Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Temmuz 2012 · 35:25
Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah, yüzünüzü hayırlı eylesin, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah, umduklarımıza nail eylesin, korktuklarımıza hıfz-ı muhafaza eylesin inşallah. Sufilerin adaf ve erkanları, Sufi, an kitabına uyduğu gibi, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, hem zahiri, hem batini, sünnetlerine, edeplerine, hallerine uyan insandır.
O zaman Sufi dendiğinde, algılanılması gereken şey, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, iç ve dış haliyle hallenmek olarak algılanmalı. İçinde bulunduğumuz yol, Sufi yoludur. Sufilik kastedilirse, o zaman Sufinin her şeyi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, her şeyine uymalı ve Sufi o yolda ilerlemeli.
O zaman Sufi'den kasıt, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu manada, hem zahir olarak, hem batini olarak onun yolundan yürümektir. İşte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin edeplerinden biri, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için söylediği şey, Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi, onları affet, onları mağfiret dile, iş hakkında onlarla danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah tevekkül edenleri sever.
Demek ki Sufilik adabının başlangıcı, Sufi olma yolunda yürüyen insanlar katı yürekli olmayacaklar. Katı yürekli insan, etrafındaki hataları, kusurları, eksiklikleri, noksanlıkları görmemezlik değildir bu. Onları yapan insanları merhametle, şefkatle doğru yolu göstermek, ve yaptıysa insanlar hata ve kusur, onları affetmektir.
Hz. Enes radıyallahu anh hazretleri, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir günden bir güne hizmetimden şikayet etmedi, bir günden bir güne de benim kusurumu söylemedi der, yüzüme der. O zaman bu yolda yürüyecek olan insanlar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada edebiyle edeplenmeli, bu manada onun ahlakıyla ahlaklanmalı ve bu manada af yolunu tercih etmeli. Eğer bir kimse kendisine yapılan şeyleri, yakın dostlarını, yakın arkadaşlarını, derviş kardeşlerini etrafındaki insanları affedemiyorsa, ve bu af yolunda ilerlemiyorsa, ve af yolunda eğer bu noktada kendini istihdam edemiyorsa, o zaman kendisine çeki düzen vermeli, kendisini Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin edebi noktasına götürmeli.
Kıymetli dostlar, insanın bir kendi hukuku vardır, bir de etrafındaki cemaatinin hukuku vardır, kendi hukuku vardır, bir de iş yerindeki insanların hukuku vardır, veya ailesinin hukuku vardır, veya arkadaşlarının hukuku vardır, veya bağlı bulunduğu dargahın, tekkenin hukuku vardır. Kendi hukuklarınızdan vazgeçer vazgeçmezsiniz, o sizin bileceğiniz iş. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendi hukukundan vazgeçmiş. Etrafındaki dostlarının, kardeşlerinin, arkadaşlarının, kendisine karşı yapmış oldukları yanlışlıkları ve eksiklikleri affetmiş. Ve hatta daha ileri, Uhud savaşında mevzilerini terk eden ashabı dair bu manada affetmiş. Ama gün gelmiş, Hemdek savaşında ashabını zehirleyen müşrik kadını katlettirmiş.
Şimdi bunun arasında tenakuz gibi gelebilir bazı şeyler. Onları affetmedi de, onun için, yani Uhud'daki sahabeleri affetti de, o kadını neden affetmedi diye kendi kendinize sorabilirsiniz. Bu bir tenakuz değil. Uhud'da cihat yerini terk eden kardeşleri. Ve onlardan dolayı bütün oradaki Uhud meydanındaki ve bütün Müslümanlar o acıyı, o sancıyı çekti.
Allah-u Alem, oradaki o mevziyi terk edenler, oradaki o doğumlulukları gördüler ve o doğumlulukları gördükten, zaten bu ayet-i kerime ondan sonra inme. Ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlara kaba davranmadı orada. Ama ülkü bir müşrikti, kadın ve ashabtan 4-5 kişi, bir rivayette 5-6 kişiyi zehirleyerekten öldürmüştü ve onu katletti. Onu affetmedi. Şimdi, kardeşler arasında bir sıkıntı, bir problem var ise, kardeşler kendi aralarındaki bu sıkıntıları, bu problemleri, af yolunu tercih ederekten aşacaklar. Ve siz af yolunu tercih ederekten problemi aşamıyorsanız, ve siz af yolunu tercih ederekten o yolu yürüyemiyorsanız, o zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin edebine uymakta sıkıntı vardır.
Herkes hata yapar, herkes eksiklik yapar, herkes yanlışlık yapar, birbirine de yapar. O zaman biz birbirlerimize karşı müşrik, yumuşak, birbirlerimize karşı anlayışlı, birbirlerimize karşı hoşgörülü ve sabırlı davranmak zorundayız. Mümin, müşriklere ve kafirlere karşı sert, mümin kardeşlerine karşı müşrik ve yumuşak davrananlardır. O zaman sofi ve hatta sufi, adına ne derseniz deyin, veya derviş, veya mümin, veya kardeşlik hukuku, insanların arasında birbirlerine af etmeyi getirir. Af etmeyi, o afla yorulmayı, afla yürümeyi bize öğretir. O zaman biz afla yürümeyi ve afla yorulmayı öğreneceğiz ki, o sufilik adabıyla adaplanmış, sufilik erkanıyla erkanlanmış olalım.
Ve asla etrafımızdaki insanların hatalarından, kusurlarından dolayı, onların fetvalarını verip, boyunlarını asmayacağız, boyunlarını astığımız fetvayı iki de bir okuyup, o kimseyi incitmeyeceğiz, o kimseyi kırmayacağız, o kimseyi üzmeyeceğiz. Varsa insanların hataları, kusurları, varsa insanların eksiklikleri, noksanlıkları, onları tatlı bir şekilde ama nasihat ederekten, ama ikaz ederekten, ama irşat ederekten, onları bu yolda yürümelerine vesile olacağız, yardımcı olacağız inşallah.
Allah bizi onlardan eylesi. Tıbbiye talebesiyim, hekimlik mesleğimin icabı olarak çoğunluğumu ders çalışmaya harziyorum. Hikmet nazarıyla baksan, Allah'ı zikretmiş olur muyum, tavsiyeleriniz nelerdir? Olursunuz, müşriklerin çocukları cennete mi girecekler, yoksa arafta mı kalacaklar? Çocukların hepsi de çocuk yaşta ölenlerin hepsi de cennetin birinci katına gidecekler. Bizde Muhammedilerin inancı, çocuklar doğduklarında mümin olarak doğarlar. Anne babasının dini önemli değildir. Ve o çocuk doğduktan sonra ölürse, cennetin birinci katına gidecek. İbrahim Aleyhisselam onları orada tekrar din tebliğ edecek.
Orada din tebliğinden sonra istidatlarına göre cennetin değişik katlarına gidecekler. Nübüvvet yolunda olmanın ölçüsü nedir? Bu zamanda olan cemaat ve nübüvvet yolunda olup da uygulayan ve şeriatı uygulayan cemaat var mı? Nübüvvet yolunda olmak, el sufilerin içerisinde, tarikatların içerisinde, nübüvvet yoluyla velayet yolu diye bu yolu ikiye ayırmışlar büyükler. Ben bunu çok ikiye ayırması taraftarı değilim. Ama ve lakin belki de algılansın veya anlaşılsın diye bu yolu yani tasavvuf yolunu iki yol olarak koymuşlar orta yere. Velayet yolunda olan kimseleri onlar şeyhine şeyhine şeyhine olarak giderler. Bariz örnek, o kimsenin şeyhi bir şey yapar, bizim şeyhimiz böyle yaptı der, biz de onu yaparız der.
Şeyhinin yaptığı şeyin sünnete uygun olup olmadığına bakmaz. Veya şeyhinin edebini, şeyhinin adabını sünnete Resulullah'tan üstün tutar. Bu tip uygulamaları vardır. Bu uygulamalar her tarikatta, her cemaatte farklılık gösterir. Her şeyh de farklılık gösterir. Bir kimsenin şeyhi öyle yapıyordur, başka bir kimsenin şeyhi de böyle yapıyordur. Bu zamanla ümmetin arasında çatışmayı, ümmetin arasında ayrışmayı, ümmetin arasında farklı tezahürlere yol açıyor. Ve farklı sıkıntılar söz konusu oluyor.
Bu farklı tezahürler algılanmada ve anlaşılmakta problem yaşanıyor. Bu manada insanlara en kestirme yol, belki de en selametli yol. Ve aynı zamanda en sahih yol. Ve belki de aynı zamanda en parlak yol. Ve aynı zamanda insanları dolanıp dolaştırmaktan kestirmeye götürecek olan yol, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o nübüvvetteki anlayışını, sünnet-i Resulullah'ın adabını, erkanını direkt yolcuların üzerine bir kıyafet, bir elbise olarak giydirmek.
Muhakkak ki geçmiş şeyh efendiler, muhakkak ki geçmiş üstadlar bir şeyi uygularlarken hevaya hevesten uygulamamışlardır. O gün o topraklarda, o merkezde, o dairede doğrudur. Ama ve lakin nasıl İslam'da iştahat kapısı açık olup, mekana, zamana ve oradaki probleme göre iştahatlar değişebiliyorsa, uygulamalar değişebiliyorsa, ve o iştahat edilirken, Kur'an'dan ve sünnetten süzülerekten o iştahatlar geliyorsa, sufilik yolu da, bu yolda, bu manada, Kur'an ve sünnetle yoğrularaktan, bugünkü insanlara bence aktarılması ve anlatılması lazım.
Yani insanlar bir edebi, bir adabı, bir tavır ve davranışı, bir anlayışı uygularlarken, muhakkak onun temelinin sünnet-i Resulullah olduğunu, onun temelinin Kur'an-ı Kerim olduğunu görmeli ve bu manada şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna diye yolu uzatacaklarına direkt sünnet bu, direkt Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazrettenin adabı bu, direkt Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazrettenin hali bu diyerekten hem anlaşılır, hem anlatılır, hem de yaşanır bir biçim almalı.
Eğer sufi meşrebi, eğer sufi yolu şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna yolundan hala da gitmeye devam ederse, yol yaşanmaz ve anlatılmaz olur. Bazen size küçük örnekler veriyorum. Diyorum ki elinizi kaldırın, evinde 50 tane kaşık çatal olan, elinizi kaldırın, evinde 100 kişiye yemek yedirebilecek olan, elinizi kaldırın, evinde 60 kişiyle, 70 kişiyle zikir yapabilecek olan, Halit Çanakkale'de, Çanakkale'ye 10 tane misafir gitti.
10 tane misafir 3 gün, 4 gün kalacak Halit'te. Misafir edecek 6-7 kişiyi. İstanbul'da Barbaros var. 6-7 kişi gitti, bir minibüs gitti. Misafir edecek. 3 gün, 4 gün, 5 gün gidinceye kadar ne zaman gideceksin diye sormak yok. Kaç kişi elini kaldırır? Ben evimde 6-7 kişi, 4 gün bakarım, misafir ederim diye. Erkek. Bayan değil. Bir kişi kaldırdı elini. Bu kadar. Bunun yıllarca devam ettiğini düşünebiliyor musunuz? Öyle görmüşler şeyhlerinden.
Ben trenin zakirine demiştim ki, ödemişte bir buçuk odada oturuyorum. Dedim abi bize misafir göndermedi. Herkes yeni derviş orada dedim. Bir minibüs göndermişti bana. Uygulamada, anlatımda ve anlaşılmakta sıkıntı var. Ama nübüvvet, pırıl pırıl, pasparlak. Nefis yok, heva yok. Bunu yapmak zorunda yok. O yüzden algılarken de, anlatırken de anlaşılır bir nokta. Sünnet-i Resulullah, ekvatordan tutun kutuba kadar yaşanabilecek yelpazeye sahiptir. Ekvatordan yelpazeye eşeğe kadar, kutuplara kadar ve herkese yeter.
Bu, benim eski içinde bulunduğum dergah tarafından da zor anlaşıldı. Bazı kardeşler bunu eleştirerekten bizden ayrıldılar. Zannettiler ki ben şeyhime ihanet ediyorum. Oysa kardeşler namazların arkasında 33 tane sübhanallah, 33 tane elhamdülillah, 33 tane Allahu Ekber, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin zikri ve tesbihatını terk edip, 100 tane besmele-i şerife, 100 tane estağfurullah lazım çekmeyi tercih ediyorlardı.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kim bu 33'leri çektikten sonra 100'üncüsünde La ilahe illallah huatuhu le şerikele lehül mülkü ve lehül hamdu ve hu ala külü şeyin kadir der ise deniz köpükleri kadar günahı olsa o kimsenin günahı arz olur Hazret-i Şerif'ini alıp bir kenara koyup şeyhuna şeyhuna şeyhuna şeyhuna şeyhunanın koyduğu bir dersi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin koymuş olduğu dersten öne çıkarma gafletinde bulunuyorlardı.
Önem namazının 4 rekat sünneti ve öğlen farzından sonra son 2 rekat sünnetini kılmayıp akşam namazının farzından sonra 2 rekat sünnetini kılmayıp evvabin namazını devam etmek gibi bir iş bu. O yüzden nübüvvetle ışıklanan bir yol, nübüvvetle aydınlanan bir yol, nübüvvetin haliyle hallenen bir yol belki de insanların nefsine acı, heva ve hevesten uzak, en kestirme ve en sağlam yol olarak duracaktır.
O yüzden yürüyecek olduğumuz yol nübüvvettir. Bu manada halimizi Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle bezeme, yolumuzu Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetiyle süsleme noktasındayız. Bir şey yapacaksak, bir şey yapacaksak, onun Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölçüsü, onun Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin temeli olması gerekli.
Bir Müslüman tarikattan ayrılırsa bu onun helak olmasına veya Kur'an ve sünnetin dışına çıkmasına hükmedilir mi? Hükmedilmez. Darül Harf ve Darül İslam ne demek? Bunlara delil var mı? Ayet veya hadis. Uzun mesele Darül Harp, İslam hukukunun olmadığı bir yer Darül Harptır. Bunu Şafii Maliki Hanbeli, Hanefi uleması ittifak etmişler. İmam Muhammed bir yerde İslam hukuku yoksa orası Darül Harptır deyip fetvayı vermiş. Hocası İmam-ı Azam iki tane daha, Darül Harbi bitişik olması daha önce imam verilenlerinin emanlarının kaldırılması olarak söylenmiş. O yüzden bir yerde İslam hukuku yoksa orası Darül Harptır. Bir yerde İslam hukuku var ise orası da Darül İslam'dır.
Daha önce Darül İslam olan bir yer İmam-ı Şafii Darül Harp olmaz demiş. Ama arkasındaki paragrafta da demiş ki eğer orada İslam hukuku uygulanmıyorsa, son Müslüman şehit oluncaya kadar orada Müslümanların Darül Harbi Darül İslam'a çevirmek için cihad etmeleri farzayındır demiş. Bu konuda Darül Harp yoktur diyen hadis-i şeritlere müracaat edecek. Darül Harp değil diyen hadis-i şeritlere müracaat edecek. Bu manada Türkiye'yi Darül Harp olarak görmeyenler ya savcılıktaki, savcılıkta ifade vermekten korkanlar, savcılıktaki ifadede hakkı ve hakikati haykırmaktan korkan, kendisini şeytana satmış veya kendi fikirlerini ve düşüncelerini şeytanlaştırmış insanlardır ki korkuyorlardır.
