Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 4 Mart 2012 · 1:12:48
...hayırl eylesin, onluklarınızdan nail eylesin, korktuklarınızdan hızlı muhafaza eylesin inşâAllah. Bugün sorumuz yoklar herhalde, şey yoksa imam bildiğini okuyacak sorumluluk. Geçmiş zamanlarımızda Rabb'u kötülüklere helallık istiyor, ben de helal ettim ama içimden gelerek değil. Helal olsun dedikten sonra yaptıklarından kurtulmuş olur.
Evet, bir kimse helal ettim derse, şeriatına göre dairen o kimse bu noktadan kurtulmuş olur. Tanrı'ya ulaşmak konusunda farklı görüşler. Güneydi Bağdat'ı, ayıklı, aklı başında olma. Yolunu tercih ederken, Beyazlı Beslami, sarhoşluk, kendinden geçme halinin zorunluluğunu savladı. İki karşıt görüş, destamilere aklın rehber edilmesi, insanın şifatlarının sürmesi anlamına gelirdi ki, bu insan ile Allah arasında en büyük engelli. Ahmet Gazali, tasavvuf yolunda ilim ve marifet ile ilerleyenlerden ayrıldı.
Bu yola aşk ile girmenin üstünlüğünü öne sürdü. Bu anlayış, Senayi Addar ve Molla Cami tarafından savunuldu. Allah'a korku ile tapan, aslında kendini tapan Molla Cami. Arabi, Kürcüs'ü sevgi olan bir sevgi dini kavramını işledi. Bütün suriyetleri kabul edecek bir hale geldi kalbimlerin. Ceynamların katağına döndü. Keşişlerin manastırına, mutaneye döndü. Tavaf edenlerin Kâbesine, Tevrat Beyhanlarına, Kur'an sayfalarına. Ben aşk dininin mütesibiyim. Aşk dini hangi yöne götürürse, benim dinin imanı oradan. Tercümanı, eşyatı, şiir. Nitekim Arabiye göre sevgi dini, en geniş ve en evrensel dindir. Geleneğin izinden giden Mevlana, aşk dininden söz ederekten, aşktan başka bir din ve mezhep tanımadığını söyledi.
Yunus, ey aşıklar, ey aşıklar, aşk mesulü dindir bana, gördü gördüğünüz dost yüzünü, yaz, kamun, düğün dindir bana. Bu sebeple, suratel tasavvufi, dini aşk olarak tanımadığını anlandı. Hiç aşktan özgeşeği revamı, saf etmeye gevheri kelamı. Şeyh Karif de, hakikaten biri dedi, ilk nokta aşktı ve öbürü dedi, aynı zamanda, son nokta. Mevlana'nın rubayesinde iyice bil ki, aşık Müslüman olamaz. Aşk mesafinde küfürle iman yoktur. Aşkta ne beden vardır, ne akıl, ne can vardır, ne gönül. Kim böyle değilse, aşık değildir. Ne yazık ki günümüzde, izm eki koyar, süprizim, revimizim gibi bu aşktan kurallar ve sınırlar kısıyoruz. Gören göze güzel, çirkin hepsidir, aşıklara cennet, cehennem hepsidir.
Ermiş, kaçun giymiş, ha atlas, yün yastık, taş yastık, seven başar, hepsidir. Ayyamda. Batili dinle söylersek, aşık kişi, seven kişi daha baştan kurallara uymamayı kafasına koymuş olandır. İmmetini almazsan etme ülkede, anlamak istersen ilmi hikmeti, ehli haravata eyle hizmeti, aşktan başta düğün iman gerektir. Aşkta kural yoksa, aşık kural tanımazsa, her şey aşksa, aşk dini nedir?
Aşk dini İslamiyetin neresindedir? İslam baştan başa aşk dini, İslam baştan başa aşk dini nedir derken, sadece Muhammedi bir İslam'ı söylemiyoruz. Adem'den itibaren bütün peygamberlerin getirdikleri din, İslam dinidir.
İslam dini, bu veçeden bakıldığında, Adem aleyhisselam'dan Peygamber sallallahu ve sellem adına kadar aşk dinidir. Ve aşk dininin en önemli göstergesi, Cenab-ı Hak ilk yaratılışta, ilk yaratmada, ilk yarattığı şeyin kendisini tesbih ve tenzih etmesini sever. Ve sevdiği için onu çoğaltır.
Ve ilk yarattığı şey, Allah'ı tesbih ve tenzih eder. O zaman Allah, onun tesbihini ve tenzihini sevdiği için o şeyden çok şey yaratır. Çünkü tesbih edilmek, tanınmak, bilinmek, Allah'ın hoşuna gider. Hadis-i Kudüsü'de der ki Cenab-ı Hak, bilinmektik benim hoşuma gitti. Bilinmekliği sevdim. Ve bunun alt ögesi, alt temeli Allah'ın o şeyi sevmesidir. O zaman birinci derecede asıl aşık olan Allah'tır. Birinci derecede ilk aşık kim derseniz Allah'tır. Hiçbir şey, hiçbir bilgiyle bilgilenmezden önce Allah ilk yarattığı şeyi severekten ona aşıklığı nakşettir.
Allah ilk yarattığı şeyi sevince, o sevgiyle yaratılan şey sarhoş oldu. Sarhoş oldu ve hala da ayıttı. Sarhoş oldu, daha ayılmadı. Ve o sarhoşluğun üzerine bina edildi. Bu sarhoşluk, ilahi aşık.
Ve Cenab-ı Hak, onun üzerine Adem'den itibaren bütün her şeyi sevgiyle yarattı. Ve İslam bu manada, bu manada bize aşıklığı öğretir. Hz. Mevlana Mesnevi'sinde bir rubayesinde der ki, Kur'an bize baştan başa aşıklığı öğretir der. Aynı bu, kardeşimiz burada Hz. Mevlana'dan aşkla alakalı beytler almış. Aynı Mevlana bize der ki, Kur'an hatta şöp eder. Gafil olma. Kur'an başlı başına bize aşıklığı anlatır der. Hz. Muhammed Mustafa, bize baştan başa aşıklığı anlatır. Aslında bütün peygamberler bize aşıklığı anlatır. Ve kainattaki bütün her şey bize aşıklığı anlatır. Yalnız burada Gazali'ye, kardeşi Gazali'ye değil, İmam Gazali'ye bir artıfta bulunmak istiyor.
Oraya bir giriş yapayım, çıkayım. İmam Gazali sevgiyi tarif ederken der ki, Sevgi muğla, o sevginin zahir tecelliyatı olması gerekiyor. Herkes birbirini sevdiğini söyleyebilir. Herkes aşık olduğunu söyleyebilir. Herkes aşıktır. Kainattaki bütün zerreleri aşık, bütün insanlar aşıktır, hayvanlar aşıktır, bütün böcekler aşıktır, bütün yapraklar aşıktır, bütün ağaçlar aşıktır, bütün denizdeki zerreler aşıktır, denizin içindeki bütün balıklar aşıktır, havada uçuşan atom tanrıcıkları aşıktır. Senin bedeninde dolaşan her zerre, zerrenin içindeki zerre de aşıktır.
O zerreyi muhafaza eden kuvvet de aşıktır. Ve o zerrenin etrafında dönen bütün elektronlar, netronlar ve elektronların, netronların üzerinde dönen manevi, manevi, o elektrik akımı olarak algılanan insanların, ama benim nur olarak algıladığım o dahi aşıktır. Aleme o aşıklık gözünden bakarsan, aşık olmayan bir şeyi gördüysen, senin gözüne perde inmiştir, kendine bak. Aşıklığa bakmamız lazım. Her şey aşık ama neye aşık? Neye aşık? Aşıklığı neye? Her şey aşık. Budist, Buda'ya aşık. Hristiyan, İmsa'ya aşık. Musevin, Musa'ya aşık.
Buda aşık. Sen neye aşıksın? Başkasının aşıklığına ölçmeyin. Sen neye aşıksın? Bak kendine. Neye aşıksın? Haset-i Mevlana, Allah'a aşık. Mesut-i Beslam'a, Allah'a aşık. Cüneydi Bağdadi, Allah'a aşık. Aşık olmayan kim var? Mecidum, Leyla'ya aşık. Kerem, aşık olmayan ne var ki? Herkes her şeye aşık. Beni yumurtaya aşık, yumurta beniye aşık. Anne çocuğa aşık, çocuk anneye aşık. Kadına aşık, kadın adama aşık.
Aşık olmayan bir şey gösterin bana. Aşık olmayan bir zerre yok. Her şey bir şeyin etrafında, aşık olduğu şeyin etrafında. Sen neyin etrafındasın? Hepsinin aşık dinine mensup ki. Aşk dini değil. Aşk dininin neresindesin? Hazreti Meryem'e der ki aşıklık okumak, yazmak da olmaz. Aşıklık bir aşık. Sen neye aşıksın? O zaman kendi kendimize bakacağız. Biz neye aşıkız? Biz neye ne kadar aşıkız? Biz neye ne kadar aşıkız? Ne kadar aşık olmamız gerekir? Eyvallah.
Aşık kural tanımaz. Hadi kural tanıma. Aşık oldun, maşıkunun haricinde hiçbir şey düşünme. Hadi kural tanıma. Maşıkun neyse, maşıkun etrafında dön. Zaten kural tanımıyorsun ki. Zaten kural tanımazsın ki. Hiçbir kimse kural tanımıyor. Herkes kuralsız. Aşık kuralsız. Aşık bir tek kuralı vardır. Maşıkunun kuralıdır. Maşıkunun kuralının etrafında döner. O kimse içki çığdır, içkiye aşıktır. Meymeye aşıktır. Meyhaneye aşıktır. Hiçbir şey onun önünde engel olamaz. O kimse bir kadına aşıktır. Hiçbir şey önünde engel olamaz ki. Penceresinin önünde yatar. Sabahleyin orada kalkar. Kim neye aşıksa, onunla yatar. Onunla kalkar.
Gerçek aşıkları, maşukun sokağında ara. Gerçek aşıkları, maşuğun gönlünde ara. Gerçek aşıkları, maşuğun dilinde ara. Bak dilinde ara. Neden? Çünkü öylesine aşıktır ki, maşuk onu zikreder. Öylesine aşıktır ki, onun aşık olduğu maşuk buyur der ona. O zaman sana buyur diyen yoksa sen gerçekten aşık değilsin. Ayran içip, rakı içtim diye sarhoş süsü verenlerdensin. Sen gerçek aşıklar, hani demiş ya aşık. Gerçek aşıklara sala denildi. Yahi öldü. Sen sağsın daha. Sen daha dirisin. Senin ağzında maşukun yok. Senin gözünde maşukun yoksa. Senin kulağında maşukun yoksa. Senin elinde, ayağında maşukun yoksa. Sen her gördüğün yerde maşukunu göremiyorsan.
Her baktığın yerde maşukunu göremiyorsan. Her sözde maşukunu dinleyemiyorsan. Her dilini uzattığında maşukunu anlatamıyorsan. Ve sen her yöneldiğinde maşukun değilse yöneldi. Aldatıyorsun önce kendini. Sonra, sonra da aşıklığı. Yok, aşıklığımız, aşıklığımız bizim bilmediğimiz bir şey. Bizim tatmadığımız bir şey. Bizim yaşamadığımız bir şey. Biz o tadı tatmadık hiç. Zevrellerimizin aşıklığını görmekten uzakız. Kainattaki yaprağın aşıklığından, aşıklığını görmekten uzakız. Tohumdaki aşıklığı görmekten uzakız. Bak tohumu, nice ağaçlar barındırıyor içinde. İçinde mi yitiyor? Elma tohumuna bak, elma biriktiyor içinde. O ağaç olmaya aşık.
Bak sen denizdeki balığın yumurtasına. O yumurta balık olmaya aşık. Hızla balık olacak o. Bak sen esen rüzgara. O kara aşık. O kara getirecek bize. Bak sen yağmura. O ota aşık. O berekete aşık. O toprağa aşık. Yayıla yalı yayıla geliyor. Hızla gelip de toprağın canını incitmiyor. Sallana sallana geliyor. Mahşukuna geliyor. Bak topraktaki aşıklığa. O zerredeki o yağmurdaki zerreye aşık. Ağzını açmış, gönlünü açmış, yüreğini açmış. Gel diyor. Bağrıma bağrıma gel. Gel yağ bağrıma. Sende nimet var. Gel sende bereket var. Gel sende YouTube var. Sen olmasaydın ben bir işe yaramazdım. O göğe aşık.
Göğe. Toprağa aşık. Göğe aşık. Taş göğe aşık. Göğe aşık. Birbirine aşık olmayan hiçbir şey yok. Eyvallah. Biz bu aşıklık bilincinin neredesindeyiz? Bizim zerremiz birbirine aşık. Eğer zerrelerimiz birbirine aşık olmasaydı bu vücut bir anda yıkılırdı. Kainattaki gördüğünüz her şey birbirine aşık olmasaydı kainat bir anda yıkılırdı.
Kainat diye bir şey kalmazdı. Bütün kainatı tek vücut halinde tutan aşıklığıdır. İçerisinde ruh doğaşır. Her zerreye tecelli eder. Her zerrede o aşıklık durur. Ve netron protona aşıktır. Proton netrona aşıktır. Alem hep birbirine aşıktır. Ben hep öyle dedim. Mustafa Özbağ sen neye aşıksın? Ne kadar aşıksın? Sen neye aşıksın? Ne kadar aşıksın? Sen o aşk yolculuğunda neredesin? Neye aşıksın? Yoksa sen de sahtekar sarhoşlar gibi ayran için sarhoş taklidi yapanlardan mısın? Yoksa sen sarhoş o sahtekar sevgililer gibi eline bir tane gül alıp sevgilini aldatmak üzere misin? Yoksa sen sahtekar o sevgililer gibi başını secdeye koyarken onu mu aldatıyorsun?
Yoksa sen sahtekar sevgililer gibi o sevgili başını eşiğine haftasına koyar, sen de onun eşiğine koyuyorum diye namaz kılarken kendini mi aldatıyorsun acaba? Herkes kendi nefsinden sorumlu. Beyazıt'a aşık olmuş. Var mı sen benden daha şanlı yüce demiş. Biz o sözü söyleyebilir miyiz? Söyleyebilir miyiz? Bizde o aşıklık var mı? Yok. Güneydi Bağdadi aşıklığın ayıklık yüzünü göstermiş bize. Aşıklığın ayıklık yüzünü göstermiş. Biz ayık olduğumuzdan Cüneydi Bağdadi'ye bakıyoruz, onu ayık görüyoruz. Ben sarhoş görüyorum. Ayık olanlar onu ayık görüyorlar. Ayık olan ayırıyor.
Bu akıllı, bu sarhoş. Bu aşık, bu değil. Ayık o. Aa ne kadar güzel. Kim ayık? Ayık gördün. Aa diyorsun ki bu ayık. Sen ayıksın bu yüzden. Aşıklı, aşıksa her şeyi aşık göreceksin. Kimi şeytana aşık? Aşık. Bir şeye aşık ama. Bir şeye aşık. O şeytana aşık. Öbürkü meleğe aşık. Öbürkü peygamber aşık. Öbürkü şeyhine aşık. Öbürkü kadına aşık. Öbürkü adama aşık. Öbürkü çocuğuna aşık. Çocuk babaya aşık. Öbürkü dedesine aşık. Öbürkü işine aşık. Öbürkü evine aşık. Öbürkü ağacına aşık. Öbürkü arabasına aşık.
Aşık. Bu alemde herkes kendi aşıklığını yaşıyor. Herkes kendi aşıklığını yaşıyor. Aşıklık yolunu seçenler hayır kabul etmiyor. Herkes aşık. Herkesin de kendine göre bir aşıklığı ve yolu var. Herkes maaşukluk tahtına birisini oturtmuş. Bir maaşukluk tahtı var. Maaşukluk tahtına bir şey oturtmuş. Kimi nefsini oturtmuş. Kimisi benliğini, enesini, kendisini oturtmuş. Kimisi işini oturtmuş. Kimisi evini oturtmuş. Kimisi yatağını oturtmuş. Kimisi bir kuralını oturtmuş. Evet aşığın hiçbir kuralı yoktur. Aşığın bir tek kuralı vardır.
Maaşukluk. O zaman kural tanımaz bir aşık getirin bana. Kim o kural tanımaz aşık? Bir tane aşık getirin ki bana kural tanımasın. Yüzüne kocaman bir şekilde söyleyeceğim. Yalancısınız her. Neden? Aşığın bir tek kuralı vardır. Maaşukluk. Maaşuk gittiği yandan gitmeyecek mi aşık? Aşıksa gidecek. Maaşukluk şunu yap dediğimi yapmayacağım diyecek. Yapacak. Aşık yap. Bir erkek kadına aşık. Kadına gel diyor.
Adamım gelmeyeceğim deme şansı var mı aşıksa? Yok. Hani aşığın kuralı yoktu? Gel derinde geliyor mu maaşukluk? Ben kuralsızım gel derinde gelmem. Yalan söylüyorsun sen sevmiyorsun çünkü. Bir aşık düşünün maaşukunu dinlemeye. Var mı literatürde? Var mı insanlık tarihinde? Şöylesine aşıktı maaşukunu dinlemezdi. Ne kadar tuhaf değil mi? Düşünün adama aşık. Ay ne kadar güzel. Adam gel diyor.
Hayır gelmem diyor. Neden? Ben kural tanımam ki diyor. Yok. Evet. Maaşuk'un kuralından başka bir kural tanımaz. Aşık kural tanımazdır. Niyet kural tanımazdır. Maaşuk'undan başka bir şey görmediğinden, maaşuk'undan başka bir şeyi dinlemediğinden, maaşuk'undan başka bir şeyin izinden gitmediğinden dolayı o kuralsındır. Aşık'sa annesi ona kural koyamaz. Aşık'sa babası ona kural koyamaz. Aşık'sa adam ona kural koyamaz. Onun aşıklığı ne? Ha mesela bir çocuk babasına aşıksa, babasının bir dediğini ki etmez ki. İzinden çıkmaz. Bir kadın kocasına aşıksa bir şey demesine gerek yok ki adamın. Adama der ki ne yersin ki yedireyi?
Ne dedi Musa Hazreti Allah'a? Musa dedi ki yarabbi kalmayayım seni misafir etmek istiyorum. Olur ya Musa gelirim de. Musa dedi ki ne yersin? Ne içersin? Ne giyersin? Ya Musa sen hazırlık yaptın. Geleceğim ya. Maşık'ına soruyor. Ne yersin? Maşık maşık'ına soruyor. Ne içersin? Aşık kural tanıma zikâtmıyor. Gelirsen gel, gelmezsen gelme. Hayır. Ölürüm diyorum senin Allah'a. Seni misafir etmek istiyor. Seni ağırlamak istiyor. Seninle sohbet etmek istiyor.
Aşık. Öyle şey yok. Ne diyor? Senin yüzünü görmek istiyor. Aşık diyor ki senin yüzünü görmek istiyor. Dayanamazsın. Dayanamazsanı da görmek istiyor. Ya Musa şu daha bak oraya tecelli edeceksin. Nasılsın dediği halde koşuyor. Aşık.
Musa bütün bölgede ne kadar inek, koyun varsa kesme. Yemekler hazırlatıyor. Her tarafı temizletiyor. Sofralar hazırlatıyor. Yok ki sevgilin ya. Misafir olacak bize. Büyük bir heyecanla bütün herkes beklerken Musa'nın yanına yaşlı, pir, fakir bir kimse geliyor. Ya Musa diyor. Şu yemeklerden biraz büyük. Bir katlanır versen çok açıl. Diyor ki görmüyor musun? Biz Rabbimizi bekliyoruz. Misafir olacak bize. Yeme gideceğiz. O diyor yemeden vermem sana. Cübbesinden asılıyor. Ya Musa diyor. Bir tas yemek. Vermem diyor. Bir daha üçüncüsünde. Ya Musa. Bir tas yemek. Vermem deyince. O ihtiyaç çekip gidiyor.
Bekliyorlar, bekliyorlar, bekliyorlar, bekliyorlar. Akşam oluyor. Gelen giden yok. Musa üzgün. Kavmi onunla alay ediyor. Allah'ın diyor. Seni kandırdı. Aldattı. Bak gelmedi. Aşıklar kınanmaktan korkmazlar. Aşık kınanmaktan korkmaz. Aşıksa. Ne diyor ayeti kerimede? O iman edenler. İmanlarından dolayı kınanmaktan korkmazlar. Aşıksan gerçekten aşıklığının aşıklığından dolayı kınanmaktan korkma. Kınanmaktan korkuyorsan aşık değilsin. Yalancılardansın. Yalancılardansın. Hani o kimse sarhoş olur da yolda sekiz çizmemek için gayret eder. Yalancı sekiz çizmekten neden utanıyorsun?
Sekiz değil on sekiz çiz. Neden utandın? Neden utandın? Yaptığın yanlış o yüzden utandın. Yaptığın yanlış olmasaydı utanmazdın. Yaptığının yanlışlığını biliyorsun. Yaptığının eksikliğini biliyorsun. Oruç gününde oruç tutmayanlar lokantalara perde çekerler. Öyle değil mi? Neden perde çekiyorsun? Yiye yemeni. Sen yemeğe aşıksın. Evet yemeğe aşıksın. Allah'a aşık olsaydın oruç tut demişti. Oruç tutacaktı. Musa'nın hikayesini ödemeyim.
Akşam oluyor giren giden yok. Musa aleyhisselam tırıl sinaya koşuyor. Ya Rabbi! Kavmim benimle alay etti. Geleceğim dedin gel dedim. Ya Musa, o senin yakandan çeken vardı ya. Evet, o bende. Sevdiğini tanımaktır. Aşık sevgilisini tanır. Aşık maşukunu tanır. Aşık maşukunu tanımıyorsa, onun aşıklığı yalancıdır. Gerçek aşık değildir. O yüzden evet, bizim dinimiz aşk dinimiz. Bizim imanımız aşktır. Bizim kitabımız bize aşka anlatır. Biz aşk kitabına mensubuz.
Ve bizim peygamberimiz aşk peygamberine mensubuz. Bizim Allah'ımız aşıklığı bize emreder. Biz anlatan Allah'a aşıkız. Biz aşka aşıklığımız, başkalarına baktığımız baktığında kuralsızdır. Bir başkası bakar, bu kural tanımaz der. Oysa bizim kuralımız maşuğumuzun kuralıdır. Sevgilimiz bizden ne isteyecek, bize ne söyleyecek diye kulağımız sevgilimizin dudağındadır. Bizim gözümüz sevgilimizin kaşındadır. Acaba kaşını ne tarafa doğru kaldıracak diye bakarız. Biz aşıklığımız öyle yaşıyoruz. Biz sevgilimizden başka bir şey görmek istemiyoruz.
Ben maşukumdan başka bir şey görmek istemiyorum. Ben maşukumdan başka bir şey dinlemek istemiyorum. Ben maşukumdan başka bir yere gitmek istemiyorum. Ben her nefeste maşukumu anmak istiyorum. Çünkü benim maşukum diyor ki, beni an, ben de seni anacağım. Beni an, ben de seni anacağım. Beni an, ben de seni anacağım. Ben de seni anacağım dediği anda benim dudağımın dibinde.
İstiyorum ki nefesim daha da kısalsın. Nefesim daha da kısalsın. Anlam daha da kısalsın. Kısa an biriminde dahi anayım. İstiyorum ki hiçbir an gaflet gözüme gelmesin. Ve ben her baktığım yerde o aşıklığınız, o maşukum izin. Ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyur. Benim dinim aç değil bak. Eğer Allah'ı seviyorsanız, eğer Allah'ı seviyorsanız, aşıklığınız, maşukunuz Allah'sa, aşıkun Allah'sa, bir çizgi çizmiş sana. Demiş ki Habibime uyur. De ki ey Muhammed de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyur.
Ya Muhammed Mustafa, aşıklığa öğretensin. O maşuya nasıl yanaşacağımızı, o maşuya nasıl yaklaşacağımızı öğretensin. O sen nasıl namazı kıldıysan öyle kılmak istiyorum. Çünkü maşukluğun ayak izleri önünde. Maşukun ayak izleri o. Önünde bir aşık var. O önündeki aşığın ayak izlerini takip ederekten, ben aynı maşuka aşıkım. Eğer onun ayak izlerini takip edemezsem, o maşuyu bulamayacağım. Eğer Hazreti Mevlana, Celaletini, Ruhi, Şemseddin'i, Tebriz'inin ayak izlerini takip etmeseydi, Muhammed'i Mustafa'yı bulamaz. Muhammed'i Mustafa'yı bulamasaydı, Allah'ı bulamaz. Ve asla ve asla aşık olamazdı. Cüneydi Bağdadi'nin önünde kim var ki?
Önünde bir aşık yok ki. Bir aşık, aşık olmasın. Bir aşık gösterin bana. Dünya tarihinde bir aşık gösterin. Onun önünde bir aşık olmasın. Kimden öğrendi ki aşıklar? Aşıkı kimden öğrendi ki? Yoz Hayyam kimden aşıklığı öğrendi? Arabi kimden aşıklığı öğrendi? Farabi kimden aşıklığı öğrendi? İbn-i Adun kimden öğrendi? Ahmet Gazadi kimden öğrendi? İmam Dengar'ı kimden öğrendi? Ferid-i Tınatlar'ın aşıklığı kimden öğrendi? Hepsinin önünde bir tane aşık var. Hepsinin önünde bir tane delil var. Aşık o. Ona bakmış. O delil ona yetmiş.
Demiş ki işte aşık bu. Ben onunla o maaşuka ulaşabilirim. Onun izinden gidersem o maaşukla buluşabilirim. Onun dediklerini yaparsam, onun bastığı yere basarsam muhakkak da o maaşukla buluşacağım. Neden? Onun üzerinde maaşuk'un izleri var. Onun gözünde maaşuk'un tecelleti var. Onun dilinde maaşuk'un sözü var. Onun gözünde, onun elinde, onun ayağında. Çünkü yürüyen ayağı olurum demiş ya. Çünkü demiş ya gören gözü olurum. Çünkü demiş ya tutan eli olurum. Senin önünde gören gözü olmuş. Tutan eli olmuş, yürüyen ayağı olmuş. Bir aşık var önünde. Ve yollara sapma. Mevla ona der ki, ey ahahmar, senin önünde de bir pir olmazsa yol bulamazsın der.
Neden? Kendi bulamadı. Sen olmasaydın ne Allah'ı bilebilirdin, ne Resul'unu bulabilirdin dedi. Kime dedi? Şemseddin'i Tevrizi'ye. O güne kadar iman etmemiş miydi? Etmişti. O güne kadar namaz kılmamış mıydı? Kılmıştı. Ama o güne kadar namazı miraç olmamıştı. O güne kadar orucu miraç olmamıştı. O güne kadar oruç tuttuğu zaman, iftarda Allah kafasına konmamıştı. Tecelli etmemişti. O güne kadar dememişti ona. Oysa hep oruç tutmuştu o. Her Ramazan tutardı oruç. Her Pazartesi perşembe tutardı. Ama aşık olduktan sonra orucun özü oldu. Orucun canı oldu. Aşık olduktan sonra namazın canı oldu. Namaz kıldı. Namazı kime kıldığını gördü.
Aşık olunca gördü. Kulağı sızım deyip de namazı terk etmedi. Sızım deyip orucu terk etmedi. Sızım deyip az yemeği terk etmedi. Hanımı üç teker, üç, iki kap, üç kap yemek koydu. Hanım dedi. Soframız firavun sofrası oldu. Bakmaz mısın dedi. Muhammed'in Mustafa'nın evinde günlerce duman tutmazdı. Duman tutmazdı. Gazelin de öyle diyor. Duman tutmazdı. Diyor senin evinde duman tutuyor. Senin evinde duman tutmamesi lazımdı. Ona bunu öğreten kimdi? Şemseddin'i Tebrizi'ydi. Şemseddin'i Tebrizi öğretti. Dedi ki aşık ol. Cennet için ibadet etme. Aşık ol. Cehennem korkusuyla ibadet etme. Molla Cami. Hazreti Mevlana'nın yolundan giden de.
Molla Cami. Hazreti Mevlana'yı. Hazreti Mevlana'yı. Öyle bir yere koyar ki. Der ki peygamber değil. Ama kitabı var. Molla Cami der bunu. Molla Cami Hazreti Mevlana için der. Der ki peygamber değil. Ama kitabı var. Mesnevi'den için. Evet. Mesnevi baştan başa aşıklığı anlatır. Ama Mesnevi bunu anlatırken der ki. Kur'an baştan başa rıza aşıklığı anlatır. Ha demek ki. Mesnevi'de dahi. İz Kur'an'a çıkar. Kuralsızlığa çıkmaz. Evet ona dışarıdan bakan onu kuralsız gör. Siz şimdi kuralsızsınız. Normal kurallara görevinde olmanız lazım. Ne işin olur sizin burada şimdi? Kuralsızsınız. Kuralınız yok. Kural koymuşlar Türkiye'de. Ve herkes yastı namazını kalır, kılar gider evine.
Siz kuralsızsınız. Bu ibadetin dışında bir şey. Yani normal birosudur, ibadetten farklı burası. Ne var şimdi biraz sonra? Sema var. Sema'da ne var? Sikir var. Kural yok var. Normal kuralların dışında bu. Herkes yastı namazını kaldı, camileri kapattı gitti. Açık cami var mı? Yok. Hiçbirisi de açmaz gece camiyi. Camiyi açmak, kuralsızlıktır. Açın camileri sabahlara kadar. Açık olsun. Herkes gitsin namaz kılsın. Herkes gitsin sohbet etsin. Herkes gitsin kitap okusun. Herkes hadis okusun. Gitsin Kur'an okusun. Bizim ibadethanemiz değil mi? Kural var.
Değil. Beş vakit birer saat değil. Yarım saat saat açılır. Gidin ben ibadet edeceğim. Neyin? Kovarsız imam. Sen ona diyemezsin. Ya orası ibadethanedeyim. Ben ibadet edeceğim sabah kadar. Yok kardeşim git varilikten müsaade al ben de. Siz sabaha kadar ordu ibadet etmek için varilikte müsaade almış olmasınız. Varilikten.
Müslümanın değil kardeşim. Hristiyanın. İstediği zaman açıyor. Kimisi ona kapat demiyor. Kavra kimin? Yahudinin. Kimse kapat demiyor mu? Müslümanın. Değil ya. Senden. Git ibadet et. Senin sen. Aa. Kurallar. Aşık kural tanımaz. Aşığın kural tanımazdı. Öyle beş vakit namazda bitmez. Bir daha namaz kılıyor. Aşığın önünde bir örnek var. Kim? Hazreti Muhammed Mustafa ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Hazreti Mevlana meslevisinde diyor ki Ahmet ayakları şişinceye kadar namaz kılardı.
Hiç ayakların şişti mi ayakta namaz kılarken şişti. Her namaz kılanın namazı miraç olacak. O ne kadar güzel bir şey. Kardeş. Her namaz kıldığında namazın miraç olsa işte yeryüzün leşin yoktu senin. Namaz müminin miraçı. Kulluk kulluk kulluk kulluk. Tanımam diyen Hazreti Mevlana diyor ki kul olduğunuz bakalım. Kime okuluz? Kime aşık. Aşık olduğunuz şeye kuruz.
Şeye. Şimdi. Şimdi hepimiz de iman ettik zahiren öyle değil mi? Biz Müslüman öyle değil mi? İmasından bir şey kimiz şüphemiz yok. Ne kadar güzel. İyi. İman ettiğine aşıksın diyor. Hadi bakalım meydan. İnsanlar aşıklık yollarına giderken aşıklıklarını kendileri seçemezler. Yollarını kendileri seçerlerse o aşıklık yolu değildir. O aklın yoludur. Cüneydi Bağdadi'yi bu noktada aklın yolunu seçenlerden değildir. Ama ona bakan kimsen Cüneydi Bağdadi'yi sanki daha kuralcıymış gibi görün. Ben hiç de Cüneydi Bağdadi'yi daha kuralcı görmem. Cüneydi Bağdadi'nin aşıklığı bilgiyle hemhal olmuş aşıklıktır.
Beyazlı Bestabi'nin aşıklığı da aynıdır aslında ama onun bilgiyi yöne çıkmamıştır. Bilgisi yöne çıkmamıştır. Yoksa Şemsettin'i Tebriz'i abdest alırken abdestin farzının dört olduğunu biliyordu. Beyazlı Bestabi'de biliyordu. Cüneydi Bağdadi'de biliyordu. Ve hiç kimse abdestin farzını beş yapmadı. Veya Şemsettin'i Tebriz'e abdest alırken farklı bir abdest almadı. Veyahut da Beyazlı Bestabi'nin farklı bir abdest almadı. Ama Beyazlı Bestabi kural tanımazdı. Kural tanımadığı için hacca giderken her adımda iki rekat namazı kıyordu. Hiç kimse ona demedi. Yani birisi ona cesaret edip de bu sünnette yok.
Sen bunların namazı nasıl kılıyorsun demedi. Ama o Beytullah'a giderken sevgilisinin emrettiği şeyi yerine getirirken abdestsiz adım artmadığı gibi her adımda iki rekat namazı kıyordu. Ne kural tanımazı kıyordu. Misal orucu tutardı. Misal orucu iftar edip hemen tekrar üyede etti.
Aşıklarını Hazreti Mevlana'da tutardı. Şemsettin'i Tebriz'e öğretti ona. Şemsettin'i Tebriz'e öğretti. Evet kural tanımazdı. Kural tanımadığından bir gün aşka geldi. Soğuk bir gün Hazreti Mevlana çıktı sohbet halakasından. Dışarı gitti kafasını bir secdeye koydu. Karın buzun üstüne. Kendinden geçti. Alnı buz tutmuş. Secdede karın buzunu cinler. Müsaabettin Çelebi ve yanındakınlar bir müddet sonra gelmeyince gittiler dergan kapısını bir açtılar. Açtılar bir baktılar ki Secdede Hazreti Mevlana Buz tutmuş alnı. Elleri buz tutmuş yere.
Dizleri buz tutmuş. Ayak parmak uçları buz tutmuş. Hazreti Mevlana kendinden değil. Kural tanımıyor. Bey deden. Başlamışlar. Hohlamaya. Hohluya. Sıcak su döker. Döker. O buzları eritmişler. Mubarak'ı öyle kaldırmışlar. Üzerindeki elbiseler dahi kıtır kıtır olmuş. Kusut. Aşıklar maşuğuyla sohbette Kural tanımazlar. Bir kadın, bir kız, bir erkeğe aşık. Aşık yap.
Adam diyor ki kıza gel bu gece. E babamı ne yapacağım diyor. Al kal evden. Neden? Babanın korkusu var sende daha aşık değilsin. Bir kadın bir adama aşık. Bir adam bir kadına aşık. Adam kadına aşık. Kadın gel diyor bu gece. Adam diyor ki ya nasıl gelin ki evde babam azsın ya beni vurursa. Adam aşık. Sahtekar. Ayrılığını içmiş. Başka bir şey içtim diye sallanıyor. Sahtekar. Yalancı. Ya da aşıklığı o kadar biliyor. Bize göre yalancı. Kendine göre çok aşık. Yalancı.
Neden? Aşık. Canını verir. Babası vuracaksa vuracak. Anası dölecekse dölecek. Kardeşi kurşunlayacaksa kurşunlayacak. Aşık değil misin? Aşık değil misin? Yok böyle bir aşık. Boş mantık. Neye aşık? Allah'a. Aa handi Allah'a. Kimin Allah'ına aşıksın? Brahmanizmin Allah'ına mı? Budizminin Allah'ına mı? Hindizminin Allah'ına mı? Musa'nın Allah'ına mı? İsa'nın Allah'ına mı? İbrahim'in Allah'ına mı? Putperest'in Allah'ına mı? Ateist'in Allah'ına mı?
Kimin Allah'ına aşıksın? Allah'a tarif edin. Kendi kendinizde deyin ki ben kimin Allah'ına aşığım? Ben Allah. Sonuçta normalde bir kimsenin bir aşık olduğu ilahı var. Öyle değil mi? Tanrısı var. Budiz diyor ki ben Buda'ya aşığım. Buda'ya. Bana Buda'yı anlatır mısın? Buda Rabbim mi? Değil. Onlar için Buda Rab değil. Anlatan. Buda'nın şekline suretine görünmüş. Onlara Buda diye görünmüş. Onlar gerçekten Buda'ya bakarken kendilerince Tanrı'larına bakıyorlar.
Diyorlar ki Tanrı Buda'nın şekline şemaline bürünerekten bize görünüyor. İyi. Bana Tanrı'nı anlat. Ne yapar senin Tanrı? Mesela iyi sevgiler diyor ki onların Allah'ları haşa öyle değil. Kur'an-ı Kerim onu inkar ediyor. Reddediyor. Diyor ki onun Allah'ının oğlu var. Kim? İsa. O diyor onun oğlu. Cevra'yı onun diyor kutsal ruhu. Onun Allah'ı o. Musevi'nin Allah'ı var. Zekeriya onun oğlu. Onlar da öyle inanıyorlar. İyi. Senin Allah'ın kim? Allah'a aşık.
Hangi Allah'a sevdalısın? Bu noktada kimin Allah'ı? Allah bizi affetsin inşallah. Aklın rehber edilmesi insanın sıfatlarının sürmesi anlamına gelir ki bu insan ve Allah arasında en büyük engeldir. Evet. Akıl. Bir pozitif akıllardır bir de negatif akıllardır. Süper. Pozitif akıl Allah'la kişinin arasında engel değildir. Negatif akıl Allah'la kişinin arasında engeldir. Eğer negatif akıl noktası yoksa o kimsedez. Pozitif akıl o kimseyi Allah'a yaklaştırıcı en büyük zemindir. Allah'a yaklaştırıcı. Eğer aklı biz pozitif noktada kullanır, pozitif noktada algılarsak o bizi Allah'a en güzel şekilde, en iyi şekilde yaklaştırır.
Aşıklık, akılsızlık demek değildir. Aşıklık, aklın aşka hizmet etmesidir. Gerçek aşıklar, doğru aşıkların akılları aşklarına hizmet eder. Ama buradaki akılda negatif bir çıkarsa evet seni o zaman aşıklığından uzaklaştırır. Negatif akıl aşık olduğu şeyle senin önüne perdedir. Pozitif akıl bekliyor. Pozitif akıl ise der ki yürü durma koş durma koş nereye? Maaşuna doğru koş sevdiğine doğru koş harca kime? sevdiğine yenir kime? sevdiğine içir kime?
sevdiğine yürü feda et her şeyini kime? sevdiğine der bu pozitif akıl hiçbir aşık suyu ensesine götürmez hiçbir aşık hiçbir aşık anaş kılarken gübrenin tersine dönmez bilmiyorsa döner olay mesela ama hiçbir aşık aşıksa ben aklı reddediyorum kapının dışında dursun aklını hiç istemeyeyim diyemez aşıklığı Cüneydi Bağdat'ı mesela rivayet edilmiş tevhidle alakalı meseleleri konuşurlar kapıları pencereleri kapatırmış baktırırmış dışarıda var mı dinleyeninden yok toplarmış has müritlerini
tevhidden o zaman konuşulmuş sohbetten sonra müritleriyle defalarca bayılıp günlerce müritleriyle beraber ayılmadığı görülmüş bunlar öldüler mi acaba diye millet girermiş içeri bi bakar mı varmış ki sere serte hepsi de bayılmışlar hepsinin dillerinde zikir hepsinin dillerinde zikir asla demezlermiş ne oldu bunlara diye o zaman Cüneyt Bağdat abinin hangi aklından bahsedeceğiz şimdi Ahmet Gazali İmam Gazali'nin kardeşi
İmam Gazali devlet ona bir para vermiş demiş ki sen bu konulara cevap ver o konulara cevap vermiş bitmiş ondan sonra Şanlı Emembe Camisi'nin minaresinin kendisini kapatmış iki yıl boyunca sülük çıkarmış ondan sonra İhya'yı yazmış biz şimdi hangisine baksak buradaki isimlerden hepsi de aşıklıklarında kendi zamanlarında zirve olmuş insanlardır Moğolla Cami zirvedir derti Allah'a korkuyla tapan aslında kendine tapar demiştir aşık korkuyla
tapmaz aşık korkusu maşokun kaşının kaldırmasındandır başka bir şey değil aşık bu noktada beni cehenneme atar diye düşünmez ama sevgilisinin kaşının kalkmasından dahi ödü kopar cehennemden korkmaz sevgilisini üzmekten korkar cehennemden korkmaz sevgilisini incitmekten korkar herkes cehennemden korkar o cehennemden korkmaz o maşunu üzerim maşunu kırarım maşunun kaşını kaldırmasına sebep olurum diye korkar bizim korkumuz ne aşık olmayan
korkudan bir haberdir en fazla korkanlar en fazla aşık olanlardır hiç korkmayanlar hiç aşık olmayanlardır bir kimsede hiçbir korku yoksa o hiç aşıklıktan nasip almamıştır bir kimsenin hiç korkusu yoktur bir şeyi seviyorsan sevdiğinle korkmazsın ama sevdiğini üzmekten korkarsın sevdiğini kırmaktan incitmekten korkarsın bir kimse korkmaz kırarım diye düşünür öyle değil mi aman kırmayayım incitmeyinler komşusunu seviyorsa arabi küblesi sevgi olan bir sevgi dini
kavramını işledi arabi baştan sona aşıklığı işledi arabi aşıklığı öğreten üstadıydı arabi aşıklığı öğreten bir kadındı vermiş bir kadın sufi bir kadındı o kadındaki kerametleri görünce ne yapacağını şaşırdı arabi kendi üstadındaki aşıklığı görüp ondaki kerametleri görünce bu yol farklı bir yol o güne kadar öyle bir yol tanımıyordu arabi ne zaman ki o şeyhini tanıdı şeyhini tanıdıktan sonra değişti arabiyi değiştiren neydi ki ondan önceki şeyhiydi devam ediyorum yunus aşıklığı nereden
öğrendi yunus kendi kendine o aşıklığı öğrendi on sekiz yıl kaldı tergahda tepkeden on sekiz yıl ben kural tanımam deyip odun çekmeyeceğim demedi üstadımı on sekiz yıl boyunca odun çektirdim on sekiz yıl boyunca bu odunları taşırken de hiçbir tane yanacak ocakta yanacak tırında yanacak bir tane yamuk bir odun getirmedi bu dergah öyle bir dergahtır ki bu dergaha yamuk odun yakışmaz deyip on sekiz yıl boyunca on sekiz yıl boyunca odun kesti getirdi yunus dergaha vazifesi buydu on sekiz yıl
hadi kural tanımasın şeyh galip hadi kural tanımasın şeyh galip galibi kolundandır kadirinin kendisine pirlik vermiş nereden kadiriler kadiriler Mevlana Şemsettin'i Tebriz'den sonra ismi duyuldu ki ondan önce Mevlana Mevlana değil miydi?
insan değil miydi? ona aşıklığı kim öğretti? ona o yolda kim yürüttü? ona o yolda kim delil oldu? Şemsettin'i Tebriz'i mut piş ağzıma düş yok elma kendiliğinden elma almıyor ona bir aşı vuran var onun bir kübresini atan var onun dibini bir çapalayan var onu sulayan var onu ilaçlayan var ya bu elma tohumunda istidadı elma istidadı var zaten gittin ektin dağın başına aşısız meyvesi yemez zeytin aşısız delice zeytini denir ona zehir gibi olur çıkan yağından sabun bile olmaz ona bir aşı vuran gerek o bakacak
o delice zeytini haa bundan yağlık olur diyecek neden o yağlık ağacın dibinden çıkmış ona yağlık aşısı vuracak öbürkü meyve yani o başka bir delice o o zeytin işte çürütmesi olacak dilmesi olacak salamurası olacak yemeklik yani ona yemeklik aşısını vuracak ne lazım sonun aşısını vuracak yemeklik lazımsa yemeklik yağlık lazımsa yağlı delice kendi kendine zeytin olmuyor mu? evet sonuna geliyoruz ne yazık ki günümüzde izmeki koyarak da sünfizm mevlevizm gibi bu aşk dinine kurallar ve sınırlar çiziyoruz doğru sınır ve kural çiziliyor doğru yol oluyor doğru bir mevlevilik yolu var şimdi doğru doğru ve o mevlevilik yoluna her gelen bir kural koymuş doğru ve insanlar o kuralların içerisinde kalırken meselenin merkezinden uzaklaşmışlar adamın sınır geymesi bir kural o sınır geymezse o kimse karşındaki kimse onu başka türlü başka bir kural konuş başka bir şekil konuş başka bir sistem konuş Türkiye'deki mevleviler bizi mevleviden kabul etmiyorlar
diyorlar ki siz mevlevi değilsiniz onların mevleviliğine göre biz mevlevi değiliz ben de illaki mevlevide indiretmiyorum sen öyle görüyorsan öyledir diyor siz nesiniz diyor ne görüyorsan oyuz diyor biz hazreti mevlani'yi seviyoruz hafdın kadir gehlani'yi de seviyoruz ahmet el ruma'yı de seviyoruz beyazlı beslami'yi de seviyoruz muhiddin arabi'yi de seviyoruz ama sizin ekolunuz arabi mi değil arabi mi değil mevlevi mi değil gazali mi değil kadiri mi değil bir şeyle tanımlanacaksak bize ehli tasavvuf denilebilir
bir şeyle tanımlanacaksak biz Allah'ı sevmeye çalışan Allah'ın kullarıyız buraya ya siz dedim evrevilik kültürüne hani o adama uygun değilsiniz değilsiz dedim ben tekrar nereden çıkıyor dedi rüyamızda görüyoruz da bunu nasıl dedi ya dedim şemaya dedim birisi rüyasında dedim yeşil tenure görmüş ben yeşil tenure diktirebilir miyim hazreti mevla'na geldi bana yeşil tenure giydirdi diktir ya yeşil tenure yok sahasında görmüş hazreti mevla'nın şekline şemayine şeyden girer mi hayır söyledi doğru mu evet
ama ortodosluk gibi doğru soru doğru sarı olmaz kafasında sufi saymıyor adamın hiçbirinin sarı yok burdakından hiçbirinin takkesi yok hiçbirinin cübbesi yok hiçbirinin şalvarı yok aha tahkeniz yok cübbeniz yok sarığınız yok şalvarınız yok kiminizde sakal var kiminizde sakal yok kiminiz namaz kılıyor kiminiz namaz kılmıyor kiminiz oruç tutuyor kiminiz oruç tutmuyor içinizde cünüp olan bile var koyduğumuz yer neresi kapıdan sen nesin diye
kapıdan sen kimsin diye kime sordular kapıdan sen nesin diye kapıdan sen giremezsin diye sordular başın açık diye hangi kadına sordular sen bu halde giremezsin diye bizim kardeşlerden değildir o bizim felsefemizden değildir küstahlık yapan öyle edebi aşan bir kimse varsa o bizimle aynı yolun yolcusu değil erkeğin sorunu sakalım var mı yok mu kaç santim diye hangi erkeğin bıyığına bir şey sorun dedi hangi erkeğin saçına kılığına kıyafetine bir şey denildi
veya buradan giren bu tekke altı yedi yıldan beri burada altı yedi yıldan beri Cenab-ı Hak burada bize hizmet etme şerefiyle şereflendirdi bir Allah'ın kulu diyemez ki biz bu tekkeye girerken bizde şu şant kılmış koymuşlar mı insanlar koymuşlar bir ortodosluk üretmişler mi üretmişler camileri bile üretiyorlar adam kısa kolla camiye girmiş genç bir çocuk adam vuruyor onun koluna haram diyor birisi kot parkolon gömlek takım yapmış çocuk namaz kılıyor arkasından vuruyor yokta namazın kabul olmadı ben de dedim Allah'ım mübarek olsun
nasıl yani dedi e dedim sen kabul etmedin ya adamın namazında şimdi kotu var ben kabul olmaz dedim nereden bu yetkiyi aldın dedim kimden aldın bu yetkiyi yedi yıldan beri değil yirmi altı yıldan beri sohbet ederim yirmi altı yıldan beri bir kişi desin ki bana şu kuralı koydu yirmi altı yıldan beri bir kişi desin ki bana şunu emrettin böyle yapacaksın yapmazsan burada duramazsın dedim yok bir kişi diyemezsin bir kişi çık maşukuna bakar maşuk maşukunu anlatırsın
maşuk maşukunu anlatırken her yerde aşıkını görür maşukunu görür ve her yerde maşukunu gördüğünden dolayı her an der ki yarabbi bunu da yanına al tanımamazlık demek kural tanımamazlık demek burayı iyi anlayalım namaz kılmamazlık demek değil eğer Muhammed'i Mustafa'nın anlattığı Allah'a iman ettiyse bir kimse ey hafibim de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyuyun ama yok Muhammed'i Mustafa'nın anlattığı Allah'a aşık değilse o zaman bir aşıklığı vardır onun kuralını uyguluyordur o kuralsızlıkmış gibi görünen şey farklı bir kuraldır
ona kuralsızlıkmış gibi gelir o yüzden hiçbir zaman kuralsızlık denilen bir şey kabullenmem bir kurala karşı çıkan bir kimse kendince başka bir kural koyulur Allah cümlemize affeder Allah cümlemize affeder El Fatiha'na selamlar
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.