet. Sakalı olmayanı nakip de etmezlerdi. Sakalı yoksa nakip de olmazdı o tarikatlarda. Bu halde, Bu değişir. Şimdi, Ben bıyıklarımı bırakıyor muyum böyle? Ona da, Bu soru benim için değildir. Ben öyle şu insanı besleniyorum. Fakat, Benim hakkımda da, Bıyıkları neden böyle bırakıyor diye, Bıyıkları neden böyle bırakıyor diye, Dedikodu ediyorlar. Dedikodu ediyorlar, Dini bilmiyorlar. Gıybet ediyorlar, Dini bilmiyorlar. Benim hakkımda sadece, Bıyıkla alakalı da değil. Benim kıyafetime de laf söylüyorlar.
Yani, Onlar için, Üstad dediğinde, Cübbe giyecek, Şallar giyecek, Sarış saracak, Kafasındaki takkeyi de dolaşacak. O yüzden, Onlar için, Her cübbeli, Her sarısı, Her şarjolun, Üstad. Eğer Üstad, Benim gibi kıyafetlere, Benim gibi kıyafet giyiyorsa, Onunla hiçbir şey olmaz. Ben de hiçbir şeyim zaten, O yüzden bir sıkıntım yok. Evet, Bununla bir sıkıntım yok. Ben, Bundan, Tarikat'a geldiğimde de, Benim kıyafetim aynıydı. 20 yıldan sonra da aynı. Değişen bir şey yok. Değişen bir tek, Sakal bıraktım. Sakalı da rüyamda gördüm, Rüyamda gördüğüm halde bıraktım. Rüyamda görmeden bırakmadım. Rüyamda gördüm bıraktım.
Şeye ben de, Telefon açtım. Dedim, Rüyamda sakal bırakmışım efendim. İşte şöyle topla, Böyle topla, Şöyle kesti dedim. Ben böyle tarif ediyordum dedim. Oğlum sakalını bırak sen dedi. Biz de sakalı öyle bıraktık. Yoksa, Sakalı da kendi kafamdan bırakmadım. Hatta, Bazen gün geliyor, Gün geliyor. Sırf dini, Gençlere anlatabilmek. Sırf o batakhanelere gidip, Batakhanelere gidip, O kafelere, Kafeteryalere, Pavyonlara, Barlara, Dini anlatabilmek. Onları oradan söküp, Çıkarabilmek için. Allah sizinle, Bazen sakalımı kısaltayım, Gideyim dedim, Dinar oluyor. Burada çok zaman, Pavyonun önünde durup, Pavyonun önünde durup, Şuradan içeri girsem de, İki kişiyi çıkarsam, Dediğim zaman çok oluyor.
İnsanlar dini bilmiyorlar. Dini bilmiyorlar. Şekle bakıyorlar. Şekle. Allah sizin suretlerinize değil, Siretlerinize bakar diyor, Ayet-i Kerime'den. Allah sizin siretinize, Yani içinize bakar derken, Onlar insanların dışına bakıyorlar. Ve o yüzden, Benim kılımdan, Kıyafetimden dolayı, Kadınlar burada, Üst katta, Zikrullah yaptığından dolayı, Yukarıdaki tepkiye, Kadın, erkek, Aynı kapıdan giriyormuş. Bu sebepten dolayı, Küfrüme vekab ediyorlar. Üzülüyor musunuz? Hem vallahi de üzülüyor, Hem billahi de üzülüyor.
Hazret-i Mevlan'ın küfrüne fetva vermişler, Yunus'un küfrüne fetva vermişler, Hacı Bektaş'a vermişler, Hacı Bayram'a vermişler, Mahmud-i Hüdayi'ye vermişler, Hazret-i Üktade'ye vermişler, Muhittin'i Arabi Hazretler'e vermişler, Abdülkadir Geylani'ye vermişler, Urfa'yı vermişler, Bedevi'ye vermişler, Dursuki'ye vermişler, Nihaz-ı Mısır'ya vermişler, Şehit-i Tevrizi'ye vermişler. Bunlar her devirde olmuş bunlar. Ve her devirde bunlar, Ehli Tasavvuf'un, Ehli Tasavvuf'un içerisinde olan, Ehli Tasavvuf'un içinde olursa, Belirli, Belirli, Kıran, Gettolu'yu kıranlara, Hepsi fetvayı vermişler, Evet. Onlar kendi gettolarında, Kendi imparatorluklarında, Daha doğrusu, Kendi çöplüklerinden ve karanlıklardan oluşmuş olan, İmparatorluklarında oturacaklar.
Kağıttan imparatorluk. Orada oturarak, İnsanları belli bir şekle şemale sokacaklar. Dicekler ki, Sarıksız dolaşamazsınız sokaklarda. Dicekler ki, Cümlesiz dolaşamazsınız. İşte sizin ilk yapacağınız şey, Şallar giymek. Takva, Onlar için şallar giymek, Sarık takmak, Takke takmak, İşte bol pantolon, Şallar kısı, pantolon giymek. Takva o. Kadınlar için de takva, Çarşamp giymek. Yani bu olabilecek bir şey mi? Çarşamp giymeyen, Çarşamp giymeyen, Normal manca giyinen, Müslüman kadınlara, Yani bunu açıkça iğneyle olarak göndermişler. Fahişe hükmünde görüyorlar. Bunu söylemek istemiyorum. Bu din değil. İmanı, iman değil. Bu dineti kabul etmiş.
La la illallah diyen bir kimseyi, Asla ve asla küfürle itham edemezsiniz. Siz onu küfürle itham ederseniz, O itham ettiğiniz şey onun başına gider. Sen küfürle yüzde içmeden, Gerçekten çok bu noktada, İçim dini ve barışı, Ya bu yeni bir şey değil.