Çünkü cezası vardır. Oysa öyle diyeceklerine, Türkiye'nin ilk diyanet işleri başkanı, Osmanlı'nın son şehrislamı, Mehmet Sabri Efendi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, laik demokratik hukuka geçmekle, İslam hukukundan çıktığını ve bu yüzden Darül Harp olduğunu, Darül Harp'te de Müslümanlar iki yolun kaldığını, birisinin oturup cihad etmenin, öbürkünde hicret etmenin olduğunu söylemiş ve hicret etmiştir.
Kitabını yayınladıktan sonra ve o fetva daha durmaktadır. O fetvanın karşılığında diyanet, Türkiye Darül İstan'dır diye bir fetva yayınlamamıştır. Burada bu meseleyi anlatamayanlara da bir yol çizmiş olalım. İfadesini vermiş bir adam var burada. Darül Harp diye Müslüman ev veya araba kredisi çekip faiz yiyebilir mi? Kesin olarak Kur'an'da haram, yasak olan bu konuda fetva verilebilir mi? Neye göre verilir? Müslüman şüpheli olan şeylerden kaçınması gerekmiyor mu? Domuz eti yemek farzdır. Yalan söylemek farzdır. Şarap içmek farzdır. Orucu terk etmek farzdır. Namazı kılmamak farzdır.
Dini bilmeyenlerin dinin üzerine ahkam kesmektense, dinlerini öğrenmeleri de farzdır. Dini bilmeyenlerin soruyu sorarken ebedle de sormaları da farzdır. Bir fetvanın nereden nasıl geldiğini bilmeyen insanların, o fetvayı öğrenirken de ebedle sorması farzdır. Domuz eti sabittir. Ölmek üzere olan bir kimsenin yemesi farzdır. Şarap ayetle farz, ayetle haramiyeti farzdır. Susuzluktan ölmek üzere olan bir kimsenin veya bir uzvu helak olacaksa onun şarap içmesi farz olur. Oruç tutmak farzdır. Bir kimsenin oruçtan dolayı vücudunda bir azası helak olacaksa, orucunu bozması da farzdır.
Oruç tutmaması da farzdır. Şimdi bir kimse burada dar-ı harpte işte faiz yiyebilir mi? Kesin olarak Kur'an'da aran, yasak olan bu konuda fetva verilebilir mi demiş. Bu benim sözüm. Fetvayı veren ben değilim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri vermiş. Amcası Abdullah Mekke'de faiz yemiş. Mekke ne zaman fethedilince Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke'de faizciliği o zaman yasaklamış.
Uğuz Savaşı'nda Müslümanlar Uğuz Savaşı'na çıkacakları zaman silahlarını faizle almışlardı biliyor musunuz? Müslümanlar bunları bilmezler ki. Davul Harp'ta harbiyle müminin arasında faiz yoktur. Hadis-i Şerif.
Hazreti Mekul Hadis-i Şerifi. İmam-ı Azam Hazretleri bu Adis-i Şerifi kendisine öç almış. İmam-ı Ahmet, İmam Yusuf bu ölçü öymüş. Hanefilerce dar bir halde harbiyle müminin arasında faiz yoktur. Bu muameleler arasında faiz olacaksa harbiyle mümin arasında Müslüman kendisini bu noktadan kurtarır. Elhamdülillahi Rabbil Alemin, Cenab-ı Hakk'a hamdü sena olsun, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri böyle bir uygulama yapmış.
Yoksa buradaki cemaat komple faizin içindeydi. Annesiyle tabi duvarının dibinde zina etmiş gibi günah kebare gelmişti. Niçin? Eretik parası geç kaldı faiz eder, vergi geç kaldı faiz eder, telefon parası geç kaldı faiz eder, gittin bir yere bir günlük geciktin faiz eder, ekmekte faiz, suda faiz, hepsi de faiz. Devletle olan ve resmi kurumlarla olan bütün ilişkileriniz faizin üzerine. Hepiniz de anneniz de Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girecektiniz. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hazreti Adem'den en son gelen peygamber, Adem'den sonra Adem'i ipten almış ya, unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz diye. Ümmet-i Muhammed'i de ipten almış, harbiyle aranızda muamelelerde faiz yoktur diyerekten.
Ticaretlerin hepsi de bankanın üzerine, bankanın üzerine bir edeme yapmazsa adam seni mahkemeye verir, mahkemede haklı çıkıyor. Dostlar, ben hayatı sırça köşte yaşamıyorum. Herkes çekini gidecek, bankaya yatıracak. Senedini gidecek, bankaya yatıracak. Şöyle diyeceksiniz şimdi, ya bankaya yatırmakla almanın ne arasında, yatırmakla almak aynı mı? Aynı. Faizsiz kurulmuş da yok, burada faiz yokmuş da, burada karpoymuş da, yalan hepsi de. Hepsi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukukuna bağlı. Hadis-i Şerif'te Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem geldiğinde sahabe ayağa kalkınca, Peygamber Efendimiz acemler gibi ayağa kalkmayın buyuruyor.
Buradaki acemler kimlerdir, ayağa kalkmanın bir ölçüsü var mıdır? Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri mescitte o oldu. Mescitte kim gelirse gelsin camide, camide gelen kimseye ayağa kalkılmaz. İslam'da din adamları var mıdır? Yoktur. İslam'da iştahat özgürlüğü var mıdır? Vardır. Varsa kimler iştahat edebilir? Herkes iştahat edebilir, o yüzden bu haldeyiz. Namazı yıllardır bir ibadet biliriz. Birisi namaz ibadet değildir derse bizim tepkimiz ne olması lazım? Ona diyeceksin ki Allah yolunu açık etsin. Tesettür fazdır, kadın her an Allah'ın huzurunda ama kocasına açılıyor, namazda ise kapanıyor. Evde namahrem mi yoksa saç açık namaz kılabilir mi?
Evde saç açık namaz kılamaz, ibadet ediyor. Şefaati bazı insanlar reddediyor. Örnek olarak da Hz. Peygamber'in kızına söylediği sözü örnek alırsak biz şefaati nasıl anlamalıyız? Şefaat haktır. Ayet-i kerimede bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ayet-i kerimede açıklar mısınız? Bilenlerle bilmeyenler bir olmaz. Ayet-i kerimede açık. Allah'ın veli kullanılarına iftira atanlara tepkimiz nasıl olmalı? Yalnız Kur'an bize yeter diyenlere ne söyleyebiliriz? Lekum din ikum veliyedin. Zümer suresi ayet 3'teki onlar hahamlarını ve rahiplerine Rab edindiler ayetini. Allah'ın dostlarını uygulamakta olanlara ne cevap verelim demiş. Lekum din ikum veliyedin.
Yani neden? Çünkü hahamı ve rahibi Rab edinmekle Allah'ın bir kulünü sevmek, Allah'ın bir dostunu, velisini sevmek aynı kategoride görülmemesi gerek herhalde. Tövbe 31 suresini biraz açar mısınız? Ben bu kadar çok ezberim yok. Tövbe 31'i bileyim. Rabıta hangi hallerde şirk olur? Çocuk yapmak için herhangi bir gün ya da maddi manevi bir durum gözetmekte sakınca var mıdır? Bu üstte dikkat edilmesi gerekenler nelerdir? Allah takdir etti mi, Meryem'e nasıl üflediyse, o çocuk olacaksa öyle üfler.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.