Ben bayındırda, Girdiğimden beri benim ardımda İftira, dedikodu, zilbet kampanyası vardı. Bu, benim, ben kendim diyorum ki, Bu benim kaderimmiş. Ben onunla yüzleştim, barıştım. Onunla yüzleştim, barıştım ben. Zaman ilacı tavaya. Onu merak ediyorum. 5 yıllık arkadaşlığımız var.
1 yıldan fazladır. 32-33 yıldır. İşini saklayabilir mi? Adam içinde yatmıyor. 30 yıllık bir arkadaşınızı, 20 yıllık arkadaşınızı gösterir, Gösteremezsiniz. Bir problemim yok. Neden öyle diyorlar? Neden öyle yapıyorlar? Hiçbir problemim yok. İnsanlar, Diyeceklerimiz, Diyecekler. Biz cemaat olarak, Salı gün, Cevabımızı verdik herkese. Cevap vermenize gerek yok. Sizin yaptığınız iş, Sizin cevabınızdır. Sizin durduğunuz nokta, Sizin cevabınızdır. Onlar hala da, Benim neden cübbe giymediğimi söyleyecekler.
Benim neden şanlar giymediğimi söyleyecekler. Hala da, Diyecekler ki, Adamın hayatına bakın. Düşünüyorlar. Evet. Bunların hepsini de, Meil olarak gönderiyorlar. Ben de meil olarak cevap yazıyorum. Ha böyle, Sakın gizliğim yok benim. Birisi telefon açıyor. Ya arabayı değiştireceğine diyor, Bir müslümana 5 lira verseydin yanıyor bana. Ben de diyorum, Gel benimle beraber bir hafta dolaşsın, Ondan sonra buna karar ver diyorum ben. Kaç gün evinden dışardasın diyorum ben, Susuyor. Üç gecesi, Beş yüz beş, Ben ayda, Altı bin kilometre yapıyorum diyorum ben, Duruyor. Ticarete değil, Sohbete gidiyorum diyorum ben, Altı bin kilometre.
Kaç kilometre gidiyorsun diyorum ben, Duruyor. Allah için ayda, Üç kilometre yere gittin mi, Sen dönmen susuyor. İnsanlar bağnaz, Lobaz. Evet. Lobazlık yapıyorlar. Adına get dolup kuruyorlar. Din adına karanlık bir, Dışına çıkmak yok. Onun dışında bir şey olması mümkün değil. Din o değil. Allah cümleyemiz. Hatta ben, Bıyıklarını bıraktırdım, Sal bıyıklarını. Hep ben biliyorum. Bana demedin bana. Yaf söylediler.
Ama söylemişlerdir. Söylediler mi ha? Evet. Söylediler. Ama ben hiçbir zaman, Kısa bıyık bırakmadım. Arkadaşlar bilir. Ben sevmiyorum, O, O tiplerden dolayı sevmiyorum. Böyle kısınca bıyık bırakıp, Pırıl pırıl yüzleri pırıl, Mıyımlı bir şekilde duruyorlar ya, Öyle tipler var ya. Müslümanların parasını eğiliyor var ya. Onu mesela gittiğinizde siz, Bir faysal finansı da görebilirsiniz. Bir albara kadar görebilirsiniz. O tipleri. O neydi o paraları ücret giden, Türkiye bir ihlas finansı da görebilirsiniz. Böyle onların ince bıyıkları vardır. Böyle sinnet bıyığı. Ondan sonra gayet bilen dillilerdir, Tatlı dillilerdir.
Hemen atış yeri başıma geliyor. Acil zamanda diyor, Üniversitesi içinden böyle insanlar çıkacak, Bundan diyorum, Kuzun postundan bürümüş kuz gibidir. Ümmetin paralarını büterler. Evet. O tiplerden olmak istemediğimden, Mıyımı böyle bırakıyorum. Allah bu kadar, Sen bir post bıyık bırakacak bunlara. Bu bıyık olsaydı, Aha böyle post bıyık bırakacaktım. Kimse, Sen böyle zayıf bıyık bırakıyorsun ya böyle. Kendi gördüğünde, Seni kayıp az ediyor. O müminler ki, Küşriklere, Kalbi kayıklara, Kâfirlere, Kalplerine bir haşyet vermeliler.
Kalplerine bir titreme vermeliler. Adam gördüğünde o kimseyi böyle bir titremeli. Ulan adam gibi adam da böyle ya, dur demeli. Bizinkiler, Allah affetsin, Sessiz, Sakin, Bilahim, Böyle kaytan bihir, Böyle şey, Hayır, Öyle olsalar, Yüranga bimeyecek yine. Beyan etmekten mutluluk duyuyorum. Eğer bir böyle post bıyık olsaydın, Aha böyle pala gibi bıyık bırakacaklar. Kıyafetimize bakmaz, İçinize bak. Sen de ki, Ben bu kıyafetimle, Ben Resulullah, Sağlılullah seni görüyorum, Zikkullah'tan.
Sen de ki bana, Diyelim ki ben sana, Kıyafetin için özleşmişsin. Oğlum sen sakalınla, Sünnete Resulullah uyma.
Kötü helal. Sen önce iftirayı bırak. Bir de şu, Canan bir var. Bir de gıybet oluyor, Atman son. O dinliyor. Ben gıybet etmedim. Ya dinledin ya, Dinledin ya, Fidale etmedin.
Senin kardeş hakkında nasıl diyorsun, Diyebildin mi? Diyemedin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi